Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Selçuklular'ın Maveraünnehr'e İnişleri Sırasında

Selçuklular'ın Maveraünnehr'e İnişleri Sırasında Orta ve Yakin Doğu'nun Siyasi Durumu

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Selçuklular'ın Maveraünnehr'e İnişleri Sırasında

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 22:43

SELÇUKLULAR'IN MAVERAÜNNEHR'E İNİŞLERİ SIRASINDA ORTA VE YAKIN DOĞU'NUN SİYASİ DURUMU

Şimdi, yukarıda türlü bakımlardan mana ve öneminden bahsettiğimiz hadiseyi, Selçuk'un o zamanın devletlerarası münasebetlerine katılması meselesini ele almanın zamanı gelmiştir. Bu hadisenin daha iyi anlaşılabilmesi için önce, bu sırada (X. asır sonlarında) Orta ve Yakın Doğuya hakim devletlerden ve bunların birbirleriyle olan münasebetlerinden kısaca bahsedelim. Bu suretle şu veya bu devlet safında Selçuklular'ın da rol oynamağa başladığı bu devrin siyasi tablosunu meydana çıkarmağa çalışalım.

Kaynakça
Kitap: BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞU TARİHİ Cilt : I KURULUŞ DEVRİ
Yazar: Mehmet Altay KÖYMEN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SELÇUKLULAR'IN MaVERaÜNNEHR'E İNİŞLERİ SIRASINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 22:43

1. SELÇUKLULAR'IN MAVERAÜNNEHR'E İNİŞLERİ SIRASINDA ORTA VE YAKİN DOĞU DEVLETLERİ

Orta ve Yakın doğuda bu sırada, doğudan batıya doğru başlıca şu devletler bulunuyorlardı:


İslamlığın doğu hududu üzerinde Karahanlılar (tak. 932 - takr. 1212) Maveraünnehr ve Horasan'da Samanoğulları (874-999), bugünkü Afganistan ile Pakistan devletlerinin hakim oldukları bölgelerde Gazneliler (962 - 1183) Batı Iran ve Irak'ta Buveyhliler (932 - 1055)), Mısır ve Suriye'de Fatımiler (910 -1171). Anadolu ve Balkan'larda Bizans 4 (392 - 1453) devletleri. Bunlardan başka bir takım küçük devletler varsa da, o zamanın devletlerarası münasebetlerinde dikkate alınacak roller oynamadıkları için zikredilmemişlerdir.

Selçuklular, bilhassa imparatorluk kurulduktan sonra, bu devletlerin hemen hepsi ile siyasi münasebetlerde bulunacaklar, bir kısmını ortadan kaldıracaklar, bir kısmının arazisini az veya çok kendi ülkelerine katacaklar, bir kısmını da tabilik statüsünü kabul etmek şartiyle, yerlerinde bırakacaklardır.

O zamanın siyasi hayatına hakim olan bu altı devleti etnik bakımdan bir tasnife tabi tutarsak şöyle bir netice ile karşılaşırız:

a. Bu devletlerden ikisi, (Karahanlılar ve Gazneliler) Türk,
b. ikisi İranlı (Samanoğulları ve Büveyhoğulları),
c. Birisi Arap (Fatımiler);
d. Sonuncusu da (Bizans) Grek ırkındandır.

Sözkonusu devletler, yapı bakımından birbirlerinden farklıdır. Türk devletleri İslam dünyasının doğu, Bizans ise batı sınırı üzerinde bulunmasına karşılık, ötekiler İslam dünyasının ortasındadırlar.
Yine bu devletlerden bazıları milli devlet karakterini haizdirler.

Yani idare eden kitle ile idare edilen halk umumiyetle aynı ırkdandırlar:

Karahanlılar, Samanoğulları, Fatımiler ve Bizans devletleri aşağı yukarı bu katagoriye girerler.
Öte yandan Gazneliler Devleti idare edilenler ile idare edenlerin ayrı ayrı ırktan olanlar zümresine girer.

Büveyhoğulları Devleti bu bakımdan her iki kategorinin ortasında yer alır:

Hakim olduğu sahalardaki halkın bir kısmı, Büveyhoğulları hanedanı ile aynı soydandır. Buna karşılık, Irak başka bir ırktan, çoğunlukla Arap ırkından halkla meskundur.
Bu devletlerin din bakımından tasnifine gelince, bu altı devletten Bizans müstesna, ötekilerin hepsi de müslümandır.

Fakat Müslüman devletleri kendi aralarında iki kategoriye ayırmak lazımdır:

1) Sünni devlelter (Samanoğulları, Karahanlılar, Gazneliler.
2) Şii devletler (Büveyhoğulları ve Fatımiler).

Birinci kategoriye giren devletler, Bağda t Abbas i Halifeliği'ni meşru halifelik olarak tanırlar ve onun dini ve manevi otoritesini kabul ve müdafaa ederler.
Fatimi Halifeliği ise bütün İslam dünyasının Şii olmasını dış siyasetinin esas prensibi olarak kabul etmiştir. Bu siyasetin kendisini nasıl açığa vurduğunu aşağıda göreceğiz.

Büveyhoğulları'nın durumu, burada da acaibtir:

Hanedan Şii akidesini kabul etmekle beraber, Bağdat Abbasi Halifeliği'nin yerinde kalmasını devlet menfaatlerine daha uygun bulmuştur; yani Sünni bir siyaset takibine mecbur olmuştur.

Şu halde Büveyhoğulları Devleti istisna edilecek olursa, İslam dünyası dini bakımdan birbirine düşman iki gruba ayrılmış demektir.
Bizans Devleti, söylemeğe hacet yoktur ki, hıristiyanlığı resmi din olarak kabul etmiş ve yaymağa çalışmıştır. Hıristiyanlık, kendisini Mısır'dan ve Suriye'den atmış olan İslamlığa düşmandır; imkan ve fırsat buldukça İslamlığa saldırmaktadır. Hiristiyanlığı bayrak olarak kullanan Bizans'ın saldırışlarının bir manası İslamlığı yıkmak ise, diğer bir manası da İslamların Kuzey Afrika ve Suriye'yi almalarını tanımamak demektir.

Görülüyor ki, bütün bu devletler muhtelif bakımlardan birbirlerinden farklıdırlar. Müşterek oldukları tek bir nokta vardır:

Hemen bütün bu devletlerde askeri kadroları az veya çok ölçüde işgal edenler Türkler'dir. Bu, bilhassa İslam devletlerinde bundan önce böyle olduğu gibi, bu zamanda da böyle idi. Bundan sonra da bütün İslam dünyası Türk hegemonyasına geçinceye kadar, böyle devam edecektir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SELÇUKLULAR'IN MaVERaÜNNEHR'E İNİŞLERİ SIRASINDA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 22:45

Mesela Samanoğulları Devleti'nin hizmetinde çalışan Türkler bilhassa X. asrın ikinci yarısından itibaren o kadar nüfuz kazandılar ki, bu devlete hiç tereddüt etmeden bir Türk Devleti denilebilirdi. Esasen Gazneliler Devleti'ni kuran kimse, Samanoğulları hizmetinde bulunmuş olan bir Türk generali idi.

Varlıklarının bu ilk başlangıç safhasında, Selçuklular, mahiyetlerinden bahsettiğimiz bu devletlerden sadece Samanoğulları ve Karahanlılar devletleriyle, o da kendi teşebbüsleriyle değil, bunlardan birincinin ikinciye karşı yardıma çağırmasiyle siyasi ve askeri münasebete girişmişlerdir.
Samanoğulları Devleti'nin doğu siyaseti, kendilerinden önceki devletlerin takip ettikleri siyasetten çok farklı idi. Daha önce müdafaa siyaseti takip edildiği halde, Samanoğulları, esas itibariyle, bir hücum siyaseti takip etmişler ve bazı Türk şehirlerini fethetmişlerdi.

Batıda da zaman zaman Büveyhoğulları Devleti ile mücadelede bulunan Samanoğulları Devleti, görünüşe göre, bu tarafta pek fazla başarı sağlayamamıştır. (Rey şehrine kadar fethetmişlerdi).

Başlıca Türk kumandanlarının hakimiyeti ellerine geçirmek için mücadeleleri neticesinde içten zayıflayan Samanoğulları Devleti'ne karşı, doğudan yeni bir Türk devleti taaruza geçtiği sırada şartlar yeni hücuma geçenin çok lehine görünüyordu.

İran ve Maveraünnehr hakimiyeti için mücadele eden üç siyasi teşekkülden ikisi genç ve dinçtir. ihtiyar Samanoğulları Devleti bu iki genç devlete karşı varlığını koruyabilmek için her türlü çareye baş vurmak zorunda idi. Geriye kalan devletler hadiselerin bu safhasında bizi doğrudan doğruya ilgilendirmiyorsa da, umumi tablonun tamam olması için kısaca onlardan da bahsedelim. Bunlardan Büveyhoğulları Devleti, hanedana dahil muhtelif prensler muhtelif coğrafi bölgelerde hüküm sürdüğünden eski kudretini ve merkeziyetçiliğini kaybetmişti.

İslam dünyasının siyasi hakimiyetini eline geçirmek için, dini, ideolojik bir kalkan olarak kullanan Mısır Fatımiler Devleti, bu haliyle aynı İslam dünyasının iki safa ayrılması neticesini doğurmuştu. Onun İslam dünyasını ele geçirmek için nasıl bir siyaset takip ettiğini aşağıda göreceğiz. Burada şu kadar söyliyelim ki, bu Şii devlet ile İslam dünyasını dışarıdan yıkmağa uğraşan Bizans imparatorluğu arasında — şüphesiz tatbik edilen metod değişmekle beraber— takip edilen gaye bakımından pek fark yoktu. Gerçekten, kısaca belirttiğimiz şekilde, İslam dünyasının muhtelif siyasi teşekküller arasında parçalanmış bulunmasına karşılık, Bizans imparatorluğu, başında bulunan hanedan sayesinde uzun tarihinin en kudretli devirlerinden birini yaşıyordu.

Görülüyor ki, İslam dünyası, Sünni devletlerin birbirleriyle mücadelelerinden başka, içten Fatımiler Devleti'nin, dıştan Bizans imparatorluğu'nun taarruzlariyle bu sırada tehlike içinde bulunuyordu.

Selçuklular bu sırada, dediğimiz gibi, bu devletlerden sadece ikisi ile; Samanoğulları ve Karahanlılar Devletleriyle münasebet halinde bulunuyordu.
Karahanlı istilasının arifesinde Samanoğulları Devleti, Türk generallerinin çıkardığı meselelerle meşguldü. Devlet bu generaller üzerinde otoritesini kurmakta büyük güçlüklere uğruyordu. istila arifesinde iki büyük Türk kumandanı mücadele halinde idi. 989 da ölen babasının yerine sipahsalar olan Ebu Ali Simcuri, karşısında Faik'i buldu. Merkezin Faik'i tercih etmesi Ebu Ali'nin silaha sarılmasına sebep oldu. Faik yenilerek Merv-Ru'da kaçarken Ebu Ali, Buhara'ya gönderdiği elçi vasıtasiyle harekatının sebebini izah ve itaatini arzetti. Hükümet ister istemez galibin itizarını kabul ederek, Amuderya'nın cenubunda bulunan bütün vilayetlerin valiliğini tasdik etti. Samanlı hükümdarı II. Nuh (977 - 997)-dan Emir ü'l-ümera unvanını alan Ebu Ali bu vilayetlerde mutlak hakim oldu. Ordusunun ihtiyaçlarını bahane ederek bütün devlet gelirlerini, hatta hükümdarın şahsına ait emlakin (hazine-. hassa emlaki'rıin) gelirini bile müsadere etti.

Öte yandan, Faik, Samanoğulları Devleti'ni meşgul etmekte devam ediyordu.
W. Barthold'un dediği gibi, fatih Karahanlı hükümdarlarının orduları doğu hudutlarından yaklaşırken Samanoğulları Devleti böylece tam bir karışıklık içinde idi ve kolay bir av oldu.

Nitekim, Karahanlı hükümdarı Buğra Han Harun Maveraünnehr'de herhangi bir mukavemetle karşılaşmadı. Hükümetten memnun olmayan «Dihkanlar» (büyük arazi sahibi feodaller) da kendisini istilaya teşvik ediyorlardı. Bahis konusu ettiğimiz Ebu Ali ise, onunla Samanoğulları Devleti'nin taksimi hususunda gizli bir anlaşma yaptı. Buna göre, Amuderya'nın güneyi Ebu Ali'nin elinde kalacak; Maveraünnehr de Buğra Han'ın işgaline terk edilecekti Görülüyor ki, Ebu Ali, hakimiyetinin istilacı tarafından tanınması karşılığında Samanoğulları Devleti'-nin yıkılmasına göz yumuyor. Buna karşılık istilacı Harun, kendisine asıl mukavemeti gösterecek olan Samanlı generalinin, metbuu lehine harekete geçmesini önlemiş oluyor.

İstilacıyı yalnız, Ebu Ali ve Faik gibi asi generaller ve Dihkanlar değil, aynı zamanda din adamları da iyi karşıladılar. Halkın da bu işgal karşısında sakin kaldığı görünüyor.

Samanoğulları Devleti'nin Harun'a karşı gönderdiği iki ordu birbiri arkasına mağlup oldu. Sonuncu gönderilen ordunun başında bu maksatla affedilmiş olan Faik bulunuyordu; onun mahsus mağlup olduğu ileri sürülmüştür ki, mümkündür. Nuh payitahtı Buhara'yı terke mecbur oldu. Buğra Han şehri işgal etti (Mayıs 992).

Bu suretle, geçici de olsa, Samanoğulları Devleti'ne son verilmiş oldu. Mağlubiyeti ve devletinin sona erdiğini kabul etmeyen Samanoğulları hükümdarı Nuh, istilacıyı Maveraünnehr'den sürüp çıkarmak için hazırlanırken, Buğra Han hastalandı ve şehri terke mecbur oldu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Bing [Bot] ve 1 misafir