Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dukak ve Oğuz Hükümdarı İle Münasebeti

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Dukak ve Oğuz Hükümdarı İle Münasebeti

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 22:23

DUKAK VE OĞUZ HÜKÜMDARI İLE MÜNASEBETi

Kuvvetinden dolayı Dukak'a «demir yay»lı (Te-mir Yalığ) lakabı verilmişti; cesurluğu, devlet işlerindeki mahareti ile tanınmıştı. Oğuz Yabgu'su mühim devlet işlerini ona danışmadan halletmezdi. Bir gün Yabgu, mutat hilafına ona sormadan, hiç suçu olmayan bir Türk «taife»sine karşı sefer tertip etti. Bunu duyan Dukak kızdı; yolda Yabgu'nun karşısına çıktı ve ona ağır sözler söyledi. Gazaba gelen Yabgu kılıcını çekti ve Dukak'ı yüzünden yaraladı. Dukak mukabele etti. Elindeki gürzü Çamud) hükümdarın başına vurdu. Yaralanan Yabgu attan düştü. Bu hadise bütün devlet ileri gelenlerinin ve kumandanların huzurunda vukubuldu. Atma tekrar binen Yabgu, Dukak'ın yakalanması ve öldürülmesi için emir verdi. Fakat hiç kimse yerinden kımıldamadı.

Zira kimin haklı, kimin haksız olduğunu meydana çıkaracak olan tahkikat yapılıp neticelenme-dikçe, küçük olsun, büyük olsun, herhangi kimseye karşı harekete geçmek bu ülke halkında adet değildi. Dukak ise, suçunun hükümdarın Türkler'e zulüm yapmasına mani olmaktan başka bir şey olmadığını hazır olanlara yüksek sesle ilan etti. Ona göre, bu seferin sonu, ülkenin harabisi ve saltanatın sona ermesi olacaktı. O, nasihatinin mükafatı olarak kılıç darbesi yediğini ifade etti. Büyükler Dukak'a hak verdiler.

Yabgu'yu teskin etmeğe çalıştılar:

Dukak'ın şeytana uyarak bu hareketi yaptığını, böyle bir hareket karşısında ise her hükümdarın kızacağını ifade ettiler. Nihayet, onu teskine muvaffak oldular ve Dukak ile barışmağa razı ettiler. Bu münasebetle büyük bir şölen tertip edildi. Dukak ile beraber ordusunun kumandanları da davet edildi. Şölen'de Yabgu ile Dukak kucaklaştılar, birbirlerinin başlarını ve yüzlerini öptüler. Aynı şeyleri, ordu mensupları da yaptı. Bu suretle Dukak'ın prestiji arttı, şöhreti daha fazla yayıldı.

Biz böyle bir hadisenin hakikaten vukubulup bulmadığını ayrıca münakaşa mevzuu yapmağa bile lüzum görmüyoruz. Zira teferruatta bazı noktalar tartışma götürse bile, heyeti umumiyesi itibariyle Türk tarihinde böyle bir hadisenin vukubulduğu, hele devletin mahiyeti dolayısiyle verdiğimiz bilgi ile muvaziliği gözönünde tutulacak olursa, tereddütsüz kabul edilebilir. Şu halde, şimdi bu hadisenin tahliline ve neticelerini tesbite geçebiliriz.

Önce hadisenin tarihini tayine çalışalım. Bildiğimize göre, bu hadiseden bir müddet geçtikten sonra Selçuk dünyaya gelmiş, ve aynı Selçuk delikanlılık yaşına (sinn-i rüşd), yani 17-18 yaşına girince de Dukak vefat etmiştir.

Aşağıda göreceğimiz gibi, Selçuk'un, X. asrın başında doğduğunu bildiğimizden, bu hadisenin 875-885 yılları arasında vuku bulduğu ileri sürülebilir.
Yukarıdan beri verdiğimiz izahatı da gözönünde tutarak, bu hadiseden çıkan ilk netice, bu Oğuzlar Devleti'nin, merkeziyetçi ve otoriter devlet tipini temsil etmekten uzak, feodal mahiyeti haiz bir devlet olduğunun sabit bulunmasıdır.

Bilindiği gibi, devleti dışarıdan tehdit eden bir tehlike mevcut olmadıkça, yahut da içte herhangi bir kabile şefi veya hükümdar büyük istila hareketlerine teşebbüs etmedikçe normal olanı da budur:

Her kabile irsi şeflerinin idaresinde yaşar ve başta bulunan hükümdarla olan bağları gevşektir.

Yine anlattıklarımızdan açıkça anlaşılıyor ki, mühim iç ve dış meselelerde Yabgu devletin büyüklerine danışmadan iş yapmamakta veya yapamamaktadır. Bu büyüklerin en nüfuzlularından biri Dukak'tır. Yabgu, bu zamana kadar sükun ve huzur içinde bulunduğu anlaşılan devleti (iç) harbe sürüklemeğe karar verince, Dukak bunu tasvip etmemiş, mani olmağa çalışmıştır ve aralarında anlattığımız kavga olmuştur.

Görülüyor ki, devletin başında bir hükümdar olarak Yabgu'nun böyle bir işe teşebbüsü tek başına tamamiyle kendi yetkisi dahilinde telakki etmesine karşılık, Dukak, devletin, Yabgu ile büyüklerin ortak sorumlulukları altında bulunduğu esasını müdafaa ediyor. Dukak'a göre bu sefer memleketin harabisine ve saltanatın zevaline sebep olacaktır. O bu endişe ile müdahale ettiğine göre, demek ki, devletin istikbali kendisini de yakından alakadar ediyor ve müdahaleye kendinde hak görüyor.

Yabgu , haksız telakki ettiği bu müdahaleyi kıramamıştır. Daha doğrusu kırmak istediği halde emrini devletin diğer büyüklerine dinletememiştir ve neticede ister istemez onların hakemliğini kabul etmeğe mecbur olmuştur. Dukak naklettiğimiz şekilde kendisini müdafaa etmiştir. Bu müdafaa mecburiyeti de gösteriyor ki, o, şahsına bağlı askeri kuvvetlere sahip bulunmasına rağmen, harekete geçselerdi, Yabgu'nun kuvvetlerine mağlup olması mukadderdi.
Yabgu'nun, büyüklerin hakemliğini kabul etmesinin ifade ettiği mana, Dukak'ın, nazari bakımdan olmasa bile fiilen kendisine eşit bir kimse seviyesine çıkmasıdır. Şölen esnasında kucaklaşma şekli, bunun en açık delilidir. Nitekim bu hadisenin, Dukak'ın prestijini çok arttırdığı kaynak tarafından da belirtilmektedir.

Şimdi halledilmesi lazım gelen nokta şudur:

Dukak'ın Oğuzlar Devleti Yabgu'su karşısındaki hukuki durumu nedir? Sualimizi daha açık olarak tekrarlayalım: Dukak, Oğuzlar Devleti'ne tabi diğer bir devletin veya bir kabilenin irsi reisi midir; yoksa Oğuzlar Devleti'nin teşkilatında vazife almış ricalden biri midir?

Bu suallerin cevabını anlattığımız hadiseden çıkarmak pek mümkün görünmüyor. Yine Melikname'ye istinad eden bir kaynağımızın '«Oğuz Türkleri'nin kumandanı» (mukaddem) olduğunu söylemesine rağmen, vasal bir devletin başında bulunduğunu, hatta bir kabilenin irsi reisi olduğunu kabul etmek çok güç görünüyor. Onun daha ziyade, hadisenin de gösterdiği gibi, devlet teşkilatı içinde en nüfuzlu kumandanlardan biri olduğunu iddia etmek çok mümkündür.

Bunun en açık delili, kendisi öldükten sonra genç oğlu Selçuk'un Oğuzlar Devleti «Subaşı»lığı (ordu kumandanlığı)na tayin edilmesidir. Görülüyor ki, babasının fiilen sahip olduğu nüfuz ve salahiyete, oğlu, devlet teşkilatının en yüksek makamlarından birine getirilmek suretiyle hukuki bir mahiyet veriliyor. Bu itibarla Selçuk'un, bir bakıma, hükümdar tarafından babasına nazaran daha da terfi ve terakki ettirildiği tereddütsüz söylenebilir.

Kaynakça
Kitap: BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞU TARİHİ Cilt : I KURULUŞ DEVRİ
Yazar: Mehmet Altay KÖYMEN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir