Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Selçuklu Devleti ve Türkmenler

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Selçuklu Devleti ve Türkmenler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 03:54

Selçuklu Devleti ve Türkmenler

Türkmenlerin, Türk ve İslam dünyasında önemli bir mevki işgal etmeleri Selçuklu Devleti'nin kurulması ile olmuştur.
Ananeye göre, Selçuklu Devleti'nin kurucularının atası olan Selçuk Subaşı Oğuzların Kınık boyundandı. Bununla birlikte O, Oğuz Yabgusu'nun yanından ayrılarak İslam beldelerine yakın olan Cend şehrine geldiğinde maiyetinde her halde sadece Kınık boyuna mensup olanlar bulunmuyordu. Çünkü Selçuk, "Subaşı", ünvanından da anlaşıldığı gibi Oğuz Yabgusu'nun yanında "Subaşılık" görevinde bulunuyordu ve bu yönü ile o bir aşiret reisi değildi. Bundan dolayı, Selçuk Bey'in kendisine muhabbet duyanların yanı sıra Oğuz Yabgusu'nun idaresinden memnun olmayan diğer Oğuz boylarına mensup kişilerce de desteklenmiş olabileceği hatıra gelmektedir.

Selçuk Subaşı'nın Oğuz Yabgusu'nun bulunduğu bölgeden ayrılarak Cend şehrine gelmesinden sonra gayr-i müslim Oğuzlarla mücadelesi, taraftarlarının sayısını oldukça arttırdı. O'nun ömrünün sonlarına doğru, oğullarından Arslan ve Musa'nın "Yabgu" ünvanı taşımaları, Selçukluların Oğuzları temsil edecek kadar büyüdüklerini veya en azından kendilerini öyle gördüklerini göstermektedir.

Selçuklu Türkmenlerinin Maveraünnehr'e inmeleri, Müslüman olmalarından daha çok Samanoğulları-Karahanlı rekabeti ile ilgilidir. Onlar, önce Samanoğullarına yardımda bulunmuşlar, Ali Tekin'in muhalefeti sırasında da Karahanlıların iç mücadelelerinde yer almışlardı. Ancak, bu gelişmeler, Karahanlı ve Gazneli devletlerinin, Türkmenlerin bölgede siyasi bir güç haline gelmelerini önlemek amacıyla, Selçuklular üzerinde baskılarını artırmalarına yol açtı. Bu sıralarda Türkmenler Arslan Yabgu ile Tuğrul ve Çağrı beylerin idaresinde olmak üzere iki kısma ayrılmışlardı. Tuğrul Bey, Gazneli ve Karahanlı baskılarına karşı kendilerini daha iyi savunacakları bir bölgeye çekilirken, Çağrı Bey yaklaşık 3000 kişilik bir kuvvetle batı yönünde "keşif" hareketine çıktı. Çağrı Bey'in batıya yönelmesinde her halde bu tarafta Samanoğullarının yıkılmasından kaynaklanan otorite boşluğunun doğması da etkili olmuştu. O, Azerbaycan ve Doğu Anadolu'ya kadar giderek, bol ganimet elde etti. Çağrı Bey'in "rüzgar gibi atlar üzerinde uzun saçlı, yaylı, mızraklı" askerlerle yaptığı bu sefer mutaassıp Ermenilerce, kendilerine "Allah'ın, Hıristiyanlıktan ve İsa'nın yolundan uzaklaşmalarından dolayı bir gazabı" olarak yorumlandı. Çağrı Bey keşif seferinden döndükten sonra Tuğrul Bey'e keşfetmiş olduğu Horasan ve Arminiyye bölgelerine gitmesi önererek, "buralarda kendilerine karşı koyabilecek bir gücün olmadığım" bildirdi.

Öte yandan, Türkiye Selçukluları hanedanının atası olan Arslan Yabgu Karahanlılardaki taht mücadelesinde Ali Tekin'i desteklemişti. Gazneli Mahmud hem Ali Tekin'e olan desteğini kaldırmak hem de kendisi için tehlikeli olmasını önlemek amacıyla onu hile ile tutuklattı. Selçukluların "hainane" diye tavsif ettikleri bu olay sırasında Arslan Yabgu'nun ifadesine göre Türkmenler 100 000 asker çıkaracak bir sayıya ulaşmışlardı. Sayı abartılı gibi görünmekle beraber Selçuklu beylerinin etrafında toplanan Türkmen nüfusun çokluğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Arslan Yabgu'nun tutuklanarak Kalincar kalesine hapsedilmesinden sonra, O'nun maiyetindeki Türkmenlerden bir grup Gazneli Mahmud tarafından Horasan'a sevk edilerek Nesa, abiverd ve Ferave bölgesine yerleştirildi. Bu sıralarda onların başında Göktaş, Yağmur, Kızıl ve Boğa adlı beyler bulunuyordu. Daha sonraları diğer Türkmenlerden ayırmak için "Irak Türkmenleri" diye adlandırılan bu grup yerleşik halk ve idareciler ile anlaşmazlığa düşünce, Gazneliler tarafından bölgeden çıkarıldılar. Onlar da Azerbaycan taraflarına çekildiler. Buralarda çeşitli yönlere akınlar düzenledilerse de bu tür faaliyetler tarihin seyri bakımından fazlaca etkili olmadı.

Türkmenlerin Orta Horasan'dan çekilmesi ile meydana gelen boşluğu Amuderya kıyılarında çöller zinciri ile çevrilmiş korunaklı bir bölgede bulunan Tuğrul ve Çağrı beyler doldurmak istediler. Sultan Mahmud'un ölümünden sonra kardeşinin saltanatını engelleyerek tahta geçmiş olan Mesud'dan yerleşme izni talep ettiler. Buna karşılık Irak Türkmenleri'nin şekavetini önleyeceklerini Balhan, Dihistan ve Harezm'den gelecek asileri bölgeye sokmayacaklarını vaat ettiler. Fakat, Sultan Mesud daha önce aynı bölgeye yerleşen Türkmenlerden çekilen sıkıntıya bakarak izin talebini reddedince, onlar da zorla Orta Horasan'a girdiler. Bu olay Türkmenlerin, Gazneliler Devleti için gerçekten ciddi bir tehlike haline geldiğini gösteriyor, ki Sultan Mesud da bunu fark ederek, Selçuklulara karşı büyük bir savaşa karar verdi. Merv ile Serahs arasındaki Dandanakan denilen yerde yapılan savaşı Tuğrul ve Çağrı beylerin idaresindeki Türkmenler kazandı. Sultan Mesud'un ağır yenilgisi Horasan'ı yeni sahiplerine bırakırken yeni bir devletin de ortaya çıkmasına yol açtı. Tuğrul ve Çağrı beyler bu zaferlerini fetihnameler ile komşularına duyurdular. Tuğrul Bey "Melikü'l-Müluk" ilan edildi. Arap dünyası ile temaslarından sonra, "Sultan" ünvanı da kullanıldı. Böylece Oğuz Yabgusu'nun yanından mutsuz bir şekilde ayrılan küçük Türkmen grubu yaklaşık yüz yıl süren meşakkatli bir mücadelenin sonunda Selçuklu Devleti'ni kurmuş oldu.

Tuğrul Bey'in hükümdar olmasından sonra, Selçuklu ailesi fethedilecek bölgeleri aralarında taksim ettiler. Dört yönde de gelişen Selçuklu fetihleri gerçek mecrasını batı yönünde buldu. Selçuklu askerleri Bizans hududuna ve Halife'nin topraklarına kadar dayandılar. Öte yandan devletin kuruluşuna iştirak etmeyen ve başlarına buyruk hareket eden Irak Türkmenleri de Azerbaycan'dan Musul'a kadar olan sahada yağmacılık yapıyorlardı. Büveyhoğulları'nın ve Mervanoğulları'nın bu Türkmenlerin şekavetinin önlenmesi hususunda ricaları üzerine Tuğrul Bey, bunların kendi denetiminde olmadığını bildirmişti. Öte yandan Irak Türkmenleri'nin Anadolu sınırına gitmeleri sağlanarak Bizans'ın taciz edilmesine de başlanmıştı.

Selçuklu fetihlerinden endişe duymaya başlayan Halife, Tuğrul Bey'e elçi göndererek zaptetmiş olduğu memleketlerin kendisi için yeterli olduğunu, diğer Arap emirlerine ait memleketlere dokunmamasını istedi. Tuğrul Bey "Benim askerlerim pek çoktur ve bu memleketler onlara kafi gelmemektedir." cevabını verdi. Halife'nin "Aldığınız memleketlerin vergisini selefleriniz gibi bize gönderin" şeklindeki isteği ise nazikçe reddedildi. Anlaşılıyor ki, Tuğrul Bey'in fetih arzusu henüz sönmediği gibi, Halife'ye bağlılığı da onun dini hüviyetine hürmetten öteye geçmemekteydi. Nitekim, O, 1055'te Bağdat'ta bulunduğu sıralarda meydana gelen bir olay üzerine "Halife'ye hürmetim olmasa idi, bütün Bağdat'ı kılıçtan geçirebilirdim." demiştir.

Selçuklu fetihleriyle birlikte batıya doğru akan Türkmen göçüne Malazgirt zaferi yeni bir mecra kazandırdı. Bu zaferden sonra Alp Arslan ile mağlup Bizans İmparatoru Romanos Diogenes arasında akdedilen sulh, Diogenes'in ölümü üzerine bozulunca, Alp Arslan Anadolu'nun fethini emretti. Türkmenler, Kutalmış'ın oğullan Süleyman, Mansur, Alp İlek, Devlet gibi kumandanların idaresinde şimdiye kadar ulaşamamış oldukları yerlere kadar ilerlediler. İmparator Mihael "Kadınlaşmış müşavirlerinin sözlerine bakarak" akıncı Türkmenlere karşı koyamadığı gibi Anadolu'daki Rum ahaliyi eşyaları ile birlikte Balkanlara nakletti. Böylece, Anadolu'da boşalan yerler Türkmenler tarafından hızla dolduruldu. Kıyı şeritleri dışarıda kalmak üzere bütün Anadolu kısa bir sürede Türkmenlerin eline geçti. Geniş yaylalara ve münbit topraklara sahip olan Anadolu, konar-göçer Türkmenlerin yanı sıra, Orta Asya'nın yerleşik Türk ahalisi tarafından da dolduruldu.

Büyük Türkmen Göçü'nden bir müddet sonra başlayan Haçlı Seferleri, Türkmenleri kısa bir süre de olsa sadece Batı Anadolu'dan çıkarabildi. Orta ve Doğu Anadolu'da Türk nüfusu artmaya devam ettiği gibi, bu bölgeler Haçlılara karşı direnişin üssü durumuna geldi. Öte yandan bu topraklarda Anadolu Selçukluları, Artukoğulları, Danişmendoğulları, Ahlatşahlar, Mengücekler, Saltuklular gibi ilk Türkmen beylikleri de fetihlerle beraber ortaya çıktı. Büyük Selçuklulara sıhriyeti ve iyi idarecileri sayesinde diğerlerinden daha güçlü duruma gelen Anadolu Selçukluları, Haçlı seferlerini göğüslediği gibi, Anadolu'nun kesin Türk ülkesi yani "Türkiye" olmasını sağlayan, Miryokefalon savaşı ile de Bizans'ın Anadolu'daki direncini bütünüyle ortadan kaldırdı.

Konar-göçer Türkmenler tarafından kurulan Selçuklu Devleti'nin özellikle İran'a hakim olmasından sonra devlet idaresinde görev alan yerli idarecilerin de etkisi ile konar-göçer gelenekleri terk ederek yerleşik İran medeniyetinin tesirine girmesi ve Türkmenlere sivil idarede yer verilmemesi, onların yönetime karşı tavır almalarına yol açtı. Ebu'l-Gazi bu değişimi "Aldatılmışlık" olarak yorumlamakta ve "Selçukiler kardeş olup, kardeşiz deyip'te ve halka faydaları dokunmadı." diye yakınmaktadır. Öte yandan Selçuklu hanedanının Maveraünnehir'deki ve İran'daki şecereleri arasında da farklılıklar meydana çıkmaya başladığı gözlenmektedir. Onlar başlangıçta kendilerini Kınık boyunun mütevazi mensupları ve Dukak oğlu Selçuk'un torunları olarak gösterirlerken, İran'da ünlü destan kahramanı Afrasiyab'a kadar dayanan bir şecereyi de benimsemişlerdir.

Türkmenler, Selçuklu hükümdarlarına karşı, devletin nimetlerinden faydalanmamaktan kaynaklanan kırgınlıklarını hiçbir zaman gizlememişlerdi. Onlar taht mücadelelerinde açıkça muhaliflerin yanında yer alıyorlar ve devlete karşı muhalefeti destekliyorlardı.

Vezir Nizamü'l-Mülk'ün, Türkmenlerin devlete güvensizliklerinin ortadan kalkması, yerleşik devlet düzenine alışmaları ve tedricen medenileşmeleri için 1000 Türkmen oğlunun gulam sistemine alınarak maaşa bağlanması düşüncesi ise gerçekleşmesi oldukça zor bir tasavvur idi. Çünkü Nizamü'l-Mülk'ün devlet anlayışında devlete hizmet etmek, gönül bağlamak, devlet düzenine sadık kalmak yani devletin hizmetkarı olmak esas idi. Oysa Ebu'l-Gazi'nin yukarıda nakledilen sözlerinden anlaşıldığına göre Türkmenler devletin kendilerinin hizmetinde olmasını istiyorlardı. Bu da her halde devletin bütün yönetim kadrolarını kendi ellerine almakla mümkün olabilirdi.

Selçuklu hükümdarları Türkmenlerin rahatsızlıklarım bildiklerinden tedbir olarak onları, ya devlet idaresine girmekte direnen ve kontrolü güç olan dağlık bölgelerdeki topluluklara karşı denge unsuru olarak kullanıyorlar ya da uçlara sevk ederek Ermeni, Gürcü ve Bizans topraklarında yağmalar yapmalarına ses çıkarmıyorlardı. Bu politika aslında Selçuklu sınırlarının Hıristiyan ülkeler aleyhine genişlemesinin değişik yöntemi idi. Siyasi sınırlara hiçbir zaman riayet göstermeyen konar-göçerler sık sık Bizans veya Ermeni topraklarına giriyorlar, yerleşiklerin ekinlerine ve köylerine zarar veriyorlar, bu surette sınır boylarındaki ahalinin daha içerilere gitmelerine yol açıyorlardı. Böylece otlaklar ve ziraat alanları elde edilmiş oluyordu.

Türkmenlerin devamlı surette uçlara sevk edilmesi Anadolu ve Azerbaycan'ın Türkleşmesini hızlandırdı. Azerbaycan'ın kuzey taraflarında yer alan Erran, Urumiye, Mugan, Nahcıvan, Hoy, Erdebil, Güney Azerbaycan'a nazaran daha fazla Türkmen barındırıyordu, ki bunun sebebi geniş ovalara ve münbit topraklara sahip olmaktan başka Ermenistan ve Gürcistan sınırında bulunmasıydı. Buradaki Türkmen beylerinin çoğu dirlik sahibiydi ve bunlar ucda olmaları sebebi ile sık sık Ermenistan ve Gürcistan'a akınlar yapıyorlardı.

Anadolu'ya sevk edilen Türkmenler ise ya göçebeliği terk etmeyerek uçlarda bu hayatın gereği olarak yaylak-kışlak hayatını devam ettiriyor ya da tedricen yerleşik hayata geçiyorlardı. Türkmenlerden yerleşik hayata geçip ziraat ile meşgul olanlar "Türk" diye isimlendiriliyordu. Böylece Türkmen adı, Anadolu'da konar-göçerlik ile eş anlamlı olarak kullanılıyordu.

Türkmenler yalnız Azerbaycan ve Anadolu'da yığılmadılar. Fars'ta Yıvalar, Huzistan'da Avşarlar, Batı İran'da ise önce Salurlar daha sonra Yıvalar mühim bir ekseriyeti oluşturmuştu. Şehr-i Zor, Musul ve Şam, Türkmenlerin toplandıkları diğer bir bölgeydi. Kirman'daki Türkmenler ise oraya Selçuklu hanedanından Kara Arslan Kavurd'un maiyyetinde gelmişlerdi.

Selçuklu Devleti'nin kurulduğu Horasan'da Türkmen nüfusunun gittikçe azalmasının yanı sıra Moğol istilası esnasında Moğalların, Maveraünnehir'deki Türkmenlerden 10000 kadar atlıyı Anadolu tarafına sevk etmesi ve bölgeden önemli miktarda göç vuku bulmasına rağmen bazı gruplar yerlerinde kalmaya devam ettiler. Moğol tehlikesinden fazlaca etkilenmeyen Mangışlak ve Balhan Türkmenleri ise Hazar Ötesi Türkmenleri yahud Yaka Türkmenleri olarak bugünkü Türkmenistan'ın temelini oluşturdular.

Moğol İstilası'nın etkisini göstermeye başlaması ile birlikte Azerbaycan ve Horasan'dan Anadolu'ya ikinci büyük göç dalgası başladı. Moğolların Mugan'a gelmesi ile "geniş çayırlıkları ve münbit toprakları" bırakan Türkmenler Anadolu'ya kaydılar. Eleşkirt çevresinde bulunan 60000 hanelik bir grup güneydeki Ahlat'a doğru çekilirken yine aynı miktara yakın bir başka Türkmen kütlesi de eski yurtları olan İspir, Bayburt ve Pasinler'i terk ederek Erzincan, Sinop ve Ayıntab'a kadar yayıldılar. "Karıncalar ve çekirgeler gibi" kalabalık yığınlar oluşturan bu Türkmenler, Selçuklu sultam tarafından uçlara sevk edildi.
Batı Karadeniz'e gönderilen Çepniler doğuya doğru hareket ederek, Karadeniz kıyılarının Türkleşmesini sağladılar. Çukurova'daki Ermeni krallığının sınırlarına yığılanlar ise bu devletçiğin bütünüyle küçülmesine yol açtılar.

Öte yandan, Türkmenlerin akınları Bizans idarecilerince adi sınır olayları olarak yorumlandı56. Ancak, kısa bir süre sonra kendileri için bir felaketin doğduğunu gördüklerinde artık iş işten geçmişti. Moğolların tazyikinden dehşet ve korku içinde kaçan Türkmenler, Rumlara karşı daha cesur davranarak, Kastamonu ve Çankırı'dan Bizans şuurlarına giriyorlardı. Türklerin, Moğolların önünden kaçtığı gibi Rumlar da Türklerin önünden kaçıyor, perişan vaziyette İzmit'e veya Boğaz'ın öte yakasına çekiliyorlardı. Bu öylesine müthiş bir yer değiştirmeydi ki, "hücrelerine çekilmiş rahipler bile" yerlerini terk etmişlerdi. Bazen de Türkmenler ile Rumlar, aralarında antlaşma yapıyorlar, bu sayede Rum beldelerine Türkmen göçmenleri yerleşiyorlardı.

Kaynakça
Kitap: ANADOLU'DA TÜRKMEN AŞİRETLERİ "Bozuluş Türkmenleri 1540-1640"
Yazar: Tufan Gündüz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Selçuklu Devleti ve Türkmenler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 03:55

İbn-i Said'in anlattığına göre Denizli civarında 200.000 çadır, Kastamonu havalisinde 100.000, Kütahya-Karahisar arasında 30.000 çadır konar-göçer Türkmen vardı; ki bu sayılar Togan'ın el-Omeri'ye dayanarak verdiği, Anadolu beyliklerinin askeri gücünü yansıtan rakamların çok altındadır. Bu bakımdan, Batı Anadolu artık bütünüyle "Türkmen Ülkesi" durumuna yükselmiştir. Şehir adlarında her ne kadar Türkçe olmayan isimlerin kullanılması devam etmekteyse de köy, dağ, ova, göl gibi kırlık alanların Türkçe isimler almaları Türkleşmenin bir başka boyutunu ortaya koymaktadır.

Moğol istilası sırasında Malatya civarında bulunan Germiyanoğulları daha batıya giderek yurt tutmuşlardı. Yine Moğolların önünden Anadolu'ya giren büyük bir Çepni bölüğü Karadeniz bölgesini Türkleştirmişti. Doğu Anadolu'da Babai isyanının çıkmasında rol oynayan Ağaçeriler bu isyan sırasında mühim miktarda kayıp vermelerine rağmen, bölgedeki varlıklarını hâlâ devam ettiriyorlardı. Köyceğiz-Uşak-Denizli üçgeninde sayılarının 200.000 çadır civarında olduğunu öğrendiğimiz Türkmenler bulunuyordu. Ermenek, Mut ve Anamur bölgesindeki Karaman-oğulları ise, Eşrefoğulları ve Germiyanoğulları gibi Moğollara karşı direnişe geçmişlerdi. Ancak bu mücadele direnişin genişlemeşini sağlamakla birlikte Anadolu'nun daha fazla tahrip olmasına da yol açtı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir