Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Selçukluların Meşhur Sultanları ve Sülale kuran Beyleri

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Selçukluların Meşhur Sultanları ve Sülale kuran Beyleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 03:31

SELÇUKLULARIN MEŞHUR SULTANLARI VE SÜLALE KURAN BEYLERİ

Selçukluların meşhur hükümdarları şunlardır:


Toğrul Beğ (10401063), kardeşi oğlu Alp Arslan (1063 - 1072), onun oğlu Birinci Melikşah (1072-1092), onun oğulları Mahmud, Börküyarık, Muhammed ve Sencer" (1117- 1157). Sultan Sencer'in devriyle büyük İran Selçuklarının hakimiyeti nihayete, ermiş ve hükümet Horezmşahlara geçmiş ise de, memleketin garbinde Sencer'in kardeşi Muhammed'in oğulları 1194e kadar Irak'ta hükümet sürmüşlerdir.

Selçukluların diğer kollan sıfatiyle Çağrı Beğin oğlu olan Kavurd Beğin evladı 1041 -1187 seneleri arasında Kirman'da; Arslan Yabgu'nun oğlu olan Kutlamış'm evladı da, 1071 den 1243 te Mogollara tabi oluncaya kadar müstakilin ve sonra da Moğol vasalleri sıfatiyle 1300e kadar Anadolu'da hükümet sürdüler.

«Rum Selçukları» dediğimiz bu Anadolu Selçuklu hükümdarından maruf olanları şunlardır:

Kutlamış'm oğlu Süleyman, onun oğlu Birinci Kılıç Arslan (1092-1107) sonra onun oğlu Melikşah (1107-1116), sonra bunun kardeşi Birinci Mes'ud (1116- 1156), onun oğlu ikinci Kılıç Arslan (1156- 1192), onun oğlu Birinci Giyaseddin Keyhüsrev (1192 den fasılalarla 1210a kadar); onun oğlu İzzeddin Keykavus I. (1210-1219); bunun biraderi Birinci Alaeddin Keykubad (1219- 1235), onun oğlu İkinci Giyaseddin Keyhüsrev (1236-1246). Bunun devrinde Anadolu Selçukluları Moğol hanlarına tabi oldular.
Selçuklular, memleketi, gerek sülale azaları, gerekse emirler arasında «ülüş» usulünü tatbik ederek idare ettiler.

Ayrı ülkeleri irsi sülale hukukiyle idare eden beylerden başlıcaları şunlardır:

- Anadolu'da Sivas ve Malatya'da hükümet süren Danişmend oğulları (1071 - 1252);
- Erzincan, Kemah ve Divriği'de hükümet süren Mengüçek-Oğulları (1071 -1252);
- Erzurum'da hükümet süren diğer Türkmen beğleri Saltık Oğullan (1071 -1202);
- Hisnikeyfa ve Mardin'de hükümet süren Artuk-Oğulları (1101 - 1231, Mardin'de 1408e kadar);
- keza Halep (1085-1181), Musul (1121 - 1233) ve Sincar'da hükümet süren Aksunkur-Oğulları. Fars'ta Salgur Atabeğleri (1147 - 1286);
- Azerbaycan'da Atabek İldegiz (İldeniz) in evladı (11461222).

Selçuklu sultanlarından yukarıda zikri geçenler gibi, Atabeğlerden bazıları da, Türk ve İslam tarihinde devirler açan mühim şahsiyetlerdir. Ummi bir kabile reisi olan Toğral Beğ, perişan bir halde Amuderya'ya geçip Horasan'a canattığı. nihayet orada saltanat davasına düştüğü sıralarda, zamanının münevverleri buna ciddi bir iş nazariyle bakmamışlardı. Bunlardan birisi olan şair ve hekim NASİR-İ HUSREV. bu beyleri küçümseyerek bahsettiği şiirlerinden birinde' «Toğrul Türkmen ile Çağrı'nın ne talih ile ve ne de faziletile işi olur», demişti. Fakat Toğrul Beğ, Halifeliğin ülkelerini ele geçirmekle kalmadı, «hilafet» ile «saltanat»ı biribirinden ayırarak, kendisini «sultan», hükümdar ilan etti; İslam alemine yeni bir devlet nizamı verdi ve Önasya'da «yeni Türk vatanı» kuruldu.

Gösteriş sevmiyen bir Türk olan Tuğrul Beğ, ahlak temizliğinin, metanetin ve mertliğin nümunesi olarak, bütün medeni İslam aleminin hürmetini kazandı. Alp Arslan ise, 26 Ağustos 1071 de kazandığı Malazgirt zaferi ile Küçükasya'da Türk hakimiyetinin temel taşını atmış ve Bizansın akıbetini tayin etmiş oldu. O, Selçuklular devletini, şarkta Sıraderya havzasında dedesi Selçük'ün medfeni bulunan Cende, Aral Gölü ve Üstyurd sahasında atalarının Selçuk'ten önce oturduğu yerlere kadar tevsi etti. Alp Arslan, Türk şehametinin bir timsali idi; alicenaplığını düşmanlarına karşı bile esirgemezdi, parlak zaferler onu asla mağrur etmedi. Oğlu Melikşah, ilim ve irfanın neşri, İslamiyetin mezhep, bakımından yeknesak bir şekil alması hususlarına ehemmiyet verdi; ilimde Ömer Hayyam, fikir hayatında Gazzali gibi yüksek şahsiyetler, onun himayesini gördüler. Bunun devrinde Maveünnehir'de eski Budda kültürünün bakiyesi sıfatiyle yaşamakta olan «medrese», Bağdada kadar bütün İran'da yer aldı.

Sultan Sencer ise, cengaver bir kumandan olmakla beraber, şiir ve sanatın aşıkı olarak tanındı; gayrimüslim Karahıtayların Müslüman Türk ülkelerini istila eylemelerine karşı fedakarane çalıştığı için, Türkistan'da azizlerden sayıldı ve kendisi, Karahanlılardan Maveraünnehri fetheden «Sultan İlik Mazi» gibi, «Sultan Sencer Mazi» tesmiye edildi.

Rum Selçuk Sultanlarından Kutlamış oğlu, Süleyman, 1081 de İznik'i alıp payitaht edinmişti. 1084 de Antakya'yı feth etti. Fakat batı Selçukluları, Kutalmış'ın muvaffakıyetsizliğe uğraması neticesinde, garp diyarına atılan bir zümre olduklarını müdrik idiler ve Alp Arslan'ın oğullariyle hesaplaşma yolundaki azimlerini kolay kolay bırakmadılar. Bidayette onlar, asla Anadolu'da kalmak niyetinde değildiler; Şarka dönüp orada hakimiyeti paylaşmak istiyorlardı. Alp Arslan gibi Melikşah da, Kutlamış oğullarının şarka dönmek tecrübelerini şiddetli tedbirlerle akim bırakmak, belki de Müslihiddin Lari'nın tabiriyle garbde onların köklerini kurutmağı kararlaştırdı. Kutlamış'ın oğlu Mansur, Melikşah'ın gönderdiği emir Borsuk tarafından ezdirilerek öldürüldü. Kardeşi Süleyman da, Antakya'nın fethinden sonra Melikşah'ın kardeşi Suriye fatihi Tutuş ile yaptığı harpte öldü. Süleyman'ın oğlu Birinci Kılıç Arslan, Danişmendliler tarafından fethedilmiş bulunan Matsfeys'yı da aldı ve Meyyafarkin'de yerleşti. Maksadı, büyük Selçuk hükümranlığını paylaşmak, yahut orasını tam olarak ele geçirmek idi. Bunun için 1107 de Musul'u almıştı. Sonunda büyük Selçuk Sultanı tarafından Urfa valisi olan Emir Çavul ile yaptığı bir savaş sırasında Habur nehrinde boğuldu. Bundan soma Rum Selçukluları, artık büyük Selçuklu tahtı için mücadele fikrinden vazgeçerek, Küçükasya'da hükümranlıkla iktifa ettiler ve bur.ada kat'i surette yerleşmeği kararlaştırdılar.

Birinci Mes'ud, Konya'yı feth etti ve Konya ile Kayseri arasındaki sahayı Türk kabilelerinin .kışlak ve yaylak mıntakalarına taksim ederek Küçükasya'da Türk hükümranlığının merkezi ülkesine çevirdi. İkinci Kılıç Arslan Bizans İmparatoru Manuel'i Konya yanında, Düzbel (Myriokephaloi) da mağlub ederek, Önasya'daki Türk hakimiyetini ebedi olarak temin etti. Ve 1180 de Danişmendoğullarının ayrı hükümranlığına son vererek Anadolu'da tek bir Türk sülalesi hakimiyetini kurdu. Memleketi «ülüş» usulünde oğulları arasına taksim ederek, devlet idaresinin Selçuklu sülale azalan tarafından idare edilmek suretiyle birleşmesini temin etmek istedi. Birinci Keykavus ile kardeşi Birinci Keykubad, Bizansın Latin hakimiyeti yüzünden zayıflaşmasından istifade ederek, şimalde ve cenupta dahi ilerleyip, Karadenizde Sinob'u ve Akdenizde Antalya'yı ele geçirip, Rum Selçuklu devletini o zamanın cihan ticaret yollarına kavuşturdular. Bunlar, Cenevizlilerle ticaret muahedeleri akdedip, memleketin mahsullerini harice çıkarmağa ve ticareti himaye etmeğe başladılar. Memlekete ticaret kapitali girdi. Bu sayede Birinci Keykubad, Konya ve Sivas gibi şehirleri memleketin iktisadi belkemiği haline getirdi ve bundan da, memlekette siyasi vahdeti temin yolunda istifade edebildi. Ticaret ile beraber san'atın inkişafına da yardım etti. Sırf ticaretin himayesi maksadiyle, 1221 de Kırım'daki Sugdak'ı fethedip Tamam yarımadasında Tamutrakan (= Taman Tarkhan) da bulunan Rusları haraca bağlıyabildi.

Ticaret yollarında muayyen konak yerlerinde kervansaraylar bina etmek suretiyle Suriye, şark, garb ve şimal ile ticaret işleri kolaylaştı. Konya'dan, Kıymaz, Ubruk, Sultan-Han, Ak-Han, Aksaray Kayseri, Sivas üzerinden şarka giden yolda ve yalnız Kayseri ile Sivas arasında, 24 han bulunuyordu. Konya ile Aksaray arasındaki hanlardan bugün bile azametini muhafaza eden Sultan-Han, o zaman ticaretin himayesini temin yoluna Selçuklular tarafından ittihaz olunan tedbirlerin ne derecede ciddi olduğunu gösteren bir şaheserdir. Konya'dan garba Ilgın, Akşehir, İshaklı, Çay ve Guncalı hanları mühimdi. Cenubda Antalya yolunda dahi 6 büyük han inşa edilmişti. Büyük şahrahlar Konya'dan Suriye, garbde denize ve şarkta Erzurum'a giden yollardı.

İlk Rum Selçukluları, kendi dahili askeri işleriyle ve Bizans topraklarındaki fütühatlar ile uğraştıkları gibi, bazan sulh yolu ile Bizansın iç işlerine de karışırlardı. Daha 1083 te Süleyman Bey, Normanların taarruzuna karşı Bizans tarafından yardıma çağrılmıştı. Selçuklular Birinci Keykavus ile Birinci Keykubad zamanlarında elde ettikleri servetin bolluğu yüzünden, askerliği bile ihmal ederek zayıf düştüler ve Büyük Selçuklular gibi, bunlar da Türk - Türkmenlere güvenmediklerinden karışık ordu teşkili yoluna saparak, ordularında Ermeni, Gürcü, Kürd ve İranlıları istihdam etmek yoluna girdiler.
İlk Rum Selçuklu hükümdarları, Suriye Selçuklu Beğleri gibi, Haçlı Hıristiyanlarla savaşları ve fedakarane mücadeleleri sayesinde, İslam tarihinin en büyük kahramanları sırasına geçtiler. Hıristiyan Avrupa, Bizans imparatorluğunun bir gün Türkler tarafından inkıraza uğratılacağını sezerek, busu önlemek ve Kudüs bölgesini ele geçirmek için, Önasya'daki Türkleri beynelmilel Hıristiyan kuvvetleriyle tardetmek istediler.

İlk haçlı seferinin kahramanı Birinci. Kılıç Arslan idi, 1096 da İznik müdafaasında büyük Alman, Lombardya ve Fransız kuvvetlerini mahvettikten sonra, bu şehri kaybettiyse de, giriştiği çete muharebeleriyle Türklerin bu ülkeden asla ayrılmıyacaklarını isbat etti. Bu harbin diğer safhalarında, 1101 de aynı Alman, Lombardya veya Fransız kuvvetlerini, Merzifon ile Amasya ve Konya Ereğlisi ile Niğde arasında (Üç-kapu) da müthiş hezimetlere uğratarak bu Haçlı ordularının yüz binlerle sayılan kuvvetini imha etti. 1147 de başlıyan İkinci Haçb. seferinin kahramanı da, Birinci Kılıç Arslan'ın oğlu Birinci Mes'ud ile bunun oğlu İkinci Kılıç Arslan oldu. Bu defa da Alman ve Fransız orduları Haymana'da, ayrıca Fransız orduları da Denizli civarında müthiş mağlubiyetlere uğratıldılar. İngiliz, Macar, Sırp kuvvetlerine dayanan Bizans imparatoru Manuel Komnen, 1176 da Düzbel (Myriokephaloi) de, müthiş hezimete uğradı. Selçuklular bir aralık ellerinden çıkan garbi Frigya'yı tekrar istirdad ettiler. Netice itibariyle Malazgird muharebesi kadar mühim olan bu Düzbel muharebesi, Türklerin Küçükasya'da yerleşmeleri hususunu kat'i surette kendi lehlerine halletti.

1190 da başlıyan üçüncü Haçlı seferi, İkinci Kılıç Arslan'ın oğulları tarafından ülkede yaşatılan iç harpler çağına tesadüf etti. Bu seferin başlıca kahramanı olan Alman imparatoru Frederik Barbaros, Suriye'ye doğru yürürken Konya'yı işgal etmiş ve burasını 14 gün kadar bir vakit kendi elinde bulundurmuş ise de, bu kazançları yine neticesiz kaldı. Türkler, iç harplerle meşgul olsalar bile, Haçlıları kendi memleketlerinden def edebileceklerini gösterdiler. Selçukluların Suriye'de yerleşenleri, bilhassa onlardan Emir Ak-sungur'un oğullarından Zengi oğlu Nureddin Mahmud (1146 - 1174), Haçlılarla olan kahramanca harpleriyle, İslam tarihinin en mümtaz kumandan ve siyasilerinden birisi olmuştur. Nureddin Mahmud, kahramanlık, fedakarlık, iman, mürüvvet, samimiyet ve feragati nefis gibi büyük faziletlerin timsali sayılmaktadır.

Rum Selçuklu hükümdarları, yalnız birer kahraman asker olmalariyle değil, kültür sahasındaki temayülleriyle de temayüz etmişlerdir. Birinci Sultan Mes'ud, çok adil ve müttaki bir hükümdar olmakla maruz idi; birçok cami, tekke ve medreseler inşa ettirdi ve Amasya yanındaki Simre kasabasını tesis etti. Bu hükümdar felsefe ile de meşgul olmuştur; sarayında bir mutaassıb dervişten tokat yiyen bir feylesofla samimi konuştuğu ve «Eğer ben hükemanın fikirlerini alenen iltizam edersem tebaam isyan çıkarır», dediği maruftur.

Sultan Mes'ud, adaleti gibi. şiddeti ile de tanınmıştır. Bir ihtiyar kadının, yoğurdunu zorla alan nedimi Ayaz'ı, karnını yardırmak suretiyle öldürtmüştür. Birinci Keykavüs (İzzeddin) de, şecaati ile beraber, ahlakının temizliği ile tanınmıştır. Büyük İslam mütefekkir ve sufisi Muh-yiddini ibn 'Arabi gibi yüksek fikir sahiplerini himaye ederek, mesleklerine intisab etmişti. Birinci Alaeddin Keykubad ise, imar işlerine çok ehemmiyet vermiştir. Konya, Sivas, Amasya Anamur ve saire gibi şehirleri koyu İslam şehirleri şekline sokmuş, buralarda camiler, tekkeler, medreseler, çarşılar bina ettirmiştir. Memleketin garbında Alaiye ve şarkında Kubadiye şehirlerini tesis etti. Kendisi yalnız ilmi himaye etmiş olmayıp, bununla, bilhassa tarih ve ahlak meseleleriyle de meşgul olmuştur. Hıristiyan ülkelerinde fütuhatta bulunan kendisi için, mecusiler ülkesinde fütuhat yapmış olan Sultan Mahmud Gaznevi'yi nümune ittihaz ederdi. İkinci Keyhüsrev, medeni temayüllerinde acem an'anelerine fazla ehemmiyet vermekle temayüz ederek, sikkelerinde bile bunu tebarüz ettirmiştir; fakat dini sahadaki ihmalkarlığı yüzünden Baba İshak isyanının çıkmasına sebeb olmuştur.

Selçukluların en büyük tarihi rolü, Önasya'da ikinci bir Türk vatanını kurmak olmuştur. 1070te «Rum»a yapılan «ihraç» teşebbüsü muvaffak olmuştur. Selçukluların Önasya'da medeni kavimlerin saflarını yararak, Or-taasya'daki Türk nüfus artıklığı için yeni bir vatan kurabilmiş olmaları hususu diğer bir büyük tarihi meseleyi aydınlatmıştır. O da, Türklerin tarihi devirlerde müteaddid defalar Önasya'ya yerleşmek tecrübesinde bulundukları halde, buna, İran hakimiyetinin karşı koyma kabiliyeti sayesinde, muvaffak olamamışlardır. Milattan önce ikinci binin başlangıçlarında İran'ı işgal eden Aryani kavimler bu ülkede sağlam bir siyasi teşekkül vücuda getirdiler Herhalde Türklerin Önasya'ya geçme ve yayılma tecrübeleri, Uzakdoğuya ve Doğuavrupa'ya yaptıklarından daha zaif olmamıştır. Fakat m. ö. 7 nci asırda Sakalar'ın ve Milattan sonra 4. üncü ve 5. inci asırlarda Ak-Hun ve Sabirlerin istila ve fütuhat teşebbüslerinin muvaffakiyetsizlikle biterek, bu teşebbüsler ancak milattan sonra 1.000 yılından başlayıp kuvvetlenmiş ve nihayet 1100 de tam bir muvaffakiyetle neticelenmiş olması Önasya'da Aryaniler (İran ve Bizans) ve Samilerin (Arapların) bünyelerinde hasıl olan zaifliği ve Türk baskısının kuvvetini gösterir. Azerbaycan ve Küçükasya, Ortaasya'daki Türk nüfus artıklığının yerleşmesi için, belki tarihten önceki devirlerden beri mütemadiyen tecrübe edilen bir sahadır. Önasya'nın Mi-laddan önceki binlerinde yaşıyan kavimleri arasında Subar, Abar, Khuri, Metan gibilerinin isimleri sırf bir kelime benzeyişinden ibaret olmadığına lisani delillerin de şehadet ettiğini zikrettik. Türk kavimlerinin Azerbaycan ve Küçükasya sahasında yerleşmek hususundaki gayretleri, nihayet Selçukluların büyük gayretiyle gerçekleşebilmiştir. Bu hususta Toğrul Beğ ve Alp Arslan, Önasya Türklüğünün büyük babaları sayılırlar.

Selçukluların hakimiyeti devrinin, kültür hayatı sahasında, görülen müsbet taraflariyle beraber zaif cihetleri de, tarihimizin tebarüz ettirilmesi gereken mühim mevzularından biridir. Bununla önümüzdeki derste meşgul oluruz.

Kaynakça
Kitap: UMUMİ TÜRK TARİHİNE GİRİŞ
Yazar: A. ZEKİ VELİDİ TOGAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir