Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Anadolu'da Oğuzlar

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Anadolu'da Oğuzlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 05:44

Anadolu:

Malazgird savaşını takib eden 10 yıl içinde Türkler Adalar Denizi ve Marmara'ya, kadar olan yerleri fethettiler. Fakat asrın sonlarında başlayan Haçlı seferleri yüzünden başta Batı-Anadolu ve Marmara bölgeleri olmak üzere fethettikleri yerlerin mühim bir kısmım kaybedip Orta-Anadoluya çekilmek zorunda kaldılar. Haçlı seferleri dolayısiyle kuvvetlenen Bizans, Türkleri Orta-Anadoludan da atmak ümidine kapılmıştı. Ancak II. Kılıç-Arslan (1155-1192) 1176 da Bizanslıları ağır bir bozguna uğratarak bu ümidi tamamiyle suya düşürdü. Türkler bu zaferden sonra yavaş yavaş Bizans aleyhine topraklarını genişletmeye başladılar. 1243 yılındaki Köse-Dağ bozgunundan önce kuzeyde ve güneyde denize ulaşılmış ve batıda Denizli ve Kütahya ötesine kadar gidilmişti. Güney'de Çukur-Ovadaki Ermeni kıralkğı ise vergi ve asker vermeye mecbur edilmiş olmakla beraber, bu kırallık, Haçlıların desteği ile yine Tarsus'tan Nur dağlarına kadar uzanan bölgeyi elinde tutabilmiştir.

Türkiye Selçukluları ailesinin atası Arslan, yukarıda görüldüğü gibi, Oğuzların yabgusu, yani kıralı idi. Oğlu Kutulmuş da buna dayanarak saltanat davasına girişmiş ve Kutulmuş'un oğullan ise Anadolu'daki fetihlerini Oğuzlara dayanarak yapmışlardı. Bununla beraber hanedanın bu kolu da, diğerleri gibi, memluk sistemini kabul etti. Çünkü, o zamanlarda bir hanedan için bu sistemin kabulü adeta bir zaruret olarak görünüyor. Hanedanların bekası ve kuvveti buna bağlı idi. Her yerde önüne geleni mahveden Moğol kasırgası bu sistemi tam olarak tatbik eden bir devlet karşısında durmak zorunda kalmıştır.

Bununla beraber, Turktye Selçukluları'nda yine devletin asıl dayandığı askeri kuvvet, hanedanın kendi kavmi, yani Türkmenler idi. Türkmenler bu ülkede göçebeliği bırakarak oturak yaşayışa geçmeye başladılar. Bunlar daha ziyade köyler kurarak veya çoğu terkedilmiş eski köylerde sakin olmak suretiyle yerleşiyorlardı. Selçuklu ordusuna dirlikli sipahi askerini verenler de bu yerleşenlerdir. Yerleşik hayata geçen Türkmenler'e bir müddet sonra artık Türkmen denilmiyerek Türk adı veriliyordu. Göçebe yaşayışını devam ettirenlerin fazla olmasına gelince, bunun en mühim sebebi azerbaycan-Erran ve Orta-Asya'dan bu ülkeye arkası kesilmeden vuku bulan göçlerdir. Bu keyfiyet yani devamlı göçler aynı zamanda Selçuklu devletinin Haçlı seferlerinin başlamasından sonra Anadolu'da varlığım devam ettirmesinde ve sonra Yakın-Doğu'nun en kuvvetli devleti durumuna yükselmesinde pek mühim bir amil olmuştur. Türk göçebe unsuru, yani Türkmenler bilhassa uçlarda oturuyorlardı. Oralarda akıncı ve muhafız kuvveti olarak vazife gördükleri gibi, düşman topraklarında yurd tutmak suretiyle fetihleri kolaylaştırıyorlar ve çok defa kendileri de fetihlerde bulunuyorlardı. Bizans ucunda yaşayan Uç-Türkmenleri'nin Bizansa karşı yaptıkları başardı savaşlar ile ünlerini her tarafa yaymışlardır. XII. yüzyılda Horasan'da Diyar-ı Rum (Anadolu) denilince akla Ankara-Konya arasında yaşayan Türkmenler geliyordu. Moğol istilası üzerine çok sayıda gelen yeni unsurlar İle kuvvetlenen Uç-Türkmenleri kendi başlarına, Selçuklu devletinin yeniden zapt edemediği, Batı-Anadohı ve Marmara bölgelerini açarak buralarda yerleştiler.

Doğu ve Güney Doğu-Anadolunun her bir bölgesi veya yöresi bir Türk hanedanının hakimiyetinde idi. Bunların birbirleri ile münasebetleri umumiyetle dostça olmuş ve birbirlerinin hak ve hukukunu gözetmişlerdir. Nitekim bu hanedanları içlerinden biri değil, Selçuklular ve Eyyubhuar gibi, komşu büyük devletler ortadan kaldırmışlardır. Bu hanedanlara alt ikinci bir hususiyet de faaliyetlerinin mühim bir kısmını memleketlerinin imarına sarfetmiş olmalarıdır. Onların vücuda getirmiş oldukları içtimai eserlerin bir çoğu zamanımıza kadar gelmiştir. Bu hanedanların başlıcaları şunlardı: Erzurum bölgesinde Saltuklular, Harput Erzincan bölgesinde Mengücüklüler, Ahlatda. Ahlat şahlar, Mardin, Hısn-Keyfa, Meyyafarikin (bugünkü Silvan) de Artuklular, amid (Diyarbekir)'da İnal (Yınal) oğulları, Bitlis-Erzende Toğan-Arslan oğulları, Harput ve yöresinde Çubuk (yahut Çapak) ve oğlu. Bunlardan, Ahlat Sahlar müstesna, (kurucusu başka bir Türk eline mensuptur) hepsi Türkmen asıllıdır. Bu Türkmen hanedanları içinde en ünlüsünün Artuklular olduğunu biliyoruz. Artuklular Melik-Şah devrinin büyük kumandanlarından Artuk Beğ'den gelmişlerdir. Artuk Beğ'in babası Eksük'ün salar (kumandan) unvanını taşıması, onun alelade bir şahıs olmadığını gösteriyor. Artuklular ailesi Türkmenler seçkin mümtaz bir mevkiye sahib idiler. Artuk Beğ'in oğullarından Sökmen Türk geleneğince Türkmenlere yanına gelmeleri için, oklar gönderdiğinde onlar bu davete büyük bir sevinç ile icabet ediyorlardı. Artuklular'ın Türkmenler arasında asil ve mümtaz bir aile sayılmasında, onların Artuk ve Eksük beylerden önceki atalarının da payı olsa gerektir. Bir müverrih, Artuklular'ı iki büyük Türkmen hanedanından (diğeri Selçuklular) biri olarak vasıflandırıyor. Yine ona göre Artuklular Döğer boyundan idiler. Bu hanedandan İl-Gazi ve Sökmen kardeşler ile yeğenleri Belek Haçk savaşlarının tanınmış simalarındandır.

1185 yılında Güney-Doğu-Anadolu'da kalabalık bir Türkmen kümesi zuhur etti. Bu Türkmenler umumiyetle Musul-Rakka ve Urfa dolaylarında kışlıyorlardı. Bu Türkmenler'in birden bire meydana çıkmış gibi görünmeleri, onların buraya bu esnada Horasan'dan gelmiş olduklarım gösteriyor. Gerçekten yukarıda görüldüğü gibi, Harizm-Şahlar'dan Sultan-Şah'ın 568 (1173)'de Oğuzlar'ın en son ellerinde kalmış olan Serahs'ı ele geçirmesi üzerine Merv-Serahs bölgesinde kalabalık sayıda yaşayan Oğuzlar dağılmışlardı. Bu sebeble bu Türkmenler dağılan Horasan Oğuzları'nın şüphesiz batıya gelmiş koludur. Bu Türkmenler sayıca kalabalık olup, yaylak ve kışlak için geniş bir bölgede gidip geldiklerinden varlıklarım her tarafta duyurmakta idiler. Bunların başında Rüstem adlı bir bey vardı. Onlar bu beyleri ile tanındılar ve anıldılar. Mezkur yılda (1185) Rüstemli Türkmenler ile Ekrad arasında kartallar ile leyleklerin mücadelesini andıran bir çok çarpışmalar oldu. Türkmenler bu çarpışmalardan galip çıktılar.

Rüstemli Türkmenler yaylağa çıktıklarında Gürcistan'a da alanlar yapıyorlardı. Onlardan mühim bir kısmın sonra Selçuklu hükümdarı n. Kılıç Arslan'ın oğlu Sivas meliki Kutbuddin Melik-Şah'ın hizmetine girdiği ve Frederik Barbaros'un Almanları ile savaştığı anlaşılıyor. Selçuklu devrindeki Türkmenlerin tarihine aid verilen bu geniş hülasa burada sona ermektedir. Bu hülasadan şu sonuçlar çıkarılabilir:

Oğuzlar veya Türkmenler, Selçuklu devletini kurdukları gibi, bu devletin genişlemesinde de başlıca rolü oynadılar. Daha devletin kuruluşuyla başlayan ve sonuna kadar devam eden hanedan azası arasındaki saltanat mücadelelerine, emirlerin isyanlarına, hükümdarlar ile kendi kavimleri arasındaki anlaşmazlıklara ve savaşlara rağmen, Türk hakimiyetinin devamlı olmasında onlar pek mühim bir amil oldular.

Orta-Asya'dan gelen göç dalgalan Türkmenleri sürekli olarak besliyor, varlıkarını korumalarını sağlıyordu. Selçuklulardan başka, Fars'taki Salgurlular, Dinar ve oğullan, Berçem oğullan, Kıfçak oğulları, Kara-Belililer, Yaruklular, Şumla oğulları, Beğ-Tiginliler, Artuklular, İnal-oğulları, Toğan-Arslanlılar,

Saltuklular ve Mengücüklüler de kendilerinden (Türkmen asıllı) idiler. İran'da Selçuklu hanedanının ortadan kalkması onların siyası ehemmiyetini gölgelememiş, belki de arttırmıştır.

Kaynakça
Kitap: OĞUZLAR
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir