Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Horasan'da Oğuzlar

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Horasan'da Oğuzlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 05:33

Horasan:

Selçuklular her ne kadar devletlerini burada kurmuş iseler de, bu bölgede aşağıda bahsedilecek Oğuzlardan önce, az ve ehemmiyetsiz bir Türkmen unsurunun yaşadığı anlaşılıyor. 553 (1158) yılında, Kuhistan bölgesinde yaşayan Türkmenlerden bir topluluk bu sıralarda Horasan'da faaliyette bulunan Oğuzlara dahil değil idi. Bu Türkmenlerin obalarına, kendileri olmadığı bir esnada, İsmaililer hücüm ederek davarlarını yağmalamışlar, çoluk ve çocuklarını tutsak almışlardılar. Fakat Türkmenler, İsmaililerin arkasından yetişerek, çoluk, çocuklarım, göçkünlerini ve davarlarını kurtardıkları gibi, İsmailileri de, 9 kişi müstesna olmak üzere, tamamiyle yok ettiler.

Sancar'ı tutsak alan Oğuzlar

Bu Oğuzlar, daha önce söylendiği gibi, Horasan'a gelmeden önce Mâveraünnehr'de yaşıyorlar ve Karluklar gibi, Kara-Hanlı hükümdarı Muhammed Arslan Han'ın (1101-1132) hizmetinde bulunuyorlardı. Bunların Seyhun boylarından Mâveraünnehre inmeleri, Kanlı-Kıpçakların sıkıştırmaları ile ilgili olmalıdır. Bu Oğuzlar Üç-Ok ve Boz-Ok adiyle iki kola ayrılmakta idiler. Üç-Okların başında Dad Beğ ünvanlı Hızır oğlu İshak oğlu Tûti (Dudu), Boz-Oklar'ınkinde de Abdulhamid oğlu Korkut Beğ vardı. Oğuzlar'ın, hizmetinde bulundukları Kara-Hanlı hükümdarları ile İyi geçindikleri anlaşılıyor. Buna karşılık Korluklar, daha sonraları da olduğu gibi, serkeşlik yapıyorlardı. 1122 de Çin'den kovulan Kitaylar, Moğolistan'a gidecekleri yerde, müsait buldukları Türk ülkesine gelip kısa bir zamanda, Bolasogun merkez olmak üzere, kuvvetli bir devlet kurdular. İslâm tarihlerinde bunlara Kara-Hıtaylar denilir ki, buradaki kara sıfatı onlara Çin'den kovularak itibarlarını kaybetmiş olmalarından verilmiş olsa gerektir. Korluklar Kara-Hıtaylar nezdinde, kendileri için kuvvetli bir hâmi buldular. 1141 yılında Semerkand yakınındaki Katvan çölünde Kara-Hıtay hükümdarı İle Sultan Sancar arasında yapılan savaşta Kara-Hıtay ordusunda yer almış olan Korluklar, Sultan Sancar ordusunun ağır bir şekilde bozguna uğramasında mühim bir âmil oldular.

Bu savaş sonucunda, Mâveraunnehrdeki Kara-Hanlı hanedanı Kara-Hıtay hâkimiyeti altına girdiği gibi, Karluklar da Kara-Hıtaylarin desteği ile Oğuzları buradan çıkardılar. Oğuzlar Belh'in doğusundaki Toharistan bölgesine gelip yurd tuttular. Onların sayılarının 40000 çadıra yalan olduğu söylenmekte ise de bu, bize göre, pek mübalağalı bir rakamdır. Oğuzlar, Selçuklu sultanı Sancar tarafından devlet hizmetine alınmayıp, "raiyyet" (halk zümresinden) sayıldılar; vergileri Sancar'ın haslarına dahil edildi. Bu vergi yılda 24.000 koyun idi. Bu rakam dahi Oğuzlar'ın 40,000 çadır olamıyacağını gösterebilir. Yukarıda söylendiği gibi, Oğuzlar, Üç-Ok ve Boz-Ok adlan ile İki kola ayrılıyorlardı. Üç-Okların başında (Tutu= Dudu kuşu), Boz-Oklar'ınkinde de Korkut Beğ vardı. Tûti Beğ'in babası İshak'ın Dâd Beğ ünvanını taşımış olduğu görülüyor ki bu, onun oldukça nüfuzlu ve ünlü bir şahsiyet olduğunu gösterir. Dâd Beğ hükümet üyesi olarak adli işlere bakan emir demektir. Bu unvan ona Kara Hanlı Muhammed Arslan Han tarafından verilmiş olmalıdır.

Bu kol beylerinden sonra, Davud, Bahtiyar, Arslan, Çakır ve Mahmud gibi, boy beğleri geliyordu. Bunlardan başka Korkut'un kardeşi Muhammed, Sancar ve Selmeneci gibi beğlerin olduğunu da biliyoruz. Kaynaklarda bildirildiği üzere, bu beyler varlıklı insanlardı. Sancar'ın Belh vâlisi Kımac, Oğuzlar'ın kendi idare bölgesinden çıkıp gitmelerini istedi. Oğuzlar onun bu isteğini yerine getirmediler; Kımac'ın âni bir hücumu karşısında gâfil bulunmamak için bir araya geldikleri gibi, başka yerlerde oturanlar da onlara katıldılar. Türk Arslan Buka, Oğuzlara katılanlardan biri idi. Kımac'ın bu isteğinde, metbûu Sancar'ın muvafakatini aldığı muhakkaktır.

Sebebine gelince bu, Kımac'ın Oğuzlardan gördüğü göz yumulamıyacak bir hareket İdi. Gerçekten 547 (1152) yılında Gor devletinin kurucusu Alâeddin Hüseyin Cihânsûz, Belh'i kuşatmış, Kımac da yanında Oğuzlardan bir bölük olduğu halde, ona karşı çıkmıştı. Fakat Oğuzlar Gorlular'ın tarafına geçtiler. Bu yüzden şehir düştü. Bereket versin Sancar yetişti; Alâeddin Cihânsûz'u yenip, tutsak alarak durumu düzeltti. Cuzcaniye göre. Gor hükümdarının yenilmesinde ordusunun sağ kolunda bulunan Oğuz, Türk ve Halaçlar'ın savaş esnasında Sancar'ın tarafına geçmeleri mühim bir âmil olmuştur.

Oğuzlar'ın kendi dirlik bölgesinden göçüp gitmeyi reddetmelerinden dolayı Kımac, her halde Sancar'ın müsaadesini alarak, 10000 atlı ile onların üzerine yürüdü. Bunu haber alan Oğuz beğleri yanma gelerek, yerlerinde kalmalarına rıza göstermesi mukabilinde her evden 200 dirhem vereceklerini söyledilerse de Kımac bunu reddettiği gibi, onlara şiddetli muamelede de bulundu. Öfke ile geri dönen beyler atlandılar ve Kımac'ın karşısına çıktılar. Yapılan savaşta Oğuzlar parlak bir zafer kazandılar. Kımac ve oğlu tutsak alınarak öldürüldüler.

Oğuzlar bu galibiyeti muteakib Belh yörelerini yağmaladılar. Kımac'ın mağlubiyeti haberi Merv'e gelince, Sultan Sancar kalabalık bir ordu toplayarak (100.000 deniliyor) Oğuzlar'ın üzerine yürüdü.

Oğuzlar bu defa daha büyük bir kaygıya kapıldılar ve Sancar'a gönderdikleri elçiler ona şu sözleri söylediler:

"biz Sultan'a daima sâdık kullarız. Kımac ocağımıza kastetti, onunla çoluk çocuğumuz için zaruri olarak savaştık. Bununla beraber 100.000 dinar ile 100 Türk delikanlısı verelim Sultan bizi bağışlasın".

Sancar, bazı emirlerinin tesiri altında kalıp Oğuzlar'ın bu ricasını yerine getirmedi. Hattâ onlara yaklaştığında Oğuzlar, kadın ve çocuklarını önlerine katıb af dilediler ve daha önceki tekliflerine ilâve olarak, her evden yedi batman gümüş vermeyi taahhüd ettiler ise de6. Sancar, yine emirlerinin ısrarı ile bu teklifi de reddetti. Sancar ne yapmak istiyordu? Kendi öz kavmini yok etmek, onların servetlerini, kız ve oğlanlarını ele geçirmek mi? Halbuki, bir yıl önce ülkesine tecavüzlerde bulunup yağmalayan ve Kımac'ı yenen Gor hükümdarı Alâeddin Cihânsûz'u tutsak aldığında hil'at giydirip ülkesine göndermişti.

Çoluk çocukları ile yalvarmalarının Sultan Sancar'ın acıma duygusunu harekete getirmediğini gören Oğuzların, çok defa olduğu gibi, ruhlarındaki korkunun yerini kızgınlık aldı. Bu sebeple ancak 100 atlının geçebileceği bir boğazdan girilen bir yerde azimle savaşa hazırlandılar; boğazdaki yol üzerine targan yaptılar. Oğuzlar burada Sancar ordusunu bir hamlede bozguna uğrattılar (548 Muharrem-1153 Mart-Nisan). Sancar bir kısım askeri ile perişan bir halde Belh'e doğru kaçtı. Oğuzlar'ın arkadan yetişmesi üzerine yeniden savaşıldı ve Sancar yine yenilerek Safer ayında (Nisan-Mayıs) Merv'e. ulaştı. Oğuzlar Merv üzerine yürüdüler. Onların yaklaştığını haber alan Sancar ve askerleri karşılaşmaya cesaret edemiyerek oradan uzaklaştılar. Oğuzlar Merv'e girip burayı görülmemiş bir şekilde yağma ettiler (Cumâd el-ulâ). Az sonra Sultan Sancar'ı ellerine geçiren Oğuzlar tahta oturtup onu ululadılar ve İtaat edeceklerini söylediler. Gerçekte Sancar bir tutsaktan başka bir şey değildi. Oğuzlar'ın mevcud düzeni korumak ve dış müdahaleleri önlemek için Sancar'ı muhafaza etmeyi ve onu hükümdar gibi göstermeyi siyasetlerine uygun buldukları görülüyor.

Oğuzlar, Sancar da yanlarında olduğu halde, Merv'e döndüler (Receb) ve şehri ilk öncekinden daha korkunç bir şekilde yağmaladılar. Bu yağmada halkın kendilerini tahrik etmiş olması da mümkündür. Denildiğine göre, bu ikinci gelişlerinde şehir üç gün üst üste yağmalanmıştı. Oğuzlar, bu yağma esnasında İlk gün altın, gümüş ve ipekten olan eşyayı, ikinci gün pirinç, tunç, bakır ve demir eşyayı, üçüncü gün de, yatak yastık içlerini, küpleri, çömlekleri, kapı ve çerçeveleri alıp götürmüşlerdi. Bu esnada Nişabura kaçmış olan Sultan Sancar'ın erkân ve ümerası orada Sancar'ın yeğeni, Sultan Muhammed Tapar oğlu Süleyman-Şahi hükümdar seçtiler. Süleyman-Şah Merv üzerine yürüdü ise de askerleri Oğuzlardan o denli yılmışlardı ki, Oğuzları görür görmez arkalarına dahi bakmadan kaçtılar. Onları kovalayan Oğuzlar, yollan üzerindeki Tus'u yağmaladıktan sonra Nişabura geldiler (Şevval 548- Aralık-Ocak 1153-1154). Bu şehir de Merv gibi korkunç bir şekilde yağmalandı. Bu yağmalar esnasında bir çok insan da ölüyordu. İsferâ'ini ve Cuveyr'e kadar yağmalarını uzatan Oğuzlar, Nişaburu yeniden yağmaladıktan sonra oradan uzaklaştılar. Bütün bu yürüyüş esnasında Sancar da yanlarında idi. Kaçmaması için onu demir bir kafeste muhafaza ediyorlardı.

O zamanlarda İslâm âleminde bu gibi hallerde bu usule baş vuruluyordu. Sancar'ın şuraya, buraya dağılmış olan emirleri Nişabur da. toplanarak, Kara-Hanlı Muhammed Han'ın oğlu ve Sancar'ın başka bir yeğeni olan Mahmud'u hükümdar yaptılar. Sultan Mahmud, bu esnada Heratı kuşatmakta olan Oğuzların üzerine yürüdü. İki taraf arasında bir çok savaşlar oldu ki, bunların çoğunu Oğuzlar kazanmışlardı. 550 yılı Cumâd el-ulâsında (1155 Temmuz-Ağustos) Oğuzlar Merv'e döndüler ve oradan Mahmud'a elçi göndererek onunla banş yaptılar. Mahmud da selefi Süleyman-Şah gibi, zayıf bir şahsiyet olup, bütün kudret Emir Müeyyed Ay-Aba'nın elinde idi. Ay-Aba, Nişaburdan başka Tus, Nesâ ve Abiverd'i de eline geçirdi. Sancar'ın diğer bir emiri olan Aytak da, başına 10.000 atlı toplamış, Horasan, Curcan ve Dihistan da dolaşıyordu.

Oğuzların elinde olan yerler ise, Belh, Merv ve Serahs bölgeleri idi. Anlaşıldığına göre bu yerler onlara yetişiyordu; obaları da eskisi gibi, Belh yörelerinde ve Toharistan'da bulunuyordu. Han Mahmud ile barışın, yapılmasından sonra Sancar'ın emirleri Merv'e gidip, onu ziyaret edebiliyorlardı. Yalnız bu ziyaret esnasında Oğuz beylerinden Tûti Beğ, Korkut ve ya Selmeneci (?) ve Büyük Dâvud mutlaka hazır bulunuyorlardı. Fakat 551 yılında (Ramazan- 1156 Ekim-Kasım) Müeyyed Ay-Aba, nöbetçi bulunan Oğuzları kandırarak Sancar'ı Belhten Tirmiz'e kaçırdı. Sancar-bir müddet kaldıktan sonra-oradan Merv'e geldi. Oğuzlar, Belh bölgesinde Sancar'ın ne yapacağını merak ve biraz da kaygı ile beklediler. 72 yaşında, ruhen çökmüş, hazinesi boş, ülkesi harap, askerleri dağılmış bir insan ne yapabilirdi? Gerçekten Sancar hiç bir harekette bulunmadan kurtuluşundan 7 ay sonra Merv'de öldü (14 Rebiül-evvel 551= 7 Mayıs 1156) ve gök çinili kubbesinin bir günlük yoldan görüldüğü söylenen muhteşem türbesine gömüldü. İşte kudret ve haşmeti şâir ve muharrirler tarafından göklere çıkarılan Sultan Sancar'ın âkibeti, böyle beklenmiyen bir şekilde sona erdi. Bu, hiç şüphe yok ki bir hânedanın kendi öz kavmine karşı çevresindeki İranlıların'kinden farksız bir zihniyetle hareket etmesinin mukadder bir sonucu idi. Sancar'ın yaşlılığı onu mazur gösteremez. Oğuzların bütün yalvarmalarını ve müsaid tekliflerini reddetmesi, onun eldaşlarını yok etmek düşüncesinde olduğunda pek şüphe bırakmıyor. Halbuki Gazneli Sultan Mes'ud bile, Sancar'ın, bu Oğuzlardan daha az yağmacı ve daha az tehlikeli olmayan Oğuz dedeleri hakkında bu kadar katı bir davranışta bulunmamıştı.

Selçukluların kendi eldaşlarına karşı kayıtsız ve ilgisiz kalmaları, onları devlet hizmetinden mahrum bırakmaları ve kendilerine yabancı bir kavim gözü ile bakmaları, Türkmerdede o kadar tesir etmişti ki, bunun acı hâtırası XVII. yüzyılda, Hazar Ötesi Türkmenleri arasında henüz yaşamakta idi. Netice itibariyle bu ihmal ve yanlış hareket, yani Selçukluların gerek İran'da, gerek Anadolu'da kendi kavimlerine karşı olan kayıtsız davranışları devletlerinin yıkılmasında pek mühim bir âmil olmuştur.

Sultan Sancar'ın ölümü, Oğuzları ferahlatmış olmalıdır. Fazla olarak Onlar Belh dolaylarını yurd edindiler; hatta yağmacılıktan vazgeçerek Sultan Mahmud'u kendi hükümdarları olarak tanımaya karar verdiler. Oğuzlar bundan sonra Belh bölgesinden Merv'e geldiler. (553 Şaban-1158 Ağustos-Eylül). Sultan Mahmud ve asıl iktidarı elinde tutan Ay-Aba Serahsta. bulunuyorlardı. Ay-Aba askeri ile Oğuzların. üzerine yürüyerek onlardan bir bölük ile karşılaşıp gâlib geldikten sonra Merv'e girdi. Bu galibiyet cür'etini artırmış ve ona Oğuzları ortadan kaldıracağı ümidini vermişti; bu sebeple yanında Sultan Mahmud olduğu halde Oğuzların üzerine gitti. Fakat Ay-Aba'nin bu ümidi boşa çıktı. Vakıa üç gün devam eden savaşta Oğuzlar üç defa geri çekildiler ise de en sonunda Ay-Aba"yı ağır bir bozguna uğrattılar (9 Şevval- 3 Kasım). Bu galibiyet Oğuzların kuvvetlerini kaybetmediklerini gösterdi. Onlar bu defa Mervlilere iyi davrandılar; fakat Serahs ve Tus şehirlerini yağmalamayı ihmal etmediler. Oğuzlar bozgundan sonra Curcaria gitmiş olan Sultan Mahmud'a ertesi yıl (554-1159) elçiler göndererek hükümdarları olması için kendisini Merv'e davet ettiler. Fakat Mahmud güvenemediği ve korktuğu için müsbet bir cevap vermedi. Bu durum karşısında Oğuzlar ondan oğlunu göndermesini rica ettiler, O da bunu kabul etti. Oğuzlar hükümdarlarını Nişaburda karşıladılar ve ona saygı ve tazimde bulundular. Oğuzların başlarında bir hükümdar bulunmasını gerekil görmelerinin, hâkimiyetlerini meşru kılmak hususu İle ilgili olduğu anlaşılıyor. Diğer taraftan başlarına geçecek bir hükümdar, beyler arasındaki anlaşmazlıkları da gidererek birliği sürdürecekti.
Oğuzlar ayyârları ile meşhur Tus şehrini bir defa daha yağmaladılar. Çünkü, Tuşlular hâkimiyetlerini tanımayı reddetmişlerdi. Oğuzlar Tus'dan Nesâ ve Abıverd taraflarına gittiler; Burada Sultan Mahmud ile buluşup onun hükümdarlığı üzerinde anlaştılar; sonra birlikte Nişabur ve Serahs yolu ile Merv'e döndüler. Onlara itaat etmeyen Ay-Aba Nişabura döndü ve o bölgeye hâkim oldu.

Nesâ bölgesinin bir yöresinde Yazır boyu oturuyor ve 555 (1160) yılında başlarında Ödek Han oğlu Yağmur-Han bulunuyordu. Bu Yazırlar, söz konusu Oğuz kümesine mensup olmayıp, buraya Balhan yolu ile Marıgışlaktan gelmişlerdi. Mezkûr yılda, Harizm-Şah İl-Arslan'ın askerlerinden bir birlik bu Yazırların üzerine hücum ederek onları bozguna uğrattı. Yağmur-Han Oğuzların yarıma giderek onlardan yardım istedi. Ona göre, Harizm askerlerinin kendisine saldırması, Sancar'ın emirlerinden Aytak'ın kışkırtması ile ilgili idi. Bunu öğrenen Aytak da, Mâzenderân şahmı yardıma çağırdı. Dihistan yakınında yapılan savaşta Aytak ve Mazenderan emiri ağır bir yenilgiye uğradılar. (555=1160) Öyle ki, Mâzenderân şahı mağrur Gazi Rüstem b. Ali 30.000 kişi ile girdiği savaştan 4 kişi ile çıkmıştı. 556 yılı başında (1161) Dihistan ve Curcan'ı yağmalayan Oğuzlar, Horasan'a döndüler.

Bu, Oğuzlar'ın kazandığı en mühim zaferlerden biri olmuştur; halbuki sayıca çok daha az idiler. Savaş Dehistan'a yakın bir yerde vuku bulmuştu. Nişabur ve yörelerine hâkim olan Ay-Aba, Sultan Mahmud'un hükümdarlığını tanımıyordu. Bu yüzden Oğuzlar yanlarında Sultan Mahmud olduğu halde, Ay-Aba üzerine yürüdüler. Ay-Aba asıl Nişabur'a çok yakın olan Şâdiyahta. kuşatıldı. Bu esnada Sultan Mahmud, Oğuzlardan kaçarak Nişabur hisarına sığındı. Onun Oğuzların tahakkümüne tahammül edemediği anlaşılıyor. Fakat az sonra yaptığı bu hareket için derin bir pişmanlık duymuş olmalıdır. Çünkü, Ay-Aba onu ve oğlunu yakalayarak gözlerine mil çektirdi ve baba-oğul birbirini takiben ızdıraplar içinde vefat ettiler (557=1162).

Oğuzlara gelince, onlar Sultan Mahmud'un kaçmasından sonra Merv'e döndüler. Merv, Belh ve Serahs doğrudan doğruya idareleri altında idi. Herat hâkimi Ay-Tigin de onlar ile dostça geçiniyordu. Oğuzlar hâkim bulundukları yerlerde Sancar'ın adına hutbe okutuyorlardı ki, böyle bir gelenek hiç bir yerde ve hiç bir zaman görülmemiştir. Hutbede Sancar'dan sonra o yerin hâkimi olan Oğuz beyinin adı okunuyordu. Ay-Aba'ya gelince, kendisi, Nişabur bölgesi ile Tus, Nesâ ve Kûmis'e hâkim bulunuyor ve hutbede Irak Selçuklu sultanı Arslan Şah'ın adını okutuyordu. Dihistan ve Curcan ise Aytak'ın elinde idi. O da buralarda hutbeyi Harizm-Şah İl-Arslan'ın adına okutuyordu.

558 (1162) yılında Gor hükümdarı Seyfeddin Muhammed, Oğuzların üzerine yürüdü ise de onlar tarafından yenildi ve öldürüldü; ertesi yıl (559=1163) Oğuzlar bu zaferlerinden istifade ederek Gazne'yi aldılar ve burayı epeyce bir müddet ellerinde tuttular. Böylece Oğuzların doğrudan doğruya idareleri altında bulunan bölgelere (Merv, Serahs, Belh, Nesâ ve Abiverd) ünlü Gazne şehri ve bölgesi de katıldı. Bu bölgelerden her biri beylerden biri tarafından idare olunuyordu. Herat hâkimi Ay-Tigin de Oğuzların tâbii durumunda olduğu gibi, 559 yılında Tâlikan ve Garcistan'ı fethetmiş bulunan Sancar'ın emirlerinden Sunkur da onlara vergi vermekte idi. 560 (1164-1165) yılında Oğuzlar Heratı kuşattılar. Çünkü buranın hâkimi olan tâbileri Ay-Tigin, bir yıl önce Gorlular ile yaptığı bir savaşta ölmüş ve Heratlılar şehirlerinin muhkem surlarına ve kuvveti gittikçe artan Ay-Aba'nın desteğine güvenerek onlara baş eğmişlerdi. Fakat Oğuzlar, Ay-Aba'nın da Serahs taraflarına yaptığı alanlar ile kendilerini taciz etmesi üzerine, muhasarayı bırakıp geri dönmeğe mecbur kaldılar.

Oğuzlar'ın 560 (1164-1165) tarihlerinden sonra yavaş yavaş siyasi ehemmiyetlerini kaybetmeğe başladıkları görülüyor. Bu husus şüphesiz onların ortak bir başa sahip olmamaları ve bu yüzden çözülmeğe doğru gitmeleri ile İlgilidir. Aynca büyük beylerin ölmüş bulunmaları buna sebep olabilir. Bu, en kuvvetli İhtimaldir.

568 (1172-1173) yılında Merv ve Serahs, beylerden Dinar'ın elinde idi. Melik Tûti, Melik Korkut'un bu tarihten önce öldükleri anlaşılıyor. Bu esnada Horasan'a, bitişik iki ülkede iki devlet sür'atle yükseliyordu. Bunlardan biri, kurulduğu yer Herat ile Gazne arasındaki dağlık bölge olan Gor devleti; öbürü de Harizm ülkesindeki Harizm-Şahlar idi. 567 (1172) yılında Harizm-Şah İl-Arslanın ölümü üzerine yerine geçen Sultan-Şah, Kara-Hüayların yardımı ile ağabeyi Tekiş tarafından taht-dan uzaklaştırılmıştı. Horasan'a gelen Sultan-Şah, görüldüğü gibi, bu bölgenin mühim bir kısımına hâkim olan Müeyyed Ay-Aba'nın yardımı ile Harizm tahtım ele geçirmek istedi ise de muvaffak olamadı. Vu-kubulan savaşta Ay-Aba yenilerek öldürüldü (569-1174) ve Sultan-Şah da Gorkdara sığındı. Fakat çok geçmeden Tekiş İle metbûu Kara-Hıtayların arası açıldı. Durumu dikkatle takib etmekte olan Sultan-Şah, müsait bir fırsatın geldiğini görerek Kara-Hıtayların yanma gitti. Kara-Hıtay kıraliçesi mühim bir ordunun başında, kocasını Sultan-Şah İle Harizm'e gönderdi. Fakat halkın ve ordunun Tekiş'e sadâkati ve alınan tedbirler İle savaş gücü eşsiz olan Kara-Hıtay ordusu hiç bir şey yapamadan geri döndü. Ancak Sultan-Şah, her halde bazı taahhütler karşılığında, Kara-Hıtay kuvvetlerinden bir miktar asker alarak Mervi aldıktan sonra Serahs'ta bulunan Melik Dinar üzerine başlan yaptı. Bu başlan sonucunda Dinar'ın adamlarından bir çoğu öldürüldü. Dinar'a gelince, o da kendisini kalenin hendeğine atmıştı. Bereket versin oradan kurtarıldı. Dinar geri kalan Oğuzlar İle hisara kapandı. Sultan-Şah daha fazla bir şey yapamıyacağını anlayarak Merv'e döndü ve orada oturdu. Sultan-Şah çok faal ve cesur bir insandı; Merv'den Serahs üzerine ardı kesilmeyen akınlarda bulundu. Melik Dinar bu akınlara karşılık veremiyordu. Bu sebeble buyruğunda bulunan Oğuzlar'ın çoğu ondan yüz çevirerek dağıldılar. Serahs'ı Sultan-Şah'ın hücumlarına karşı daha fazla muhafaza edemiyeceğini anlıyan Dinar, başta Nişabur olmak üzere,' Horasan'ın mühim bir kısımına hâkim olan Ay-Aba oğlu Toğan-Şah'a Serahs'ı Bistam ile değişmek teklifinde bulundu. Toğan-Şah bu teklifi kabul etti. Fakat Toğan-Şah da şehri koruyamadı. 576 yılında (1181) yapılan bir savaşta Sultan-Şah Toğan-Şah'ı yendi, Serahs'ı ve müteakiben Tus'u elde etti.

Kaynakça
Kitap: OĞUZLAR
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Horasan'da Oğuzlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 05:33

Sultan-Şah'ın Merv'i ele geçirip Serahs'a akınlarda bulunması ve bu şehrin Dinar tarafından tarafından Toğan-Şah'a teslimi, Nesâ ve Âbiverdin de kaybedilmesi Oğuzlar'ın tarihinde mühim bir dönüm noktasıdır. Tarihleri iyice bilinmeyen (569-576=1174-1181 arası) bu hâdiseler üzerine Oğuzlar, tamamen denebilecek bir şekilde dağıldılar. Yine bu tarihler arasında Gazne şehri de onların elinden çıktı. Oğuzlar, Gazne'de targan yaparak Gorlulafa karşı şiddetli bir müdafaada bulundular ve ilk önce galip geldilerse de sonra bozguna uğradılar. Belhhe gelince, burasının Oğuzların elinden nasıl ve ne zaman çıktığını bilmiyoruz. Bu hususta bilinen, şehri 594 (11971198) yılında Gorluların, Öz-Aba ? adlı bir Türk'ün elinden aldıklarıdır. Öz-Aba Kara-Hıtayları metbû tanıyor ve onlara vergi veriyordu.

Merv ve Serahs'm düşmesi üzerine dağılan ve Horasan'daki siyasi tarihleri sona eren Oğuzlardan mühim bir küme Kirman'a, daha az kalabalık bir küme de Fars'a, eldaşları Salgurluların yanma gitti. Bunlardan pek mühim bir kümenin de Anadolu'ya gittiği anlaşılıyor. Gösterdikleri bir çok faaliyet ile kaynaklarda yankılar bırakan Rüstem Beğin Türkmenleri Anadoluya giden bu kümeden başkası değildir. Bistarın da bulunan Dinar'a gelince o, Harizm-Şah Tekiş' in Irak'a yürümesi esnasında burayı da terkederek Nişabura, Toğan-Şah'ın yanma geldi. Dinar, Toğan-Şah'ın kız kardeşi ile evlendi ve onun 581 Muharreminde (Nisan 1185) ölümüne değin yanında kaldı. Dinar aynı yıl içinde Kirman'a giderek bu ülkeyi eline geçirdi ki, bundan aşağıda bahsedilecektir.

Horasan'ın geniş bir kısımına hâkim olan Oğuzların sadece cesur savaşçılar değil, savaş usullerini bilen ve onları maharetle uygulayan İnsanlar oldukları görülüyor. Ancak başlarında Selçuklu ailesi gibi dirayetli bir aile olmadığı veya İçlerinden devlet adamı vasıflarına sahip bir kimse çıkmadığı İçin zaferlerinden gerektiği gibi faydalanamamışlar ve bir devlet kuramamışlardır. Beyleri yapılan geniş ölçüdeki yağmalar için fazla kınamaya hakkımız yoktur. Çünkü, buyruklarındaki Oğuzlar'ın kendilerine bağlılıkları bu husus ile yalandan ilgilidir. Beylerin başlarında bulundukları topluluklar üzerlerindeki nüfuzları hududsuz değildi. Türk tarihinde görülen vâkıa şudur ki doyumluk yani ganimet varsa ne güzel, yoksa bağlılık ve itaat ortadan kalkıyor ve han, sultan, bey mevkiini koruyamıyor.

Anlaşıldığına göre Oğuzlar zaptettikleri yerleri aralarında bölerek idare etmişlerdir. Yani ileri gelen beylerden her biri Merv, Serahs, Belh, Gazne gibi bölgelerden birini idare etmiş ve melik ünvanını almıştır. Melik (yani kıral, hükümdar) unvanım taşıdığı bilinenler kol beyleri olan Tûti Bey ile Korkut Beğ ve Dinar'dır. Bunlardan Hızır oğlu Ishak oğlu Şemseddin Ebû Şüca Melik Tûti (Tutu < Dudu) Beğ en güçlü bey gibi görünüyor. Meşhur Horasanlı şâir Enveri Oğuz istilası karşısında derin bir üzüntüye kapılıp gönderdiği uzun bir manzumede Kara Hanlı hükümdarım Horasan'ı kurtarmaya çağırmıştı. Fakat Enveri soma Tûti Beğ'e intisap etti, onun Tûti Beğ"i öğen bir rübâisi bize kadar gelmiştir. Tûti Beğ'in nereyi yönettiği (Belh?) ve ne zaman vefat ettiği (1168-1172: ?) bilinmiyor. Onun Enveri'yi hizmetine alması bir divana (-büro) sahip olduğunu gösterir.

Boz Okların başı Abdulhamid oğlu Melik Korkut Beğ'e gelince onun Merv'i idare etmiş olması muhtemeldir. Korkut Beğ'in Mu-hammed adlı bir kardeşini tanıyoruz. Merv ve Serahs'ı en son idare eden Melik Dinar'ın bu Muhammed'in oğlu olduğu anlaşılıyor. Korkut Bey in kızının Harizim-Şah Tekiş'ın hatunlarından biri olduğu biliniyor.

Moğolların Seyhun boylarım istila etmeleri üzerine oradaki Türkmenlerden pek çoğu bilhassa Merv yöresine geldi. Bunlardan sadece Merv ve Nesa bölgesine gelenlerin 70.000 den fazla askerleri olduğu söyleniyor.

Moğollar"m Horasan'ı kesin olarak idareleri altına almaları üzerine de oraya yığılmış olan Türkmenlerin pek çoğu batıya doğru göçederek Anadolu'ya ulaştılar. Osmanlı hânedanının Moğol istilası üzerine Merv yöresindeki "göçer ev" ile (50.000 deniliyor) Anadolu'ya geldiği hakkındaki rivayet, bu bakımdan da tarihi bir değer taşımaktadır. Türkiye'de Horasan'dan gelişin hatırası, yüzyıllar boyunca unutulmayarak zamanımıza kadar gelmiştir.

Bu hâtıradaki Horasan sözü, şüphesiz, sadece bu bölgeyi değil, aynı zamanda Türkistan ve Harizmi de ifade etmektedir.

S- Kirman:

Kirman bölgesinde, Selçuklu Çağrı Beğ'in oğullarından Kavurd Kara-Arslan Beğ'in oğulları hüküm sürüyorlardı. Hânedanın bu kolu da diğerleri gibi, başlıca Türk memlûklerine dayanıyordu. Bu bölgede, Oğuzlar gelmeden önce, zikredilmeye değer mühim bir Türkmen topluluğu mevcut değildi.

Harizm-Şah hânedanından Sultan-Şah'ın Merv'i, Serahs'ı fethetmesi üzerine dağılan Oğuzlardan bir küme 575 (1179) yılında Kirman topraklarına ayak bastı. Bu küme 5.000 atlıdan müteşekkil olup, yanlarında çoluk çocukları, göçkünleri ve davarları da vardı; oldukça yoksul ve yorgun görünüyorlardı. 2-3 gün sınır şehirlerinden Kobanân'ı kuşatan Oğuzlar, bu şehir ile Kirman melikinin oturduğu ve bölgenin baş şehri Berdesir arasındaki Zerend şehrine geldiler. Onların ne maksatla geldiklerini anlamak için Kirman meliki tarafından Sungur isminde biri gönderildi. Sungur Oğuzlardan Kayser Beğ adlı bir elçi ile geri geldi. Kayser Beğ, nüfuslarının 10 bin ev olup, hükümdarın hizmetine girmek için Kirman'a geldiklerini, 5.000 kişilik diğer bir kümenin Fars tarafına gittiğini söyledi. Bunun üzerine, kümenin başında bulunan Sam-sâm ve Bulak'ın hükümdarın yanma gelmelerine, Oğuzlara dirlik verilmesine karar verildi. Fakat iki taraf da biribirlerine itimat telkin etmemişti. Anlaşıldığına göre, Oğuzlar dirlik bahanesiyle kendilerinin dağıtılmak istendiği kanaatına varmışlardı. Bu sebeble Oğuzlar baş şehir Berdesir'nin az güney doğusundaki Bâgin şehrine geldilerse de herhangi bir yağma hareketinde bulunmadılar. Oğuzların bu şekilde hareketleri itaat etmiyecekleri şeklinde tefsir edildi ve memleketten uzaklaştırılmaları için Fars hâkimi Salğurlu Tekele'den yardım istendi. Fakat Oğuzlar Bâgin'de Kirman-Fars kuvvetlerini ağır bir bozguna uğrattılar (575=1179). Oğuzlar bu mühim galibiyete rağmen baş şehir Berdesir'e yürümeyerek güneye indiler ve Ciruft şehrini yağma ettiler. Ertesi yıl Kirman'da görülmemiş bir kıtlık baş gösterdi. İnsanlar kedi ve köpekleri yediler. Ancak köpekleri yemek için mücadele etmek gerekiyordu. Bazan bu mücadelede köpek galip gelerek hasmı olan insanı yiyordu.

Aynı yılda Oğuzlar baş şehire yöneldiler. Fakat maksatları barış yapmak idi. Onlar Kirman meliki Selçuklu Tûran-Şah'tan kendi pâdişahları olmasını ve hattâ kendi aralarında yaşamasını istiyorlardı; istekleri kabul edildi ve beylere hil'at giydirildi. Hattâ pâdişâh Tûran-Şah şehrin önündeki yazıya inerek el arasında göründü. Oğuzların, Horasan'da olduğu gibi, başlarında bir hükümdar görmek istemelerinde samimi bulunduklarında şüphe yoktur. Fakat Tûran-Şah zayıf bir şahsiyetti. Bu sebeble, kavimdaşlarını memnun edecek bir dirayet gösteremediği gibi, devlet ricali de ona yardım etmediler. Bunlar her arzularını yerine getiren köleleri kullanmaya alışık olduklarından, sert mizaçlı ve yoksul görünüşlü Oğuzlardan hoşlanmıyorlar ve hattâ çok defa onlardan nefret ediyorlardı. Bundan dolayı Oğuzlar baş şehirden tatmin edilmemiş (ve belki de kızgın) olarak ayrıldılar. Onlar Pâdişâhın başlarına geçmesini ve kendilerini idare etmesini istiyorlardı. Oğuzlar güney doğudaki Nisâ ve Nermaşir taraflarına gittiler. İlk önce buralarda yağmalarda bulundular. Bu arada, varlıklı kimselere, Horasan'da yaptıkları gibi, sakladıkları paralan çıkarmaları için, ağızlarına toprak doldurmak şeklindeki usullerini uyguladılar. Kirmanlılar ağızlara doldurulan toprağa "Oğuz kavudu" adını vermişlerdi. Fakat bu, geçici bir hareket idi. Çünkü onlar Kirman'ın Nermaşir denilen bu güney doğu bölgesini imar etmeye ve topraklan ektirmeğe başladıkları gibi, ticareti de canlandırmak yolunda tedbirler aldılar. 579 (1183-1184) yılında Tûran-Şah kendi adamlarından Muhammed Zâfir adlı biri tarafından öldürüldü ve yerine Behram-Şah oğlu Muhammed-Şah geçti ki bu, Kirman Selçuklularının son hükümdarıdır.

Nişabur merkez olmak üzere Horasan'ın bir kısmına hâkim bulunan Ay-Aba oğlu Toğan-Şah 581 (1185) yılında öldü. Yerine oğlu San car-Şah geçti ise de, iktidar, emirlerden Menli-Tigin'in elinde idi. Bu emirin dirayetsiz hareketleri yüzünden diğer emirlerden bir çokları gerçekten kabiliyetli bir hükümdar olan Sultan-Şah'ın hizmetine girdiler. Toğan-Şah'ın eniştesi olan Melik Dinar'a gelince, o da, Nişaburdan ayrılarak Kirman'a ayak bastı (21 Ramazan 581-16 Aralık 1185).

Dinar'ın Kirman'a gelmesinin bir davet ile ilgili bulunması pek muhtemeldir. Bunu da oradaki Oğuzlar yapmış olacaklardır. Aynca Koban vâlisi Mücâhideddin'in de bir kaç defa Gürgen'e giderek Dinar'ı Kirman'a davet ettiği söylenmektedir. Esasen, Dinar'ın Kirman'a 80 atlı ile gelmesi, böyle bir davet ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Dinar doğruca Oğuzların bulunduğu Nermâsire gitti. Orada Oğuzlar ile buluşan Dinar, Bam valisini İtaat altına aldıktan sonra, kuzey batıya yönelerek Zerend'i zaptetti. Bu durum karşısında Kirman hükümdarı Selçuklu Muhammed-Şah yardım dilemek üzere Irak'a, gitti ve oradan bir daha dönmedi. Dinar ertesi yıl hükümet merkezi Berdesiri de fethedip orada oturdu. Böylece Melik Dinar hiç bir güçlük çekmeden Kirman hükümdarı oldu. (583=1187)

Dinar, Kirman'ı huzur ve sükûna kavuşturdu; orayı âdalet ile idare etti. Kendi kavmine karşı da mülâyim davrandı. Onlar yine eskisi gibi, Nermâsir, Nisâ ve Reykânda. oturuyorlardı. Burası Kirman'ın en İyi hububat yetiştiren bölgesi idi. Dinar hâkimiyetini denize kadar uzattı, ve eski zamanlardan beri Hind, Afrika ve Arabistan ticareti ile zengin bir gelire sahip bulunan Kays adasının hükümdarını da vergiye bağladı. Ayrıca Mekrân da tabiiyet altına alındı. Türkler ve bilhassa Oğuzları hiç sevmeyen müverrih Efdal-i Kirmanı (Dinar'ın divanında mühim bir mevkiye sahipti) Dinar'ı göklere çıkarır. İmaduddin Dinar 8 yıllık bir hükümdarlıktan sonra vefat etti (9 Zilkade 591=15 Ekim 1195). Yerine oğlu Ferruh-Şah geçirildi. Ferruh-Şah, kabiliyetsiz ve aynı zamanda içkiye müptelâ, eğlenceye düşkün bir gençti. Müverrih Efdâl-i Kirmani'nin Ferruh-Şah'da beğendiği tek husus, onun Oğuzlardan nefretidir. Halbuki Melik Dinar nizam ve âsâyişi Oğuzlara dayanarak temin etmişti. Efdal-i Kirman! başka bir eserinde bu Oğuzlara Kora-Guzz (Kara-Oğuz) diyor ki, onlara bu "kara" sıfatının Horasan'da siyasi itibarlarını kaybederek kovulmaları sonucunda verilmiş olduğu anlaşılıyor.

Ferruh-Şah'ın tahta çıkmasından soma ondan emin olmayan Oğuz beğlerinden Seyfeddin Alp-Arslan ve Mendek hükümet merkezinden ayrılıp Germsirde bulunan eldaşlarının yanma gittiler. Ferruh-Şalı, memlûk veya memlûk oğlu subayların tahakkümü altına düştü. Oğuzlara gelince, onlar da Ferruh-Şah'ın kendilerine karşı duyduğu nefrete cevab vermekte gecikmediler. Eldaşları ile başa çıkamayacağını anlayan Ferruh-Şah Harizim-Şah Tekiş'ten tâbiliğini bildirerek, yardım istedi. Tekiş de torunu Arslan-Han kumandasında bir ordu gönderdi. Arslan Kirman sınırına geldiğinde Ferruh-Şah'ın öldüğünü haber aldığı gibi, Oğuzları da karşısında buldu. Bu sebepten geri döndü. Alâeddin Ferruh-Şah 592 (11951196) yılında öldü. Oğuzlar, Berdesir yörelerini hiç bir şey kalmayacak şekilde yağmaladıktan soma obalarının bulunduğu germsir bölgesine döndüler. Ferruh-Şah'ın kardeşi Acem-Şah, çocuk yaşta olduğu için Harizm'e, Tekiş'in sarayına götürülmüştü. Acem-Şah orada Tekiş'in ölümüne kadar kaldı. Oğuzlara gelince, hükümdarsız olduklarından Gor ülkesinden Zirek Belçik adlı birini getirib başlarına geçirdiler. Bu şahsın hüviyeti hakkında hiç bir şey bilinmiyor. Fakat Zirek ile beğlerin ileri gelenlerinden Alp-Arslan geçinemediler. Alp-Arslan bir fırsatım bulup onu öldürdü ve kendisi pâdişahlığa seçildi ise de başarı kazanamadı. Acem-Şah, Tekiş'in ölümünden sonra Kirman'a geldi ve Oğuzlar'ın başına geçti. Fakat Oğuzlar'ın eski kuvveti kalmamıştı. Bu sebeble Kirman, Salgurlular'ın hakimiyeti altına girdi. Acem-Şah bir kısım Oğuzlar ile Siistan'a gitti (609 yık sonları- 1213).

Fakat orada da tutunamadı. Harizm-Şah Muhammed in katına yollandı. Harizim-Şah ona Vahş ile Bamyân-arasındaki yöreyi verdi. Celaleddin Harizm Şâh Moğolların önünden kaçarak Gazne ye gelince Acem-Şah da ona katıldı, Celaleddin ile Cengiz Han arasında Sind ırmağı kıyısında yapılan savaşta (Kasım 1221).

Moğollar'a tutsak düştü ve 25 gün sonra da hayatına son verildi. (Aralık 1221). Moğol devrinde Kirman'da Türkmenler'in yaşadığı görülüyor. Bu Türkmenlerin, belki de bir kısmı, bu Oğuzlar'ın torunlarıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir