Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sultan Mesud'un Selçuklular Üzerine Yürümesi ve Galibiyeti

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:25

Konumuz bakımından fevkalade önemi dolayısiyle hemen hemen aynen naklettiğimiz mektup burada bitmektedir.

Bu mektup hakkında Gazneliler Devleti'nin başında bulunanların ne düşündüklerini tesbit etmeden önce bundan çıkan neticeleri sıra ile kaydedelim:

1. Selçuklular'da iki görüş çarpışmaktadır. Başlangıçta asıl hükümdar olduğunu gördüğümüz Tuğrul, menfi görüşü; Çağrı ise müsbet görüşü temsil etmektedir.

2. Tuğrul'a göre, Horasan'ı terk edip, fethi daha kolay olan batıya gitmek lazımdır. İlk merhale, Cürcan ve çevresidir.

3. Yine ona göre, bura yerli halkı hem zayıf, hem de techizatsızdırlar.

4. Buna rağmen, burada şu veya bu sebeple tutunamazlarsa, Rey ve İsfahan'ı içine alan Cibal (Irak-ı Acem) eyaletine gideceklerdir.

5. Dikkate değer olan nokta, Tuğrul'un buraları Selçuklulara ait telakki etmesidir. Gördüğümüz gibi, bunun sebebi, bu bölgenin, umumiyetle kendilerinden önce buralara gelmiş Türkmenler'in elinde bulunmasıdır. Buna göre, Tuğrul bu Türkmenler'i de kendisine tabi sayıyor demektir. Bu, onun bu hususta açığa vurduğu görüştür. Daha sonra muhtelif vesilelerle aynı görüşü ileri süreceğini göreceğiz.

6. Yine Tuğrul'a göre, geniş ülkeleri ve büyük bir ordusu olan Sultan Mesud, onların peşinden gelmiyecektir. Zira, O Selçuklular'in savaş kudretlerini öğrenmiştir.

Bu mütalaalar hem mesnetsizdir, hem de bunlarda tezad mevcuttur. Çünkü Tuğrul Bey bu hükmü hangi esasa ve emsale dayanarak verdiğini söylememektedir. Sonra kudretli olduğunu kabul ettiği bir hükümdarın niçin takip etmiyeceğini anlamak güçtür.

7. Tuğrul, sözlerini, zayıf telakki ettiği yerleri almayı tavsiye etmekle bitiriyor.

8. Onun bu sözlerinden çıkarılabilecek nihai netice ise şudur: Tuğrul'un bu ifadesi bütün tezadlarına ve menetsizliklerine rağmen, şekil bakımından doğru ve hatta mantıki görünmektedir. Nitekim toplantıdakiler önce bu fikirleri kabul etmişlerdir.

Çağrı Bey Davud'un bu husustaki mütalaalarına gelince, şöyle sıralanabilir:

1. Böyle bir hükümdarla başlangıçtan itibaren ya hiç uğraşmamak lazımdı, yahut da onunla mücadeleye giriştikten sonra sonuna kadar devam etmek lazımdır. Görülüyor ki, Davud, Mesud'un kudretli ve geniş bir devletin başında bulunduğu yolundaki Tuğrul'un görüşünü kabul ediyor; hareket noktasında birleşmelerine rağmen, ona karşı takip edilecek siyasette Tuğrul'dan tamamiyle ayrılıyor. Bu itibarla Davud, takip edilecek karşılıklı siyasette Gazneli vezirle aynı, fikirdedir. Gördük ki, vezir iş bu safhaya girdikten sonra, Se1çuklular'a karşı mücadeleyi bırakmamak lüzumunu savunmuş ve tezini kabul ettirmişti.

2. Davud, tezini esaslı mesnetlere oturtuyor. Ona göre, M esud, kendisine karşı yapılan savaşlar dolayısiyle Selçuklular'a düşmanlık beslemektedir. Sonra bir kaç vilayeti Selçuklular tarafından harap edilmiştir. Bu sebeple, bu defa Selçuklular, kendisiyle savaş yapmadan çekilseler bile, o peşlerini bırakmıyacaktır.

3. Halbuki savaş zaferle neticelenirse, Selçuklular «bütün cihanı» ele geçireceklerdir. Onun tezine göre, en kuvvetli yere darbeyi vurmak ile nihai netice kolaylıkla elde edilmiş olacaktır.

4. Mağlup edilirlerse, kaçmağa da imkan yoktur. Görülüyor ki, Davud'a göre, savaşarak mağlup olmakla, savaş yapmadan çekilmek arasında fark yoktur. Zira, Selçuklular savaş yapmadan çekilip giderlerse, Sultan Mesud bunu, onların korkup kaçtığı şeklinde tefsir edecek, peşlerine düşmekle kalmıyacak, bu suretle nüfuzu çok artacağı için diğer devletleri de Selçuklular üzerine hücuma teşvik edecektir. Bu suretle Selçuklular'ın kurduklarını gördüğümüz ittifak sistemleri yıkılacağı gibi, dostlar, düşman olacaktır. Şu halde tek çıkar yol, bu neticeleri peşinen kabul ederek, büyük bir azimle savaşmaktan ibarettir. Sonra zafer büyük mükafatlar vadetmektedir.

5. Burada üzerinde asıl durulması gereken nokta, Selçuklular'ın siyasi hedefleridir. Onlar cihanı fethetmek iddiasındadırlar. Bunun için de karşılarında tek engel, Gazneliler Devleti'dir. Cihan tabirinden içine girdikleri İslam dünyasını kasdettikleri kabul edilirse, Davud'un bu görüşünün nasıl büyük bir sadakatle gerçekleştirilmiş olduğunu aşağıda göreceğiz.

6. Zafere ulaşmak için Davud tek başına son defa bizzat Sultan Mesud'la yaptığı savaştan edindiği tecrübelerin neticelerini bildirmekte ve bunlardan faydalanmayı tavsiye etmektedir.

7. Nihayet Davud, ellerinde bulundurdukları üstünlüğü, açıkça ifade etmektedir: Selçuklu ordusu çektiği sıkıntılardan kurtulmuş ve dinlenmiş bir haldedir. Buna karşılık, çölden doğru gelen Gazne ordusu hala güçlükler içindedir.

Bu mütalaalariyle zamanın siyasi telakki ve düşüncelerini kavradığını gösteren ve aksettiren Davud, böylece Selçuklular'ın umumi siyasetine bir defa daha müessir oldu. Mesele Davud tarafından daha derin sebeplerle bu şekilde ortaya konulduktan sonra Tuğrul da fikrinden vazgeçiyor, bu görüşü tasvip ediyor ve derhal tatbike geçiyor.

Tahlilini yaptığımız bu mektubu okuyan hükümdar, bir az daha sükunet buldu. Şu halde daha önce aynı hükümdarın telaş ve heyecanı gözönünde tutulacak olursa, bu mektubun onun üzerinde bıraktığı ilk tesir müsbet demektir. Fakat kendisine mektubu takdim eden sahib-i divan-ı risale t Ebu Sehl Zuzeni'ye söylediği sözler, onun içinde bulunduğu şartları idrak ettiğini göstermektedir. Gerçekten, hükümdar, bu devlet adamına, karşısında karışık bir iş bulunduğunu, başlangıçta bu yöne (Merv) gelmektense Herat'a gitmenin ve bu kavimle sulh yapmanın en doğru bir hareket olduğunu, fakat bugün böyle hareket etme zamanının geçtiğini itiraf etmiştir. Ona göre, işi Tanrı'nın takdirine bırakmaktan başka çare yoktur. Zira, «kendisinin gevşek (kahil) ve korkak (beddil) ordusu karşısında 16.000 cesur atlı büyük bir afet olur».

Aynı mektup bütün ileri gelen devlet erkanına okundu ve moralleri kuvvetlendi. Zira, onların hep birden açığa vurdukları kanaat, Selçuklular'ın (Gazneliler'den) çok korkmuş oldukları merkezinde idi. Görülüyor ki, onlar, meseleyi çok daha dar bir cephesinden almakta ve tek taraflı, daha açığı, gönüllerinin istediği şekilde tefsir etmektedirler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:26

Söz alan vezir, mektuba dayanarak, bu meselede esas rolü Çağrı Bey Davud'un oynadığını belirtmiş ve iş işten geçmek üzere olduğunu, bir karışıklık (haleli) çıkmadan kendilerini Merv'e «atmak» için gayret sarfedilmesi icap ettiğini ve hasımların durumları gizli habercilerin bildirdikleri gibi olduğuna göre ancak orada bu işe bir yön verilebileceğini ifade etmiştir. Görülüyor ki, o da mektubun tesiri altındadır. Ona göre, kendileri bakımından da, Selçuklular bakımından da kesin netice Merv'de alınacaktır. Şu halde, vezir dikkat edildiği takdirde, bütün güçlüklere rağmen, yolda esas itibariyle bir mağlubiyete uğranacağını düşünmemektedir. Onun bu fikirlerinden yolda mümkün olduğu kadar savaş verilmemesi kanaatinde olduğunu çıkarmak kabildir. Bütün bu izahattan çıkan nihai neticeye gelince, hükümdar dahil, bütün askeri ve sivil erkanının, bu mesele üzerinde aynı karara varmış oldukları görülüyor. Bunu kaynak da teyid etmektedir.

Bütün gece savaş hazırlığı yapıldı. Kumandanlar (salaran) orduda düzeni bozmak teşebbüsünde bulunduklarını gördüğümüz tek atlılara nasihatler ettiler, ümitler verdiler. Böylece ordunun maneviyatını kuvvetlendirmeğe çalışıldığı görülüyor.

Bizzat hükümdar, saray gulamlar'ı kumandanı olan Beydoğdu'nun muavini (halife) Ertekin'i, çavuşlarını ve serkeş gulamlar'ı huzuruna çağırdı; söylenmesi icap edeni söyledi ve çok uyanık bulunmalarını emretti. Kaynağın ifadesine göre, Beydoğdu'nun çağrılmaması kötü bir tesadüftü. Zira, gulamlar'ın hükümdarı (emir) mesabesinde olan Beydoğdu gücendi. Bunun ne ifade ettiğini biraz aşağıda göreceğiz.

Ertesi gün (22 Mayıs 1040/7 Ramazan 431 Perşembe) Sultan Mesud atlandı. Ordu tam savaş düzeninde harekete geçti. Daha bir fersah gidilmişti ki, Selçuklular sağdan soldan büyük guruplar halinde güründüler ve savaşa giriştiler. iş sarpa sardı. Çünkü Selçuklular her taraftan saldırıyorlardı. Gazne ordusu gayet zayıf bir müdafaa gösteriyor ve «çaresiz» savaşıyordu. Bunu gören Selçuklular daha da cesaretleniyorlardı. Böylece Gazne ordusu savaşa savaşa ilerliyordu. Müellif Beyhaki, Sultan'a ait gulamlar'in (gulaman-ı sultanı) kaçarak Selçuklular tarafına geçenlerle buluştuklarına ve develere binmiş Sultani gülamlar'la görüşüp konuştuklarına bir kaç defa şahit olmuştur. ihtiyar hacib Beydoğdu'dan, gulamlar'a dair ne tedbir alınması gerektiği veya bir gulamlar kıtasının herhangi bir yere gönderilmesi icap edip etmediği hususunda bir şey sorulduğu zaman, «Ertekin bilir, Sultan ona ve serhenglere emir verdi. Ben bir şey bilmiyorum. Elimde bir şey yok. Benden ne istiyorsunuz?» diyordu. Nitekim gulamlar işi gevşek tutuyorlardı. Selçuklular, her an daha cüretkar, Gazne ordusu ise gittikçe daha yavaş (kahil) hareket ediyordu. Buna karşılık, Gazne ordusu ileri gelenleri (ayan) ve kumanmanlar, Sultan'la birlikte iyi çalışıyorlardı. Bizzat Sultan Mesud mızrak ile hücumlar yapıyordu. Kendisini ele verecekleri gün gibi anlaşıldı. Bu gün bir bozgunun (halel) başgöstermemiş olmasına hayret edilir. Çünkü elde hiç bir şey kalmamıştı. Selçuklular bir çok deve ve «kumaş» götürmüşlerdi. Öğleye kadar cenk edildi ve konak (menzil) a kadar savaşıldı, (baş) kesildi. Öyle ki, hareket edilen yerden suyun kenarına kadar 3 fersahlık yol vardı. Gazne ordusu «çılgınlar gibi» (dilşudegah) tertipsiz bir tarzda suyun kenarına indi. Herkes ümitsizdi. Büyük bir bozgun (heleli)un olacağı anlaşıldı. Ordu mensupları gizlice—süratli olmaları bakımından dişi—develeri hazırlamağa, kuvvetli atları yedeğe almağa, mal (kala) ve paralarından endişe etmeğe ve tıpkı «kıyamet kopacakmış gibi» birbirleriyle vedalaşmağa başladılar.

Bizzat hükümdar son derece ümitsizliğe düşmüştü. Bütün müşküller altında mümkün olan celadeti gösteriyordu. Nihayet ikindi üzeri bir toplantı tertip etti. ileri gelenleri çağırdı. Bir çok sözler söylendi.

Tartışmalar sonunda şu noktalarda fikir birliğine varıldı:

«Merv'e iki konaklık (menzil) mesafe kalmıştır. Bu günkü gibi ihtiyatlı davranmalıdır. Zira, Merv'e vardığımız zaman bütün maksat hasıl olacaktır. Tek atlılar bugün hiç iş yapmadılar. Hindliler de çalışmıyorlar ve diğer askerlerin de manevi kuvvetini kırıyorlardı. Her yerde, 10 Türkmen 500 kişiye hücum ediyor, onlar ise kaçıyorlar. Ne oldu ki, kaçıyorlardı, bilmiyoruz. Halbuki Harezm çengini bunlar yaptılar. Sonra saray gulamları'nın gayret göstermeleri lazımdır. Zira, onlar merkez (kalb)i teşkil ediyorlar. Halbuki bugün hiç iş görmediler».

Sultan Mesud, Beydoğdu'ya gulamlar'ın neden savaşmadıklarını sordu.

Beydoğdu, daha fazla atları bulunmadığı, ellerindekilerin de otsuzluktan zayıf düştükleri, bununla beraber, bugün ellerinden geleni yaptıkları cevabını verdi ve şunları ilave etti:

Bendeleri bugün onların kulağını çekeyim ki, yarın mümkün olan gayreti göstersinler».

Böyle bir çok süslü (nigarin) sözler söylendi ve toplantı dağıldı. Sultan Mesud, sahib-i divan-ı risale t Ebu Sehl Zuzeni ile veziri ayrıca huzuruna kabul etti. ilk sözü hükümdar aldı:

«iş işten geçiyor, tedbir nedir?» dedi.

Vezir:

«(Buralara) gelmemeli idi. (Buralara gelmeyi) söyledikleri zaman, bendeleri (bunun aleyhine) feryat ediyordum. Ebu Sehl şahidimdir. Bugün (bu şartlar altında) geri dönmek olmaz. Merv'e yaklaştık» dedi ve kumandanlar arasındaki rekabetin giderilmesini tavsiye etti. Bilhassa Beydoğdu'nun gönlünün alınmasını lüzumlu sayıyordu. Vezire göre, eli ayağı tutmaz ihtiyar bir Türk olmasına rağmen, gulamlar onun emrinden çıkmazlar. Hatta o öl dediği zaman ölürler. Onun gönlü alınırsa, «gulamlar» iş yaparlar ve hasımlar artık tehlike teşkil etmezler. Hindistan salarlarının da kulaklarını çekmek lazımdır.»

Beydoğdu'ya bir adam gönderildi. Hükümdar onu yalnız olarak huzuruna davet etti ve kendisine çok iltifatta bulundu. «Sen benim amcam yerindesin» cümlesiyle başlayan sözler sarf ederek gönlünü almağa çalıştı. Zafer kazanılıp da Gazne'ye dönünce, kendisine ne iyilikler yapacağını sayıp döktü. Rakiplerini cezalandıracağını söyledi. Ertekin'i de hacib'liğe kendisi istediğini, layik değilse uzaklaştıracağını bildirdi.

Beydoğdu kendisine layik olduğundan fazla iltifatta bulunulduğunu söyledi. Diğer kumandanlarla arasında bir rekabetin mevcudiyetini kabul etmedi. Zira, onlardan intikamını alabilecek kudrette olduğunu iddia etti. Ertekin'in de mevkiine layik bir kimse olduğunu tasdik eyledi. Gulamları'nın iş yapmamasının atsız olmalarından ileri geldiğini, hükümdar 200 seçkin arap atı verdiği takdirde, işlerin iyi gideceğini söyledi. Hükümdar, bu atların bu gece verileceğini vaadetti.

Hindliler de çağrıldı ve azarlandı. Hind kumandanları şu ifadede bulundular:

«Adamlarımızın aç, atların zayıf olduğunu hükümdara söylemeğe utandık. Zira, dört günden beri bizden hiç kimse (kendimiz için) un, (atlar için) arpa bulamamıştır». Bundan sonra ellerinden geleni yapacaklarını, bu gece diğer arkadaşlarına da gerekeni söyliyeceklerini bildirdiler.

Sahib-i divan-ı risalet Ebu Sehl, bütün bu tedbirlere rağmen, pek şaşkın ve kederli idi. O da gulamları'nı çağırdı. Her ihtimale karşı (sahrada) hazır bulunmalarını söyledi ve müellif Beyhaki'ye endişelerini izhar etmekten çekinmedi. Bunun üzerine Beyhaki de kendi ihtiyat tedbirlerini aldı.
Hükümdar da gecenin büyük bir kısmını çalışmakla geçirdi. Gulamlar'a atlar verdi. Hazine meselesinde ve her hususta ihtiyatlı bulunmalarını emrediyordu. Bütün salarlar ve kumandanlar aynı şekilde hareket ettiler.

Yine harekat safhasına geçmeden önce verdiğimiz bu izahattan çıkan neticeleri, usulümüz gereğince, madde madde tesbit edelim:

1. Bu izahata göre, Selçuklular hücumda, Gazne ordusu ise müdafaadadır. Bu, daha önce alınan kararlara da uygundur.

2. Gazne ordusu müdafaa vazifesini bile yapamamaktadır. Hatta savaşacak yerde Selçuklular tarafına geçen Gazne ordusunun eski mensubu gulamlar'la Gazne ordusunda kalan gulamlar. gayet dostane münasebette bulunmaktadırlar.

3. Gazne ordusunun ciddi savaşmamasınm asıl sebebi, yukarıda izah edildiği şekilde, kumandanlar arasında mevcut rekabettir. Bunlardan saray gulamları'nın kumandanı ihtiyar Beydoğdu, hükümdarın emirlerini dinlemiyecek kadar ileri gitmektedir. Kendisinin gönlünü almak için hükümdarın nasıl uğraştığını gördük. Türk soyundan Beydoğdu, hükümdarın huzurunda rekabetin, savaş isteksizliğine sebep olmadığını iddia etmektedir. Ona göre, tek sebep, atların zayıf olmasıdır. Hükümdardan sadece 200 at istemesinden anlıyoruz ki, bu da bir bahanedir. Acaba onun savaş vermek istememesinin asıl sebebini, karşılarında bulunanların da kendisi ve maiyeti gibi Türk olmalarında aramak mümkün değil midir? Elimizde açık delil bulunmamasına rağmen, bu husus kolay kolay reddedilemez.

4. Gazne ordusunun bu isteksizliğini anlayan Selçuklu ordusu gittikçe daha şiddetli çarpışmaktadır. Neticede onlar bir çok deve ve kumaş elde etmişlerdir. Bundan anlaşılıyor ki, Selçuklular'ın bu andaki hedefleri, nihai netice almak değildir; daha ziyade ganimet ele geçirmektir. Bu, kaynakta Gazne ordusunun bozguna uğramaması dolayısiyle hayret edilmesinden de anlaşılmaktadır.

5. Görünüşe göre, ordunun bozguna uğramasına mani olanlar sadece ileri gelen kumandanlarla Sultan Mesud'dur. Onlar büyük bir gayretle savaşmışlardır.

6. Ordu gelişi güzel bir suyun kenarına inebilmiştir. En basit neferinden hükümdara varıncaya kadar herkes ümitsizdir. Bir bozgunun olacağı kanaati herkese hakimdir. Daha ortada bir şey yok iken, hükümdar dahil, herkes firar hazırlığı yapmağa başlamıştır.

7. Bu şartlar altında hükümdar son bir harp meclisi toplamıştır. Uzun tartışmalardan sonra daha önce alınan kararda bir değişiklik yapılmamıştır: Hedef Merv'e ulaşmaktır.

8. Yine bu toplantıda, ordunun savaşmadığı, mesela 10 Türkmen'in 500 kişiyi püskürttüğü müşahede edilmiş ve bunu giderecek tedbirler üzerinde durulmuştur (saray gulamları'nın savaşmalarını temin için kumandanları Beydoğdu'nun gönlünün edilmesi teşebbüsü, Hint askerlerinin savaşmalarını temine gayret v. s.).

9. Harp meclisindeki tartışmalar ve alınan kararlar, Sultan Mesud'u tatmin etmemiş olacak ki, o, ayrıca vezir ve sahib-i divan-ı risalet Ebu Sehl ile müşavere etmek lüzumunu duymuştur.

Vezirin, yeni olarak söylediği tek şey, kumandanlar arasındaki rekabetin giderilmesini tavsiye etmesidir. Bu tavsiye yerine getirilmiş ve muhtelif sebeplerle hükümdara gücenmiş olan Türk Beydoğdu'nun gönlü alınmıştır. Ayrıca Hindliler'e de tenbihlerde bulunulmuştur. (Niçin savaşmadıkları sorulduğu zaman onların verdikleri cevaplar çok ilgi çekicidir). Alman bu tedbirlerin ne dereceye kadar etkili olduğunu harekat safhasında göreceğiz.

Bu izahattan çıkan nihai netice ise, Gazneliler'in, daha şimdiden mağlubiyeti kabul etmeleri ve ona göre tedbirlerini almağa başlamalarıdır (kaçma hazırlıkları).
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Önceki

Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir