Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sultan Mesud'un Selçuklular Üzerine Yürümesi ve Galibiyeti

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:22

Bu sefer insiyatifi ele alan Ebu Nasr, meseleyi başka bir mecraya naklederek, sözüne devam etmek istemiştir; fakat söylemeğe utanmaktadır. Hükümdarın müsaadesi ve ısrarı üzerine söylemeğe başlamıştır:

«Bugün Horasa n'da fasad çıkarmak, adam öldürmek ve ibret olmak üzere ceza vermek (mesle) ve Müslümanların kadınlarını almak nevinden bu kavmin (Selçuklular'in) yaptıkları malumdur. Öyle ki, bu yüzyıl içinde böylesini ne söylemişlerdir, ne de olmuştur; tarihlerde de zikredilmemiştir. Bütün bunlarla beraber, yaptıkları savaşlarda zafer onların oluyor. Biz ne kadar kötü bir kavimiz ki, Tanrı böyle bir kavmi bize musallat etmiştir ve (üstelik) muzaffer (nusret) kılıyor.
Cihanın işi padişahlar'a ve şeriat'e bağlıdır. Saltanat (devlet) ve din (millet), birbirinden ayrılmayan iki kardeştir. Tanrı, bir padişahı, böyle bir kavmin galebe çalması için, inayetinden yoksun ettiği zaman, bu onun kendisinden incindiğinin delilidir.»

Hükümdar Tanrı'ya karşı ne kusur işlediğini bilmemektedir. Fakat Ebu Nasr'ın tavsiyesine uyarak hemen aynı gece Tanrı'dan affedilmesini niyaz edecektir.
işte çok güç durumda bulunan hükümdarın bu devlet adamı ile müşaveresi burada bitmektedir. Bu uzun izahattan hükümdarın kendi devlet adamları hakkındaki düşüncelerini öğrendiğimiz gibi, bir Gazneli devlet adamının Selçuklular hakkındaki düşünce ve telakkisini de öğrenmekteyiz.
Bu danışmanın halledilecek mesele bakımından neticesine gelince, Ebu Nasr meselenin yine harp meclisinde müzakeresini istemekten başka hiç bir müsbet tavsiyede bulunamamıştır.

Ertesi gün toplanan meclis uzun müzakerelerden sonra vezirin daha önce söz konusu ettiğimiz planını kabul etmiştir.
Vezir, kaynakta dirayet ve kabiliyetinden mübalağalı bir şekilde bahsedilen hakim Ebu Nasr Mutavvi"i'yi elçi olarak seçti.
Kendisine verdiği talimatta, Sultan'ın bu işten haberdar bulunduğunu söylememesini sıkı sıkı tenbih etti.

Talimatın Selçuklular'a ait kısmına gelinse, elçi, Selçuklular'a vezirin ağzından şunları söyliyecektir:

«Bunca sıkıntı çekiyorsunuz, mağlup ediliyor ve öldürülüyorsunuz. Pek muhteşem bir padişahı kendinize düşman yaptınız. Yarın dağıtmadıkça peşinizi bırakmıyacaktır. Her ne kadar zaman zaman bu çölde bir iş yapıyorsanız da, bunun sonu olamaz. Eğer itaat eder ve ferman dinlerseniz, ben bu padişah nezdinde bu hususta şefaatte bulunayım; sizin bu «cengücidal»i kendi canınız, kadın ve çocuklarınızın canları korkusuyle yaptığınızı ve bu meşakkat ve perişanlığı çektiğinizi, zira cihanda vatan tutacak bir yerinizin bulunmadığını kendisine söyliyeyim. Eğer merhamet buyurulur da, size Selçuklular'a) bir otlak ve vilayet ihsan edilirse, bendelik göstereceğinizi ve efendimizin bendelerinin de bu cengleri yapmaktan kurtulacaklarını diyeyim. Öyle yapayım ki, sizlere sakin olmanız ve asude ve müreffeh hayat geçirmeniz için bir yer tayin edilsin.» Vezir, bu şekilde elçiye uzun uzun talimat vermiş ve kendisini göndermiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:22

Verilen bu talimatın Selçuklular bakımından yeni bir tarafı olmadığı gibi, Selçuklular'ın Gazneliler'le münasebetinin ne olacağı meselesi de mübhem bırakılmıştır. Yalnız Gazneliler Devleti'nin içinde bulunduğu kötü şartları örtmek ve haşmetli göstermek için büyük gayretler sarfedildiği derhal dikkati çekmektedir.

Bu elçinin gönderilmesi münasebetiyle ilk defa Selçuklular hakkında «nevhastegan kelimesinin kullanıldığını görüyoruz'. Bu kelimeyi Türkçeye « yeni yükselmişler» şeklinde tercüme etmek mümkündür. Fakat, bizce en iyi karşılığı « türediler » olsa gerektir. Bu kelimenin Selçuklular'ı tezyif etmek için kullanıldığı muhakkaktır. Fakat, bunun aynı zamanda Selçuklular'ı siyasi bir kuvvet olarak tanımak manasına geleceği şüphesizdir.

İşte elçi bu «türediler»in nezdine vardı. Kendisinin gönderildiğinden hükümdarın haberdar bulunmadığına ve sadece vezir tarafından gönderildiğine dair Selçuklular'a yeminle teminat verdi.

Selçuklular elçiyi iyi kabul ettiler; hediyeler verdiler. Onu dinledikten sonra bütün Selçuklu «başları» bir araya geldiler; vezire verilecek cevap hususunda müzakerelerde bulundular. Neticede vezirin teklifini kabule karar verdiler.

Kararların mucip sebepleri şunlardı:

Sultan Mesud, büyük bir hükümardır. Sayısız askeri, hazineleri ve vilayeti vardır. Her ne kadar Selçuklular bir kaç defa ordusunu bozguna uğratmışlar ve vilayet almışlarsa da, bizzat yaptığı son hücumda hükümdar kendilerine kuvvetli bir darbe (nikayet) vurmuştur. Derhal takibe koyulsaydı, onlardan, kadınlarından ve çocuklarından bir kişi (bile) kurtulmazdı. Fakat arkalarından gelmemeleri kendileri için bir «devlet» olmuştur.

Selçuklu başbuğları ertesi gün Gazne elçisini çağırmışlar ve kararlarını kendisine tebliğ etmişlerdir:

Selçuklular, vezirin şefaatini kabul etmişlerdir. Bunu onun büyüklüğü telakki etmektedirler. Şefaati neticesinde büyük Sultan'ın (Sultan-ı muazzam) incinmiş olan gönlünü almasını kendilerine «bir vilayet, bir çöl ve bir otlak» temin etmesini istemektedirler. Gayeleri, buralarda sakin olmak ve itaat üzere yaşamaktır. Bu suretle Horasan halkı da yağmadan ve hücuma maruz kalmaktan kurtulacaktır.

Bu ifadelerde dikkatimizi çeken ilk cihet, müphemliktir; açıklık ve kesinlik yoktur. Zira, umumi sözlerden ibarettir. Bu ifadeden, burada da Gazneliler'le Selçuklular'ın hukuki münasebetlerinin mahiyet ve derecesinin tayin etmek mümkün görünmüyor.
Selçuklu elçisi ile birlikte dönen Gazne elçisi, vezire raporunu verdi.

Bu elçiye göre, gerçi Selçuklular uzlaşmaya yanaşmışlardır, fakat, kendilerine itimat etmemek lazımdır. Zira «kafalarına giren padişahlık gururu çabucak çıkmayacktır». Şimdi sükunet bulsalar bile, hiç bir zaman rahat durmıyacaklardır. Yine ona göre, kendi bildiğini söylemiştir; gereğini yapmak vezire aittir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:22

Sonra Selçuklu elçisini de kabul eden vezir, hükümdarın nezdine gitti. Her iki elçi ile yaptığı görüşmelerin neticesini kendisine bildirdi. Görünüşte aracılıkta bulunmak, gerçekte gereken yetkiyi almak üzere hükümdarla görüşen vezir, bu görüşmeyi müteakip Selçuklu elçisini tekrar çağırttı ve Gazne Devleti'nin teklifini bildirdi. Vezir, elçiye hükümdar nezdinde şefaatte bulunduğunu ve kendisini ikna ettiğini söyledi.

Vezirin hükümdarı adına yaptığı teklifler şu şekilde hülasa edilebilir:

1. Gazneliler çekilecek, Herat(Heri)'Herata gideceklerdir. Selçuklular (daha önce) bulundukları vilayette kalacaklardır.
2. Nesa, Baverd, Ferave, bu çöller ve hudutları Selçuklular'a teslim edilecektir.
3. Şu şartla ki, onlar Müslümanlara, her türlü «reaya»ya taarruz ve (mallarını) yağma etmiyeceklerdir.
4. Halen ellerinde bulundurdukları üç yerden çekilecekler ve yukarıda adları sayılan vilayetlere gideceklerdir.
5. Bundan sonra Gazne ordusu Herat'a çekilecektir.
6. Selçuklu elçileri buraya gelecek, anlaşma metni meselesi ele alınacaktır. Beraberce, dönülmiyecek bir karar verilecektir. Bu suretle, «reaya» ve vilayetler sükûnet bulacak, kaçıp - göçmekten ve savaştan kurtulacaklardır.

Görülüyor ki, maddeler halinde gösterdiğimiz bu ifade, bir bakıma Gazne görüşünü aksettiren bir teklif, bir bakıma da silahlı çatışmaya son veren bir mütarekedir. Sulh müzakereleri daha sonra Herat'ta başlayacaktır.

Bu teklifi alan Selçuklu elçisi, «hilat» ve hediyeler verilmek suretiyle gereği gibi taltif edildikten sonra Gazne elçisi ile birlikte yola koyuldu.
Selçuklular kendi elçileriyle görüştükten sonra Gazne elçisini kabul ettiler. Bu sonuncu, vezirin sözlerini nakletti.

Selçuklular Gazne elçisine şu cevabı verdiler:

«Biz vezirin emrine uyuyoruz. Fakat, sükûnet bulmamız ve bir defa daha mecburen savaş yapmamamız için bize karşı dürüst hareket edilmesi ve hiç bir taraftan gadr ve hile yapılmaması lazımdır. Her iki taraf «reaya» ve askerler'inin huzur ve sükûna kavuşmaları ve haksız yere kanlar akıtılmaması için söylenen sözde durulması ve dönülmemesi gerektir».
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:22

Verilen bu cevap bir kaç bakımdan önemlidir:

1. Selçuklular, şimdiye kadar edindikleri tecrübelere göre, Gazne Devleti'ne güvenmemektedirler. Kendilerine karşı hile yapılacağına ve verilen sözden dönüleceğine kanidirler. Bundan sonra böyle bir davranışla karşılaşırlarsa, Gazne Devleti'ni tekrar savaşa başlamakla tehdid etmektedirler. Bundan, onların artık Gazne Devleti'ni mağlup edebileceklerinden emin oldukları neticesini çıkarmak mümkündür.

2. Selçuklular, kendilerini «reaya»sı ve muntazam ordusu olan bir siyasi teşekkül telakki etmektedirler. Bu suretle devlet yapan unsurların bir halkasının daha tamamlanmış olduğunu göstermesi bakımından bu ifade çok önemlidir.

3. «Reaya»dan ve onların huzur ve sükûna kavuşmalarından bahsedildiğine göre, Selçuklular yapılacak bu anlaşma ile yaşadıkları topraklarda bağımsız bir devletin başında bulunacaklar demektir. Esasen Gazne Devleti'nin, elçi göndermek ve müzakarelere girişmek suretiyle Selçuklular'ı siyasi teşekkül olarak tanıdıkları şimdiden söylenebilir.

Tabiri caizse şarta bağlı bu mütareke gereğince, Selçuklular bulundukları yerden kendilerine verilen vilayetlere doğru yola koyuldular. Bu suretle, mütareke yürürlüğe girmiş oldu. Gazne elçisi de geri döndü. Selçuklular hakkındaki bildiklerini ve gördüklerini vezire anlattı. Selçuklular'a itimad edilmemesi gerektiği hususundaki görüşünü tekrarladı. Ona göre, Selçuklular'ı vilayetten (yani Horasan'dan) sürüp çıkarmayı en mühim işlerden saymak lazımdır. Onların aldatıcı sözlerine inanmamak gerektir. Zira, onlar asla doğru durmıyacaklardır. Bu padişahlık ve emir icrası (sevdası) nı kafalarından keskin kılıçtan başka bir şey çıkaramaz. Sultan Mesud'un bizzat yaptığı sefer dolayısiyle uğradıkları mağlubiyet onları barışa yanaştırdı ve döndüler.

Fakat onlar:

1. Her türlü hileye baş vurmak;
2. Gulamlar'ı kandırarak, kendi taraflarına çekmek;
3. Vilayetler zabtetmek;
4. Askerlerinin sayısını arttırmak;
5. Onlarla dost olan ve daha önce de çok dost olmuş bulunan Maveraünnehr'den adamlar davet etmek için ellerinden geleni yapacaklardır. Elçiye göre, sonra onlar kendi aralarında ölçüyü aşan büyük sözler etmektedirler.

Elçi şu hususları da öğrenmiştir:

Selçuklular, bu padişahın (Sultan Mesud'un) aciz duruma düştüğüne inanmışlardır. Veziri, kendiliğinden onlarla uzlaşma teşebbüsüne girişmiş ve «fitne»yi yatıştırmıştır. Böylece (Gazne) askerleri dinlecenekler, hazırlık yapacaklar ve bundan sonra kendi peşlerine düşeceklerdir. Gazneliler kendilerini mağlup (defi) etmedikçe, veya bu vilayetten sürüp çıkarmadıkça as-la sükûn bulmıyacaklardır. Bu sebeple, bu sulh ve dostluğu kürmuşlardır. Selçuklular da bir müddet bu savaşlardan kurtulmayı, işleriyle meşgul olmayı, asker toplamayı ve hazırlık yapmayı münasip görmüşlerdir. Bu suretle gafil avlanmıyacaklar ve savaşa hazır bulunacaklardır. Öyle ki, Gazneliler ansızın üzerlerine kasdetttikleri zaman onlara karşı yürüyecekler, mukabele edecekler ve savaşacaklardır; ya galip gelecekler, yahut da mahvolacaklardır. Zira, uğraştıklarının çok büyük bir padişah olduğuna kanidirler. Elçiye göre; Selçuklular bu neviden bir çok sözler etmişler ve sevinç içinde (hûş-dil u hûş-tab') kendilerine verilen yerlere doğru dönüp gitmişlerdir. Yine ona göre, Gazne ordusu Herafa varınca, Selçuklular meşhur elçiler gönderecekler ve başka vilayetler isteyeceklerdir. Çoğaldıklarını, kendilerine verilen yerlerin kafi gelmediğini, haraçlardan (haracat) ve gelir (dahillerden mahrum kalınca, mecburen müsadereye, yağmaya, vilayetler alıp vermeğe başlamak icap edeceğini, bu zaruri olduğu için ayıplanmamalarını söyleyeceklerdir'.

Bu bilgiden, Selçuklular nezdinden dönen elçinin, onlar hakkındaki düşünce ve telakkilerini öğrendiğimiz gibi, Selçuklular'in da Gazne Devleti hakkında ne düşündüklerini öğrenmekteyiz. Gördük ki, Gazneliler düştükleri çıkmazdan kurtulmak için, Selçuklular'la mütareke yapmağa mecbur olmuşlardı. Asıl maksadları ise hazırlandıktan sonra hücum etmekti. Görüyoruz ki, işlerine geldiği için Selçuklular'da bu mütarekeyi kabul etmişlerdir. Zira onların da hazırlanmağa ihtiyaçları vardır. Bu karşılıklı aldatmaca oyunundan kimin daha kazançlı çıkacağını zaman gösterecektir.

Dikkati çeken cihet, bu mütareke teşebbüsünün ifade ettiği manayı Mesud kadar Selçuklu başbuğları'nın da anlamış bulunduklarıdır. Yalnız, bütün bu teşebbüslerden hükümdarın daha başlangıçtan itibaren haberdar bulunduğunu bu sonuncular anlıyamamışlardır. Buna rağmen, Selçuklu başbuğları'nın karşılıklı aldatmaca oyununda Gazneliler'den hiç de aşağı kalmadıklarını derhal müşahade etmekteyiz. Hatta hiyleye aynı derecede ustalıkla cevap vermekle kalmayan Selçuklu başbuğları'nın bazan bu hususta insiyatifi bile ellerine aldıklarını görüyoruz. Zira, Gazneliler ordusundan kendi taraflarına insan çekebilmek için teşebbüslere geçtiklerini yukarıdaki izahattan açıkça anlamaktayız. Bu suretle onların, bir taraftan Gazne ordusunu zayıflatırken, bir taraftan da kendi ordularını kuvvetlendirdikleri şüphesizdir. Burada sadece gulamlar'dan bahsedilmesi manalıdır. Açık olarak söylenmemekle beraber, bununla Türk soyundan gulamlar'ın kastedildiği muhakkaktır.

Bu suretle, Selçuklular'ın kuvvet kaynakları hakkında da bilgi edinmiş oluyoruz. Buna göre Selçuklu başbuğları'nın yalnız hür Türkmenler'e dayanarak, iç gelişme yoluyla devlet kurmadıklarına, aynı zamanda gulam sistemi'ne göre daha önce yetiştirilmiş hazır kuvvetlere istinad etmeğe başladıklarına hükmolunabilir. Bu nokta, devletin istikbalde alacağı şekil ve mahiyetin ilk belirtisi olması bakımından pek önemlidir. Bu hususta ileride ayrıca bilgi vereceğiz.

Yine verilen bu izahattan anlıyoruz ki, Selçuklular'ı dıştan besleyen kuvvet kaynakları bundan ibaret değildir. Daha önce olduğu gibi şimdi de, Maveraünnehr'den Selçuklular'a akın akın insanlar gelmektedirler. Yalnız bu sefer, bu insanlar kendiliklerinden gelmemekte veya sadece oradaki devletler tarafından gönderilmemektedir; Selçuklular onları davet etmektedirler; yani bu defa teşebbüs daha ziyade Selçuklular'dan gelmektedir. Artık kurulu devlet düzenine sahip olan Selçuklular'ın bu şekilde hareket etmelerini tabii bulmak lazımdır.

iki tarafın da samimi olarak tatbik etmiyeceğini anladığımız bu mütarekeyi Selçuklular-Gazneliler münasebeti bakımınndan kıymetlendirmek icap ederse, neticede daha kuvvetli durumda bulunan Selçuklular'ın daha az karlı çıktıklarını kabul etmemek imkansızdır. Zira, gördük ki, Selçuklular, bu mütareke neticesinde işgal ettikleri bir çok şehirleri terk ederek, kendilerine daha Horasan'a indikleri zaman verilen yerlere çekilmeğe mecbur olmuşlardır. Bunu, Gazne siyasetinin bir başarısı saymak gerekir.

Elçinin verdiği bu uzun ve çok ilgi çekici bilgiyi dinleyen vezir, Selçuklular'a karşı ne yapmak lazım geldiğini bildiğini söyledi. Hükümdar onun sözünü dinlese, vezir zamanla öyle yapacaktır ki, Selçuklular hiç bir yere ayak basmak imkanını bulamıyacaklardır. Nihayet onların hepsi, aldığı sağlam tedbirler ve düşündüğü fikirlerle ya mahvolacaklar ve yahut da Horasan'dan gidecekler ve Ceyhun'dan öte geçeceklerdir. Bu suretle, onların çıkardıkları fitne kesilecektir. Fakat, padişahı bunu yapmağa bırakmamaktadırlar. Vezirin fikirlerine itiraz etmektedirler.

Bununla da yetinmemektedirler:

Etrafa ordular göndermekle, bu hazırlanmış işi karıştırmaktadırlar. Selçuklular'ı ürkütüp korkutmaktadırlar. Bu iş her gün bir az daha karışmakta, neticede bu «kavim» daha kuvvetli ve daha kalabalık olmakta, Horasan ve Irak Gazneliler Devleti'nin elinden gitmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:23

İşte elçinin verdiği izahat münasebetiyle, vezirin Selçuklular meselesi hakkındaki görüşünü nakletmiş bulunuyoruz. Onun verdiği bu izahattan anlıyoruz ki, vezir, Selçuklu meselesini hala halletmeğe, hem de görünüşe göre, silah kullanmağa lüzum kalmaksızın halletmeğe muktedirdir. Fakat aldığı tedbirlerin hükümdar tarafından tatbik edilmesine her halde askeri erkan imkan vermemektedir.

Vezir, elçinin Selçuklular hakkında verdiği izahatı hükümdara nakletti. Buna rağmen, Sultan Mesud mütarekeyi muhafazaya ve bu mütareke gereğince Herat'a dönmeğe karar verdi Bu anda hükümdarın tek düşündüğü mesele, ordunun kıtlıktan kurtulmasıdır.

Ebu Nasr'in de bulunduğu bu toplantıda, geleceğe ait kararlar da verildi:

Hazırlık devam edecektir. Fakat takip edilecek hareket hattı Selçuklular'a bağlı olacaktır. Onlar rahat dururlarsa, üzerlerine varılmıyacaktır.

Hükümdar bu neticeyi elde ettiğinden dolayı, vezire iltifatlar etmiş, bundan böyle de aldığı tedbirlere itiraz etmiyeceğine dair söz vermiştir.
Ertesi gün yola çıkan hükümdar Herat'a vardı (Ağustos 1039/Zilkade 430).

Sultan Mesud'un buradaki faaliyeti, bir bakıma Selçuklu istilasına uğramış olan ülkeleri yeniden düzenleme (tanzim), bir bakıma da cezalandırma (tenkil) mahiyetindedir. Zira, onun her tarafa askeri kıtlar gönderdiğini, bu suretle buraları «zabt» ettiğini ve vergi memurlarının (ummal) yeniden işe başlamalarını sağladığını görüyoruz. Bu «tanzim» hareketinden bir maksadı da hududu dışarıdan geleceklere karşı kapamaktır. Öte yandan, askerlerin eline fermanlar vererek köylerden ve şehirlerden milyonlarca dinar tahsil ettirmesi bu teşebbüse «tenkil» mahiyetini vermektedir. Gerçekten, gönderilen askerler, niçin Türkmenler'le birleştikleri bahanesiyle bu paraları halktan zorla alıyorlardı.

Halka karşı bu toplu hareketlerden başka, Sultan Mesud Herat'a geldikleri zaman Selçuklular'ı karşılamağa çıkan, misafir eden Gazne devlet erkanını da merhametsizce takiblere uğrattı. Bunlardan bir kısmı başlarına geleceği tahmin ederek kaçmışlarsa da, bir kısmı yaka-lanmış ve işkence ile öldürülmüştür. Bunlardan amil Ebu Talha, Subaşı'nın uğradığı bozgundan sonra Herat'ı işgal eden «Türkmenler»i istikbal ve misafir ettiği ve hediyeler verdiği için öldürülmüştü1. Bazıları tevkif, bazıları ise sürgün ediliyordu.

Mesela, o, kendisine nasihat eden bir şairi, Mesud Razi'yi Hindistan'a sürmüştü. Önemi dolayısiyle bu kıtayı alıyoruz:

«Muhaliflerin karıncalar idiler; yılan oldular. Yılan olmuş karıncalardan çabuk öç al. Bundan böyle onlara zaman verme. Zira yılan zaman bulursa ejderha olur».

Bunlardan başka aynı hükümdar çöl savaşına yarayacak alet, at, deve, altın ve elbisenin derhal sevkedilmesi için Gazne'ye fermanlar gönderdi. Öte yandan, kendisini yine içki ve eğlenceye vermiş bulunuyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:23

MÜTAREKENIN SELÇUKLULAR TARAFINDAN UYGULANMAMASI

Görülüyor ki, Sultan Mesud, süratle hazırlanmaktadır. Halbuki gelen mektuplar, Tuğrul'un Nişapur'a döndüğünü, Davud un Seraks'da ikamet ettiğini, Yınallılar'in ise Nesa ve Baverd'e gittiklerini bildiriyordu. Şu halde, Selçuklular da mütareke şartlarına, görünüşe göre, daha başlangıçtan itibaren riayet etmemiş bulunuyorlardı. Zira, mütareke şartlarına göre, onların Nesa , Baverd ve Ferave ile yetinmeleri gerekirdi. Görüyoruz ki, onlar işgal ettikleri yerleri hiç terk etmemişlerdir, veya derhal yeniden işgal etmişlerdir. Bu suretle Selçuklular, Gazne elçisinin tahmin ettiği gibi, çoğaldıklarını ileri sürerek, kendilerine verilen arazinin arttırılmasını istemeğe bile lüzum görmemişlerdir.

Gelen bu mektupların bizzat Selçuklular bakımından ifade ettiği manaya gelince, şöyle tesbit edilebilir:

Selçuklular'in siyasi teşekkül haline geldikleri andan itibaren yeni bir gelişme merhalesine eriştikleri dikkatimizi çekmektedir. Zira, görüyoruz ki, daha bundan önceki savaşta rol oynayan ve hatta hususi alameti bulunan Yabgu sahneden çekilmiş, adı zikredilmez olmuştur. Onun yerine Yınallılar'in adı geçmektedir. Hatta bu sonuncular, Yabgu'ya daha önce tahsis edilen şehri de içine alan geniş araziye sahiptirler. Bununla beraber Yabgu'yu, daha sonra muhtelif vesilelerle tekrar sahnede göreceğimizden burada adının zikredilmemesini yeni telakkiye götüren münferid tezahürlerden ibaret saymak daha doğru görünüyor. Bu meseleye tekrar döneceğiz.

Bu mektuplar hakkında ilk yorumda bulunan vezir olmuştur. O, Sahib-i divan-ı risalet Ebu Nasr'a, hükümdarın olup biteni unuttuğunu ve kendisini eğlenceye vererek elçi, «muhalif»ler ve anlaşma (muvaza'at) meselelerinin yürümediğini söyledi. Kendisine, işlerin olduğu yerde durmadığını, bilakis daha da müşkül bir hal aldığını ilave etti.

Muhatabı ise, daha kötümserdir. Ona göre, bu durum telafi edilmek safhasını geçmiştir. Hükümdara nahoş gelecek sözlerin hiç söylenmemesi daha iyidir. Zira hükümdara, bugün ihtiyarların sözleri hoş gelmiyor. O tecrübesiz gençleri istiyor. Kendileri gibi ihtiyarlara susmaktan başka yol yoktur. Vezir bu mütalaaları tasdik etmiş ve hükümdar bu mesele hakkında kendilerinden bir şey sorarsa, susmalarını söylemiştir.

KARŞILIKLI HAZIRLIKLAR VE İTTİFAKLAR

Bu mektuplar karşısında hükümdarın ne düşündüğünü öğrenemiyoruz. Yalnız onun fikirlerini, Curcan'a Gazne generallerinden adı geçen Ebu Sehl Hamduy, Suri ve Ebu Kalicara'a hitaben yazdığı fermandan öğreniyoruz (24 Temmuz 1039/1 Zilhicce 430)

Bundan Herat'a geldiğini, Gazne'den istedikleri gelinceye kadar burada kalacağını, sonra Tus ve Nişapur taraflarına gideceğini, zira hasımların (Selçuklular'ın) bütün adet ve hünerlerini, savaş tarzlarını öğrendiğini, onlar gibi ağırlıksız (bi-buneh) bir ordu sevkedeceğini, kendisinin geri kuvvetlerini (mayedar) teşkil edeceğini söylüyor ve adları geçen generaller ile Ebu Kalicara'ın da Nişapur'a gelmelerini emrediyor. Gayesi ise, cihanı onlardan (Selçuklular'dan) temizlemektir.

Görülüyor ki, Sultan Mesud, etraftan yardımcı temin etmeğe çalışmaktadır. Görünüşe göre, bu sırada kendisine yardım edecek durumda bulunan tek tabi de bu Curcan hakimidir. Zira, yukarıdan beri verdiğimiz uzun izahattan anlaşılacağı gibi, Selçuklular'ın her tarafta mütefiklere sahip bulunmalarına karşılık, Gazneliler Devleti epey zamandan beri hemen hemen tamamiyle siyasi yalnızlık içindedir.

Bu sırada Sultan Mesud'un yaptırdığı geçit resmini görenler, hiç bir zaman böyle bir ordu görmediklerini kabul ediyorlardı.
Yine bu sırada Sultan Mesud her gün devlet erkanı ile toplantılar yapıyor, müzakerelerde bulunuyordu (Eylül 1039/Muharrem 431). Tabii daima konuşulan konu Selçuklular meselesi idi. Toplantılar bittikten sonra da hükümdar gece yarılarına kadar çalışıyordu. Onun bu şekilde çalışması şimdiye kadar hiç görülmemişti.

Her taraftan gelen mektuplar, Selçuklular'in da hazırlandıklarını bildiriyordu.
Yine bu mektuplarda onların Karahanlı prensi Börü Tekin'e kuvvet göndermek suretiyle yardım ettikleri, bu sayede onun Ali Tekin oğulları ile bir kaç şiddetli savaş yaptığı ve onları mağlup ettiği ve Maveraünnehr'i fethetmek üzere bulunduğu bildiriliyordu. Gazneliler'in Selçuklu meselesinden başka bir şey ile meşgul olmamalarına karşılık, Selçuklu Başbuğları'nın müttefiklere sahip olmaları ve işin asıl ilgi çeken tarafı şimdiye kadar daima dışarıdan yardım alırken, ilk defa olarak yardım edecek hale gelmeleri, şartların bu sonuncular lehine eskisine nazaran ne kadar değişmiş olduğunu göstermek için kafidir. Bu, aynı zamanda aynı başbuğlar ı'n nasıl planlı bir siyasete sahip olduklarını gösterir.

Öte yandan, yine bu mektuplarda Harezmşah Altuntaş oğlu Handan'ın da Selçuklular'la dostluk kurduğundan bahsediliyordu. Selçuklular'ın Harezmşahlar'la öteden beri dost ve müttefik olduklarını bildiğimizden, bunu eski dostluğun daha da geliştirilmesi ve yeniden fiili sahaya intikal ettirilmesi şeklinde kabul etmek gerekir. Nitekim, Ceyhun bendinin her taraftan açılmış olduğundan ve Horasan'ı yağma etmek maksadiyle insanların gelmeğe başlamalarından bahsedilmesi, bu dostluğun nasıl tezahür ettiği hakkında fikir vermektedir. Demek ki, iki müttefiki birbirinden ayıran Ceyhun nehri üzerinde her türlü tahdit kaldırılmış ve halkın serbestçe geçmesi sağlanmıştır. Gelenlerin sırf yağma maksadiyle gelmeleri anlaşmanın önemini ve değerini küçültmez. Hedef, Gazne Devleti'nin mukavemet gücünü kırmak olduğuna göre, gelenler Selçuklu sarflarında çalışsınlar veya çalışmasınlar, netice şüphesiz değişmiyecektir.

Horasan'a doğru olan bu akının mahiyet ve şumulünü daha iyi belirtmek üzere kaynakta geçen şu vakayı da nakledelim:

amul'da tek eli, tek ayağı ve tek gözü olan ihtiyar bir kadın gördüler. Elinde bir balta vardı. Niçin geldiği sorulduğu zaman, «işittim ki, Horasan ülkesinin hazinelerini yerin altından çıkarıyorlar. Bir az da ben götüreyim diye geldim» dedi.

Kaynakta bildirildiğine göre, Sultan Mesud bu habere güldü; fakat işin esasını bilen insanlara bu haber çok ağır geldi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:24

SULTAN MESUD'UN, SELÇUKLULARI TAKİBE GEÇMESİ

Bu sırada Gazne'den istenen teçhizat ve takviye kıtaları gelmeğe başladı. Bu suretle hazırlığını tamamladığına kanaat getiren Sultan Mesud, Herat'tan Buşenc tarafına doğru hareket etti (9 Kasım 1039/18 Sefer 431 Çarşamba). Emrinde, savaş fillerini ve bir çok yayayı ihtiva eden büyük bir ordu vardı. Fakat, ağırlığı hafifti. Buşenc'in harp sahası olduğu, buraya gelince ordunun Sultan Mesud tarafından savaş düzenine sokulmasından anlaşılıyor.

Bu sırada Tuğrul, Nişapur'da bulunuyordu. Sultan Mesud, yolun, bu şehre ve Tus'a olmak üzere ikiye ayrıldığı noktada birden bu sonuncu şehre gelmeğe karar verdi. Bu takdirde Tuğrul, Nişapur' da emin vaziyette oturacak ve buradan daha geç ayrılacaktır. Sultan, Tus'dan Nesa'nın batısında bulunan Ustuva üzerine hücum edecektir. Bu suretle bu yolu tutacak ve Tuğrul'un Nesa'ya gitmesine mani olacaktır. Bu tarafa gidemeyen Tuğrul, Herat ve Serahs' a doğru giderse, onu yakalamak mümkün olacaktır.

Görülüyor ki, Selçuklu birleşmesine meydan vermemek ve yolunu kesmek suretiyle önce bütün Selçuklu ailesinin başı olan Tuğrul'u yakalamak Sultan Mesud'un planının esasını teşkil ediyor.

Hükümdar bu planını tatbik etmek üzere 1000 saray gulam'ı, 2000 atlı ve 200 yaya alarak bizzat Tuğrul üzerine yürüdü; fakat yatsı namazından sonra bindiği fil üzerinde uykuya daldı. Bunu gören maiyeti fili çabuk sürmeğe cesaret edemediler. Sultan seher vaktine kadar uyudu. Bu suretle büyük bir fırsat kaçırılmış oldu. Zira, hükümdar uyumasaydı, seher vakti Tuğrul'u bastıracaktı.

Bununla beraber, atlı gözcüler vasıtasiyle Sultan Mesud'un Tus tarafına gittiğini öğrenen Tuğrul, yolunu keseceğini anlamış ve daha önce Nişapur'u terk etmiş ve Nesa tarafına doğru çekilmişti. Sultan Mesud'un takibe gönderdiği kuvvetler Ustuva'nın merkezi Habuşan (Koçan)a geldikleri zaman (28 Kasım 1039/5 Rebiülevvel 431 Pazar) Tuğrul'un bir az önce burasını terk etmiş olduğunu gördüler. Hatta Gazne ordusunun trampet seslerini duyduğu için Tuğrul alelacele şehri terk etmişti. Bu yüzden Selçuklular ağırlıklarını bırakmak zorunda kalmışlardı.

Bu fırsatı kaçırdığından dolayı son derece üzülen hükümdar, etrafındakilere küfürler ediyordu. Bu hale bizzat şahit olan müellif Beyhaki onun bu derece kızdığını hiç görmemiş bulunduğunu söylemektedir.

«Kaçan»ların arkasından gönderdiği 500 saray gulam"ı ve bir şeyler bulmak ümidiyle onlara kendiliklerinden katılanlar, bir çok kumaş ve eşya getirdiler. Bunlar, Tuğrul'un, yollarda bulundurduğu dinlenmiş atlara binerek süratle çekildiğini, fakat, başlarının Arslan Cazib oğlu Süleyman ve Kadir hacib olduklarını söyleyen bir kıtaya (fevci) ulaştıklarını, yolunu bildikleri dar bir dereden dağa çıktıklarını, başka bir kalabalık bulduklarını, fakat bunların Türkmenler'e benzemediklerini söylediler.

Sultan Mesud askerin dinlenmesi için iki gün kaldığı bu şehirde (Habuşan), Tuğrul"un terk ettiği Nişapur'u tekrar ele geçirmek için tedbirler aldı: Bu sırada kendisine katılan Ebu Sehl Hamduy ile Suri'yi bu işle görevlendirdi. Onlara şehri «zabt» etmelerini emretti. Zira, yukarıda kendisinden bahsettiğimiz sahib-i berid Ebu'l-Muzaffer Cumahi, gönderdiği mektupta, saklandığı yerden çıktığını, Ali soyundan olanlar'(aleviyan)ın kendisiyle beraber olduklarını, fakat şehir ileri gelenlerinin ayaklandıklarını ve fesad çıkardıklarını bildiriyordu. Görülüyor ki, şehir Selçuklu hakimiyetine ısınmıştır. Cumahi'nin Gazne hakimiyetini tekrar kurmak için giriştiği teşebbüs mukavemetle karşılaşmıştır. Bunun, aynı zamanda Selçuklular'ın sonunda galip geleceğine şehir halkının inandığı manasına geleceği tabiidir.

Sultan Mesud bütün kumandanlara verdiği talimatta şehri «zabt» ettikten sonra orada mümkün olduğu kadar fazla ot yığmalarını, zira kışın geri kalan kısmını orada geçireceğini bildirmiştir.

Kendisi de mücerred (ceride) atlılarla Baverd'e akınlar yaptı. Bu suretle yolu olsun olmasın her yeden gidebiliyorlardı.
Baverd'e hücumlar ve sebepleri hakkında başka bir kaynakta daha ayrıntılı ve açık bilgi vardır. Baverd halkının, hisarı, bir anlaşma ile Selçuklular'a (metinde Türkmenler'e) verdiklerini öğrenen Sultan Mesud, derhal buraya yürümüş, kısa süren bir kuşatmadan sonra şehri almış ve halkının çoğunu öldürtmüştür. Selçuklu hakimiyetinin, Gazne hakimiyetine tercih edildiğini gösteren bu hadise ilgi çekicidir. Bununla beraber bu münferid bir hadise değildir. Göreceğimiz gibi, Serahs şehri de Sultan Mesud'a mukavemet etmiştir.

Sultan Mesud'un çevirme hareketinden kurtulan Tuğrul da Baverd'e geldiği zaman, Davud'u ve Yınallılar'ı, bütün «Türkmenler» ordusunu ağırlıkları ile birlikte orada buldu. Süratle çöl tarafına çekilmeğe karar vermişlerdi. Zira, bu defa Sultan Mesud'un başka türlü geldiğini, yani kendileri gibi manevra ve hareket kabiliyeti olan bir orduyu sahip olduğunu anlamışlardı.

Selçuklu başbuğları, kendi aralarında böyle konuşurlarken dağda bulunan gözcüler birbirlerine koştular ve Sultan Mesud'un geldiğini söylediler. Bu haberi Tuğrul'a, Davud'a ve diğer liderlere ulaştırdılar. Onlar da ağırlıklarını daha ilerilere götürdüler. Sultan Mesud ve emrindeki kuvvetler, dağlık sahalardan Baverd sahrasına varıncaya kadar Selçuklular henüz az bir mesafe almış bulunuyorlardı. Öyle ki, eğer daha süratli gidilse idi, onlara ulaşılabilirdi. Burada bir Mevlazade'yi yakaladılar. Bir kumandan (hacib) onu Sultan Mesud'un huzuruna getirdi. Hükümdar kendisinden «Türkmenler»i sordu. Bir kaç gün önce Ali ile Mikail'in ağırlıkları, Nesa ve Ferave çöl (rig)üne doğru götürdüklerini, ileri gelenlerin (ayarı) ve liderlerin ise büyük (enbuh) ve mücehhez (sahte) bir ordu ile esas yoldan on fersah mesafede çölün kenar(perre)ında bulunduklarını, kendisi atı topal olduğu için geride kaldığını söyledi.

Bu söz üzerine Sultan Mesud takipten vazgeçti. Bu sırada Gazne ordusu öncü kumandanlarından bir kaç atlı geldi. Sultan'a, Mevlazade'nin yalan söylediğini, Selçuklular'ın, ağırlıklarını daha bu kuşluk vakti götürdüklerini, zira kendilerinin yürürken çıkardıkları tozu gördüklerini bildirdiler.

Başkumandan (sipahsalar) Ali ve diğer kumandanlar, onun, odunun çıkardığı toz olduğunu, zira onların ağırlıklarını kendilerine bu kadar yakın bulunduracak derecede gafil olmadıklarını söylediler. Bu suretle hükümdarı gevşettiler. Zaten, o uzun müddet takip etmişti. Ortalık da sıcak olmuştu. Bu sebeple Sultan Mesud, Baverd'in kenarına indi. Kaynakta temin edildiğine göre, hükümdar aynı süratle takibe devam etseydi, veya asker gönder-seydi, bütün Selçuklu ağırlığı ele geçerdi. Zira, geceleyin Gazne casusları geldiler ve Türkmenler'ın büyük ümitsizliğe düştüklerini ve ağırlıklarının da kendilerine pek yakın bulunduğunu, eğer Sultan Mesud oraya varsaydı, büyük muradına ereceğini, arkalarından kimse gelmediğinden Selçuklular'ın, Nesa tarafına gitmek üzere ağırlıklarını süratle götürdüklerini, büyük korku içinde bulunduklarını, Sultan Ferave'ye giderse, onların keza sebat edemiyeceklerini, zira hayvanları için ot kıtlığı çektiklerini bildirdiler.

Yine onların raporlarına göre, Selçuklular şu kararı vermişlerdi:

Gazne ordusu peşlerinden geldikçe, onlar da kış gelinceye ve takipçiler sıkıntıya düşerek dönünceye kadar ilerilere gidecekler, bahar gelince, ağırlıksız olarak savaşmak üzere geleceklerdi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:24

Bu haberleri alan Gazne hükümdarı, yeni şartlar karşısında savaş planlarını tekrar gözden geçirmek lüzumunu duydu ve harp meclisini topladı, ileri geri sözler söylendi. Nihayet vezir söz aldı. Buradan yolun uzak olmadığını, Nesa'ya kadar gidilmesini, orada bir kaç gün kalınmasını, hayvanların oranın otunu yemesini, bu suretle hasımların korkularının daha da artacağını, hem de bu gelişin Harezm'de duyulmasının faydalı olacağını hükümdarın böylece Horasan'a gelmiş olduğunu, karışıklıklar tamamiyle yatıştırılmadıkça dönmiyeceğini uzak yakın hekesin anlayacağını söyledi.

Mahza devletin sarsılan prestijini bir dereceye kadar tamir etmek üzere teklif ettiği açıkça anlaşılan vezirin bu planı hükümdar tarafından derhal tasvip edildi.

Ertesi gün Nesa'ya hareket edildi. O havali dehşet ve korku (hezahiz) içinde kaldı. Selçuklular, Ferdve'den çöl-çekildiler. Ağırlıklarını da Balhan dağına götürdüler.

Bu sırada Sukluklular'ın nasıl sıkışık durumlara düştükleri hakkında elimizde deliller vardır:

Tuğrul, günlerce çizmesini ve zırhını çıkarmamıştı; uyuduğu zaman, kalkanını yastık yapıyordu. Kaynakta ifade edildiği gibi, bu kavmin başbuğu'nun hali böyle olunca, ötekilerinkinin nasıl olduğu kolaylıkla anlaşılabilir.

Bununla beraber, Selçuklular'ın çöllere çekilmeleri de bir başarı sayılmak icap eder. Çünkü Nesa'da bir kaç gün kalan Sultan Mesud, başlıca ot kıtlığından dolayı, askerin feryada başlaması üzerine Nişapur'a dönmeğe mecbur kaldı (18 Ocak 1040/28 Rebiülahir 431). Bu suretle o Selçuklular'a bir şey yapamadı.
Nişapur şehrinden çok uzaklarda, ta Ustuva'da kadılar, alimler ve fakıhlar Sultan Mesud'u karşıladılar. Sadece imam Muvaffak, Selçuklular'la beraber gitmişti. Görünüşe göre, Sultan Mesud'un daha önce gönderdiği kumandanlar, şehri herhangi şekilde güçlüğe uğramadan ele geçirmiş bulunuyorlardı.
Bu kumandanlardan Suri, Tuğrul'un oturduğu tahtı parçalatmış, parçalarını fakirlere dağıtmış ve yeniden yaptırmıştı; Selçuklular'ın atlarını bağladıkları ahırları yıktırmıştı. Onun bu yaptıklarından dolayı Sultan Mesud çok memnun oldu ve kendisine iltifatlar etti.

Nişapur harap olmuştu. Müthiş kıtlık hüküm sürüyordu. Halktan ve askerden bir çok kimseler ölüyordu. Ayrıca ot kıtlığı çekiliyordu. Suri bütün gayretlerine rağmen, 20 günlük ot toplayabilmişti.

Ot kıtlığı öyle bir hal aldı ki, ta Damgan' dan develerle ot getiriliyordu. Bu sırada adetleri olduğu veçhile Türkmenler, ot getirenlerin etrafında asla dolaşmıyorlardı. Onlar da kendileri ile meşgul idiler. Zira, bu kıtlık ve darlık her yerde vardı.

işte bu sırada idi ki, Bağdad Abbasi hali fesinden Sultan Mesud'a mektuplar geldi. Halife, Sultan'a, Türkmenler'in yüzünden alevlenen fitne ateşini söndürünceye kadar Horasan'dan kımıldamamasını, bu iş bittikten sonra da bu ülkeleri «mütegallibe»lerin elinden kurtarmak üzere Rey ve Cibal tarafına geçmesini emrediyordu. Sultan Mesud bu mektuplara verdiği cevapta, kendisinin de hedefinin bu olduğunu belirtmiş, emir geldikten sonra gayretini daha da arttıracağını söylemiştir.

Sultan Mesud nihayet harekete karar verdi. Bunda Halifenin mektubunun ne deeceye kadar tesiri olduğunu bilmiyoruz. Sultan Mesud, Tus'a doğru Nişapur'u terk etti (16 Mart 1040/27 Cemaziyelahir 431 Cumartesi). Serahs'a, Baverd'e, Ustuva'ya, Nişapur'a ve her tarafa giden yol başlarına aklı başında kumandanların emrinde, öncü olarak, tam techizatlı kıtalar gönderdi.

«Muhalif»ler de kımıldandılar ve bir çok techizatlı halkla Serahs'a geldiler ve Gazne ordusuna doğru öncüler gönderdiler. Her iki taraf da uyanık bulunuyordu. Savaşlar oluyordu. Sultan Mesud, çadırını yüksek bir yere kurdurmuştu. Şarap içiyordu. O askerin büyük kısmı ile bizzat Selçuklular'ın üzerine gitmiyordu. Buğday gelmesini bekliyordu. (Bu beklemenin hata olup olmadığı hakkında kaynakta bir şey söylenmemektedir). Ekmek müthiş pahalılaşmıştı. Arpayı hiç gören yoktu. (Gazne askerleri) Tus ve havalisini tarıyorlar, kimde buğday bulurlarsa alıyorlardı. Suri bu havaliyi ateşe veriyordu. Buna rağmen bir şey bulamıyordu. Hele otsuzluk son dereceyi bulmuştu. Bu yüzden ordunun isyan etmesinden korkuluyordu. Meseleden hükümdar habedar edildi. Buradan hareket edilmesi, aksi takdirde telafisi güç bir hadisenin olacağı söylendi.

Bu ihtarlar üzerine Sultan Tus'dan Serahs tarafına hareket etti (5 Mayıs 1040/19 Şaban 431 Cumartesi). Buraya varıncaya kadar yolda sayısız hayvan öldü. Ordu mensupları otsuzluktan ve açlıktan son derece üzgündüler. Nihayet Serahs'a varıldı (14 Mayıs 1040/28 Şaban 431). Bildiğimize göre, şehir savaşla alındı. Şehir harap ve susuzdu. Halk sahraya ve dağa kaçmıştı. Bir tek buğday başağı bile yoktu. Sanki yakılmış gibi hiç ot bulunmuyordu. Ordu mensupları şaşkına döndü. Askerler, eskiden sahraya atılmış otları uzaklardan getiriyorlar, suluyorlar ve hayvanların önüne atıyorlardı. Hayvanlar bu otları açlıktan bir iki defa yiyorlar, sonra başlarını çeviriyorlardı; etraflarına bakmıyorlardı; nihayet açlıktan ölüyorlardı. Yaya askerlerin hali, bundan daha fena idi.
Bu durum karşısında hükümdar da ne yapacağını şaşırdı ve bir hal çaresi bulmak üzere bütün sivil ve askeri erkan ile bir toplantı yaptı. Erkana göre, böyle giderse, ne insan, ne de hayvan kalacaktır. Sultan Mesud'a göre ise, Selçuklular her ne kadar bütün kuvvetlerini bir araya toplamışlarsa da, onlarda da aynı darlık mevcuttur. Hükümdar bunu bilmektedir.

Erkan aynı fikirde değillerdir. Onlara göre, ot bolluğu bakımından onların hali başkadır. Şimdi buğdayın gelmiş olması hepsinden daha iyi. Selçuklular ise buğdayın başındadırlar. Gazneliler oraya varıncaya kadar onların atları dinlenmiş (sütude) ve şişmanlamış olurlar. Gazne ordusu ise bu yollarda hiç bir şey bulamıyacaklardır. Bu durum karşısında hükümdarın Herat'a gitmesi daha doğru bir hareket görünüyor. Yine onlara göre, orada Badgis ve havalisine kadar ot vardır. Orada bir kaç gün kalmalı, sonra hazırlanarak Selçuklular üzerine yürü-melidir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:25

Sultan Mesud bu teklifi red etti:

Merv'den başka bir yere gidemiyeceğini, zira düşmanların oraya geleceğini, söyledi. Ona göre, artık ne olacaksa olmalıdır. Zira her gün bu işle meşgul olmasına imkan yoktur. Bu sefer hükümdara itiraz edenlerin esas itibariyle kumandanlar olduğu anlaşılıyor. Zira, kaynakta toplantıdan nevmid dönenlerin bir yerde ayrıca toplandıkları, aralarından, hükümdarın teveccühünü haiz iki kumandanı1 ona tekrar gönderdikleri bildirilmektedir. Bu seçtikleri kumandanlar, kurak yıl olduğu için Merv tarafına gitmenin doğru olmadığını, yolda su ve ot bulunmadığının söylendiğini, askerin sıkıntıya düşeceğini ve telafisi imkansız bir karışıklık çıkmasının mümkün olduğunu söyliyeceklerdi.

Delegeler üzerlerine aldikları vazifeyi yaptılar. Sultan Mesud çok kızdı; bu iki kumandana çıkıştı; küfürler etti ve şunları söyledi:

«Siz kumandanlar (kuvvadan) sözbirliği etmişsiniz. Ben sıkıntı (renci) da bulunayım, siz de hırsızlık edesiniz diye bu işin hakkından gelinmesini istemiyorsunuz. Ben sizleri öyle bir yere götüreceğim ki, hepiniz kuyuya düşüp, helak olacaksınız. Ta ki, ben sizden ve ihanetler(hiyanat)inizden, siz de benden kurtulasınız. Bir daha kimse bana bu hususta haber getirmesin, yoksa boynunun vurulmasını emrederim».

Sultan Mesud'un ilk defa olarak bütün kumandanları açıktan açığa suçladığını görüyoruz. Konumuz dışında bulunduğu için bu önemli beyanat hakkında daha fazla tahlil ve tefsirlerde bulunmak istemiyoruz. Yalnız şu kadar söyliyelim ki, hükümdara göre, kumandanların işi savsaklamaları, daha ziyade iç politika meseleleri ile ilgilidir. Yoksa Sultan Mesud, Selçuklular tarafına geçen kumandanların teşkil ettikleri misale göre bunu dış politika meseleleri ile ilgili telakki ve onları Selçuklu hakimiyetinin kurulması lehine çalışmakla itham edebilirdi. Öyle görünüyor ki, bu son nokta hükümdarın zihninde, hiç olmazsa şimdilik, ön planı işgal eden bir mesele değildir.

Sivil ve askeri erkanın yaptığı bütün teşebbüsler netice vermedi. Hükümdar fikrinde ısrar ediyordu. Nitekim Merv istikametinde yola çıktı (16 Mayıs 1040/2 Ramazan 431 Cuma). Sıcak, erzak ve ot kıtlığı, zayıf hayvanlar, üstelik oruç, işte tablo.

Yolda hükümdar atları çeken ve ağlayan bir kaç kişiyi geçti; müteessir oldu ve «bu ordu mahvolmuştur» dedi. Herkes, bunu döneceği şeklinde telakki etti. Hatta bu haber orduda yayıldı. Sonunda hükümdar bunu yalanladı. Bütün bu sıkıntının Merv'e kadar süreceğini söyledi. Ertesi gün yola devam edildi. İşin garibi, suyun da bulunmaması idi. Büyük suların kuruyup, su kıtlığı çekileceği kimsenin hatırına gelmezdi. İş o raddeye vardı ki, Serahs'dan hareketin üçüncü günü kuyular kazılması zarureti hasıl oldu. Hem acı, hem de tatlı su çıkıyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:25

12. SELÇUKLULAR'LA KARŞILAŞMA

Gazne ordusu harekete geçer geçmez ilk defa, bir kuşluk zamanı 1000 Türkmen atlısı ile 500 mülteci atlısı göründü (22 Mayıs 1040/7 Ramazan 431). Bunlardan birincilerin Yınallılar, olduğunu, ikincilerin başında ise Selçuklular tarafına geçen Börü Tekin'in bulunduğunu söylediler. Böylece Selçuklu öncüleri Gazne ordusu ile temasa geldiler, dört taraftan hücuma geçtiler. Şiddetli savaşlar oldu. Selçuklular bir çok deve götürdüler. Gazne ordusu onları bir az uzaklaştırmağa muvaffak oldu. Fakat, Selçuklu öncüleri, uzaktan da olsa, Gazne ordusuna (durak) yerine kadar «asılmak» ta devam ettiler.
Hiç beklemediği anlaşılan bu hareket, kaynağın tabiriyle, hükümdarı biraz uyandırdı ve etrafındakilere perişan olduğunu açıkça söyledi.

Bu Selçuklu hareketini, Merv'e gidilmesine itiraz eden devlet erkanının da beklemedikleri anlaşılıyor. Çünkü, gördük ki, onlar, yolda Selçuklu hücumuna uğranılacağını hiç söylememişlerdi. Bu hadise, hükümdarın bütün askeri ve sivil erkanını, ikindi üzeri «alelacele» toplantıya çağırmasına sebep oldu. Hükümdar, doğrudan bu hadiseden söz açtı ve «iki bin atlıdan daha az bir düşman kıtası görünüyor, develeri götürüyor; cüretkarlık (bi-haşmeti) gösteriyorlar ve harp nizamında giden bu büyüklükte bir ordu onların cezasını veremiyor. Böyle mi olacaktı?» dedi. Sipah-salar ve büyük hacib, «düşman bugün ani hücum yaptı. Yarın da gelirse, başka türlü bir gayret (kuşiş) görecektir.» dediler ve kalkıp gitmek istediler. Hükümdar onları geri çağırdı. Toplantı akşama kadar devam etti. Kumandanlar nihayet orduda bulunan tek atlıların dayattıklarını, zira çok sıkıntı çektiklerini ve ümitsizliğe düştüklerini, salar ve kumandanların, canlarım hükümdarın hatırı için vermekten fazla bir şey yapamıyacaklarını, fakat sayılarının pek az bulunduğunu söylediler.

Hükümdar ısrar ettikçe bundan başka söz söylemiyorlardı ve «hükümdar daha iyi bilir» deyip kesiyorlardı. Sultan Mesud kızdı. Nihayet vezir söz aldı. Ona göre, asla geri dönülemez. Zira, işe başlanmıştır. Geri dönmek bozgun olur. Sonra düşman mağlup edilmemiştir. Onun için, savaşa devam edilmelidir. Zira, mesafe yakındır. Merv'e varınca, şehir ve buğdaylar Gazne ordusunun eline geçer. Düşman da çöle sürülür, işler düzelir. Kalan bu iki menzilde çok dikkatli olmak lazımdır.

Toplantıda bulunanlar vezirin bu fikrini beğendiler. Fakat, endişelerini açığa vurmaktan da geri kalmadılar. Zira, orduda karışıklık ve itaatsizlik emareleri kendini gösteriyordu. Saray gulamları, yarın savaş olursa, taciklerin atlarını alacaklarını, deve üzerinde savaş yapılamıyacağını söylemişlerdi. Hükümdar bu haber üzerine dehşete düştü, fakat cevap vermedi.

Münakaşalar herhangi şekilde karar verilemeksizin bu şekilde devam edip giderken habercilerin mektupları geldi.
Mektuplarda bildirildiğine göre, Sulta n'ın Serahs'dan hareket ettiği haberi, Selçuklular'a erişince, onlarda büyük bir korku başladı. Tuğrul'a kendisinin başları (mihter) bulunduğunu, neyi doğru görürse, onu yapacaklarını söylediler.

Tuğrul aynen şu mütalaada bulundu:

Ağırlığı alarak Dihistan taraflarına gitmemiz ve Cürcan ve havalisini almamız, bana daha doğru görünüyor, zira tacikler fakir (sebk-maye) ve techizatsızdırlar. Buna rağmen eğer burada tutunamazsak, Rey'e gidelim, Çünki Rey, Cibal ve Isfahan bize aittir. Vilayetinden gittiğimiz için padişah (Sultan Mesud) as-la bizim peşimizden gelmez. O büyük bir padişahtır. Ordusu, alet ve teçhizatı, vilayeti çoktur. Bizim kudretimizi (saman) de öğrendi. Bizim arkamızdan artık gelmiyecektir. Bu kış ne kadar sıkıntı (rene) çektiğimizi hepimiz biliyoruz. Zayıf yerleri alalım. Bu, böyle bir «muhteşem» hükümdarla uğraşmaktan daha iyidir.»

Toplantıda bulunanlar onun bu fikrini beğendiler. Davud hiç söz söylemiyordu. Ona bu husustaki fikrini sordular. O söylenenlerin ve alınan kararların aleyhinde idi.

Fikrini şöyle savundu:

«Başlangıçta böyle yapmamalı ve böyle bir padişah la uğraşmamalı idik. Biz onunla uğraştık ve o bizden incindi. Savaşlar oldu. Onun bir kaç vilayetini harap ettik, (nihayet) artık can evinden vurmamız lazımdır. Zira eğer biz onu mağlup edersek bütün cihanı ele geçiririz. Eğer o bizi mağlup ederse, firara muktedir olamayız. Zira, mağlup edilirsek, peşimizden nasıl gelecekleri aşikardır. Fakat, ağırlık ve eşyalarımız (buneh) bizden çok uzak olmalıdır. Her nereye gidersek, gönlü ağırlıkla meşgul olmayan mücerred atlı olmak lazımdır. Şunu da biliniz ki, (buralardan) el kaldırmadan (savaş yapmadan) gidersek, bu padişah korkup kaçtığımızı sanacak ve peşimize düşecektir. (Sonra) bütün eyalet sahip (vilayetdar) lerine mektup yazarak üzerimize teşvik etmeğe girişecektir. (Bunun neticesinde) mecburen (naçar) dost bize düşman olacaktır.»

«Çektiğimiz ve bu gün çekmekte olduğumuz bu kıtlığı, aldığımız doğru haberlerden bize malum olduğuna göre, onlar da çektiler ve halen çekmektedirler. Bari biz bugün uzun zamandan beridir ki, otun başındayız. Atlar ve asker (merdum) dinlendiler. Onlar ise çöllerden bu yana geliyorlar. Bu (yaptığımız) acizliktir. Korkmamak lazımdır».

Yabgu, Tuğrul, Yınallılar ve bütün kumandanlar (mukaddeman) bu fikrin daha uygun olduğunu söylediler.

Ağırlığı; yaşı küçük, atı zayıf 2000 atlı ile gerilere gönderdiler. Asıl orduya, geçit resmi yaptırdılar, 16.000 atlı idi. Bütün bundan Yınallılar'ı ve Börü Tekin'i öncü olarak göndereceklerdir»
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

ÖncekiSonraki

Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir