Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sultan Mesud'un Selçuklular Üzerine Yürümesi ve Galibiyeti

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Sultan Mesud'un Selçuklular Üzerine Yürümesi ve Galibiyeti

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:16

SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE BİZZAT YÜRÜMESİ VE GALİBİYETİ

Naklettiğimiz, tahlil ve tefsirini yaptığımız bu mektup Sultan Mesud üzerinde ne tesir yapmıştır? Bunun neticesi olarak, o, Selçuklular'a karşı ne tedbir almıştır?

Mektubu okuyan Sultan Mesud «yerinden sıçramış», fakat o anda bir şey söylememiştir. Söyliyecek bir şey bulamadığı anlaşılıyor.
Gazneli hükümdar, hadise hakkında ilk yorumu, ertesi gün yapmıştır. Sahib-i divan-ı risalet Ebu Nasr'a «görüyor musun, bu Türkmenler işi nereye vardı?» demiştir. Bu yorumu ile Türkmenler meselesinin çok büyümüş olduğunu hükümdar kabul ediyor demektir. Ebu Nasr, hükümdarı teselliye çalışmıştır.
Alınan tedbirlere gelince, Muvaffak müstesna, Sultan Mesud, Kadı Said'e ve diğer ileri gelenlere mektuplar yazdırmış ve 50.000 atlı ve piyade, 300 fil ile derhal hareket etmek üzere bulunduğunu, Horasan (Türkmenlerden) temizleninceye kadar Gazne'ye dönmiyeceğini bildirmiştir. Sultan'a göre, bu mektupları alan Nişapur ileri gelenleri sevinecekler ve o kavme tamamiyle gönül bağlamıyacaklardır.

Görülüyor ki, Sultan Mesud, Nişapur halkının Selçuklular'a, gönül rızasiyle itaat etmemiş bulunduğu kanaatindedir. Yine bu mektuptan anlaşılıyor ki, o Selçuklu meselesini halledeceğinden hala emindir.

Gazne hükümdarı, bu maksatla Gazne'den hareket etti (7 Ekim 1038/4 Muharrem 430 Cumartesi). Yolda, Belh ve Toharistan taraflarında bulunan vezirden gelen mektupta, Karahanlı prenslerinden Börü Tekin'in yaptığı istila ve yağma hareketlerinden bahsediliyor ve Huttelan'a doğru istilasına devam ederse, hükümdarın nezdine dönmesine müsaade edilmesi talep ediliyordu. Zira, ona göre, kendisi için Toharistan'a gitmek imkansızdı. Çünkü, Subaşı'nın Serahs mağlubiyetinden sonra herkesin başında «istiklal» rüzgarı esmeğe başlamıştı.

Hükümdar vezirden gelen bu mektuptan üzülmüş ve o tarafa gelmekte olduğunu bildirmiştir. Görülüyor ki, o Selçuklular'a karşı sefere çıkmış iken yarı yolda planını değiştirmiş, Börü Tekin üzerine yürümeğe karar vermiştir. Hükümdara göre, ilk defa Börü Tekin'i yakalamak lazımdır.

Bu hususta ileri sürdüğü sebep şudur:

Börü Tekin başka hiç bir tarafa hücuma cüret edememektedir x. Bu sebeple Gazneliler Devleti arazisine gelmiştir. Çünkü ona göre bu taraf daha zayıftır. Sonra gidecek yeri kalmayan her kaçkın, buraya (onun arazisine) gelmektedir.

Kaynakça
Kitap: BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞU TARİHİ Cilt: I KURULUŞ DEVRİ
Yazar: Mehmet Altay KÖYMEN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:17

Görülüyor ki, Sultan Mesud daimi bir aşağılık duygusu içindedir. Kuvvetli olduğunu göstermek için de derhal planını değiştirmeğe hazırdır.
Bu görüşünde dikkatimizi çeken bir nokta da, onun Börü Tekin'in hareketiyle Selçuklu hareketini aynı mahiyette telakki etmesidir.

Mesud'un, Amuderya kenarında bulunan Velvaliç kasabasına geldiğini (23 Ekim 1038/20 Muharrem 430 Pazartesi) öğrenen Börü Tekin, vezire, hükümdarın nezdine gelmek istediğini yazmak suretiyle, Mesud"a itaatini arzetmiş ve yapılan yağmaların bilgisi dışında olduğunu bildirmiştir. Vezir, hükümdara yeni şartların gerektiği şekilde bir plan teklif etmiştir. Ona göre, Börü Tekin'in teklifi kabul edilmeli, elçisi gelmeli, sözleri dinlenmeli, tatmin edici bulunursa, Börü Tekin'i huzura davet etmeli, okşamalı ve kendisiyle anlaşma yapılmalıdır. Cesur ve kahraman olan ve elinde kuvvetli bir ordu bulunan Börü Tekin'i, Türkmenler'e karşı göndermelidir. Zira, o Türkmenler'e karşı nasıl savaşılabileceğini daha iyi bilir. Hükümdar Belh'de ihtiyat kuvveti (mayedar) olarak ikamet etmelidir. (Öte yandan), Sipahsalar (Ali), Merv tarafına, büyük Hacib (Subaşı), Herat ve Nişapur tarafına gitmeli, hasımlara vurmalıdırlar. Böylece (Selçuklular) mağlup edilerek Ceyhun sahilleri tutulduktan sonra kendisi de (Börü Tekin) Harezm'in fethine memur edilmelidir.

Görülüyor ki, İranlı vezir, hükümdarın Börü Tekin üzerine yürümesini doğru bulmadığı gibi, onu Selçuklular'a karşı kullanmak siyasetini takip etmek niyetindedir. Bunun, aynı zamanda hükümdara itimadsızlık manasına geleceği meydandadır. Ona göre, hükümdar Selçuklu meselesini halletmek kudretinde değildir.

Hükümdar bu planı şiddetle red etmiş ve bu işleri bizzat yapmak maksadiyle buralara geldiğini söylemiştir. Ona göre, kendi başlarında bulunmazsa, ordu iş yapmamaktadır. Kendisi başlarında bulunursa, isteseler de, istemeseler de, önünde can vereceklerdir. Yine hükümdarın telakkisine göre, Börü Tekin Türkmenler'den daha kötüdür. Zira, fırsat düşkünüdür. Huttelan'ın büyük kısmını yağma etmiştir. Eğer kendisi bir az daha geç gelmiş olsaydı, o bölgeyi harap edecekti. Bu yüzden kendisi ondan öç alacaktır. Önce onun işini bitirdikten sonra başkaları üzerine yürüyecektir.

Bu ifadeden anladığımıza göre, vezirin ne demek istediğini anlayan hükümdar başarısızlığın şahsından ileri geldiği tezini red etmekte ve sorumluluğu orduya yüklemektedir. Ordu ise, kendi başında bulununca mutlaka harp edecektir.

Öte yandan, yine Sultan Mesud, Börü Tekin'in uzlaşma teklifini kabul ederek, onu Selçuklular'a karşı kullanmak fikrine yanaşmak şöyle dursun, hala ona tenkil ve tedibi lazım gelen bir düşman gözüyle bakmaktadır. Selçuklu meselesi dolayısiyle Gazneliler Devleti'nin içinde bulunduğu şartlardan faydalanarak, yağmalarda bulunmasını Sultan Mesud hiç af edememektedir. Bu sebeple, Börü Tekin hükümdara göre Selçuklular'dan daha fenadır.

Bu toplantıda bulunan askeri erkan (sipahsalar, büyük hacib ve kumandanlar) da söz almışlar ve Börü Tekin'in hırsızlık yaptığını, kendisine hükümdarın bizzat sefer yapmasını gerektirecek kadar önem vermek için sebep bulunmadığını söylemişler, nihayet kendi vazifelerinin ne olduğunu sormuşlardır. Görülüyor ki, onlar, hükümdarın sözlerinden, kendilerine güvensizlik beslediğini farketmişlerdir. Şimdiye kadar yaptıklarına göre bu noktada hükümdara hak vermemek imkansızdır. Bu suretle bu meselede sivil teşkilat mensupları ile askeri teşkilat mensupları birleşmiş oldular. Mesud müşterek cephe karşısında gerilemiş, oğlu Mevdud'ün gönderilmesini teklif etmişse de, vezir, bunun da doğru olmadığını söylemiş, neticede bir kumandanın gönderilmesine karar verilmiştir ve sipahsalar Ali görevlendirilmiştir. Börü Tekin, gönderilen bu kumandana karşı koymaksızın, çekilip gitmiştir. Hükümdar takibine müsaade etmemiş ve Bel h'e, nezdine gelmesini emretmiştir. (Hükümdarın Belh'e gelişi: 16 Kasım 1038/14 Sefer 430 Perşembe).

Bu kumandan, hükümdara verdiği sözlü izahatta, Börü Tekin'in takibine müsaade edilmesinin daha doğru olacağını, zira kafasında hep fesad bulunduğunu söylemiş ve kendisinden ve ordusundan zahmet gören Huttelan halkının sarf ettiği sözleri, nakletmiştir ki, önemi dolayısiyle aynen alıyoruz:

«Selçuklular'ın Horasan'ı aldıkları bir zamanda, (Gazne ülkelerini istilaya) o daha layıktır. Zira kendisi melikzadedir»

Ertesi gün vezir ve «ayan» ile gizli bir toplantı (halvet) yapan hükümdar, Börü Tekin işini öne almanın kendisi için farize olduğunu söylemiştir.

Vezir ses çıkarmamış, ısrar karşısında da şunları söylemiştir:

«Cenk işi naziktir. Bu hususta ileri gelen silah ehli (hu-davendarı-ı silah) nin söz söylemesi, bendelerinin bu meselelerde söz söylememem lazımdır. Zira bendelerinin sözü hükümdara hoş gelmiyor».

Sahib-i divan-ı risalet Ebu Nasr'in ısrarı üzerine vezir, böyle su döküldüğü zaman buz olduğu bir zamanda ordu sevk etmenin doğru olmadığını, zira seferin ya ilk baharda (nevruz), yahut da buğdayın olgunlaştığı bir zamanda yapılabileceğini, önlerinde daha önemli bir işin (Selçuklular meselesinin) bulunduğunu, böyle bir zamanda Börü Tekin ile meşgul olmanın ise hiç doğru olmadığını beyan etmiştir. Ona göre, hükümdar bu işi Çaganiyan valisi ile Ali Tekin oğlullar'na havale etmelidir. Bu suretle hem iş görülür, hem de bir felaket (asibi) baş gösterirse, onlardan birine olur. Gazneli askerlerine bir şey olmaz. Demek ki, hükümdar ancak Selçuklu meselesi ile meşgul olmalıdır ve onlara göre, Mesud ancak bu işi halledebilir.
Toplantıda bulunan devlet erkanı bu fikirleri tasvip ettiği halde, hükümdar kararında ısrar etmiştir.

Halbuki bu sırada «türlü türlü haberler» geliyordu. Her gün yeni bir bozukluk, 9 yıl içinde akla gelmeyen işler üst üste husule gelmişti. Ve sonu (akıbet) şimdi meydana çıkıyordu. işin hayrete değer olan tarafı şu idi ki, hükümdar «istbdad» dan hala vazgeçmiyordu.» işte umumi kanaat bu merzede idi.

Sultan Mesud, Tirmiz'e doğru BeIh'i terk etti (19 Kasım 1038/19 Rebiülevvei 430). Çaganiyan bölgesinde vezirden bir mektup aldı (8 Ocak 1039/9 Rebiülahir 430 Salı). Bunda bildirildiğine göre, Davud, kuvvetli bir askeri kıta (leşkeri-i kavi) ile, «Cuzcanan» (Guzganan) üzerine yürümüştür. Hedefi Ceyhun kenarına ulaşmaktır. Maksadının (ordunun geçtiği) köprüyü yıkmak olduğu görünüyor. Bu suretle suya (Ceyhun) kadar (her yeri kolaylıkla) alacak ve büyük bir «fesad» çıkaracaktır. Vezir (bu mektubu ile) gereken tedbirin alınması için (hükümdara durumu) bildirmiştir. Zira, ona göre, bu çetin bir derddir. Eğer Davud, köprüyü yıkarsa, bu, itibar ve şeref kırıcı bir hareket (ab-rihtegi) olur.

Bu mektubu okuyan Sultan Mesud, derhal dönmüş (12 Ocak 1039/12 Rebiülahir 430 Cuma), Tirmiz'e (26 Ocak 1039/26 Rebiülahir 430 Cuma), oradan Belh'e gelmiştir (28 Şubat 1039/2 Cemaziyelahir 430 Çarşamba). Fırsatı ganimet bilen Börü Tekin, yolda ordu ağırlığının bir kısmını vurmuştur1.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:17

Selçuklular'ın uyanıklığı dikkati çekmektedir. Onlar, Mesud'u adım adım takip etmektedirler. Buna karşılık Mesud da onlardan korkmaktadır.
Bu sırada Nişapur'dan mektuplar gelmiştir (6 Mart 1039/7 Cemaziyelahir 430 Pazartesi). Bunlara göre, Davud, kardeşi Tuğrul'u görmek üzere buraya (Nişapur'a) gelmiş ve orada Şadyah köşkünde 40 gün kalmıştır. Tuğrul, kendisine 500 dirhem mükafat (sılat) vermiştir. Bu ve diğer sarf edilen paralan Buzgan saları Ebu'l-Kasım tedarik etmiştir.

Sonra Davud Nişapur'dan Serahs' a dönmüştür. Bu arada o, Cüzcan'a gelmek niyetindedir.
Bunu müteakip gelen haberde (9 Mart 1039/10 Cemaziyelahir 430) Davud'un kuvvetli ve mücehhez bir ordu ile Talikan'a geldiği bildiriliyordu.

Diğer bir haberde ise (16 Mart 1039/16 Rebiülahir 430 Perşembe) onun Faryab'a geldiği ve buradan süratle Şuburkan'a gideceği, gittiği her yeri yağma ettiği ve halkını öldürdüğü bildiriliyordu.
Görülüyor ki, Davud'un hareketleri dikkatle takip edilmekte, fakat, kendisine karşı hiç bir tedbir alınmamaktadır. Gazneliler Devleti atalet içindedir.

Bunu en iyi şekilde şu hadise belirtmektedir:

Bir gün (18 Mart 1039/18 Rebiülahir 430) geceleyin on Türkmen atlısı «hırsızlık» için ta Sultan'ın ikamet ettiği bahçenin
yanına kadar geldiler; dört Hind piyadesini öldürdüler; buradan Kunduz yakınına döndüler. Gazneliler filleri orada tutuyorlardı. Türkmen atlıları bir fil gördüler. Üzerinde uyumuş bir çocuk vardı. Bu Türkmenler geldiler, fili sürdüler. Şehirden bir fersah gidince, çocuğu uyandırdılar ve «fili daha çabuk sür, sürmezsen seni öldürürüz» dediler.

Çocuk:

«baş üstüne» dedi ve sürmeğe başladı. Atlılar arkadan geliyorlardı. Mızrak vuruyorlardı. Gündüz olunca, uzun bir mesafe almışlardı. Fili Şuburkan'a getirdiler. Davud atlılara mükafat verdi ve fili, Nişapur tarafına götürmelerini söyledi. Bundan dolayı Gazneliler'in adı kötüye çıktı. Zira, «bu adamlar o kadar gaflet içindeler ki, «muhalif»ler fil bile sürüp götürebiliyorlar» dediler. Ertesi gün bunu haber alan Sultan Mesud, çok üzüldü. Fil bekçilerine çok çıkıştı. Onlardan fil bedeli olarak 100.000 dirhem almalarını, Hindli fil bekçilerinden bir kaç tanesini dövmelerini emretti.»

Bu hadiseden 13 gün sonra (19 Mart 1039/20 Cemaziyelahir 430 Pazartesi) Davud'un hacibi olan Altı adlı bir Türkmen, 2000 atlı ile BeIh kapısına geldi:

Bend-i kafiran denen bir yerde durdu ve iki köyü yağma etti. Bu haber şehre gelince, Sultan Mesud mütessir oldu. Zira atlar Dere-i Giz' de ve büyük hacib (Subaşı), onların başında idi. Hükümdar kuşanmak için silah istedi. Has «gulam»lariyle atlandı. Sarayda (dergah) büyük bir heyecan ve telaş başladı. Vezir ve sipahsalar geldiler ve «Efendimizin ömrü uzun olsun. Ne oldu ki, efendimiz silah istiyor? Öncü olarak (bir kumandan) gelmiştir. Onun gibi (onun derecesinde) bir kimseyi göndermek lazımdır. Eğer daha kuvvetli ise, sipahsalar gider» dediler.

Hükümdar, «ne yapayım, bu hamiyetsiz askerler iş yapmıyorlar» cevabını verdi. Nihayet bir hacib'in gönderilmesine karar verildi. Arkasından tanınmamak için kıyafet değiştirerek, sipahsalar gitti. Savaşa tutuştular. Şiddetli bir harp oldu. İki taraftan bir kaç kişi öldürüldü ve yaralandı. Gece olunca Altı döndü; Ulyaabad'a geldi ve olupbiteni Davud'a bildirdi.

Davud'un kendisi Şuburkan'dan Ulyaabad'a geldi (Bu haberin Belh' de bulunan Sultan Mesud'a gelişi:

21 Mart 1039/22 Cemaziyelahir 430 Perşembe). Ulyaabad'da trampet ve boru sesleri yükseliyordu. Sultan, ordunun hazırlanmasını emretti.

Sultan, Belh'den hareket ederek (29 Mart 1039/1 Recep 430 Perşembe), Pul-i Karvan'a indi. Askerleri geldi. Onları savaş düzenine soktu. Nihayet «muhalif»ler de çöl tarafından gelerek, Ulyaabad sahrasında göründüler (7 Nisan 1039/9 Recep 430 Cumartesi). Sultan yüksek bir yerde durdu. O, dişi bir fil üzerinde idi. Ordu harbe tutuştu. Herkes, «(Davud) ne cesur bir adam ki, kardeşi, kavmi ve ileri gelenler (ayan) olmadığı halde, bu büyüklükte bir padişahla yüz yüze gelmiştir» diyordu.

Her iki taraf da şiddetli savaş yapmıştır.
Kendi ifadesine göre, meydan muharebesini hayatında ilk defa gören müellifimiz Beyhaki'de, kuşluk zamanı olmadan, Gazne ordusunun hasımları yenivereceğini sanmıştır. Zira, öteki türlü sınıflara mensup asker müstesna, 6000 saray gulam'ı bulunuyordu. Düşündüğünün aksine, Selçuklular dayanmaktadır. Yine onun müşahedesine göre, meydanda 500 den daha az atlı savaşıyordu. Geri kalan asker seyrediyordu. Savaş eden bir kıta yorulunca, başka dinlenmiş bir kıta savaşa giriyordu. Bu suretle öğle namazına kadar savaş devam etti.

Neticeye varılamamasından canı sıkılan hükümdar, at istedi, silah kuşanarak, filden (indi), ata bindi. Beydoğdu'dan istediği 1000 gulam savaşçı ve diğer askerlerle bizzat hücuma geçti. «Hasım»lar, bozguna uğratıldı. Onlardan bir kaç kişi öldürüldü ve 20 kişi esir edildi. Diğerleri dağılarak çöl tarafına gittiler. Sultan'ın askerleri bozguna uğrayanları takip etmek istediler. Sultan bırakmadı. Sultan'ın fikrine göre, çölde takibe girişmek tehlikelidir. Maksat, hepsini mağlup etmektir. Bu gelmiş olanlar, zaferi gördüler.

Bir ay sonra casusların ve habercilerin gönderdikleri raporlarda, Selçuklu başbuğları'nın bu hükümdarın yaptığı savaş karşısında bir kimsenin durmasının imkansız olduğunu, bozgundan sonra takip edilselerdi, işlerinin kötü olacağını bildirdikleri söyleniyordu.

Alınan esirleri getirdiler, sorguya çektiler. Onlar Davud'-un, Tuğrul'un rıza ve fermanı olmaksızın bu tarafa geldiğini söylediler. Sultan Mesud, esirlere iyi davranmış, onlara yiyecek verilmesini emretmiş ve serbest bırakmıştır.

Öyle görünüyor ki, Davud, bir keşif hareketine çıkmış, bu maksatla Sultan Mesud'un yakınlarına kadar sokulmuş ve bu savaşı yapmıştır. Bu savaş, Gazneliler Devleti'nin, sandıkları kadar zayıf olmadığını Selçuklular'a göstermiş olsa gerek. Davud'un bu savaştan aldığı dersleri aşağıda söz konusu edeceğiz.
Öte yandan, bu savaşın, Gazneliler ordusunun moralini yükselttiği hakkında kaynakta hiç bir kayıt yoktur. Öyle görünüyor ki, bu zafer, tabii bir netice olarak telakki edilmiştir.

Bununla beraber savaştan sonra Sultan Mesud'un düşman'ın bulunduğu yöne doğru yola çıkması, bu zaferin gerek hükümdarı, gerekse orduyu cesaretlendirdiği şeklinde telakki edilebilir. Gerçekten, Sultan Mesud, Sarahs'a gitmek üzere Belh' den hareket etti (14 Mayıs 1039/15 Şaban 430 Salı). Emrindeki ordu ile karşılarına çıkacak bütün Türkistan (ordularının) mağlup edileceği söyleniyordu. Buna rağmen, yolda, katılmaları emredilen askerler her taraftan geliyordu.

Hükümdar, Talikan'a geldiği zaman (27 Mayıs 1039/1 Ramazan 430 Pazar) ulaklar (kasidan) ve casuslar şu haberi getirdiler:

«Tuğrul, Nişapur'dan Serahs'a geldi. Davud zaten orada idi. Yabgu da Meru'den geldi. Söylendiğine göre, 20.000 atlıları vardır. (Halbuki Sultan Mesud'un ordusu 40 veya 50 bin atlı ve yaya idi) 2. Selçuklu başbuğları burada yaptıkları toplantıda (önce) savaşmak üzere ileri yürümeğe karar vermişlerdir. Ne olacaksa olsun demişlerdir. Daha önce yaptıkları iki savaştaki gibi3 savaşacaklardır.

(Öte yandan), Tuğrul ve Yınallılar şunları söylemişlerdir. Rey, Cibal ve Curcan önümüzdedir. Buralarda bir avuç deylem ve kürt «mütegallibe» si vardır. Gitmemiz ve tasasız (ferah) bir hayat sürmemiz (daha) doğrudur. Zira, Rum derbendi hasımsızdır. Horasan'ı ve bu havaliyi bu büyüklükte ve haşmetteki Sultan'a terk edelim. Zira (onun) bu kadar ordusu ve raiyeti vardır.

Söz alan Davud kardeşinin ve Yınallılar'ın ne büyük hatalara düştüklerini söylemekle söze başlamış ve şöyle devam etmiştir:

«Eğer sizler ayağınızı Horasan'dan oynatırsanız, bu padişahın ve onun her taraftan üzerimize kaldıracağı kuvvetli hasımların hücumlarından dolayı hiç bir yerde karar kılamayız. Ben Ulyaabad'da ordusunun savaşını gördüm. İstediğin kadar insan ve at var. Ama manevraya imkan vermeyen bir ağırlıkları var ki, onları kendilerinden ayırmaları mümkün olmuyor. Zira onlarsız yaşayamazlar. Kendilerini mi, yoksa ağırlıklarını mı muhafaza edebilmekten acizdirler. Biz (ise) mücerrediz ve ağırlıksız. Subaşı'nın başına gelen (felaket), ağırlığın fazlalığından geldi. Bizim ağırlığımız arkamızda, 30 fersah mesafededir. Sonra hazırlıklıyız. Merdce işe girişelim. Bakalım, Ulu Tanrı ne takdir etmiştir.»
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:17

Toplantıda bulunanlar (hemegan) bu «tedbir»i beğendiler ve bunu kabul ettiler.
Gazneliler Devleti askeri ricalinden iken Selçuklular tarafına geçenlerden Börü Tekin, Emir Yusuf, Hacib Ali Karib, Gazi, Eryaruk ve daha başkalarının adamlarından olup, Se1çuklular'a kaçanlar (gurihtegan), savaş yapmağa daha fazla hevesli idiler. Tuğrul ile Yabgu «bunların bir yerde bozgunculuk yapmamaları lazımdır, zira onları mektuplarla aldatmış olabilirler» dediler. Davud ise «bunları arkada tutmak doğru değildir. Onlar efendileri öldürülmüş olanlardır (hudavend kuştegan) ve mecburen buraya gelmişlerdir. Arslan Cazib oğlu Süleyman, Kadir ve başkaları gibi ileri gelenler ise, emin olmak üzere, önden gönderilmelidir. Eğer ihanet ederlerse, onlardan bir kıt'a (fevci) gider ve efendilerine katılırlar. Eğer savaş ederlerse daha iyi» dedi. Bu teklifi doğru buldular.

Ve bunlara dediler:

«Sultan geldi. İşitiyoruz ki, sizleri iğfal etmişlerdir. Savaşın ortasında (o tarafa) döneceksiniz. Eğer böyle ise, gidiniz. Zira, eğer savaşın ortasında giderseniz, (sizleri) tevkif etmeleri ve başınıza bir bela gelmesi, tuz ekmek hakkını ibtal etmeleri mümkündür».

Hepsi (hemegan) şu cevabı verdiler:

«Efendilerimizi öldürmüşlerdi. Bizler ise, (can) korkusu ve zaruret ile sizin nezdinize geldik. Bu suretle (davanız uğruna) can vereceğiz. Bizi öncüleriniz olarak göndermenizi istememiz bunun delilidir. Taki, ne yapacağımız ve ne eser göstereceğimiz görülsün».

Selçuklu Başbuğları:

«Öyle ise hiç mesele yok» dediler.

Böylece Börü Tekin'i gönderdiler. O da (Gazne) ordugahından (leşkergah) gitmiş ve onlara (Selçuklular'a) sığınmış olan, - çoğu Sultan Mesud'a ait (sultanı) - bin atlı ile öncü olarak yola çıktı. Arslan Cazib oğlu Süleyman'da onun arkasından yine bu sayıda atlı ile yola koyuldu.

Her bakımdan çok kıymetli olan bu bilgiden öğreniyoruz ki, son mağlubiyet, Selçuklu başbuğları'nı Sultan Mesud'la savaşı kabul edip etmemek hususunda tereddüde sevk etmiştir. Hatta onlar Horasan'ı terk etmeyi ve yeni vatan aramak üzere batıya doğru çekilmeyi bile düşünmüşlerdir. Buna Davud karşı çıkmış ve zamanına göre çok ilgi çekici mütalaalar ileri sürmüştür. Bu münasebetle yaptığı son savaşta edindiği tecrübelere dayanarak Gazne ordusunun zayıf taraflarını izah etmiştir.

Sultan Mesud'la savaşa karar veren Selçuklu başbuğları'nın bundan sonra karşılaştıkları mesele, mülteciler meselesidir. İlk defa bu savaş karan münasebetiyle öğreniyoruz ki. bir çok Gazneli generaller ve askerler, Mesud'un zulmünden kaçarak, maiyetleriyle birlikte Selçuklular'a sığınmışlardır. Bunlar arasında doğrudan Sultan'ın şahsına bağlı askerler de vardır. Selçuklu başbuğları, eski Gazlı e ordusu mensuplarının, savaş yapmağa istekli olmalarından şüphe etmişlerdir. Zaten Sultan Mesud tarafından vaadlerle iğfal edildiklerini de bilmektedirler. Bu sebeplerle Selçuklular onları öncü kuvvetleri olarak sevketmeğe karar vermişlerdir. Zira, Selçuklu başbuğları'na göre, arkada bırakarak onların kendilerine ihanet etmeleri tehlikesini göze almaktansa, öne sürmek daha hayırlıdır. Bu suretle, Selçuklu başbuğları onların sadakatlerini ve kendilerine bağlılılk derecesini denemek imkanını da bulmuş olacaklardır. Hatta, Mesud tarafına geri dönmek niyetinde iseler, bunu savaş başlamadan önce yapmalarını bile teklif etmişlerdir. Fakat, mülteci kumandanlar, dönmeyi red ettikleri gibi, önde savaşma teklifini de sevinçle karşılamışlardır.

Ne yazık ki, bu kumandanların, Selçuklular tarafına ne zaman geçtikleri hakkında hiç bir bilgimiz yoktur. Bunu tesbit edebilseydik, Selçuklu tarihine ait bir çok meselelerin halli çok kolaylaşırdı. Bu hususta fazla tahlil ve münakaşaya girişecek değiliz. Yalnız bunların geçişlerini ve geçmeğe başlamalarını, yukarıda söz konusu ettiğimiz gibi, vezirin Selçuklu taraftarlığı ile itham edilmesi zamanına kadar, hatta daha öncelere götürmek mümkündür.

Mülteci kumandanlardan sadece ikisinin adı verilmektedir ki, bunlar da daha önce şu veya bu vesile ile rol oynamış meşhur kumandanlar değillerdir. Yalnız birinin meşhur Arslan Cazib'in oğlu oluşu dikkate değer. Geri kalanlar ise, efendileri Sultan Mesud tarafından tevkif veya idam edilen meşhur kumandanların şahıslarına bağlı askerlerdir. Efendilerinin nikbete uğratılması üzerine hayatlarından korkan bu askerler, şüphesiz fırsat bulur bulmaz Selçuklular'a sığınmışlardır. Efendilerinin ne sebeple, nasıl ve ne zaman tevkif edildiklerini biliyoruz. Fakat onların muhtelif sebeplerle takibe uğratılmaları ve tevkif edilmeleri veya ortadan kaldırılmaları, adamlarının derhal Selçuklular tarafına geçmeleri manasına gelmez. Mesela Sultan Mesud, amcası Yusuf'u, daha tahta geçer geçmez tevkif ettirmişti (Mayıs 1031/Cemaziyelevvel 422). Halbuki bu zamanda Selçuklular Horasan'a henüz inmemiş bulunuyorlardı.

Verdiğimiz bu kısa bilgi bile, bu mültecilerin, Selçuklular tarafına geçmelerinin, aynı Selçuklular'ın Horasan'a girmeleri ile sıkı sıkıya ilgili olduğunu kafi derecede açıklıkla göstermiştir sanırız. Zaten, Sultan Mesud'un, vezirinden şüphe etmesi de bundan pek sonra değildir (Mayıs 1035).
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:18

Sultan Mesud'un, nihai zafere erişmek hususunda bilhassa Selçuklular tarafına geçen bu mültecilere güvendiği anlaşılıyor. Gelen bu raporda kendisini en fazla ilgilendiren cihet bu mülteciler meselesi oldu. Çünkü kaynak, «işlerin başka bir renk aldığını» söylemektedir. Sultan Mesud, sancağını gören bu (mülteci) gulamlar'ın toptan (kendi tarafına) döneceğini sanmıştı; daha doğrusu kendisine böyle göstermişlerdi. Galiba bu maksatla o epey para sarf etmiş bulunuyordu.

Kuşluğa doğru «muhalif»lerin öncüleri Talhab'a yakın güründüler (13 Haziran 1039- 18 Ramazan 430 Çarşamba). 300 atlı idiler. Gazneliler de menzile yakın varmışlardı. Ağırlık arkadan geliyordu. Bu suretle ilk temas başladı. Çadırlar kuruluncaya kadar Selçuklu öncüsü hücuma geçti. Bu taraftan da karşılık verildi. Şiddetli bir çarpışma oldu. Nihayet Sultan Mesud ordusiyle geldi ve hasımlar çekildiler.

Bir karışıklık olmaması için Gazne ordugahında o gece her türlü ihtiyat tedbirleri alındı:

Şafak sökünceye kadar davul (kus) çalındı. Sabah olunca, asker atlandı, savaş düzeninde yürüyüşe geçti, iki fersah gidilince, büyük bir Selçuklu ordusu göründü, iki tarafın öncüleri (tali'a) şiddetli bir savaş tutuştu. Her iki taraf askerleri iyi gayret sarf ediyorlardı. Nihayet, Dihi Bazergan göründü. Buranın çay ve çeşmesi, sahrasının ise kum ve çakılı boldu. Merkezde bulunan Sultan Mesud dişi bir file binmiş bulunuyordu. Yüksekçe bir yere sürdü. Büyük çadırın burada kurulmasını, ordusunun da suyun kenarına inmesini emretti. (Bu sırada) Selçuklular dört taraftan gelmeğe başladılar. Şiddetli bir savaş başladı. Ordu son derece zahmet (renç) çekti; öyle ki, konamadı ve büyük bir karışıklık (haleli) çıkmasından korkuldu. Fakat «ayan» ve kumandanlar (mukaddeman) çok çalıştılar. Nihayet, duruma hakim olundu ve çadırlar kuruldu. Bütün buna rağmen, Selçuklular bir çok deve(üştür)'yi sürdüler, bir kaç kişi öldürdüler ve yaraladılar. Savaşı daha ziyade Selçuklular tarafına geçmiş olan eski Gazne ordusu mensupları yaptılar. Zira, onlar «Türkmenler'e şüphelerinin yerinde olmadığını ve sadık olduklarını göstermek istemişlerdi. Ta ki, onlardan emin olsunlar. Türkmenler emin oldular. Çünkü onlardan tek bir kişi bile bu tarafa geçmedi». Halbuki Gazneli casuslar geçmiş zamanlarda bu hususta bir çok yalanlar söylemişler ve para almışlardı. Hep hiyle (zark) olduğu bugün meydana çıktı.

Ordu savaş düzeninde konakladığı zaman, merkezde (kalp) Sultan Mesud, sağ kolda sipahsalar Ali, sol kolda büyük hacib Subaşı, art (saka) da Ertekin bulunuyordu. Selçuklular ise döndüler, Gazne ordusuna yakın bir çayır kenarında ordugah (leşkergah) kurdular ve konakladılar. Öyle ki, her iki orduda çalman trampet (duhul) sesleri yekdiğerine duyuluyordu. Gazne ordusunda yaya çoktu. Bunlar ordugahın çepçevre etrafında hendekler kazdılar. (Böylece) mümkün olan her türlü ihtiyat tedbirlerini aldılar. Bütün Gazne ordugahı'nda bir deveyi bir adım (uzağa) götüremiyorlardı. Herkes devesini çadırının önünde tutuyordu.

İkindi (zamanı), kuvvetli bir düşman kıtası (fevci) geldi. Gazne ordusunun çay (rudhane) dan su getirmelerine müsaade etmiyorlardı. Sulta n Mesud, Hacib Bedir'i ve Ertekin'i, beşyüz gulam'la birlikte gönderdi. Öyle ki, bunlar düşmandan öç aldılar ve güçlerini gösterdiler.
Gece yaklaşınca, dört tarafa öncüler çıkarmak suretiyle kuvvetli ihtiyat tedbirleri alındı.

Ertesi gün, Selçuklular daha kalabalık olarak geldiler; üç - dört taraftan savaşa giriştiler. Ramazan ayının sonu olduğu için Sultan Mesud bizzat savaşmak üzere atlanmıyordu. Bu ayda kan dökülmemesi için bayramdan sonra savaşmayı tercih etti.

Hergün bir kaç yerde (canib) şiddetli savaş oluyordu. Develere 1000 ve 2000 atlı ile ot bulmak ve getirebilmek için çok gayret sarfetmek icap ediyordu. Çünkü, (bu sırada) Selçuklular sağdan ve soldan saldırıyorlar ve mümkün olan her şeyi (celdi) yapıyorlardı. Nihayet, ot kıtlığı başladı.

Sultan Mesud bundan dolayı çok endişe ediyordu; vezir ve «ayan» ile bir kaç defa gizli toplantılar yaptı ve şöyle dedi:


«Bu kavim meselesinin (kar) bu derecede olduğunu bilmedim. Onların meselesinde beni aldattılar (işve dadend); doğru söylemediler. Öyle ki, başlangıçta bu meselenin tedbirini almak icap ederdi. Bayramdan sonra meydan muharebesi yapmak lazımdır. Bundan böyle onların işini başka türlü ele almak gerektir». Görülüyor ki, Sultan Mesud yanıldığını bir kere daha itiraf etmektedir.

Diğer yandan, savaş Ramazan ayının sonuna kadar devam etti. Bayram namazı kılınırken 4-5 bin kişiye yakın bir Selçuklu grubu geldi ve namaz kılanları ok yağmuruna tuttu. Gazne ordusu namazdan sonra Selçuklular'a hücum etti ve onlardan 200 kişiyi öldürdü ve öç aldı. Sultan Mesud suyun kenarında bu savaşı yapmış olan kumandanlara iltifat etti, ve mükafat verdi. Savaş bütün gece de devam ediyordu. Ertesi gün Sultan Mesud kumandanlara yerlerine gitmelerini ve uyanık bulunmalarını emretti ve hacib-i buzurg Subaşı'ya, sol kola gitmesini, ferman ve hareketlerine dikkat etmesini, kendisi (Sultan Mesud) hücuma geçince, Subaşı'nın yavaş yavaş ilerlemesini ve «muhalif»lerin sağ koluna yüklenmesini söyledi. Bu sırada sipahsalar (Ali) de onların sol koluna hücum edecekti. Sultan Mesud, cenahlardan onlara yardım gönderecekti. Sultan, Ertekin'i, saraya mensup 4500 atlı ve yine 500 Hindli atlı ile art (saka) a memur etti. Ağırlığa (bu-neh) bir halel gelmemesi için uyanık bulunmasını ve yolları iyi tutmasını, öyle ki, Gazne ordusundan bir kişinin bile muharebe safından geri döndüğünü görürse, oracıkta öldürmesini emretti.

Böylece orduyu savaş düzenine sokan Sultan Mesud file bindi ve ordu harekete geçti. «Cihanın yerinden oynadığı sanılırdı.» Kös, borazan, davul sesleri ortalığı dolduruyordu.

Bir fersah gidilince, «tam techizatlı bir ordu ile» Selçuklular göründüler. Hükümdarların adeti gereğince, onlar da orduyu savaş düzenine (ta'biye) sokmuşlardı.

Şiddetli bir savaş başladı. Üç Selçuklu başbuğu'nun hücumu üzerine hükümdar merkezdeki yerini bırakarak, başında 'çetr'i olduğu halde 500 zırhlı atlı ile savaş meydanının bir yerinde göründü. Subaşı'nın adamları, kendisine muharebe durumu hakkında izahat verdiler.

Hükümdarın endişelenmemesini, zira ordunun savaş düzenini muhafaza ettiğini, «muhalif»lerin mağlup olacaklarını ve muradlarına erişemiyeceklerini söylediler ve aynen şöyle devam ettiler:

«Üç lider, Tuğrul, Davud ve Yabgu, seçkin adamlariyle Gazne ordusunun merkez, (kalb)ine, Yınallılar'la diğer şefler (mukaddeman) bizim üzerimize yüklenmişlerdir. Bir halel gelecek diye Sultan merkezden endişe etmektedir».

Sultan Mesud, bunlara verdiği cevapta merkezden, bu üç liderin hücumu, pusu kurarak gelmeleri dolayı-siyle ayrıldığını itiraf etmiş ve uyanık ve ihtiyatlı olmalarını emretmiş ve şimdi bu işin bitirileceğini söylemiştir.

Öte yandan, yine Sultan, merkeze nakibler göndererek uyanık bulunmalarını, zira düşman ordusunun büyük kısmının üzerlerine geldiğini, kendisinin pusu kurmakta olduğunu, soldan düşmana hücuma geçerek onları meşgul etmelerini, kendisinin, arkadan geleceğini söylemiştir.

Hükümdar, Beydoğdu'ya, yiğit 1000 zırhlı gulam göndermesini emretti. Derhal cevap veren Beydoğdu, hükümdarın cesur olmasını, zira bu merkezi bütün alemin yerinden oynatamıyacağını, Selçuklular'ın geldiğini ve hayretler içinde kaldıklarını, sağ ve sol kolun yerinde olduğunu bildirdi. Hükümdar, gelen 200 atlı ve 2000 piyadeyi alarak bir tepeye gitti ve durdu. Bu sırada müellif Beyhaki'de hükümdarla beraberdir; uzaktan kum tepesinin üzerinde üç siyah sancak (alamet-i siyah) görmüş ve bu tepenin karşısına geldiği zaman, bunların üç Selçuklu başbuğ'na ait olduğunu anlamıştır. Bu başbuğlar, hükümdarın merkezden kendi üzerlerine doğru yürüdüğünü haber almışlardır. Sultan Mesud'un bulunduğu tepe ile Selçuklu başbuğları'nın bulundukları tepe arasında büyük bir sahra vardı. Sultan Mesud, piyadeleri aşağı gönderdi. Bunların uzun mızrakları ve geniş kalkanları vardı. Arkalarından ise 300 atlı sevk etti. Selçuklular her iki taraftan 1000 atlı gönderdiler. Bunlar sahraya vardıkları zaman Gazne piyadeleri onları mızrakla durdurdular. Arkadan atlılar onları takviye ettiler. Gayet şiddetli bir savaş oluyordu ki, bir siyah sancak (alamet-i siyah)lı, zırhlı 2000 atlı ile yukarıdan koptu.

Dediler:

«bu Davud'dur». Sahraya doğru yürüdü. Bunun üzerine Sultan Mesud son süratle at sürdü ve «Hadi, çocuklar (ım)» dedi. Emrindeki gulamlar hücuma geçtiler. Kendisi tepenin dibinde durdu. Gulamlar ve geri kalan pusu askerleri, Selçuklulara eriştiler. Toz yükseldi. Beyhaki, ne olacağını görmek üzere bulunduğu yerden ayrılmamakta ve gözünü çetr'den, yani hükümdardan ayırmamaktadır. (Nihayet) Sultan'ın bulunduğu merkez (kalb-i emir) harekete geçti. Dünya gürültü ile doldu. Bir milyon çekicin (aynı zamanda) vurulduğu sanılırdı. Beyhaki, tozun arasından kılıç ve mızrakların parladığını görüyordu. Nihayet, üç Selçuklu başbuğu bozguna uğradılar. Sultan Mesud, mağlupları yarım fersah kadar takip etti. Büyük hacib Subaşı ve diğer kumandanlar geliyorlar, Sultan'ın önünde yer öpüyorlar, kazandığı zafer (jeth) den dolayı kendisini tebrik ediyorlardı.

Sultan Mesud şimdi ne yapılması gerektiğini sordu. Suyun kenarında solda çadır kurulmasını, zira muhaliflerin bozguna uğrayarak gittiklerini, ve büyük bir ceza (malişi)ya uğradıklarını, bir salar'in peşlerinden takibe gönderilmesini söylediler. Gönderilen kumandan (salar) ciddi bir takip yapmaksızın geri döndü. Kazanılan zaferi zamanın hakimiyet telakkisi gereğince, diğer devletlere bildirmek üzre fetihnameler hazırlandı. Hükümdar, ertesi gün Serahs tarafına gideceğini; orada da bir mektup yazılarak, müjdeci (mübaşiran)ler gönderilmesini emretti. Bu suretle hazırlanan fetihnamelerin gönderilmesi tehir edildi. Öyle görünüyor ki, Sultan Mesud, kazanacağından emin bulunduğu başka bir zaferden sonra iki fetihname birden göndermek istiyordu. Fakat, bu hiç bir zaman nasip olmadı ve hazırlanan fetihname de gönderilemedi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:18

Sultan Mesud ertesi gün (22 Haziran 1039/3 Şevval 430) atlandı ve ordu savaş düzeninde harekete geçti. Sultan çok memnun idi. iki konakta Serah'sa vardı (1 Temmuz 1039/5 Şevval 430). Bir suyun kenarına indi. Burada bir Selçuklu öncü kıtası göründü, fakat savaş yapmaksızın geri döndü. Bunun ifade ettiği ilk mana, şüphesiz, Selçuklular'ın mağlubiyeti kabul etmedikleri ve yeni bir savaş için hazır olduklarıdır. Bu itibarla bu görünüşün, bir keşif hareketi olduğu kadar, sessiz bir kuvvet gösterisi olduğu da ileri sürülebilir. Bunu, Sultan Mesu d'un da böyle telakki ettiği görünüyor.

Zira o «düşman öncüsünü burada görmüş olmaktan endişelenmiş» ve erkana (ayan) şunları söylemiştir:

«Bunlardan daha cesur (şuh) insanlar (merdum) olabilir mi? Zira uğradıkları mağlubiyet (maliş) den dolayı, onların Ceyhun kenarına ve Balhan dağına kadar (bir daha) dizgin çeviremiyecekleri düşüncesinde idik.» Sultan Mesu d'un bu ifadesinden anlaşılıyor ki, yapılan savaş Selçukluları sarsmamış olduğu gibi, cesaretlerini de kıramamıştır. Şu halde, kazandığı zaferden dolayı hükümdarın duyduğu memnunluk pek kısa sürmüştür.

Hükümdarın bu mütalaasına erkan şu cevabı vermiştir:

«Padişah ve meliklerin hezimeti öyle olur. Zira (Kara)hanlılar, «Sultan-ı mazi» (Mahmud) un önünde bozguna uğradılar. Onlardan birini bir daha kimse görmedi. Bu kavim ise bir avuç asiler (havariç)dir. Tekrar gelmek isterlerse, gördüklerinden fazlasını görürler».

Teselli payı bir tarafa bırakılacak olursa, onların bu sözlerinden zafer neticesinde ordu kumandanlarının moralinin bu kuvvet gösterisiyle sarsılmıyacak kadar kuvvetlenmiş olduğuna, hatta Selçukluları küçümsediklerine hükmolunabilir.

ikindi üzeri Selçuklular'ın tekrar iki fersah mesafeye geldikleri, suyun yolunu değiştirecekleri ve tekrar savaşacakları haberi geldi. Sultan Mesud çok müteessir oldu. Gece casuslar ve ulak (kasıd)lar geldiler ve gizli habercilerin (münhiyan) mektuplarını getirdiler.

Bu mektuplarda şöyle deniyordu: «(Mağlubiyetten sonra) bu kavim oturdu (yani toplantı yaptı), (kendi aralarında) dediler:

«Bu Padişahla (meydan) muharebesi yapmağa gitmek doğru değildir. Kendi adetimizi muhafaza edelim. Gönlümüz, ağırlık ve eşya ile meşgul değildir. Elimize böyle bir kuvvet geçti, zaruret olmadıkça dağılmayalım. (Sultan Mesud), ister istemez geri döner. Haziran (di) gitmiş, Temmuz gelmiştir. Biz sıkıntılara katlanan (sahti-keş) çöl adamlarıyız. Sıcakta ve soğukta sabredebiliriz. (Fakat) o (Sultan Mesud) ve ordusu (sabr) edemez. (Onlar) bu zahmete (renç) ne zamana kadar dayanabilirler? (Mutlaka) dönerler.»

Önemi dolayısiyle aynen naklettiğimiz bu bilgiden anlaşılıyor ki:

1) Uğradıkları mağlubiyet, Selçuklar'ın azmini asla sarsmamıştır.

2) Yalnız takip edecekleri stratejide değişiklik yapmağa karar vermişlerdir. Daha doğrusu, eskiden uyguladıkları savaş usullerine dönmüşlerdir. Bu suretle onların, hadiselerin zoriyle, kurulu devletlerin yaptıkları nizami savaş metodundan vazgeçtiklerini görüyoruz. Bu şekil savaşı, hükümdarklık cephesinin bir tezahürü telakki edersek, aldıkları bu kararla Selçuklular'ın, bu bakımdan geriye doğru dönüş yaptıkları söylenebilir. Öte yandan, netice almak için her türlü tedbire ve çareye başvurduklarını göstermesi bakımından ise Selçuklu başbuğları'nı realist insanlar olarak vasıflandırmak ve takdir etmek gerekir.

3) Selçuklular, kendilerinin ve hasımlarının kuvvetli ve zayıf taraflarını çok iyi bilmekte ve planlarını buna göre yapmaktadırlar. Gerçekten, onlara göre, kendilerinin gösterdikleri tahammülü, Gazneliler gösteremezler ve ergeç çekilip giderler. Bu tahminlerinin ne dereceye kadar doğru olduğunu bir az aşağıda göreceğiz.

4) Selçuklular'ın takip ettiği siyasetin umumi vasfına gelince, tedafüidir ve ellerindekilerinin muhafazasından ibarettir.
Alınan kararlara sonuna kadar bağlı kalındığı için bu toplantı, Selçuklular'ın yaptıkları en önemli toplantılardan biridir.
Bu mektuplar kendisine sunulduğu zaman Sultan Mesud büyük bir ümitsizliğe düştü ve şaşırdı; ertesi gün vezir ve «ayan» ile gizli bir toplantı yaptı.

Umumi istek üzerine önce kendi fikrini beyan etti. Onun planı şundan ibaretti:

Burada (Serahs'da) kalmak, çöl teçhizatını (alet-i beyaban) temin etmek ve başka bir meydan munarebesi vermek. Selçuklular bozguna uğrayınca, suyun (Ceyhun'un) kenarına kadar onları takip etmek.

Görülüyor ki, Sultan Mesud, harp hazırlığında şartlara uygun değişiklik yapmayı kabul etmekte, fakat meydan muharebesi fikrinden vazgeçmemektedir. O bu şekilde yapılacak bir savaşla zafere ulaşacağından emindir. Yalnız önceki zaferden edindiği dersten faydalanmak azmindedir. O bu sefer Selçukluları Gazne Devleti'nin tabii hududunu teşkil eden Ceyhun kıyılarına kadar takip etmek istemektedir.

Vezir, hükümdarın bu teklifini şu sözlerle red etmiştir:

«Bundan (daha) iyi bir fikir ortaya atmak lazımdır. (Zira) mevsim (vakt) kötüdür ve (meydan muharebesi vermek suretiyle) tehlikeye atılmak yersizdir».

içeride bu tartışmalar olurken, dışarıda Selçuklular verdikleri yeni karara uygun faaliyetlerinin ilk neticesini almış bulunuyorlardı:

Çayın suyu kesilmişti. Çünkü Selçuklular suyun yatağını değiştirmişlerdi. Bu, hükümdara bildirildi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:18

Öte yandan Selçuklu öncüleri, dört taraftan göründüler. Hükümdar, bu durumdan heyecanlanmış olacak ki, birden «kalkalım, biz de atlanalım» dedi. Etraftan kumandanlar, onu teskine çalıştılar. Kendisinin yerinde oturmasını, zira söylendiğine göre (Selçuklu) başbuğları'nın (bizzat) gelmemiş bulunduklarını, kendilerinin gidip gereğini yapacaklarını, yardıma ihtiyaç olursa kendisinden (hükümdardan) kuvvet isteyeceklerini söylediler ve muhalifler üzerine yürüdüler. Vezirle sahib-i divan-ı risalet Ebû Nasr bir müddet hükümdarın nezdinde oturdular ve kendisini teselli ettiler. Bir taraftan da hazırlanmış olan fetihnameleri göndermeyi geri bıraktılar; hadiselerin gelişmesini beklemeyi tercih ettiler.

Görülüyor ki, hükümdarı teselliye çalışmalarına rağmen istikbalden onlar da emin değillerdir.
Bu sırada orduyu en çok meşgul eden mesele su meselesi idi. Selçuklular çayın suyunu başka tarafa çevirdikleri için, ordu Serahs civarında bol bol bulunan kuyularla yetinmek zorunda kaldılar. Fakat Selçuklular'in hücumları dolayısiyle bunlardan da faydalanılamıyordu.

ikindiye kadar şiddetli savaşlar oldu. iki taraftan bir çok insan öldürüldü veya yaralandı. Savaştan dönen Gazne ordusu mensupları çok üzgündü. Çünkü galibiyet ekseriya Selçuklular tarafında idi. Bu sebeple Gazne ordusunda bir gevşeklik ve zaaf hüküm sürmeğe başladı. Orduaa bulunan gızii haberciler, bu durumu hükümdara ulaştırdılar. Öte yandan, ordu ileri gelenleri ve kumandanlar da gizlice vezire haber göndererek askerlerin ot kıtlığından ve yoksulluktan (binevai) şikayet ettiklerini, bu sebeple çalışmadıklarını, orduda dedikodu başladığından büyük bir karışıklığın çıkmasından ve «muhali-ı Merin cüretlerini arttırmasından» korktuklarını, mesele daha fena bir hal almadan tedbir alınmasını bildirdiler. Vezir, durumu Sultan'a arzetti.

Ertesi gün Selçuklular «daha kuvvetli, daha cesur, daha çok, daha müessir» olarak geldiler; her taraftan savaşa başladılar. iş zora çattı. Hükümdar gizlice atlandı; kıyafet değiştirerek ordunun içine girdi. Kumandanların söylemiş olduklarını gözleriyle gördü.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:21

GAZNELİLER'İN, SELÇUKLULAR'LA ANLAŞMA TEŞEBBÜSLERİ VE MÜTAREKE

Hükümdar, ikindi üzeri ordu ileri gelenlerini huzuruna çağırdı:


«İşler çok gevşek gidiyor, sebep nedir?» dedi.

Generaller havanın çok sıcak olduğunu, ot bulunmadığını, (bu sebeple) atların (süturan) takatsiz (naçiz) düştüğünü, bu kavimle (Selçuklula r'la) savaşabilmek için daha başka tedbirlerin alınması gerektiğini söylediler; daha önce de vezirle kendisine haber gönderdiklerini, mazeretlerini bildirdiklerini, ayrıca ordunun içinde bulunan habercilerinin, hükümdara bildirmiş olmaları icap ettiğini ilave ettiler.
Vezir, bu hususta bir toplantı yaptığını, dün bütün gece bu mesele üzerinde düşündüğünü ve hatırına henüz hükümdara söylemediği bir tedbir geldiğini ve şimdi söyliyeceğini ifade etti. Bunun üzerine bütün askeri erkan (ayan) çekildiler. Üç kişi, hükümdar, vezir ve sahib-i divan-ı risalet Ebu Nasr kaldı.

İlk sözü vezir aldı ve planını izah etti. Vezire göre, Gazne ordusu bitkindir (sütuh); gerçi Türkmenler daha bitkin durumdadırlar; fakat onlar daha dayanıklı (saburadırlar. (Canlarından) bezdikleri halde canla başla çalışmaktadırlar.

Yine ona göre, bu durum karşısında takip edilecek yol şudur:

Vezir Selçuklular'a bir elçi gönderecek ve kendi tarafından bu «kavm»e nasihat edecektir. Zira, vezirin fikrine göre, yedikleri darbeden dolayı onlar büyük korku içindedirler. Vezir elçisi vasıtasiyle onlara bir defa daha (Sultan Mesud'la) savaş yaparlarsa kendilerinden bir kişinin (sağ) kalmıyacağını, Sultan'dan özür dilemelerinin ve «tevazu» göstermelerinin «daha» doğru olacağını, bu takdirde, onların yaklaşma teşebbüslerini kabul etmesi için Sultan'ı ikna edeceğini söyliyecektir.

Vezir burada Sultan'ı ikna etmek için neler söyleyeceğini de saymaktadır:

Vezir Sultan'a Selçuklular'ın gayretlerinin can korkusundan olduğunu söyliyecek ve Herat tarafına çekilmesini sağlamağa çalışacaktır. Selçuklular ise (halen bulundukları) bu hudutta kalacaklardır.
Bundan sonra bir anlaşma zemini bulmak üzere iki taraf arasında elçiler gidip gelecektir. Neticede savaş (mükaşefet) son bulacak ve dostluk (lutf-i hal) kurulacaktır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:21

Bu şekilde yapılacak bir teşebbüsün, bütün maskelemelere ve kurnazlıklara rağmen, delalet ettiği manayı Sultan Mesud çok iyi anlamıştır. Zira, vezirin uzun mülahazalardan sonra ortaya koyduğu bu plan hakkında hükümdar şu cevabı vermiştir:

«Bu, iyi görünüyor. Lakin (böyle bir teşebbüse girişildiği takdirde) dost ve düşman (Gazne Devleti'nin) acz içinde bulunduğunu bilecektir.»

Vezir, hükümdarın bu yerinde ve haklı mütalaasına şu cevabı vermiştir:

«Doğrudur. Fakat (planım) ehven-i şerdir (bihter) ve daha emindir. Biz bu takdirde salimen döneriz. Efendimiz onların (Selçuklular'ın) savaşını gördü. İşlerinin mahiyetini (saman-ı kar) anladı. Eğer isterse (hükümdar) son bahardan sonra hazırlıklı ve tam basiretli olarak bu kavim üzerine tekrar yürür. Eğer (Selçuklular) arzu ettiğimiz şekilde doğru yolda karar kı-larlarsa, (savaş) işi terk edilir. Eğer (bu plana) aykırı hareket edilirse, Tanrı korusun, şeref elden gider. Zira, öyle bir karışıklık (halel) vukubulur ki, telafi edilemez».

Hükümdar hala tereddüd içindedir. Bir defa da sahib-i divan-ı risalet Ebu Nasr'in fikrini almağa karar vermiş ve hemen bu toplantıyı müteakip aynı gece nezdine çağırtmıştır.

Hükümdar bu devlet adamına şunları söylemiştir:

«Bu iş gördüğün şekilde karıştı ve uzadı. Beydoğdu'yu ve Subaşı'yı onlarla savaşa göndermenin doğru Olmadığını şimdi anladım. Olan oldu. Onlara karşı, onlar gibi «sevkü'i-ceyş» kabiliyeti olan, ağırlıksız (bamaye), mücerred bir ordu (kavm) lazımdır ki, mağlup edilsinler (malide ayed). Bu hususta konuştuğum hiç bir kimseden tatmin edici cevap alamıyorum. Zira, iki muhteşem kumandan, bu kavmin mağlup ettiği kimselerdir. Kendilerini mazur görmemiz için bu işin sürüp gitmesini uygun buluyorlar.

Vezir (hace) ise öyle bir adamdır ki, kendisine söz geçiremiyorum:

O, sipahsalar'a sipahsalar da ona havale ediyor, (bu sebeple) bu hususta (nasıl karar vereceğimi) şaşırdım.»

Böylece meseleyi ortaya koyan hükümdar, bütün adamlarından fazla itimad ettiğini söylediği bu devlet adamının, şaşkınlığını (hayret) gidermesini ve işin çıkar yolunu göstermesini istemiş ve kendisine çekinmeden konuşma yetkisini peşinen vermiştir. Fakat bu devlet adamının, önce hükümdarın niyet ve maksadını öğrenmeden cevap veremiyeceğini söylemesi üzerine, Sultan Mesud, bu hususta esas itibariyle vezirin görüşünden ibaret olan malum planını tekrar etmiştir:

Selçuklular'la samimi olmayan bir sulh yapacak ve Herat'a dönecektir; ordunun dinlenmesi için bu yaz orada kalacaktır; yeni şartlara göre hazırlanacaktır. Sonbahar gelince, Puşeng, Tus ve Nişapur'a hücum edecektir. Bu sefer mağlup ettiği takdirde Selçuklular'ı Baverd ve Nesa'ya kadar takip etmek azmindedir. Nihai gayesi ise, Horasan'ı onlardan temizlemektir.

Bunun üzerine Ebu Nasr, şu ilgi çekici mütalaada bulunmuştur:

«Güzel; fakat vezir ve ordu kumandanlarından hiç kimse, ortada bir savaş bulunduğuna ve düşmanı mağlup etmeden dönmek icap edeceğine hükümdarın dikkatini çekmemektedir. Halbuki, onlar yarın Herat'a dönünce, gevşeklik (kahili) ettiklerini, bunun neticesi olarak mecburen dönmek icap ettiğini kendilerine söyleyeceğinizden korkarlar. Bendeleri de buna işaret etmiyecektir. Zira, bu benim işim değildir. Fakat müşkül bir mesele meydana çıkmıştır ki, mutlaka sormak icap ediyor.»
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SULTAN MESUD'UN SELÇUKLULAR ÜZERİNE YÜRÜMESİ VE GALİBİYE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:21

Hükümdar:

«Nedir?»

Ebu Nasr:

«Nerede taşlık veya dikenlik varsa, bizim «ordugahı mız orada kuruluyor. Halbuki, bu kavim (Selçuklular), buğday tarlalarına ve seçkin yerlere iniyorlar. Buz ve akar su buluyorlar. Bizlerin ise kuyu suyu içmemiz gerekiyor. Akar su ve buz bulamayız. Onların develeri otlaklara gidebilirler ve uzaktan ot getirebilirler. Biz ise develerimizi ordugah ta, çadırın kapısında tutmak zorundayız. Zira, (Selçuklu korku-siyle) «ordugah»ın civarında otlatılamazlar.»

Hükümdar:

«Bunun sebebi şudur: Onların kendileriyle beraber fazla ağırlıkları yoktur. İstedikleri gibi gelip gidiyorlar. Bizim ise taşınması güç ağırlıklarımız vardır. Bunları muhafaza etmekten diğer işlere yetişilemiyor. İşte benim söylemek istediğim budur. Bizim gönlümüzün de ağırlıklardan fariğ olması lazımdır. (Bu takdirde) mümkündür ki, onlar artık bir tehlike teşkil etmezler ve işleri bitirilir.»

Ebu Nasr:

(Bu) başka bir meseledir; hem, vezir, sipahsalar, büyük hacib ve ordu ileri gelenleri ('ayan-ı leşker) olmaksızın halledilemez. Münasip görülürse, yarın bir toplantı (meclis) yapılsın, bu mesele müzakere edilsin, pişmiş bir iş olarak ele alınsın ve tamam edilsin».

Görülüyor ki, Ebu Nasr her şeye rağmen nihai kararın harp meclisinde verilmesine taraftardır. Bu görüş hükümdar tarafından da kabul edilmiştir.
Selçuklu meselesinin bir cephesini aydınlatması ve Gazne Devleti'nin içinde bulunduğu şartları göstermesi bakımlarından çok kıymetli olan Ebu Nasr'ın verdiği izahat burada bitmemektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Sonraki

Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir