Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tuğrul ve Çağrı Beylerin Horasan'a Geçmeleri

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Tuğrul ve Çağrı Beylerin Horasan'a Geçmeleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 17:52

TUĞRUL VE ÇAĞRI BEYLERİN HORASAN'A GEÇMELERİ

Amui'dan (4 Mayıs 1035/22 Cemaziyelahir 426 Pazar) Curcan'a dönen (19 Mayıs 1035/8 Recep 426 Pazartesi) Sultan Mesud . «pek büyük bir afetin zail olması» şeklinde telakki ettiği Harun'un öldürülmesinden duyduğu sevinci içki ile kutlamakta iken, Sahib-i divan-ı Horasan Suri'nin gönderdiği iki atlı geldi. Bu sırada Sahib-i divan-ı risalet Ebu Nasr ile müellif Beyhaki akşam yemeğini yemektedirler. Atlılar, Nişapur'dan buraya (Curcan'a) iki buçuk günde geldiklerini söylediler; yorulan atları duraklarda bırakarak, dinlenmiş atlara binmişlerdi. O kadar süratli yol almışlardı ki, bir şey yemek için durmaları müstesna, ne gündüz, ne de gece dinlenmişlerdi. Zira, sahib-i divan Suri, böyle emretmişti. Sebebinin ne olduğunu atlıların kendileri de bilmemektedirler.

Yemeği bırakan Ebu Nasr, mektupları aldı ve okumağa koyuldu. Yerinden sıçradı. Başını sallıyordu. Olup bitenlere şahit olan müellif Beyhaki, bundan bir hadisenin olduğunu anladı. Sonra Ebu Nasr, atını eyerlemelerini söyledi. Elini yıkadı. Elbisesini istedi. Beraber kalktılar. O, Beyhaki'ye arkasından saraya (dergah) gelmesini söyledi. Beyhaki saraya gitti. Fakat, sarayda kimse yoktu. Sultan Mesud kuşluk zamanına kadar içmiş, sonra da yatmıştı. Burada kimse olmadığı için Ebu Nasr (mektupların içindekilerine dair), şunları söyledi:

«Selçuklu Türkmenleri bir çok insanla sudan (Ceyhun'dan,) geçmişler, Dih-i Gumbedan çölü yolundan Merv tarafına gelmişler ve Nesa'ya gitmişlerdir. Fakat Nesa şehrinin kendilerine bırakılmasını sağlamakta aracı olması için sahib-i divan Suri'yi, şefaatçi yapmışlardır. (Buna karşılık), üç şeften biri sıraya gelecek ve hizmetle meşgul olacaktır. (Zira), onlar öyle bir askerdirler ki, emredilen her hizmeti tam yaparlar. Ey Ebu'l-Fazl Beyhaki, Horasan (elden) gitti. Vezirin yanına git, meseleyi (kendisine) tekrar et.»

Kaynakça
Kitap: BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞU TARİHİ Cilt: I KURULUŞ DEVRİ
Yazar: Mehmet Altay KÖYMEN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TUĞRUL VE ÇAĞRI BEYLERİN HORASAN'A GEÇMELERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 17:53

Beyhaki, vezirin yanına geldiği zaman, onu kitap okurken buldu. Aralarında şu konuşma geçti:

Vezir:

— Hayır mı, (şer mi) ?

Beyhaki:

— Olsun (hayır diyelim de öyle olsun).

Vezir:

— Biliyorum ki, Selçuklular Horasan'a gelmişlerdir.

Beyhaki:

— Ayniyle öyledir.

Beyhaki oturmuş, meseleyi tekrar vezire anlatmıştır. Vezirin şu ifadesi hadiseyi nasıl açık olarak gördüğünü ortaya koymaktadır:

«işte Amuz'a gitmenin neticesi.»

Bundan sonra vezir atına bindi. Vezaret divanı'na (gitti). Ebu Nasr da kendi divan'ından çıkarak, onun nezdine geldi. Üç kişi (vezir, Ebu Nasr ve muavini müellif Bey-haki) bir araya geldiler. Ebu Nasr mektubu vezire verdi.

Önemi dolayısiyle mektubun tam metnini veriyoruz:

«Selçuklular ve Yınallılar1 10.000 atlı (ile) Merv tarafından Nesa'ya geldiler. Orada bulunan Türkmenler'le, Harezmliler ve Selçuklular'dan bir grup (fevci) onları kendi başlarına geçirdiler ve durdurmadılar. Zira, durmak zamanının olmadığı fikrinde idiler. Bendelerine göndermiş oldukları bir mektubu, zatialileri (re'y-i ali) meseleye vakıf olsun diye, bu mektubun içinde gönderdim.»

Selçuklular'dan gelen mektup şöyle idi:

«Emirü'l-mümin'in mevlaları , Yabgu, Tuğrul ve Davud'dan eş-Şeyhu'r-reis, el-celil, es-Seyyid mevlana Ebu'l-Fazl Suri'nin huzuruna: Biz bendelere Maverannehr'de ve Buhara'da kalmak mümkün değildi. Ali Tekin yaşadığı sürece, aramızda karşılıklı nezaket (müca-melet), dostluk ve birlik (vuslat) vardı. O ölünce bu gün işler tecrübesiz çocuklar olan iki oğlu ile Ali Tekin'in sipehsaları bulunup, bu çocuklara, padişahlığa ve orduya hükm (müstevli) eden Tunuş'(?)un eline geçti. Bizim, bu sonuncu ile aramız açıldı. Öyle ki, (artık) orada kalamazdık. (Öte yandan), Harun'un öldürülmesiyle Harez m'de de büyük karışıklıklar çıktı. (Bu sebeple) oraya gitmek de mümkün değildi. Hudavend-i alem hace (Suri) aracılık etsin, (büyük hace) Ahmed Abdü's-Samed'e yazsın ve onu şefaatçi yapsın diye büyük Sultan'ın hiftıayesine (zinhar) geldik. Çünkü, bizim onunla (vezirle) tanışıklığımız vardır. Her kış Harezmşah Altuntaş, bize, kavmimize ve hayvanlarımıza vilayetinde bahar zamanına kadar yer verirdi, (bu iş için) aracı, o idi.

Ta ki hükümdar (re'y-i ali) münasip görürse, bizi bendeliğe kabul etsin. Öyle ki, bizlerden biri yüksek dergah'da hizmet eder, ötekiler hudavend'in emrettiği her hizmete koşarlar. Ve biz de onun büyük gölgesinde dinleniriz. (Bunun için) çölün kenarında olan Nesa ve Fera ve vilayeti bize ihsan edilsin, ta ki eşya ve hayvanlarımızı (buneh-ha) oraya koyalım; tasasız olalım; Balhan dağından, Dihistan'dan, Harezm hududundan ve Ceyhun taraflarından hiçbir «müfsid»in baş göstermesine imkan vermiyelim ve Irak ve Harezm Türkmenleri'ni (Horasan'dan) kovalım. Eğer, hükümdar (hudavend) isteğimize muvafakat etmezse, halimizin ne olacağını bilemeyiz. Çünkü, dünyada (sığınacak) yerimiz yoktur ve kalmamıştır. Yüksek hükümdarın (meclis-i ali) haşmeti büyüktür. O büyük makama (meclis-i buçurg) yazmağa cesaret edemedik. Bu işi hükümdara ulaştırsın diye hace (Suri)ye yazdık.»

Bu mektubu okuyan vezir, Ebu Nasr'a: «Ey hace, şimdiye kadar işimiz çobanlarla idi. Başımıza ne büyük dert geldiğine dikkat etmelidir. Çünkü, belalar henüz ayaktadır: Şimdi vilayet zabteden kumandanlar (emiran-ı vilayet-giran) geldiler. Taberista n'a, Curcan'a gitmenin sırası değildir diye çok feryat ettim. Hükümdar (hudavend) ferman dinlemedi... Curcan ve Taberistan gibi sakin bir vilayeti karıştırdı... Bende ve muti olan insanlar asi oldular... (Nihayet) Horasan böyle büyük bir karışıklık (halel) içine düştü. Tanrı bu işin sonunu hayır eylesin! Şimdi bütün buna rağmen, bırakmazlar ki, doğru bir tedbir alınsın: Bu Selçuklular'ı (da) kızdırırlar (bişuranend). O zaman (bundan neler doğacağı kolaylıkla) bilinebilir.»

Sonra vezir:

—«Bu bir saat (bile) ihmal edilemiyecek kadar önemli bir iştir; hükümdarı, uyandırmak lazımdır» dedi.

Ebu Nasr:

—«O, bütün gece —kuşluk zamanına kadar— şarap içmiştir. Şimdi sarhoşluk uykusundadır.

Vezir:

— «Uykunun zamanı değildir. Uyandırmalıdır.» Ve ilave etti: «Mühim bir iş çıkmıştır. Uyandırmalıdır.»

Vezirle sahib-i divan-ı risalet, müellif Beyhaki'yi hükümdara gönderdiler. Uyandırılan hükümdar, bu devlet ricalinin yanında mektupları okuyunca yerinden pek sıçradı. Kendisini Curcan seferine sevk eden Iraki'ye küfürler yapmağa başladı.

Vezir «Tanrı'nın takdiridir. Iraki v.s. bütün bahanedir. Hudavend, ele aldığı her ilk işte daha iyi düşünmelidir. Bu hadisenin vukubulduğu şimdi, (işin) uzun sürmemesi için gayret sarf etmelidir.» dedi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir