Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sultan Mesud Devrinde Oğuzlar

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Sultan Mesud Devrinde Oğuzlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:31

Sultan Mesud Devrinde Oğuzlar

Balhan dağına sığınan Oğuzlar, burada da durmadılar ve Curcan'a geçtiler. Daha sağlığında Sultan Mahmud tarafından Rey'e gönderildiği zaman, Mesud, Oğuzlar'dan bir kısmım maiyetine asker olarak aldı. Bunların lideri Yağmur idi. Şu halde bu Oğuzlar Balhan Oğuzları idi. Bununla beraber Mesud ordusuna aldıktan sonra onları kendi liderlerinin idaresinde bırakmamış ve başlarına kendi adamlarından birini kumandan tayin etmişti.

Babası Mahmud'un ölümü üzerine tahtı elde etmek üzere doğuya yürüyen Mesud'un maiyetinde bu Oğuzlar da vardı. Bunlar, Balhan dağında kalan kardeşlerinin de memlekete dönmelerine müsaade edilmesini Sultan Mesud'dan rica ettiler, (Bundan anlaşılıyor ki, Balhan Oğuzları'nın hepsi Curcan'a geçmemişlerdir). itaat üzere bulunmaları ve doğru yoldan ayrılmamaları şartiyle Mesud, bunların memlekete (Horasan'a) dönmelerine müsaade etti. Gerçekte tahta geçebilmek için askere ihtiyacı olan Mesud'un, bu sebeple onların bu ricalarını kabul ettiğini biliyoruz. Kaynakta daha tahta geçmeden önce, onun yaptığı iki hatadan biri olarak bu hadise gösterilmektedir. Birinci hatası, gördüğümüz gibi, Ali Tekin'den yardım istemesi, ikinci hatası da Türkmen'leri tekrar Horasan'a sokmasıdır.

Böylece, daha sonraki hadiselere bakarak hüküm verilirse, hata gibi görünen bu iki tedbirin, Mesu d'un bu sırada içinde bulunduğu şartlar düşünülecek olursa belirli bir hedefe varmak için düşünülmüş yerinde hareketler olarak görünmektedir. Zira o bu teşebbüslerde bulunurken, sadece taht iddiacısı durumunda idi ve hadiselerin nasıl gelişeceğini şüphesiz bilmiyordu.

Kaynağımızın hatırlattığı gibi, bu Oğuzlar'ın Horasan'da yaptıkları, Sultan Mahmud'un onlara karşı savaş açması ve Horasan'dan sürmesi, şimdi onlardan faydalanmağa engel teşkil edemezdi.

Mesud'un müsaadesi ile Horasan'a gelen Oğuz liderleri şunlardı:

Kızıl, Boğa, Göktaş ve diğerleri. Buna göre hüküm vermek gerekirse, yalnız Balhan'dan değil, batıdan da Oğuzlar gelmiştir. Zira, Boğa ve Göktaş'ın, Azerbeycan'a sığınan Oğuzlar'ın liderleri olduklarını görmüştük.

Kaynakça
Kitap: BÜYÜK SELÇUKLU İMPARATORLUĞU TARİHİ Cilt: I KURULUŞ DEVRİ
Yazar: Mehmet Altay KÖYMEN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sultan Mesud Devrinde Oğuzlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:32

Oğuzlar bir müddet Gazneliler Devleti'ne iyi hizmette bulunmuşlar, sonra adetleri olan yağmalara tekrar başlamışlardır Bununla beraber daha 1031 (422) de Oğuzlar'a karşı ordu sevkedildiğine bakılırsa, onların pek kısa bir müddet rahat durdukları anlaşılıyor. Gerçekten, Ferave'de geçen karşılaşmada iki taraftan bir çok kimseler öldürülmüştür. Türkmenler eşya ve ailelerini Balhan tarafına göndermişler, geride yalnız atlılar kalmıştır Türkmen atlıları her gün grup grup gelirler, harp ederlerdi. Bir müddet sonra çekilirler, başka bir grup harbe girerdi.

Bunları, devlet hizmetine giren Oğuzlar'la karıştırmamak gerekir. Zira, Sultan Mesud, Humartaş'ın kumandası altındaki Oğuzlar'ı, Mekran'a gönderdiği ordu ile birlikte güneye sevk etmişti. (Kasım 1030/Zilkade 421). Bunlar Kızıl, Boğa ve Göktaş'ın Türkmenleri idiler. Liderlerinin de başlarında bulunup bulunmadığını bu ifadeden çıkaramıyoruz. Gönderilen ordu, bu arada Türkmenler vazifelerini başarı ile yerine getirdiler. Bu münasebetle 2000 Sultani ve Türkmani atlıya pusu kurma vazifesi verilmiş ve savaş kaybedilmek üzere iken pusudan çıkan bu askerler harbin gidişini değiştirmişlerdir.
Aşağıda göreceğimiz gibi. sonradan bütün Türkmenler sükunet bulmuşlar ve yağmayı terk etmişlerdir. Bunda devlet hizmetine giren Türkmenler'in büyük rolü olduğu görünüyor.

Bütün bu hizmetlerine ve artık uslu durmalarına rağmen, Mesud'un Oğuzlar'a karşı olan itimadsızlığı devam etmiştir.
Irak başkumandanlığına tayin edilen Taş'ı huzuruna kabul eden Mesud, ona Rey ve Cibal hakkında emirler vermiştir. Bu emirlere göre, Taş, Nişapur'da üç ay kalacaktır. Bu müddet içinde kendisiyle beraber hareket edecek ordu orada toplanacaktır. Nişapur'a gelecek olanlar arasında Türkmenler de vardır. Zira, o, Yağmur'a, Boğa'ya, Göktaş'a ve Kızıl'a bütün Türkmenler'le birlikte buraya onun yanına gelmeleri için emir vermiştir. Eskisi gibi Gazneli ordusu generallerinden Humartaş bütün Türkmenler'in kumandanı (Salar)dır. Bu Türkmen liderlerini yakalamağa çalışmalıdır. Zira, onların kafalarında fesad vardır. Onların yakalanmasına hükümdar tarafından karar verilmiştir.

Bu emirleri alan Taş, huzurdan ayrıldıktan sonra orada bulunan vezir söz almış ve bu karara itiraz etmiştir. Bunu, önemi dolayısiyle, aynen naklediyoruz:

«Ta başlangıçta, bu Türkmenler'ı getirmek ve evimizin ortasına yerleştirmek bir hata idi. O zaman Altuntaş'a, Arslan Cazib'e ve diğerlerine çok söyledik, fayda etmedi. Zira, Sultan Mahmud kendi fikrine göre hareket eden, «müstebit» bir adamdı. (Bu sebeple) o hatayı yaptı ve bunca hadiseler oldu. Nihayet, onları yendiler ve Horasan'dan çıkardılar. «Hudavend» (Sultan Mesud) onları geri getirdi. Şimdi onlar sükunet bulmuşlar ve hizmete girmişlerdir.
Onları bir (Gazneliler Devleti) kumandanı (hacib)in emrine vermek yerindedir. Fakat, kendi kumandanlarını başlarından atmak doğru değildir. Zira, şüphelenirler ve tekrar doğru yoldan ayrılırlar.»

Mesud cevaben, «Kumandanlarından bir kaç kişi (nin bertaraf edilmesini) onlar (Türkmenler) da istemişlerdir. (Dediklerim) yapılmalıdır. (Bu takdirde) onlar sükunet bulurlar» dedi. Böylece vezir, hükümdarı ikna edememiştir; fakat yakın çalışma arkadaşlarının dediği gibi, sorumluluğu kendi üstünden atmıştır.

Görülüyor ki, Türkmenler'e karşı yürütülecek siyasette hükümdarla veziri aynı görüşte değillerdir.
Verdiğimiz bu bilgi bir çok bakımlardan pek önemlidir. Zira, Mesud'un bu planı uygulandığı takdirde ki göreceğimiz gibi uygulanacaktı? Türkmenler'in devlete karşı harekete geçmeleri sorumluluğu tamamiyle Sultan Mesud'a ait olacaktır. Nitekim Irak'a gönderilen Türkmenler de, orada kendilerine verilen vazifeyi başarı ile yerine getirmişler, bu suretle devlete bağlılıklarını isbat etmişlerdir. Sonradan öğrendiğimize göre, bunlar 3-4 bin atlıdan ibarettirler ve eşya ve malların veya hiç olmazsa bir kısmını Herat civarında bırakmışlardır.

Diğer taraftan aradan pek fazla bir zaman geçmeden (14 Mart 1033/8 Rebi-ülahir 424)şu haber gelmiştir:

Yağmur'un ve diğer Türkmen liderlerinin oğulları bir çok diğer Türkmenler'le birlikte Balhan dağından inmişlerdir. Babalarının öcünü «Müslümanlardan» almak üzere memleketin muhtelif taraflarına hücum etmektedirler. Yine gelen bu haber münasebetiyle Irak'a gönderilmiş olan Türkmen liderleri Yağmur, Boğa, Göktaş ve Kızıl'in ve diğer Oğuz Şefler'inin hükümdarın emri gereğince daha Rey yolunda Irak başkumandanlığına tayin edilmiş olan Taş tarafından öldürülmüş olduklarını öğreniyoruz. Öldürülen Oğuz şeflerinin yekunu 50'yi geçiyordu.

Bu bilgiden anlıyoruz ki, şeflerin daha başkumandanlık merkezi olan Rey şehrine varmadan öldürülmüş bulunmalarına rağmen, başsız kalan Türkmenler, Gazneli ordusunda hizmete devam etmişlerdir. Bu Sultan Mesud'un dediği gibi, bir kısım Türkmenler'in kendi şeflerinden gerçekten memnun bulunmadıklarını göstermez. Zira, onların da isyan edeceklerini göreceğiz.

Bu, Türkler'de şefin rolünü büyük bir belagatle ortaya koymaktadır. Zira, görünüşe göre, eğer öldürülen Türkmen şefler inin oğulları harekete geçmeselerdi, bu Türkmenler Gazneli ordusunda, hiç olmazsa, aralarından bir şef çıkıncaya kadar, hizmete devam edeceklerdi.

Yine bu bilgiden anlıyoruz ki, Türkmen şefleri maiyetlerindeki Türkmenler'le Gazneli ordusunda hizmet etmeyi kabul etmişlerse de, aileleri ve çocukları Bal han dağında bulunuyordu. Gazneli ordusunda hizmet eden Türkmen şefleri bir bakıma Balhan'daki Türkmenler'in isyan etmemeleri için rehin bulunuyorlardı. Onlar öldürülünce, bu Türkmenler her türlü harekette kendilerini serbest saymışlardır.

Böylece, Türkmenler'in meşru bir hareket olan öç alma duygusu ile harekete geçmeleri, vezirin düşüncesinin doğruluğunu, öte yandan Sultan Mesud'un düşüncesinin ise yanlışlığını ortaya koymuştur. Bu haber üzerine Sultan Mesud, sipehsalar Ali Daye'nin Tus'a, Büyük Hacib Bilge Tekin'in de Serahs tarafına gitmesini, öncüler göndermelerini ve Türkmenler'in durumlarını tedkik (mütalaa) etmelerini emretmiştir. Bunlardan Bilge Tekin, Nişapur'dan maiyetiyle birlikte hareket etmiştir. Ali Daye de ertesi günü yola çıkmıştır. Öte yandan, yine Mesud vasal Curcan hükümdarı Enuşirvan (1029- 1049)a da mektuplar göndermiş, uyanık bulunmasını ve Dihistan'a, ribat'da ikamet etmek ve yolları gözetlemek üzere kuvvetli bir ordu göndermesini bildirmiştir.

Aynı şekilde sahne'nin ve halkının sipehsalar Ali Daye'nin ve Hacib Bilge Tekin'in emirlerine itaat etmeleri için Nesa ve Baverd'e mektuplar gönderilmiştir Verilen bu bilgiden çıkan neticeleri tesbit edelim:

1) Mesud, süratle harekete geçmiştir.

2) En büyük kumandanlarını bu işe memur etmiştir.

3) Türkmenler'i çevreleyen sahalarda gereken önleyici ted-birlerin alınmasını emretmiştir. Böylece bir vasal hükümdara da emirler vermiştir.

4) Alınan bu tedbirler münasebetiyle Türkmenler'in tehdit ettikleri şehir ve bölgeleri veya tehdit etmelerinin muhtemel bulunduğu şehir ve bölgeleri öğrenmiş bulunuyoruz: Tus, Serahs, Nesa, Baverd ve nihayet Dihistan. Böylece daha sonra Türkmenler'in başlıca hareket ve faaliyet sahalarını teşkil eden bu şehirlerin ve bölgelerin adlarını şimdiden tesbit edebiliyoruz.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sultan Mesud Devrinde Oğuzlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:32

Bununla beraber yalnız serbest Türkmenler değil, aynı zamanda Gazneli ordusunda hizmete devam eden Türk-menle r de harekete geçmişlerdir. Sultan Mesud'a gelen rapora göre, Türkmenler hiç rahat durmamaktadırlar. Yağmuroğlu'nun, babasının ve diğer öldürülenlerin öcünü almak üzere ordusu ile Balhan dağından çöle indiği haberini duyduklarından beri onlar başka türlü olmuşlardır. Onlar zaman zaman fesad çıkarmaktadırlar ve çıkarmakta devam edeceklerdir. Başkumandan Taş ve Kedhüda Tahir bu işle meşguldürler (endişe duymaktadırlar).

Balhan Türkmenleri'nin harekete geçmelerinin doğurduğu ilk netice şudur:

Kendi soylarından kitleler Gazneliler Devleti aleyhine ayaklanmağa başlamışlardır. Türkmenler'in harekete geçmelerinin sebep olduğu diğer iç ve dış meseleleri sırası geldikçe söz konusu edeceğiz.

Bu hadise, aynı zamanda Türkmenler arasındaki bağın ne kadar sıkı olduğunu büyük bir açıklıkla göstermektedir. Gönderilen bu rapor münasebetiyle bunu Gazneli devlet erkanının da idrak ettiğini görüyoruz. Buna dair bir az aşağıda bir misal daha vereceğiz.

Gördüğümüz gibi, Balhan Türkmenleri'nin civar şehirlere saldırmağa başladıkları veya hazırlandıkları haberi merkeze 14 Mart 1033 de gelmişti. Bu rapor ise 6 Haziran 1033 de gelmiştir. Şu halde aradan 3,5 ay geçtikten sonra Batı Türkmenleri'nin de harekete geçmiş oldukları haberi gelmiştir. Bu, hadiselerin ne kadar çabuk geliştiğini göstermek için yeter.

Sultan Mesud, önce sahib-i divan-ı risalet Ebu Nasr ile sabahtan akşam namazına kadar bu mesele üzerinde konuşmuş ve yazacağı yazılar hakkında ona direktif vermiştir. Ertesi günü vezirin de bulunduğu toplantıda mesele bir kere daha uzun uzun müzakere ve tartışma konusu olmuştur.

Nihayet, Irak kedhüdası adı geçen Tahir'e şu yolda bir «mektup» yazılmasına karar verilmiştir:

Önce, Ebu Sehl Hamduy'un kumandasında kuvvetli bir ordunun gönderildiğinden bahsedilmiş, yakında oraya varacağı bildirilmiştir. Hükümdar'ın kendisi de Herat'a hareket edecektir (6 Haziran 1033/5 Recep 424). Oraya varınca, oradaki bir Türkmen grubunu yakalayacak ve mallarını (buneh-ha) Gazne tarafına gönderecektir.

Sultan Mesud, Tahir'in de aynı şekilde gizlice hareket etmesini, arz1 yapılacağı bahanesiyle onları yakalamasını emretmektedir. Mektuptan bu hususta Ebu Sehl'e de talimat verildiği anlaşılmaktadır. Zira, onun emirlerinin dikkate alınmasından bahsedilmektedir. Sultan Mesu d'a göre, bu ufak bir iş değildir.
Bundan sonra mektubun hükümdarın tevki'ini taşıdığı bildirilmekte ve mektubu götürecek olan (rikabdar)ın nasıl muhafaza edeceği açıklanmaktadır.
Bu küçük mektuptan başka ayrıca büyük bir mektup da gönderilmiş ve içinde yapılacak işlet bütün ayrıntılariyle anlatılmıştır.

Alınan bu tedbire her iki devlet erkanı da muhaliftir. Bu tedbirin doğuracağı akibete hükümdarın dikkatini çekmişlerdir. Hükümdarı bu fikirden vaz geçirmek için çok uğraşmışlardır, fakat başarısızlığa uğramışlardır. Onların fikrine göre, bu büyük bir hatadır.

Nitekim, adı geçen Ebu Nasr, bu tedbirlerin doğuracağı neticeleri önceden tahmin etmiş ve ona göre hareket etmiştir:

O Cuzcan (Guzgan) daki vekiline mektup yazdırmış, elinde bulunan 10.000 koyununu geçer fiyat üzerinden derhal satmasını emretmiştir.

Türkmenler'in yakalanması ile koyunların satılması arasında ne münasebet olduğu sorulduğu zaman, şu ilgi çekici cevabı vermiştir:

«Türkmenler'in yakalanması fikri dürüst olmayan bir fikir ve hatalı bir tedbirdir.
Çünkü 3-4 bin atlıyı yakalamak hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Ve oradan Sultan'a, Türkmenler'i nasıl bir tedbirle yakaladıklarına dair mektup gelmeden önce, o (Mesud) harekete geçecek ve Herat'ta eşya ve mallariyle birlikte bulunan bir kaç kişinin yakalanmasını emredecek, eşya ve mallarını almalarını (sürmelerini) emredecektir. (Bu suretle) bu kavmi harekete geçirecektir. Bu haber Rey şehrine erişince, onları (oradaki Türkmenler'i) galeyana getirecektir. (Öte yandan), Yağmur-oğlu, Balhan dağından kuvvetli bir atlı kıtasiyle inecek ve hepsi birbirlerine iltihak edeceklerdir. Horasan'a gelecekler, buldukları hayvanları (çehar-pay) alacaklar ve birçok «/ esad»lar çıkaracaklardır. Ben bunu daha önceden gördüm ve koyunlarımı satmalarını emrettim. Ta ki, ucuz da satsalar, elime bir şey geçer. Boşuna yağma edilmiş olmaz. işte böyle hatalı bir tedbir alınmıştır» '.

Bu sırada Huttelan ve dolaylarında karışıklıklar çıkmış ve bizzat vezir oralarda sükunun kurulmasına memur edilmiştir (1 Mayıs 1033/4 Cemaziyelahir 424). Başlıca Gazneliler Devleti memurlarının yaptığı zulümlerle Kirman halkı Buveyh'liler Devleti'ne başvurmuş, neticede Kirman Gazneliler Devleti elinden çıkmıştır.

Fakat, bu tarihlerde (3 Ağustos 1034/15 Ramazan 425) Sultan'ı bilhassa meşgul eden ve çok endişelendiren üç mesele vardı:

a) Irak Türkmenleri,
b) Harezm,
c) ve Hindistan.

Demek ki, biri dış siyasete, ikisi iç siyasete ait olmak üzere Gazneliler Devleti'ni başlıca üç mesele meşgul etmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sultan Mesud Devrinde Oğuzlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:33

Görülüyor ki, başta Türkmenler gelmektedir. Diğer iki meseleye gelince, Türkmenler'in Gazneliler Devleti'ne çıkardıkları güçlüklerden faydalanmak, Harezm meselesinin ortaya çıkışında başlıca amil olduğunu gördük.

Hind isyanı meselesine gelince, bunda Türkmenler iki yönden amil olmuştur:

1) Tıbkı Harezm isyanında olduğu gibi dıştan,
2) isyan edenin başlıca kuvvet kaynağını teşkil etmek suretiyle içten.

Yukarıdan beri anlattığımız şekilde, aldığı hatalı tedbirlerle bunlardan birincinin yaratıcısı hükümdarın bizzat kendisidir. Bu da öteki hadiselerin kısmen veya tamamen yaratıcısı olmuştur.

Vardığımız bu neticeler, daha bu andan itibaren (1033) Türkmen-Oğuz meselesinin Gazneliler Devleti'ni meşgul eden başlıca mesele olduğunu göstermiştir sanırız.

Su İtan Mesud'un Türkmenler meslesinden duyduğu telaş ve endişeyi gördük. Onlara karşı aldığı tedbirin cezrilik vasfına karşılık, bizzat kendi devlet adamlarının müşahade ve mütalaalarına göre uygulama kabiliyetinin bulunmadığını belirttik.

Gerçekten, liderlerine karşı başarı ile uygulanan plandan cesaret aldığı anlaşılan Sultan Mesud'un yerine getirilmesini emrettiği bu tedbir, başarısızlıkla neticelendi:

Daha galiba Ebu Sehl Hamduy gelmeden Oğuzlar'ı temizlemek isteyen Taş, bu işi başaramadı. Onun elinden kurtulan Oğuzlar, kendilerinden önce Azerbaycan'a gittiklerini gördüğümüz diğer Oğuzlar'a katılacakmış gibi göstererek, Rey üzerine yürüdüler. Buradan Damgan'a geçtiler. Buranın savunmasına memur asker ve halk Oğuzlar'a karşı çıktılar, başarısızlığa uğradılar ve dağlara sığınmak zorunda kaldılar. Şehre giren Oğuzlar burasını yağma ettiler. Sonra Rey ve çevresini aynı akibete uğrattılar. Ebu Sehl ve Taş bir yandan savaşa hazırlanırken, bir yandan da Sultan Mesud'a, Curcan ve Taberistan hükümdarına durumu bildirdiler ve yardım istediler. Taş, emrindeki 3000 kişilik kuvvetle ve fillerle Oğuzlar üzerine yürüdü. Oğuzlar ailelerini ve mallarını, Horasan'dan ve buradan yağmaladıkları eşyayı bir yere bıraktılar. Kendileri yalnız olarak yürüdüler. Taş bir file binmiş bulunuyordu. Önce Taş galip görünüyordu. Sonra Oğuzlar Kürdler'in kumandanını esir ettiler. Onun hayatını bağışlamak suretiyle maiyetindeki kürdler'in savaşı terk etmelerini sağladılar. Hepsi 5000 kişilik bir kuvvet teşkil eden Oğuzlar, Taş'a hücum ettiler; Taş'ın bindiği fili öldürdüler. Taş düştü. Oğuzlar, kendilerinden öldürülenlerin öcünü almak üzere onu öldürdüler. Ayrıca, Horasan'lılardan bir çok kimseleri ve büyük kumandanları da öldürdüler. Geri kalan filleri ve ağırlıkları ganimet olarak aldılar.

Bu zaferden sonra Rey üzerine yürüyen Oğuzlar, Ebu Sehl emrindeki askerler ve şehir halkı ile savaştılar. Oğuzlar şehre girdiler. Çünkü düşmanları Taberek kalesine sığınmak zorunda kalmışlardı. Oğuzlar şehri yağmaladılar; hiç bir şey bırakmadılar. Onlarla tekrar savaşa girişen Ebu Sehl, bu defa Yağmur'un yeğeni (kız kardeşinin oğlu)ni esir etti. Bu, kumandanlarının büyüklerindendi. Oğuzlar bunu kurtarmak, için, Taş'ın ordusundan aldıkları ile beraber bütün esirleri serbest bırakmayı ve ayrıca 30.000 dinar vermeyi teklif ettiler. Ebu Sehl verdiği cevapta Sultan Mesud'un emri olmadıkça bir şey yapamıyacağını söyledi. Oğuzlar Rey'den çıktılar. Bu sırada Curcan askeri geldi. Bu asker Rey'e yaklaşınca Oğuzlar bunlara baskın yaptılar ve kumandanları ile birlikte 2000 kişiye yakın esir aldılar. Geri kalanlar bozuldular (1036- 7/427).

Bundan sonra Oğuzlar iki kısma ayrıldılar. Bir kısmı doğrudan Azerbaycan'a gittiler. Diğer kısmı (1500 kişi) bir müddet Alaüddevle'nin hizmetine girmeyi kabul ettilerse de, sonradan kendisinden şüphe ettikleri için, onu terk ettiler. Yağmalara başladılar. Nihayet onlar da Azerbaycan'a geçtiler. Bu suretle Gazneliler Devleti topraklarının dışına çıkmış bulunan Oğuzlar, kendilerinden önce buraya gelmiş olan arkadaşlarının yanın? gittiler.
İşte Sultan Mesud'u çok endişelendiren Irak Oğuzları meselesinin hikayesi budur.

Bu suretle Sultan Mesud'un uygulanmasını emrettiği «katliam» planının başarısızlığa uğraması neticesinde ola gelen hadiselerin bir bilançosu yapılacak olursa, Oğuzlar'ın Gazneliler Devleti'ne ve yasallarına karşı yaptıkları mücadelelerden galip çıktıkları söylenebilir. Burada da dikkatimizi çeken ilk nokta, Oğuzlar'ın isyan ve yağma yoluna sapmaları sorumluluğunun tamamiyle, onları bu yollara zorlayanlara, bilhassa Gazneliler Devleti'ne ait olduğudur.
Bu sırada Gazneliler Devleti'ni meşgul eden ikinci mesele (Harezm meselesi) hakkında devletin bir dış siyaset meselesi olarak yukarıda bilgi verdik.

Hindistan meselesine gelince, buranın kumandanlığına tayin edilen Ahmed Yınal Tekin'in, Gazneli Devleti'ne karşı isyan etmesinin başlıca sebebi, «Horasan'da çıkan fitne ve Türkmenler'le Selçuklular'ın kuvvetlenmesi»dir. Giriştiği bu teşebbüste dayandığı başlıca kuvvet de yine «Türkmenler»dir. O buradaki Türkmenleri elde etmeyi başarmıştır. Mesela o Lahor'a geldiği zaman emrinde sadece Türkmenler bulunuyordu. Başkumandan (sipehsalar) bu işin halli için kendisinin gönderilmesini hükümdardan istediği zaman, Sultan Mesud, Horasan'da fitne bulunduğunu, Huttelan ve Toharistan'a. da sıçradığını söyliyerek, onun bu teklifini kabul etmemiştir. Nihayet Sultan Mesud, gönderdiği Hindli bir kumandan eliyle bu isyanı güçlükle bastırabilmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sultan Mesud Devrinde Oğuzlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:34

Bütün Türkmenler onu terk etmişler, aman dilemişler ve affedilmişlerdir
Öte yandan, yine bu üç mesele ile sıkı ilgisi olduğunu gördüğümüz başka bir meseleyi, öldürülen babalarının öcünü almak üzere Balhan' dan Horasan'a inen Türkmenler'in hareket ve faaliyetlerini görelim.

Balhan Türkmenleri'nin Horasan'a indiklerini gelen raporlardan öğrenen Sultan Mesud'un telaş ettiğini ve ne gibi tedbirler aldığını biraz yukarıda izah etmiştik.

Bütün bu meselelerin merkezden emir ve direktif vermek ve kuvvet göndermek suretiyle hal olamıyacağına nihayet kanaat getirmiş olacak ki, Sultan Mesud'u Gazne'den hareket etmeğe karar vermiş görüyoruz. Şimdilik ilk hedefi Herat'tır. Hadiselerin alacağı şekil ve yöne göre kararını burada verecektir.
Bust'e geldiği zaman (3 Ekim 1034/17 Zilkade 425 Perşembe) Horasan'dan Türkmenler hadisesi ve onların Merv, Serahs, Badyıs ve Baverd'e gelişleri hakkında mektuplar almıştır. Bu mektuplara göre, «onların çıkardıkları fesat son haddini bulmuştur. (Bu işe tayin edilen) memurlar (gumaştegan) ve şahne onlara «mukavemet» etmekten ve onları «men» etmekten aciz kalmışlardır.»

Ayrıca Horasan divanı sahibi (sahib-i divan-ı Horasan) Suri'de Sultan Mesud'a mektup yazmış ve « eğer Hudavend (Sultan Mesud) derhal Horasan'a gelmezse, burasının elden gitmesinden korkulur» demiştir. Zira, Türkmenler, gizlice (Buhara hükümdarı) Ali Tekin'den yardım almaktadırlar. Harun, Harezm'den onları teşvik ve tahrik etmektedir. Söylendiğine göre, Harun, Ali Tekin ile ittifak etmiştir. Buna göre, kendisi Harezm'den Merv'e doğru yürüyecek, Ali Tekin de (ordusunu) Tirmiz ve Belh'e çekecek ve (burada) buluşacaklardır. Mesud bu haberden dolayı yerinde duramaz hale gelmiştir.

İşte bir çok hadiselerin sebebini ve menşeini teşkil eden Oğuzlar'ın Horasan'ı istilası, aldığı şekil ve ihtilatlar hakkında bu mektuplarla en yetkili şahısların ağzından bu ilgi çekici bilgiyi ediniyoruz.

Bu bilgiden öğrendiğimize göre:

1) Balhan Türkmenleri'nin Horasan'ı istila etmeleri münferid bir hadise değildir. Bu, yukarıda söz konusu ettiğimiz üçlü ittifakın (Ali Tekin-Harun-Selçuklular) bir halkasını, daha doğrusu, Selçuklular vasıtasiyle bir devamını teşkil etmektedir. Bu suretle hadise Gazneliler Devleti'nin bir iç meselesi gibi görünüyorsa da, hiç olmazsa bu andan itibaren, hakikatte kökü aynı zamanda o zamanın devletlerarası siyasi münasebetlerinde aranması gereken bir meseledir.

2) Bunun neticesi olarak, onlar Gazneliler Devleti hudutları dışından, Ali Tekin'den fiili yardım almaktadırlar; Harun'dan manevi müzaheret görmektedirler.

3) Bu vasıflariyle mesele, Gazneliler Devleti'nin bu sırada en başta gelen bir meselesi halini almıştır ve halli ancak hükümdarın bizzat sefer yapmasiyle mümkündür.

4) Hükümdar da meselenin önemini takdir etmektedir.
Sultan, Herat'a (31 Ekim 1034/15 Zilhicce 425 Perşembe), oradan da Serahs'a gitmek üzere Puşeng'e gelmiştir. Görülüyor ki, Sultan, Oğuzlar üzerine bizzat yürümeğe karar vermiştir.
Hükümdar burada iken de, Türkmenler meselesi ve «fesad»ları hakkında mektuplar gelmekte devam etmiştir. Bu mektuplar hükümdarı huzursuz etmektedir
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sultan Mesud Devrinde Oğuzlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:34

O, nihayet Serahs'a varmıştır (16 Kasım 1034/1 Muharrem 426 Cumartesi). Hükümdarın buraya gelmesi, buralara kadar inmiş olan Oğuzlar'ın çekilmesine sebep olmuştur. Görülüyor ki, onlar bizzat hükümdarla çarpışmayı göze alacak kadar henüz kuvvetli değildirler.
İşte Mesud burada iken, Herun'a yapılacak suikasd hazırlıkları hakkında şifreli haberler geldi; sevindi.

Bundan sonra takip edilecek hareket hattı hususunda «sahib-i divan-ı risalet» Ebu Nasr Müşkan ile hükümdar arasında bir konuşma geçti.
Hükümdar, «maksadımız Merv'e gitmekti. Harun işi halledilirse, Nişâpur tarafına gitmeli ve karışmış olan Rey ve Cibal işleri düzene sokulmalıdır.

Sonra Curcan'lılar para göndermemektedirler» dedi. Ebu Nasr, bu fikirde değildir. Ona göre, «hükümdar Merv'e gitmelidir. Zira, Türk menler bu vilayet hududunda dağılmışlardır; Belh ve Toharistan taraflarına gittikçe daha fazla kuvvetler göndermektedirler. Onlar buralardan atılmalıdır. Sonra böyle hareket edildiği takdirde onlara Maveraünnehr'den gönderilen yardım da kesilmiş olur. Zira, Buhara ve Semerkand'daki haberciler (münhiyan) Ceyhun'dan geçmek için başka «müsfidler»in hazırlandıklarını bildirmektedirler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sultan Mesud Devrinde Oğuzlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:35

Horasan'ın en seçkin incisi olan Merv'de bulunmak suretiyle hükümdarlık sancağı Belh ve Ceyhuna yakın olursa, bütün bozukluklar (halel) ortadan kalkar.»
Bununla beraber tutulacak yol hakkında kesin bir karar verilmemiştir. Hükümdar, Serahs'da bir kaç gün kalmayı ve hadiselerin gelişmesini beklemeyi tercih etmiştir'.
Bu sırada hükümdara Hacib Bey-Tekin'in Türkmenler tarafından öldürülmüş olduğu hakkında bir mektup geldi (11 Aralık 1034/26 Muharrem 426 Çarşamba). Bunda kuvvetli bir Türkmenler grubunun Tirmiz hududuna geldikleri, Kubadiya n'da çok «fesad» yaptıkları ve hayvanları yağma edip sürdükleri, Tirmiz kalesi kumandanı Bey-Tekin'in bütün askeriyle peşlerine düştüğü, Türkmenler'in onun önünden Endehud'a geldikleri, onları takip eden Bey - Tekin'in, Şeburkan da Türkmenler'e yetiştiği ve savaşa tutuştuğu, Türkmenle r'den daha fazla olmak üzere iki taraftan bir çok kimsenin öldüğü, nihayet Türkmenler (kaynakta mehazil) in bozguna uğradıkları ve çöl yolunu tuttukları, Bey-Tekin'in takibe koyulduğu bildiriliyordu. Yine bu mektuba göre, has adamları (lıassegan), Bey - Tekin'e bozguna uğrayarak kaçan düşmanı takip etmenin hata olduğunu söylediler, ecel gelmiş olduğu için söz dinlemedi. Düşmanların iyi muharip olanlarından bir kaçına yetişti. Tekrar şiddetli cenk oldu ki, kaçanlar can veriyorlardı. Bey-Tekin onlardan bir atlıya yetişti; ona vurmak istedi. Kendisini eyer'den kaldırdı. Zırhının arasından kasığı meydana çıktı. Bir Türkmen ansızın bir ok attı. Oraya vurdu. Bey-Tekin olduğu yerde kaldı. Oku güçlükle ve zahmetle çekti, çıkardı. Ağırlaşıncaya kadar hiç kimseye (yarasını) göstermedi. Karargaha gelince öldü. Ordusu da Şeburkan' a geldi ve kendisini defnetti. Üç gün sonra bu hadiseyi haber alan Türkmenler, tekrar geldiler.

Bu mektup, Sultan Mesud'u pek müteessir etmiştir ve derhal sipehsalar Ali'yi çağırtmış, kendisiyle durumu müzakere etmiştir. Ali'nin fikrine göre, her ne kadar vezir oralarda ise de, Ceyhun'a kadar Toharistan ve Cuzcan «salar»sızdır. Oraya mutlaka bir kumandan (salar) göndermek lazımdır.

Hükümdar bu vazifeyi Ali'ye vermiştir. Verilen talimata göre, işini bitirdikten sonra Belh'e geçecektir. O da derhal (iki gün içinde) hareket etmiştir (13 Aralık 1034/29 Muharrem 426 Cuma). Hükümdara göre, bu kadar önemli haberler geldikten sonra çabuk gitmek lazımdır.

Ertesi gün (14 Aralık 1034)) Merv'den Enuştekin'in gönderdiği sevinçli bir mektup geldi:

Bir Türkmenler gurubu, hükümdarın ordusu (leşker-i mansur) önünden çekilerek, Serahs tarafından bu tarafa gelmişlerdir. Bunu haber alan Enuştekin kendi gulam'lariyle ve ordu ile onların üzerine yürümüştür. Şiddetli bir savaş olmuş, ikindi namazından geceye kadar sürmüştür. Nihayet Türkmenler bozguna uğramışlar ve çöl tarafına gitmişlerdir. Kendisi geri dönmüştür. 200e yakın olan ölenlerin başlarını sopaların ucuna takarak, ibret olmak üzere dikmişlerdir. Savaşta esir alınmış olan 24 savaşçı da hükümdara gönderilmiştir.

Bu beşaret haberi geldiği zaman, hükümdar şarap içiyordu. Bu müjdeyi getirenlere «hilat» ve mükafat verilmesini ve bando (davul ve trampet) çalınmasını emretti. Aynı gün esirleri fillerin altına atmalarını emretti. Bizzat kaynağın ifadesine göre, «korkunç bir gündü ve bu haber uzak veya yakın her tarafa yayıldı»

Vezir kendisine verilen vazifeyi başarı ile sona erdirerek döndü (24 Aralık 1034/8 Sefer 426 Salı). Sultan Mesud, Huttelan ve Toharistan'da sükun ve asayişi temin eden vezire iltifatlar etti ve derhal kendisiyle yalnız müzakereye çekildi.

Hükümdar hadiseleri kendi görüşüne göre şöyle izah etti:

1) Huttelan ve Toharistan'da düzen kuruldu. («Vezirin sayesinde»).

2) Harun meselesi yakında halledilecek.

3) Türkmenler korktular ve gittiler. Onların büyük bir kısmı Baverd, Nesa taraflarından kendilerini Ferave'ye attılar. Kuvvetli bir ordu Piri'nin kumandasında onların peşindedir. Suride Nişapur'dan bu orduya katılacak, Balhan dağına kaçıncaya kadar düşmanın peşinden ayrılmıyacak ve geri dönmiyecektir. (Suri, ot ve bu hususta lazım olan her türlü çöl alat ve edevatını kendisiyle birlikte götürmüştür.)

4) Merv tarafına gitmeğe karar verdim, işler tamamiyle düzene girinceye kadar bu kışı orada geçirelim.»
Böylece devletin bu anda meşgul olduğu iç ve dış meseleleri hulasa eden hükümdar, bu hususta ne düşündüğünü vezirden sordu. Vezir bu fikri tamamiyle tasvip etti ve «zira», dedi, «bu fikir ve tedbirle Harezm tekrar ele geçecektir. Bu Türkmenler Horasan'dan atılacaklar ve artık Ceyhun'dan (bu tarafa) geçmeğe cesaret edemiyeceklerdir.»

Hükümdar, bu mesele üzerinde daha fazla durmak gerektiği düşüncesiyle müşavereye son verdi.
Bütün bu izahattan anlaşılıyor ki, Mesud duruma bir dereceye kadar hakim olmuştur. Yalnız o, henüz savunma halindedir. Türkmenler'i besleyen asıl kaynağa karşı harekete geçmeyi düşünmemekte, sadece onların Maveraünnehr ile olan bağlarını kesmeğe çalışmakla yetinmektedir. Aynı Türkmenler'le, onları teşvik ve tahrik eden eski vasalı Harezmşah Harun'un ortadan kaldırılmasını ise, sadece tertip edilen suikastten beklemekte ve bu suikastın başarı ile tatbik edileceğinden emin bulunmaktadır. Gördüğümüz gibi, bu suikast başarı ile tatbik edilmiştir.

Türkmenler'e karşı takip edilen siyaset de tedafüidir. Nihai gaye, onları Balhan dağına atmaktır. Öte yandan, verdiği izahatın umumi havasından Mesud'un Türkmenler meselesini gerçek ölçüsüyle takdir edemediği neticesi çıkarılabilir. Bu noktaya biraz sonra yine döneceğiz.

Merv tarafına gidilmesine bütün devlet erkanı ile yapılan bir toplantıda tekrar karar verildi (1 Ocak 1035/18 Sefer 426 Çarşamba) ve hazırlıklara başlandı. Üçüncü gün hükümdar, vezir ve devlet erkanı ile bir toplantı daha yaptı. Merv'e gitmek hususundaki kararını değiştirdiğini bildirdi. Türkmenler'in durumunu ve onlara karşı alman tedbirleri bir daha saydı. Yalnız bu sefer onun Ali Tekin'den de bahsettiğini görüyoruz. Hükümdara göre (Türkmenler'le) anlaşma yapmış olan Ali Tekin ve başkaları, hücum etmeğe cesaret edemezler. Bu sebeple o Nişapur tarafına gitmeğe karar vermiştir. Bu suretle Rey'e yakın olacaktır. Orada bozulmuş olan işlerin düzeltilmesi temin edilecek ve Curcan tekrar hakimiyet altına alınacaktır. Vezir ve öteki devlet erkanı bu fikir değişikliğini istemiyerek kabul ettiler ve itirazda bulunmadılar. Kendi aralarında ise, bunun bir hata olduğunu söylüyorlardı.

Hükümdarın, Ali Tekin hakkındaki sözleri, bir yenilik teşkil etmektedir. Fakat onun ve müttefiklerinin niçin hücuma cesaret edemiyeceklerini söylemediği için, sözleri dayanaksız kalmaktadır.

Hükümdar, Serahs'dan hareketle (9 Ocak 1035/27 Sefer 426 Pazar) Nişapur'a geldi (27 Ocak 1035/14 Rebiülevvel 426 Cumartesi). Gelişinden üç gün sonra vezir ve devlet erkanı ile müzakereye çekildi. Hükümdar, burada bir haftadan fazla kalmıyacağını, zira Horasan'ın sükuna kavuştuğunu ve Türkmenler'in «cehennem»e gittiğini ve ordunun peşlerinde olduğunu söyledi. Kendişine Dihistan'da buğday ve arpanın çok ucuz olduğu söylenmiştir. Bu suretle ordu soğuğun sıkıntısından kurtulacaktır. Sonra Harezm'e ve Balhan dağına yakın bulunmuş olacaktır. Nesa taraflarında Türkmenler'i takiple meşgul olan Abdus'un, geldiğini duyarsa cesareti artacaktır. Nişapur'dan o tarafa hareket ettiği, Rey ve Cibal'de duyulursa, Türkmenler'le mücadele ettiklerini gördüğümüz Ebu Sehl ve Taş da cesaret bulacaklardır. Kakevehyoğlu ve diğer asiler itaat altına gireceklerdir Curcann hükümdarı Ebu Kalicar(Enuşirvan) iki senedir vermediği yıllık haracı gönderecektir. Eğer vermezse, Mesud payitahtına kadar arazisini istila edecektir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sultan Mesud Devrinde Oğuzlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:35

Hükümdara göre, bütün bu işler 3-4 ayda halledilecektir. Bu mütalaalara karşı vezir, toplantıda bulunan askeri erkana bu hususta ne söyleyeceklerini sordu, fakat onlar hükümdarın bendeleri olduklarını, vazifelerinin kılıç vurmak ve vilayet artırmak olduğunu, hükümdar ne emrederse onu yapacaklarını söylediler. Bunun vezirin işi olduğunu ilave ettiler.

Vezir, devletin dış siyaseti münasebetiyle söz konusu ettiğimiz meşhur beyanatını yaptı. Bu itibarla burada bunu tekrar etmiyeceğiz.
Vezirin verdiği izahat, burada ele aldığımız konu bakımından incelendiği takdirde, esas itibariyle hükümdarın fikrine uyduğu mü-şahade edilmektedir. Zira vezire göre, Türkmenler ancak dışarıdan Selçuklular kendilerine katıldıkları takdirde büyük bir tehlike teşkil edeceklerdir. Onun için Sultan'ın bu tehlike mıntıkalarından uzaklara gitmemesi lazımdır '.

Bununla yetinmeyen vezir, hükümdarı fikrinden caydırmak için ona bir mektup yazmış ve şu tezi bir defa daha savunmuştur:

«Horasan'ı bu kadar çok fitne içinde (ve hariçi'lerle fırsat arayanlar elinde) bırakarak, Dihistan tarafına gitmek doğru değildir».

Hükümdar ise tezini bir kere daha izah etmiştir:

Horasan ve geçitler asker doludur. Irak Türkmenleri kaçmışlardır.

Onları Balhan dağına kadar sürmüşlerdir. (Üstelik) ordu peşlerindedir. Sonra (buraların) Dihistan ve Curcan (Gurgan) a ne kadar uzaklıkta oldukları malûmdur. Her istendiği zaman iki haftada Nişapur'a tekrar gelinebilir.

Hükümdarla veziri arasında geçen bu tartışmaları zikretmekten maksadımız Türkmenler meselesinin devleti ve başında bulunanları ne kadar düşündürdüğünü ve uğraştırdığını belirtmektir.

Öte yandan, verdiğimiz bütün bu izahattan çıkan netice ise, bu anda Türkmenler meselesinin bir dereceye kadar hal edildiğidir. Zira onların, derece derece, nihayet nasıl Balhan dağına atılmış olduğunu takip edebiliyoruz.

Nişapur'dan hareket eden hükümdar (26 Ocak 1035/12 Re-biülevvel 426 Pazar) Curcan'a varmıştır (10 Şubat 1035/26 Re-biülevvel Pazar). İşte Sultan Mesud daha Taberista n'da, amul'de iken (26 Ocak 1035/12 Rebiülevvel 426)' Dihistan'dan, Nesa'dan ve Ferave'den «önemli» mektuplar gelmiştir (14-23 Nisan 1035/2-9 Cemaziyelahir 426).

Bunlara göre, tekrar bir Türkmen grubu, çölden gelmişlerdir ve bir şeyler yağma etmek üzere Dihistan bölgesi kuvvetleri kumandanlığına tayin edilmiş olan Prens Mevdud'da ayrıca babasına mektup yazmış, alman tedbirleri izah etmiştir:

O, dört tarafa bir çok atlı öncüler göndermiştir. Otlamakta olan deve ve atları Curcan'a yakın getirmelerini, hayvanların başında bulunan her atlıyı 2-3 misli artırmalarını emretmiştir. Ayrıca ihtiyatı elden bırakmamalarını, yakında hükümdarın geleceğini bildirmiştir.

Görülüyor ki, Türkmenler her fırsattan faydalanarak, harekete geçmektedirler. Gelen bu mektuptan anlıyoruz ki, at ve deve onların elde etmek istedikleri başlıca şeylerdir. Yine bu mektuptan anlıyoruz ki, alınan tedbirlerle Türkmenler'in herhangi şekilde zarar vermeleri önlenmiştir.

Hükümdar yine Amuz'de iken Belh'den gelen bir mektuptan (18 Nisan 1035/6 Cemaziyelahir 426) Ali Tekin'in öldüğünü ve yerine büyük oğlunun geçtiğini öğrendi. Sultan Mesud bu havadisten sevinecek yerde, adeta müteessir oldu. Bu, işin tecrübesiz gençlerin eline düşmesinden ileri geliyordu.

Bu sebeple, Sultan Mesud gerekli ihtiyat tedbirlerini almayı ihmal etmedi:

Sipehsalar Ali Daye'ye mektuplar gönderdi ve Belh'e gitmesini ve yolları tutmasını emretti. Öte yandan, yine o, adet gereğince babasının ölümü dolayısiyle taziyette bulunmayı, tahta geçmesi dolayısiyle de tebrik etmeyi ihmal etmedi. Bununla Gazneliler Devleti arazisine hücum etmek niyetinde ise, bu dostluk gösterisi ile utanacağını ve (taarruzdan) vazgeçeceğini umuyordu. Buna rağmen, oğlu, «babasının ölümünü, ve Sultan Mesud'un Horasan'dan uzakta bulunuşunu ganimet bildi. Zaten, Gazneliler Devleti'nin içinde bulunduğu güç şartları duyuyordu. Harezmşah Harun, Horasan'ı almak maksadiyle ordusiyle Merv'e yürümek için hazırlanmıştı. iki genç (Harun'la Ali Tekin oğlu) anlaştılar ve Harun Merv'e hücum ederken, Ali Tekin oğulları da Çaganiyan ve Tirmiz'i yağma ederek, Kubadiyan yoluyla Endehud'a gelecek ve Harun'la birleşeceklerdi.

Görülüyor ki, Ali Tekin'in ölümüne rağmen, Gazneliler Devleti'ne karşı kurulmuş olan üçlü ittifak (Harezmşahlar-Buhara Karahanlıları-Selçuklular) devam etmektedir. Daha doğrusu, eski ittifak yenilenmiş, işin ilgi çeken tarafı, yeni bir plan düzenlenerek derhal tatbikine geçilmiştir.

Zira Harun Harezm'den Horasan'a yürürken, Ali Tekin oğulları derhal Tirmiz'e taarruza geçmişlerdir. Yapılan savaşlar taarruza geçenler bakımından pek de başarılı neticeler vermemiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sultan Mesud Devrinde Oğuzlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ara 2010, 23:35

Harun'un öldürüldüğü haberinin gelmesi üzerine «Ali Tekinliler» Semerkand'a dönmüşlerdir.
Sultan Mesud, Harun'un öldürüldüğü haberlerini Taberistan'da iken aldı (14 Mayıs 1035/3 Recep 426 Çarşamba). Gelen mektuptan, Harun'un öldürüldüğünü, Merv üzerine yürümekte bulunan ordusunun Harezm'e döndüğünü öğrendiği zaman çok sevindi. Bu işi tertip eden vezire iltifatlar etti.
Bütün bu iyi haberlere rağmen, Sultan, yaptığı bu seferden hiç memnun değildi. Hata ettiğini nihayet anladı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir