Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İmralı Hâkimine Göre Dışişleri Bakanlığı'nın "Apo Skandalı"

Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 159

Burada Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

İmralı Hâkimine Göre Dışişleri Bakanlığı'nın "Apo Skandalı"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Kas 2011, 16:02

İmralı Hâkimine Göre Dışişleri Bakanlığı'nın "Apo Skandalı"
Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 159


Boykotçu öğrencilikten üç ay hapis cezası bulunan Apo, PKK'nın temelini de Ankara'nın Tuzluçayır semtinde atmıştı. Türkiye'den ayrıldıktan soma örgütünü yıllarca Suriye'den yöneten Apo, 15 şubat 1999 tarihinde Türkiye'ye getirilirken yaklaşık 30 000 kişinin katili olarak özel bölmeli sanık sandalyesine oturtuluyordu.

Abdullah Öcalan'la ilgili iddianameyi Genelkurmay arşivlerinde de çalışmasına izin verilen DGM Savcısı Hamza Keleş'in yanı sıra DGM Savcıları Nuh Mete Yüksel ve Talat Şalk hazırladı. Apo hakkındaki davaya İmralı Adası'nda kurulan özel mahkeme salonunda hakan DGM heyetinin başkanlığını Turgut Okyay yapıyor, askeri hâkini Abdülkadir Davarcıoğlu ve Hüseyin Eken de üye olarak yer alıyordu. Yasada yapılan değişiklikle askeri hâkim Abdülkadir Davarcıoğlu davadan alındı, bu göreve Mehmet Maraş verildi.

İmralı Adası'nda duruşmalar sırasında neler yaşanmıştı? Mahkeme başkanı Turgut Okyay'la orada olanları konuştum. Mahkeme başkanının, şehit eşi Yıldız Namdar'ın konuşmasını dinlerken ağladığına da mahkeme salonunda tanık oldum.

PKK'nın başı Abdullah Öcalan'ın başta Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanması planlanmıştı. Apo için daha önce açılmış davalara bu mahkeme bakıyordu. Apo'nun gıyabında davaları devam ediyordu. Ancak, ne davalarına katılan bir avukat, ne de "Apo'nun davası ne oldu?" diye merak eden bir yakını vardı.

Abdullah Öcalan, Kenya'dan Türkiye'ye getirildiğinde, Ankara DGM Savcıları Talat Şalk, Nuh Mete Yüksel ve Hamza Keleş, Apo'yu sorguladı. Genelkurmay Başkanlığı arşivlerinden yararlanılıp iddianame de hazırlandı. Apo'nun Ankara 2 Numaralı DGM'de daha önce devam eden davaları olduğu için yargılamanın da yine bu mahkeme tarafından yapılması gerekiyordu.

Resim

Apo'nun Türkiye'ye getirilmesinden sonra. Ankara 2 Numaralı DGM'deki sıradan davasının da duruşma günü gelmişti. Şimdiye kadar sessiz sedasız yürüyen, mahkeme heyetinden başka kimsenin ilgilenmediği bu dava, bir anda Türkiye'nin en önemli davasına dönüştü. Abdullah Öcalan'ın avukatları o sıradan dava esnasında ortaya çıktı. Şehit yakınlarının avukatları, şehit aileleri DCM'de toplanmaya başladı. Apo'nun avukatlarının dışardaki öfkeli kalabalıktan korunabilmesi için pencereden kaçırılması uygun bulundu. Avukatların o kaçış görüntüleri, dönemin Star muhabiri Cemal Doğan ve Hürriyet muhabiri Nurettin Kurt tarafından çekilmiş, bu davanın Ankara'da görülmesinin zor olacağı da bu olayla ortaya çıkmıştı.

Yargılamanın sağlıklı yürütülebilmesi için en uygun yer İmralı Adası'ydı. DGM yetkilileri de İmralı'da duruşma salonu kurulması, çok sıkı güvenlik önlemleri altında duruşmaların yapılması ve bu davanın u/atmadan sonuçlandırılması gerektiği görüşündeydiler.

Mahkeme heyetinin İmralı yolculuğundan önce, daha önce du-ruşmalar sırasında kürsüde görmeye alıştığımız 2. Numaralı DGM Başkanı Turgut Okyay'ı ve üyeler Abdülkadir Davarcıoğlu ile Hüseyin Eken'i klasörler dolusu dosyalar arasında çakşırken görmüş, bir çay molası sırasında onlarla sohbet etme olanağı bulmuştum. Son görev yeri Yargıtay 10. Dairesi üyeliğinden emekliye ayrılan, "İmralı hâkimi", yani PKK'nın başının yargılandığı İmralı'da mahkeme heyetinin başkanlığını yapan bu davanın unutulmaz hâkimi Turgut Okyay'la İmralı'yı, oradaki duruşmaları konuştuk. Bugüne kadar bilinmeyen bazı konular, bu sohbette ortaya çıktı.

İmralı'da idam kararı verilecek, İmralı'da asılacak sanılıyordu

Hemen herkes, davanın sonuçlanmasından sonra PKK'nın başı Abdullah Öcalan'ın orada idam edileceğini sanıyordu. Oysa Apo'nun dosyası TBMM'ye bile gönderilmedi. 22 temmuz 2007 seçimlerinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçim meydanında "idam ipi"ni atmış, seçim döneminin en çok polemik konusu da "ip" üzerine olmuştu.

Resim
Saygı Öztürk'ün İmralı Hâkimi Turgut Okyay'la röportajı.

Resim
Saygı Öztürk imralı'ya gidiyor.

Duruşmaları izleyen "şanslı gazetecilerden" birisi de bendim. Duruşma sırasında şehit ailelerini dinlerken çoğumuz ağlıyorduk. Abdullah Öcalan, şehit yakınlarından "özür" dilerken, çocuğunu, eşini, kardeşini kaybetmiş insanların Apo'ya nasıl acıyarak baktığına da tanık olmuştum. Onun bu sözleri karşısında daha çok öfkelenenleri de görmüştüm.

Ama o salonda acıyı yüreğine gömmesi, ağlamaması gerekenler de vardı. Karşılarında dünyaca ünlü bir terörist, onun emirleriyle şehit olmuş askerlerin babaları, anneleri, kardeşleri, eşleri vardı.

"İmralı hâkimi" Turgut Okyay, karardan sonra uzun süre sessiz kaldı. Gazeteci-yazar Ömer Faruk Günel'le birlikte hazırladığımız "Sisler Bulvarı" programına konuştu.

İşte ünlü hâkimin, sorularımıza verdiği cevaplar:

'Özel seçilmedim'


Bu dava için özel olarak seçilip seçilmediğimi vatandaşlar da soruyor. Abdullah Öcalan davası için özel olarak seçilmem diye bir şey yok. Abdullah Öcalan yakalanmadan bir sene önce Ankara DGM'de bir dava açılmıştı. Yani dava bizdeydi. Ayrıca bu kişinin yakalanması hakkında açılan gıyabi tutuklama kararıyla Adana, Diyarbakır, Erzurum mahkemelerinde de dosyaları vardı. O dosyalar da bizim dosyalarla birleştirilmişti. Biz Abdullah Öcalan'ı gıyabında yargılıyorduk. O günlerde bu kişinin Suriye'de olduğu da biliniyordu. Daha sonra değişik ülkelere de gitti. Mahkememiz yargılamaya devam ediyordu.

'İmralı doğru seçim'

Gıyapta yargılama yaparken, hiçbir avukat, hiçbir savunma avukatı gelip gitmiyordu. Gün geldi yakalandı. Ondan sonra yetmiş yedi tane değişik barodan avukat, bunun savunmasını istediler. İmralı'da yargılama başlamadan önce bir iki duruşmaya da Ankara DGM'ye geldiler. Sonra da bir iki savunma avukatı ölçüsüz konuşma yaptı. Birçok şehit ailesi vardı. Çok tepki gördüler. Biz o zaman anladık ki, bu yargılamanın Ankara'da yapılması güvenlik açısından son derece sakıncalı. Tabu yapılabilirdi. Bunu gören devlet adamlarımız bu yargılamanın İmralı'da yapılması gerektiğine karar verdiler. Ve son derece doğru bir karar verildi. Terörist elebaşısının, Abdullah Öcalan'ın güvenliği açısından, ayrıca savunma avukatlarının ve karşı taralın güvenliği açısından yargılamanın İmralı'da yapılması son derece doğru bir hareket olmuştur.

'Güvenlik tamdı'

Kısa zamanda çok mükemmel bir duruşma salonu yapıldı. Modern cihazlarla donatıldı, mükemmel bir güvenlik tedbiri kuruldu. Bunun kurulmasında Adalet Bakanlığımızın, bilhassa Milli Savunma Bakanlığı ile şu anda Ege Ordusu komutanı olan Hurşit. Tolon Paşa'nın çok büyük destekleri oldu. Salonda ve çevrede her türlü güvenlik önlemleri alınmıştı. İmralı Adası'na gidiş dönüşlerde bu önlemler eksiksiz bir biçimde uygulandı. Dünyanın gözü bu davaya çevrilmişti. En küçük bir hata olmaması için herkes üzerine düşeni yapmaya çaba gösteriyordu.

'Üç yüz soru hazırladık'

Duruşma hazırlıkları tamamlanınca, mahkeme heyetiyle birlikte duruşma tarihinden bir hafta önce İmralı'ya gittik. Gidişimiz helikopterle oldu. Yanımızda tam seksen dört klasör dosya götürmüştük. Duruşmadan önce biz yine günlerce dosyalan yeniden inceledik, hazırlıklarımızı yaptık. Salondaki teçhizatların çalışmasıyla ilgili diğer notlarımızı aldık, sorularımızı zaten hazırlamıştık. Ben, o dava için sanık yakalanır yakalanmaz hazırlıklara zaten başlamıştım. PKK'yla ilgili bütün yayınları izledim, okudum, notlar aldım. Diğer arkadaşlar da bana yardımcı oldular. Üç yüze yakın soru hazırlamıştım.

'Dışişleri iki ay sonra soru gönderdi'

Sorulması gereken başka şeyler olabilirdi, unuttuğumuz veya bizim bilmediğimiz. Nitekim yargılamadan hayli sonra da Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yazı geldi şunları da sorsaydınız diye. O zamana kadar aklınız neredeydi? İki ay önce neredeydiniz? Gerçi önemli bir şey de değildi o kadar ama olsun...

'Hâkim Bey kendine dikkat et'

Bu tarihi davadan önce ve sonra tehdit almadım ama akıl verenler çok oldu. Örneğin, işte bana "İdam kararı vermeyin. İdam karan vermeniz ülkenin menfaati açısından doğru olmaz" falan diyenler oldu. Sanığın mahkemedeki iyi halinin uygulanmasını, yani 59'uncu maddeden yararlandırılması yani idam yerine ömür boyu hapis cezası verilmesini telkin edenler oldu. Bunların arasında meslektaşlarım da vardı. Milletin ağzı torba değil ki büzesin, her şeyi söyleyebiliyor.

Yargılamadan sonra Kürt kökenli bir vatandaşımız beni aradı. Bana 'Başkanım, aman kendine dikkat et. Benim çılgın bir oğlum var. 'Ben Abdullah Öcalan'a idam verildi diye kendimi yakacağım, yakmadan evvel de yapacağımı biliyorum' diyor. Bu sizi öldürmeye kalkabilir. Aman çok dikkatli olun" dedi. Hatta oğlunun eşkâlini de verdi. Bu vatandaşımız daha sonra çıktı bana geldi. Ona 'Öfkeyle söylenmiş söz, aldırma sen' dedim. Teselli ettim, gitti. Böyle şeyler oldu. Akıl verenler de çok oluyor. Hayli çok mektup aldım.

'Yüz yüze görüşme olmadı'

Her sanık gibi Abdullah Öcalan da savunma dilekçeleri için bize mektup gönderiyordu. Duruşmada, 'Size daha önce arz ettiğim gibi' diye bir cümle kullandı. Bu sözleri bazı şehit aileler yanlış değerlendirmişler. 'Eyvah bunlar görüşmüşler' diye... Abdullah Öcalan'la duruşmadan önce hiç görüşmemiz olmadı, ilk kez onu duruşma salonunda gördüm. Görüşmemizi gerektiren bir durum da yoktu. Zaten o kişiden görüşme yapmak için talep de gelmedi.
İfadeleri ve ek ifadeleri savcılar tarafından alınmıştı. Bize, duruşmadan önce mektup göndermişti. (Apo'nun mahkeme heyetine gönderdiği bu mektubu Türk basınında ilk kez ben elde ettim ve o dönem yazan olduğum Star gazetesinde yayımlandı.)

'Stenograf istedik vermediler'

Adalet Bakanlığı'na başvurduk iki defa. 'Bize stenograf verin, çok daha mükemmel yargılama yapalım' dedik. Ama maalesef bu talebimiz rağbet görmedi. Meclis'teki stenograflardan üç dört kişi gönderebilirlerdi, çok daha mükemmel bir yargılama yapabilirdik. Her şey anında yazılırdı, her söylenen. En ince noktasına kadar. Bize de büyük kolaylık olurdu, çok daha detaylı şeyler de sorabilirdik. Ama bakanlığımız uygun görmedi."

Ne kalem ne defter, hiçbir şey götürülemiyordu

İmralı Adası'da kurulan mahkemede, 2 Numaralı DGM Başkanı Turgut Okyay, üyeler Hüseyin Eken ve Mehmet Maraş, DGM Başsavcısı Cevdet Volkan, DGM Savcısı Talat Şalk'ın karşısında saygılı bir biçimde oturan, söz almak istediği zaman ceketinin düğmesini ilikleyen kişi, 30 000 kişinin ölümüne yol açmakla suçlanan PKK'nın başı Abdullah Öcalan'dı.

İmralı Adası'na gidebilmek öyle kolay değildi. Kimin hangi gün gideceği haftalar önce belirlenmişti. Güvenlik zincirlerinde parmaklarınıza, gözlerinizi- bakılıyor, yol boyunca sürat tekneleri "İmralı yolcularının sağından solundan gidiyordu. İmralı Adası'na ayak bastığınızda yine göz, parmak taramasından geçiriliyordunuz, not alabilmeniz için size bloknot ve kurşunkalem veriliyordu. Yani adaya üzerinizde kimlik kartları dışında kesinlikle bir şey götüremiyordunuz.

Apo, bilekleri kelepçesiz olarak mahkeme salonundaki özel bölümüne alındığında salonda hıçkırıklar yükseliyordu. Kimisi kardeşini, kimisi eşini, kimisi oğlunu düşünüyordu. Onların delik deşik olmuş bedenlerinin sorumlusu karşılarında oturuyordu. Sandalyesinin altında bir bardak su bulunuyor, savunma yaparken su içiyordu.

Davanın başladığı günlerde eleştirilen tek konu, askeri hâkim bulunmasıydı. Davanın belli bir aşamasında askeri hâkim Abdülkadir Davarcıoğlu'nun heyetten alınabileceği dikkate alınıp yedek üye Mehmet Maraş da orada bulunuyordu. 31 mayıs 1999'da başlayan tarihi dava devam ediyordu.

Mahkeme Başkanı Turgut Okyay, o gerilimli, o farklı duruşmayı anlatıyor:

'Apo, gerçeği anladı'


"Ben öyle inanıyorum ki, Abdullah Öcalan da Türklerin ve Kürtlerin ayrılamayacağını anlamıştı, istedikleri kadar dış güçler uğraşsınlar. Bu halk birbirinden ayrılamaz. Bu kanaate vardığı için savunmasını o doğrultuda yaptığı kanısındayım. Ben öyle düşünüyorum, gerçekten pişman olduğunu sanıyorum.

Sanık bizim açımızdan ve kendi açısından da mükemmel bir savunma yaptı. Artı, mahkemeye kolaylık da gösterdi. Bazı avukatlarının mantıksız taleplerini veya duruşmaya güçlük çıkaracak taleplerini bile Abdullah Öcalan önledi. Ben öyle kanaat getirdim. Bize güçlük çıkarmadı.

Yakalanmış. Eylemleri belli. Yirmi sene Türkiye'ye kan ağlatmış, 35 000 insanımız ölmüş, analar ağlamış, ülke harap olmuş, ekonomi bozulmuş. Ama sonu boş. Boş bir şeyin uğruna, bunu geç anlamış kanaatindeyim. Bu halkların ayrılamayacağını geç anlamış. Ve onun için o savunmayı benimsedi. Ben o kanaatteyim. Duruşmadan edindiğim izlenim bu benim. Şimdi kendisine de sorsalar belki aynı şeyi söyleyecektir.

En büyük sorun

Bizi bütün dünya kamuoyu izliyordu. Bu dava için dünyanın değişik ülkelerinden 773 basın mensubu gelmişti. Davanın ilk günü biraz heyecanlandım. Onun dışında sıkıntı çekmedik. Zor olan, iki aşın uç arasında eşitliği sağlayacaksınız, eşit savunma hakları tanıyacaksınız. Bunları dengede tutacaksınız. Taşkınlıklara meydan vermeyeceksiniz. Çok şükür bunu da başardık. Büyük bir özen gösterdik.

imralı'da bulunduğumuz süre içinde evimize telefon ediyorduk. Davayla ilgili olarak hiç kimseden ne telkin ne tavsiye geldi. Hiç kimse sormadı, soramazlar da, sorsalar da cevap vermeyiz bu konuda.

Diplomat izleyiciler

Biz elçilik mensuplarını ancak izleyici olarak alabiliriz dedik. Onun dışındaki başvurulan kesinlikle geri çevireceğiz dedik, izleyici olarak geldiler. Dünyanın en büyük örgütü ve örgüt lideri yargılandı. Bütün dünya bunlarla ilişki kurdu. Böyle bir davayı herkes izlemek ister. Bu doğal bir şey.

Gerek dış basında gerekse iç basında hiç kimse duruşmaya, yargılamaya bir kusur bulmadı. Hepsi de bunu bana ilettiler. İtalya ve Almanya büyükelçilik görevlileri de beni resepsiyona davet ettiler, tebriklerini ilettiler.

'Davayı hep uzatmak istediler'

Duruşma başladığında sanık avukatlarının suallerinden, tutum ve davranışlarında ben şunu gördüm. Örgüt, dava senelerce uzasın, bu dava çabuk bitmesin, mümkün mertebe zamana yayılsın ve uzun bir yargılama süresi yapılsın amacındaydı. Bu arada tabii örgütün propagandasını yapacaklar. Bunu sezinledim. Biz ona meydan vermedik. Onların davayı uzatmaya karşı taleplerini heyet olarak reddettik. Davayı kısa zamanda bitirdik ve bunun çok faydası oldu.

Tabii önleyici tedbirler de aldık. Hatta bir avukatı istemeyerek de olsa duruşmadan atmak zorunda kaldık. Neden? Çünkü bütün bir yargılamamız mahvolabilirdi. Onun için zamanında ve gereken önlemleri aldık. Taşkınlık yapınca bir avukatı dışarı çıkarmak zorunda kaldım. Yoksa yargılamaya gölge düşecekti. Apo'nun avukatlarının davayı uzatma eylemlerine de rest çektik. Tansu Çillerin, Demirci'm, daha birçok kişinin dinlenmesini isliyorlardı. Amaçlan dava uzasın, PKK terör örgütünün propagandası yapılsın. Zamana yayılsın, biz buna fırsat vermedik. Kısa zamanda gayet güzel bir yargılama yaptık. Her türlü kurala uyduk, eşitliğe uyduk. Mükemmel bir yargılama yaptık gerçekten ve 480 sayfalık karan bir haftada yazdık. Sabah 8'den gece 2'ye kadar. Üç kişi yazdık.

'Af çıkarılmasın'

Abdullah Öcalan kendisinin dış güçler tarafından kullanıldığını, bunda hata ettiğini söyledi. Bilhassa Suriye'nin, Yunanistan'ın, Kıbrıs Rum kesiminin kendisini kullandığını açıkça söyledi.

Şimdi biz onu neden mahkûm ettik? TCK'nin 125'inci maddesine muhalefetten, ülkenin bir kısmını vatan topraklarından ayırarak, ayrı bir devlet kurmak amacıyla işlenen suçlardan. Onu adi suçlu olarak görürseniz, ne kadar insanın ölümüne sebebiyet verirse, o kadar idam vermek gerekir. Ama bu adi suçlu değil. Bu ülkenin bölünmesi için bir terör örgütü kurmuş, binlerce insanımızın ölümüne sebebiyet vermiş, doğru ama eylemleri TCK'nin 125'inci maddesine giriyor. Önemli olan idam cezası alan insanların belirli bir süreden sonra hemen çıkmaması.

Ülkede sık sık af çıkarılıyor. Biz bunun sıkıntılarını çok çektik. 91'de çıkardılar çektik, gene çıkardılar çektik. İnanın çok yanlış bir şey. Kesinlikle af çıkarılmamalı. İdam cezası alan insanların cezası infaz edilmesin, ülkemizin birlik bütünlüğü, ülkemizin selameti açısından, ülkemizin insanlarının mutluluğu açısından, biz buna saygı duyuyoruz. Ama o insanlar da belirli bir süre sonra sokağa salınmasın. Bunun güvencesini devlet versin.

Nasıl verecek? Çıkarılacak af yasalarından ve indirimli yasalardan yararlanmasın. Yas al anınızda en ağır ceza nedir? İdam cezasıdır. İdam cezasını zaten 1984'ten beri fiilen uygulamıyoruz. Uygulamadığımız cezaların yasalarda kalmasının bir anlamı yok. Öyleyse yasalardan da çıkaralım. Ama, cezalan adam gibi infaz edelim. Adama yirmi dört sene ceza veriyorsunuz, yansını atıyorsunuz. Onu da yatıp çıkıyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir şey yok.

'Apo davasında hiç kimse yardımcı olmadı'

Bizim sormayı unuttuğumuz şeyler olabilir. O konuda çünkü binlerce eylemleri var. Binlerce eylemlerin dışında birçok dış ülkede bunların faaliyetleri var. Gün ışığına çıkarılması gereken bir çok şey olabilir. Bunları bilemiyoruz. Ama bunları birilerinin bildirmesi gerekir ki, biz araştıralım. Biz her şeyi bilemeyiz ki, ama biz kendimiz hazırladık, bu davada hiç kimse bize yardımcı olmadı.

'İdama karşıyım'

Ben, her aydın gibi idam cezasına karşıyım. İdam cezasının bugüne kadar hiçbir yararı görülmemiş. Aksine daha çok, toplumda yaralar açmış. Önemli olan cezaların doğru dürüst infazı, idam cezasının ülkeye gerçekten bir faydası yok. Ben acılarını paylaşıyorum şehit yakınlarının. Kolay değil tabii, ateş düştüğü yeri yakar. Ama ülkemizin çıkarları, ülkemizin menfaati açısından idam cezalarının infazı doğru değil.

1984 yılından bu yana zaten idam cezası infaz edilmiyor. Halen de Meclis'te seksenin üzerinde bekleyen idam dosyası var. Biz, AB ile bütünleşme çabasındayız. Bütün medeni demokrat ülkeler idamı kaldırmıştır. Ülkemizde zaten kalktı artık idam cezası. Anayasa'da yapılan değişiklikle terör suçlan, savaş hali ve yakın savaş tehlikesi dışında idam cezası kalmadı. Ama Türkiye bugün uyum yasalarının sıkıntısını çekiyor. Yargı tıkandı. Neden tıkandı? Taammüden adam öldürüyor; yasalarımıza göre cezası idam.

Ama Anayasa değişikliğiyle idam kalktı, mahkemeler eli kolu bağlı bir biçimde uyum yasalarını bekliyor."

Kalemler düşürülüyor, gözler siliniyordu

İmralı Adası'ndaki duruşma salonunda aslında müthiş gerginlikler yaşanıyordu. Şehit yakınları 30 000 kişinin katili Abdullah Öcalan'a öfkeyle bakıyor, hakkında idam kararının bir an önce verilmesini istiyorlardı. Apo'nun avukatları ise davayı uzatabildikleri kadar uzatmanın yollarını arıyordu. Ancak mahkeme heyeti, avukatların bu taktiğinin farkındaydı.

Şehit aileleri birer birer söz alıyor, her konuşan yürekleri dağlıyordu. Bu konuşmaları Abdullah Öcalan, söz alanların nefretle kendisine baktığını biliyor, onlarla göz göze gelmemek için gözlerini kapatıp dinliyordu. Şehit babası İsmail Bey, "Çocuğumun valizi geleli üç yıl oldu. Onu hâlâ açamadık" diyordu. Bir şehit eşi, Apo'nun yakalandığı gün günlüğüne oğlunun "Bugün babamın günü" diye yazdığını belirtiyor.

Ahmet Fatih Tekelioğlu'nun günlüğünü okuyor:

"Hey günlük! Bugün çok sevinçliyim. Niye diye sormasan da ben söyleyeyim: Babamın katili Apo yakalandı. Bağırmak, bunu dünyaya duyurmak istiyorum. Hemen gidip bayrağımızı asalım günlüğüm..."

Yıldız Nanıdar, eşinin nasıl şelül edildiğini anlatırken salon hıçkırıklara boğuluyor. Mahkeme başkanı Turgut Okyay, üyeler Hüseyin Eken ve Mehmet Maraş, DGM savcısı Talat Şalk ağladıklarını göstermemek için sık sık kalemlerini kürsünün allına düşürüyor, gözyaşlarını siliyorlardı... Hâkimler de ağlarmış.

Apo davasının 2 Numaralı Ankara DGM başkanı Turgut Okyay anlatıyor:

"Mahkemede şehit yakınlarının anlattıkları olaylardan ben de büyük ölçüde etkilendim. Özellikle Yıldız Namdar'ın yaşadığı olayları anlatması salondaki herkesi etkiledi. Biz de insanız, biz de etkilendik. Etkilendiğimiz için ağladık. Ama biz hiçbir zaman İlişlerimizle hareket etmedik. Yargı tarafsız ve objektif olmak zorundadır. Keşke ağlamasaydık, ama ağladım. Elimde değil. Gizlemek için çok çaba sarf ettim ama gizleyemedim. Sık sık masadan kalem düşürüp kalemi almak için eğilirken gözlerimi siliyordum.

'İşadamlarını açıklamadı'

Apo'ya yöneltilecek sorular konusunda kimseden doğru dürüst yardım görmedik. Kendimiz sorulan hazırladık ama atladığımız, unuttuğumuz ya da sorulması gerekecek sorular da olabilirdi. Yakalanan silahlardan, iç hesaplaşmalar sonucu öldürülenlere, hangi gazetecilerle görüştüğüne, HADEP'le ilişkilerine, örgütün paralarına kadar her şeyi sorduk. PKK'nın yurtiçi ve yurtdışında hangi işadamlarından yardım aldığı konusundaki sorulan geçiştirdi, açıklayıcı bilgi vermedi. Ancak dış destekleri konusunda önemli ayrıntılara girdi.

Davaya müdahil olarak katılmak isteyenlerin sayısı artıyor, is-temeyerek de olsa davanın uzamasına yol açacaklardı. Baktım bunun sonu yok, dava aylarca sürecek, makul sürede dava bitirilemeyecek, ileride sıkıntı olacak, TRT aracılığıyla halkımıza seslendik, başvurular bıçak gibi kesildi.

Hâkimi kızdıran soru

Avukatlar, sanığa aracılığımla saçma sapan sorular sordurmak istediler. Tabii ben onların çoğunu önledim. Bir müdahil avukat, sanık Abdullah Öcalan'ın annesinin Ermeni olup olmadığını sordurmak istedi. Öyle şey olmaz, insan insandır, Ermeni de olabilir, Rum da olabilir, zenci de olabilir. Asıl olan onun insanlığıdır, saygısıdır. Ermeni vatandaşlarımız yok mu? Onlara saygı duyarız. Yeter ki, ülkemizi sevsinler, ülkemiz için çalışsınlar. Öyle şey olmaz. Ve ben o soruyu reddettim.

Kalemi neden kırmadı?

idam cezası kararını verince gazeteciler ve salonda bulunanlar kalemi kırıp kırmadığıma bakıyorlardı. Kırmadım. Kalem kırmanın hiçbir önemi yok. Yasalarda öyle bir şey yok.

Kalem kırmanın şu anlamı var:

Allah bir daha böyle bir idam cezası vermek nasip etmesin anlamında kırılıyor bu kalem. Kalem de kıymetli bir kalemdi. Üstelik o kalem benim değil, bir arkadaşımındı.

'İdam zarar getirir ama...'

Ülkemizin çıkarları her şeyin üzerindedir. .Şimdi bu koşullarda idam cezalarının infazı ülkeye yarar değil zarar getirir. Anaları yeniden mi ağlatalım, terörü yeniden mi hortlatalım? Her şey enine boyuna düşünülmeli.

Bu davada yargı, üzerine düşeni yapmıştır, idam karan verilmiş, Yargıtayımız da bunu onaylamıştır. Fakat idamın gerçekleştirilebilmesi için Anayasamız, yasalarımız gereği bunu TBMM'nin onaylaması gerekiyor.

Benim görüşüm şu:

Abdullah Öcalan'ın durumu açıklığa kavuşmadığı için PKK eylemleri biraz azalmıştır. Abdullah Öcalan'ın durumu nasıl açıklığa kavuşur: ya idam cezasını kaldırır artık onu idam edemez hale getirirsiniz veya idam edersiniz. Ben her iki halde de PKK eylemlerinin tekrar yoğunlaşacağına inandığım için eğer idam cezası artık kaldırılacaksa dahi bunun çok acele edilmemesi görüşündeyim.

'Türkiye onların yaptığını yapmıyor'


Şimdi bütün mesele şu. Bazı ülkeler idam cezasını kaldırmış. Bir de görüyoruz ki, özellikle terör sanıklarına karşı İngiltere, Almanya yargısız infazlar yapıyorlar. Bunları da göz önünde tutmak lazım. Bizim devletimiz hakikaten hukuka en bağlı devlet görünüyor. Yargısız infaz yapmıyor, hatta verilmiş idam cezalarını dahi uygulamıyor. Şunu da kabul etmek lazım, 30 000 kişinin ölümüne sebep olmuş bir sanık, yasalar müsait olsa, herhangi bir Avrupa ülkesinde idam cezası verilse ben idamın yapılacağı kanaatindeyim.

idam cezalan diğer ülkelerde artık kaldırılıyor. AB'ye dahil hiçbir ülkede idam cezası yok. Önemli olan suçlunun topluma kazandırılmasıdır. Ben objektif konuşuyorum. Ben şu veya bu kişiler için konuşmuyorum. Asıl olan suçlunun ıslahıdır, idam ettiğiniz bir insanın ıslahından bahsedebilir misiniz? Suçsuz çıkarsa ne yapacaksınız? Bunun telafisi mümkün mü? Genel idamdan konuşuyorum, yanlış anlaşılmasın.

Ağırlaştırılmış müebbet ve F tipi

Yasalarda en ağır ceza idam. Değişiklik halinde ne olacak? idam yerine bir ceza ikame edilecek. Bu da ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis. Yasaya 'Bugüne kadar idam cezası verilenler ceza indirimi ve aftan yararlanamaz' diye bir hüküm konulur. Şehit ailelerinin kaygısı, 35 000 kişinin katili yarın sokağa çıkarsa ne olacak? Ama onların müsterih olması lazım, devlet onu sokağa çıkarmaz. Bunun yasal önlemlerini de alırlar. Bu sorumluluk onların hepsinde vardır. Öcalan'ın idam dosyasının aslında TBMM'de olması gerekirken, hâlâ Başbakanlık'ta niçin bekletildiğini ise anlamış değilim. (Türkiye'de yapılan son yasal düzenlemelerle idam cezası kaldırıldı.)

Bundan sonra göreceksiniz, kolay kolay bu ülkede af çıkmayacak. Sivil toplum örgütleri af çıkarılmaması için gerekirse direnecek. Ülkemizin selameti için herkes kafa yormalı, cezalar da adanı gibi infaz edilmeli.

Abdullah Öcalan cezasını imralı'da değil, F tipi cezaevlerinde gerekli önlemler alınarak çekebilir. Bunun hiçbir sakıncası yoktur. Önemli olan güvenlik önlemlerinin alınmasıdır. O da alınabilir, niye alınmasın? Hükümetin bunu çözümlemesi gerekir.

'Kürtçe yayından korkulmasın'

Anadilde eğitimle ilgili bilimsel bir çalışma yapılmıştı. DGM'de görev yaptığım dönemde dava açılmıştı, içeriğinde suç unsuru bulmadığımız için beraat karan verdik. Gayet doğal bir şey bu. İnsanları neden kısıtlıyoruz, bırakınız konuşsunlar, yazsınlar, düşünsünler. Bırakın insanlar özgürce düşünsün, özgürce yazsınlar, özgürce konuşsunlar. Yeter ki, terörü övmesinler, terörle şiddete başvurmasınlar.

Bunlar çok basit .şeyler. Bunlar çok kolay çözülür. Kürtçe yayın diyorlar, ingilizce haber okunmuyor mu? ingilizce haberlerden önce Kürtçe haberler okunsa ne olur? Kürtçe konuşan, Kürtçe bilen insanlarımız var. Onlara kendi dillerinden hitap ederseniz ne olur? Bir şey mi olur? Hiçbir şey olmaz. Onlar bizimle birlikte yaşamak istiyorlar. Onun kültürüne de insanına da saygı duyacağız. O da bizimkine saygı duyacak. Ama resmi dil tabii ki Türkçe olacak. Niye korkuyoruz ki?

Yargının yükü ve bağımsızlığı

Birtakım yasal düzenlemelerle yargının yükü azaltılabilir. Bu konuda çalışmalar da var. Her şey Yargıtay'a geliyor. Bu yanlış. 4-5 milyon lira para cezası için yüksek mahkemeye başvurulmaz. Her kesimde olduğu gibi yargıda da büyük sorunlar var. Ama inan gene de yargı ayakta, gene bu insanların güvencesidir.

inanın, yargı önünde herkes eşittir. Türkiye'de buna çok önem gösteriliyor. Ve yargıya kimse müdahale edemiyor. Otuz yedi yıllık meslek hayatımda hiç kimseden ne telkin ne tavsiye almadığım gibi hiç kimse de benim yargısal faaliyetlerime müdahale etmedi. İnanın gerçek. Siz o söylenenlere bakmayın.
Ama biz istiyoruz ki, çok daha ideal olsun, bağımsız olsun. Nasıl olacak bağımsız? Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bağımsız olacak, atamalar onunla yapılacak, adalet bakanı müsteşarı bu kuruldan çıkarılacak, Teftiş Kurulu oraya bağlanacak, örnek bir bağımsız kurul oluşacak. Bu yargı güvencesidir. Bütün bunlar olacak.

Resim

Anayasa'ya, 'Terör suçlan, savaş hali ve yakın savaş tehlikesi dışında idam cezası verilemez' fıkrası eklendi. Biz buna uymak zorundayız. Mahkemeler de buna uyuyor. Yargıtay idam kararlarını bozuyor. Şimdi mahkemeler eli kolu bağlı duruyor. Bir an önce bu uyum yasaları çıkarılsın ki yargı işler hale getirilsin. Bizim milletvekillerinden istirhamımız buna biraz özen göstersinler, idamlık dosyalar bekliyor, mahkeme karar veremiyor. Anayasa'da idam kalkmış, ama uyum yasası çıkarılamadığı için bunun yerine ne ceza verilecek belli değil.

"İdam" deyince "İstiklal Marşı" başladı

Kararın verilmesinden hemen sonra müdahil yakınları ve avukatları istiklal Marşı'nı okudular. Tabii biz İstiklal Marşı okununca neredeyse ayağa kalkacaktık. Ben hemen arkadaşlara el ettim. 'Aman kalkmayın.' Çünkü biz tarafsızdık. Kalkmamız yanlış olurdu. Yargılamada İstiklal Marşı okunmaz. Onlar müdahil tarafın duygulan. Artık bir şey demedik, ama biz de ayağa kalkmadık. Kimse yadırgamadı, hiç kimse bir şey demedi. Bizim tutum ve davranışımızı da gayet makul buldular tabii.

Böyle bir davaya bakmak meslek hayatımda mutluluk verici en büyük olay. Çok şükür bir hatamız olmadı. Türk yargısının da yüzünü ağarttığımızı sanıyoruz. O bakımdan mutluyuz.

Politikaya atılabilirim. Her insanın mutlaka görevlere talip olması şarttır. Kenarda durunca hiçbir yere varamazsınız."

Turgut Okyay, Yargıtay 10. Dairesi'nden emekliye ayrıldıktan sonra politikaya atılmak istedi. Onun gönlünde CHP vardı. Ancak, CHP'den işaret alamadı. 22 temmuz 2007 seçimlerinde MHP'den milletvekili aday adaylığı için başvurdu. Ancak, MHP yönetimi de aday yapmadı. O, tarihi bir davanın sorumluluğunu üstlenmiş başkanı olarak tarihe geçmişti...

Kaynakça
Kitap: Apo Olayının Perde Arkası
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron