Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Öcalan, DGM Başsavcısına Mektup Yazdı: "Kendimi Sorguladım"

Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 157

Burada Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Öcalan, DGM Başsavcısına Mektup Yazdı: "Kendimi Sorguladım"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Kas 2011, 03:53

Öcalan, DGM Başsavcısına Mektup Yazdı: "Kendi Kendimi Sorguladım"
Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 157

Abdullah Öcalan, İmralı'da duruşması başlamadan önce Ankara DGM Başsavcısı Cevdet Volkan'a 22 mart 1999 tarihinde bir mektup gönderdi:


Mektupta, "Söylemek istediklerim var, benim ek ifademi alın" diyordu.

Abdullah Öcalan, mektubunda daha önce verdiği ifadesine ek olarak çeşitli konularda bilgi ve düşüncelerini sunmak istediğim de belirtiyordu. Bayram tat ili olmasına rağmen Başsavcı Cevdet Volkan ve Savcı Talat Şalk 3 nisan cumartesi günü saat 9.30'da Apo'nun ifadesini aldılar. Bu ifadenin alındığını kamuoyuna ilk duyuran gazeteci de ben oldum.

Apo, DGM savcılarına verdiği ek ifadede, Amerikalı ve İngilizlerin Kuzey Irak'ta yapmak istedikleri konusuna da önemle değiniyordu, işte PKK lideri Öcalan'ın bugünkü gelişmeleri de içine alan açıklamaları:

'Kendi kendimi sorguladım'

"Önce kendi durumumu ele alayım. Ben sorgulanırken kendi kendimi de sorguladım. Benim sağ-sol çatışması içerisinde klasik bir solcu olarak kabul edilmem ya da klasik Kürtçü olarak kabul edilmem doğru değildir. Mustafa Kemal Atatürk Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduktan sonra Doğu'da isyanlar olduğu gibi, Batı'da da isyanlar olmuştur. Ben 1940'lı yıllara kadar devam eden bu isyanları uzun uzun düşündüm, isyanları Kürtçü bir isyan olarak görmek yanlıştır. Cumhuriyet henüz yeni kurulmuştur, isyanı başlatanlar henüz Cumhuriyet'e alışmış değillerdi. Yıkılan eski rejimi arıyorlardı. Bu isyanlar yeni kundan Cumhuriyet'e tepki olarak başlatılmıştır, isyanların bastırılmasında belki aşın şiddete başvurulmuştur. Ama bu kesinlikle Kürtleri ezmek için uygulanan bir şiddet olarak algılanmamalıdır.

Resim

Alınan tedbirler, Cumhuriyeti korumaya yöneliktir. Bu şekilde algılanmalıdır. Bu Türkiye'nin batısında da geçerlidir. 1940'h yıllardan 1970'li yıllara geldiğimizde Türkiye'de sağ-sol çatışması başlamıştır. Marksizm ve Kürtçülük hareketleri başlamıştır. Ben de kendimi Ankara'da bunların ortasında buldum Yoksul bir aileye mensup bir kişi olarak bu harekete katıldım.

Program hayaliymiş

Bildiğiniz gibi PKK'nın da kurucusu benim. PKK'nın kurulurken programını da yaptık.

Resim

O zaman Kürtlerin bağımsız bir Kürdistan kavramı da vardı. Marksist temele dayalı yeni sistem getirecektik. Ancak değişen olaylar ve zaman bize bu programın hayali olduğunu gösterdi. PKK kurulduktan sonra şiddete başvuruldu. Ama zaman içerisinde de PKK'nın bu şiddetinden rahatsız oldum. 1993'ten sonra bütün çabamı PKK'yı şiddet unsurundan arındırıp siyasi kanal içerisine sokmayı amaçladım. Turgut Özal'ın çağrısı da bu konuda, yani PKK'yı siyasi kanala sokma konusunda bizi etkiledi.

'Özal'dan haber bekliyorduk'

Özal, Talabani'yi bu ateşkes konusunda görüşmek üzere bana gönderdi. Özal'ın ömrü bu konuyu sonuçlandırmaya yetmedi. Kendisiyle ateşkes ve ateşkesten sonraki süreçle ilgili görüşmelerimiz olacaktı. Hatta öldüğü günlerde biz Özal'dan temsilcilik düzeyinde görüşme bekliyorduk.

Ne devlet, ne federasyon, ne otonomi

Ben uzun örgüt hayatımda Kürtlerin özgürlüklerini Türkiye içerisinde bulduklarını gördüm. Bana göre Kürtlerin derdi ayrı bir devlet kurmak olamaz. Federasyon ve otonomi bir çözüm değildir. Federasyon ve otonomiden daha ileri bir çözüm demokratik sistemin kendisidir.

'Kürtler devletin asli unsurlarıdır'

Türkiye'de mevcut sistemde Kürtlerin siyasal hakları vardır. 1990'lardan sonra Kürtlerle ilgili kültürel haklar da geliştirilmiştir. Bu halen de yürürlüktedir. Kürtçe gazete çıkarılmakta, Kürt Enstitüsü kuruldu, Kürtlerin oy verdiği bir parti, kültür dernekleri vardır. Bütün bu olanlar Türkiye'de, Kürtlerin özgür ifade hakkının geliştiğinin göstergesidir.

Bununla şunu ispatlamak istedim:

Türkiye'de Kürt meselesi demokratik sistem içerisinde Kürtlerin ifade özgürlüğüne kavuşarak olumlu yönde gelişmiştir. Bütün Türkiye'de demokrasi geliştikçe, elbette Kürtler de yararlanacaktır. Esasında daha Cumhuriyet kurulmadan ve kurulduktan soma da Kürtler, devletin asli unsurlarıdır.

'Vardığım sonuç'

Benim programlarımın başlangıçta hayali olduğunu anladım. PKK programının politik ve siyasi değeri olmadığını, kavram olarak Kürdistan ibaresini kullandım. Coğrafi olarak ele aldım. Kürt devleti kurmanın mümkün olamayacağı ilmen de sabittir. Gerekli de değildir. Mevcut Türkiye Cumhuriyeti Devleti içerisinde demokratik ortamda her şeyin gerçekleşmesi mümkündür. Ben hu sonuca vardım. Ancak bu düşüncelerimi yeterince kamuoyuna yansıtma imkânı olamadı. Televizyonlarda yer alan konuşmalarımda da özgürlüğün ancak Türkiye içinde olacağı mesajını verdim.

ABD-İngiltere oyunu

Washington'da 17 eylül 1998 tarihinde Talabani ile Barzani arasında imzalanan anlaşmadan da bahsetmek islerim. Ben aslında Talabani ve Barzani'yle çatıştım. Barzani ile Talabani arasındaki anlaşmalar ve ondan sonraki süreciyle ilgili planlar İngiltere'de hazırlandı, uygulama Amerika tarafından yapıldı. Yani otonom bir Kürt devletinin kurulmasında ABD ve İngiltere ortak hareket etti. Daha istiklal Savaşı'nın bitiminde Şeyh Said isyanı çıkarıldığında ingiltere ağırlığını koydu. 'Musul ve Kerkük'ü bana bırakırsan ben seni desteklerim' dedi. Türkiye için çok önemli olmasına rağmen Türkiye, gücünün zayıflığı yüzünden Musul ve Kerkük'ü bırakmak zorunda kaldı. Bugün ingiltere ve ABD geçmişte oynadıkları oyunu tekrarlamaktadırlar.

'Ben kurbanım'

Hem Irak'ı Barzani ve Talabani'yle kontrol altına almak, hem de gelişme potansiyeli yüksek olan Türkiye'nin önünü kesmek için bu oyunu oynamışlardır. Oynanan oyunda bana da kurban olarak yer verdiler. Barzani ve Talabani'yi öne çıkardılar. Türkiye'ye 'Senin istediğin Apo'dur. Al sana Abdullah Öcalan' dediler. ABD ile ingiltere'nin, otonom bir Kürt devleti kurulmasında, Talabani ve Barzani'yi bize tercih etmeleri normaldir. Çünkü ingiltere ve ABD'nin otonomi anlayışı farklıdır.

'Kani Yılmaz'ı lider yapacaklardı'

"Geçen ifademde de belirtmiştim. Kani Yılmaz 1994'te ingiltere'de tutuklandı. Tutuklanmasını gerektirecek, ingiltere'de işlenmiş bir suçu yoktu. İngiliz Hükümeti onu tutuklama adı altında korumaya aldı. Amaçları Kani Yılmaz'ı ileride benim yerime PKK'ya lider yapmaktı. Bu liderlik benim yerime olmasa bile Avrupa kitlesi içindi. Üç yıl ingiltere'de kaldıktan sonra Almanya'ya iade edildi ve serbest bırakıldı. Arkasından da sığınma hakkı verildi. Aynı konu, Moskova temsilcimiz Numan Uçar için de geçerlidir. Aynı siyasi sığınma hakkı, Numan Uçar'a da verilmiştir. Şimdi ben Avrupa'ya siyasi faaliyette bulunmak için çıktım. Ancak hiçbir Avrupa ülkesi bana siyasi sığınma hakkı vermedi.

'Kenya'ya kaçırıldığımı anladım'

Yunanistan tarafından Kenya'ya davet edildim. Aslında sonradan, Kenya'ya davet edilmediğimi, kaçırıldığımı anladım. Sonradan öğrendim ki, beni Yunanistan'a davet eden ve Kenya'ya davet eden şahısların aile güçleri, zenginlikleri, tamamen İngiltere'ymiş. Bunların bütün siyasi itibarları, ingiltere'de sağlanmış. Aslında Kenya'ya götürülmem bana karşı, önceden hazırlanmış bir komploydu. Kesinlikle beni öldürmeyi düşünüyorlardı. Belki ileride tarih bunu aydınlatacaktır. Beni Türkiye'ye teslim etmeyi planlamışlardı. Bu da benim için mutlak ölümdü.

'Öldürülürsem karışıklık çıkar'

Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur. Hiç de azımsanmayacak bir Kürt nüfusu bana duygusal olarak bağlıdır. Benim Türkiye tarafından öldürülmem gerçekten, içte karışıklıklar yaratabilir. Benim öldüğüm, Atina'da yayımlanınca Türkiye'de hoş olmayan gelişmeler oldu. Aynı olaylar İran'da da yaşandı. Yirmiye yakın insan öldü. Yani Yunanistan'ın ve onunla ilişkili komploda yer alanların, beni Türkiye'ye teslim etmekle asıl hedefledikleri yüz yıllık Kürt-Türk düşmanlığının temellerini atmaktır. Ve bütün Kürt kitlesini Türkiye'ye karşı şartlandırmaktır. Benim en büyük emelim bu Kürt-Türk düşmanlığına engel olmaktır. Tersine bütün Kürt kesimine güvenlik ve esenlik getirecek olayın Türkiye'deki demokratik sistem içerisinde yer almak olacaktır. Bana şans verilmesini istiyorum.

'PKK'yı yasal çerçeveye çekerim'

1993'ten beri PKK'yı şiddet kullanan örgüt olmaktan çıkarıp, siyasi alanda faaliyet gösteren bir örgüt haline getirmek için çaba sarf ettim. Bunun bende kanıtlan vardır. PKK küçümsenecek bir örgüt değildir. Şimdi ben yakalandıktan sonra onlarca devlet PKK'ya sahip çıkmak istemektedir. Her biri PKK'yı kendi çıkarına kullanmak istemektedir. Yukarıda söylediğim Kani Yılmaz bir tane değildir. Benim PKK üzerinde otoritem vardır. Ayrıca halk da beni çok tutmaktadır. Bana imkân verilirse PKK'yı demokratik sisteme uyarlamak çabalarını geliştiririm. PKK'yı yasal çerçeveye çekerim. Devlet imkân verirse, silahlı çatışmaları sona erdiririm. Hatta dağdaki elemanları yasal çizgiye çekerim. Bu da devletin yasal imkân tanımasıyla olur.

'Kendim için istemiyorum'

Dağdakiler zor koşullar altındadır. Cezaevlerinde yirmi yıldır yatan 10 000'e yakın PKK'lı kişi var. Bütün bunlar iç barışı sağlar. Yıllardır devam eden kanı durdurur. Ben bunu kendim için istemiyorum. Uzun bir tarihi olan çatışmaları durdurup, barış dönemine girmek istiyorum. Beni örgütünü tasfiye eden biri olarak değil, ülkesi ve halkı için en doğrusunu yapan biri olarak görün. Ben yakalandığımda, Yunanistan'ın yaydığı öldürüldüğünle dair bir haber istenmeyen olaylara neden oldu. Ben bu olayların gelişmesini önlemek isliyorum. Bu konuda örgütümü ikna ederim ve ben bu güce sahibim. 'Özgürlük mü? İşte Türkiye, demokratik sistemi içerisinde aranan her türlü özgürlük var. Vatan mı? İşte Türkiye vatanımız derim. Türkiye bizim tarihi ortak vatanımızdır. Bu ortak vatanın bölünmesini istemem. Ulus olarak da Kürtler, Türk ulusal bütünlüğü içerisindedir. Ancak, ayrı kültür ve dili olan bir unsurdur.

Tüm talimatları ben vermedim

Esasında PKK'nın bütün şiddet eylemlerinden sorumlu olmakla beraber, bu eylemlerin çok büyük bir kısmının talimatını da ben vermiş değilim, hatta şiddete karşı da durdum; birçok eylem, alan komutanları talimatıyla olmuştur. Mesela dikkat edilirse sivillere yönelik eylemlerde azalma olmuştur. Bu azalma, yani sivillere yönelik azalma benim uzun uğraşlarım sonucu olmuştur. Ben 1996'dan beri de, sürekli tek taraflı ateşkes sağlamaya uğraşıyorum, en son 1 eylül 1998 tarihinde ateşkes ilan ettim.

'Ne okul yaktırdım, ne öğretmen öldürttüm'

Bugüne kadar okul yakmalar, öğretmen öldürmeler gibi ağır olaylar örgüt adına gerçekleştirilmiştir. Örgüt başı olarak sorumluluk bana çıkartılmaktadır, bunun farkındayım. Ancak ben örgütün başı olarak bunları her zaman önlemek istedim. Sorumluları belirleyip, kendilerini etkisiz hale getirme yollarını aradım. Özellikle son iki üç yıl içerisinde, sivil kesime karşı işlenen benzer şiddet olayları azalmıştır. Olanlar da yabancı ülkelerin kışkırtmaları sonucu meydana gelmiştir. Belirtmek istediğim, istanbul'da meydana gelen son yakma olayının dış kaynaklı olduğunu öğrendim. Benzer olayların meydana gelmemesi için de kınadığımı, bu yolla örgüte mesaj verip önleme yollarına başvurduğumu belirtmek istiyorum. Örgüt lideri olarak sorumluluğumun farkındayım. Ama büyük bir kısmıyla doğrudan doğruya ilgim olmadığını, inisiyatifini dışında geliştiğini söyleyebilirim. Bundan sonra meydana gelen ölüm olaylarına bir kişinin dahi ilave edilmesini istemiyorum. Bu konuda imkân tanındığında her türlü yardımda bulunmayı vaat ediyorum.

'Türk bayrağını öptüm'

Benim bugüne kadar Atatürk'e karşı. Türk ulusu ve bayrağı aleyhine bir sözüm olmamıştır. Söylediklerim de eleştiri mahiyetindedir. Atatürk'ü küçük düşürücü sözlerim de yoktur. Atatürk'ün önderlik hususlarını takdir ettim. Bugüne kadar da kendime rehber olarak kabul edip uygulamaya çalıştım. HADEP genel kurul toplantısında Türk bayrağının indirilmesini ilk kınayanlardan biri de benim. Bu konuda MED-TV'de konuşmalarım çıkmıştır. Yakalandığımda da Türk bayrağına karşı saygımı öperek gösterdim. Bu konuda suçlamaları kabul edemem.

'Ermeniler beni beğenmedi'

Benim Ermeniler ve Ermeni terör örgütleriyle önemli bir ilişkim olmamıştır. Başlangıçta geliştirilmek istenen ilişkiler benim kendileri yönünden uygun bir kişi olmadığım, kendi kapalı görüşlerini benimseyecek bir kişiliğim olmadığı için benimle ilişkiyi sürdürmediler. Coğrafi yönden îç Anadolu'ya kadar uzanan ideallerini benim benimsemem de mümkün değildi. Benim böyle bir sorunum olmadı, olamazdı da.

'Ben katkıya hazırım'

Ayrıca şunları ilave etmek istiyorum. Yukarıda açıklamaya çalıştığım hususlar benim samimi duygularımdır. Amacım ülkemizi ve devletimizi daha da güçlendirmek ve yardımcı olmaktır. Kişisel hiçbir beklentim yoktur. İmkânlar tanındığında gerekli bilgiyi verip, örgütü yasal çizgiye çekmeye hazırım. Bu konuda devletimizin de üzerine düşeni yapması gerekir. Devletin üzerine düşen, iç barışı sağlayabilmek için gerekli olan yasal düzenlemeler yapmaktır. Bunların başında af yasası, dağda ve cezaevinde olanlar için onların topluma karışmalarını sağlayacak bir af yasası gelir. Ben bu konuda üzerime düşen her türlü katkıda bulunmaya hazırım. Bize bağlı halkını ve örgülümü demokratik devletin, (ilkemizin hizmetine uyumlu hale getirme imkân ve gücüne sahip olduğumu söylüyorum; tüm gücümle bu yönde çaba harcamaya hazırım. Şimdilik söyleyeceklerim bundan ibarettir. Gerektiğinde düşüncelerimi yazılı olarak da Başsavcılığınıza ve mahkemenize sunacağım."

Abdullah Öcalan, ataşeyle aynı asansörle iniyordu

Suriye makamlarının "Ülkemizde Abdullah Öcalan diye birisi yok. Böyle bir kişiyi, bulunması halinde hemen yakalar, dost ve kardeş ülke Türkiye'ye iade ederiz" dediği günlerdi. Türkiye, bunların oyun olduğunu biliyordu. Öcalan'ın Suriye'de lüks otellere gittiği, orada bazı buluşmalarını gerçekleştirdiği de biliniyordu. Ama bir gün o otelin asansöründe Türkiye'nin Şam Büyükelçiliği'nde görevli askeri ataşeyle karşılaşacağı herhalde aklından bile geçmemiştir.

Resim

Müthiş bir karşılaşma oldu. Askeri ataşe, yemek için gittiği lüks otelden ayrılırken asansörün çağrı düğmesine bastı. Başını kaldırıp asansörün kaçıncı katta olduğunu görmeye çalıştı. Asansör geldi ve onun arkasından iki kişi daha asansöre bindi. Asansöre binen kişilerden birini hemen tanımıştı. Asansörde askeri ataşe ile PKK'nın başı Abdullah Öcalan birlikte iniyorlardı, ikisi de birbirlerini tanımıştı. Hiç konuşmadan, ikisi de gözlerini asansörün kaçıncı katta olduğunu gösteren ekrandan ayırmadı.

Asansörden indiklerinde ikisi de rahatlamıştı. Ataşe, yanında bulunan kızına teröristin zarar verebileceğini düşünmüştü. Öcalan, otelden hızla ayrıldı. Suriye'nin "ülkemizde yok" dediği Abdullah Öcalan, lüks otellerde dolaşıyor, askeri ataşemizle göz göze gelebiliyordu.

Askeri ataşe, iki gün sonra görevli olarak Ankara'ya gelmişti. Ataşe, bir meslektaşına "Suriye'nin 'yok' dediği Abdullah Öcalan'la otelde, asansörde karşılaştık" dedi. Askeri ataşenin bu olayı anlattığı kişi, kısa süre sonra MHP Genel Başkanı Alparslan

Türkeş'e bu durumu anlattı. Türkeş, "Askeri ataşe niye durmuş, silahını çekip vursaydı" karşılığını verdi.

Alparslan Türkeş'in oğlu MHP Milletvekili Tuğrul Türkeş'e bu olayı sordum. Tuğrul Türkeş, "Ataşenin, Abdullah Öcalan'la asansörde karşılaştığını söylediği subay, bunu babama anlatmış. Babanı da, 'Silahını çekip niye vurmamış? Vurması gerekirdi' demiş. O ataşeyi de, konuşmayı babama aktaran kişiyi de tanıyorum. Bunları hem babamdan, hem ataşeden, hem de ataşenin anlattığı kişiden dinledim" karşılığını verdi.

Gerçekten böyle bir olay yaşandı mı? Askeri istihbarat subayları, Abdullah Öcalan'ın sorgusunda "son som" olarak "Şam'da Türk askeri ataşeyle karşılaştınız mı?" diye sordu. Böylece meraklarım da gidermiş olacaklardı.

Apo, o soruya şu karşılığı verdi:

"Şam'da kaldığım binada, Türk ataşeyle bir gün -tarihini hatırlamıyorum- asansörün içinde karşılaştık. Yanında küçük kızı vardı. Benim yanımda da korumam vardı. Aslında diyalog kurmak istiyordum. Ancak Suriye gizli örgütü el-Muhaberat'tan çekindiğim için konuşamadım."

Abdullah Öcalan, bu olayı hiç unutmadı. Acaba o gün konuşsa ne olurdu, Suriye istihbarat örgütü kendisine ne yapardı? Bu soruyu kendisine hep sordu. Yıllar öncesine gitti. Genelkurmay Başkanlığı'na gidişini, ilk gözaltına alınışını hatırladı. Yıl 1972'ydi.

Kaynakça
Kitap: Apo Olayının Perde Arkası
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir