Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Suriye Ajanı Ağa, Abdullah Öcalan'a Önemli Bir Mesaj Getirdi

Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 155

Burada Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Suriye Ajanı Ağa, Abdullah Öcalan'a Önemli Bir Mesaj Getirdi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Kas 2011, 15:29

Suriye Ajanı "Ağa", Abdullah Öcalan'a Önemli Bir Mesaj Getirdi
Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 155


Suriye istihbarat örgütü el-Muhaberat'ın elemanlarından Ağa kod adlı Mervan Zirki, PKK'nın Suriye temsilcisi "Delil'le birlikle Abdullah Öcalan'ın Şam'daki evine geldi. Apo, kendisiyle ilgili önemli gelişmeler olduğunu biliyordu. Ağa'nın elinde her zamanki gibi küçük taneli siyah renkli tespihi vardı.
Apo, "Hoş geldin Ağa" dediğinde, Ağa "Hoş bulduk" dercesine başını salladı. Söze nereden başlayacağını bilemiyordu. Ağa, demli çayı severdi. Hiç sormadan odaya üç çay getirildi. Sessizliği, Apo'nun çayının şekerini karıştırırken çıkardığı ses bozuyordu.

Apo, "Hayırdır Ağa?" diye sordu. Ağa, "Sana kötü haberler getirdim. Bunu söyleme görevi de bana verildi" dedi. Odada yine bir sessizlik oldu. Yalnızca, Suriye ajanı Ağa'nın çay bardağından çıkan sesler vardı. Ağa, çayından bir yudum aldı.

Konuşmasını sürdürdü:

"Suriye'den artık ayrılman gerekiyor. Eğer gitmek istemezsen seni Türkiye'ye teslim etmek zorunda kalacağız."

Abdullah Öcalan, böyle bir haber bekliyordu. Buna göre de ne diyeceğini düşünmüştü. Ağa'ya, "O zaman beni Lübnan'a gönderin. Orada kalayım" dedi. Ağa, "Hayır, orada kalman da uygun bulunmadı. Suriye'de ya da Lübnan'da artık kalamayacaksın. Bunlar bundan sonra imkânsız" karşılığını verdi.
Apo, elini saçlarının arasında dolaştırdı, "Öyle ya, zorla misafirlik olmaz" dedi. Bu sözlerinin hemen ardından, Delil'e dönüp, "Hazırlıkları yapın. Pasaport, para, gideceğimiz ülke, ne lazımsa yapmaya başlayın" dediğinde sıkıntısı yüzünden okunuyordu. PKK'lılar sahte pasaportlarını Suriye ve Lübnan'da yapıyorlardı. Ancak, Abdullah Öcalan'ın pasaportunun "sağlam" olması için "Abdullah Sarıkurt" adına düzenlenmiş pasaportu, örgütün Avrupa birimi tarafından hazırlanıp Suriye'ye ulaştırılmıştı.

Apo, uçaktan Şam'a son kez bakıyordu: "Elveda Suriye"

Abdullah Öcalan, 7 temmuz 1979 tarihinde gittiği Suriye'den tam on dokuz yıl sonra ayrılıyordu. Tarih 9 ekim 1998'i gösteriyordu. Uçak havalandıktan sonra pencereden Şam'a baktı. Binalar seyrekleşmeye başlayınca geride kalan binaları görmek için başını geriye çevirdi, içinden "Elveda Şam, elveda Suriye" dedi.

Apo, kendisi için bu hüzünlü anı Jandarma İstihbarat subaylarına verdiği ifadede şöyle anlatıyordu:

Resim

"Örgütümüzün Yunanistan'da bulunan temsilcimiz olan Rozalin kod adlı Ayfer Kaya'yı yanıma çağırdım ve Yunanistan'a geleceğimi, gerekli hazırlıkları yapmasını isledim. Rozalin, Yunanca'yı (iğrendiği için kılavuzluk yapacaktı. Yunanistan'daki dostlarımız Badovas, Nagazakis ve parlamenter arkadaşlarıyla ilişki kurduğunu, sonucun olumlu olduğunu söyledi. Şam'dan normal tarifeli uçakla Atina'ya gittim. Evden ayrılıp uçağa gidene kadar el-Muhaberal beni izledi. Uçak Stockholm'e gidiyordu ve kalabalık sayılırdı. Benim yanımda uçağa gidene kadar Delil, Rozalin ve el-Muhaberat'tan Ağa vardı. Havaalanına kadar bizim kullandığımız araç ile gittik. Delil orada kaldı. Delil'e Suriye'deki evlerin boşaltılmasını, Irak'a doğru gitmelerini söyledim. 9 ekim 1998 tarihinde oradan ayrıldım. Yolculuk iki saat kadardı. Uçak içinde tanınmamak için kendi kendimi kamufle ettim. Şam'dan ayrılışımızı Delil ve evde kalan bazı gençler biliyordu. Yunanistan'a gideceğimizi ise Badovas biliyordu. Atina'ya indik."

Yunan istihbaratı: "Burada kalamazsınız"

Apo, tedirgindi. Yıllarca Suriye dışına çıkmamıştı. Başına neler geleceğini bilmiyordu. Uçakta tedirginliği had safhadaydı. Sanki bir şey olacak da uçak Türkiye'ye inecek diye yüreği ağzına geliyordu. Tanıyan birilerinin çıkmaması için dua ediyor, uçakta dağıtılan Arapça gazeteyi okuyormuş gibi yapıp yüzünü gizlemeye çalışıyordu.

Uçak, Yunanistan'a indiğinde Apo biraz rahatlamıştı. Çünkü kendisine orada dostça karşılanacağı konusunda bilgi verilmişti. Uçağın kapısında Apo'nun inişini bekleyen sivil giyimli görevli Yunanistan istihbarat örgütünün üst düzey görevlilerinden Dimitri'den başkası değildi.

Dimitri, Apo'yu havaalanının güvenlik bölümüne götürdü. Onu tepeden tırnağa süzdükten sonra, "Gerçekten siz Abdullah Öcalan mısınız?" diye sordu. Apo, kendisinin gerçekten PKK'nın lideri Abdullah Öcalan olduğunu Ayfer aracılığıyla söyledi. Saat 12 civarıydı. Dimitri, "Sizin burada kalma süreniz saat 17'de dolacak" dedi. Apo şaşırmıştı. Ayfer'e kızıyor, "Nerede dostlarımız? Niçin bizi almaya gelmiyorlar?" diyordu.

Ajan Dimitri, "Saat 17'de sizi göndermek zorundayım. Başbakanlık'tan bu yolda emir aldım. Aldığım emri yerine getirmek du-rumundayım. Sizi Stockholm uçağına bindireceğiz" dediğinde, Apo, Ayfer'e, "Ne diyor kız bu adam, çabuk tercüme et?" diye söylendi. işlerin kötü gittiğini biliyordu. Avuçları terlemişti. Ellerini pantolonuna sürüp terini sildi. Apo, başka yere gitmek istemediğini belirtti. Odaya iki istihbarat görevlisi daha gelmişti. Ayfer Kaya, Yunanca onlara iltica haklan olduğunu belirtiyor, Yunan ajanlarına seri çakışlarda bulunuyordu. Apo. Ayfer'e "Ne söyledin?" diye soruyor, aldığı cevaptan sonra onların ne söylediğini soruyordu. Dimitri ve iki ajana "Hiç değilse birkaç gün havaalanı yakınında bir otelde kalalım" dediklerinde bu önerileri de kabul edilmemişti.

Apo, Ayfer'e "Bunlardan bize hayır yok. Daha önce Moskova temsilcimiz Mahir'le konuşmuştum. Aksilik olması halinde Rusya'ya girebilmem için izin almasını istemiştim. Mahir Duma'dan izin aldığını söylemişti. Şimdi irtibat kurup Moskova'ya gitmekten başka çaremiz yok" dedi.

Apo, Mahir'le bağlantı kurduğunda, Mahir "Gelin" dedi. Ancak nasıl gideceklerdi? Dimitri'ye kendilerine küçük bir uçak bulmalarını ve Rusya'ya gitmelerinin sağlanmasını istedi. Dimitri odadan çıktı. Üst görevlilerle temas kurdu. Odaya döndüğünde, "Tamam, sizi Rusya'ya götürecek bir uçak bulduk" dedi. Sekiz kişilik jet uçağının üç mürettebatı bulunuyordu. Öcalan yol boyunca Ayfer'e, "Hani ayarlamıştınız, hani bizi karşılayan milletvekilleri olacaktı?" diye çıkışıyor, "İnşallah Rusya'da benzer bir olay başımıza gelmez" diyordu.

9 şubat 1998'de Moskova'ya indiğinde Apo'yu örgütün Rusya sorumlusu Mahir, Parlamento Komisyonu sorumlusu ile İstanbullu iki tüccar karşıladı. Davetli olduğu için geçişte bir sorun yaşamadı. Görevliler, Apo'nun pasaportunu inceledikten sonra geçişine izin vermişlerdi. Apo'nun kalacağı ev havaalanına yarım saat uzaklıktaydı, iki katlı evin bahçesinde meyve ağaçları vardı. Apo, meyve ağaçlarını görünce "Ömerli'de bizim evin de bahçesinde böyle ağaçları vardı" diye söylendi. Evde Malür'in yanı sıra Kürt kökenli üç kişi daha bulunuyordu.

Apo, bu evde otuz gün kaldı. Ancak, artık ona "git" demeye başladılar. Türkiye'nin Interpol'e başvurması sonucu Apo sıkıştırılmaya başlandı, ona "Sizi artık burada tutamayız" denildi.

Apo, Rusya'daki günlerini şöyle anlattı:

"Giderek sıkışma süreci başladı. Sıkıştırma güvenlik ve istihbarat örgütünden geliyordu. Şahsi güvenliğimi ben italya'dayken kendisini yakan bir arkadaşla birlikte iki kadro sağlıyordu. Korumalardan birisinin adı Ahmet, diğeri Cihat'tı. Cihat daha önce Hakkâri civarında giriştiği bir çatışmada ayağından yaralanmıştı. Rusya'yla görüşmelerimizde Mahir ile tercüman olarak Rusya Kürtlerinden Rüstem bulunuyordu. Rusya'da Primakov işi düğümledi. Parlamento'yla her türlü ilişkiler açıktı. Toplantılar olumluydu. Hatta Mahir ayakta alkışlandığını söylüyordu. Herkes olumlu olmasına rağmen Primakov kesinlikle ülkeyi terk etmemizi istedi. Tekrar ülke aramaya başladık. Yunanistan'la tekrar ilişki kurmaya çalıştık. Rozalin Yunanistan'da, Kani Yılmaz Avrupa'da uğraşıyordu."

"Ben, Abdullah Öcalan'ım, iltica istiyorum"

italya Yeniden Yapılanma Partisi Milletvekili Mantovani'nin isteği üzerine Apo italya'ya gidiyordu. 12 kasım 1998 günü saat 21'de kalkan yolcu uçağıyla Roma'ya geldi. Orada kendisini milletvekili Mantovani ile örgüt elemanlanndan Ahmet Yaman karşıladı. Pasaportun üzerinde kendi fotoğrafı bulunuyordu, ancak pasaport Abdullah Sarıkurt adına düzenlenmişti.

Apo, ilk gelen polise "Ben PKK lideri Abdullah Öcalan'ım" dedi. İltica etmek istediğini söyledi. Polis şaşırmıştı. Telefonla konuşurken bir Apo'ya, bir pasaporta bakıyordu. Apo, havaalanında uzun süre kaldı. Sabaha doğru hastaneye götürüldü. Kontroller yapıldı, iltica süreci başladı.

Apo'ya "Seni Türkiye'ye teslim etmeyeceğiz. Ancak Schengen Antlaşması çerçevesinde Almanya'nın istemesi durumunda Almanya'ya iade edebiliriz. Bunun için kırk gün bekleyeceğiz" dediler. Bu yolculuğunda Rozalin kod adlı Ayfer Kaya da italya'ya gelmişti, ancak Apo'nun yanına girmesine izin vermiyorlardı. Ayfer'i ayrı bir odada tutuyorlardı. Tercüman olarak Ahmet günde birkaç kez yanına geliyordu. Cep telefonuyla konuşmasına izin verilmişti. Telefonla Kani Yılmaz ve Mahir'le konuşuyordu.

Apo, Cehennem Vadisi'ndeki villaya yerleştiğinde, italyanlar evde serbest olduğunu, ancak güvenlik nedeniyle evden ayrılmaması gerektiğini söylediler. Hatta evin alt katına italyan polisi yerleşti. Apo, Ahmet Yaman'ın cep telefonuyla konuşuyordu.

Resim
Abdullah Öcalan'ın Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nden Lazaros Mavros adına çıkarılmış pasaportu.

Apo'nun villasına gelen italyan polisleri, Fransız adli makamlarının talebi üzerine Apo'nun eşyalarını kontrol etmek islediler. Evde arama yapıldı. Bu aramanın amacı, Fransa'da yakalanan bir PKK'lının Apo'yla ilişkisini kanıtlayabilecek bir belge bulunduğu takdirde onun Fransa'ya girişini yasaklamaktı. Yani Almanya gibi onlar da Apo'nun ülkelerine gelmemesi için önlem alıyorlardı. Apo'nun villasında ziyaretçileri hayli çoktu. İtalyanlar bir yandan "Kalabilirsiniz ama yargının verebileceği bir kararla tutuklanabilirsiniz de" diyorlardı. Bunu devamlı bir silah gibi kullanıyorlardı.

Apo, İtalya'da bulunduğu dönemde bir yandan gidebilecek başka ülke arayışına da girmişti. Güney Afrika, Yunanistan, Rusya, Hollanda, Finlandiya, Baltık ülkeleri için ayrı ayn uğraşıyordu. Apo'ya "Libya'ya başvur, Arap ülkelerine başvur" diyorlardı. Apo, Libya ve Arap ülkelerine gitmek istemiyordu, Avrupa ülkelerinden gelen cevaplar ise hiç iç açıcı değildi, ingiltere "Kesinlikle ülkemize gelmeyin" diye Apo'ya bir yazı ulaştırdı. Diğer ülkeler ise ne "kabul" diyorlar ne de reddediyorlardı.

Gelen cevaplar üzerine Apo, en çok Rusya üzerinde durmaya başladı. Türkiye'nin baskısı sonucu İtalya, Apo'nun bir an önce ülkelerinden ayrılmasını istiyordu. Apo, Rusya'daki temsilcileri Mahir'le görüştü. 16 ocak 1999 tarihinde İtalya'dan ayrıldı. Villanın çevresinde çok sayıda foto muhabiri ve kameraman bulunmasına rağmen, Apo'nun götürülüşünden kimse haberdar olmadı. Kapıda bekleyen gazetecilere "Apo ülkemizden ayrıldı" denildiğinde bunu önce "şaka" sandılar.

Apo'nun üzerinde bu kez Güney Kıbrıs Rum kesiminden alınmış bir pasaport bulunuyordu. Apo'nun fotoğrafı bulunan pasaportta, ismi Lazaros Mavros olarak geçiyordu. Apo'nun yanında yine Ahmet Yaman bulunuyordu. Özel uçağın masrafını ise örgütün Avrupa temsilciliği karşılamıştı.

Abdullah Öcalan, Rusya'ya girişinde rüşvet verilmiş

Apo, Şam'dan ayrılırken yanına 50 000 dolar almıştı. Yakalanana kadar bunun ancak 15 000 dolarını harcadı. Tanınmamak için yanına güneş gözlüğü almış, yıllardır kullandığı Oltu taşından yapılmış tespihini de birlikte götürmüştü.

Apo, Moskova'ya ikinci gelişini söyle anlatıyor:

"Rusya'da Novgorod Havaalanı'na geldik. Bizi bazı Kürt dostlar ve Mahir karşıladı. Olaydan iç güvenlik haber aldı. Bana on gün içinde ayrılmam için süre tanıdılar. Havaalanından Mahir'in ayarladığı eve iki saatte geldik. İtalyanların Rusya'ya gideceğimden bir hafta öncesine kadar haberleri vardı. Novgorod Havaalanındaki görevlileri bizim arkadaşlar ayarladıkları için geçişte bir problem olmadı. Kürt dostlar bunu ayarlamak için bir miktar para dağıtmışlar. Ev dikkati çekmediği için özel eve gittim. Eve gittikten iki üç gün sonra güvenlik geldi. İç güvenlik yetkilileri bana Mahir'in çok büyük hata yaptığını, beni kandırdığını söylediler. Tekrar Rozalin'le ilişki kurdum. Rozalin'le ile Yunanlı dost Badovas ve Nagazakis yanıma geldi. Rusya'ya özel küçük bir uçakla gelmişler. Uçağa kadar beni iç güvenlik getirdi."

Apo, 1 şubat 1999'da Yunanistan'a giderken, ona bu kez bir sorun yaşanmayacağı söylendi. Atina Havaalanı'nda, Apo'yu yine Yunan gizli servisinin önemli isimlerinden Dimitri karşıladı. Ajan, Apo'ya "Niye geldin?" dercesine öfkeli bir biçimde bakıyordu.

Apo'yu bu kez odaya bile almadı. Apo, o anı, sorgu sırasında şöyle anlatıyor:

"Orada anladım ki Yunanistan'a alınmanı konusunda önceden herhangi bir ayarlama yapılmamış. Telaşla beni nereye göndere-bileceklerini sordular. Bir ara Kenya lalı geçti. Aceleyle beni uçakla Korfu Adası'na gönderdiler. Bana, Yunanlılar baştan beri ne yapılacağını biliyorlar gibi geldi. Bana ısrarla benden sonra örgütün başına kimin geçeceğini soruyorlardı. O gece Korfu'da beni bir eve götürdüler. Sanıyorum istihbaratın kullandığı yan askeri bir yerdi. Badovas, Atina'da kalinisti. Benini yanımda temsilci Mehmet kod adlı soyadını bilmediğim Midyatlı İbrahim, Dilek kod adlı Şemsi Kılıç, Yunanlı Corc, onun yanında adını bilmediğim birisi ile Rozalin vardı. Kortu Adası'ndan uçakla ayrıldık. Oradan Misc'e götürüldük. Hollandalı avukat Berita'yla görüştük. Hollanda'ya gidebilmemiz için Misk'e uçak gelecekti. Yunanlı pilotlar beni bir an önce havaalanında indirip geri dönmek istiyorlardı. Ancak ben uçak gelmediği için inmedim. Bu arada bütün Avrupa ülkelerinin havaalanlarının bana kapatıldığını duydum."

Apo'ya telefon eden kişi sır bilgiyi verdi: "Seni almaya geldiler"

Yunanlı pilotlar, Apo'nun bir an önce uçaktan inmesini istiyorlar, Apo ve yanındakiler ise "Uçak gelmeden inmeyiz" diye diretiyorlardı. Beklenen uçak bir türlü gelmiyordu. Yunanlı pilotlar sinirleniyordu. Yunanistan'dan "Birlikte Yunanistan'a dönün" talimatı aldılar. Apo, aynı uçakla Yunanistan'ın başkenti Atina'ya geldi. Havaalanında kısa bir bekleyişten sonra başka bir uçağa bindirildi. Yanında Mehmet vardı. Uçak Kenya'ya gidiyordu.
Kenya'nın başkenti Nairobi'de onları Yunanistan Büyükelçiliği görevlileri karşıladı. Büyükelçi Kostunas daha (ince NATO'da görev yapmış deneyimli bir diplomattı. Apo, Yunanistan Büyükelçiliği'ne iltica talebinde bulundu.

Apo'nun Kenya'da olduğu günlerde MlT Müsteşarlığında da önemli bir hazırlık yapılıyordu. İşadamı Cavit Çağlar'ın uçağı boyanıyor, kuyruk numarası değiştiriliyordu. Uzun bir yolculuğa çıkacak kişiler belirleniyordu. Bunların arasında Gülhane Askeri Hastanesi'nde görevli doktor da bulunuyordu.
Büyükelçi Kostunas, Apo ve arkadaşlarını bir an önce büyükelçilik dışına göndermek için planlar yapıyordu. Onların kalabileceği ev bile kiralanmıştı. Ancak, Apo o günlerde büyükelçiliği arayan ve Türkçe konuşan bir kişinin telefonda kendisine "Dört kişi sizi almaya geliyor. Dikkat edin" diyen telefonundan sonra her şeyden kuşkulanır olmuştu. Apo, elçilikte hediye olarak bulunan silahlan alıp arkadaşlarıyla birlikte nöbet tutmaya başladı. Sık sık perdenin arkasından gelip geçenlere bakıyor, etrafta dikkat çekici bir durum olup olmadığını gözlüyordu. Apo, sorgusunda da telefon eden kişinin kini olduğunu bilmediğini söyledi.

Apo büyükelçiliğe gelen İtalyan avukatı ve Yunanlı avukatı Filifılas'la görüştü; kendisine yeni bir ülke arıyordu. Aynı gün Yunan büyükelçi, Kenya Dışişleri Bakanlığı'na davet edildi. Büyükelçi döndüğünde "Saal 17'de havaalanına gideceksiniz, oradan istediğiniz yere gidebilirsiniz" dedi. Apo, "Ben Amsterdam'a gitmek istiyorum" karşılığını verdi ve yolda başına bir şey gelmemesi için diplomatik dokunulmazlığından dolayı Büyükelçiliğe ait otomobille gitmek istediğini söyledi. Ancak bu isteği kabul edilmedi. Büyükelçiliğin bahçesinde sert tartışmalar oluyordu. Kenyalı görevliler, Apo'yu bir otomobile, arkadaşlarını başka bir otomobile bindirdiler. Apo uçağa geldiğinde arkadaşları görünmüyordu. Görevliler, "Onlar diğer kapıdan giriş yapıyor. Gelmek üzereler" dediler. Apo uçağa hindi.

O anı ifadesinde şöyle açıkladı:

"Uçağa bindim. Birden etrafımız sarıldı. Hemen yere yatırıldım ve yakalandım. Uçağa binince üst aramam yapıldı. Saatim dahil hepsini üzerimden aldılar."

Resim

"Türk heyetiyle görüşeceğim gün Özal öldü"

Abdullah Öcalan'ın sorgusunu, PKK konusunda uzman olan jandarma görevlileri yapıyor, PKK konusunda önemli birikime sahip üç emniyet mensubu da soru hazırlıyor, Apo'nun çelişkilerini ortaya çıkarıyor, yeni sorular yöneltilmesine katkıda bulunuyordu. Apo müthiş açıklamalar yapmaya başladı. Konuşmalar video kameraya alınıyordu.

İşte Öcalan'ın ifadelerinden bazı bölümler şöyle:

1987'de İstanbul'da


1987 yılında sahte bir Türk pasaportuyla Suriye'den, uçakla İstanbul üzerinden Sofya'ya, oradan da Çekoslovakya'ya gittim. (Öcalan'ın bu açıklamasına kadar onun Suriye dışına hiç çıkmadığı biliniyordu.) Orada on beş gün kaldım. Bazı istihbarat yetkilileriyle görüştüm. Ancak pratik sonuçlar çıkmadı, imzalanan protokolde PKK'nın siyasallığının tanınmasını istedim. Oradan Moldavya-Frankfurt üzerinden uçakla Suriye'ye geri döndüm.

'Bitlis Paşa'nın Kürt politikası iyiydi'

1992 yılı sonunda Talabani ile görüştüğümüzde Türkiye'ye ateşkes istemimizi götürmesini istedim. Özal hükümetiyle Talabani'nin görüşmeleri vardı. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis Paşa'nın Kürt politikasına yaklaşımları iyiydi. Celal Talabani aramızda, arabuluculuk çalışmalarına başladı. Sanıyorum, Özal ve Eşref Bitlis yaşasaydı, bugün bu sorun çözülmüş olacaktı. Bunların önerileri ile bizim önerilerimiz birbirine çok yakındı. Önerilerde, genel kapsamlı bir af ve bizlerin (PKK) siyasi platform içerisinde faaliyetleri sürdürmemiz öngörülüyordu. Bekaa'da gazetecilerin gelmesiyle bir basın toplantısı yapıldı. 1993 yılı mart ayında basın toplantısı yaptım. 14 Nisan 1993'te bir basın toplantısı daha yaptım. Talabani bana olumlu adımlar atılacağını söylüyordu. Bana "Eşref Bitlis Paşa benden yana, Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş ortada" şeklinde sözler söylüyordu.

Özal'a suikastı ve Semra Hanım'a mesaj 17 nisan 1993 tarihinde öğleden sonra Türkiye'den temsilciler ge-lecekti. Bu aşamadayken, aynı gün saat 1 l'de Turgut Özal'ın öldüğünü öğrendim. Turgut Özal'ın ölümünü suikast olarak değerlendiriyorum. Özal'ın ölümünden sonra eşi Semra Özal'a başsağlığı mesajı gönderdim. Özal'ın sağlığında benim için söylediği 'Söyleyin ona, yaptığı her şey yanlış değildir' sözü beni çok etkilemişti.

'Erbakan'la mektuplaştık'

Erbakan hükümeti zamanında Ankara'yla mektuplaşmalarım olmuştu. Suriye gizli servisinden Ağa kod adlı Mervan Zirki ve Suriye temsilcisi Delil kanalıyla Suriye'den Erbakan'a mektup gönderdim. Bana cevap geldi. Karşılıklı olumlu yazışmalarımız oldu.

'Kardeşim uyuşturucu kaçakçısı'

"Zagros alanı (Hakkâri-Van yöresi) uyuşturucu ve silah kaçakçılığı için biçilmiş kaftandır. Bu bölgede eskiden beri kardeşim Osman Öcalan bulunmaktadır. Silah kaçakçılığı örgütümüz için haya-ti ihtiyaçtı. Bunu yönlendirdim ve onayladım. Ancak, uyuşturucu ticareti bizzat yaptırmayıp, bu işle uğraşanlardan haraç almalarını söyledim. Sonradan öğrendiğim kadarıyla, hem bu alanda, hem de kapatılan kamp olan Makü alanında kardeşim Osman'ın İran kaçakçıları ve bazı devlet yetkilileriyle uyuşturucu kaçakçılığı yaptığını öğrendim. Ve derhal sorgulama sürecine aldım. Ancak parti ileri gelenleri affetmemi istediler. Bana uyuşturucu ticaretiyle uğraşmayacağı sözünü verince affettim. Ancak o alana kimi gönderdiysem, bu pisliğe bulaştığını duydum. Hatta bu şahısların, Romanya üzerinden de Avrupa'ya uyuşturucu sevk ettiklerini öğrendim.

'Rant çetesi var'

Zagros eyaletinin yağlı ballı olması, ticaretidir. Araziyi, parayı sorumlular ve görevliler tatlı bularak büyümüşler ve bu onları bana kafa tutmaya itmiştir. Yüksekova Belediye Başkanı Necdet Buldan bize yardımcı olmuştur. Örgüt içinde oluşan rant çetesinin varlığı mevcuttur. Üzerine gitmek için çok uğraştım. Tam anlamıyla başaramadım. Eğer Suriye'den çıkmam söz konusu olmasaydı üzerine gidecektim.

Ne kadar harcanıyor

Dersim, Erzurum, Diyarbakır, Mardin kendini finanse ediyor. Botan eyaleti çok masraflıdır. Yıllık 2 milyon dolar harcanıyor.

Zagros kendini finanse ediyor. Gümrük vergisi alınıyor. Behdinan eyaletinin yıllık harcaması 5 milyon dolara yaklaşıyor. Soran eyaletinin de 5 milyon dolar gideri var. Küçük çaplı işyerlerimiz var. Fabrika ve banka düzeyine ulaşamadık. Bir kurumlaşmayı yakalayamadık. Küçük çaplı işyerleriyle yetindik. Bunlar dükkân, lokanta gibi yerler. Son dönemde evimde bulunan kasada 20 milyon dolar vardı. Bunun büyük bir kısmını Kuzey Irak'a gönderdim, 2 milyon 250 bin dolar kalmıştı. Bu parayı da Suriye temsilcimiz Delil'e bıraktım. Suriye'den ayrıldıktan sonra ihtiyaçlarım Avrupa'daki örgüt bütçelerinden karşılandı.

'Leyla Zana'ya emri ben verdim'

1991 genel seçimleri sonunda, DEP milletvekillerinin Meclis'te Kürt kimliğini öne çıkarmaları konusunda talimat verdim. Ancak, yemin töreninde yapılacak konuşma konusunda herhangi bir talimatım olmadı. Milletvekilleri, bu konuşma metinlerini tamamen kendileri kararlaştırmışlar. Leyla Zana'nın milletvekili olarak yemin töreninde Kürt kimliğini öne çıkarmasını ben söyledim. Ve Kürtçe yemin etme konusunda önerim oldu. Müteakip yıllar, Hatip Dicle, Leyla Zana, Sedat Yurttaş, Ahmet Türk ve Mehmet Sincar'la telefonla görüştüm. Halihazırda bunları yönlendirdim ve parti adına özellikle Kürt parlamentosu faaliyetlerini müşterek yönetmekteyiz.

'Kürtçe yemin edin demedim'

Leyla Zana'nın Parlamento'da Kürtçe yeminine karşı tepkiler doğdu. Parlamento'ya gittiklerinde neden çekindiklerini sordum. 'Neden 1921'de Mustafa Kemal zamanında yapılanları yapmıyorsunuz?' dedim. 'Yemin etmeyin' demedim. Ancak 'Kürt halkının varlığını hissettirin. Kürt giysileriyle gidebilirsiniz' dedim. Ama onlara da orada saldırılmamalıydı. Leyla'nın pek fazla politik bilgisi yoktu. Ahmet Türk inisiyatifsiz, rolünü iyi oynayamadı. Liderlik sorunu vardı. Melik Fırat'ı önerdim. Parti merkezince, 'Neden dinci bir gericiyi liderliğe getirmek istediğim' eleştirisi oldu. Mahmut Kılınç'la ilgilendim. Kendisi bağımsız entelektüeldi. Çok iyi bir öndere ihtiyaç vardı. Ancak bu olmadı. Başarısızlığın bence en önemli nedeni buydu. Sonuçta bu enkaz ortaya çıktı. Becerikli bir politikacı tarihi bir adım atabilirdi. Türk solu da bu konuda sınıfta kaldı. Bizi desteklemedi.

'Refah Partisi bizim oylarımızı aldı'

HADEP'in kapatılabileceği durumuna karşı, yeni bir parti olan DEHAP'ın korunmasını, yeni partide daha Türkiyelileşmiş, Kürt partisi olarak katılaşan bir partiyi Türkiye'nin kaldıramayacağını söyledim. Partide her gruptan temsilcilerin olduğu, Melik Fırat'ın da olabileceği bir oluşum kurulmasını istedim. 1!)!).") seçimlerinde Kefalı Partisi oluşan ortamda dini konuları kullanarak, bizim potansiyelimizdeki oylan aldı. Aslında bu bir Türkiye'ye karşı tepki oylarıdır. Sol gruplardan ÖDP, EMEP gibi partilerle birlikte cephe partisi kurulsun, mutlaka demokratiklesin, çağdaşlasın, Avrupa'ya yoğunlaşın dedim. Politika alanında dev bir imkânı kişisel hatalardan kaybettik.

'Tavuğunu bile öldürün'

1991 yılında DEP'e oy vermeyen herkesin tavuğunu bile öldürün diye talimat verdim. Ancak, bunun hata olduğunu anladım. Çünkü talimatımın âdeta bir katliama dönüşeceğini düşünemedim. 1990'larda kitle potansiyelini yakaladık. Gerillayı siyasal konulara aktarmak istedim. DEP'e bunu bildirdim. Bunun çok önemli bir fırsat olduğunu söyledim. Gerilla için de bunu belirt tim. Onlar da kullanmadı.

'Gazetecilerin masrafı karşılanıyordu'

Avrupa temsilciliklerinde örgütümüz sadece siyasilerin değil, gazeteci, profesör gibilerin de masraflarım karşılıyordu. HADEP'te dağdan gelen adamların yuvalanmaları hatadır. Benimle veya merkez komite üyeleriyle görüşmek istendiğinde HADEP'le görüşmek yeterlidir. Bu durumlar HADEP ve gerillaya yardımcı olmadı. Bu durum gerillayı parti ve kişilerin şahsi menfaatleriyle çatışır duruma getirdi. Kürt kimliğini geliştirmek de Türkiye'ye uygun değildir. Buna gerek de yoktu. Eleştirmeme rağmen, bu yapılmadı, Türk kamuoyundan tepki topladık.

'Dini duyguları kullandım'

Ben politik sosyalistim. Komünist değilim. Milliyetçiliğe karşıyım, seviniyorum da. HADEP'in durumu Türkiye'de olan şovenizm karşısında başarılı olamadı. Bir ara da dini duygulardan dolayı dini kullandım. Halep ve Roma'da kendimi İsa'ya yakın hissettiğimi söylemem tamamen taktik gereğidir. Öyle bir Kürt milliyetçiliği oluşturun ki, karşı taraf da Türk milliyetçiliğini savunur halı- gelsin ve bloklar oluşturulsun.

'PKK çeteleşmiş'

Bizim içimizdeki köylü anlayışındaki kadrolar nedeniyle yanlışlıklar yapıldı. Yüzde 5 devletin yanlışlıkları yanında, yüzde 95 bizini yanlışlarımızdı. Hatayı kabul ediyorum. Bunları önleyemedim. Altıncı kongreye girilirken, bir damla kanın bile boş yere akıtılmasını istemediğimi bildirecektim. Bu işi sonuçlandırmak istiyordum. Ya öyle ya da böyle bir sonuca ulaşacaktık. Bu nedenle çok kapsamlı bir ülke arayışına gitmedim. Gidip saklanıp yaşamayı kendi siyasal ideolojime yakıştıramadım. Kadroların yurtdışında yaptıklarını gördüm. Ancak onlara çaktırmadım. Ülke içerisinde kontrolü sağlayacak güçleri de çağırdım.

Resim

Dışarıdakileri de çaktırmadan toplayarak bir araya getirdim. PKK'nın kaderinde rol oynayabilecek herkes toplandı. Kongredeki arkadaşlara, "Ya düşünürsünüz ya da ben sizinle çalışmam" dedim. Çünkü PKK, yarı çeteleşmiş bir durumda.

'Üstüme yoktur'

PKK'nın son kongresinde 450 kişi toplandı. Bunların korumasını 2 500 kişi yaptı. Çevre ülkeler bize her türlü imkânı sağladı. Hatta ülke içinde birtakım yöneticilerin de bunlara destek olduğunu biliyorum. Şiddeti geliştirmede üstüme yoktur. Kongrede bulunsaydım, yapacağım konuşmada, silahlı alandan, siyasi alana geçmek gerekeceğini de açıklayacaktım. Onları buna ikna etmeye çalışırdım.

'Suriye'den sağ çıkamazdım'

Suriye'de el-Vatan partisi, Mervan Zirki (gizli servis el-Muhaberat görevlisi) sorumluluğunda son 4-5 aylık gelişme sonucunda kuruldu. Bunu açıklamak oradaki Kürtlere zarar verir. Suriye'yi biz boşaltınca Kürtleri bir çatı altında toplamak amacıyla bizim mirasımızın üzerine oturdu. Asıl tehlikeli gelişim budur. Suriye'den ayrılmamın bir nedeni de oradaki yeni oluşumu duymuş olmamdır. Orada kalsaydım sağ çıkamazdım. O nedenle Türkiye'nin tutumu gereği savaş söz konusu olunca oradan ayrıldım. Ayrılmamdaki nedenlerden en önemlisi budur. Ben Suriye'den ayrıldıktan sonra hemen Talabani'yi görüşmeye çağırdılar. Talabani İngiliz güdümündedir. ingiltere'nin en sistemli yönetebileceği bir kişidir. 1992 yılında Talabani, Türkiye'ye ne kadar zarar verdiyse, bana da o kadar zarar vermiştir. Kardeşim Osman PKK tarihinde ilk defa yalnız başına bir anlaşma imzaladı. Tarihi bir mirası Talabani'ye götürerek teslim etmeye kalkıştı.

'Evleri sattırmadılar'

Suriye'de bizim üç okulumuz vardı. Birinde Türkçe, birinde Kürtçe eğitim veriliyordu, birisinde ise ben kalıyordum. Ayrıca Şam'da on katlı bir binada evimiz vardı. Zırhlı iki arabam vardı. Suriye'den ayrılmadan önce evleri ve arabaları satmak istedim. Sattırmadılar. Mervan Zirki bunların üzerine konacaktır. Ben Suriye'den ayrıldıktan sonra arşivlerin evlere dağıtıldığını öğrendim.

'Suriye'den eylem emri'

1984 öncesi Suriye'de meydana gelen patlamalardan sonra


Devlet Başkanı Hafız Esad, istihbaratçı Mervan Zirki aracılığıyla gönderdiği mesajda, bombalamaların bizini yüzümüzden olduğunu söyledi. 1984 öncesi Türkiye içerisinde eylemler yapılması için Suriye'yle görüşmelerimiz oldu. PKK'nın Suriye'deki faaliyetlerine göz yumulması karşılığında Türkiye'de yoğun eylem yapılmasını bizlerden istedi. Bizlere her türlü desteği sağladı. Örgütün büyümesine yardımcı olacak siyasi, askeri finans, sahte kimlik, sınırlardan geçiş dahil olmak üzere önemli destekleri oldu. Türkiye'ye gelen gruplara bölgenin video çekimleri yaptırtıldı. Bunda maksat, askeri bir harekât için birliklerine şimdiden araziyi tanıtmaktı. El-Muhaberat'ın araçlarını zaman zaman kullanıyorduk. Son dönemlerde ise Lübnan'ın araçlarını Suriye'de kullanmaya başladık. Suriye'nin PKK'yı beslemesi işine geliyor. Ayrıca Suriye'deki Kürtlerin PKK çatısı altında toplanarak kurulacak Kürdistan'da toplanmalarını istiyordu. Asıl tehlike de bu. Suriye'de, Esad ailesinden Cemil Esad'la örgütsel ilişkilerimi yürütüyordum.

'Kuzey Irak'a gidecektim'

Suriye'den ayrılma emrini el-Muhaberat'tan Mervan Zirki tebliğ etti. Bana verilen mesaj, ya savaş çıkar ya seni teslim ederiz şeklindeydi. Suriye'den ayrıldıktan sonra Kuzey Irak'ta Musul yakınlarındaki Sincan Dağı'ndaki Mahmura kampında kalma düşüncesindeydim. Yunanistan temsilcisi (inzalin tarafından Yunanistan'a davet edilince Kuzey Irak'a gitmekten vazgeçtim. Biz gider gitmez Mervan Zirki parti kurup PKK'nın mirasına oturdu. Mallarımızı satmak istememize rağmen kimse almadı.

'İki kez tutukladılar'

Suriye temsilcimiz olan Mahmut Drej halen tutukludur. Bunun amacı 'Biz PKK'yı desteklemiyoruz, bunun örneği de PKK'nın temsilcisi halen tutukludur' demek içindir. Ben de iki kez tutuklanıp bırakıldım. Beni baskı altında bulundurmak için bunu yaptılar. Suriye'de benim hakkımda yazılı ve görsel basında herhangi bir haber yapılmamıştır. Suriye'de Antakyalı öğrenciler çok ucuz, hatta bedava okutulmaktadır. Şoförler çok rahat ticaret yapabilmektedirler. Devlet bunu desteklemektedir. Antakya konusunda silahlı bir yöntemden daha çok o bölgenin Suriyelileştirilmesi politikası izlenmektedir. Suriye'den iç dengeleri sağlamak için toprak talebinde bulunmadık ve oraya 'küçük toprak' dedik.

'Paralı askerlik yaptık'

2 temmuz 1979'da Mehmet Sait kod adlı Ethem Açan'la birlikte yurtdışına çıktım. Filistin kimliğini (Demokratik Cephe) Şam bürosundan Abdi isimli temsilcisinden Ethem aldı. Kimlikle birlikte Lübnan'a gittik. FKÖ ve el-Fetih'in dış ilişkiler bürosuyla temaslarımız oldu. O zamanlar orada Sarp Kuray grubu, Kürtçü gruplarından da KDP ve KYP'nin grupları vardı. Biz de bir grup kurduk. FKÖ Türkiye'de elçilik alınca bize soğuk bakmaya başladı. Türkiye'de büro açmak ve asker yapacak adam aradıkları için bizimle ilişkiye geçtiler. FKÖ'de paralı askerlik yaptık. 1980'e kadar kampta 25-30 kişiydik. 1980 ihtilaliyle katılımlar arttı. Katılanlar asker oldukları için her birinden FKÖ'den aldığımız parayla finansal kaynaklarımız oldu. FKÖ askeri eğitim veriyordu. Biz de kitap okuyarak siyasal eğitimizi sağlıyorduk.

Saddam'dan yardım

1988 yılında Zeydan'ı, Saddam'la görüşmek üzere gönderdim. Siyasi alanda destek görmedik. Kamp alanı olarak yardımlarını gördük. Kuzey Irak'ta yaralılarımız Süleymaniye'de bulunan hastanelerde tedavi görmektedirler.

Musul ve Kerkük kontrol altına alınabilirse Türkmenler bir çıkar yol bulabilir. Türkiye'nin en çok ihmal ettiği kesim Türkmenlerdir. Körfez Savaşı sonunda kuzeyde oluşan otorite boşluğu ve Birleşmiş Milletlerin bu bölgeye uyguladığı uçuşa yasak bölgeden de yararlanarak çok kısa zamanda büyük bir güç haline geldik. Çok sayıda silah, mayın, ağır silahlar ve mühimmat elimize geçti. Örgütümüzü kısa zamanda bu silahlarla donatarak büyük bir güç kazandık.

İran'la ilişkiler

İran'da örgütün sorumlusu Mahsun kod adlı arkadaştır. Gizli servisten Sait zaman zaman yanıma geliyor ve görüşmelerimiz oluyordu. Kendisiyle Irak-Talabani-Barzani meseleleri hakkında tartışıyorduk. Rusya üzerinden örgüte sağlanacak silah, SAM-7 ve diğer lojistik desteklerin güvenli bir biçimde elimize geçmesi için anlaşmaya vardık. Ayrıca Urumiye'de örgüte ait bir hastanenin kurulması veya yaralıların burada tedavi edilmesi anlaşmasına vardık. Buna karşılık Türkiye'de bulunan Hizbullah örgütünün faaliyet alanlarına müdahale edilmeyecek ve silahlı çatışmaya son verilecekti. Bu anlaşma halen yürürlükte olup İran, örgütümüze barınma, silah, tedavi ve ülkesinde kamp kurma imkânı sağlamaktadır. İran'daki kamplar yaralı ve hastaların tedavi edil-diği kamplardır, iran'daki kamplar için yılda 5 milyon dolar, Irak'taki kamplar için 15 milyon dolar harcanıyor.

PKK'ya alternatif

İran'ın Hizbullah'ı PKK'ya alternatif geliştirme çabası vardı. Bir nevi bizim yerimize göz koymaları vardı. KDP ve PKK'nın yıpranmasını istiyorlardı. Bir dönem Hizbullah ile aramızda birbirimizin bölgesine girmeme ve faaliyetlerine karışmama, hatta düşmana karşı birlikte hareket tarzı konusunda anlaşma yapıldı. Ancak bu anlaşma fazla gündemde kalmadı. 1994 yılında İran gizli servisinden bana bir telefon geldi. Kardeşim Osman'ın çok hasta olduğunu söyleyerek İsfahan'a göndermeyi istediklerini söylediler. Bunu sadece bana karşı geliştirmek ve yeni bir veliaht yaratmak istediler. Bunu değiştirmek için üç yılımı verdim. Celal Talabani, Cuma'ya (Cemil Bayık) "Sıkışırsan yanıma gel" demektedir. Bunlar PKK üzerine kurulan hesaplardır.

'Türkeş bizim için görüştü'

Ermenilerle ilişki kurmak istedim. Ermenistan Devlet Başkanı Petrosyan ile MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş'in iki kez gö-rüştüğünü duydum. Bu görüşme bize karşıdır. Bu görüşme Amerika'nın dayatması sonucudur. ABD-Ermenistan politikası PKK-Türkiye çatışması sonucunda meydana gelen boşluktan ve zayıflamadan yararlanmaktır. Ben defalarca ilişki kurmak ve Suriye'den ayrıldığımda gitmek istedim. Beni geçirmekte yardımları olmaz mı diye Mahir'i gönderdim. Ancak asla kabul etmediler. Türkeş'le görüşmeden sonra bize karşı tutum sergilendi. Kaçaryan dönemi farklı olabilir. Bu ülkede bulunan Kürtlere PKK doğrultusunda faaliyette bulunma serbestisi verilmekte ve bazı yayınların basılmasına ve dağıtılmasına göz yumulmaktadır. Ermenistan'da bir temsilciliğimiz bulunmaktadır.

'Rusya'da köyümüz var'

Moskova yakınlarında Yaroslav'da örgütün satın aldığı bir köy bulunmaktadır. Suriye'den ayrıldıktan sonra Moskova'da örgütün kiraladığı bir evde kaldım. Bu köyün değeri 500 000 dolardır. Fiili olarak kullanılıyor. Ancak tapusu yok. Orada stüdyo, çocuk korosu gibi faaliyetler var. Alınmasının amacı burada çekim yapmak, bu bölgelerde örgüte katılan gençlere siyasi eğitimler vermektir.

1988 yılında Yunanistan'ın eski generallerinden Nagazakis, bir iki Türkçe bilen tercüman, bir de Haralamus isimli gazeteciyle geldi. Görüşmelerimiz oldu.

'Yunanistan eylem istedi'

Bekaa'da yanıma gelen emekli Albay A. Mastaski ile yedi kişilik heyete siyasi ve askeri yardımda bulunmalarını istedim. Yapılan görüşmelerde Lavrion kampının kullanılması, ERNK temsilciliklerinin kurulması kararlaştırıldı. Buna karşı bizlerden Türkiye'den metropollerde eylemlere ağırlık verilmesini istediler. Biz de eylemlerimizi şehirlere kaydırdık. Ayrıca teknik sabotaj ve orman yangınları konusunda Yunanistan'da bulunan kamplarda eğitim verildi. Bunun haricinde Kosova-Sırbistan tarafında da kamplar mevcut olup teknik sabotaj eğitimi yapılmaktadır. Benim Suriye'den dışarı atılmam sonucu başlayan süreçte benim yanıma hiç gelmediler. Bana sığınma hakkı vermediler. Ben vebalıymışım gibi sürekli benden kaçtılar. Üstüne üstlük beni Türkiye'ye sattılar. Ülkeler arasındaki ilişkilerde örgüt temsilcileriyle yapılan görüşmelere rağmen ben gittiğimde bana ilgi gösterilmedi. Bunun da etkisiz, ilgisiz ve seviyesiz bir politikayla PKK ve Türkiye'yi çatıştırıp zayıflayan bir Türkiye'den istifade etmek olduğunu o an anladım. Yunanistan'dan Türkiye'deki turizm gibi ekonomik hedeflere yönelmemiz konusunda istek geldi.

'Bomba eğitimi veriliyor'


Yunanistan'da, Türkiye'de eylemler yapmak üzere bomba eğitimi başta olmak üzere birçok alanda eğitim görülüyor. Kamplar mevcuttur. Bu eğitimler özellikle 1987-1988 yıllarında başlamıştır. Yunanistan'da bazı örgütler vardır. Rızgari örgütü ve lideri orada bulunmaktadır. Eğitimlerini burada sürdürmektedir. Türkiye'den giden ve Türkiye'ye düşman olan her türlü örgütü barındırır. Liderleri serbestçe dolaşabilir. Kamp yeri olarak kullandıkları yerler bulunmaktadır.

'Yunanlı ajan PKK saflarında'

Yunanistan'da PKK'ya toplanan yardım -ki bunlara dergi, kitap geliri dahildir- kiliselerin yardımıyla yıllık 1 milyon dolar civarındadır. Paraların büyük bir bölümü Güney'e aktarılmaktadır. Paraların nakli kişilerce olmaktadır. Bankalar kullanılmamaktadır. Yunanistan'dan 1989 yılında iriyarı yapılı Dimitri isminde Yunan gizil servisinin adamı yanıma geldi. Botan bölgesine geçti ve bu bölgede altı ay kadar kaldı. Daha soma geri döndü.

'Bulgaristan'a gittim'

Bulgaristan'da Sofya'nın merkezinde bir büromuz mevcuttur. Yüz kadar aileyle ilgileniyorlar. Büro eğitim için kullanılıyor. Dernek adı altında bir bürodur. Eğitim verilenler Avrupa'ya aktarılır. Ben Bulgaristan'a 1982 ve 1987 yıllarında gittim. On beşer gün kaldım. Mücadelemize destek aradım. Oradan Çekoslovakya'ya geçtim. Daha sonra Berlin üzerinden Suriye'ye geldim. Önemli bir anlaşma sağlanamadı.

Füze yardımı

Sırbistan'ın elinde bol miktarda Strella füzeleri mevcuttur. Bana biraz yardım amacıyla verdiler. Yirmi adet de satın aldım. Arkadaşlar Almanya veya Yunanistan üzerinden Sırbistan'a gidip görüşmeler yapıyorlardı. Sırbistan'da büromuz yoktur. Füzeler Avrupa'dan gelen paralarla alınıyor. Füze eğitimleri Sırbistan'da yapılıyor. Konteynırlara yüklenip gemiyle Suriye'ye getiriliyordu. TNT, C-4 gibi patlayıcı maddeleri Sırbistan'dan sağlamaktayız.

Romanya'da siyasi eğitim

Bizim açımızdan Romanya'da siyasi eğitim önemlidir. Beş bin ci-varında bir esnaf kitlemiz mevcut. Bükreş'te evlerimiz ve derneklerimiz var. Eğitim amaçlı kullanıyoruz. Bize sık sık serbestlik sağlıyorlar. Romanya'da sorumlu Mehmet Hoca'dır. Eğitim faaliyetlerini yürütür. Romanya Türkiye'den katılanların siyasi eğitim yeridir. Burada bulunan esnaf kitlesinden dolayı mali açıdan da önemlidir. Toplanan paralar önemlidir. Romanya'dan daha çok teknik malzeme (telsiz, dürbün, gece görüş cihazı vb) gelmekledir.

Kıbrıs Rum kesimi

Rum kesimi bizim için hiçtir. Orada 150 civarında bir aile vardır. Kadro yoktur. Ekonomik ilişkiler birkaç milyonluk olup örgütsel ilişkiler daha önem kazanır."

Apo'yu militanları fena dolandırmış

Sorgu sırasında Apo "Başımdan geçen ilginç bir olayı da anlatacağım. Belki inanmayacaksınız ama örgüt içinde beni de dolandırdılar" dedi. Subaylar, örgüt içinde astığı astık, kestiği kestik olan ve her sözü kanun yerine geçen Abdullah öcalan'ın militanları tarafından dolandırıldığına önce inanamadılar.

Apo ayrıntıları anlatmaya başladı:

"Özellikle Kuzey Irak'ta lojistikle uğraşanlar paranın tadını almaya başlayınca ve yükünü tuttukça kaçmaya başladılar. Kaçanlar hemen hemen yüz binlerce dolan beraberlerinde götürdüler. Paris'te bir dostumuz bizi 500 000 mark dolandırdı. Kafkaslar'dan Nahçıvan, Azerbaycan, Ermenistan'dan silah satın alındı. Ancak alınan malzemelerin büyük bir kısmı bozuk çıktı. Bu ülkeler de bizi dolandırdılar. Suriye'den ayrılırken evlerimizi, arabalarımızı satmak istedik. Kimse bunları almadı. Suriye'deki malvarlığımızın tamamı Suriye istihbarat örgütüne kalmış oldu."

Apo, dost bildiğimiz bazı ülkelerin bile PKK'ya önemli yardımlar verdiğini açıkladı. İşte Apo'nun anlatımına göre hangi ülke, PKK'ya hangi destekte bulundu:

Almanya'nın istekleri


Suriye'deyken Almanya gizli servisinden Lummer benimle görüştü. Bizden Almanya üzerindeki eylemlerin durdurulması istendi. Grümlent isimli gizli servis üyesiyle de görüştük. Konu hemen hemen aynıydı. Biz de bunun karşılığında Almanya'nın bize karşı daha yumuşak davranmasını isledik. Ayrıca PKK üzerindeki yasağın kaldırılmasını istedik. Grümlent 1905 yılı yaz aylarında, Lummer ise 1996 yılı yaz aylarında benimle görüştüler. Onlarla birlikte bazı parlamenterler de geldi. Bunlardan birisi Steinbach'tır. Yanlarında gazeteciler ve sosyal demokratlardan bir bayan parlamenter de vardı.

Almanya'yla ilk ilişkiler 1980'lerde işçilerle başladı. 1990'lardan sonra eylemlilik sürecine girildi. Görüşmelerden sonra her ne kadar yumuşama dönemine girilmişse de istenilen düzeyde olmadı. Ancak diğer ülkelerde olduğu gibi Almanya'da ilişkilerimizde kendisine yakın bulduklarını yanına alma politikasını izledi. Örneğin Kani Yılmaz'ın sığınma talebini kabul edip pasaport verirken beni Roma'dan sonra gitmem halinde tutuklayacaklarını söylediler.

Almanya Barzani'ye yakın

Almanya, Kürt örgütlerinden KDP ile Barzani'ye yakındır. PKK konusunda kendi çizgisinde kadro yaratmak istiyor. En büyük Kürt nüfus ve kuruluşları buradadır. Kohl hükümetinin değişimiyle bizim on beş yıllık birikimimiz boşa gitti. 1995 yılında Alman istihbarat servisinden yanıma gelenler Almanya'da bulunan kitlemi yumuşatmamı söylediler. Ben de yasaklamalarının kaldırılmasına karşılık yapacağımı söyledim. Yeni hükümetle anlaşamıyorlardı. Kendilerine yakın kadrolar istediler. Almanya'da bulunan Kürt kitlesine egemen olma davamız vardı. Kendi çizgisinde olan Kürt örgütlerini desteklemeye devam edecektir. Yalnız PKK'ya değil Ortadoğu'ya açılım politikaları var. Almanya-ABD ve İngiltere ortaklaşa kolektif bir birlik olabilir. Almanya Sakine'yi de düşünebilir.

İtalya

Buradaki örgütlenme genelde Avrupa sorumlusu tarafından yürütülmektedir.

İspanya (Bask)

Bask, İspanya'ya karşı gücüm var diyebilmek için bizimle ilişkidedir. Bask'la ilgilenmemin nedeni aynı model Türkiye'de de olabilir diye araştırma yapıldığı için bu örgütle ilgilendim. Avrupa sorumlumuzdan sürekli temasta bulunmalarını istedim. O bölgelerdeki adamım Ali Yiğit'tir. Kapasitesi zayıftır.

İngiltere ve İRA

Bizim konuya en akıllı yaklaşan ülkedir. İngiltere'nin esas ilgi alanı Celal Talabani'dir. MED TV'ye 1999'un mayıs ayına kadar yayın süresi vermişti. Tekrar izin verip vermeyeceği belli değil. Benim PKK'dan tasfiye kararımı sanırım İngiltere vermiştir. Politikaları ingiltere oluşturur, ABD'ye uygulattırır, irlanda'da IRA örgütüyle görüşmelerimiz ve temaslarımız zaman zaman olmaktadır.

İngiltere bence ana politikayı oluşturmaktadır. Avrupa ve Orta-doğu'daki işbirlikçilerine bunu uygulattırmaktadır. Ama genelde politikalarını ABD'ye uygulattırmaktadır. Ortada bu konularla ilgili bir belge yok, olması da mümkün değildir. Ancak, gelişmelerde dikkat edilmesi gereken konu Avrupa'nın ingiltere'de düğümlenmesidir. Konulara çok derin yaklaşıyor. Güney Afrika yolunu bence İngiltere kesmiştir. Bizimle siyasi ilişki kurmaktan çekinen İngiltere ABD'ye Kürt meselesinde bir anlaşma imzalattırdı. Bundan yansıyan sonuçlar Türkiye ve PKK'yı derinden etkileyebilir. Anlaşmanın ilk kurbanı benim, ilk bertaraf edilmesi gereken siyasi misyon bendim. Washington'un PKK politikası budur, ingiltere'de bazı lordlarla görüşmeler yaptım.

Belçika

MED TV stüdyo ve binalarının bulunduğu yer Belçika'dır. Avrupa ne derse bize karşı onu uygular.

En büyük destekçimiz Hollanda

Üslenme ve eğitim alanımız Hollanda, bizi Alman belasından kurtardı. En fazla destek ve para aldığımız yerdir. Asıl rolü Almanya'nın kuşatmasında oynadı. Bu Almanya'ya bir tepkinin ifadesidir. İlişkiler herhangi bir ülkeyle olduğu gibidir. Hüseyin Baybaşin'in ilişkisini bize dayanarak kurmak istiyordu. Kardeşi bizdeydi. Ayrıca, uyuşturucu ticaretinden elde edilen paraların bir miktarını da bize aktarıyordu. Hollandalı avukatları bize Kani Yılmaz ve Almanya sorumlusu olan Suriye Kültlerinden Şahin getirdi. Zaten bunlar MED TV'nin de avukatlarıdır. Bunların arkasındaki güç kim bilmiyorum. Zengin kişiliklerdir. Ün peşindedirler. Kendilerini gizli olarak korunduklarını biliyorum. Bu avukatların ben Kenya'dayken "Apo Türkiye'ye dönebilir" diye demeç verdiklerini gazetelerden okudum.

'PKK-Vejin'i Fransa kurdurdu'

1988'de avukatlar ve Fransız istihbaratından bir yetkili geldi. Bu LongO Marj (istihbaratın yan kuruluşudur) Dev-Yol'cuları orada helikopterle dolaştırıp Avrupalılaştırdı. PKK-Vejin'i kurdurarak bizi bölüp yönetmeye çalıştılar. PKK-Vejin kanadını, bu oluşumu Fransa desteklemektedir. Fransa'da geniş bir halk kitlemiz var. Bu kitleden büyük bir maddi gelir görmekteyiz. Fransa Hükümeti bize destek vermektedir. Temkinli yaklaşıyorlar. Astarı yüzünden pahalı, işe yaramıyor.

Çekoslovakya

1987'de Suriye'den Avrupa'dan gelen Türk pasaportuyla uçakla İstanbul üzerinden Sofya'ya, oradan da Çekoslovakya'ya gittim. Burada on beş gün kaldım. Bazı istihbarat yetkilileriyle görüştüm. Ancak pratik sonuçlar çıkmadı. İmzalanan protokolde PKK'nın siyasallığının tanınmasını istedik. Oradan Moldavya-Frankfurt üzerinden uçakla Suriye'ye geri döndüm.

Libya

Libya'da çalışan Türk işçilerinden toplanan 500 000 dolar meselesi vardı. Eskiden ilişkilerimiz vardı, işçilere dayalı özellikle maddi ilişkiler. Bunun yanında eleman kazandırma da oluyordu. Libya yönetiminin demeç vererek siyasi alanda katkısı oldu. Pratikte bize araç gereç, silah ve malzeme vermediler. Neden vermediklerini bilmiyorum. Ben Suriye'den ayrıldığımda orada bir grup sempatizan kadro vardı. Suriye'den ayrılınca onlar gözaltına alındı. Bizi de bu süreç içerisinde davet etmediler.

Suudi Arabistan

Suudi Arabistan ve Libya'da işçiler azaldığı için kadro göndermiyoruz. Suudi Arabistan'da illa bir emirin kabul etmesi gerekiyor.

Mısır

El-Ezher Üniversitesi'nde okuyan bir grup sempatizan kadromuz bulunmaktadır.

Küba

Bir iki kez kültürel etkinliklere Küba'ya bir grup genç gönderdik, ilişkiler bu kadardır.

'Mandela istemedi'

Ben Roma'dayken Güney Afrika Devlet Başkanı Mandela'ya, beni ülkesine kabul etmesi için mektup gönderdim. Fakat Mandela İngiltere'nin etkisiyle kabul etmedi. Mandela'ya güvenmemin sebebi birkaç kez Türkiye'yi Kürt sorununa istinaden suçlaması, Kürt sorunlarından dolayı Atatürk Barış Ödülü'nü almaması gibi sebeplerdir.

Kanada

Kanada'da bazı sempatizan gruplar var. Özellikle İran'dan giden nüfus vardır. Küçük bir temsilciliğimiz bulunmaktadır."

"Amerika, Barzani ve Talabani'yi devlet yapmaya çalışıyor"

Kuzey Irak'taki gelişmeler subayları yakından ilgilendiriyor. Kuzey Irak'ta Amerika'nın neler yapmak istediğini Abdullah Öcalan şöyle açıklıyor:

"Amerika bizi ve Türkmenleri ezdi. Barzani ve Talabani'yi devlet yapmaya çalışıyordu. Amerika kırk yıldır Kürtler üzerinde Barzani'yi yüceltmeye destek çıkıyor. Barzani ve Talabani beni kesinlikle istemiyorlardı. Bu konuda Suriye de destekledi. Irak'ta başbakan yardımcısı kanuna göre Kürt olur. Amerika yardımcıyı destekler ve öne çıkarır. Irak'ta bir Kürt devletinin kurulması bütün çevre ülkeleri etkiler. Amerika'nın Irak'ta Saddam'ı devirmesi için Kuveyt destek veriyor. Benim Türkiye'ye teslim edilmemde Amerika çaba gösterdi ve Yunanistan'ın da bariz desteği vardır. Bu durum Amerika ve Yunanistan'a Türkiye'yle elli yıl daha bunun politikasını yapma imkânı sağlayacaktır. PKK olarak Amerika'yla ilişkilerimizi geliştirmek için teklifler götürüldü. Amerika bizim tekliflerimize ılımlı yaklaşmadı. Amerika'dan Şam'a senatör eşi Bayan Porter 1996 yılı içerisinde geldi. Bizimle görüştü. Mesajlarımı kendisine ilettim ve Amerika'ya mesaj yolladım, ilişkileri geliştirmek istediğimi bildirdim. Bu mesajıma bile cevap gelmedi. Daha sonra bunlar Kuzey Irak'a gittiler. Amerika PKK'dan en uzak duran, mesafeli olan ülkedir. Ama üst düzeyde bir politika olarak değerlendirip bir politika çizgisi belirlemektedir. Eski bir büyükelçi olarak Irak'ta çalışmış bir diplomat son günlerde benim yanıma geldi. Mesajlarımı anında ABD ve ingiltere'ye bildireceğini belirtti. Ancak sonuç çıkmadı. ABD'deki faaliyetlerimiz cılız kalmıştır. ABD'de açılan bazı işyerlerimiz bize yılda 150 000 dolar civarında gelir getiriyordu."

"Barzani ile Talabani'nin anlaşmaları çok önemli"

Sorgucular, Barzani'yi, Talabani'yi yine soruyorlar.

Apo anlatıyor:

"Barzani ve Talabani'nin Washington'da imzaladığı anlaşma çok ciddidir. 1992 yılındaki anlaşma uygulanmamış olabilir. Ancak bu sefer çok ciddidir. Anlaşma, temelinde benim bertaraf edilmemdi. Çünkü PKK mirasıyla boşluğu doldurma, böylelikle Türkiye'nin kızıp savaş açmasını önlemek şeklinde bir politika izlenmiştir. ABD, bununla aynı zamanda Türkiye'nin de dayatmalarını göz önüne almıştır. Buna, Türkiye'nin çıkarları ile ABD'nin stratejik çıkarları temelinde yaklaşılmıştır. ABD, politikalarını, Kürtlere yönelik olarak anlaşmayı kalıcı, köklü bir oluşumla işler hale getirmek için kullanacaktır.
Apo'ya terör örgütleriyle ilişkileri soruluyor.

Apo isim isim sıralıyor:

"PKK'nın değişik ülkelerdeki İRA, ETA, Japon Kızıl Ordu, Kızıl Tugaylar, Alman RAF, Yunan 17 Kasım ve Ermeni ASALA örgütleriyle bağlantıları var. Beyrut'ta 1982 yılında ASALA'yla görüştüm. Ermeniler Kürdisi an topraklarının kendi topraklarını aldığını belirttiklerinden sıcak bakmadılar. Ancak, sınırların iç içe germesi nedeniyle şu anda sınırların çizilmesi mümkün değil dediler. Basın ASALA konusunu abarttı. Benim ASALA misyonunu devam ettirdiğim doğru değildir. ASALA'nın eylemlerinin durmasının nedeni 1983 yılında bölünmesidir. Bölündükten sonra Atina ve Fransa'daki sorumluları öldürülünce örgüt dağıldı."

Apo ve Sakık örgütün lider kadrosunu nasıl değerlendiriyor?

Abdullah Öcalan ve Semdin Sakık. Öcalan örgütün kurucusu ve lideri, Semdin Sakık ise yirmi yıl PKK'nın dağ kadrosunda görev yapan ve ikinci adamlığa kadar yükselen önemli bir ismiydi. Sakık, Apo'nun olumsuzluklarına tepki gösterdiği için örgütten kaçtı, Barzani'ye teslim oldu. Sakık'ın Kuzey Irak'tan Türkiye'ye getirilmesi büyük bir operasyonu gerektirmedi. Çünkü, Barzani bu kişinin Türkiye tarafından götürülmek istenmesine sıcak bakıyor, ancak kendi elleriyle teslim etmelerinin doğru olmayacağını belirtiyordu.

Sakık, Kuzey Irak'ta düzenlenen operasyon sonucu yakalanıp Türkiye'ye getirildi. Diyarbakır DGM tarafından idam cezasına çarptırıldı. Abdullah Öcalan ise Kenya'da yakalanıp Türkiye'ye getirildi. O da İmralı Adası'nda kurulan mahkeme sonucu idam cezasına çarptırıldı, idam cezası kaldırılınca ikisi de rahat nefes aldı.

Semdin Sakık da mahkemede, geçmişte yaptıklarının hata olduğunu söyledi. Abdullah Öcalan da "bağımsız Kürdistan"ın, "federasyon"un hayal olduğunu anlattı. İkisi de PKK'nın sözde komutanlarını yakından tanıyor. Onların yapılarını, karakterlerini çok iyi biliyorlar. Kimin kimi sevdiğini, kimin örgütte niçin tutunduğunu da karşılıklı olarak biliyorlar. Apo ve Sakık örgütün lider kadrolaını ayrı ayrı değerlendirdiler. Sakık'a göre lider kadronun önemli bir kısmı Abdullah Öcalan'ı sevmiyor.

Öcalan ve Sakık ifadelerinde hem birbirlerini, hem de örgütün lider kadrolarını ayrı ayrı değerlendirdiler.

Apo'ya görer Sakık


"Konumu en zayıf, pratiği en güçlü olan birisidir. Ayrı bir oluşum gibiydi. Kendim öldürterek kan davası başlatmak istemedim. Onu kongreye taşıyıp cezasını kongrenin vermesini istedim. Yunanistan Şemdin'i bana alternatif olarak kullanmak istiyordu. Biz Şemdin'i yargılama sürecine aldığımızda, onu öldürme yerine kendilerine verilmesini istediler. Amaç beni Şemdin'den kurtarmak değil, yeni oluşumda kullanmaktı. Yunanistan gizli istihbarat örgütü Şemdin'i kullanmak istiyordu."

Sakık'a göre Apo

"Siyasi ve örgütleme yönü güçlü olup çelişki ve çatışmalardan iyi yararlanır. Her sisteme ayak uydurur. Askeri ve mücadele yönü zayıftır. Duygularını yenmesini bilir. Yaşama, cinselliğe düşkündür. Eğitim adı altında yanma aldığı bayan örgüt mensuplarıyla cinsel ilişkide bulunur. Kendisiyle cinsel ilişkide bulunduğunu söyleyen bir bayan örgüt mensubu bu sözlerinin yayılmaması için Rıza Altun tarafından öldürülmüştür. Apo, gizlilik sahibi birisi olup konuştuklarına kendisi de inanmaz. Bencil bir yapıya sahiptir. Kendisini toplum üstü, tanrısallaşmış bir insan olarak görür. Kürtleri aşağılar ve sevmez. Örgütte herkesin açık yönlerini arar. konuştuklarına kendisi de inanmaz."

Apo'ya göre Cemil Bayık (Cuma)

"Askeri ve pratik alanda zayıftır. Bana bağlıdır. Genelde cephe gerisinde kalır. Savaş içine girmez. 1992 yılında bir mağarada 17 militanı yaralı oldukları ve ele geçmemeleri için, karargâhta 13 militanı ise disiplini sağlamak için öldürtmüştü. Bu yüzden yoğun eleştiriler aldı."

Sakık'a göre Bayık

"Abdullah Öcalan'ın zayıf ve güçlü taraflarını iyi bilir. Örgüte ve Apo'ya bağlıdır. Askeri yönü zayıf, örgütleme yönü güçlüdür. Diplomasi ve kadro yel isi irine konusunda tecrübelidir. Örgüt tabanı tarafından sevilir. Apo'nun rezaletlerine göz yumar. Beni sever. Örgütten ayrılmam kafasında soru işaretleri bırakmıştır."

Apo'ya göre Duran Kalkan (Abbas)

"Pratik alanda güçsüz, eğitim ve ideolojik söylemde güçlüdür. Eğitimlerde başarılıdır. Ülke içerisinde dağa dayanabilecek elemandır. Barzani'nin yanında bile yer bulabilir. Çünkü KDP'nin tepkisi banaydı."

Sakık'a göre Kalkan

"Kendisi kitabi bir dünyaya sahip olup yaşam düzeyinde yetersiz, sabit fikirlidir. Örgütü sever, ama Apo'yu sevmez. Cinselliğe düşkündür. Beni sever. Örgütten ayrılmam kendisini düşündürmüştür."

Apo'ya göre Ali Haydar Kaytan (Fuat)

"İdeolojik yanı ve yorum kabiliyeti çok güçlüdür. Örgütlenmede bir hayli dağınıktır. Kararlıdır. Cesaretlidir. Pratikte bir usta olarak toparlanma sağlayamaz. Cemil Bayık'a yakındır."

Sakık'a göre Kaytan

"Abdullah Öcalan'a güvenmez. İçten bir tavır alınıştır. Teorik olarak güçlüdür. Pratik olarak zayıftır. Örgüt tabanı tarafından sevilmez. Kişiliksizdir. Benim örgütten ayrılmam kendisini sevindirmiştir."

Apo'ya göre Halil Ataç (Ebubekir)

"Bilinç düzeyi yönünden ve askeri alanda çok iyidir. Ancak yüzde 10 kapasiteyle çalışır. Bunu az kapasiteyle çalıştığı için eleştirdim. Eğer köylülüğü aşabilse askeri alanda inanılmaz bir komutan olurdu. Atak formasyonu yok."

Sakık'a göre Ataç

"Abdullah Öcalan'ı çok iyi tanır. Siyasi yönü güçsüz, askeri yönü düşük düzeydedir, ispiyoncu özellik taşır. Örgüt içinde kendisini kimse sevmez. Abdullah Öcalan'ın hemşehriliğinden yararlanır. Cinselliğe düşkündür. Cinsel ilişkiden dolayı eleştirilmesine rağmen yargılanmamıştır. Beni sevmez. Örgütten ayrılmama sevinmiştir."

Apo'ya göre Murat Karayılan (Cemal)

"Eski kaçakçıdır. Becerikliliği hudutta mayınları sökmedir. Çok cesurdur, halkla ilişkileri iyidir. Köylü özellikleri hâkimdir. 1998'deki operasyonlarda çok sayıda kadronun yitirilmesine sebep oldu. Derin bir askeri anlayışı yoktur, saygınlığı var."

Sakık'a göre Karayılan

"Apo'nun hemşehrisi olduğu için örgütte ayrıcalıklıdır. Uzun süre Öcalan'ın yanında bulundu. Kendisini sever ve ona bağlıdır. Bilinçsiz bir kişiliğe sahiptir. Siyasi ve askeri yönü zayıftır. Benim örgütten ayrılmama sevinmiştir."

Apo'ya göre Osman Öcalan (Ferhat)

"Osman benim kardeşim. 1993'te idamla yargılandı. 5'inci kongrede bir kararla kendisine iki yıllık bir deneme süresi tanındı. Eğer kongreden idam karan çıksaydı uygulatırdım. Örgüt siyaseti hakkında başarılıdır. İdeolojik yanı, doğru karar verme anlayışı iyidir. Pratikleşmede bazı zaafları var. Hakurk'ta kendi kendini alanda tutsak etti. Araziyi kullanmayı hiç bilmiyor."

Sakık'a göre Osman Öcalan


"Ağabeyini sevmez ve devamlı eleştirir. Kurnaz bir kişiliğe sahiptir. Diplomasi yönü güçlüdür. Askeri yönü zayıftır. Örgüt tarafından yargılanıp idam cezası almasına rağmen Apo tarafından affedilmiştir. Beni sever. Örgütten ayrılmam kendisini etkilemiştir."

Apo'ya göre Nizamettin Taş (Botan)

"Askeri pratiği ve dayanma gücü var. Hareket tarzında laçkalık fazla. Askeri alanda oldukça fazla kayıplara neden oldu. Halkı iyi harekete geçirebilir. Laçkalık düzeyini aşabilirse rolünü iyi oynayabilir. Bencilliği yoktur. Onun ihtiyacı gerçek anlamda askeri formasyona kavuşmaktır."

Sakık'a göre Taş

"Siyasi ve askeri yönü güçlüdür. Örgüt içerisinde sevilir. Apo'nun zaaflarını çok iyi bilir ve onu sevmez. Örgüt içerisinde geleceği olan birisidir. Cinselliğe düşkündür. Bu yönden eleştirilmiştir. Beni sever. Örgütten ayrılmam kendisini etkilemiştir."

Apo'ya göre Rıza Altun

"Adıyamanlıdır. Örgüte 1978 yılında katılan ve örgüt çekirdeğini ilk oluşturan grup arasında yer alır."

Sakık'a göre Altun

"Siyasi ve diplomatik yönü güçlü, askeri yönü zayıftır. Örgütle bir türlü kaynaşamamıştır. Abdullah Öcalan'ı sevmez. Kaçma ihtimali örgütteki gelişmelere bağlıdır."

Apo'ya göre Numan Uçar (Mahir)

"Örgüt içinde ona 'İhtiyar' derler. Rusya'dayken gördüğüm kadarıyla siyaseti ve devletleri anlıyor. Biraz sivilleşmiş, klasik diplomasi anlayışına kendisini bağlamış. Cephe adamı olarak iyi rol oynayabilir. Kırsalda başarılı olamaz. Rusya'da biraz kullanıldığını biliyorum."

Sakık'a göre Uçar

"Tecrübeli ve diplomatik bir kişiliğe sahiptir. İran ve Rusya'yla ilişkileri ayarlar. Şanlıurfalı olduğundan Apo tarafından ayrıcalık tanınmıştır. Cinsel ilişkiye düşkündür."

Apo'ya göre Mustafa Karasu (Avareş)

"Uzun süre cezaevinde yattı ve cezaevi sorumlusu olarak görev yaptı. Kırsala çıktığında iradesiz bir görünüm çizdi. Bir iki yıldır pratiğini geliştirdiğini gördüm. Bundan sonra daha pratik katkıları olur. Dürüsttür ve bana bağlıdır."

Sakık'a göre Karasu

"1978 yılında örgüte katıldı. Siyasi yönü güçlü, askeri yönü zayıftır. Dürüst ve saf bir kişiliğe sahiptir. Beni de, Apo'yu da sevmez. Örgüte bağlıdır."

Apo'ya göre Faruk Bozkurt (Topal Nasır)

"Oldukça pratik yönleriyle öne çıkmıştır. İdeolojik yetmezliğinden örgüt çizgisini fazla tutturamadı. Son dönemde siyasi yönden geliştiğini duydum. Becerikli, pratik yönleri iyidir. Siyasi yönünü geliştirirse ilerde önemli yerlere gelebilir, örgüte bağlı olup, tam açılamamıştır."

Sakık'a göre Karasu

"Siyasi yönü zayıf, askeri yönü güçlüdür. Örgüt içinde uzun süre barınamaz. Apo ile birbirlerini sevmezler. Örgütün ideolojisine inanmaz. Beni sever. Örgütten ayrılmam kendisini etkilemiştir. Her an örgütten kopabilir."

Apo'ya göre Orhan ilbay (İsa)

"Pratikçi, gayretçi, PKK içinde fazla derinliği olmayan, kendisine göre alaycı bir kişiliği vardır. Gelişmeye elverişlidir."

Sakık'a göre ilbay

"Askeri ve siyasi yönü gelişmektedir. Saf bir kişiliğe sahiptir. Apo'ya kör bir bağlılığı vardır. Beni sever. Örgütten ayrılmam kendisini etkilemiştir. Örgütten kopabilir."

Kaynakça
Kitap: Apo Olayının Perde Arkası
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir