Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Demirel, Helikopterde Şu Mesajı Verdi: "Suriye'yi Vururuz!"

Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 153

Burada Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Demirel, Helikopterde Şu Mesajı Verdi: "Suriye'yi Vururuz!"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Kas 2011, 19:35

Demirel, Helikopterde Şu Mesajı Verdi: "Suriye'yi Vururuz!"
Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 153


Abdullah Öcalan liderliğindeki PKK, bazı değerlendirmelere göre 35 000 kişinin ölümüne yol açtı. Kuzey Irak'ı "üs" olarak kullanan ve halen orada 5 000 civarında silahlı militanı bulunan örgüt, en büyük darbeyi örgütün ikinci adamı Semdin Sakık'ın örgütten kaçıp Kuzey Irak'ta Barzani'ye teslim olması, Türk güvenlik güçleri tarafından getirilmesiyle aldı. Artık sırada Abdullah Öcalan vardı.

Dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'den, Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirilişinin perde arkasını dinliyorum.

Türkiye, terörle mücadelede iyice bunalmıştı. Kara Kuvvetleri Komutam Orgeneral Atilla Ateş, Suriye'yle sınır olan Hatay'da "sabrımız taşıyor" diyordu. Ardından Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel "bardağın taşmak üzere olduğunu" söylüyordu. Bu konuşmalar arkaya arkaya gelmişti. Bunların planlı olup olmadığım Demirel'e soruyorum, "Konuşmalar denk düşmüştü" diyor. Türkiye, bir çare arıyordu, işte bu konuşmaların yapıldığı günlerde, 6 ekim 1998'de, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, Ankara'ya geldi.

Cumhurbaşkanı Demirel, Mübarek'e, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad'ın tutumundan yakındı ve şunları söyledi:

"Adamı ülkesinde oturtuyor. O da, Türkiye'nin içerisine eli silahlı adamları sevk ediyor. Bu eli silahlı adamlar Türkiye'de cinayetler işliyor. Cinayetlerle kimi katlediyor? Türk askerlerini, Türk vatandaşını. Bunlar kim? Burada ölenler Müslüman. Sen Müslüman'san bunları öldürtmeyi yapmaman lazım. Bu Müslümanlığa sığmaz. Burada ölenler senin komşun. Burada ölenler insan. Hem nasıl insan? Dokuz aylık bir çocuk, doksan yaşında ihtiyar. Bu insanlığa da sığmaz. Bunu yaptırmayın bari. Besleme, buna imkân verme. Yerini, telefon numarasını söylüyoruz, 'yok' diyor. İşte size de veriyorum, işte Abdullah Öcalan'ın Şam'daki telefon numarası, işte, kaldığı evlerin adresi. Şu telefondan hemen bir telefon edersen karşına çıkacaktır."
Hüsnü Mübarek, telefon numarasını aldı, cebine koydu.

Demirel, konuşmaya devam etti:

"Birçok kere dedik ki, bakın bu komşuluğa sığmaz. Maalesef Türkiye'deki terör komşularından destek görmüştür. Türkiye burnundan soluyor. Onun için madem buraya kadar geldin, öğrendin bunu. Hükümet yetkilileriyle de konuş."

Mübarek, gezi planını havaalanında değiştirdi

Demirel, isteklerini tek tek sıralamış, bu aşamadan sonra Suriye'nin neler yapması gerektiğini de yazdırmıştı. Sıra, Mübarek'i uğurlamaya gelmişti. Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün helikopter pistine giderken bile bu konuyu konuşuyorlardı. Konuşmaları helikopterde de devam etti.

Mısır Cumhurbaşkanı Mübarek, helikopterde dedi ki:

"Ben, Dışişleri Bakanımız Amr Musa'yı Suriye'ye göndereyim. Sizin bu durumunuzu, kararlılığınızı onlara anlatsın."

Birkaç dakika sonra Esenboğa Havaalanı'na gelmişlerdi. Hüsnü Mübarek, Demirel'e "Planımı değiştirmeye karar verdim. En doğrusu ben buradan Mısır'a değil, doğruca Suriye'ye gideyim. Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad'la bizzat görüşeyim" dedi.

Esenboğa'da hareketli saatler yaşanmaya başlandı. Mısır cum-hurbaşkanı, Hafız Esad'ı telefonla aradı, Ankara'da bulunduğunu, hemen Suriye'ye gelmek istediğini bildirdi. Esad "Bekliyorum" dedi. Türkiye'nin Suriye Büyükelçisi Cem Duatepe aranıyor, telefon trafiği büyük bir gizlilik içinde yapılmaya çalışılıyordu.

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Suriye'yle sınırı olan Hatay'da konuştuğu zaman Türkiye'nin Apo konusundaki kararlığını ifade etmişti. Türkiye'nin kararlı tutumu bir anda hareketlilik yaratmış, sorunu çözmek için Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek ile Iran Cumhurbaşkanı Hatemi arabuluculuk yapmaya başlamıştı.

Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in mesajını, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad'a götürdü. Mübarek, bu istekleri yerine getirilmemesi halinde Türkiye'nin, Suriye'ye saldıracağını belirtiyordu.

İlk kez burda açıklanan tarihi belgeler

İşte o döneme ait tarihi belgeler ilk kez yayımlanıyor.

Türkiye, Suriye'den şu "somut talep"lerde bulunmuştu:


"Suriye'yle ilişkilerimizin normale avdet edebilmesi için Suriye'nin uluslararası ilişkilerin temel norm ve kurallarına uymasını ve aşağıda sıralanan somut taleplerimize olumlu cevap vermesini bekliyoruz.

Buna göre,

- Türkiye-Suriye ilişkilerinin Suriye'nin terörizme verdiği destek nedeniyle ciddi biçimde zarar gördüğü gerçeğinden hareketle, Suriye'nin bazı yükümlülükleri bulunduğunu resmen kabullenmesini ve terörizme destek konusunda bugüne kadar sürdürdüğü tutumunu terk etmesini istiyoruz. Bu yükümlülükler, esas itibariyle, teröristlere destek verilmemesi, sığınma imkânı sağlanmaması, mali yardımda bulunulmaması hususlarında resmi bir taahhüdü içermelidir. Suriye aynı zamanda PKK eylemcilerini yargılamalı ve PKK elebaşısı Abdullah Öcalan ile işbirlikçilerini Türkiye'ye iade etmelidir.

Bu çerçevede, Suriye,

- Kontrolü altındaki topraklarda terörist eğitim kampları kurulmasına ve işletilmesine izin vermemelidir.
- PKK'ya silah temin etmemeli, lojistik malzeme desteğinde bulunmamalıdır.
- PKK üyelerine sahte kimlik kartları düzenlememelidir.
- Teröristlerin Türkiye'ye resmi yollardan girmelerine ve diğer yollardan sızmalarına sağladığı yardımı kesmelidir.
- Terörist örgütün propaganda faaliyetlerine izin vermemelidir.
- PKK'nın, Suriye topraklarındaki tesis ve mahallerde faaliyette bulunmasına imkân sağlamamalıdır.
- Teröristlerin üçüncü ülkelerden (Avrupa, Yunanistan, Güney Kıbrıs, İran, Libya, Ermenistan) Kuzey Irak'a ve Türkiye'ye geçişlerine imkân tanımamalıdır.

Resim

Bunlara ilaveten Suriye'den terörizme karşı mücadele kapsamındaki bütün faaliyetlerde işbirliği içinde bulunması beklenmektedir.
Ayrıca, Suriye Arap Ligi'ne üye ülkeleri Türkiye aleyhine kışkırtma girişimlerinden vazgeçmelidir.

Bütün bu hususların ışığında, Suriye bu eylemlerinden derhal vazgeçmediği takdirde, Türkiye, doğacak bütün sonuçlarıyla meşru müdafaaya başvurma ve can ve mal kaybından doğan zararlarının tazminini her şart altında talep etme hakkını saklı tutmaktadır. Esasen, tüm bu görüşlerimiz 23 ocak 1996 tarihinde diplomatik kanallardan Suriye'ye iletilmiş bulunmaktadır. Ancak, uyanlarımıza bugüne kadar kulak asılmamıştır."

Suriye heyeti başkanı, heyet üyelerinin üzerine kapılan kilitledi

Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkileri yeniden başlatmak için Mısır devlet başkanı ile dışişleri bakanının yoğun temasları devam ederken, tarafların bir araya gelmesi kararlaştırıldı. Türkiye, toplantının Ankara'da. Suriye ise Şam'da yapılmasını isliyordu. Sonuçta toplantının Adana'da yapılması kararlaştırıldı.

Türk tarafı üç büyükelçi, üç general, iki albay, üç MİT mensubu, üç Emniyet mensubuyla toplantıya katılacak ve Türk tarafının isteklerini kabul ettirmek için çaba gösterecekti. Irak heyetine Siyasi Güvenlik Başkanı Tümgeneral Adnan Bedr el-Hassan başkanlık ediyordu.

Heyetlerin mensupları, ilişkiler kopmadan önce sık sık bir araya gelen ve samimi olan kişilerdi. Ancak bu kez hava çok farklıydı. Bir zamanlar birbirlerini gördüklerinde sarılan Türk ve Suriye heyetleri mensupları arasında adeta soğuk rüzgârlar esiyordu.

Suriye heyeti Polisevi'ne geldiğinde heyet üyeleri odalarına çıktılar. İşte orada ilginç bir gelişme yaşandı. Heyet Başkanı Bedr el-I kıssan, odalarına yerleşen Suriye heyetinde bulunanların hepsinin kapılarını dışardan kilitledi ve anahtarları cebine koydu. Böyle bir olaya Türk yetkililer ilk kez rastlıyordu. Bu kişilere, odalarından hiçbir yerle telefonla konuşmamaları talimatını da veren general, yemek saati geldiğinde heyet üyelerinin kaldığı odaların kapılarını açtı.

Yemekten hemen sonra toplantıya geçildi. Büyükelçi Uğur Ziyal, iki ülkenin PKK ve örgütün lideri Abdullah Öcalan yüzünden geldiği noktayı çok açık bir biçimde anlatmaya başladı. Türkiye'nin bu konuda artık tavrının çok net olduğunu kararlı bir biçimde dile getirdi. Salonda çıt çıkmıyordu. Her söz Suriye heyetine kelime kelime tercüme ediliyordu.

Ziyal şöyle diyordu:

"Bu toplantı, geçmişte yapılan toplantıların bir devamı niteliğinde değildir. Bu çok özel bir toplantıdır. Bu toplantı, nihai sonucu ulaşmak için yapılan bir toplantıdır. Biz eski defterleri kapattık. Önümüzdeki gerçek tabloya bakmak durumundayız. Bu nedenle Mısır cumhurbaşkanına sayın cumhurbaşkanımız tarafından iletilen konuların çözüme kavuşturulması için buradayız. Türkiye'nin ilettiği konulan karara bağlamak mecburiyetindeyiz. Bunun ötesinde başka bir şey düşünmüyoruz. Suriye'den kaynaklanan PKK faaliyetleri bize büyük zarar vermekte, örgütün lideri de Şam'da bulunmaktadır. Hiçbir PKK unsurunun ülkenizde barındırılmasını, beslenmesini istemiyoruz. Abdullah Öcalan'ın mutlak surette teslim edilmesini istiyoruz."

İlk kez böyle bir toplantıda, Türkiye "aba altından sopa" gösteriyordu. Suriye heyetine başkanlık eden General Adnan Bedr ne diyeceğini bilemiyordu. Toplantıların üç yıldır yapılmamasının olayların bu hale gelmesinde etkili olduğunu belirtiyor, "Biz de sınırlarımıza hâkim değiliz. PKK'ya sıcak bakmıyoruz. Bugüne kadar 600 civarında PKK'lıyı tutukladık. Abdullah Öcalan, ülkemizde bulunuluyor. Ancak Lübnan'da olabilir. Sınır kapılarımıza bu kişinin ülkeye girmek istemesi halinde tutuklanması yönünde talimat verdik" diyordu.

Sözü yeniden Büyükelçi Uğur Ziyal aldı. Büyükelçi "Geçmişi tartışmayalım. Bu işi yıllarca savsakladınız. Yoksa bu noktaya gelinmezdi. Şimdi sizlerden somut cevaplar bekliyoruz" dedi. Türk heyetinde bulunlar da başlarıyla bu sözleri onaylıyorlardı. Kritik bir noktaya gelinmişti.

Sabah kahvaltısında heyetlerin ayrı masalarda oturması dikkat çekti. Heyetler, az sonra başlayacak yeni toplantı için aralarında kritik yapıyorlardı. Toplantıya geçildiğinde, Suriyeli general, Abdullah Öcalan'ın Suriye'ye gelmesi halinde tutuklanacağını belirtti, tutuklanan PKK'lıların listesini Türk heyetine uzattı. Türk heyeti, kendilerine verilen bilginin doğru olmadığını belirtiyor, Suriye heyeti ise tutuklamaların gerçek olduğunu söylüyordu. Toplantı "tutukladık", "tutuklamadık" tartışmasına dönüşmüştü.

Komutan masaya yumruğu indirdi, hava daha gerginleşti

Türk heyeti, ısrarla konuyu Abdullah Öcalan'a getiriyor, Suriye heyeti ise önceki toplantılarda olduğu gibi yine "Apo ülkemizde yok" diyordu. Toplantıda bulunan bir komutan masaya sert bir yumruk indirdi, "Yıllardır aynı şeyi söylüyorsunuz" diye söylendi. Komutan salondan ayrıldı. Gerginlik doruk noktaya çıkmıştı. Suriye heyeti masadan evrakları toplamaya başladı.

Suriye heyetiyle görüşmeler kesilmişti. Heyet, Suriye'deki bazı makamlarla telefonla görüşüyor, Türkiye'nin kararlı tutumunu bildiriyordu. Aradan bir buçuk saat geçmişti. Suriye heyeti başkanı General Hasan, yeniden toplantı istedi.

Toplantı bu kez daha sıcak başlamıştı. Bu konuda nasıl bir mekanizma kurulması gerektiği üzerinde duruluyordu. Suriye, iki ülke yetkilileri arasında telefon trafiğinin yoğunlaştırılmasını önerirken, Türk heyeti, karşılıklı olarak istihbaratçı atanması, yerinde araştırma yapılması amacıyla mihmandar görevlendirilmesi için ısrar ediyordu. Türkiye'nin bu talebini Suriye heyeti kesinlikle benimsemiyordu. Toplantı yine gerilmeye başladı. Suriye heyeti Şam'la temas kurmak için bir "ara" istedi. Suriye heyetinin telefon konuşması yaklaşık bir saat sürdü. Toplantıya yeniden girdiklerinde havaları değişmişti. Yeni bir talimat aldıkları belli oluyordu.

Görüşmeler sonucu tarihe "Adana Mutabakatı" olarak geçen belge 20 ekim 1998 tarihinde imzalandı. Bu tarihi belge ilk kez yer alıyor.

Kaynakça
Kitap: Apo Olayının Perde Arkası
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir