Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Semdin Sakık Çiş Yaparken Başına Silah Dayandı

Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 152

Burada Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Semdin Sakık Çiş Yaparken Başına Silah Dayandı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Kas 2011, 15:59

Semdin Sakık Çiş Yaparken Başına Silah Dayandı
Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 152


On sekiz yıl PKK'nın dağ kadrosunda bulunan ve örgütte sözde "eyalet sorumluluğu'na kadar yükselen Semdin Sakık'ın, Irak'ın kuzeyinde yakalanıp Türkiye'ye getirilişiyle ilgili çok şeyler söylendi ama bu olayın Semdin Sakık yönünden nasıl olduğu pek bilinmiyor.

Semdin Sakık, PKK'dan kaçıp Barzani'ye sığındıktan sonra kendisine Duhok'ta ev tutulduğunu belirtiyor ve mektup arkadaşı Tuncer Günay aracılığıyla öyküsünü şöyle anlatıyor:

Barzani istedi


13 nisan 1998'de KDP'nin Duhok temsilcisi eve geldi. Oturur oturmaz, "Barzani bize haber göndermiş, seni Erbil'e çağırıyor, istersen bugün, istersen yarın sabah erkenden yola çıkabilirsin. Kardeşini de yanında götürürsen iyi olur" dedi. Bize tahsis edilen otomobille gelen iki peşmerge ve kardeşim Arifle birlikte sabah erkenden yola çıktık. Sokaklar boştu. Ne arabalar ne insanlar vardı.

"Arızalandı" dediler

Duhok'tan çıkıp Erbil'e doğru yol alıyorduk. Dağlan geçtikten sonra ovaya indiğimizde arabamız durdu. Şoföre ne olduğunu sorduğumda "Galiba motor hava yaptı" dedi. O kaputu açıp motora bakar gibi yaptı. Ben de fırsattan istifade bir küçük su dökeyim deyip otomobilden indim. Beş on adım buğday tarlasının doğru açıldıktan sonra çömeldim.

Arkasına yanaştı

Bu arada yoldan geçen bir otomobil, cipimizin arkasına yanaşıp durdu, içinden beş kişi çıktı, ikisi bana doğru gelirken diğer üçü arabaya gittiler. Bize yardımcı olmak için geldiklerini düşünüp duyarsız kaldım.

Kılıfından çekerken

Tanı da bu sırada tanıdığım bir yüz tepemde durmuş, tabancasını kafama dayamış ve "Korkma seni öldürmeyeceğiz" diyordu. Kalaşnikovumu arabada bırakmıştım. Ancak, tabancama uzandım. Kılıfından çeker çekmez, başıma aldığını bir darbeyle yere yığıldım. Bir başkası da gelip bana iğne yaptıktan sonra sürükleyip arabaya götürdüler. Uyuşuktum ama kendimdeydim. Silah sesi gelmediğine göre kardeşim de yaşıyordu. O hengâmede buna da şükür deyip sevindim. Onu da getirip arabaya attılar ve arabayı sürdüler.

"O yüzü iyi tanıyorum"

Nereye götürüldüğümü bilmiyordum ama gazetelerde, televizyon ekranında çokça gördüğüm o yüzü tanımış ve KDP'nin bizi Erbil'e gönderirken güvenlik vermemesini de göz önünde bulundurarak Türkiye'ye verildiğimi anlamıştım. (Semdin Sakık, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın o operasyonda bulunduğunu ima ediyor.) Türkiye'ye götürülmekten korkmuştum ama meşru olmayan o tanıdık yüz beni çok daha fazla korkutmuştu. Sorgudan geçirip ikimizi de öldürüp bir köşeye atacakları kaygısı içindeydim.

Yaklaşık yarım saatlik yolculuktan soma bizi arabadan alıp pervane sesinden tanıdığım ve on sekiz yıl boyunca içime korku olup sinen helikoptere alındık. Rahatladım. Çünkü, öldürülmek için götürülsem herkesin gözleri önünde helikoptere bindirilmezdim. Oradan Türkiye'ye getirildiğimi anladım.

Tuncer Günay, Sakık'la ilgili olarak bu kitap için sorularımı şöyle cevaplandırdı:

- Semdin Sakık'la mektup arkadaşlığınız nasıl başladı?


PKK'nın içyüzünü ve Apo kişiliğini inceleyip bir kitap hazırlamaya çalışıyordum. Bu nedenle ona en yakın kişilere ulaşmam gerekiyordu. Birkaç girişimde bulundum. Bunlardan birisi de cezaevinde bulunan Senidin Sakık'tı. Ona 2002 yılında yazdığım ilk mektupta, araştırdığını konularla ilgili somlar sordum, hem de kamuoyunun hiç unutamadığı bazı gerçekleri açıklamasını istedim. Cevap vereceğini tahmin etmiyordum. Ancak, tahminimden de çok mektubumu ciddiye alarak çok uzun bir mektupla sorduğum soruları cevaplandırdı. Karşılıklı soru-cevap ilişkisi başladı. Mektuplar serisi ortaya çıkmaya başladı. Buradan doğan mektup dostluğu daha soma değişik boyutlara bürünerek buraya kadar geldi.

- Bir teröristle ilişki kurmak zor olmadı mı?

Her ne kadar kanlı bir terörist olarak biliniyorsa da, PKK ve Apo'yu en iyi bilen canlı tanıklardan olduğu için söyledikleri ve söyleyecekleri benim için çok önemliydi. Belgesel niteliğindeydi. Terör ve şiddetin durdurulması noktasında aynı düşünceye sahip olduğumuz için beraber kitap hazırlamakta bir sakınca görmedim. Ceza-evinde, hem devlet tarafından, hem örgüt tarafından, hem de ailesi tarafından dışlanmış yapayalnız bir insandı. Ama kalemi ve analizleri çok güçlüydü. Dünya görüşlerimiz birbirine zıt olmasına rağmen, seviyeli ve saygılı bir mektup arkadaşlığıyla PKK ve terörü mercek allına aldık. Buradan birçok makale ve kitap ürettik. Toplumdan gelen tepkiler bu ilişkinin yanlış anlaşılmasından kaynaklandı. Oysa, Semdin Sakık artık terör ve şiddetin durması için gayret eden, geçmişindeki yanlışları da dürüstçe söyleyebilen bir düşünce adamıdır. Geçmişiyle övünmemektedir. Ancak, terör ve terörizmle mücadelede yanlışlar ve eksiklikler devam ederse kendisi gibi yeni Semdin Sakık'ların çıkmaya devam edeceğini söylüyor.

- O kadar mektup arkadaşlığından sonra, kendisiyle yüz yüze görüşebildiniz mi?

Görüşmemizin önünde bir sürü yasal engel çıkarılmakta, ancak mektuplaşabiliyoruz. O bana mektubunda "kardeşim, dostum" diye hitap ediyor, ben de ona "arkadaşım" diye yazıyorum. Aramızdaki dostluk derecesi, birbirimizin ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar derinleşti. Kitap gelirlerini paylaşıyoruz. Ancak Doğan Kitap haricinde diğer kitaplarımız ya klasik dolandırılma hikâyeleri yüzünden ya da iyi pazarlanamadığı için zarar ettik. Ancak, kitapla ilgili hukukumuz para kazanmak için değil, söylediklerimizin geniş kitlelere iletilmesi içindir. Bana kalan kitap gelirlerinin önemli bir bölümüyle de Semdin Sakık'ın bilgisayar ve diğer ihtiyaçlarını karşılıyorum. Ancak Semdin Sakık'la birçok sivil toplum kuruluşu ve özellikle Gazeteci Ünal İnanç yakından ilgilenip, ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor.

- Semdin Sakık'ın cezaevinde bilgisayarı olması tartışma yarattı. Kullandığı bilgisayarı aldığınızı söylüyor ve bunun gönderildiğine ilişkin belgeyi de gösteriyorsunuz. Cezaevine bilgisayar sokulması yasak değil mi, bilgisayarı ne amaçla aldınız?

Cezası kesinleşmiş mahkûmların, yasal olarak mahkûmların rehabilitasyonu çerçevesinde Adalet Bakanlığı'nın sağladığı ola-naklardan yararlanma hakkı vardır. Bu nedenle, isteyen mahkûmlar, durumları incelenip uygun görülürse, kontrollü bir ortamda bilgisayar edinebilirler ve kullanabilirler. Semdin Sakık da bu haktan yararlanmak istemiş, başvurusu da uygun bulunmuş. Önce kendi imkânlarıyla bir masaüstü bilgisayar almış. Bilgisayar arıza yapınca bu durumu bana bildirdi. Ben de 1500 YTL'ye dizüstü bilgisayar alıp gönderdim. Yani, şu anda Semdin Sakık'ın kullandığı bilgisayar taraflından alınıp kendisine gönderilmişin. Dolayısıyla, bilgisayarın devlet tarafından alınıp Sakık'a verildiği haberleri gerçekleri yansıtmıyor. Bu bilgisayar, bizim yazışmalarımızı ve Sakık'ın kitap yazma çalışmalarını kolaylaştırdı. Kaldı ki, Sakık'a bu izin, PKK'nın ve Apo'nun içyüzünü ortaya koyduğu için verildi. İnternete bağlı değil. Şemdin'in adına kurulan internet sitesi ise aralarında benim de bulunduğum bir grup arkadaş tarafından oluşturuldu. Önce PKK, daha sonra da "dost atışı"yla yayını engellendi. Oysa, bu site, terörle mücadeleye hizmet ediyordu.

- Semdin Sakık, mektuplarında en çok nelerden yakınıyor?

Semdin Sakık, en çok kendisinin Barzani güçleri tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri'ne teslim edilmesine rağmen, sanki çok özel bir operasyon yapılmış da getirilmiş gibi gösterilmesinden yakınıyor. Kendisi, bir oyuna getirilip Türk askerine teslim edildiğini öne sürüyor. Yani basında yer aldığı gibi çok planlı bir operasyon olmadığını ifade ediyor. Diğer yakındığı bir konu ise 33 erin şehit edilmesi olayının sadece kendisine yüklenmesinden yakınıyor. Semdin, 33 erin şehit edilmesi emrini kendisinin vermediğini, mahkemede de bu konuda herhangi bir ceza almadığını, ancak bu durumu anlatamadığından şikâyetçi. Kardeşi Arif Sakık'ın, yargılanmasında, bazı fahiş hatalar yapıldığını öne sürü-yor, yargılamasının yeniden yapılmasını istiyor.

- Abdullah Öcalan'a bakışı nasıl?

Semdin, Abdullah Öcalan'ın liderliğine ve kişiliğine dönük olarak analizler yapıyor, bu kişinin Kürtleri ve genel olarak ülkeyi bir felakete doğru sürüklediğini iddia ediyor. Ayrıca, ruhsal bakımdan ve karakter yönünden Apo'nun çok ağır sorunları ve zaafları olduğunu belirtiyor. Dağlarda bulunan teröristlerin bu dununu dikkate alarak, daha sağlıklı düşünmelerini ve silahı bırakmalarını, aksi halde ülkeye, özellikle de Kürt kökenli vatandaşlarımıza büyük zararlar verdiklerini anlatıyor.

- Emekli albay Mithat Işık, Semdin Sakık'ın getirilişiyle ilgili kitabında, operasyonu anlatıyor. Bu anlatım, Şemdin'in size gönderdiği açıklamalarla çelişiyor. Getirilişi konusunda kimin yazdığı size göre gerçeği yansıtıyor?

Genel olarak iki tarafın da yazdıklarının bazı bölümleri birbiriyle örtüşüyor. Ancak, albayın "operasyon" dediği olaya, Semdin "Barzani tarafından teslim edilme" diyor. Başka kaynaklardan yaptığım araştırmalar da Şemdin'i doğruluyor. Olayın albay tarafından çok büyük bir operasyon havası içinde verilmesi beni şaşırttı. Semdin Sakık'ın getirilişi sırasında çekildiği anlaşılan ve askeri arşivlerde kalması gereken gizli fotoğrafların albay tarafından basına servis edilmesi bende askerin elindeki başka gizli fotoğrafların da servis edilip edilmeyeceği kuşkusunu uyandırdı. Bordo bereliler, seçkin bir birliktir. Ser verip, sır vermemeleriyle tanınırlar. Yüzlerce başarılı operasyonları vardır. Hiçbiri kamuoyuyla paylaşılmamıştır. Bu gelenek ve prensibin bu olayda bozulduğunu görüyoruz.

Kaynakça
Kitap: Apo Olayının Perde Arkası
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir