Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Emniyet Müdürü, Toplantı Sırasında Telefonla Apo'yu Arayacak

Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 151

Burada Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Emniyet Müdürü, Toplantı Sırasında Telefonla Apo'yu Arayacak

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Kas 2011, 15:58

Emniyet Müdürü, Toplantı Sırasında Telefonla Apo'yu Arayacaktı
Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 151


Emniyet Genel Müdürlüğü'nün Dikmen binasındaki genel müdürlük katı hareketliydi. Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Kâmil Tecirlioğlu, Terörle Mücadele Dairesi Başkanı Cevdet Saral, İstihbarat Dairesi Başkanı Emin Aslan, kendilerini makam odasında bekleyen Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın yanına girdiler.

Ellerinde az sonra girecekleri toplantıyla ilgili belgeler vardı. Üç ayda bir yapılan toplantının ana konusu hep aynıydı:

Türk tarafı:
Terörist başı Abdullah Öcalan, Suriye'de bulunuyor.

Suriye tarafı: "Abdullah Öcalan diye birisi ülkemizde bulunmuyor. Önceki toplantıda da bunu belirttiniz. Biz yeni bir araştırma yaptık. Böyle bir kişinin olmadığı anlaşıldı."

Türk tarafı: "Siz 'yok' diyorsunuz ama işte size Abdullah Öcalan'ın Şam'da bulunduğu evin adresini veriyoruz. İşte bu da telefon numarası."

Suriye tarafı: "Verdiğiniz adres ve telefon numaralarını araştıracağız. Gelecek toplantıda bu konuda heyetinize ayrıntılı bilgi verilecektir."

Bu konuşmaların ardından, Türk tarafı yakalananların, gözaltına alınanların ifadeleri ya da elde edilen yeni belgeler ışığında Suriye'nin PKK'ya sağladığı olanakları sıralıyor, bu yaptıklarının komşuluğa sığmadığını da diplomatik bir dille belirtiyordu. Ancak artık bu toplantılar iyice can sıkıcı hal almıştı. "Var", "yoklarla geçen toplantıları yapmanın da bir anlamı kalmamıştı.

Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, Tecirlioğlu, Saral ve Aslan'ı dinledikten sonra, "Haklısınız, görüşmenin bir faydası yok" dedi. Ağar da belirli aralıklarla yapılan toplantılarda benzer cevaplar alındığını biliyor, artık buna bir son verilmesi gerektiğini düşünüyordu.

Kapı vuruldu. Özel Kalem Müdürü Yüksel Çarhacıoğlu, istihbarat Dairesi Başkanı Emin Aslan'a "Başkanım, daireden uydu telefonu istemişsiniz, onu getirdiler" dedi. Aslan, "Buraya getirsin" dedi. Genel müdür yardımcısı ve iki daire başkanı uydu telefonunun getirileceğini biliyordu. Az sonra Suriye heyetiyle başlayacak görüşmelerinde, yine "Abdullah Öcalan Suriye'de bulunuyor. Telefon numarası da bu" diyeceklerdi. Suriye tarafının yine "yok" demesi halinde, Türk tarafı "işte telefon. Apo'nun koduyla arayalım" diye ısrar edecekti.

Abdullah Öcalan'ın konuşmaları istihbarat Dairesi Başkanlığı tarafından dinleniyordu. Apo'nun kimlerle görüştüğü de biliniyordu. Apo'dan önce telefona çıkan kişiye kod adı veriliyor, bunun üzerine Apo telefonla konuşuyordu.

Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, "Adamlara yalan söylediklerini anlatmanız için böyle bir yola başvurmanıza gerek yok" dedi. Suriyelilerin yanında Apo'ya telefon edilmiş olsa bile bunun da inkâr edileceğini, "Ne malum o kişinin Abdullah Öcalan olduğu" diyeceklerini de tahmin ediyordu. Ağar, "Hiç değilse Apo'nun telefonlarını dinleyerek nerede olduğunu, kimlerle konuştuğunu, ne emirler verdiğini biliyoruz. Yapmayalım böyle bir şey" dedi.

Benzer bir olay Hakkâri'de yaşanmıştı. Türkiye ile Iran heyetleri arasında Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde yapılan görüşmelerde, Türk heyeti, iran'ın PKK'ya yardım ettiğini, yaralı PKK'lıları askeri araçlarla Pasrar hastanesine taşıdığını; sınıra yakın yerlere yine askeri araçlarla getirdiğini, onlara her türlü kolaylığı gösterdiğini belirtiyordu. Iran heyeti ise haklarındaki iddiaları kabul etmiyordu.

Tuğgeneral Orhan Ballı, "Getirin içerdeki adamı" dedi. Kısa süre önce güvenlik güçleriyle giriştiği çatışma sırasında teslim olan terörist, odaya getirildi. Teröriste kimliği, İran'da PKK'nın hangi kampında eğitim gördüğü, sözde komutanlarının kim olduğu, giriş-çıkışlarda Irak güvenlik güçlerinden nasıl yardım gördükleri, iran'da bulunan örgüt evleri konusunda sorular yöneltiliyor, bunlar Iran heyeti tarafından da dinleniyordu.

Teröriste yöneltilen soruları ve alman cevaplan dinleyen İran heyeti, "Bu kişinin anlattıkları doğru değil. Biz de böyle bir toplantıda sizin karşınıza bizini Münafıklar Örgütü adını verdiğimiz örgülün elemanlarım çıkartır, Türkiye'de nerede eğitim gördüklerini, güvenlik güçlerinden nasıl yardım aldıklarını anlattırabiliriz. 15u onun doğru söylediği anlamına gelmez. Ne söylemesi istenmişse onu söyler. Biz bu kişinin söylediklerine inanmıyoruz" dedi.

Resim

Türk yetkililer, söyleyecek söz bulmakta zorlandı. Bir yetkili, "Sizin bu yaptıklarınız ne insanlığa, ne Müslümanlığa, ne de komşuluğa sığar" diye isyan etti. Telefonla Apo'yu arayıp onun Suriye'de olduğunu ispat etmek isteseler bile Suriye heyetinin yaklaşımı da Ağar'a göre iranlılardan farklı olmayacaktı.
Özel kalem müdürü odaya geldi, Suriye heyetinin binaya giriş yapmak üzere olduğunu söyledi. Ağar, yardımcısı Kâmil Tecirlioğlu'nun toplantıda yapacağı konuşma metnini okumuş, "Sanıyorum bu son toplantı olur" demişti. Çünkü ağır ifadeler içeriyordu.

"Her seferinde aynı cevaplan veriyorsunuz"

Suriye heyeti, üçüncü katta bulunan salona alındı. Toplantıdan önce foto muhabirleri ve kameramanlar görüntü aldı. Onların salondan ayrılmasından sonra toplantı başladı.

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Kâmil Tecirlioğlu, "İçişleri Bakanlığı" antetli kâğıttaki yazıları toplantının açılışında okumaya başladı:

Sayın Meslektaşım,


Ülkelerimiz arasında güvenlik işbirliğinin geliştirilmesine dönük olarak iki yıla yakın bir zamandır ortak çalışma grubumuz faaliyetle-rini sürdürmektedir.
Bu mesainin en yararlı yönü birbirimizi daha yakından tanıma imkânını bulmamız olmuştur.

Belirtmek isterim ki, Türk tarafı olarak samimiyetinize inanarak yaptığımız görüşmelerden arzu ettiğimiz sonuçlara ulaşamadık.
Heyetlerimiz arasında yapılan görüşmelerde, ülkelerimiz açısından gelecekte tehdit olarak düşündüğümüz, ülkemizdeki terörist faaliyetlerin ülkenizdeki uzantıları ve yöneticileri hakkında tarafımız-dan detaylı bilgiler verilmiştir.
Bildirilen hususlarla ilgili alman cevaplar tatminkâr olmaktan uzaktır.

Alınan istihbari bilgiler, ele geçen dokümanlar ve yakalanan örgüt mensuplarının ifadeleri ülkenizdeki terörist faaliyetlerin devam ettiği yönündedir.
İlkelerimizi tehdit eden terörist faaliyetlerle ilgili isteklerimize karşılık, her seferinde aynı cevaplarla karşılaşmamız, verdiğimiz ay-rıntılı dosyaların ciddi bir yaklaşımla ele alınmadığı kanaatini uyandırmaktadır.

Terörist örgüt lideri Abdullah Öcalan'ın Şam'da ikamet ettiği ve zaman zaman Lübnan'ın Suriye'nin kontrolünde olduğunu ifade ettiği bölgelerde bulunduğu müteaddit defalar bildirilmiştir.

Ancak, üzülerek bu konudaki hassasiyetimizin gerektiği ölçüde karşılık görmediğini söylemeliyim.

Türk heyeti, bu toplantının sonunun nereye doğru gideceğini, nasıl sonuçlanacağını biliyordu. Suriye heyetinde bulunanların bazıları Türkçe konuşmaları anlıyordu. Suriye heyetine başkanlık eden General Refik Garip, Antakya doğumluydu. Hatay'ın Türkiye'ye katılmasından önce öğrenimini de Antakya'da yapmıştı. Garip, çok iyi tanıştıkları Kâmil Tecirlioğlu'nun sözlerini sessizce dinliyor, bunların bazılarını not ediyordu.
Tecirlioğlu bir yudum su içti. Heyet başkanıyla göz göze geldi.

Konuşmasına kaldığı yerden devam etti:

Öyle anlaşılıyor ki, Suriyeli yöneticiler haricinde tüm dünya kamuoyu terörist Abdullah Öcalan'ın Suriye'de yaşadığını kabul etmektedir.
Size uluslararası basından birkaç örnek vermek istiyorum.

Avusturya Sosyal Demokrat Partisi Uluslararası İlişkiler Sekreteri Kari Schramek'in beraberindeki partisine mensup şahıslarla mart 1995 tarihinde Şam'a giderek Abdullah Öcalan'la görüşme yaptığı, kendi beyanından Avusturya basınına yansımıştır.

Haziran 1995 ayı içerisinde Yunanlı yedi Parlamenter Suriye'nin kontrolünde olduğu herkesçe bilinen Lübnan-Bekaa'da terörist Abdullah Öcalan'la görüşme yapmıştır. Bu görüşme Yunan basınına ve birçok basın organına da yansımıştır.

Rusya-Moskova'da yayımlanan Novaya Vremya (Yeni Zaman) isimli derginin 7 ekim tarihli sayısında, bu derginin muhabiri Vadim Makarenko'nun terörist Abdullah Öcalan'la Şam'da bulunan örgüt kampında gerçekleştirdiği dört sayfalık röportaj yer almıştır.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu durumda bizim açımız-dan 'Terörist Abdullah Öcalan Suriye'de değildir' şeklindeki beyanların bir anlam ifade etmediğini vurgulamak isterim.

Ayrıca, bugüne kadar yaptığımız görüşmelerde 'Terörist Abdullah Öcalan'ın Lübnan topraklarındaki faaliyetleri hakkında, Lübnan'ın bağımsız bir ülke olduğu ve içişlerine müdahale edilemeyeceği' tarzındaki yaklaşımınızın bizim açımızdan geçerliliği bulunmamaktadır.

Zira Türkiye-Suriye-Lübnan ülkeleri arasında üçlü güvenlik işbirliği yapılması yolundaki önerilerimiz Suriye tarafından reddedilmektedir.
Lübnan'la ikili işbirliğine yönelik olarak yaptığımız girişimlerde ise, Lübnanlı yöneticilerin Suriye'nin yaklaşımı ortaya konmadan konuyu cevaplamak istemedikleri izlenimini edinmiş bulunuyoruz.

Güneydoğu'dan şehitler geliyor, eylem emirlerinin Suriye'den verildiği biliniyordu. Bunu bir tek Suriye makamları kabul etmiyordu. Suriye heyeti başkam Refik Garip, az sonra yapacağı konuşmayı kafasından geçirmeye başladı. Konuşmasında "Tarafınızdan verilecek dosyada yer alan tüm konular yakından incelenecek" diyecekti.

Genel Müdür Yardımcısı Tecirlioğlu konuşmasını sürdürdü:

"Sayın Meslektaşım,


Önce toplantılarda olduğu üzere size bir dosya takdim etmek istemiyorum.
Ancak elimizdeki teyitli bilgilere göre; terörist Abdullah Öcalan, Suriye-Şam'daki ikametlerini yönetim merkezi, Lübnan-Bar-Elias'ı ise haberleşme merkezi olarak kullanmaktadır.

Şam yakınındaki kampında PKK terörist örgülünün kadro elemanlarının eğitimi devam etmektedir.
Sınırlarımızdan illegal geçişler sürmektedir.

Hatay'a yönelik terörist faaliyetler, Suriyeli ve Suriye'de özel eğitim gören PKK'lı teröristler tarafından yoğunlaştırılmaya çalışılmaktadır.
Suriye'de yerleşik Kürt nüfusu içerisinde PKK'lı teröristler yeni kadrolar temin etmektedir.

Sayın Meslektaşım,

Arzumuz işbirliğinin üst seviyeye çıkarılmasıdır. Hu amaçla somut adımların atılması gerekmektedir.

Bu çerçevede sizden öncelikli taleplerimiz şunlardır:

- Terörist Abdullah Öcalan Türkiye'ye iade edilmeli veya üçüncü bir ülkeye sınır dışı edilmelidir.

- Lübnan'daki faaliyetlerin sona erdirilmesi için, Lübnan'la güvenlik işbirliği tesisine olumlu katkıda bulunulmalı, bu suretle Türkiye-Suriye-Lübnan üçlü güvenlik işbirliği görüşmeleri başlatılmalıdır.

Bu isteklerimizin iki üç ay gibi makul olduğunu düşündüğümüz bir sürede karşılanabileceğini umuyoruz.
Ancak bu aşamadan sonra terörist faaliyetlerin tamamıyla ortadan kaldırılmasına dönük çalışmaları başlatabilmemiz mümkün olabilecektir.

Sayın Meslektaşım,

Çalışma grubu Türk heyeti olarak, Suriye'yle güvenlik işbirliği mekanizmasının (levamı yönünde Sayın Mehmet Ağar ve Sayın Adnan Bedr el-Hasan eşbaşkanlıklarındaki Ortak Güvenlik Komitesi'ne olumlu rapor verebilmemiz için bu taleplerimizin karşılandığını ve somut ilerlemeler kaydedildiğini görmemiz gerekmektedir.

Aksi takdirde üzülerek ifade edeyim ki, üst komiteye sunacağımız rapor olumsuz olacaktır.
Çalışma grubumuzun bu raporuna dayalı olarak üst komitenin benimseyeceği yaklaşımın, hükümetimizin Suriye'yle tüm ikili sorunların ele alındığı, kapsamlı bir görüşme sürecinin başlatılması yönündeki kararında etkili olacağını belirtmek isterim.

Ümit ederim ki, heyetlerimiz arasındaki görüşme sürecinde önceki dönemlerde bildirilen hususlar detaylı olarak araştırılmış ve neticeleri alınmıştır. Bunların alınmasından memnunluk duyacağız."

Resim

Çok ağır ifadeler kullanılmıştı. Suriye heyeti başkanı geçmişte yaptığı konuşmaların bir benzerini yaptı, Türkiye ile Suriye'nin dostluğundan, bu ilişkileri kimsenin bozamayacağından söz etti. Heyetler arasındaki görüşme, Türkiye'nin dosya vermemesi üzerine çok kısa sürdü. Suriye tarafı, "Mutabakat metni imzalayalım" deyince, Kâmil Tecirlioğlu, "Bu kadar belge ve bulguya rağmen hâlâ Abdullah Öcalan'ın ülkenizde olduğunu kabul etmiyorsunuz. Ya çok gayri ciddi bir devletsiniz ki tüm dünyanın orada olduğunu bildiği Abdullah Öcalan'ın ülkenizde olmadığını söylüyorsunuz ya da yalan söylüyorsunuz. Böyle bir durumda mutabakat metni imzalamayız" dedi.

Gazeteci, Apo'nun o fotoğrafını gazetede gördüğünde yıkılmıştı

Genel Müdür Yardımcısı Kâmil Tecirlioğlu üzüntülüydü. Yıllardır emek verdikleri konuda istediklerini elde edememişlerdi. Abdullah Öcalan'ın Suriye'de olduğunu bilmelerine rağmen verilmemesine kızıyordu. Klasörün arasındaki Abdullah Öcalan'ın yakalanması ve iadesi amacıyla tutuklanmasına ilişkin "kırmızı bülten"i gördü. 1982 yılında Öcalan'ın yakalanması için çıkarılan bültende, Abdullah Öcalan'ın parmak izleri de vardı. Apo'nun parmak izleri, 1972 yılında Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde alınmıştı...

Resim

Gazeteci, Abdullah Öcalan'ın "kırmızı bülten"de yer alan fotoğrafını görünce, bu fotoğrafın elinde olmasına rağmen nasıl -gazetecilik diliyle- "atladığını", yani bu fotoğrafın başka gazetede çıktığını anımsadı.

içişleri Bakanı CHP'li Hasan Fehmi Güneş, Doğu ve Güneydoğu gezisine çıkıyordu. Bu geziye, gazeteci olarak sadece o katılmıştı. Ankara'dan yola çıkılmış, Konya, Mersin, Adana darken "sancılı iller"e sıra gelmişti. Adına "Apocular" denilen bir örgüt ortalığı kasıp kavuruyordu. Özellikle Urfa'nın Hilvan ve Siverek ilçelerinde eylemler yapıyor, yörenin önemli aşiretlerinden

Bucak'a karşı eylemler gerçekleştiriyor, ekinlerini yakıyordu. Hasan Fehmi Güneş'in bu önemli gezisine Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı Fevzi Karaman, bu dairenin en önemli isimlerinden Halil Tuğ ve Cemal Köroğlu da katılmıştı.

Bakan, Siverek'te kaymakamlıkta toplantı yaparken, yüz metre uzağında PKK'lılar Bucak aşiretine mensup bir kişiyi öldürmüştü. Hilvan'a girişinde yol boyunca biriken kadın ve çocuklar, bakanı alkışlayacak diye beklenirken, bakanın aracına doğru tükürüyorlar, Abdullah Öcalan lehine bağırıyorlardı. Siverek ve Hilvan sanki kurtarılmış ilçelerdi. O yörede, "Apocular"ın inanılmaz bir hâkimiyeti oluşmaya başlamıştı.

Hakan, Mardin'e geldi. Günlerdir kendisini izleyen gazeteciye açıklama yaptı. Bakanın açıklaması Hürriyette "Apocular eşkıyadır" başlığıyla manşette yer aldı.

Mardin de karışıktı. Bayındırlık Bakam Şerafettin Elçi'nin aşiretine mensup olduğu belirtilen bazı kişiler, bir polisin şehit edilmesi olayına karışmıştı. Kızıltepe'de gözaltına alınmalar oluyor, bu sayı giderek artıyordu. Vali Fahri Öztürk, üzerindeki baskılara aldırmıyor, "Kimin yakını olursa olsun, burada devletimizin polisi şehit edilmiş. Soruşturması eksiksiz yapılacak, kime kadar uzanmak gerekiyorsa uzanılacak, katilleri mutlaka bulunacak" diyordu. Vali Öztürk, üzerindeki baskılara rağmen gereğini yapmıştı. Hürriyet gazetesi yazarı Necini Onur, Güneydoğu gezisinde Vali Fahri Öztürk'le ilgili yazısında "Vali Fahri Öztürk, devlet değil, devletin ta kendisi" diyor, verdiği mücadeleden, üzerindeki baskılara rağmen geri adım atmamasından dolayı ona övgüler yağdırıyordu.

Bakanın gezisi devam ediyordu. Kars'a gelinmişti. Bakan, valinin evinde konaklarken, beraberinde geziye katılan İstihbarat Dairesi Başkanı Fevzi Karaman, diğer görevliler ve gazeteci de "daha güvenli" diye bir fabrikanın konukevinde kalıyorlardı. Toplantıdan geç saatte dönen İstihbarat Dairesi başkanı ile gazeteci salonda sohbet ederken, gazeteci, "Abdullah Öcalan'ın adı dillere destan. Ama hiçbir fotoğrafı basında yer almadı. Bunun sizde fotoğrafı yok mu?" diye sordu.

İstihbarat Dairesi Başkanı Fevzi Karaman, "Sadece bir fotoğrafı var" dedi. Gazeteci biraz da boyun büktü, "O fotoğrafın bir kopyasını bana verirseniz memnun olurum. Böylece bu kişinin ilk kez basında fotoğrafını Hürriyet yayımlamış, bu da benim için çok iyi bir gazetecilik başarısı olmuş olur" dedi. Fevzi Karaman, "Ankara'ya döndüğümüzde daireye gel vereyim" karşılığını verdiğinde, gazeteci sevinçten uçuyordu.

Zaten günlerdir, geziyle ilgili haberleri geniş bir biçimde yayımlanıyordu. Üzerine bir de "Apo fotoğrafı" bulursa "bomba gibi" olacaktı. Gazeteci, daha şimdiden fotoğrafın heyecanını yaşıyor, "İnşallah gezi uzamadan biter" diyordu.

Ankara'ya gece döndüler. Sabah, ilk işi İstihbarat Dairesi Baş-kanlığının Kurtuluş semtinde bulunan binasına gitmek oldu. Fevzi Karaman da odasındaydı. Gazeteci, "Ben geldim, Apo'nun fotoğrafım alacağım için inanılmaz derecede heyecanlıyım" dediğinde, Fevzi Karaman, masasının kenarında bulunan gazeteler arasından birisini çekti. Birinci sayfasında kocaman bir fotoğraf vardı. Manşet haberin başlığında "İşte Apo" yazıyordu. Gazeteci, günlerdir almayı heyecanla beklediği fotoğrafın Aydınlık gazetesinde yayımlandığını gördüğünde yıkılmıştı.

Fevzi Karaman'dan aldığı fotoğrafı cebine koydu. Gazeteye gelip de, "Apo'nun fotoğrafını ben de buldum" dediğinde, deneyimli gazeteci ağabeyi Şeniz Yurtman, "Geçmiş olsun" dedi. Artık arşivde bulunsun diye fotoğrafın bir örneği gazetenin merkezine gönderildi... Yıllarca Apo haberlerinde hep o fotoğraf kullanıldı.

Gazeteci, o fotoğrafı gördüğünde, gazeteci deyimiyle -nasıl "atladığım" anımsardı. Bu fotoğrafı o dönemde bulan Aydınlık gazetesi muhabiri l nal İnanç da, "Ben de o fotoğrafı bulabilmek için çok çabaladım. Yayımlama kısmeti banaymış" diyordu.

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Kâmil Tecirlioğlu, klasörü kapatırken, gazeteciden dinlediği bu olayı hatırladı. İçinden, "Gazeteci fotoğrafının, biz aslının peşindeyiz" diye geçirdi. Apo'yu getirt inek bundan böyle daha da zorlaşıyordu. 1996 yılında Ankara'da yapılan bu toplantı, Suriye heyetiyle yapılan son güvenlik toplantısı oldu. Heyetler arasındaki görüşmeler artık kesilmişti. Abdullah Öcalan bu gelişmelerden son derece memnundu. Artık daha rahat edebilecekti.

Resim

Suriye: "Abdullah Öcalan'ı arıyoruz..."

Abdullah Öcalan'ın uluslararası düzeyde aranması için "kırmızı bülten" çıkarılmıştı çıkarılmasına ama, bu bülteni çıkaranların da onun ya da eşi Kesire'nin yakalanıp iade edileceğini hiç beklemiyorlardı. Bu arada, Apo'nun zaman zaman Suriye dışına çıktığı yolunda duyumlar alınıyor, umut Apo'nun Suriye dışında yakalanmasına bağlanıyordu. Apo'nun aranma gerekçesi "Kasten ve taammüden adam öldürmek, öldürmeye azmettirmek"ti. Diyarbakır Sıkıyönetim 2 No.'lu Askeri Mahkemesi 1981 yılında "gıyabi tutuklama müzekkeresi" çıkardı.

Apo'nun Interpol Dairesi'ndeki kayıtlarına göre hakkında yapılan bazı işlemler belgelere şöyle yansıdı:

- 16 temmuz 1981:
Adalet Bakanlığı, Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Savcılığı'nın talebi üzerine, Abdullah Öcalan'ın iade amacıyla aranılmasını istedi.
- 21 temmuz 1981: Interpol'e üye ülkelere difüzyon (biz bu kişiyi arıyoruz anlamındaki yazı) çekildi, Öcalan'ın iade amacıyla yakalanması istenildi.

- 7 haziran 1982: Öcalan hakkında çıkarılan "kırmızı bülten"in dağıtımı yapıldı.

- 28 kasım 1982: Öcalan'ın karısı Kesire Öcalan (Yıldırım) 18 kasım 1982 tarihinde İsveç/ Stockholm'de tutuklandığı, 23 kasım 1982 tarihinde Stockholm Asliye Mahkemesi tarafından serbest bırakıldığı, İsveç interpolü tarafından bildirildi. Kesire Öcalan'ın iadesi için sürdürülen diplomatik girişimler başarısız kaldı.

Resim

- 1 nisan 1985: Öcalan'ın Suriye'de bulunduğunun ve burada üslenerek faaliyetini sürdürdüğünün öğrenilmesi üzerine, Suriye interpolü'ne konunun teyidi için yazı gönderildi.

- 2 ekim 1985: Suriye Interpolü'nün tüm girişimlerimizi cevapsız bırakması üzerine bir de diplomatik girişimde bulunulması Dışişleri Bakanlığı'ndan istendi.

- 5 kasım 1985: Abdullah Öcalan ile Kesire Öcalan hakkındaki iade evrakları Suriye makamlarına sunulmak üzere Dışişleri Bakanlığı'na gönderildi.

- 9 aralık 1985: Öcalan'ın Federal Almanya'da okunabileceğinin öğrenilmesi üzerine Alman interpolü'ne çekilen teleksle (eskinin en yaygın haberleşme aracıydı) iade amacıyla tutuklanması istendi.

- 12 aralık 1985: Öcalan'ın Federal Almanya'dan iadesine ilişkin evraklar, Dışişleri Bakanlığı'na gönderildi.

- 13 ocak 1986: Dışişleri Bakanlığı'na gönderilen iade evraklarını, Federal Alman makamlarınca yeteri kadar sarih bulunmadığı bildirildi, çelişkilerin giderilmesi istendi.

- 25 mart 1986: Dışişleri Bakanlığı'nın, Öcalan'ın Federal Al-manya'da bulunmadığını, Federal Alman makamlarınca iade tale-bimizin yerine getirilmiş addedildiğini bildirmesiyle iade evrakları geri alındı.

- 18 mayıs 1986: Suriye Interpolü Abdullah Öcalan ile karısının Suriye'de bulunamadığını ve ülkelerinde yakalamak amacıyla arandıklarını bildirdi.
Artık Abdullah Öcalan'ın Suriye'de bulunduğundan kimsenin kuşkusu yoktu. Ele geçirilen belgelerden, dinlenen telefonlardan, telsiz konuşmalarından, Abdullah Öcalan'ın kaldığı evlerin adresleri, hatta evlerin kaç basamaklı olduğuna varıncaya kadar her türlü bilgi alınıyordu.

Masaya konulan belgeler arasında teröristlerin üzerinden çıkan fotoğraflar da yer alıyordu. Bunların arkasına yazılanlar da Apo'nun Suriye'de bulunduğuna ilişkin kanıtlar arasında Suriye makamlarına gösteriliyordu.

Milletvekilinin defterinde her şey tek tek not edilmişti

Demokrasi Partisi (DEP) Batman Milletvekili Nizamettin Toğuç, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından dağıtılan 1993 yılı ajandasını yanından hiç ayırmıyordu. En önemli görüşmelerini bu deftere not ediyor, defterin kimsenin eline geçmemesine de özen gösteriyordu. Nizamettin Toğuç, bir gün bu defterin güvenlik güçlerinin eline geçebileceğini hiç aklından geçilmemişti.

DEP Milletvekili Mehmet Sincar ile Nizamettin Toğuç, Batman'da işyerlerini dolaşırken, özellikle Hizbullahçı olarak bilinen işyerlerinden de, ateşli dini konuşma kasetleri çalıyordu. İşle ne olduysa o işyerlerinin önünden geçerken oldu. Silahlar patlamaya başladı. Mehmet Sincar öldürüldü, Nizamettin Toğuç ise yaralı olarak bir işyerine sığındı.

O telaş arasında, Nizamettin Toğuç, not defterini düşürdüğünün farkına varmadı. Bir sivil polis, o defteri buldu. Defterin üzerinde "Nizamettin Toğuç, TBBB 3. kat 3. banko, No. 8" yazıyor, ayrıca TBMM'deki odasının telefonu da yer alıyordu. Hiç vakit kaybetmeden hemen defterin fotokopisini çektirdi. Emniyet müdürü, defterin içindeki bilgileri görünce hayret etti ve hayretini ıslık çalarak gösterdi.

Gazeteci, Mehmet Sincar cinayetiyle ilgili yeni bilgiler alabilmek için bir genel müdür yardımcısının yanındaydı. Tok önemli bir gelişme yoktu. Bir ara genel müdür yardımcısı "Asıl bomba defterde" dedi. Gazeteci, bunun ne anlama geldiğini başta anlayamadı. Genel müdür yardımcısı, "Bu defteri bulursan, içinde bomba gibi haber var" dedi.

Gazeteci, aradığı defteri sonunda bulmuştu. Toğuç, PKK bağlantılarını içeren defterde, Abdullah Öcalan'ın kendisinden bir kişinin tayini için yardım istediğine ilişkin bilgiler de yer alıyordu. Milletvekilinin notlarında, 15 temmuzda İstanbul'dan Hollanda'ya, oradan da Almanya'nın Köln kentine geçtiğini, kendisini PKK'nın Almanya sözcüsü Ali Sapan'ın karşıladığını ifade ediyordu.

Defterde, Öcalan'dan, PKK içindeki yaygın adıyla "Başkan" diye söz ediliyordu. Notlara göre, Almanya'daki ikinci gününde Apo'yla telefon konuşması yapan Toğuç, 20 temmuz 1993 günü saat 2'de Frankfurt'tan uçağa binip saat 6'da Suriye'nin başkenti Şam'a inmişti.
Milletvekili Toğuç, Suriye gezisini defterine şöyle yazmıştı.

"Suriye'de havaalanından Hamit ve Veli arkadaşlar tarafından bir eve götürüldük. Saat 9'da Başkan (Apo) geldi. Saat 12'ye kadar sohbet ettik. 21 temmuzda da başkanla görüştük. Başkan, BOTAŞ Midyat tesislerinde çalışan Abdülmenan Martaş'ın Batman'a tayini için benden yardım istedi."
Bu defterde, Abdullah Öcalan'ın Suriye'de bulunduğu bu kez milletvekilinin el yazısı notlarıyla da ortaya çıkıyordu. Nizamettin Toğuç, daha sonra Türkiye'den kaçtı ve yıllardır PKK'nın siyasi kanadının önde gelen isimlerinden birisi olarak Avrupa ülkelerinde dolaşıyor...

Kaynakça
Kitap: Apo Olayının Perde Arkası
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir