Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Saddam'ın Sarayına Giren Komutan Konuşuyor

Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 148

Burada Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Saddam'ın Sarayına Giren Komutan Konuşuyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Kas 2011, 14:42

SADDAM'IN SARAYINA GİREN KOMUTAN KONUŞUYOR
Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 148


PKK terörünün en azgın döneminde Güneydoğu'nun durumunu bilenlerdenim. İnsanların karanlık çökmeden evlerine çekildiği, yolculukların ancak konvoyla yapılabildiği, köylerin, ilçelerin basıldığı günlerde, bazıları da "canım verelim kurtulalım" diyordu. Ölümün nereden geleceğinin bilinmediği dönemlerde, hayatlarını hiçe sayan, üstün çabaları ve gayretleri nedeniyle ödüllendirilenlerden "hesap sorma" dönemine gidiliyor.

PKK'lılar için "Topluma Kazandırma Yasası" ya da diğer adıyla "Eve Dönüş Yasası"nın çıkarıldığı günlerde, yıllarını Güneydoğu'da PKK ile mücadelede geçirmiş bir komutan "Bu madalyalardan dolayı bir gün bizi yargılarlarsa hiç şaşırmam. O yüzden bizler için de itirafçılık yasası çıkarılmalı" demişti. O günlerde, PKK’nın Avrupa lider kadrosunda yer alan Serhat Bucak da "komutanların ilerde tek tek yargılanacağını" PKK’nın televizyonunda söylüyordu. Şimdi, böyle bir sürecin açılması için çok yönlü çabalar olduğu bir döneme giriliyor...

Türk Silahlı Kuvvetleri'nde fiilen 37 yıl görev yapan, 9 yıllık Tümgenerallik görevinden sonra 2002 yılında emekliye ayrılan Yavuz Ertürk, bölücü hareketin en yoğun olduğu 1993-1995 yılları arasındaki dönemde Bolu Komando Tugayı Komutanlığı görevlerinde bulundu. 1995 yılının Mart-Mayıs ayları arasındaki geniş çaplı Kuzey Irak Harekatı'nda Tugayı ile birlikte görev aldı. Şırnak Jandarma Tümen Komutanlığı görevinde bulundu. Yavuz Ertürk Paşa, "Saddam Hüseyin'in Kuzey Irak"ta bulunan sarayına giren komutan olarak da manşetlerde yer aldı. O operasyon için izin alıp bölgeye gelen gazetecilerden birisi de bayandı. Bayan gazeteci, ko-mutanla fotoğraf çektirmek istedi. Komutan "hayır" dedi. Aradan yıllar geçtikten sonra aynı bayan gazeteciyle, "Çektirmezdim, çünkü 25 gündür banyo yapmıyordum. Teke gibi kokuyordum." dedi.

Şimdi ilk hedefe oturtulan, Kulp'ta 11 kişinin öldürülmesinin sorumlusu olarak gösterilmeye çalışılan Ertürk için Genelkurmay Başkanlığı'nın bugüne kadar ne yaptığı soruldu. Genelkurmay nasıl bir cevap verir bilemeyiz ama, Ertürk'ün ilginç açıklamaları var.

İşte açıklamalardan bölümler:

- Terör olaylarının en yoğun olduğu dönemde Doğu-Güneydoğu Anadolu'da görev yaptınız- O tarihlerde bölgedeki durum nasıldı?

- Ertürk:
1984 yılından itibaren Türkiye"de bir terör harekatı başlatıldı. İçten içe Türkiye"yi ana temel olarak bölmeye yönelik, kendi halkımızı kullanarak, dış güçlerin desteklediği bir eylem başlattılar. Bu eylemler sonucunda, maalesef Güneydoğu'daki halkımızın çoğunu baskıyla, zulümle, şiddetle kendi yönlerinde, kendi fikirleri doğrultusunda kandırdılar. Bunun sonucunda da o bölge halkı istemeyerek de olsa teröre destek vermek zorunda kaldı. Bu safhada bizim güvenlik güçlerinin de başlangıçtaki zafiyetinden de istifade edildi. Neticede bölücü terör örgütü maalesef halk üzerinde etkinlik sağladı. 1993 yılma kadar bölge halkının can ve mal güvenliğine büyük zarar verdiler. Bu durum Türkiye'yi de ekonomik, siyasi ve sosyal yönden olumsuz etkiledi.

ATEŞ EDENE, ATEŞ EDİLDİ

- Bölücü hareketin kırılma noktası hangi tarihe rastlıyor?


1993 yılından sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti"nin kararlı tedbirleriyle terör örgütü şoka uğratıldı. Özellikle 1993 yılının ikinci yarısından sonra teröre yönelik operasyonlar, amiyane tabirle bölücü örgütün belini kırmıştır. Başı gövdeden ayırmıştır. Neticede de örgüt, 1995"ten sonra da artık eski gücünü kaybetmeye başlamıştır.

Bu tarihlerde bütün güvenlik güçleri; hem asker, hem polis bölgede yaptığı etkin mücadele sırasında kendine ateş edene ateşle cevap vermiştir. Kendisine ve kanunlara karşı çıkana kanunsuzluğun cevabını vermiştir. Ama o tarihlerde yapılan mücadeledeki etkinliğe neden olanlar, bugüne, 2004 yılma gelindiğinde Avrupa Birliği sevdası yüzünden yargı önüne çıkarılmış, suçlu duruma düşürülmüştür.

ARKASINDA DEVLET DESTEĞİ YOK

Düşünebiliyor musunuz?


Vatanının birlik ve beraberliğini sağlamak için, verilen emirler çerçevesinde hareket eden insanlar, maalesef bugün yargılanıyor. Bu yargılamada en kötü durum ise dün bu devlet için canını ve kanını veren bu insanların arkasında devlet desteğinin olmayışıdır. Ve ne acıdır ki, terörle mücadele eden herkesin, hata yapıp yapmadığına bakılmaksızın herkesin aynı kefeye konarak, suçlu gibi hesap verme durumuna düşmüş olmasıdır. Belli ki ortada çarpık bir durum var.

- Bu çarpıklık nasıl düzeltilebilinir?

Daha düne kadar devlet, "Bu vatan bölünmez bir bütündür" diyerek, güvenlik güçlerini bölücü terörün üzerine salıyor ve o güvenlik güçleri de kendi imkan ve kabiliyetleri çerçevesinde en üst seviyede görevini başarıyla yerine getiriyor. Ama, dönüyorsunuz, zamanımıza geliyorsunuz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dolayısıyla iş ferdiyetçiliğe dönüşüyor, "devletin bölünmez bütünlüğü" bir kenara itiliyor, ferdi olarak insanlar sorgulanıyor. Şimdi bugün bölücülükle nasıl mücadele edeceğiz? Öyle bir noktaya geldik ki, artık "Avrupa Birliği" diyoruz... Öbür taraftan da ABD başımızda Demokles'in kılıcı gibi duruyor. Şimdi biz bu durumda bölücü te-rör örgütüyle mücadele edeceğiz.

Terör örgütüyle o tarihte mücadele etmemizin ana gerekçelerinden biri neydi? "Devletin üniter yapısı" ve "Milletin bölünmez bütünlüğü." O tarihte dağlarda karşılaştığımız "Kürdistan" diye telaffuz edilen şeyi yasalaştırmaya götürüyorlar neredeyse. Artık "Türk Milleti"nin, Türk Devleti"nin üniter yapısı'nı bir kenara bırakıyorlar.

"GÖREVİNİ YAPTI" DİYE HESAP SORULUYOR

Birileri, 'Ben teröriste silah sıkmayacağım" deseydi, o zaman devlet hesap sormaz mıydı?

Asker dün görevini yapmasaydı yargı önünde hesap verecekti... Bugün "Görevini yaptı" diye hesap veriyor. Devlet "Ayaklanmayı bastırın" diye görev verdiği zaman yargıyla burun burunaydı, tehdit altındaydı. Ya görevini yapacaktı, ya da yargıya hesap verecekti...

Bu çelişki askerleri de rahatsız ediyor mu?

Gayet tabii... Siz dün olduğu gibi bugün de operasyonda asteğmeninizi, astsubayınızı, erbaşınızı, erinizi şehit veriyorsunuz. Kim ateş ediyor? Bölücü terör örgütü elemanı... Onların açtığı ateş sonucu şehit düşüyor bu vatanın evlatları... Siz kalkacaksınız şartlar halen böyle devam ettiği halde, şartlar biraz azalmış da olsa devam ettiği halde, kalkacaksınız diyeceksiniz ki, "Ne yapalım? Kaderdir, olur." Bunu kim kabul eder? Hangi asker kabul eder? Hangi güvenlik gücü kabul eder? Hangi vatan evladı, hangi ana-baba kabul eder? Avrupa Birliği bize PKK ile anlaşın diye baskı yapıyor.

Kaynakça
Kitap: Kırmızı Klasör
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir