Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Emekli İstihbarat Subayının 'Jitem' Mektubu

Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 147

Burada Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Emekli İstihbarat Subayının 'Jitem' Mektubu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Kas 2011, 14:42

EMEKLİ İSTİHBARAT SUBAYININ "JİTEM" MEKTUBU
Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 147


PKK’nın ülkemizi bölmek, Güneydoğu'da bağımsız bir Kürt devleti kurmak için yola çıktığı biliniyor. PKK’nın başı Abdullah Öcalan, Kenya'da yakalanıp Türkiye'ye getirildiğinde ilk işi Türk bayrağını öpmek oldu. Apo, dönemin DGM Başsavcısı Cevdet Volkan ve Savcı Talat Şalk'a verdiği ifadede, "Bağımsız Kürt devleti kurmak bir hayalmiş. Bunu yeni anladım" dedi.

PKK terörünü etkisiz kılmak için yürütülen müthiş mücadelede, yüzlerce şehit verildi. Bugün o mücadelenin içinde yer alanların bir kısmı tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkum oldu. Ankara'da bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi'ne giderseniz, orada, bu mücadelenin nasıl kazanıldığını, ne bedeller ödendiğine tanık olursunuz. Orada vurgun yemiş gibi olursunuz. Orada ağlarsınız, hem ne ağlamak... Aslında herkesin bu merkezdeki gençleri görmesi, tanıması gerekiyor...

Terörle mücadele edenler bazı çevreler tarafından "Niçin mücadele ettin?" diye sorgulanır hale geldi. Güneydoğu'da PKK terörüne büyük darbeler indiren Bolu Komando Tugayı'nın eski komutanının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde yargılandığından kaçımız haberi var? PKK mücadelesinde yaralanan ve artık ömür boyu yürüyemeyecek albayın tekerlekli sandalyesiyle sanık sandalyesine oturacağını kaç kişi biliyor? Yurtdışında bulunan PKK itirafçısının, PKK’nın yayın organına yaptığı açıklamalarla komutanlar yargı önüne çıkıyor...

işte bu durum bir dönem mücadelenin ön saflarında yer alanları alabildiğine üzüyor. İşte Güneydoğu'da görev yapmış bir komutandan gelen mektupta ilginç bilgiler yer alıyor.

Bu mektubu okuyoruz:

"GÜVENLİK GÖREVLİLERİNİ MAHKUM EDİYORLAR"

Son aylarda asılsız iddialarla, sistemli olarak terörle mücadelede görev almış güvenlik güçleri personelinin üzerine gidilmekte, onların şahsında bir dönem canı pahasına görev yapmış kişiler karalanmaktadır. Bu karalama kampanyalarının asıl hedefi, "bakın hepinizi yargılatırız" diyerek, terörle mücadele de görev alacakları şimdiden korkutmak, sindirmeye dönüktür..

Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde yaşanan günleri ne çabuk unuttuk. Bırakın bir ilçeden diğerine gitmeyi, şehirlerarası bile emniyetle gidilemiyordu. Binlerce insanımız terör örgütü tarafından katledildi. Bölge halkı, "vergi" adı altında terör örgütünce haraca bağlanmıştı. Maalesef bazı gazete ve köşe yazarlarımız o günleri unutup, yargılanmamış güvenlik görevlilerini mahkum ediyor, "suçlu" diye köşelerinden lanse ediyorlar. Bu mu basın özgürlüğü, bu mu adalet? Merak ediyorum, bunları yazanların çocukları veya yakın akrabaları o dönemde nerelerde askerlik yaptılar? Güneydoğu'ya göndermemek için hangi hatırlı dostlarının nüfuzlarını kullandılar? Acaba kendileri otobüslere ya da özel otomobillerine binip Diyarbakır, Van, Hakkari'ye gittiler mi o günlerde?

JANDARMA İSTİHBARAT BİRİMİ NASIL ÇALIŞIYOR

Ben emekli jandarma subayıyım. Görev süremin yarısı Güneydoğu'da geçti. Memleketimin hem doğusunda, hem batısında jandarma istihbarat birimlerinde de çalıştım. Size jandarma istihbarat birimleri hakkında bilgi vermek istiyorum.

Terörün başladığı yıllarda il jandarma komutanlıklarının da, jandarma bölge komutanlıklarında istihbarat şubeleri vardı. Bu şube personelleri kısıtlı imkanlarla resmi elbiselerle görev yaparlar, karargah dışına pek çıkamazlardı. Rahmetli Hulusi Sayın Paşa terör başladıktan sonra jandarmanın istihbarat şubelerinin teröre karşı daha fazla etkili olabilmesi için Emniyet Genel Müdürlüğünde olduğu gibi merkeze bağlı, işi sadece istihbarat olan birimler kurulmasına karar verdi.

1987 yılında Diyarbakır Asayiş Kolordu Komutanı olduktan sonra bu fikrini uygulamaya koydu. Kuruluş safhasında bu timlerin hem istihbarat, hem de terörle mücadele de görevlendirilmesi düşünüldüğünden "JİTEM" denilmesi düşünüldü. İstihbarat ve harekatın farklı ellerden yürütülmesi prensibiyle bu timler sadece istihbarat ile görevlendirildiğinden "Jandarma İstihbarat Timi" adı verildi. Jandarma Teşkilatında hiçbir dönemde "JİTEM" adı ile görev yapan bir birim olmadı.

İstihbarat timleri, Emniyet istihbaratının ve MİT'in de kullandığı eleman sistemiyle ve teknik takiple bilgi topluyor, değerlendirip istihbarat haline getirip İstihbarat Grup Komutanlığına ve harekat birliklerine veriyordu.

"PKK, İTİRAFÇILARINI NASIL KULLANIYORDU?"

Bölgedeki Tugay ve Kolordu Karargahlarında aylık yapılan istihbarat toplantılarına MİT ve Emniyet istihbarat yetkilileriyle beraber "İstihbarat Tim Komutanları" da katılıyordu. Bu timler terörle mücadele sürecinde çok başarılı oldular. Birlik komutanları bizim verdiğimiz duyumlara daha fazla değer vermeğe başladılar. Verdiğimiz istihbaratlarla birliklere nokta operasyon yaptırıyor sıcak temas sağlatıyorduk.

Bizim Jandarma oluşumuz sebebiyle kırsalda, haber elemanı temin etme konusunda MİT ve Emniyet'ten daha avantajlıydık. Köylerdeki Jandarma Karakol Komutanları ve ilçelerdeki İlçe Jandarma Komutanları da bize haber elemanı temininde yardımcı oluyorlardı. İlçe jandarma ve Karakol binalarına, PKK sempatizanları tarafından görülüp örgüte ihbar edilirim korkusuyla giremeyen haber elemanları bizim binalarımıza rahatlıkla gelebiliyorlardı. Veya bizler sivil görev yaptığımızdan rahatlıkla onlarla il, ilçe merkezlerinde gizli görüşmeler yapıp duyumları alabiliyorduk. Verdikleri haberlerin önemine göre para ödüyorduk. Dünyadaki bütün istihbarat teşkilatları bu sistemle çalışır.

İstihbarat timlerinin bağlı olduğu bir "İstihbarat Grup Komutanlığı" vardır. İstihbarat Grup Komutanlığında Timlerden gelen duyumlar toplanır, daha çok karargah hizmetleri ve analizler yapılır, İstihbarat toplama timlerin işidir. İtirafçılık yasasından yararlanıp işe yerleştirilen ve devletten maaş alan "Memur itirafçılar" grup komutanlığında tercümanlık ve çatışmalarda (örgütün taktiklerini bildikleri için) ele geçirilen dokümanların değerlendirilmesinde görevlidir.

"JİTEM ADINI KULLANMAYAN KALMADI"

Güneydoğu'da şahsi menfaatlerine iş yapan halktan çeteler, itirafçılar, korucular hep JİTEM adını kullandılar. Halka korku saldılar. Bunlardan birçoğu emniyet ve jandarma tarafından yakalandı ve adli işlem yapıldı. Bunun pek çok örneği bölgede mevcuttur.

Yarattıkları bu korkuyla bölgede faili bulunamayan her olay, halk tarafından "JİTEM yapmış" diye kulaktan kulağa yayıldığından ne olduğu bilinemeyen bir öcü yaratıldı. Bu öcünün Psikolojik etkisinden yararlanmak isteyen bazı güvenlik mensupları da görev yaparken kendilerine bu adı verdiler. Kesin emir olduğu için sadece biz bu adı kullanmıyorduk.

Daha önce söz ettiğiniz Emekli Albay Abdülkerim Kırca'yı da iyi tanırım. Kendisi gerçek bir kahramandır. PKK, Antalya'da eylemlere başlayınca, mücadele için oraya tayin edildi.. Hem istihbaratçı, hem de eski bir harekatçı olduğundan Antalya'da başarılı oldu. Kısa sürede PKK’lıların yerini tespit edip, yaptığı operasyonla imha etti. Kendisi ön safta operasyona katıldığı için yaralandı. Şu andaki durumunu biliyorsunuz. Yıllardır halinden bir kere bile şikayet ederken görmedim, "Vatanım için canım feda"dan başka.

BAKALIM SIRA KİME GELİYOR?

Geçtiğimiz aylarda Yavuz Paşa, şimdi Kerim Albay. Bakalım sırada kimler var. K. Irak'taki teröristlerini yurt içine doldurdular, terörle mücadelede ileride görev alacakları şimdiden sindirmek, yıldırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama bilsinler ki Anadolu zengindir, yüzbinlerce Kerim Kırca'yı yetiştiren bu topraklar, milyonlarcasını da yetiştirir...

Bu mektubu bugünkü yazınızı okuyunca yazdım Saygı Bey. Çok teşekkür ederim, tüm şehitler ve tüm gaziler adına... Ziyaretinize gelip, sizinle tanışmak ve bizzat teşekkür ve saygılarımı size sunmak istiyorum.

Evet, Güneydoğu'da görev yapan bir komutan bunları yazıyor. Anlatacakları bitmemiştir. Ziyaretime geldiğinde de kuşkusuz anlatacakları olacaktır. Örneğin, PKK itirafçıları nasıl çalıştırılıyordu bu da merak konusu...

BİR ASKERİN MEKTUBUNDAN İTİRAFÇILAR

İşte, o günlerde gelen bir elektronik postada bunun cevabı veriliyordu. İtirafçılar arasında kontrolden çıkıp yasadışı işlere karışanların sayısı da az değil. "İtirafçılar" konusundaki mektup "itirafçılık dünyası"nın bilinmesi açısından hayli ilginç. Onların yasadışı bazı işlerde kullanıldığı konusunda yaygın görüşler de var. Açıklamalarıyla önemli yararlılıkları olanlar gibi, bundan çıkar sağlayanların sayısı da az değil.

İşte bu konudaki mektup:

12 Eylül 1980'den sonra Türkiye'nin yaşadığı terörsüz dönem dört yıl bile sürmemişti, 15 Ağustos 1984'de Eruh ve Şemdinli baskınları olduğunda hiç kimse yıllar sürecek, onbinlerce insanın hayatını kaybedeceği yeni bir dönemin başlayacağını tahmin bile edememişti.

Üstelik yeni dönemin terörü, 1980 öncesindeki teröre de benzemiyordu. Kırsalda başlayan bu terör, "Çete-Gerilla" Taktiği kullanıyordu. Kırsal kesimde asayişten sorumlu olan jandarma teşkilatının subay ve astsubayları ise, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın bünyesindeki okullarda "Düzenli Harp" eğitimi alarak yetiştiriliyorlardı. PKK terör örgütünde bulunan makinalı tüfek, roketatar, havan, el bombası gibi silah ve teçhizat jandarma karakollarında, ilçe jandarma bölük ve il jandarma alay komutanlıklarının ne kadrolarında ne de depolarında bulunmuyordu.

İstihbarat teşkilatlarımız da yeni duruma hazırlıksız yakalanmışlardı. Hiçbirinin PKK ve kırsala yönelik sağlam bir yapılanması olmadığından yeterli istihbarat elde edemiyorlar, operasyon birlikleri de geniş alanda az sayıdaki teröristi arayarak bulup imha edemiyordu.

Teknik ve taktiklerini bilmediğimiz bir terör örgütü ile karşı karşıya idik. Yeterli araç, gereç, silah ve teçhizatımız yoktu. İşte bu yıllarda terör örgütü hakkında bizi aydınlatacak tek kaynak çatışmalarda sağ ele geçen teröristler ve bu çatışmalarda ele geçirilen örgüte ait dokümanlarla, günlüklerdi.
İşte bu ortamda çatışmalarda sağ ele geçen veya örgütten kaçıp teslim olan teröristler çok revaçta idi. Onların sorgu ve anlatımlarından hem örgütü, hem de teröristlerin teknik ve taktiklerini öğreniyorduk.

İTİRAFÇILAR, "SİVİL MEMUR" OLARAK ALINIYORDU

Örgütte çözülme olsun, kaçıp teslim olanların sayısı artsın diye "İtirafçılık yasaları" çıkartılmaya başlandı. Jandarma, Emniyet, MİT bu itirafçıları hepimiz kullandık, bunlardan yararlandık. Siirt'te kurulan sorgu merkezinde yapılan sorgulara bütün teşkilatların sorgucuları katılıyordu. Sağ ele geçen teröristler askerle birlikte operasyonlara katılıyor, bildikleri sığmak, depo, buluşma noktalarını gösteriyorlar, gerektiğinde bizimle beraber çatışmalara giriyorlardı. Bunlardan bazıları, Diyarbakır Asayiş kolordusu kurulduktan sonra kurulan Jandarma istihbarat grup komutanlığı bünyesinde tercümanlık yapmak ve örgüt dokümanlarının analizinde kullanılmak üzere sivil memur kadrosu ile işe alındılar, O HAL lojmanlarına yerleştirildiler, o dönemde faydalarını da gördük. Bazıları kadrosuz çalıştılar. Emniyet pek çoğunu kadrosuz çalıştırdı. İşsiz güçsüz olanlar veya bulunan işleri beğenmeyip ayrılanlar, çoğunluğu Güneydoğu'da olmak üzere yurdun değişik yerlerinde şahsi menfaatlerine çeteleştiler.

Örnek verecek olursam, Diyarbakır'da görev yapan bir yetkili, İstanbul'a tayini çıkınca Diyarbakır'da kullandığı 25 itirafçıyı beraberinde götürdü. Birçoğunu kaset üretimi yapan fabrikaya yerleştirdi. Bunlar iş hayatına alışamayıp kısa sürede ayrıldılar, ya suç örgütlerine yamandılar ya da kendi suç örgütlerini kurdular. Bugün bunlar arasında tahsilat işleri yapanlar var.

1996 yılında Yüksekova'da bazı polislerle itirafçılar Necip Baskın'ı kaçırıp amcasından 200.000 Mark fidye istemekten mahkum olmadılar mı? Bunları yakalayan da, suçlarını itiraf ettiren de askerdi. Münferit olarak askerden de bu tür suçlara karışanlar oldu, yakalanıp adli makamlara teslim edildiler, askerlikle ilişikleri kesildi.

İşte bu tür itirafçılar, Güneydoğu'daki Hizbullah, şahsi menfaat peşine düşmüş asker, polis, yanma aldığı itirafçılarla gezen "Yeşil", hatta hasmını veya düşmanını korkutmak isteyen sıradan vatandaş bile "JİTEM" adını kullandılar. Halen de Türkiye'nin her tarafında kullananlar var. Faili bulunamayan her olay Jitem'in üzerine kaldı. Basının da yardımlarıyla ne olduğu bilinmeyen "Jitem" diye bir "öcü" yaratıldı. Bazı suç ve menfaat çeteleri de yaratılan bu "ÖCÜ" sayesinde gemilerini rahatça yüzdürdüler.

İtirafçılara ne jandarma, ne de polis hiçbir zaman tam olarak güvenmediler. Örgüte de ihanet ettiklerinden hayatlarının sonuna kadar korkuyla yaşamaya devam edecekler. Kendilerini gene en iyi, kendileri gibi itirafçılar anlıyorlar. Bu yüzden birbirlerinden hiç kopamadılar. İşçi, memur, işsiz, çete ne olurlarsa olsunlar, onların statüsü "itirafçı" idi.

Yani, bir dönem devlete ihanet etmiş, dağa çıkıp örgüte katılmışlar, sonra örgüte ihanet edip düze inip devlete gelmişler. Örgütteyken devlete karşı savaşmışlar, devletteyken örgüte karşı... Hayatlarında en az iki defa ihaneti yaşamışlar. İtirafçılık statüsüne adım attıktan sonra onlara bir daha ne devlet, ne de örgüt tam olarak güvenebilmiştir. İtirafçılar da ne devlete, ne de örgüte güvenmezler. Sadece kendileri gibi hayatlarında en az iki defa ihaneti yaşamış, ilk fırsatta ihanete hazır itirafçılarla dostluk, arkadaşlık hatta evlilik yapabilmişlerdir. İtirafçıların aralarındaki arkadaşlığın temelinde de güven değil, birbirlerine muhtaçlık vardır.

Şimdi İsveç gizli servisinin elinde bulunan A. Kadir Aygan 1998 yılında Adana-Mersin arasında en yakın arkadaşı, dostu, kendisi gibi itirafçı olan Abdül Hakim Güveni silahıyla sırtından vurmuştu. A. Kadir Aygan'dan ne beklenirdi ki?

ÇOĞU, HER AN İHANETE HAZIRLARDI

Gençlik yıllarında önce, Kürtçü bir sol örgüt militanı, ihanet ve PKK militanlığı, İhanet ve itirafçılık dönemi, ardından en yakın dostuna ihanet ve onu sırtından vurması ve şimdi tekrar ihanet; İsveç gizli servisi... Dediğim gibi her an ihanete hazırdılar.

İsveç gazetesine verdiği röportajda Türkiye'nin AB üyeliğini engellerim diyor. Bize geldiğinde de PKK'yı bitirteceğim diyordu. Yurt dışına kaçışını da halen İstanbul'da çete faaliyetlerine devam eden itirafçılar sağlamış.

İşin üzücü yanı bu çetedeki iki itirafçının üst düzey bir emniyet görevlisinin akrabası olması...
Bu emniyet yetkilisinin geçmişte yaşadıkları sebebiyle Silahlı Kuvvetlere ve MİT'e halen kin duyması...

Saygı Bey, Susurluk raporuna ifade veren, A. Kadir Aygan gibi asılsız ve dayanaksız bir takım iftiralarla silahlı kuvvetlerini ve bazı mensuplarını karalayan bir itirafçı vardı. İfade verdiği sırada Kırklareli cezaevinde "silahlı gasp" suçundan yatmaktaydı.

Adı; İbrahim Babat, Suriye asıllı bir itirafçı. Kendisini gasp suçundan sonra yakalayıp Emniyet'e teslim eden eski bir jandarma istihbaratçısı, Yalova İl Jandarma Komutanı Albay A. Doğan idi, İbrahim Babat'ın itiraflarına ne kadar güvenilir siz düşünün... Ama Kutlu Savaş raporuna koydu.

Aynı raporda Metin adında başka bir itirafçının Diyarbakır emniyetinde yıllar önce alınmış ifadeleri de vardı. Bu anlattıklarımı birleştirirseniz şahsi kinler uğruna ne gibi tezgahlara kalkışıldığını anlarsınız. Bir de andıçlı yazarların mal bulmuş gibi bu asılsız iftiralara sarılması ve vatanı için canını ortaya koymuş, en önemli uzuvlarını kaybetmiş kahramanları karalamaları çok daha acı... Şehitlerimizin kemiklerini sızlatıyorlar...

Kaynakça
Kitap: Kırmızı Klasör
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir