Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Apo'nun Güvencesi Papa

Burada Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Apo'nun Güvencesi Papa

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 03:35

APO'NUN GÜVENCESİ PAPA

Sunuş


Strateji Uzmanı Yazar Aytunç ALTINDAL, Türkiye'ye karşı Ortodoks dünyasının tezgahladığı planlarla ilgili olarak sunduğu bilgilerle öne çıkmış bir isim. Altındal, dış dünyada olup bitenler hakkında olduğu kadar, içeride olup bitenlerin arka planıyla ilgili de, ilginç görüşlere sahip. Altındal, Hıristiyan dünyasının Türk siyasetini etkilediğini ileri sürüyor. Altındal ile Türkiye'nin içinde ve dışında gelişen belli başlı olayları konuştuk.

- İsterseniz önce Türk demokrasisini konuşalım? Demokratik rejimin işleyişini zorlaştıran temel sıkıntı nedir?

- Türkiye'de demokrasiden önce cumhuriyet rejiminin faziletlerinin ne olup olmadıklarının anlatılması gerekiyor. Türkiye'de cumhuriyet, ne yazık ki sadece bir siyasi partinin ve onun ceberrut devletçilik anlayışının bir yansıması olarak görülmektedir. Tek parti rejiminin baskıcı uygulamaları cumhuriyet kavramıyla birlikte özdeşleştirilmiştir. Türkiye'de devletçiliğe kızanlar Devlete ve Cumhuriyete karşı çıkıyorlar. Bundan da en çok Türkiye'nin düşmanları hoşnut olmaktadır. Oysa, söz konusu partinin devletçilik anlayışı ve uygulamaları bir ideolojiydi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni bağlamaktaydı. Kısacası, Türkiye'de demokrasinin ne olup olmadığından önce Cumhuriyetçi olmanın ne anlama geldiği, bir siyasi partinin tekeline bırakılmadan, tüm siyasi partilerce tartışılmalı ve gündeme getirilmelidir.

- Apo'nun infaz tezkeresi, Cumhurbaşkanı'na geldiğinde, bence bu infazı onaylayamaz. Çekindiği için değil, yazılması sakıncalı bazı nedenlerle bu imzayı atamaz.' Demokrasinin olmazsa olmaz ön şartı nedir?

- Demokrasilerde ilginç bir bileşim var ki, bu Türkiye'de hiçbir zaman tartışılmadı. Bunu yıllardır gündeme getirmeye çalıştım ama hep engellendim.

Bu bileşim şudur:

Dünyada dinsiz demokrasi yoktur. Çünkü demokrasi bir inanç ve tercih meselesidir. Ve dinsel inanç olmadan siyasal inanç ve tercihin olmadığı görülmüştür. Batıda demokrasi her ülkede var olan milli kilise realitesini yani milli dini göz önünde bulundurarak yerleştirilmiştir. Diğer bir deyişle, Batı'da demokrasiler 1648 Westfalia Antlaşması'ndan (14. Madde) bu yana ülkelerin kendilerine özgü dinsel yapıları birinci elden dikkate alınarak kurulmuştur.

Demokrasilerin en zorlu iç sorunu işte böylelikle çözülmüştür. Son 300 yıldır Batı Avrupa'da Milli kiliseler olmadan, milli demokrasiler olmamıştır. Bu sistemin adı da "Dünyeviliktir (Seculer), laiklik değildir. Öyleyse Türkiye, Fransa'dan alınmış bir devlet laisizmi dayatmasıyla yönetilmeye devam edildikçe demokratikleşme daima kesintiye uğrayacaktır. Türkiye'de hedef demokrasi ise, bunun olmazsa olmaz ön şartı devlet zoru ile laisizmden uzaklaşıp, milli dini (Müslümanlığı) dikkate alan, kopya olmayan, Türkiye şartlarına uygun bir dünyevileşme hareketini zaman yitirmeden hayata geçirmeye çalışmaktır.

- Kamuoyunda özellikle, 28 Şubat sürecinden sonra, insan haklarında ve demokratikleşmede geriye doğru bir gidişattan endişe ediliyor. Türkiye kadar, dünyayı da yakından bilen ve izleyen biri olarak bu görüşe katılıyor musunuz?

Ben şahsen 28 Şubat süreci ile demokraside bir geriye gidiş olduğunu sanmıyorum, Ama Türkiye'nin egemenlik haklarının dış baskılarla ekonomik, siyasal, toplumsal ve en önemlisi kültürel alanlarda örselendiğini ve gelecekte bölünmelere kadar gidebilecek boyutlara ulaşmakta olduğunu üzülerek görüyorum. Türkiye'de kültürel karamsarlık olarak bilinen sosyolojik olgu hiç araştırılmamış olduğu için, nasıl bir hızla yayılmakta olduğu da ne yazık ki Fark edilemiyor. Bunun sonucunda da, başta ahlaki değerler olmak üzere, hayatımıza yön veren ve geleneksel anlamları katan tüm gelişmelerde hızlı ve korkutucu bir yozlaşma yaşanıyor. İşte bu anlamda 28 Şubat sürecinden bu yana değil, belki de son 15 yıldır giderek artan bir yozlaşma ve çöküntü yaşanıyor, kanısındayım.

- PKK'nın elebaşısı Apo yakalanıp yargılandı ve idama mahkum edildi, Apo olayının bundan sonrasını nasıl görüyorsunuz?

- Abdullah Öcalan yargılandı ve idam cezasına çarptırıldı. Batılılar dahil hiç kimse onun adil yargılanmadığını iddia edemedi. Bundan sonra ne olacak? işte soru burada başlıyor. İdam cezasının yerine getirilmesi için daha çok uzun bir yol var. Bu uzun yolun sonunda TBMM'den onaylanırsa idam cezasının infaz tezkeresi Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in önüne gelecek. Tahminime göre Süleyman Demirel bu infazı onaylayamaz. Korktuğu, çekindiği için değil, ama açıkça yazılması sakıncalı olan bazı sebeplerle 'bu imzayı atamaz' diyorum. Bu durumda ne olur? Demirel yurtdışına uzun bir geziye gider. Yetkilerini ya TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut'a ya da o yoksa Meclis Başkan vekillerinin en kıdemlisine bırakır. O zaman da Apo sorunu kendi mecrasında çözümlenir.

- Hadise bu kadar basit mi?

- Arada neler olur? Arada önce AB baskı yapar, asmayın der. Giderek Almanya'nın, italya'nın ve Rusya'nın ricacıları devreye girerler. Iş ciddiye binerse bu kez bizzat Vatikan'dan bir mektup yollanarak, Demirel'den infazın onaylanmaması istenir. Papaya rağmen Türkiye'de adam asmak kolay değildir. Size bir olay anlatayım: 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında Celal Bayar da idama mahkum edilmişti, Ama Papa 23. John eski dostu Celal Bayar'ı idamdan kurtarmayı başardı. Bu Papa, 1935-42 yılları arasında Türkiye'de bulunmuştu. Usta bir istihbaratçıydı ve güzel Türkçe konuşurdu. Celal Boyar tarihte ilk kez Papanın ayağına giderek onun Papa olmasını kutlayan ilk ve tek Müslüman devlet başkanıydı.

Benzer durum hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, Apo için de gündeme gelecektir. Vatikan'ın Dinler arası Diyalog çağrısında yer alan barı Islami gruplar da benzer ricalıkta Papayı aratmayacaklardır.

Herkes şunu bilmelidir ki, Apo idam edilmezse en geç beş yıl içinde AB, Vatikan ve yandaşları onu hapisten çıkartırlar. Sonra da bir siyasi partinin başına geçirirler.

- Türk diplomasinin gelişmelere karşı duyarlılığını nasıl buluyorsunuz?

- Türk Dışişleri Bakanlığı şu anda ne hikmetse ağırlıklı olarak İsrail'e endekslendirildi. Bunda İsmail Cem'in katkısı büyük. Dışişleri Bakanlığı'nın şu anda Kafkasya konusunda elle tutulur kısa ve uzun dönemli stratejik, lojistik ve aksiyomatik hiçbir projesi yoktur.

- Kıbrıs davasında hassas bir sürecin içinde bulunuyoruz. Dayton görüşmeleriyle birlikte Kıbrıs'ı Kosova benzeri bir pozisyon sayarak uluslararası gücün dikkatini buraya çekme arayışı var. Bunu Ortodoks ekûmenlzm gölgeslyle birlikte nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Kıbrıs konusunda çok ağır baskı yaşayacağız. Kıbrıs Türkiye için, KKTC olsun olmasın stratejik konumdadır. Türkiye, Kıbrıs için tarihinde ilk kez masa başından kalkmayıp yapılan diplomatik baskılara direnmesini" bildi. Bu çok önemli bir kazançtır. Çünkü tarihimizde şehit kanlarıyla kazanmış olduğumuz topraklan en fazla iki-üç ay süren "diplomat masaları'nda kaybetmiştik. Ortodoks çemberinin tam ortasında yer alan Kıbrıs'ı içimizdeki bazı aklı evvel "verelim kurtulalım" deseler de, masa başında kaybetmeyeceğimizi artık Hıristiyan-Batı anlamış durumdadır, hırçınlıkları da bu yüzdendir.

- Kıbrıs çerçevesinde etkili olan ülkelerin başında Rusya geliyor. Bu bakımdan Rusya'daki iç karışıklıklar da önemli olmalı...

- Rusya kanaatimce iç savaşa doğru gidiyor. Haziran ayında katıldığım bir TV programında Yeltsin'in Başbakan Sergei Stepaşin'i 15 gün içinde görevden alacağını söylemiştim. O sırada Stepaşin sadece üç haftalık bir başbakan idi. 6u öngörüm, 15 gün gecikmeyle gerçekleşti. Rusya özellikle de Kafkaslardan başlayacak ve Gürcistan, Erme-nistan ve Azerbaycan hattına kayacak olan uzun süreli bir istikrarsızlık dönemine girmek üzeredir. Türkiye'nin dış güvenliği şimdi güney hattından kuzey hattına, dolayısıyla da Kafkasya-Ermenistan-Azerbaycan-İran eksenine dönmüştür. Türkiye bu eksende en kısa zamanda aktif caydırıcılık anlayışı çerçevesinde davranmalı ve önlemler almalıdır.

- Bosna ve Kosova olaylarından sonra, Rusya'nın Balkanlardaki otoritesi sizce ne durumdadır?

- Kosova olaylarında bilindiği üzere başrolü ABD oynadı. Avrupa Birliği ülkeleri, başta da Almanya, ABD'nin isteği üzerine harekete geçtiler. Özellikle Almanya, 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana "Askeri Hareketlere Katılma Vaşağı" altında olduğu için ilk kez Almanya dışına asker yollayabilme şansını kullandı, yeniden bu hakka kavuştu. ABD'nin Balkanlar'daki rolünü çok ayrıntılı anlatmak gerekir, ancak en kısa anlatımla şu söylenebilir: ABD Ortadoğu'dan sonra, Balkanlar'a da yerleşti. Rusya'nın sadece Sırbistan çıkışı kaldı. O da zamanla NATO'ya ve AB'ye Dalınarak kapatılacak. ABD, Miloşeviç'i Avrupa'deki Küba gibi görüyordu, o işi bitirdi.

- Son olarak özellikle vurgulamak istediğiniz bir husus var mı?..
Son yıllarda Türkiye'de misyonerlik faaliyetleri çok hızlandı. Basın bu konuya ilgi gösterirse iyi olur.

- Sayın Altındal, Ortodoks Patrikliği'nln ekümenlik arayışı ve istanbul'u Vatlkanlaştırma planları hala gündemde. Son gelişmeler ışığında olayın boyutunu değerlendirir misiniz?

- Türkiye için hayati öneme haiz olan bu konu, ne yazık ki, Türkiye'deki bazı çevreler tarafından sürekli olarak sabote edilmekte ve sanki 'bir komplo teorisi'ymiş gibi gösterilmektedir. Bu nedenle bir kez daha gündeme getirmekte yarar vardır.

Öncelikle belirteyim ki, "Ekümenizm" ve "Ekümenik Patriklik'in bırakın komplo teorisi olmasını yaklaşık 1000 kadar kilise belgesiyle resmiyet kazandırılmış bir olgudur. Bu belgeler Katolik, Ortodoks ve Protestan kiliseleri tarafından yayınlanmış vesikalardır. Türkiye'de, "Ekümenizm"!n e'sini bilen bilmeyen kalemşörler, bu cehaletleri anlaşılmasın diye olayı komplo teorisiymiş gibi yutturmaya çalışmaktadırlar. Bu yanlışlığı düzeltmek için ilkin "ekümenik" nitelemesinin anlamı üzerinde kısaca duracağım. Katolik kelimesi, anlamı itibariyle evrensel demektir, Ancak Katolik denildiği Hıristiyanlığın Katolik evrenselliği, ekümenik denildiğinde de. Kilise Konsillerinin evrenselliği olarak anlaşılır. Öyleyse bir taraf için (Vatikan) Hıristiyanlığın Katolik yorumunun evrensel olduğu iddia edilirken, öbür taraf Ortodoks alemi için kilisenin ilk konsillerinin ve büroda alınmış olan kararların (6fes 731, Kadıköy, 451 vb.) evrensel olduğu iddia edilir. Ortodoks kiliselerinde Papalık değil, Patriklik bulunur. Bu Patrikler, 6. yüzyıla kadar (M.S. 588) kendilerine "Ekümenik Patrik" denmiyorlardı. Bu sıfat onlara kendi kutsal kitaplarınca verilmiş değildi, sonradan uydurulmuştu. 1993'te Papalık ünlü "directory"yi yani Ekümenizmin Normlarını Uygulama Yönetmeliği'ni yayınladı. 1995'te Papalık isa'nın doğumunun 2000. yılı münasebetiyle yapılacak ve beş yıl sürecek olan "Büyük Jübile" için gereken "Dinler arası Diyalog ve Ekümenizm" hazırlıklarını başlattı. Bu nedenle "Ut unum sint ve Tertio Millenio Adveniente" adlı belgeleri yayınladı.

Ekümenizm, bunca toplantıdan sonra kiliselerin ortak stratejisine verilen ad oldu. Günümüzde bu strateji ECEC (Avrupa için Ekümenik Komisyon), WCC (Dünya Kiliseler Birliği) ve CCREC (Avrupa işbirliği için Hıristiyan Sorumluluğu) adlı uluslararası kiliselerin üst örgütlen tarafından yönlendirilmektedir.

Bu gelişmeler Protestan kiliselerinde de sayısız toplantı ile değerlendirildi.

Şimdi 2000 yılının 1. Advent gününde (6ğer doğru hesapladıysam 26 Kasım 2000 Pazar'ına denk geliyor, Ama eskatoloji açısından bu 2. Advent sayılır) tüm kiliseler müthiş bir propaganda ile Dinler arası Diyalog aracılığıyla Hıristiyan dininin ve uygarlığının üstünlüğünü tüm dünyaya ilan edecekler. İlk iş olarak da Lambeth Konferansı kararları çerçevesinde bazı yoksul ülkelerin faiz borçlarını Dünya Bankası'ndan ve G-7 ülkelerinden sildirerek Hıristiyanlığın insan haklarına ne kadar önem verdiğini ve hayırsever olduğunu gösterecekler.

Sözün özü, 2000 yılında Katolik, Ortodoks ve Protestan Kiliseleri İslam Filminin karşısına birleşmiş tek bir güç olarak çıkacaklar. Rusya, Belarusya ve Sırbistan bu ilişkilerin içindeler. Fener Patrikhanesi WCC'nin baş planlayıcısı ve kurucusudur, Amerikan kiliselerinin birkaçı hariç tümü WCC'ye üyedirler. Bu Hıristiyan birliğinin hedefi başta İslam filemi olmak üzere, tüm Asya ülkeleridir. Ekümenizm konusunda Türk Dışişleri Bakanlığı'nın hiçbir ön çalışması yoktur, fakat TSK için hazırlanmış üç çalışma mevcuttur.

Kaynakça
Kitap: VATİKAN VE TAPINAK ŞÖVALYELERİ
Yazar: AYTUNÇ ALTINDAL
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir