Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ekonomik Önlemler

PKK Sorununun Çözümü İçin Alınması Gereken Önlemler - Bölüm 14

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

Ekonomik Önlemler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Kas 2011, 21:29

EKONOMİK ÖNLEMLER
PKK Sorununun Çözümü İçin Alınması Gereken Önlemler - Bölüm 14


Türkiye'nin ekonomik gelişmesi, Türkiye'de değişik bölge ve illerin ekonomik bütünleşmesi ve sosyal, sosyo-kültürel bütünleşme anlamına gelmektedir. Bundan dolayı, Türkiye'nin ekonomik kalkınması sadece kişi başına düşen milli gelirin artması ve geliri artan insanların teröre kaymaması anlamına gelmemektedir. Ekonomik kalkınma aynı zamanda milletleşme sürecinin devam etmesidir. Ekonomik refah sorunun çözülmesinin en önemli araçlarından birisidir.

Ancak, bölgede teröre verilen desteğin nedeni sadece ekonomik değildir. Bölgenin Türkiye'nin en fakir bölgesi olduğu da bir şehir efsanesidir. TUİK tahminlerine göre, 2007 rakamları ile Türkiye'nin en fakir bölgesi Güneydoğu Anadolu değil, Erzurum, Erzincan, Kars, İğdır, Ardahan ve Bayburt'tan oluşan "Kuzeydoğu Anadolu" bölgesidir. Ancak bu bölge terörün kaynağı değil, aksine terörle mücadelenin en dinamik insan kaynaklarının başında gelmektedir.

Öte yandan ilginç bir veri, Sosyal Yardımlaşma Genel Müdürlüğü'nün ilköğretim ve liseye giden öğrencilere yaptığı kız çocuklara 25 YTL, erkek çocuklara 20 YTL para yardımının Türkiye'de harcadığı toplam paranın % 72.02'sinin Güneydoğu Anadolu'da dağıtılması buna karşın sadece % 6.27'sinin Kuzey Anadolu, % 5,3'ünün Akdeniz ve % 3.71'inin Orta Anadolu'da dağıtıldığıdır. Bu noktada Sosyal Yardımlaşma Genel Müdürlüğü'nün açıklaması gereken, doğumlarda çocuk için verilen yardımın ve doğum sonrası yapılan para yardımının bölgelere göre dağılımının ne olduğudur?

Teröre desteğin temelinde ekonomi olduğu tezi devletin kendi kendisine söylediği ve olayları açıklamada kullandığı tek araç olduğu için bu cevaba inanılmış veya öyle davranılmıştır. Önlemler de yarım yamalak dahi olsa buna göre geliştirilmeye çalışılmıştır. Öte yandan, bölgeye diğer bölgelere nazaran daha az para harcandığı ve bölgenin sömürgeleştirildiği şeklindeki iddialar ise akıl dışıdır.

1983-1998 aralığında bölgelerin GSYİH'larına bakılır ise Türkiye ortalaması % 4.8 iken, Güneydoğu ortalaması 6.9'dur. Aynı dönemde Marmara Bölgesi % 5.0, Ege Bölgesi % 4.9, Karadeniz Bölgesi ise %3.5' dir.

PKK terörünün yoğun olduğu 1983-1992 yıllarında kişi başına yatırını endeksi tüm ülkede 100 kabul edilirse Karadeniz Bölgesi'nde 36, Marmara Bölgesi'nde 71 ve Güneydoğu Anadolu'da 256 idi. Özetle PKK'nın ve yerli/yabana bütün bölücü ideologların ileri sürdüğünün aksine Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin bilinçli bir şekilde ihmal edilmesi cumhuriyet tarihinde ne de öncesinde söz konusu olmamıştır. Aksine cumhuriyet elindeki imkanların üstünde yatırımları bu bölgede gerçekleştirmiş, devletin gurur projesi GAP burada yapılmıştır.

Sorunu çözeceğini ileri süren her hükümet, bölgeye "rüşvet" olarak içi boş bir "ekonomik paket" açarak yola çıkmıştır. Ancak paketlerin içi dolu olsaydı da değişen çok fazla şey olmazdı. Devlet bölgeye ekonomik yaşamı düzeltmek amacı ile büyük bir bölümü asla bölge halkına ulaşmayan ve bölgedeki küçük bir azınlığın denetimine giren, onları nema-landıran yanlış ve verimsiz yatırımlar gerçekleştirmiştir.

Devlet, "ekonomik faaliyet olsun da nasıl olursa olsun" zihniyeti ile kanunsuz faaliyetlere bile göz yummuştur. Bu süreci kendi menfaatleri doğrultusunda kullanan PKK, mazot ticareti başta olmak üzere her türlü kaçakçılığı desteklemiştir ve desteklemektedir. Devlette "ticaret olmaz ise terör olur" tuzağına düşerek, erimeye devam etmiştir. Bu, insanları dolaylı veya dolaysız teröre destek vermeye itmiştir.

Bölgede halk devlete vergi vermeyi, elektrik parasını ödemeyi terk etmiştir. Devlet de vergi almaktan, elektrik parası tahsil etmekten vazgeçmiştir. Güneydoğu Anadolu'da elektrik kaçağı % 86 civarındadır. Olması gereken ise % 15 civarındadır. Bu politikanın derhal terk edilmesi gerekmektedir. Çünkü bölge ekonomik anlamda dipsiz bir kuyuya dönüşmüştür. Öncelikle bölgede devletin yapmış olduğu bütün yatırımların, verdiği bütün kredilerin bir envanteri çıkarılmalıdır.

Bölgede yeni bir yatırım sürecinin gerçek bir toplumsal kalkınmayı hedefleyen politik hedefi olmaz ise hiç bir anlamı olmaz. Bugüne değin yapılan yatırımlar, toplumun genelinin, bölge insanının, devletin milli menfaatlerinden çok yerel seçkinlerin şahsi menfaatlerine hizmet etmiştir. Yeni yatırım ve kalkınma politikası, bölgesel, ulusal ve Ortadoğu genelindeki gelişmeler göz önünde tutularak oluşturulmalıdır. Yatırımlar ile devlete destek olacak ve milli bütünleşmeyi kolaylaştıracak sosyal güçler desteklenmeli, merkezkaç olan ve olabilecek sosyal güçlerin gelişmesine izin verilmemelidir.
PKK bir köylü örgütüdür. PKK, köylü örgütlerinin Milliyetçiliğin politik örgütü olarak yapabileceklerinin sınırına gelmiştir. Bu noktada eğer devlet milliyetçiliğin gerçek taşıyıcısı olan burjuvazinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Türkiye'nin bütününden kopuk bir şekilde oluş-masına izin verir ise kısa vadede başarı sağlanmış gibi görünebilir. Ancak uzun vade de Kürt milliyetçiliği daha güçlü bir sosyal ve siyasal taban üzerinde yükselir.
Bundan dolayı bölgede oluşacak olan girişimci sınıfın yapısal olarak ülkenin geri kalan kısımları ile bağımlık ilişkisi içinde olması ve yerel şartlardan dolayı tüketim sektörü ağırlıklı gelişmesi şarttır. Ekonomik kalkınma sorumluluğu yerel veya yerelleşmeye teşvik edilecek özel sermaye gruplarına devredilmelidir. Ekonomik kalkınmadan sadece devletin sorumlu olmadığı zihinlere kazınmalıdır. Bölgeye verilen krediler daha güçlü denetlenmeli, kredileri bölge yararına kullanmamış olanlar teşhir edilmelidir

Öte yandan GAP projesi çerçevesinde Şanlıurfa ve çevre coğrafyası olan Malatya-Mardin-Gaziantep ve Kahramanmaraş alanı Çukurova ile birleşerek ciddi bir ekonomik kalkınma merkezi, Türkiye ekonomisini Ortadoğu ekonomisine eklemleyen bölge olacaktır. Bu bölge bir süre sonra kaçınılmaz olarak Batı Anadolu'dan göç alacaktır. Şanlıurfa-Mardin-Gaziantep-Malatya bölgesi devlet tarafından sağlam bir milli birlik yanlısı çekirdek ile güçlendirilmelidir.

Ayrıca, Van ve Elazığ'ın Şanlıurfa ile bağlantısı güçlendirilmelidir. Bu amaçla Adana-Şanlıurfa otoyolu, Malatya-Elazığ hattı ile Elazığ'a kadar ulaştırılmalıdır. Şanlıurfa üzerinden Van ve Elazığ'a yatırımlar kaydırılmalıdır. Gerek Van gerek Şanlıurfa sahip oldukları ekonomik potansiyel ile zaten böyle bir politikanın gerçekleşmesi için çok olumlu bir yapı ortaya koymaktadırlar.

Elazığ ise çok özel bir konuma sahiptir. Elazığ da özel bir kalkınma programı kapsamında kalkınma sürecine sokulmalıdır. Harput ve Hazar Gölü turizm cazibe merkezi hâline getirilmeli, ekonomik yaşam canlandırılmalıdır. Keban Baraj Gölü, Tunceli Munzur Vadisi iç turizm için seçilecek bölgelerin başında gelmektedir.

Diyarbakır, Siirt, Bitlis, Van, Ağrı, İğdır ve Kars illerinde ise izlenecek yatırım stratejisi, sanayi üretimine değil, zirai üretime yönelik iş sahalarını hedef almalıdır. Bölgede iç turizmin canlandırılması hem ekonomik hem de sosyo-politik hedeflerin canlandırılması hedeflerine hizmet edecektir.
Gelişen turizm Doğu ile Batı arasındaki etkileşimi artıracağı gibi Batıda Doğuya sahiplenme duygusunu güçlendirecektir. Bunun için Doğu Anadolu'da Ahlat, Van, Şanlıurfa ve Atatürk Barajı, Adıyaman gibi bazı bölgeler seçilmeli ve bu noktalara yönelik olarak "teşvikli iç turizm" uygulaması başlatılmalıdır.

Bütün bunları ortaya koyduktan sonra altı çizilmesi gereken en önemli husus şudur. Türkiye'nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinin sadece bölgesel yatırımlarla zenginleştirilmesi mümkün değildir. Temel hedef, Türkiye'nin kalkınması ve zenginleşmesi olmalıdır.

Ancak Türkiye ekonomisinin geneli ile anlamlı bir bütünleşmenin gerçekleşmesi için Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinin belirli bir kalkınmışlık düzeyinin üzerine çıkması gerekmektedir. Esasen terörün durmasından sonra geçen kısa zaman içinde bölgede herhangi bir ciddi dış girdi olmadan bölgesel iç dinamiklerle bile ciddi bir bölgesel kalkınma süreci başlamıştır.

Batman, Diyarbakır, Elazığ, Van başta olmak üzere eskiden Olağanüstü Hâl Bölgesi olarak anılan bölgede gerçekleşen yatırımlarla 100'den fazla fabrika, 4000'den fazla işyeri açılmış, 100.000'den fazla yeni iş alanı yaratılmıştır. Bölge illeri sadece Türkiye'nin diğer illerine değil, yurtdışına da ciddi miktarlarda mal satar hale gelmişlerdir. Sadece bu veriler bile PKK'nın geçtiğimiz yıllar içinde bölgenin ekonomik kalkınmasına vurduğu darbenin derin etkilerini göstermektedir. Bir de bu bölgenin l'M sonrasında terörü yaşamasa idi hangi durumda olacağı düşünülmelidir.

Ancak her şeye rağmen, mevcut nüfus artışı, bölgenin coğrafi ve mevsim zorlukları, limanlardan uzaklığı ile Ortadoğu istikrarsızlığına yakınlığı göz önünde tutulduğunda Türkiye'nin kaynakları, bu bölgenin İstanbul, İzmir, Ankara, Adana veya Kayseri düzeyinde bir kalkınmışlığı yakalamasının mümkün olmadığını göstermektedir. Bundan dolayı, Güneydoğu Anadolu için kalkınan bir ekonomiye eğitimli bir iş gücünü bölge dışından sağlayan ve refahı bölgeden çok Türkiye genelinde hedefleyen gerçekçi bir kalkınma stratejisi geliştirilmelidir.

Kaynakça
Kitap: PKK Terörü Neden Bitmedi, Nasıl Biter?
Yazar: Ümit Özdağ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron