Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hukuki Önlemler

PKK Sorununun Çözümü İçin Alınması Gereken Önlemler - Bölüm 13

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

Hukuki Önlemler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Kas 2011, 21:28

HUKUKİ ÖNLEMLER
PKK Sorununun Çözümü İçin Alınması Gereken Önlemler - Bölüm 13


PKK'nın 1980 sonrası yaygın terör eylemleri 1984'de başlamış olmasına rağmen, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası ancak 1991'de çıkmıştır.
Bunu anlamak mümkün değildir. Örneğin, zaten sağlam bir terörle mücadele yasa geleneği olan İngiltere, El Kaide'nin 7 Temmuz 2005'de Londra'da gerçekleştirdiği saldırılardan hemen sonra Terörle Mücadele Yasası'nı çok daha ağır hale getiren bir düzenlemeye başlamış ve Ekim 2005'de çok tartışmalara yol açan tasarıyı parlamentoya sunmuştur.

Terörle mücadelede hukuki önlemlerin önemi ne yazık ki gerektiği kadar anlaşılamamış ve etkili olarak kullanılamamıştır. Sadece uluslararası hukuk değil, iç hukuk dahi yeterince etkili olarak kullanılmamıştır. Hukuki önlemlerin temelinde terörü yaratanlar ve yaratılan ortamdan beslenenler ile bölge halkını birbirinden ayrı mütalaa etmek fikri bulunmalıdır. Çünkü son yirmi bir senede teröre karşı mücadelede oluşan kanaat, hedef alınan terörist kitlenin adalet karşısında gereken cezayı görmediği, ancak suçsuz halkın bu süreçten olumsuz etkilendiği doğrultu-sundadır. Anılan durumun hızla değiştirilmesi gerekmektedir. Hukuk, teröre karşı en etkili ve ahlaki silah olarak kullanılmalı ve milletin vicdanında rahatlamaya neden olmalıdır.
Terörle mücadele sürecinin hukuki alt yapısı yeniden oluşturulurken, Türkiye'nin 1965'ten bu yana sahip olmak zorunda bırakıldığı terör deneyimlerinden, 11 Eylül sonrasında ABD ve AB ülkelerinde ortaya çıkan "Ulusal Güvenlik Yasaları" anlayışından yararlanılarak ve BOP'un Ortadoğu özellikle Irak'ta oluşturduğu ve oluşturacağı sınır değişikliklerinin travmatik sonuçları göz önünde tutularak hareket edilmelidir. Terörü caydırıcı ve önleyici mekanizmalar geliştirilmelidir. AB sürecini daha etkin hale getirme amacına bağlı olarak son dönemde çıkarılan kanunla terörle mücadelenin önü tıkanmıştır. Eğer terörle mücadelede kararlı bir iradeden söz etmek gerekiyorsa AB uyum sürecinde çıkarılan ve terörle mücadeleyi zayıflatan yasaların Türkiye gerçeğine uydurulmasıdır.

1 Terör Örgütüne Karşı Müeyyidelerin Daha Etkin Uygulanması

Terör örgütüne karşı hukuki mücadele çok önemlidir. İdam cezasının kaldırılması hariç cezaların genel olarak yeterli olduğu söylenebilir. Ancak yasaların etkin bir şekilde uygulanmadığı konusunda bir görüş birliği vardır.

2 İdam Cezası

İdam cezası yeniden yasaya dahil edilmeli ve uygulanmaya başlanmalıdır. Bu yasa özellikle, toplu katliamcılara, kadın ve çocuk katillerine karşı tereddüt edilmeden uygulanmalıdır. Devlete karşı başkaldırıyı örgütleyen, kan döken, toplu katliamlar düzenleyen bir harekete karşı idam cezasını muhafaza eden devlet kendine güvenen güçlü devlettir. İdam cezasını kaldıran devlet kendine güveni tartışmaya açan devlettir.

3 Abdullah Öcalan'ın Durumu

Abdullah Öcalan'ın idam edilmemesi büyük bir hata olmuştur. İkinci büyük hata ise A. Öcalan'ın idam edilmesi imkanını ortadan kaldıracak şekilde yasanın değiştirilmesidir. İdam cezası devam ettiği sürece, I'KK, Öcalan'ın hayatının tehlikeye gireceği endişesiyle terör eylemlerini durdurmuştur. İdam cezasını kaldıran ve kaldırılmasına karşı çıkmayan sorumlular, bugün gerçekleşen eylemlerden sorumludurlar. Ne yazık ki idam cezası tekrar yürürlüğe sokulsa da artık A. Öcalan'ı geriye doğru giderek kapsaması mümkün görünmemektedir.

Bununla beraber Abdullah Öcalan'a karşı alınması gereken başka önlemler vardır. A. Öcalan'ın avukatları ile görüşerek demeç vermesi engellenmelidir. Öcalan, sadece 1999-2005 arasında 101 görüşme notunu kamuoyuna açıklatmıştır. Bu TBMM'deki partilerin haftalık basın toplantılarını andırmaktadır. Oysa ABD'de bir terör suçlusunun açıklamalarını kamuoyuna taşıyan avukat ağır hapis cezasına çarptırılmıştır. A. Öcalan'ın örgütü hapisten yönetmesi kesinlikle önlenmelidir. Buna mani olmak için A. Öcalanın ancak Barolar Birliğinin tayin ettiği avukatlarla görüşmesi yönünde hukuki düzenlemeler yapılması düşünülmelidir.

A. Öcalan büyük ölçüde dış dünyadan yalıtılmalıdır. A. Öcalan, İmralı Cezaevi'nde yalıtılmışlık koşullan içinde tutulur ise büyük faydası olacaktır. Öte yandan A. Öcalan'ın F tipi cezaevine alınmasını isteyenlerin göz önünde tutması gereken örgütün böyle bir adımı çok boyutlu olarak istismar edeceğidir. PKK'nın 21-30 Ağustos 2008' de gerçekleştirdiği 10. Kongresi sonrasında yaptığı açıklamada temel kararın İmralı sisteminin reddedilmesi olarak açıklandığı göz önünde tutulursa Öcalan'ın F tipine alınması PKK'nın zaferine dönüşecektir.

Bu istismarın ilk akla gelenleri şu şekilde sıralanabilir.

a) "İmralı'yı aştık, sıra özgürlükte" sloganı ile yeni bir gösteri süreci ve örgüt kadrolarına moral verilmesi,
b) Zaman içinde A. Öcalan'ın nakledileceği F tipinde PKK'lı mahkum yoğunlaşması,
c) Hapishane önünde sürekli gösteri ve çatışma ile tansiyonu yüksek tutma.

Öyleyse PKK'nın bu konuda tehlikeli şekilde yaratıcı olacağı göz önünde tutulmalıdır. Belirtilen şartların oluşması durumunda diğer bazı şartlar yerine geldikten sonra, Türkiye Cumhuriyeti PKK terör örgütünün bütün üst düzey yöneticilerinin teslim olmasını, PKK'nın para kaynaklarının ve silahlarının Türk güvenlik görevlilerine teslim edilmesini şart koşmalıdır. PKK'nın bu istekleri yerine getirmemesi durumunda Abdullah Öcalan idam edilmelidir.
Bazı çevreler bu yaklaşımı hukuk ilkelerini ileri sürerek eleştirebilirler. Ancak hiçbir hukuk ilkesi Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının can güvenliğinden ve Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığından önemli değildir.

4 Pişmanlık Yasaları

Cezaların caydırıcılığı ilkesi sürekli olarak suç işleyenlerin lehine ihlal edilmiştir. Bu çelişki yasalara bağlı olan yurttaşların devlete olan güvenini zaman içinde sarsmıştır. "Pişmanlık Yasası" uygulaması defalarca tekrarlanmış, hem istenen başarı elde edilememiş, hem de bölge inşanında devlete karşı suç işlemenin mükâlatlandırıldığı düşüncesinin doğmasına neden olmuştur.

Öte yandan B. Semiz, pişmanlık yasalarının etkisizliğinin yasalardan çok yasaları destekleyici psikolojik mekanizmaların (kurum ve stratejilerin) kurulmaması ile izah etmektedir. Bu üzerinde durulması gereken bir izahtır. Bundan sonra çıkarılacak bir pişmanlık yasası çıkarılmadan önce gereken politik ve psikolojik mekanizmaların oluşturulması halinde çok daha etkili sonuçlar alınabilir. Bundan dolayı bir yandan olumsuz etkileri göz önünde tutularak ve bölgedeki PKK karşıtı insanlara çalışmanın faydalan izah edilerek, öte yandan yasa çıkmadan yasanın hedeflediği PKK'lılar ve aileleri hedeflenerek kapsamlı çalışmalar sonucunda pişmanlık yasaları çıkarılmalıdır.

5 Yavaş İşleyen ve Etkisiz Cezalar Veren Adalet

Terör ile mücadele için gereken hukuki düzenlemelerin yeterince yapılmadığı bir yasal çerçeve için adaletin ağır ve korkak işlemesi sonucu, terör olayları bölgede adi vaka şeklinde algılanmıştır. Karakol basıp, adam kaçıran örgüt üyeleri göstermelik cezalarla kurtulmuşlardır. Bingöl'de 33 erin katliamına katılan bir PKK'lı dahi kurtulan yaralılardan birisinin birkaç sene sonra teşhis etmesine rağmen beraat etmiştir.

Bu tür hafif ceza ve salıvermeler örgüt üyelerinin etkisini artırmıştır. Öte yandan silahlı çatışmada terörist vuran güvenlik güçleri mahkemelerde süründürülmüştür. Bütün bu gelişmeler insanların moralini bozmuş, devlet yanlısı yurttaşların devlete olan güvenini sarsmıştır.

Öte yandan il ve ilçelerde yapılmakta olan aylık emniyet ve asayiş toplantılarında il ve ilçe Cumhuriyet Başsavcılarının da katkılan ile gıyabi tevkifli ve yakalamalılar konusunda jandarma ve polis teşkilatlarının elde edecekleri sonuçlar yakından izlenmeli, bu şahıslar yakalanarak asgari seviyeye indirilmelidir.

6 Sözde Sivil Toplum Örgütlerine Karşı Alınacak Önlemler

PKK'nın uzantısı olan sözde sivil toplum örgütlerine karşı etkili bir istihbarati ve hukuki mücadele verilerek örgütle bağlantısı kanıtlanan STO'lar derhal kapatılmalıdır. Bu tür örgütlerin yöneticileri PKK üyesi kabul edilerek yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır. Terör örgütünün do-laylı ve kurucu stratejisinin mekanları olan STÖ'ler terör örgütüne taban genişlemesi sağlamaktadır. En küçük olayda insanları sokaklara dökenler bunlardır. Terörist STÖ'lerin önünü açarak dağlarda terör örgütüyle mücadele etmek beklenen sonucu vermez.

7 İfade Özgürlüğü ve Terör Propagandası

Fikir hürriyeti, demokrasinin temelidir. Batı dünyası, çerçevesini kendisinin tanımladığı demokrasiyi değişen şartlara göre istediği gibi yeniden tanımlayabilmektedir. Örneğin, 11 Eylül sonrasında ABD'de ve 7 Temmuz 2005 Londra bombalamaları sonrasında Bush ve Blair demokrasi-güvenlik paradigmasını tekrar tanımlamışlardır. İngiliz Hükümeti, bomba taşıdığından şüphelendiği kimseleri "kafasından vurarak öldürme" yetkisi elde etmiş ve bunu uygulamıştır. Hiçbir AB ülkesinden bu tür önlemlere tepki verilmediği gibi, "Peki Türkiye'nin aldığı önlemlere neden karşı çıkıyorsunuz?" şeklindeki serzenişlere, AB yetkilileri "Sizin siciliniz bozuk" cevabını verebilmişlerdir.

Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, demokrasiyi ve fikir hürriyetini istediği gibi tanımlamaya izin vermediği gibi, ABD ve AB ülkelerinin uyguladığı hukuk kurallarını uygulamasına ne yazık ki izin vermemektedir. Örneğin İngiltere'de terör suçlarında gözaltı süreci 28 gün iken Türkiye'de dört gündür. Türkiye'de de varlığı mahkemelerce kabul edilmiş terör örgütleriyle ilgili göz altı süresi bu bağlamda yeniden gövden geçirilmelidir. Bu çerçeve ortaya konukluktan sonra, fikir hürriyeti ile terör arasındaki hassas ilişkiye geçebiliriz.

Amerikan Anayasa Mahkemesi bir kararında şöyle demektedir:

"Bir dağın tepesinde 'Yangın olmasa da yangın var, şeklinde bağırmak, fikir özgürlüğüdür ancak, dolu bir sinema salonunda yangın yok iken, yangın var diye bağırmak cinayettir."

Terör-propaganda ilişkisi üzerinde durulmaya ve dinamik süreci değişen şartlara göre yeniden yorumlamaya ihtiyaç vardır. Hukuki önlemler kapsamında alınacak en önemli tedbirlerden birisi de PKK'yı terör örgütü ve eylemlerini övenlerin cezalandırılması ile ilgili hukuki düzenlenmenin gerçekleştirilmesidir.

8 Topluma Kazandırma Çalışmaları

Hukuki önlemler çerçevesinde üzerinde durulması gereken bir husus da hapishanelerde terörle mücadele çerçevesinde uygulanması gereken topluma kazandırma çalışmaları olmalıdır, bunun için hapishanelerde terör örgütlerinin hâkimiyeti mutlak anlamda kırılmalı, mahkum terör örgütünden özgürleştirilmelidir. Mahkûmlara yönelik olarak demokrasi, yurttaşlık ve insan haklan boyutlarını kapsayan bir zorunlu eğitim süreci başlatılmalıdır.
Topluma karşı demokrasi, yurttaşlık ve insan haklarını ihlal ederek suç işleyen bir bireyin böyle bir eğitime karşı direnme veya seçme özgürlüğü olamaz. Hapishaneler, örgüt mensuplarının terörist olarak girip, "kurmay" terörist olarak çıktıkları terör akademilerinden yurttaşlık eğitim merkezlerine dönüşmelidir. Bu süreçte örgüt avukatlarının mahkûmlar üzerinde psikolojik/politik baskı yapmalarını engelleyici önlemler alınmalı, böyle bir tutum içine giren avukat meslekten ihraç edilmelidir.

9 Çocukların PKK Tarafından İstismarına Karşı Alınacak Önlemler

PKK'nın eylemlerde istismar ettiği çocukların aileleri ilk eylemde valilik/kaymakamlık tarafından uyarılmalıdır. Bundan sonuç alınmadığı takdirde Adana Valiliği'nin aldığı, sosyal yardımları kesme, yeşil kartın iptali cezaları uygulanmalı ve aileye para cezası kesilmelidir. Aile, çocuğun eylemlere katılmasını yine engellemiyor ise yapılması gereken mahkeme kararı ile çocuğun bir sene aileden alınarak bir yatılı devlet okulunda okumasının sağlanması olmalıdır. Bu sürenin ilk altı ayında aile çocuk ile görüştürülmemelidir. Aynı süre içinde Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi'nin ilgili ilde bulunan psikolojik harekât birimi çocukla ilgilenmelidir. Bu çocuklar için özel bir program hazırlanarak, Türkiye dolaştırılmalı, çocuğa örgüt tarafından aşılanmaya çalışılan intikam kültürü yok edilmelidir.

Kaynakça
Kitap: PKK Terörü Neden Bitmedi, Nasıl Biter?
Yazar: Ümit Özdağ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron