Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Askeri Önlemler

PKK Sorununun Çözümü İçin Alınması Gereken Önlemler - Bölüm 9

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

Askeri Önlemler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Kas 2011, 16:40

ASKERİ ÖNLEMLER
PKK Sorununun Çözümü İçin Alınması Gereken Önlemler - Bölüm 9


Terörle mücadelenin en önemli bileşeni muhakkak ki askeri yöntem ve önlemler bütünüdür. Türkiye, 1984'den bu yana PKK terörüne karşı düşük yoğunluklu çatışma tarihine özellikle 1992 sonundan itibaren 1999'a kadar süren ve ileride düşük yoğunluklu çatışma tarihi kitaplarında büyük bir basan olarak övülecek ve dersler çıkarılacak bir mücadele vermiştir.

Türkiye terörle mücadele için çok pahalı bir bedel ödeyerek para ile satın alınması mümkün olmayan ve bedeli kanla ödenen deneyimler elde etmiştir. Öte yandan, terörle mücadele konusunda Türkiye'nin deneyimlerini ve değişik ülkelerdeki deneyimleri ele alan bağımsız sivil bilimsel çalışmaların sayısı her geçen gün artmaktadır.

Askeri mücadelenin esası, geçmişten alınan dersleri mücadelede mükemmelleşmeye ulaşacak şekilde geliştirmek olmalıdır. Bunun için Eğitim Doktrin Komutanlığı bünyesindeki çalışmalara yeni bir boyut verilmelidir. Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı, "Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi"nin çalışmalarının mücadele uygulamasına daha etkin bir şekilde eklemlenmesi üzerinde düşünülmelidir. Geçmişten alınan dersler ile teröre karşı verilen mücadele mükemmelleştirilirken mücadelenin stratejik ve teknolojik niteliği konusunda bir yenilenmenin şart olduğu da göz önünde tutulmalıdır.
1984'den bu yana PKK ile mücadele de temel hedef mümkün olduğunca fazla PKK'lı öldürmek olmuştur. Terör örgütü ile mücadelede temel hedef mümkün olduğunca fazla PKK'lı öldürmek olarak kabul edilmiştir. Bu hedef doğru gibi görünse de kısa sürede farkına varama-dığımız başka bir problemi de bünyesinde taşımaktadır.

Çünkü öldürülen her PKK'lı (çok büyük ölçüde Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı yani Anayasa'mıza göre Türk) kısa vadede örgütü zayıflarsa da uzun vadede öldürülen gençlerin ailelerini terör örgütünün kucağına itmiştir. PKK'ya karşı askeri mücadele bu gerçek göz önünde tutularak, yeni bir askeri stratejik zemin üzerine oturtulmalıdır. Askeri mücadelenin hedefi, daha fazla ölü PKK'lı değil, PKK'nın kırsal alanda hareket ve eylem gücünün mutlak şekilde kırılması üzerine oturtulmalıdır.

Uzun yıllardır başarı ile uygulanan "Alan Hâkimiyeti" konsepti daha etkin bir şekilde yaşama geçirilirken, Türkiye'nin sınırlarında mutlak bir kontrol sağlayacak askeri yaklaşım geliştirilmelidir. Bu terör örgütünün Türkiye içinde hareket serbestliğini ortadan kaldırarak, lojistik desteğini kısıtlayarak, örgüt unsurlarını bıktıran, sürekli kaçmaya zorlayan, Kuzey Irak'a çekilmelerini ve Kuzey Irak'tan (keza Suriye ve İran'dan) girmelerini zorlaştıran yeni askeri yaklaşım, PKK'lıları teslim olmaya davet eden güçlü ve sürekli psikolojik operasyon ile desteklenmelidir.

Askeri mücadelenin hedefi, sıradan PKK'lı teröristi örgütten kaçmaya ve teslim olmaya iterken, örgüt liderlerinin imhası üzerine kurgulanmalıdır. Bunun sadece konvansiyonel askeri yapılanma ile gerçekleşmeyeceği ve daha çok ileri teknoloji ve savaş tekniklerini kullanmaya en yatkın askeri unsur olan Özel Kuvvetlerin (bazı coğrafyalarda ise Milli İstihbarat Teşkilatı'nın) yurtdışı operasyonları ile gerçekleştirileceği aşikârdır.

Bu yeni stratejik anlayış teknolojiye bakışın değişmesi ile de desteklenmelidir. Milletlerin askeri kültürleri birbirlerinden farklıdır. Amerikan askeri kültürünün temelinde teknolojinin sürekli gelişmesi vardır. Alman askeri kültürünün temelini ise genelkurmay ve kurmay subayın mükemmeliyete ulaşma çabası, Türk askeri kültürünün temelinde ise subay ve askerin sonsuz fedakârlığı ve cesareti vardır.

içinden geçtiğimiz dönemde Türk askeri kültüründe de teknolojiyi geliştirme ve kullanma eğilimi büyük bir yoğunluk kazanmıştır. Bu genel geçer bir tespit olduğu gibi terörle mücadele konusunda da kaçınılmaz bir gerekliliktir. Terör ile mücadele sadece subay ve askerin üstün kahramanlık ve fedakârlık vasıflarına terk edilmemeli, ileri teknolojiden terörle mücadelede şimdiye olduğundan çok daha fazla faydalanılmalıdır. Böyle bir yaklaşım ordunun genel savaş kültürüne de olumlu şekilde yansıyacaktır.

Esasen son yıllarda bu konuda bazı ciddi atılımların gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu tür çalışmaların devam ettirilmesi ve terörle mücadelede kullanılan yeni teknolojilerin Türk sanayii taralından üretilmesine çalışılmalıdır.

21. yüzyılın ilk çeyreğinde konvansiyonel çatışmaların dışındaki mücadelelerin dönemi olacağı birçok askeri uzman tarafından ileri sürülmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri sadece PKK'nın oluşturduğu tehdidi değil, 21. yüzyılda Türkiye'nin önüne çıkabilecek diğer tehditleri düşünerek, güvenlik anlayışı geliştirmelidir. Bu geliştirilirken, asimetrik ve psikolojik çatışmanın siyasi niteliği göz önünde tutularak politik ve psikolojik profil düşürülmelidir. Çünkü yükseltilen politik ve psikolojik profilden en fazla yararlanacak örgüt PKK'dır.

1 Jandarma Asayiş Kolordusunun Etkinleştirilmesi

PKK ile mücadelenin politik-psikolojik profilini düşürmenin ve mücadelenin başarısını artırmanın yolu, yeni bir güvenlik yapılanması anlayışım yaşama geçirmektir. Terörle mücadele görevi, yurt içinde ağırlıklı olarak, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'ne verilmelidir. Bütün bunlar yapılırken terörle mücadele gibi önemli bir görevi 1987'den buyana üstlenmiş olan Jandarma Genel Komutanlığına ve mensuplarına yönelik haksız eleştiri ve psikolojik harekat boyutuna

varan saldırıların son kertede Türkiye'nin güvenliğine ne kadar zarar vereceği de göz önünde tutulmalı, bu kurum yönelik haksız saldırılar öncelikle siyaset kurumu tarafından göğüslenmelidir.

Avına böyle kapsamlı bir mücadeleyi veren kurumun devlet içindeki konum ve TSK ile ilişkilerinin değiştirilmesi gibi terörle mücadeleye zarar verecek, terörle mücadelede en safta yer alan personelin moralini bozacak girişimlerden de uzak durulmalıdır.

Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bağlı birlikler, mümkün olduğu ölçüde terörle mücadelenin dışına çekilmelidir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin birlikleri iç harekâtlarda zorunlu olarak kullanılmak durumunda olduğu zamanlarda, bu birlikler bugün olduğu gibi Jandarına Genel Komutanlığı emrine verilmelidir. Ancak esas amaç Jandarma Asayiş Kolordusu ile bu işin üstesinden gelmek olmalıdır.

Terörle mücadele için Jandarma Genel Komutanlığı'na bağlı Jandarma Asayiş Kolordusu personel ve araç açısından güçlendirilerek, yeniden yapılandırılmalıdır.

Bu konunun yetkilileri Jandarma Asayiş Kolordusu'nun nasıl yeniden yapılandırılacağını çok iyi bilmekle beraber, konunun uzmanı olmayanlar için bu yapılandırmada göz önünde tutulması gereken hususlar aşağıda sıralanmıştır:

a) mekanize birlikler,
b) zırhlı birlikler,
c) hava indirme birlikleri,
d) genel maksat ve saldın helikopterleri,
e) hafif ve ağır topçu birlikleri ve
f) özel harekât birimlerini bünyesinde barındıran yüksek hareket kabiliyeti ve yüksek ateş gücüne sahip bir Kolordu hâline getirilmelidir.

Jandarma Asayiş Kolordusu'nun emrine ve desteğine operasyonlarla sınırlı olmak ve Genelkurmay Başkanlığının emir ve izni ile

a)Bölge dışından Komando Tugayları

b)Özel Kuvvetlerin büyük bir bölümü

c)Kara Havacılık birlikleri,

d)Özel İstihbarat unsurları(elektronik ve insan istihbaratı) e)İnsansız hava araçları birliği,

f)Desteğine İkinci Taktik Hava Kuvvet Komutanlığı verilmelidir.

Jandarma Genel Komutanlığı, özellikle de Jandarma Asayiş Kolordusu, uzman onbaşı ve çavuş yapılanması ile güçlendirilmeye devam edilmeli, hatta kadrosunun büyük bölümünün uzman onbaşı ve çavuşlardan oluşması düşünülmelidir.

Güvenlik güçleri terörist takibinde il ve ilçe, yetki alanı sınırlandırmalarından ve Jandarma Asayiş Kolordusu'na bağlı birlikler terörist takibi süresince her türlü mülki kısıtlamalardan kurtulmalıdır. Emir-komuta zinciri basitleştirilmeli, kolordu, derhal tepki veren bir yetenek geliştirmelidir. Jandarma Asayiş Kolordusu, sınır ötesi harekât yapabilecek yetenekte bir kolordu olmalıdır.

PKK ile mücadelede savaş helikopterlerinin önemi büyüktür. Silahlı helikopterlerin sayısı seçilen üç veya dört bölgede kesintisiz destek sağlayacak şekilde yeterli olmalıdır. Her bölgede minimum yedekleri ile beraber üç kol, genel maksat helikopteri ise gece minimum iki gündüz üç taburu indirecek sayıda olmalıdır. Bir bölgede toplanarak bir seferde iki tugay indirilebilmelidir. Silahlı helikopterlerin sıcak ikmal yapmasını sağlayacak ikmal helikopterleri temin edilmelidir.

1. Terörle Mücadelenin Harekat Konsepti

Yurt içinde ve ya yurt dışında "24 saat gözetle", "24 saat harekat yap ve terörist üzerindeki baskıyı sürekli kıl", şeklinde belirlenmelidir. Tespit vasıtaları ile tespit edilen unsurlara ve kamplara karadan havadan bazen müşterek sürekli operasyon yapmak bir plan dahilinde bütün kamplarını imha etmek ve yorulan birlikler havadan değiştirilmek suretiyle örgüt elemanları üzerindeki harekatı teslim oluncaya veya imha oluncaya kadar aralıksız sürdürmelidir. Burada ana felsefe, "teröristler asla nefes alamayacak birlikler özellikle havadan değiştirilerek, çatışma gece gündüz 24 saat PKK bitinceye kadar gerekirse bire bir zayiat göze alınarak harekat sürdürülecektir" ilkesine dayandırılmalıdır. Mevcut komando tugayları profesyonel personele geçtikten sonra bölgedeki iç güvenlik birliklerinin tamamı kademeli olarak komando birliklerine dönüştürülmelidir.

2 Jandarma Anti-Terör Komutanlığı

Genelkurmay Başkanlığına bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı güçlerinin Türkiye içinde çatışmalarda kullanılmasından vazgeçilmelidir. Özel Kuvvetler Komutanlığı'na bağlı güçler, sadece yurt dışı operasyonlarda kullanılacak bir yapıya dönüşmelidir. Ancak, Jandarma Genel Komutanlığı'na bağlı ve Özel Kuvvetler'in savaş yeteneklerine sahip bir "Jandarma Anti-Terör Komutanlığı" kurulmalıdır. Yurt içi operasyonlarda bu komutanlık görevlendirilmelidir. Bu konuda gerekli yasal değişiklikler derhal yapılmalıdır.

3 Alan Hâkimiyeti Anlayışının Devam Ettirilmesi

1990'larda PKK ile mücadelede askeri zaferi, alan hâkimiyeti anlayışı sağlamıştır ve gelecekte de bu anlayış sağlayacaktır. En ufak bir gevşemeye izin verilmeden, arazide mutlak hâkimiyet sürdürülmelidir. Köye dönüş sisteminden dolayı geri dönenler her ne kadar çok az ise de bu köylerin örgütün lojistik sistemini sağlayacak altyapıyı oluşturacak şekilde istismar edilmesi engellenmelidir. Ancak alan hâkimiyetinin gerçekleştirilmesi için Jandarma Asayiş Kolordusu'nun kadro sayısı yeterli olmayacaktır. Bundan dolayı, merkezi Malatya'da olan 2. Ordu'nun Jandarma Asayiş Kolordusu'nu desteklemesi kaçınılmazdır.

4 İç Denetimin Artırılması

Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nün iç hukuki denetimi güçlendirilmelidir. Keyfilikler engellenmeli, PKK ve yandaşlarının eline propaganda malzemesi verilmemelidir. Devlerin ve toplumun büyük fedakârlıklar yaparak ortaya çıkardığı olumlu sonuçlar, bir kişinin devlet adına gerçekleştirdiği keyfi eylemlerle ortadan kal-durulmamalıdır. Bireysel tutumlar değil, kurumsal ortak şuur, disiplin geliştirilmelidir.

5 Karakollar ve Devriye Ağı

Doğu ve Güneydoğu'da geçmişte toplulaştırma ve terör döneminde güvenlik nedeni ile kapatılan jandarma karakollarının, alan hakimiyeti sağlama ve güncel idari, askeri ve adli hizmetlerin görülmesi ve vatandaşın ayağına götürülmesinin kolaylaştırılması bakımından yeniden uygun güvenlikli yerlerde yeni teknoloji kullanımı ile açılması düşünülmelidir. Buna bağlı olarak karakollar arasındaki arazi ve yol güvenliği sağlama maksatlı yaya ve motorlu devriye uygulaması yoluna gidilmelidir.

6 Sınır Güvenliği ve Sınır Karakolları

Türkiye'nin terörle mücadelede en büyük zaafı olan İran-Irak-Suriye sının üzerinde mutlak bir güvenlik sağlanması çalışmaları hiç vakit geçirmeden yeni bir anlayış ile başlatılmalıdır. Türkiye, "bu sınırlarda mutlak güvenlik zaten sağlanamaz" anlayışı ile ne yazık ki son 24 seneyi heba etmiştir. Halbuki öncelikle bu düşüncenin değişmesi ve "bu sınırlarda, en ucuz mutlak güvenlik nasıl sağlanır?" sorusunun sorulması lazımdır.

Ülkesinin güvenliğini sağlamak için 6000 kilometre uzunluğunda 7 metre yüksekliğinde ve 6 metre genişliğinde bir Çin Şeddi yaratan iradenin arkasında önce zihinsel olarak soruna meydan okuma tavrı vardır. Türkiye'de sınırlarının güvenliği için böyle bir tavır geliştirmek zorundadır.
Bu üç ülke ile sınırlarımız boyunca mayın, duvar, erken uyan sistemleri, uydu ile gözleme ve sair önlemlerle mutlak bir güvenlik sağlanmalıdır. Bunun gerçekleşmesi durumunda terör örgütü kendisini yeniden üretmek için kullandığı İran ve Irak'taki cephe gerisinden mahrum kalacak, Türkiye içinde sıkışacaktır. Bu durumda PKK'ya karşı alınacak önlemler daha etkili olacaktır.

Bu çerçevede alınacak sınır önlemlerini şu başlıklar altında toplayabiliriz.

A) En etkin sınır güvenliği ancak Irak'ın içlerinden başlayacak önlemler ile alınabilir. Bunun için muhakkak Kuzey Irak'ta tampon bölge olması gerekmektedir. Irak sınırı içlerinde kurulacak bir tampon bölge

PKK'nın Türkiye'ye yaptığı sızmaların engellenmesi konusunda çok yararlı olacaktır. Ancak 1990"lı yıllarda çok daha olumlu koşullarda Kuzey
Irak’ta tampon bölgeyi Batı ve Arap dünyalarından gelen siyasi tepkilerden dolayı kurmayan Türkiye'nin 2000'li yıllarda Kuzey Irak'ta tampon bölge kurması, PKK'nın sürekli dünya politik gündeminde kalmasını sağlayacaktır.

Özetle mevcut politik koşullar böyle bir tampon bölgeye izin vermemektedir. Bu sorunu bir ölçüde aşmak için, sınır bölgesinde, sınırın Irak tarafı ile bağlantılı, subay ve astsubaylardan oluşan sürekli hareket halinde istihbarat ve operasyon birlikleri bulundurmalıdır. Bu sürecin ger-çekleşmesine yardımcı olmak üzere diplomatik faaliyetler yoğunlaştırılmak, gerekirse Kuzey Irak bölgesel yönetimi üzerinde "zorlayıcı" diplomasinin yöntemleri kullanılmalıdır.

B) Irak üstünden sürekli insansız ve personeli uçuşlarla sınırdaki hareketler izlenmeye çalışılmalıdır.

C) Kuzey Irak'ta Barzani ve PKK karşıtı aşiretlerle ortak istihbarat çalışmaları geliştirilmelidir.

D) Sınır boyunca, en yüksek tepeler dahil geniş ve asfaltlanmış bir yol açılması gerekmektedir. Esasen böyle bir çalışma başlatılmış fakat pahalı olduğu gerekçesi ile durdurulmuştur. Bu yolun açılmasına devam edilmelidir.191 Bu yol, zırhlı araçların sürekli termal kameralar ve hassas kameralar ile yol devriyesi gezerek naklen sınırdan yayın yapmaları, çevresine sensörlerin yerleştirilmesi ve acil müdahaleler için kullanılacak şekilde tasarlanmalıdır.

E) Sınır karakollarının yeniden inşa edilmesi, bilgisayar destekli modern silah sistemleri ile donatılması ve çok büyük bir ateş gücüne kavuşturulması, PKK'nın taciz ve baskınlarının sayısını azaltmak, şehit sayısını aşağılara çekmek açısından bir zorunluluktur. Bu süreçte, sınır karakollarında bölgede en az üç sene kalarak, karakol bölgesi konusunda uzmanlaşmış uzman çavuşlarla karakollar takviye edilmelidir.

7 Sınır Ötesi Harekât

Türkiye'nin PKK'yı 1997-1998 yıllarında askeri olarak mağlup etmesinin nedeni, Türkiye içindeki yoğun askeri operasyonların Kuzey Irak'ta devam ettirilmesi neticesinde, Kuzey Irak'ın PKK için örgütün dinlenme, yeniden örgütlenme, silahlanma ve saldırı için kullanmasını çok zor hale getirmesidir. Türkiye, önümüzdeki dönemde de PKK ile mücadele için aşağıdaki mücadele yöntemleri uygulanabilir.

Bu seçenekler sırası ile,

a) PKK ile Kuzey Irak'ta 1990'lı yıllara benzer etkili ve kapsamlı askeri harekâtlara dayanan bir mücadele tercih edilecektir.
b) Kuzey Irak'a yapılacak küçük akınlar veya vur-kaç operasyonları, PKK'nın sınırdan sızarak Türkiye'de eylem yapmasını bir ölçüde engelleyecektir.
c) PKK Kuzey Irak'tan Barzani ve Talabani'ye yapılacak baskılarla tamamen çıkarılmasa dahi, dağlardaki kampları kapatılarak, Kuzey Irak'tan Türkiye'ye terörist eylemler düzenleme yeteneğinin ortadan kaldırılması seçenekleri koyulabilir.

1990'lı yıllarda, Türkiye'nin PKK ile Kuzey Irak'taki askeri mücadelesinin arkasında KDP'nin aktif veya pasif desteği olmuştur. Bu Türkiye'nin PKK ile mücadelesini kolaylaştırmıştır. Önümüzdeki dönemde PKK ile K. Irak'ta askeri mücadele 1990'lı yıllarda olduğu gibi Barzani'nin aktif desteğini hatta pasif desteğini dahi alamayacaktır. Çünkü Barzani, bundan sonra ki dönemde kapsamlı Türk askeri harekâtları sırasında aktif veya pasif olarak PKK'yı destekleyecektir. K. Irak'a sürekli kapsamlı askeri harekâtlarla 1990'h yıllardaki sonucun alınmasının maliyeti çok yüksek görünmektedir.

İkinci seçeneğin uygulanması durumunda, PKK'nın yok edilmesi söz konusu olmayacaktır. Ancak Türkiye sızması, alınacak diğer önlemlerle beraber düşünüldüğünde çok zor hale gelecektir.

Üçüncü seçenek olan Barzani'ye yapılacak ekonomik, politik, kültürel, anti-terörist, diplomatik baskılarla, Barzani'nin PKK'nın dağ kamplarını dağıtmasının sağlanması daha akıla bir çözüm olarak görünmektedir. BM Genel Kurulu'nun 1970'de oybirliği ile kabul ettiği "Uluslar arası Hukukun Devletlerarası İlişkiler ve İşbirliği İlkeleri" bildirisine göre, devletler topraklanın terör örgütlerine diğer devletlere karşı saldın amacı ile kullandırmamakla yükümlüdürler. Bu eylemler BM Genel Kurulu'nun 1974 yılında kabul ettiği 3314 (XXPX) sayılı kararma göre "saldın" sayılır ve saldırıya uğradığı varsayılan devlete, somut olayda Türkiye'ye meşru savunma hakkı tanır.

Bu bölgede alınacak güvenlik önlemlerinin çok önemli bir parçası da bölgede inşa edilecek baraj göllerdir. Güneydoğu'daki Irak ve İran sınırı boyunca PKK terör örgütü elemanlarının geçişlerinin ve hareket imkan ve kabiliyetlerinin tahdit edilmesi ve durdurulmasının kolaylaştırılması maksadı ile Hakkari, Sımak illeri ve civarında uygun arazi yapılarında enerji maksatlı barajlar yapılmalıdır.

8 Askerlik Şubelerinin Yeniden Yapılandırılması

1980'li yıllara kadar Doğu ve Güneydoğu'da ilçe askerlik şube başkanlıklarına binbaşı, yarbay, albay rütbesinde askerlik şube başkanları atanması suretiyle halkla ilişkilerde ve hizmetlerde etkinlik sağlanırken bu uygulamadan sarfı nazar edilmiştir. Asteğmenler ve benzeri rütbelerdeki personelle hizmetin yürütülmesi sağlanmaya çalışılmıştır.

Bu bölgelerde Askerlik şube başkanlıklarına geçmişteki gibi hizmette ve halkla ilişkilerde etkili olacak rütbe ve niteliklere sahip subayların atanması yoluna gidilmelidir. Geçmiş yıllarda yapıldığı gibi özellikle Doğu ve Güneydoğu'da askerlik muayene ve yoklamalarının köylerde yapılması uygulamasına dönülmelidir. Bu husus halkla ilişkiler ve istihbarı çalışmalar bakımından da faydalı sonuçlar elde edilmesine imkan sağlayacaktır.

İl ve ilçelerde yapılmakta olan aylık asayiş toplantılarında özellikle askerlik yoklama kaçağı, firar ve bakayalar konusu üzerinde ısrarla durularak polis ve jandarma bölgelerinde kesin sonuç alınarak bunların yakalanmaları sağlanmalıdır.

9 Askeri Mücadelenin Psikolojik Boyutu

Askeri mücadelenin çok önemli bir boyutunu psikolojik mücadele oluşturmaktadır. PKK, kendisini dünyaya ve Türkiye'ye olduğundan çok daha güçlü ve etkili tanıtmak amacıyla her türlü çalışmayı yapmaktadır. Terörün gücü, militanların elindeki silahlarından değil, tertiplediği eylemin propagandasını yapma konusundaki yeteneğinden ve devletin karşıt propaganda konusundaki yetersizliğinden kaynaklanır. Türkiye ise çatışmanın profilini düşürerek, PKK'nın elindeki psikolojik savaş aracını almaya çalışmalıdır. Psikolojik savaşta alınacak birçok önlem vardır. Bunların başında, PKK'nın Türk Ordusu'nun karşıtı güç olduğu imajının ortadan kaldırılması gelmektedir.

PKK'nın muhatabının, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü olduğu sürekli her türlü araçla ortaya konulmalıdır. Türk Ordusu'nun en önemli işinin PKK olduğu imajını verecek haberlerden de vazgeçilmesi, psikolojik savaşın bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Ancak PKK'nın profilinin düşürülmesi, örgütün temsil ettiği tehdidin anlaşılmasını engellememelidir.

Genelkurmay Başkanlığı, internet sitesi dahil, PKK ile ilgili açıklama ve değerlendirme yapmamalı, bu tür açıklamalar, Jandarma Genel Komutanlığı'na veya yeni kurulan içişleri Bakanlığı'na bağlı bir kuruluşa bırakılmalıdır. PKK ile ilintili her türlü bilgi, Genelkurmay sitesinin dışına çıkarılmalıdır. Genelkurmay Başkanlığı'nın haftalık basın toplantılarında PKK ile ilgili açıklamalar yapılmamalıdır. PKK ve terörle mücadele açıklamalarının, Jandarma Genel Komutanlığı tarafından yapılması daha uygun olacaktır.

Üzerinde önemle durulması gereken bir husus da, DYÇ'nin temel niteliğinin uzun süreli ve halkın kesintisiz desteğini gerektiren bir mücadele olmasıdır. Türk halkı dışında hiçbir halkın bu kadar uzun süren bir mücadeleye dayanması düşünülemez. Ancak kitle iletişimi çağında Türk halkına yönelik psikolojik operasyonlarla, Türk halkının TSK'ya ve dolayısıyla, mücadeleye olan inana zayıflatılmak istenmektedir. Türk halkına karşı yürütülen psikolojik savaş çerçevesinde sürekli olarak ileri sürülen bazı iddialar vardır.

Aşağıda bunların bazıları ele alınmaktadır:

a) PKK Yenilmiyor


Dünya bilgi toplumu çağında yaşamaktadır. Bilgi toplumunda ordu, bilgi toplumu ordusu olarak örgütlenmeli ve bilgi toplumlarının yeni saldın ve savunma tarzlarına imkân verdiğinin bilincinde olmalıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı yürütülen psikolojik savaşta kullanılan temel araçlardan bir tanesi de PKK'nın 1984'den bu yana yenilemediği ve "bu savaşın daha ne kadar süreceğinin belli olmadığı" şeklindeki iddiadır. Öncelikle bu iddiaya karşı doğru ve ikna edici cevap çok boyutlu, sistemli ve sürekli kamuoyuna verilmelidir.

PKK, önce APOCULAR sonra PKK olarak 1976'dan 12 Eylül 1980'e kadar terör sürecinin birinci aşamasını gerçekleştirmiştir. Bu süreçte örgüt, büyük bir bölümü Güneydoğu Anadolu'da olmak üzere binlerce küçüklü büyüklü eylem gerçekleştirmiş, kayıtlara geçen olaylara göre 354 kişiyi öldürmüş, 366 kişiyi yaralamıştır. 1978'de ilan edilen sıkıyönetim uygulamaları 1978-1980 aşamasında siyasi müdahalelerden dolayı yeterince başarılı olamamış ise de 12 Eylül 1980 sonrasında uygulanan sert önlemler sonucunda PKK'nın Güneydoğu Anadolu'da estirdiği teröre son verilmiştir. PKK yapılanmaları kısa süre içinde dağılmıştır. Abdullah Öcalan, 12 Eylül'den kısa bir süre önce Suriye'ye kaçmıştır. 12 Eylül'den sonra, PKK kadrolarının yakalanmayanları da Türkiye'den kaçmıştır. Bu PKK'nın ilk yenilgisidir. Uç sene boyunca PKK eylemsizlik içinde unutulmuştur.

Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK ile ikinci mücadele sürecinin başladığı 1984'den sonra, 1984'den 1987'ye kadar, sıkıyönetim kapsamında PKK ile mücadele etmiştir. Bu süreç içinde PKK kendi belgelerinin de "Sarıkamış Seferi" diye nitelendirerek açıkladığı gibi, bitme noktasına gelmiştir. 1987'de sıkıyönetim kaldırılmış, olağanüstü hal yasası çıkarılmış ve terörle mücadele yetkisi sivil otoriteye devredilmiştir. Ancak valiler üzerinde siyasi mülahazaların ağırlık kazanması nedeniyle bölgede görev yapan valiler kanuni yetkilerini sıkıyönetim komutanları kadar rahat kullanamadığından terörle mücadelede yer yer aksamalara meydana gelmiştir.

1987'de bu görev Jandarma Genel Komutanlığı'na verilirken, ANAP Hükümeti, PKK'yı küçümseyerek, jandarmanın bir DYÇ sürecinin üstesinden gelebilecek personel ve donanıma sahip olmadığı gerçeğini göz önünde tutmamıştır. Buna rağmen, PKK, Körfez Savaşı'na yani bir dış dinamiğin devreye girerek, örgütün önünü açmasına kadar kısır bir çember içinde kalmıştır. 1991-1992 sürecinde Irak'taki bölgesel değişimin neticesinde PKK büyük bir hızla yükselişe geçmiştir.

PKK'nın yükselişi ve Türkiye için stratejik bir tehdit haline gelmesi Kasım 1992'ye kadar sürmüştür. 1992 Sonbaharından itibaren TSK, bütün unsurları ile ve isyan bastırma konsepti çerçevesinde, PKK ile mücadeleye başlamıştır. Kasım 1992'de Türkiye'nin Kuzey Irak'taki PKK kamplarına girerek, örgüte personel ve lojistik açısından olduğu kadar, moral açısından da ağır kayıp verdirmesinden sonra PKK Türkiye için stratejik bir tehdit olmaktan çıkarılmıştır.

1993-1995 sürecinde PKK'nın eylem sayısı artmış, terör coğrafyası iki Yunanistan büyüklüğünde genişlemiş olmasına rağmen, örgüt taktik bir tehdit seviyesini aşamamıştır. Öte yandan düzenlediği sürekli operasyonlar ile Kuzey Irak'ı örgüt için "cephe gerisi" olmaktan çıkaran TSK, Türkiye içinde düzenlediği yoğun operasyonlar ve alan hâkimiyeti anlayışı ile örgütü kesin bir askeri yenilgiye sürüklemiştir. Üstelik bu süreçte PKK çok büyük bir kayıp vermiştir. DYÇ'lerde çeteler 1 kayıp verirken, güvenlik güçleri 7 kayıp verirler. Dünyadaki ortalama budur. Oysa Türkiye'de gerçekleşen DYÇ'de çete, 25.000'in üzerinde kayıp verirken, GKK'ları dahil güvenlik güçlerinin kaybı 7867 (19 Ekim 2008 itibarı ile) olmuştur. Bu üçe bir güvenlik güçleri lehine bir sonucu yansıtmaktadır. PKK'nın iki numaralı adamı ve askeri anlamda bir numarası olan Semdin Sakık, uğranılan mağlubiyetler sonucunda önce örgütünden ayrılmış sonra ele geçirilmiştir.

PKK, askeri anlamda yenildikten sonra, TSK, Suriye'yi tehdit ederek, A. Öcalan'ın Suriye'den çıkmasını sağlamış ve daha sonra Öcalan yakalanarak Türkiye'ye getirilmiştir. Öcalan, yargılanmış ve idama mahkum edilmiştir. PKK, bütün terörist unsurlarını Türkiye dışına çıkarmış ve sözde ateşkes ilan ettiğini açıklamıştır. Özetle, PKK, askeri mücadelelerin en zoru olan DYÇ sonunda, Türk Ordusu tarafından ikinci kez çok ağır bir şekilde yenilmiştir.

TSK, PKK'nın ilan ettiği sözde ateşkesi kabul etmemiş ve PKK'ya karşı silahlı mücadeleyi Kuzey Irak'ta sürdürmüştür. Bu konuda 2001 senesine kadar KDP ile 2001 sonrasında ise KYB ile işbirliği yapılmıştır. Bunlar olurken, PKK'nın Türkiye'deki eylemleri sıfır noktasına inmiştir. TSK, ayrıca, 57. Hükümetin önüne MGK aracılığı ile 29 Aralık 1999 tarih ve 456 sayılı "Doğu ve Güneydoğu Anadolu Eylem Planı" adlı alınması gereken, siyasi, ekonomik, sosyal, psikolojik vs. önlemlerle ilgili bir çözüm paketi koymuştur. Paket, Başbakan Ecevit tarafından imzalanarak yürürlüğe girmiş fakat icraatı çok /ayıt olmuştur.

Sonuç olarak, PKK terörü ABD'nin Irak'a gelmesinden sonra tekrar başlamıştır. Ve PKK daha önce olduğu gibi tekrar ve üçüncü kez yenilecektir. Ancak, bu sefer, bir daha ortaya çıkamamak üzere yenilmesi için, Türk milleti, Türk Ordusu'nun dışındaki milli güç unsurlarını kullanmak zorundadır. Bu durumun Türk halkına izah edilmesi şarttır.

b) Ordu ve Polis, Ranttan Dolayı PKK'nın Bitmesini İstemiyor

TSK başta olmak üzere güvenlik güçlerini yıpratmayı hedefleyen bir diğer iddia ve psikolojik savaş aracı, Türk Ordusu'nun siyasette ağırlığını sürdürmek ve terörden sağlanan ranttan dolayı, PKK'yı bitirmediğidir. Söz konusu iddia, yukarıdaki gerçeğin de ortaya koyduğu gibi, kök-ten yanlış olmakla birlikte, 1 )ı C kirli bir savaştır ve PKK'nın tarafı oklu ğu DYÇ'nin geçtiği coğrafya, küresel uyuşturucu kaçakçılığı dahil olmak üzere, değişik kaçakçılık yollarının kesişme noktasıdır.

Türk güvenlik güçleri gökten inen meleklerden oluşmamaktadır. Güvenlik görevleri de Türk toplumunun bir parçasıdır. Toplumsal hastalıklar sınırlı olsa bile güvenlik kuvvetlerine de bulaşabilir. Böyle bir durum karşısında ileri sürülen iddialara, haberlerin bağlamına dikkat edilmelidir. Fakat belirtilen anlamda bir hastalık varsa bunu temizlemenin yolları açık tutulmalı ve işletilmelidir. Zaten Türk Ordusu ve polisi, değişik yollarla rant sağlayan unsurlara karşı sert bir mücadele açarak ve bu tür insanları ağır şekilde cezalandırıp içinden tasfiye ederek, verilen mücadelenin temizliğine ve şehitlerin ve gazilerin döktüğü kanlara halel getirmemek için üstün bir çaba harcamaktadır.

c) Savunma Pozisyonunu Terk

TSK sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu alanında değil ama bütün ülkede girdiği "savunma pozisyonu görüntüsünü" terk etmelidir. Bu çerçevede askerlerin özellikle kent içlerindeki karargâhlarda nöbet tutarken arkasında durdukları mevzi benzeri yapılar daha farklı önlemler geliştirilerek terk edilmelidir. 1984 hatta 1978'den bu yana bölge aşamalı olarak askeri bir görünüm kazanmıştır. Normalleşme sürecinde bu görüntünün de silinmesinde büyük yarar vardır. Normalleşme, milli bütünleşmenin ön şartıdır. Devlet güçlü bir görünüm vermeli ama her ver-de sürekli göz önünde olmamalıdır. Asker ve polis kent içinde aşın bir görüntü sergilememelidir.

Örneğin, 2008 Ekim ayında tekrar sayılan artırılarak Güneydoğu Anadolu illerine yollanan Özel Harekât Polislerinin, 1990'lı yıllardaki olumsuz hatıralar göz önünde tutularak, kent ve ilçe merkezlerinde devriye gezmesi ve olaylara müdahalesinden kaçınılmalıdır. Üstün yetenekli bu birlikler, kırsal alanda çatışmalarda kullanılmalıdır. Bu özel birlikteki polislere sürekli psikolojik destek verilip, 1990'larda olduğu gibi, "kullanıldıktan sonra atılan" unsura dönüştürülmemelidirler.

Kaynakça
Kitap: PKK Terörü Neden Bitmedi, Nasıl Biter?
Yazar: Ümit Özdağ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron