Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kültürel Önlemler

PKK Sorununun Çözümü İçin Alınması Gereken Önlemler - Bölüm 7

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

Kültürel Önlemler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Kas 2011, 16:39

KÜLTÜREL ÖNLEMLER
PKK Sorununun Çözümü İçin Alınması Gereken Önlemler - Bölüm 7


Bölge halkı gerek kitle iletişim araçları gerek ise yoğunlaşan seyahatler sonucunda modernleşmenin sonuçları ile daha yoğun bir ilişki içine girmekte ve bunları kendi kentinde de yaşamak istemektedir. Böylece milli ve bölgesel kültürel özelliklerin dışında bölge inşam ayrıca "modern kültür" çerçevesinde de bütünleşme sürecine girmiştir. Bu gelişme, dejenere edilmiş bir marksizmin süzgecinden geçirilmiş feodal kültürel kodlarını dayatmak isteyen terör örgütünün yaklaşımına ters bir gelişmeyi bölgeye sokarken, Türkiye'nin menfaatleri ile uyum içindedir.

1 Modern Kültür Unsurları ve Hayatının Teşvik Edilmesi

Bölgede alışveriş merkezleri, lokantalar, eğlence merkezleri, sinemalar, tiyatrolar teşvik edilmeli, modern tüketim kültürü oluşturulmalıdır. Yeni filmler, Van, Elazığ, Diyarbakır ve Şanlıurfa sinemalarında Ankara ve İstanbul ile aynı anda vizyona girmelidir. Bölgeye tiyatro ve sanatçıların daha sık gitmeleri teşvik edilmelidir. Bölgenin kültürel yaşamı canlı kılınmalı, örgütün soğuk, dayatmacı, içe dönük, yaşam sevincini ortadan kaldıran, mağduriyet psikolojisini besleyen kültürel tavrı kırılmalıdır.

Türkiye'nin hiçbir yöresinde Türk kültürüne yabancı ve ondan bağımsız bir kültürel yapılaşma olmamak ile birlikte, örgüt son yirmi yılın gelişmelerinden hareketle kültürü politikleştirerek, sahte ve kısmi bir yabancılaşma yaratmaya çalışmıştır. Hatta PKK zaman zaman kültürel doku ve birliği tahrip etmek amacı ile Güneydoğu Anadolu'da yapılan misyonerlik faaliyetlerine destek vermiştir. Ancak binlerce seneye dayanan ortak kültür yapılanması kırılamamıştır.

Belirtilen uyumu geliştirebilmek için kültürel bağlamda alınması gereken önlemler şunlardır: Her şey unutulduktan sonra geriye kalan kültürdür. Ortak kültür inşa etmek, zihniyet birliğini sağlamaktır. Türk kültürünü ve öğeleri topluma yayacak faaliyetleri öncelenmelidir. Kültürel ve sembolik değerlere eşlik eden bir söylem yoluyla ortak zihniyeti güçlendirmek mümkündür.

2 Ortak Bilincin Ürünü Olan Kültürel Programların Geliştirilmesi

Her şey unutulduktan sonra geriye kalan şey kültürdür. Var olan ortak kültürün imha edilmesini engelleyecek, zihniyet birliğini güçlendirecek faaliyetlere ağırlık verilmelidir. PKK'nın kültürü politikleştirerek yozlaştırmasını engelleyecek bir önlemler dizisi geliştirmek ve uygulamak şarttır. Bu çerçevede tarihsel ortak şuuru onaracak ve geliştirecek televizyon programları, tiyatrolar, bilimsel çalışmalar gerçekleştirilmelidir.

3 Nevruz Bayramının Kutlanması

Nevruz Anadolu'da kısa bir süre önce unutulmuş, Atatürk'ün 1920'lerde kutladığı, Türk Dünyasında ise kutlanmaya devam eden bir Avrasya-Iran geleneğidir. PKK, 1980'lerde Nevruz'u muhtemelen Anadolu'nun diğer bölgeleri gibi unutmuş olan Güneydoğu Anadolu'da politize ederek canlandırmıştır. Bir süre tepki gösteren devlet daha sonra Nevruz geleneğini benimseyince, PKK bu konuda etkisiz hale gelmiştir. Nevruz örneğinde de görüldüğü gibi, devlerin kendisine karşı kullanılan bir sembolü benimsemesi, onun protestocu ve karşı-milli kimliğini büyük ölçüde etkisiz hale getirmekte, bu unsur zaten parçası olduğu milli kimlik içinde eritilmektedir. Diğer ayına olduğu ileri sürülen bölgesel kültür unsurları için de aynı şey yapılmalı ve bu unsurlar milli bünye içine bilinçli ve sistemli bir şekilde alınmalıdır.

4 Dicle-Selahattin Eyyübi Üniversitesi

Ortak tarihi değerlerin bölücüler tarafından bölücü amaçlar için kullanılmasına izin verilmemelidir. Örneğin Diyarbakır Dicle Üniversitesi'nin adı "Dicle-Selahattin Eyyübi Üniversitesi" olarak değiştirilmelidir. Çünkü Selahattin Eyyübi'nin ve Eyyübi devletinin bir Kürt devleti olduğu doğrultusundaki bölücü iddialar doğru olmamakla beraber, Türk ve bölge coğrafyasının önemli bir kişiliği olan Selahattin Eyyübi'ye örneğin Akkoyunlu Kağanı Uzun Hasan'a sahip çıkılmaması gibi sahip çıkıl maması bölücü ideolojik saldırıları kolaylaştırmaktadır. Devlet bu konuda hatasını düzelterek, bölücülerin tarihi istismarını engellemelidir.

5 Türk Dil Kurumunun Yapabileceği Çalışmalar

Türk Dil Kurumu dil çalışmalarında Kazakça, Özbekçe gibi Zazaca ve Kırmançça'dan da Türk diline sözcük alıntılan yapmalıdır. Unutulan Türkçe kelimeler, halkın kullandığı ve gelenek haline getirdiği kelimelerin/kavramların kullanılması duygu ve zihni birliği sağlamak açısından önemlidir. Bu tür çalışmalar sosyal yakınlaşmayı daha da güçlendirecektir.

6 Kürt Kültür Araştırmaları Enstitüsü

İç İşleri Bakanlığı'na bağlı olarak, Kürt Kültür Araştırmaları Enstitüsü kurulmalıdır. Enstitünün yönetim kurulunda Yüksek Öğretim Kurulu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Milli Eğitim Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı, Dış İşleri Bakanlığı temsilcileri görev almalıdır. Önemli olan husus böyle bir enstitünün bilimsel yapısının korunmasıdır. Bölücülerin tarihsel referansları çürük ve zayıftır. Bu noktada yapılacak bilimsel araştırmalardan çekinilmemeli, aksine bu tür çalışmalar teşvik edilmelidir. Örneğin, bölücü kaynaklarda Medler Kürtlerin ataları olarak gösterilmektedir. Medlerle ilgili en geniş kapsamlı araştırmalar için yurtdışında yapılanların tercüme edilmesi ve yurtiçinde araştırmalar yapılması amacı ile kaynak oluşturulmalıdır. Üniversitelerin tarih bölümleri bu araştırmaları yapmaya teşvik edilmelidirler. Bu bilimsel çalışmaların finansman ve eşgüdümü konusunda ana idari ve mali eş güdüm kurumu olan "Düşük Yoğunluk Çatışma Enstitüsü" görevlendirilmelidir.

7 Zaza Kültür Araştırmaları Enstitüsü

İç İşleri Bakanlığı'na bağlı olarak, Zaza Kültür Araştırmaları Enstitüsü kurulmalıdır. Enstitü'nün yönetim kumlunda Yüksek Öğretim Kumlu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Milli Eğitim Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı, Dış İşleri Bakanlığı temsilcileri görev almalıdır. Kürtçülüğün hedefi haline gelmiş Zazaların Kürtlerin asimilasyonuna yönelik olarak bilimsel çalışmaların desteklenmesi de bu çerçevede özel bir öneme sahiptir. Zazalar ile ilgili dört farklı yaklaşım bulunmaktadır. Kürtçü ideologlar, Zazaların Kürt olduğunu ileri sürmektedirler. Bir grup Zaza ise bunu reddetmekte Zazaların ne Kürt ne Türk olduğunu ileri sürmektedir.

Daha yaygın olan görüş ise Zazaların 'Türk olduğu ve Göktürkleri oluşturan 12 boydan birisinin devamı olduklarını ileri sürmektedir. Bazı kaynaklarda ise Zazaların Sümer-Türk bağlantılı olduğu belirtilmektedir. Alevi-Zazaların, Alevi Kürtler gibi Türkmen kökenli olması ihtimali yüksektir. Zazaların büyük bir bölümü kendilerini Türk olarak görmektedirler. Bu konudaki bilimsel çalışma ve araştırmaların da desteklenmesi gerekmektedir. Bu bilimsel çalışmaların finansman ve eşgüdümü konusunda "Düşük Yoğunluklu Çatışma Enstitüsü" görevlendirilmelidir.

8 Alevi Kürt Kültür Araştırmaları Enstitüsü

İç İşleri Bakanlığı'na bağlı olarak, Alevi Kürt Kültür Araştırmaları Enstitüsü kurulmalıdır. Enstitü'nün yönetim kurulunda Yüksek Öğretim Kurulu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Milli Eğitim Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı, Dış İşleri Bakanlığı temsilcileri görev almalıdır. "Alevi Kürt" denilen toplumsal kesimlerin Türkmen kimliği ile ilgili şimdiye değin yapılan yetersiz bilimsel araştırmaların artırılarak sürdürülmesi gerekmektedir. Bu konuda Cemal Şener'in yaptığı "Aleviler'in Etnik Kimliği-Aleviler Kürt mü? Türk mü?" başlıklı çalışma, yarım bırakılmış bir çalışmadır.

Bu çalışmanın da ortaya koyduğu gibi, "Alevi Kürt" denilen Türkmen aşiretlerin tamamı, Osmanlı baskısından dolayı Alevi kimliklerini gizlemek için Kürtleşmiş aşiretlerdir. Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Alevilik, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bir kültürel çimentodur tespitini yapmaktadır.382 Bu bilimsel çalışmaların finansman ve eşgüdümü konusunda "Düşük Yoğunluk Çatışma Enstitüsü" görevlendirilmelidir.

9 Kadın Haklarının Korunması

Kültürel önlemler çerçevesinde bölgenin feodal yapısından kaynaklanan aslında yozlaşmış bir erkek şovenizminin beslediği "sahte törenin" baskısı altında ezilen kadınların bu baskıdan kurtarılması esas olmalıdır. Yüksekovalı bir kadın girişimcinin önderliğinde ve kaymakamlığın desteği ile kurulan kilim atölyesinde çalışan 10 kadından 9 tanesi bir süre sonra "kadınlar çalışamaz" baskısı ile işlerini bırakmak zorunda kalmışlardır. Hareketin lideri konumundaki Nezahat Özgenç, bunun üzerine sadece kaymakamlığın kendisine destek verdiğini açıklayarak, 4 kadın ve 56 genç kızı mahalle mahalle dolaşarak çalışmaya ikna ettiğini açıklamıştır. 383 Bunun için yapılması gereken kadının özgürleşmesini sağlayacak hukuki ve sosyal mekanizmaların kurulmasıdır. Tabii bu husus sadece bölge için değil bütün Türkiye için geçerlidir.

10 Kız Çocuklarının Eğitimi

Kız çocuklarının eğitimi teşvik edilmelidir. Bu konuda atılan başarılı adımların olduğu görülmektedir. Kız çocuklarını okutmayı reddeden anne ve babanın önce yetkililer tarafından ikna edilmesi sağlanmalı, olma/ ise ağır para cezasına çarptırılmalı, eğer İm direnişindi' ısrar ederse, bir insan hakkının uygulanmasını engelledikleri için hapis cezasıyla ce-zalandırılmalıdır. "Töre" adı altında işlenen çarpıtılmış gelenek cinayetlerinde ceza indirimi uygulamasından vazgeçilmeli, yaşı küçüklere işletilen cinayetlerde suçun kişiselliği ilkesi uygulanmayarak, çocuğu cinayete teşvik edenler cinayet suçundan mahkûm edilmelidir.

11 Çok Eşliliğin Cezalandırılması

Kadının sömürüsü ve aşağılanmasının bir aracı hâline gelmiş olan çok evlilik ve resmi nikâhsız evlilik ağır bir şekilde cezalandırılmalıdır. Çok eşli erkek, hapis cezası ile cezalandırılmalı, suçunda ısrar ederse ikinci kez cezası katlanmalıdır. Kadınların sosyal ve ekonomik konumlarının güçlendirilmesi için meslek öğreniminin önü açılmalı, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda açılacak yaz kurslarının yanında, oluşturulacak okullarda meslek edindirme kursları açılmalıdır. Özgür kadın yurttaşların yetiştireceği genç nesillerin çok daha sağlıklı olacağı şüphe götürmez bir gerçektir.

12 İnternet Alanında Mücadele

İnternette terör ile mücadele de kültürel alanda alınması gereken önlemlerin bir parçasıdır. Batı ülkeleri terörle mücadele konsepti içine interneti stratejik bir alan olarak dâhil etmişlerdir. PKK da internet alanını çok boyutlu olarak kullanmaktadır. Ne yazık ki Türkiye'de bu alanda yapılan girişimler başarısız kalmıştır. Terörle mücadelede internet alanıyla ilgili yeni kurumsal ve hukuki düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Bu konuda DYÇ Enstitüsü içinde kurulacak bir bölüm üniversiteler ile işbirliği içinde aydınlatıcı siteler oluşturmalı ve yaşatmakdır. Ayrıca terör örgütünün sitelerini yıkacak internet-hackerları örgütlenmesi gerçekleştirmeli var ise güçlendirilmelidir.

13 Eğitim

Terörün gelişmesine neden olan vasatlardan birisinin de eğitimsizlik olduğu hep ileri sürülmüştür. Bu tespitin altında ele geçirilen birçok PKK mensubunun eğitim seviyelerinin düşük oluşu ya da hiç olmayışı bulunmaktadır. Ancak buradan hareket ile sadece eğitimsizliği örgüte katılmak için bir gerekçe olarak görmek yanlıştır. Çünkü örgütün yöneticileri arasında eğitim seviyesi yüksek olanlar da bulunmaktadır.

Hatta bölgede birçok eğitim kurumu dolaylı-dolaysız örgütün denetimine girdiği için eğitim kurumları PKK sempatizanı üretir hale gelmiştir. PKK eğitim alanında da devletin güçlerini eline geçirmiş, devlete karşı kullanmaktadır. Bölgedeki yatılı okullarda PKK örgütlenmesi gelişmiştir. Bir anlamda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sağladığı imkânlarla örgüt yeni Kandil ve Bekaa Vadileri oluşturmaktadır. Bu Türkiye'nin geleceği için büyük bir tehdittir. Yatılı bölge okulları eğitimin yaygınlaştırılmasında teorik olarak doğru bir çözümdür ancak mevcut hali ile çözüm değil sorun üretmektedir. Bundan dolayı faydalı hale gelmesi için hızla rehabilite edilmelidir. Örgüt yanlısı öğretmenler bu okullardan uzaklaştırılmalıdır.

Örgüte katılmada eğitimsizlik değil, eğitimsizliğin de bir parçası olduğu sosyal statünün en altından sosyal statüde sıçrama yapma imkânı büyük rol oynamaktadır. Dedesi ve babası ağanın yanında yanaşma olan, en büyük ağanın ise başçavuş olduğu, kendisini de babasının kaderi bekleyen 17 yaşında okuma-yazma bilemeyen bir genç için PKK'ya katılmak bir anda babasının önünde titrediği köyün ağasına tokat atabilmek, başçavuşa ise kurşun sıkabilmek imkânı vermektedir. Yani örgüte katılmanın tetikleyicisi, eğitimsizlikten çok sosyal statüde çok hızlı yükselme imkânı vermesidir.

14 Milli Eğitim ve Milli Bütünleşme

Eğitimsizliğin ortadan kaldırılması, insanlara gelecek umudu vermenin yoludur. Ayrıca PKK'nın istismar etliği bir /emmin daralması anlamına gelecektir. Ancak, devletin eğitimsizlik sorununu çözmek için tutarlı bir strateji geliştirdiği söylenemez. Gençliğin kafası karıştırılan bölümünün milli bütünleşme sürecine çekilmesi için eğitim alanında ciddi bir yeniden yapılanma gerekmektedir. Bu amaçla Milli Eğitim Bakanlığında eğitimcileri ve psikologları bir araya getiren bir araştırma grubu kurularak alınacak önlemler konusunda çalışmalar başlatılmalıdır. Tek başına yeterli olmamakla beraber Milli Eğitim Bakanlığı tarafından son yıllarda gerçekleştirilen bölgeler arası ziyaret programlarının milli bütünleşmeyi teşvik edici bir niteliğe sahip olduğu görülmektedir.

15 Gençliğe Yaşam Sevgisi ve Gelecek Umudu

Bütünleşme sürecine ilköğretim eğitimi sırasında başlanması, lise öğrencileri arasında bu tür faaliyetlerin yoğun olarak gerçekleştirilmesi gerekiyor. Gençlere yaşama sevinci verildiği ve kendilerine güvenildiği, gerekli oldukları hissi verildiği takdirde çok ciddi mesafeler kaydedilebilir. Bu duygunun verilmesi, ancak insani şartların yükseltilmesiyle ilişkilidir. Soğuk, çatlamış duvarlar içinde, Türkiye ortalamasının çok üstünde öğrenci sayısının yığıldığı sınıflarda öğrenim gören öğrencilerin kendilerine değer verildiğini düşünmeleri mümkün değildir. Okulların inşasında kesin uygulanan standartlar getirilmelidir. Bu sorunun sadece bölgesel bir sorun olmayıp tüm Türkiye'nin sorunu olduğu göz önünde tutularak öğretmen sayısı hızla artırılmalı, dersliklerdeki öğrenci sayısı buna koşut olarak azalmalıdır. 385 Bu sorun bütün Türkiye'nin sorunudur, bu sorunun hızlı çözümünde bütün üniversite mezunlarının altı aylık pedagoji eğitiminden geçirildikten sonra öğretmen olarak atanmasının teşvik edilmesi ve ekonomik olarak cazip hale getirilmesi ile mümkün olabilir.

16 Gençlik, Eğitim ve Spor

Yaşama sevincinin sağlanmasında gençlik döneminde bazı heyecanların yaratılması önemlidir. Sporun iletişim boyutu psikolojik gerginlikleri, ötekileştirme eşiklerini aşmayı sağlar. Bu çerçevede gençlik spor kulüplerinin desteklenmesi, spor altyapısının geliştirilerek, sporda rekabet ve basan hedeflerinin konulması faydalı olacaktır. Keza milli bütünleşmeyi sağlamak için, bölgeden öğrencileri diğer bölgelerden kardeş okul ilan edilecek okullar çerçevesinde karşılıklı ziyaretler ve etkileşimler gerçekleştirilmelidir. Bu örgütlenmenin yapılması için İçişleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında işbirliğine gidilmeli, valilik ve kaymakamlıklara özel görev verilmeli, kendilerine gereken personel imkânı yaratılmalıdır.

E. Tümg. A. Parmaksız bu konuda şöyle demektedir:

"Bu tespit en azından Hakkari bölgesi için doğru değil. Zaten 8 yıllık kesintisiz eğitime geçildikten sonra köylerde okul kalmadı. Bu çocuklar taşımalı eğitim kapsamında belde ilçe veya illerdeki okullarda okumaktadır. Durum Türkiye ortalamasının altında değildir."

17 Yatılı Bölge Okullarının Yeniden Yapılandırılması

Bölgede milli eğitimin karşı karşıya olduğu en önemli sorun öğretmenler arasındaki PKK yapılanmasıdır. Yukarıda da dikkat çekildiği gibi yatılı bölge okullarında PKK örgütlenmesi gelişmiştir. Bunun kırılmaması durumunda devlet kendi eli ile yeni örgüt üyeleri yetiştirmiş olacaktır. Yatılı okul personelleri konusunda çok özel bir program geliştirilmesi, personellerin tek tek denetimden geçirilmesi gerekmektedir. Ögrencileri örgüt çizgisine kaydırması ihtimali olan öğretmenlerin bu okullardan derhal uzaklaştırılması gerekmektedir. Eğer bunun yapılması mümkün değil ise bu okulların gündüzlü taşımalı sisteme dönüştürülmesi faydalı olacaktır.

18 Pilot Üniversiteler

Halen bölgedeki üniversiteler, milli bütünleşmenin sağlanması ve hızlanmasına hiçbir katkıda bulunmadıkları gibi hızla örgüt denetimindeki yüksek liselere dönüşmektedirler. Bölge üniversiteleri yine çoğunluğu bölgeden gelen ve mezun olduktan sonra bölge içinde iş arayan gençleri eğitmektedir. Bu kısırdöngü üniversitelerin eğitim seviyesinin yükselmesinin önünde de önemli bir engeldir. Bu kısırdöngüyü aşmak için YÖK'ün devlet desteği ile bölgeye yönelik yeni bir açılım geliştirmesi gerekmektedir.

Pilot üniversite olarak seçilecek Van 100.Yıl ve Elazığ Fırat Üniversiteleri'nin, üniversiteye giriş için taban puanları yükseltilmelidir. Eğitim kalitesinin hızla yükseltilmesi amacı ile ODTÜ, Boğaziçi, Ankara ve Gazi üniversitelerinden yıllık veya dönemlik öğretim üyesi katkısı yapılmalıdır. Cazibesi artırılacak üniversiteler sayesinde bölge üniversiteleri bütün Türkiye'den gelecek öğrencilere açılmalıdır.

19 Televizyon

Televizyon bölgede gerçekleşen mücadelede en önemli araçlardan birisidir. Ancak şu ana değin üzerinde çok konuşulmuş olmasına rağmen, televizyonun etkili bir şekilde kullanılabildiğini söylemek mümkün değildir. Hatta AKP Hükümetinin aldığı kararlar ile önce Kopenhag Kriterleri'nin gerektirdiği sınırlar da aşılarak, yerel ve bölgesel televizyonlara günde 45 dakika haftada 4 saat Kürtçe ve Zazaca yayın yapma hakkı verilmiştir.
Bu adıma yönelik olarak herhangi siyasi veya bürokratik bir tepki gelmeyince bunun da yeterli olmadığı ileri sürülerek, 24 saat Kürtçe ve Zazaca yayın talebi yapılmaya başlanmıştır. RTUK, bu talebi karşılama konusunda bir adım ileri atarak, 10 Haziran 2006'da aldığı kararla yerel televizyonlara Kürtçe film ve müzik gibi kültürel yayınların Kürtçe yapılması imkânını vermiştir."

RTÜK attığı bu adımla Türkiye'nin sosyolojik anlamda milli bütünleşme sürecine en ağır darbelerden birisini vurmuştur. Televizyon yayınlan Güneydoğu Anadolu'da Türkçe'nin öğrenilmesinde çok büyük bir araç olarak hizmet etmiştir. Bu adımı TKİ 6'nm 1 Ocak 2009'dan itibaren Kırmanç lehçesi ile yayına başlaması izlemiştir. Hükümet "Kürt Açılımı" çerçevesinde özel Kürtçe televizyonların ve radyoların yayına başlamasının önünü açacaktır.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde birçok çocuğun akıcı ve aksansız Türkçe konuşmasını sağlayan şey Türkçe televizyon yayınları olmuştur. Türkiye şimdi yüz binlerce gencin elinden bu imkânı almanın ilk adımını atmıştır. Bir süre sonra Güneydoğu Anadolu'da evlerde filmler ve eğlence programlarının hatta çizgi filmlerin Kürtçe seyredilmeye başlanması ile birlikte Türkçe hızla gerileme süreci içine girebilir. Bu süreçte oluşacak sosyolojik görüntüye atıf yapılarak " yeni gerçeğin altım çizecek olan" çevreler Kürtçe eğitim taleplerini daha güçlü bir şekilde gündeme taşıyacaklardır. Oysa Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri ile öngörülen haftada 30 dakikalık uygulamanın ötesine geçmesi gereksizdir. Bu tür bir yayının temel amacı da Fransa'da olduğu gibi Türkiye'ye yönelik diplomatik baskı ve psikolojik operasyonların etkisiz hale getirilmesi olmalıdır.

PKK, televizyonu kültürel ve politik bir propaganda silahı olarak şimdiye değin devletten daha iyi kullanmıştır. PKK'nın değişik adlarda yaptığı yayınların etkisinden çok çıkardığı gürültü bir propaganda aracı olmuştur. Med-TV, Medya-TV, Roj TV gibi kanallar Kürtçülük bilincinin oluşmasında örgütün en etkili silahlarından birisi olarak belirginleşmektedir.

Bu olumsuz zeminde her şeyden önce yapılması gereken, Türkiye'nin birçok yerinde olduğu gibi bölgede de normal anten ile seyredilmesi zor olan televizyon yayınlarının seyredilmesini sağlayabilecek aktarım alt yapısının TRT ve özel kanallara bırakılmadan devlet imkânları ile kısa zamanda Bağdat'a kadar uzanan alanda izlenebilecek şekilde kurulmasıdır.

Devletin PKK'ya karşı kurduğu GAP Televizyonu bölgeden kopuk, yayınladığı programları ile sıkıcı ve seyredilmeyen bir televizyondur. GAP yayınlarının, kanalın yeniden yapılandırılması, misyonunun tekrar konulması sonrasında, sınırlan tekrar çizilecek bir program profili ile yeni bir yayın sürecine başlaması gerekmektedir. Bu çerçevede GAP TV'nin doğrudan eğitici niteliği ikinci plana itilerek, bir müzik ve eğlence televizyonu olarak tekrar örgütlenmesi sağlanmalıdır.

Bu televizyonun hedef kitlesi kadınlar ve çocuklar olarak belirlenmeli, bir yandan mahalli içerikli programlar yapılarak, bölge halkının televizyon ile kendisini özdeşleştirmesi sağlanırken, diğer yandan Susam Sokağı gibi programlarla çocukların ilgisi televizyona kaydırılmalıdır. Kanalın temel hedefi, düzgün bir Türkçe kullanımını sağlamak ve gelecek umudunu canlı tutmak olmalıdır.

Yerel televizyon ve radyo yayıncılığı konusunda önemle ve saygı ile anılması gereken bir örnek te "Hakkari Dağ ve Komando Tugayı" tarafından Hakkari'de kumlan "Sümbül 2000 FM" adlı radyo ile Sümbül TV'dir. Tamamen tugayın imkânları ile kumlan bu yerel radyo ve tele-vizyon ciddi bir yerel başarıya imza atmıştır. Sümbül 2000 FM canlı yayınlarda il müdürlerinin halkın sorularına cevap vermesini sağlarken, müzik ve yarışma programlan ile de halka başarı ile ulaşmıştır. Sümbül TV ise Hakkâri'deki yerel olayları, şenlikleri, düğünleri ve haberleri veren bir televizyon kanalı olmuştur.

Hakkari'deki bu yerel örneğin bütün bölgede genelleştirilmesi gerekmese dahi seçilecek bazı illerde askeri birliklerin imkânları ile radyo ve televizyon yayını yapılmasının üzerinde düşünülmelidir.

Kaynakça
Kitap: PKK Terörü Neden Bitmedi, Nasıl Biter?
Yazar: Ümit Özdağ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron