Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

K. Irak Tehdidi İçin İzlenmesi Gereken Politika ve Önlemler

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

K. Irak Tehdidi İçin İzlenmesi Gereken Politika ve Önlemler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Kas 2011, 02:20

KUZEY IRAK TEHDİDİNE YÖNELİK İZLENMESİ GEREKEN POLİTİKA VE ÖNLEMLER

Türkiye'nin gücünü özel kuvvet-ler değil, maliye müfettişleri, gümrük muhafaza elemanları ve televizyonları temsil etmelidir.

Ezici ve Kucaklayıcı Diplomasi

Türkiye'nin Kuzey Irak'a yönelik izlemesi gereken politika "Kuzey Irak'ın, Irak'ın bütünlüğü içinde kalması ve Türkiye ile samimi dostluğa zorlanması" olmalıdır. Türkiye'nin Kuzey Irak'ta yaşayan Kürtlere yaklaşımı Özbek, Kazak, Kırgız, Azerbaycan Türklerinden farklı olmamalıdır. "Kuzey Irak'ta yaşayanlar Güneydoğu Anadolu'da yaşan yurttaşlarımızın soydaşıdır" demek hem tehlikeli hem yanlıştır. Benimsen-memesi gereken söylem, Irak'ın kuzeyinde yaşayan halkın kürdü, Türkmeni ve Süryanisi ile Türk halkının soydaşı olduğunun altını çizmektir. Bu bölge halkına yönelik politika, kardeşin kardeşe yönelik politikası olmalı. Bu politikayı Türkiye'nin bölgeye kardeşlik, dostluk, barış, refah ve demokrasi ihracı olarak ifade edebiliriz.

Öte yandan bu politik hederin tam anlamı ile gerçekleştirilebilmesi için bölgeden Türkiye'ye yönelen PKK terörü ve çok boyutlu tehdit ve saldırganlığı temsil eden KDP ve KYB' nin politikalarının etkisiz hale getirilmesi gerekmektedir.

Bu Türkiye'nin Kuzey Irak'a yönelik Ankara politikalarını PKK endeksli olmaktan çıkarıp, çok daha geniş bir algılama zeminine oturtulmasına bağlıdır. Daha açık bir ifade ile, Kuzey Irak'ta PKK olsa da olmasa da Türkiye'ye düşmanca davranan KDP ve KYB eksenli bir siyasal akım Türkiye için tehdit olacaktır.

Ancak Irak'ın kuzeyinden kaynaklanan bu tehdidin ortadan kaldırılması Türkiye'nin tek askeri eksenli değil, nihai olarak ve sırası ile "ezici ve kucaklayıcı diplomasi" şeklinde tanımlanabilecek çok boyutlu politikalar izlemesine bağlıdır. Amerikan askeri varlığının ve politik desteğinin de ABD'nin Irak'tan çekilmesinden sonra da bu bölgede kalarak, Kürt siyasi varlığına destek olacağı/olabileceği göz önünde tutulur ise Türkiye'nin saldırgan ve yayılman politikalar izleyen bir Kuzey Irak'a karşı etkili önlemler almasının gereği bir kez daha açığa çıkacaktır.

Barzani'nin Türkiye'ye karşı yıkıcı faaliyetler gösteren bir tehdit unsuru olmasını engellemek için uyuşturucu kaçakçılığının ikinci Afganistan'ı olma yolundaki bu coğrafyaya yönelik olarak çok yönlü, "ezici diplomasinin" bütün unsurlarını barındıran bir politik uygulama demeti geliştirilmelidir.
Bu politikanın temel unsurları yedi boyutlu güç uygulaması olarak,

a) politik,
b) ekonomik,
c) kültürel,
d) istihbarati,
e) anti-terörist,
f) diplomatik ve
g) askeri konuları kapsamalıdır.

Türkiye için Irak'a askeri baskı ve müdahale son seçenek olmalıdır. Askeri yöntemlerin üzerinde çok konuşulmamak, kamuoyunun gündemini işgal etmesine izin verilmemelidir. Diğer milli güç unsurlarını ve yöntemlerini kullanmadan askeri güç unsurunu kullanmak bir devletin yapabileceği en büyük hatadır. Çünkü askeri güç kullanılmadan alınacak sonuç için askeri güç kullanmak kadar akıl dışı bir tutum olamaz. Ancak askeri güç kullanmak kaçınılmaz olduğu zaman, tereddüt etmeden bir politik hedefi gerçekleştirecek şekilde, sonuç alacak biçimde uygulanmalıdır.

Bütün bunlar yapılırken Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Irak politikasının "Kürt düşmanlığı veya sadece Kürt devleri karşıtlığı" olmadığını çok iyi anlatmalıdır. Hedef alınması gereken 1990'lı yıllar boyunca Ankara'dan aldıkları hayati desteğe rağmen nankör davranan Türkiye düşmanı yöneticilerdir. Bu yöneticilere Türkiye düşmanlığının kendilerine ne kadar pahalıya mal olacağı öğretilmelidir. Suriye ve Yunanistan, onyıllarca Türkiye'ye yönelik ahlaksızca düşmanlık politikası izledikten sonra Türkiye'nin her iki ülkeyi de savaş ile tehdit etmesinden sonra, iki ülke ile de ilişkileri düzelmiştir. Irak'ın kuzeyi bir bölge olmadığı için savaş ile tehdit edilmesine gerek olmadığı gibi, Türkiye'nin TSK'nın dışında ve istenen sonucu TSK' den daha etkili alabilecek araçları vardır. Halka yönelik politikanın temelini ise işbirliği, dostluk ve kardeşlik oluşturmalıdır.

Politik Önlemler

2003 sonrasında Türkiye'nin Kuzey Irak'ta gelişmeleri yeterince etkileyebildiğini söylemek mümkün değildir. Türkiye, gereğinden fazla ses çıkararak, boş tehditler savurarak etkisizliğini birçok kez sergilemiştir. Ancak son beş sene içinde Ankara'nın hiçbir politik etkisinin olmadığı da söylenemez. Eğer, Türkiye, olmasa idi, Barzani ve Talabani Kerkük'ü ilhak eder ve muhtemelen bağımsız Kürt devletini ilan ederlerdi.

Bunun dışında, Türkiye'nin Kuzey Irak politikasının ana gündemini ABD'nin "Kuzey Irak'ı muhatap alın" talebine karşın, Türkiye'nin 2007'ye kadar Kuzey Irak yönetimini muhatap almamakta ki direnci oluşturmuştur. Türkiye, ABD'nin talebine, 2003'de yapılan bazı temaslar sonrasında temasları keserek, Kuzey Irak'ta gerçekleşen devletleşme ve bağımsızlaşma sürecini meşrulaştırmama için direnmiştir. Bu süreçte, muhtemelen AKP, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tepkisini almamak için TSK ile aynı görüşte imiş gibi davranmıştır. Ancak, Türkiye'nin aşağıda kapsamlı olarak ele alınacak ekonomik yardımları göz önüne alındığında, Erbil ile diplomatik temas kurmama hassasiyetinin çok büyük bir ciddiyetinin ve etkisinin olduğunu söylemek mümkün değildir.

2007'den itibaren, Kuzey Irak ile gerek ABD'nin baskılan gerek AKP'nin bunu istemesi sonucunda diplomatik temaslar başlamıştır. Daha önce gerçekleşen temasların yararsızlığının 2008 Ekim'inde gerçekleşen PKK saldırıları neticesinde tekrar ortaya çıkmasına rağmen, AKP Hükümeti, Kuzey Irak Yönetimi ile tekrar temasların artırılması kararını almıştır. Oysa Pankürdist politik çizgiyi temsil eden Barzani ve Talabani asla ellerinde bulunan PKK gibi bir silahın yok olmasına izin vermeyeceklerdir.

Kuzey Irak'a karşı izlenecek politikanın "Politik Önlemler" boyutu, PKK eksenine sıkıştırılmamalıdır.

Türkiye, politik bağlamda Kuzey Irak'a yönelik politikasının temeline

a) Bu bölgenin Irak'tan ayrılmasını engellemeyi,

b) Kerkük'ün bu bölgeye ilhakını engellemeyi,

c) Telafer'in Kuzey Irak'a ilhak edilmesini engellemeyi,

d) PKK'nın bölgedeki terörist faaliyetlerinin durdurulmasını,

e) Bölgenin demokratikleştirilmesini

f)Türkmenlerin milli ve demokratik haklarının ihlal edilmesini engellemeyi koymalıdır. Bu amaçla; çok boyutlu bir strateji izlenmelidir. Bu hedeflerin gerçekleştirilmesi, sadece Kuzey Irak'ı değil, bütün Ortadoğu bölgesini kapsayan ancak özellikle Irak'ta yoğunlaşan politik çalış-malar gerektirmektedir.

Alınması gereken politik önemler aşağıda sıralanmıştır:

1) Irak'ın parçalanması durumunda Türkiye'nin Musul Vilayeti üzerinde 1926 Haliç Antlaşması öncesindeki haklarını gündeme getireceği ve
her türlü aracı kullanacağı açıklanmalıdır. Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Abdullah Gül'ün yukarıda da dikkat çektiğimiz Washington'da 8
Şubat 2007'de Alman Marshall Fonu tarafından düzenlenen bir toplantıda yaptığı konuşmada Kerkük'ten bahsederken, "Biz bütün bölgeyi birkaç yüzyıl yönettik. Bölge halkıyla tabii bağlarımız var. Bugün Irak'ın ayrı bir devlet olduğu gerçeğini görüyoruz. Ama Irak bütün Iraklılara aittir.

Biz 1926'da anlaşmaya imza atıp Musul Vilayeti'ni verirken, burasını Irak'ın bütününe verdik. Kerkük de bütün Irak'ındır. Tek bir grup tarafından ele geçirilmemelidir." demiştir.

A. Gül'ün açıklamasını yorumlayan devletler hukukçuları "Ankara Anlaşması tamamlayıcı belgedir. Irak'ın ülkesel statüsünü ortaya koyan temel merin de Lozan Anlaşması ile yapılmıştır. 1926 Ankara Antlaşması'nı doğuran Lozan Anlaşması'dır. Irak'a ilişkin statü değişikliği Lozan Anlaşması'na göre Türkiye'yi hak sahibi yapar" yorumunu yapmışlardır.274 Bu üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken ve ortaya ilginç politika seçenekleri koyabilecek bir açılımın başlangıcı olabilir.

2) Kerkük'ün Kuzey Irak'a ilhak edilmesi durumunda Türkiye'nin askeri müdahale dâhil her türlü hakkını saklı tuttuğu açıklanmalıdır.

3) Türkiye, Telafer'in Kuzey Irak bölgesine bağlanmasını kabul etmeyeceğini ve askeri müdahale dâhil her türlü hakkını saklı tuttuğu açıklamalıdır.

4) Türkiye, bölgedeki demokratik güçlerin desteklenmesi ve nepotizm ile mücadelenin geliştirilmesi hedeflerini koymalıdır. Yapılan baskılardan dolayı, Kuzey Irak'tan kaçarak Avrupa'da yaşayan ve bölgeye zaman zaman gelen bir Kürt aydın, Dr. Kamal Mirawdali, Irakın kuzeyi ile ilgili kaleme aldığı "Kürdistan or Barbaristan" adlı makalede bölgenin politik gerçeği ile ilgili şu tespitleri yapmaktadır.

"Uzun zamandan bu yana yazmamam Kürdistan'a seyahatimin doğrudan sonucudur. Gidip geldikten sonra kendimi fiziksel, ruhsal ve psikolojik olarak hasta hissediyorum. Eğer yazacak isem kalbimdeki kan ile yazmak zorundayım. Kürdistan bölgesi artık bir ülke, bir toplum veya medeniyet değil. Orası Barbaristan. Orası suçun cezasız kaldığı vahşi bir orman, iktidarın sorumsuzca kötüye kullanıldığı bir yer, aşiretsel parti totalitarizminin insan hayatının her boyutunu sınırsız ve kontrolsüz denetlendiği bir bölge, bir elin parmaklarını geçmeyen dejenere ailenin ekonomi, medya, ülke ve insanları üzerinde mutlak hegemonyasının olduğu bir bölge, insan hayatında kutsal, değerli ve anlamlı olan her şevin günlük ve değersiz hale getirildiği bir bölgedir. Güney Kürdistan' da iki kavram tamamen anlamını yitirmiştir.

İnsan oluş ve insan hakları ile anayurt kavramları. Hiçbir şey insan hayatı kadar değersiz değildir. Hiçbir şey insan şerefi kadar anlamsız değildir. Kadınlar her gün, bazı aydınların ileri sürdüğü gibi Kürt toplumu geri ve aşiret yapısına sahip olduğu için değil, ekonomi, iş, hizmet sektörü fırsatlarını kontrolü altında tutan KDP ve KYB'li eşkıyaların seksüel ve fiziksel istismarına uğramaktadır . Her gün onlarca kişi trafik kazalarında ölmektedir. İnsanlar gıdaların zehirli olup olmadıkları veya son tarihlerinin geçip geçmediğinden emin olmadan yiyememektedirler. Hastanelerin sadece adı kalmıştır.

Bir okulda 67 öğrenciye sadece bir Kürtçe kitap düşmektedir. 3 kişi için yapılmış sıraya 6 öğrenci oturmaktadır. Üniversiteler ve diğer kültürel kurumlar parti aşiretçiliğinin alanları haline gelmiş, bilim ve kültür temel anlamlarını yitirmiştir. Onlarca gazeteci partiler tarafından veya partilere yakın insanlar tarafından çıkarılmaktadır. Kürtlüğün ve kültürün şehri olan Süleymaniye temel hizmetlerin ve kurumların yok olduğu umutsuzluk ve yalnızlığın köyüne dönüşmüştür. İçme suyu lağım ile karışmıştır. Elektrik gittikçe daha az verilmektedir. Bütün şehirde çocuklar için bile bir yaya geçidi yoktur. Posta servisi, yolların temizliği, sosyal hizmetler yabancı kavramlardır.

Bir kültür değil, nepotizm ve yoksulluk eylemi olarak İbrahim Ahmet'in kitabı "Jani Gel" filmi yapıldı. Ancak Süleymaniye'de bu filmi gösterecek sinema salonu yok. Filmi göstermek için Baas rejimi tarafından yapılan Kültür Sarayını kullandılar. Bu şehirde güzel, şerefli, kültürel, tarihi ve mahalli olan ne var ise tahrip ettiler. Gençler okumayı ve kültürel faaliyetleri bıraktılar. Bir değişim umudu yok ve özellikle gençler cehennemde yaşıyorlar. Varlığını nüfusunun %50-%70 ini kaybederek sürdüren az sayıdaki köyde eğitim sona erdi. Bir genç nesil marjinalize, parçalanmış ve köylerinden ayrılarak sürgüne gitmeye zorlanmış durumda. Kürdistan'ın verimli ve güzel köylerinin durumu KDP ve KYB mafyalarının Kürt toplumundaki bağımsız ve otonom yapıları tahrip etme politikalarının sonucudur. İran, istediği gibi saldırıyor, sınır köylerini bombalıyor, sivilleri öldürüyor, binlerce insanı kaçmaya zorluyor. Buna rağmen İran Kürtlerinin en iyi dostu müttefiki Türk uçakları da istedikleri gibi köyleri napalm ile bombalıyor, düzinelerce sivili öldürüyor, binlerce insanın kaçmasına neden oluyor. 2000' e yakın öğrenci eğitim imkânlarını yitiriyor. Sorun değil. Talabani'ye göre Erdoğan tarihin en iyi demokratı. Kerkük mültecileri 4 yıl sonra hâlâ evlerine dönmüş değil. Enfal operasyonuna maruz kalan aileler bir süre önce yapılan bir araştırmada KDP ve KYB'nin dayattığı onursuzluk, sefalet ve baskı altında yaşamaktan ise Saddam'ın saldırısında ölmeyi tercih edeceklerini açıkladılar. Sorun değil. Talabani için "Enfal kadınlarının" acı çekmesi normal. Talabani asla onları ziyaret etmedi veya çocuklarını öpmedi.

Kürdistan'ın tek yarı bağımsız gazetesi Hawlati'dir. Bu gazetedeki eleştirisel tek yerde son sayfadaki "hanasa" adlı köşedir. Bu, kanunsuzluk, hırsızlık ve her gün iktidarın kötüye kullanıldığı vahşi ormanda biraz taze havayı ciğerlere almak anlamına gelir. Ama bu bile büyük demokrat, avukat, insancıl gazi lider Talabani için çok fazladır. Geçen yıl Hawlati gazetesinin iki editörü Baas dönemi yasalarını utanmadan kullanan KYB yetkilileri tarafından istifa etmeye zorlandılar. Gazetenin sahibi bir kulüpte dövüldü ve aşağılandı. Halepajwas gazetesinden bir başka gazeteci Talabani'yi eleştirdiği için dövüldü ve Halepçe'de sokağa bırakıldı. Hawler Bzvva dergisi Talabani'nin Kahire gezisi sırasındaki davranışı ile ilgili analitik bir eleştiri yayınladığı için kapatıldı.

Haziran'da Hawalti'ye verdiğim demeçte söylediğim gibi sivil toplum ve demokrasi sözlerini böyle kapalı barbarca totaliter Barzani ve Talabani aileleri ve onların vasalları için kullanmak, tamamen ahlaksızca ve suç teşkil eden bir davranış olduğu gibi insan aklına ve değerlerine de hakarettir.
Bush yönetiminin Kürt toplumuna verdiği demokrasi modeli budur. Bir zamanlar Powell ve Bremer Irak'ın geri kalanının KDP ve KYB'yi örnek alması gerektiğini söylemişlerdi. Şimdi Amerikalılar Irak politikasını dört sene kontrol ettikten sonra tamamladı. Muhtemelen Bay Freedman'ın Kürt sun dediği budur. Freedman New York Times'da 3 Ekim 2007'de şöyle yazıyor Kürt otonom bölgesi bizim Irak'taki modelimiz olmalı. George Bush veya Condi Rice'ın daha iyi bir fikri var mı? Herhangi bir fikirleri var mı?

Hayır yok. Eğer bu Kürt modeli onlara ilham vermez ise ne verebilir? Belki de Bush'un bu kadar kasvetli görünmesinin nedeni budur! Belki de Bay Freedman Bush ve Rice Kürt modelini yönetimden ayrılmada Amerikan toplumuna uygulamalarını önermelidir." İşte Ankara'nın bugünlerde görüşmelere başladığı Barzani ve Talabani'nin temsil ettiği politik gerçek budur.

Kuzey Irak siyaseti, KDP, KYB, Irak Türkmen Cephesi ve PKK'dan ibaret değildir. Ankara, Kuzey Irak'taki bütün demokratik güçleri, partileri ve sivil toplum örgütlerini desteklemelidir. Bu parti, dernek ve diğer STÖ'ların temsilcileri Türkiye'ye davet edilmeli, kendilerine bilgi desteği, manevi destek ve mali destek sağlanmalıdır. Türkiye'nin Ortadoğu ve Türkiye'de istikrar için Kuzey Irak'a ve Irak'a ihraç edeceği en önemli değer, demokratik kültürdür.

Oysa Ankara, Ekim 2008'de PKK'nın gerçekleştirdiği Aktütün-Bayraktepe saldırısından sonra Barzani ile Irak'ın kuzeyinin Irak'tan ayrılmasını meşrulaştırıcı bir görüşme sürecinin önünü açmakta ilk adımını atmıştır. Bu süreç Ekim 2007'de gerçekleşen Dağlıca saldırısından sonra başlayan ilişkiler gibi, Türkiye'ye vakit kaybettirmekten başka hiçbir sonuç doğurmayacaktır. Barzani ise bu süreci, Ortadoğu ve Irak politikasında elini güçlendirmek, Türkiye'de ise PKK zemininde propaganda yapmak için kullanacaktır.

Yapılan ilk görüşmede, Ankara'dan genel af isteyen Barzani'nin talepleri:

a. Erbil'de temsilcilik ve diplomatik ilişkilerin pekiştirilmesi,
b. Türkiye'nin bölgede ekonomik faaliyetlerini canlandırması,
c. Kürt petrolünün Ceyhan üzerinden uluslararası piyasaya aktarmasına izin verilmesi şeklinde stratejik talepler iken,

Ankara'nın talepleri:

a. Kuzey Irak'ta ortak istihbarat çalışması,

b. Türkiye Irak sınırındaki karakolların canlandırılması ve

c. PKK'nın Türkiye'ye ulaşmasını engelleyecek şekilde Balında bölgesinin korunması şeklinde taktik talep düzeyinde kalmıştır.
Türkiye, 1992'deki taleplerini gündeme getirirken, Barzani'nin ne kadar yol aldığı görülmektedir.

2 Ekonomik Önlemler

Türkiye, Kuzey Irak ile ilişkilerinde ekonomik gücünün ne kadar farkında değil ise Kuzey Irak’taki gruplar da Türkiye ile ilişkilerinde Türkiye'nin ekonomik gücünün ve bu gücün Kuzey Irak'a karşı kullanılmasının kendileri için yıkıcı sonuçlarının o kadar farkındadırlar. Bundan dolayı, KDP ve KYB Türkiye'ye ekonomik ilişkileri ön plana çıkaran mesajlar vermekte, Kuzey Irak ekonomisinin küçük hacmi ile dahi Türkiye içinde ekonomik ve politik müttefikler oluşturmayı hedefleyen bir ekonomik politika izlemektedirler. "Kürdistan Nwe" Gazetesinde yayımlanan şu satırlar KDP ve KYB'nin meseleye bakışını göstermektedir. "Komşuluk köprüleri askerlerin bölgeye gelmesiyle değil tüccarların gelmesiyle olmalıdır, TSK'nin Irak Kürdistan'ına müdahale etmemesi her iki tarafında çıkarınadır, Türkiye gibi önemli bir ülkenin özgür Irak'ta ve özellikle Kürdistan bölgesinde diplomasi, ekonomik ve ticari yönlerde iyi bir rol oynayacağı Kürtlerin ve diğer siyasi tarafların hep vurguladığı husustur. Türkiye'nin Kürdistan bölgesinde konsolosluk açması, Türk şirketlerinin buralardaki projelere katılması ve buna benzer adımların atılması memnuniyetle karşılanacak ve komşuluk ilişkisi daha da artmış olacaktır."

Türkiye'nin Kuzey Irak üzerindeki en önemli doğrudan etki/baskı aracı Türk Ordusu değil, Türk ekonomisi olmalıdır. Kuzey Irak ekonomisi ABD'den gelen nakit yardıma, Bağdat'ın verdiği petrol payı karşılığı nakit paraya, Habur Sınır Kapısı'ndan alınan haraçlara, ağırlığı Türkiye üzerinden yapılan ticaretten oluşan gelire bağlıdır. Habur Sınır Kapısı'ndan sağlanan yıllık gelir resmi rakamlara göre 1.5 milyar Dolar'dır.

Irak hükümeti Maliye Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada:

"Türk Hükümeti'nin, Irak'ın, Habur sınır kapısından elde ettiği geliri, 1,5 milyar ABD doları olarak açıklamasının ardından, İrak hükümeti elde edilen gelirin Irak hazinesine aktarılması maksadıyla, Kürdistan bölge hükümetine baskı yaptığı, Habur sınır kapısından elde edilen gelirin Irak hazinesine aktarılmaması durumunda Kürdistan bölgesine ayrılan %17'lik bütçeden kesinti yapılacağı" bildirilmiştir. Havai gazetesi, 17 Şubat 2007

Duhok Valisi Ahmet Muhammet'in yaptığı açıklama ise Kuzey Irak'ın elektrik alanında Türkiye'ye bağımlılığını göstermektedir:

"Duhok şehrinin 300 megavat elektriğe ihtiyacı vardır. Ama elektrik bakanlığı ve Türkiye arasında imzalanan sözleşmeye göre yalnız 130 megavat elektrik Duhok'a ulaşmaktadır. Duhok'ta 24 saat içerisinde yalnız dört saat elektrik kesintisi vardır. Ayrıca Türkiye olmasa Duhok elektriksiz kalır."

"Kuzey Irak ekonomisi" diye adlandırılan ekonomi, üretmeyen sadece tüketen bir ekonomidir. En basit zirai üretim bile terkedilmiştir. Domates ve salatalık bile Ürdün'den ithal edilmektedir. bir tane işleyen fabrika yoktur. Türkiye'nin Kuzey Irak ekonomisi üzerindeki etkisini Iraklı Prof.Dr. Dilaver Abdül Aziz, Kuzey Yönetimine hitaben yaptığı konuşmada "Kürdistan'ın tek solunum yolu ve arteri, Türkiye'nin ve Türk karar abaların elindedir. Kürdistan'ın ekonomik ve ticari kapılan Türkiye'nin elindedir ve Türkiye bir tekel oluşturmuştur... Türkiye barışçıl demokratik ve medeni bir ülke olsaydı, Türkiye ile Kürdistan arasındaki ilişkiden her iki tarafta faydalanabilirdi." diyerek ifade etmiştir.

Kuzey Irak'ta ekonomik yatırımın temelini Erbil ve Süleymaniye'de yoğunlaşan ve Türkiye'den giden inşaat firmalarının yönlendirdiği inşaat sektörü oluşturmaktadır. İnşaat iç alanda yoğunlaşmıştır. Birinci alan oldukça görkemli kamu binaları, havaalanları, bankalar, askeri ve polis tesisleri, ikinci inşaat kategorisine belediye yatırımları şeklinde altyapı tesisleri girmektedir. Üçüncü kategoride ise alışveriş merkezleri, eğlence ve gıda sektörüne yapılan yatırımlar bulunmaktadır. Dördüncü kategoride ise petrol arama çalışmaları yer almaktadır.

Erbil'de inşaat sektörünün tamamını Süleymaniye'de ise büyük bölümünü sahipleri Güneydoğu Anadolulu olan ve bir Kuzey Iraklı ortağı olan firmalar inşa etmektedir. 2005 sonu itibarı ile Süleymaniye'de çalışan 225 yabancı şirketin 70 tanesi Türk şirketi olmuştur. Yabana ve furk hasmında çıkan haberlere göre 2006'da 314 Türk firması Kuzey Irak'ta 1 milyar ABD Dolarma varan iş anlaşması imzalamıştır. 2006 başında Kuzey Irak'ta çalışan Türk firmalarının sayısı 600 civarındadır. Bunların 200 tanesinin iş hacminin 2 milyar Dolar civarında olduğu belirtilmektedir. Barzani'nin Türkiye'den dolaylı yollardan aldığı vergilerin yıllık toplamı ise 156,6 milyon ABD Dolarına ulaşmaktadır. Özetle Kuzey Irak ekonomisini üstlendiği projeler, sattığı mallar ile Türkiye ayakta tutmaktadır. 2005 yılında Türkiye'nin Irak'ın tümüne yaptığı ihracaat 2,7 milyar Dolar ile Türkiye'nin ihracatının % 3.7'sini oluşturmaktadır.

Bağdat'tan gelen Kuzey Irak bütçesinin % 68'ini oluşturmaktadır. Bağdat ödemeleri geciktirdiği zaman Kuzey Irak'ta memur maaşları ödenememektedir. Barzani'nin danışmanı ve bağımsız Kürdistan'ın savunucusu eski Amerikan büyükelçisi Peter W. Galbraith bile Türkiye'nin ekonomik konularda pragmatik davrandığım söyleyerek, Türkiye'nin bölgeye verdiği ekonomik desteği kabul etmektedir.

Kuzey Irak’a karşı geliştirilecek bir politika öncelikle askeri değil, ekonomik olmalıdır. Ankara, PKK'nın Türkiye içindeki varlığından Bağdat'ı sorumlu tutacağını bildirmeli ve Kuzey Irak'taki PKK kamplarının kapatılması için Irak hükümetine bir nota vermelidir.

Bunu takiben;

a) Habur Sınır Kapısını tamamen kapatarak, Kuzey Irak'a (Irak'a değil) sistemli bir ekonomik ambargo için ilk adımı atmalıdır. Oysa 2003'den bu yana daha Amerikan işgalinin ilk günlerine gidildiğinde Türkiye'nin "büyük bir saflık" içinde ekonomik alanda ardı ardına birçok yanlış adım attığı görülmektedir.

b) Irak yurttaşlarının Türkiye içinde ticari faaliyet göstermeleri engellenmeli, mal varlıkları dondurulmalıdır. Mersin - Gaziantep - Diyarbakır - Habur hattında Kürt devletinin ekonomik altyapısını oluşturan hat kesilmelidir. Mersin Serbest Ticaret Bölgesi'nde ciddi bir devlet denetimi oluşturulmalıdır. Barzani ve Talabani Türkiye içinde yaygın bir ticaret-mafya ağı kurmuşlardır. İkilinin sahip oldukları şirket sayısı 173'dür.

Mersin Serbest Ticaret Bölgesi içinde Barzani'ye ait yedi şirket Türk vatandaşı Kürt işadamları ile ortak 30 şirketle birlikte çalışmaktadır. Kuzey Irak'ın içki, sigara, çay, şeker ve pirinç gibi bütün temel ihtiyaçları Mersin Serbest Ticaret Bölgesi üzerinden Barzani şirketlerinin denetiminde gerçekleşiyor. Habur ile irtibat Mardin/Kızıltepe'deki "Halepçe" adlı irtibat büroları üzerinden sağlanmaktadır.

Mersin Serbest Ticaret Bölgesi'nde faaliyet yapan Barzani ve Talabani şirketleri Türkiye'ye hiç vergi vermedikleri gibi Habur'dan Kuzey Irak'a giren mallar sının aşarak kaçak şekilde Türkiye'ye sokulmakta ve Türk ekonomisine zarar vermektedir. Mersin'den Habur'a gelen Barzani ailesini' bağlı mallarını taşıyanlar Habur Sınır Kapıs'ında hiç bekletilmeden karşı tarafa geçmektedir.

c) Kuzey Irak’a yönelik ambargodan zarar görecek olan Türk firmalarının zararları tazmin edilmeli, kendilerine yeni iş alanları çok hızlı bir
şekilde yaratılmalıdır. Böylece iş dünyamızın zarar görmesi engellenmelidir. Kuzey Irak piyasasının % 80'ini oluşturan Türk mallarının ihracı
durdurulmalı, Kuzey Irak'ta Türk firmalarının verdiği temsilcilikler iptal edilmelidir.

d) Kerkük-Ceyhan petrol boru hattının Kerkük'te her türlü anti-demokratik gelişmeye tepki olarak kapatılacağı duyurulmalıdır.

e) Kuzey Irak ile yapılan her türlü sınır ticareti en etkili önlemler alınarak durdurulmalıdır.

f) KDP'nin açılmasını engellediği doğrudan Türkmen bölgesi Telafer'e açılan Ovaköy/Ali Rıza Efendi Sınır Kapısı derhal açılmalıdır ve kullanımı gelişmelere bağlı kılınmalıdır.

g) Orta ve güney Irak ile ticaret için Şanlıurfa'da bulunan Suriye-Türkiye sınırındaki Akçakale Sınır Kapısı kullanılmadır.

h) Erbil'den Antalya'ya başlayan uçak seferleri durdurulmalıdır.

Cumhuriyet, 20 Ocak 2007; Bütün bunların Başbakan Erdoğan'ın danışmanı ve bir AKP bölge milletvekilinin eşgüdümü ile sağlandığı ifade edilmektedir.
AKP Hükümeti 24 Ocak 2007'de Ovaköy Sınır Kapısının açılması ile ilgili olarak Irak hükümeti ile anlaşmanın sağlandığını duyurmuştur. Cumhuriyet, 25 Ocak 2007 Ancak aradan aylar geçmiş olmasına rağmen henüz bir ilerleme kaydedilmemiştir.

ı) Kartet firması tarafından Kuzey Irak'ta Dohuk, Reşadiye ve Zaho'ya ucuza satılan elektrik derhal kesilmelidir. Hazine şimdiye değin ucuza satılan elektrikten dolayı Haziran 2007'ye değin 9.6 milyon Dolar zarara uğramıştır.

i) Türkiye'nin KDP-KYB-PKK mafyası tarafından örgütlenen sigara kaçakçılığından uğradığı zarar 1 milyar YTL (780 milyon Dolar) civarındadır. Kuzey Irak'ta imal edilen Tekel 2000, Samsun 216 sigaraları gibi sigaralar Habur Sınır Kapısı'ndan sokularak Türkiye'ye dağıtılmaktadır. Bu konuda Gümrük Müsteşarlığı Başmüfettişi Mehmet Eryılmaz tarafından hazırlanan raporda Mersin Serbest Bölgesi'nden Irak'a gönderilen sigara kağıdı, sigara filtreleri ve sigara kağıdına baskı yapmaya yarayan (marka isimlerini ve benzeri) çok sayıda gelişmiş silindirler Barzani ve Talabani'nin denetimindeki bölgede Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Gümrük Örgütü'nün kabul ettiği değerlerin çok üzerinde sağlığa zararlı taklit sigaraların üretilerek Türkiye'ye Habur yolu ile sokulduğu ve piyasaya dağıtıldığı anlatılmıştır.294 İçki kaçakçılığı, çay kaçakçılığı, şeker kaçakçılığı, pirinç kaçakçılığı, akaryakıt kaçakçılığı Barzani'ye her yıl Türkiye üzerinden yüz milyonlarca dolar kazandırmaktadır. Barzani tarafından gerçekleştirilen kaçakçılığa karşı amansız bir takip başlatılmalıdır.

Sonuç olarak, Habur Sınır Kapısı'nın kapatılmasının Türk ekonomisine vereceği zarar ekonominin büyüklüğü içinde gözardı edilebilecek ölçülerdedir. Barzani ve Talabani'ye ve Kuzey Irak ekonomisine vereceği zarar ise bu ikili için tahammülün ötesindedir. Barzani ve Talabani'nin Türkiye içinde oluşturduğu Mersin Serbest Ticaret Bölgesi merkezli ticaret-kaçakçılık şebekesinin çökertilmesi devletleşme girişimine "stratejik darbe" olacaktır.
Uluslararası toplum ve özellikle çifte standarda dayalı yargılamalarda bulunan Avrupa Birliği ise teröre karşı bir silah olarak ekonomik yap

tınma söyleyecek bir şey bulamayacaktır. Kuzey Irak'a yönelik ambargo kaçınılmaz olarak bu bölgedeki istikran da olumsuz etkileyecektir. ABD, KDP ve KYB, PKK'nın Kuzey Irak'taki varlığı konusundaki politikalarını tekrar değerlendirmek zorunda kalacaklardır. Özetle, Türkiye, artık Kuzey Irak'taki oluşuma karşı en etkili aracının özel kuvvetler değil, Maliye Bakanlığı müfettişleri olduğunu anlamak zorundadır.

3 Kültürel Önlemler

Kültürel önlemlerin özünü Barzanici şovenizmin Kuzey Irak'tan Güneydoğu Anadolu'ya yönelik Pankürdist bütünleşme çabalarını etkisiz kılarak, Kuzey Irak halkını Kürt'ü, Türkmen'i, Arap'ı ile demokratik toplum kültürüne yakınlaştıracak bir stratejinin uygulanması oluşturul-malıdır. Bu yaklaşım orta ve uzun vadede Barzaniciliğin düşmanca politikalarını etkisizleştirecek, kardeşlik ve dostluk zeminini güçlendirecektir.

Türkiye'nin Kuzey Irak'a yönelik bir kültür stratejisi geliştirmesi durumunda zeminin ne kadar uygun olduğu Semih İdiz'in bir gözleminden de ortaya çıkmaktadır. İdiz ve Milliyet muhabiri Namık Duru kan Erbil'de bir mağazaya girerler. Gerisini İdiz'den dinleyelim: "Önce bana Türkçe bir şeyler söyleyen Namık, ardından tezgahın arkasındaki genç kıza dönüp bildiği Kurmançi Kürtçesiyle bir şeyler anlatıyor. Ancak beklemediği bir yanıt alıyor. Genç ve bakımlı kız, "Ben Soranice konuşurum. Söylediklerini hiç anlamıyorum. Bana Fransızca gibi geliyor. İstanbul Türkçesi'yle konuş." "Şaşkınlık içinde kıza, "Bu güzel Türkçe'yi herhalde Türkiye'de öğrendiniz?" diye soruyorum. Yanıt daha da şaşırtıyor. "Nerede o para? Çok gitmek isterdim. İnşallah bir gün olur. Türkçe'yi Türk televizyonundan öğrendim diyor.

Keza gazeteci Özer Çetinkaya'nın Zaho'da yaptığı bir gözlem üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir kültürel entegrasyon örneğidir. Bir oto tamircisinde duvardaki büyük Molla Barzani'nin resminin altında dört parçadan oluşan ve bir Türk gazetesinin verdiği altında "2002 Dünya Şampiyonası 3. Gururumuz Türk Milli Takımı" yazılı Türk milli takımının fotoğrafı yer almaktadır.

Öncelikle Kuzey Irak'ın demokratik-modern kültüre eklemlenmesi sağlanmalı, Barzaniciliğin temsil ettiği feodal-köylü kültür zemini zayıfla-tılmalıdır. Popüler kültür alanında mutlak bir üstünlük sağlanmalıdır. Bunun için Türk devlet ve özel televizyonları ile radyolarının Bağdat'a kadar uzanan alanda uydu anten olmadan izlenmesi sağlanmalıdır. Türk sanatçılarının Kuzey Irak'ta gerçekleştireceği programların önü açılmalıdır.

Kürtçe'nin her iki lehçesinde; Kırmanç ve Soranca, Arapça ve Türkmence Türk film, dizi ve sanat yaşamım da ele alan magazin dergilerinin çıkarılması desteklenmelidir. Pankürdist politikalar izleyen Barzani Kuzey Irak'ta aşılması gereken en büyük sorunun dil birliği olduğunu söyleyerek aslında milletleşmenin gerçekleşmediğini ifade etmektedir.'" kuzey Irak'ta KDP ve KYB'nin denetimi dışındaki (İran destekliler hariç) her türlü demokratik televizyon, radyo, gazete ve dergi yayıncılığı etnik kökenine bakılmadan mali olarak desteklenmelidir. Türk dizilerinin ve filmlerinin Kürtçe ve Arapça alt yazı ile Kürt ve Arap televizyonlarında yayını sağlanmalıdır.

Türkiye'nin televizyon, radyo kurmak konusunda "olağanüstü" gelişmiş bir yeteneği vardır. Türkiye, KDP'nin televizyonunu, PKK denetimindeki o dönemde adı Med-TV olan kanal ile mücadele etmek adına kendi elleri ile kurmuştur. Keza, 1999 yılında KDP'nin Kanada'ya kadar uzanan alanda yayın yapan FM radyosu Türkiye tarafından temin edilmiş ve kurulmuştur.

Kültürel bütünleşme aynı zamanda yaşam tarzı yakınlaşmasıdır. Barzaniciliğin feodalizm-militarizm karışımı şekilsel olarak "Maoist tek tip köylü komünizmi" benzeri peşmerge hayat tarzı dayatmasının dünya ve Türkiye'ye açılma sonrasında varlığını çok uzun sürdürme şansı yoktur.

Türkiye henüz Kuzey Irak'a yönelik bir kültürel politika geliştiremez iken Barzani, Türkiye'ye ve Türkmenlere yönelik bir kültürel politika geliştirmiştir. Bir yandan Türkmenleri etkilemek için Türkçe "Yol" adlı haftalık bir dergi çıkarırken öte yandan da Türkçe filmlerin satış ve gösterimini kültürel tahribat gerekçesi ile yasaklamıştır. Gerekçede gençlerin "Türk jönlerinin yaşamlarına özenerek suça koşullandığı" ileri sürülmüştür. Türkiye, kültürel gücünü kullanmalıdır.

4 İstihbarati Önlemler

Türk askeri istihbaratı, 1990"lı yılların ikinci yansında artarak Kuzey Irak'ta etkili bir şekilde örgütlenmiştir. 13u örgütlenmenin temel bedeli PKK olmuştur. ABD'nin Irak'a yerleşmesinden sonra Türk askeri istihbaratı Irak'ta ağır bir baskı alana girmiştir. 2007 senesinden itibaren ise ABD ile PKK konusunda istihbarat paylaşımı başlamıştır. ABD ile istihbarat paylaşımı devam ettirilmelidir.

İstihbaratı en temel özelliği milli olmasıdır. Eğitimi, savunması ve istihbaratı milli olmayan bir devlet olamaz. Kısa vadede istihbarat paylaşımı yapılsa da ABD'den veya bir başka güçten alınan istihbarata güvenilerek hareket edilmesi mümkün değildir. Aktütün-Bayraktepe saldırısı sonrasında yapılan askeri soruşturmanın sonuçlarını açıklayan Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Işık Koşaner, bir kısım basın-yayın organında yayınlanan fotoğrafların ABD tarafından bu basın-yayın organlarına sağlandığını ima ederek, milli olmayan istihbaratın niteliğini ortaya koymuştur.

Önümüzdeki süreçte, Ortadoğu'nun dünya gündeminde ve Türkiye'nin stratejik çıkarlan açısından devam edecek önemi göz önünde tutularak, istihbarat yapılanmasının hedef ve kapsamı genişletilmeli ve büyük kaynaklarla yeniden yapılanması sağlanmalıdır.

İstihbaratın yeniden yapılanmasında hedef, sadece PKK olmaktan çıkmalı ve Bağdat'a kadar uzanan alanda, Ortadoğu'daki gelişmeleri algılama yeteneği gelişmiş, çok geniş ve etkili bir stratejik istihbarat yapılanması oluşturulmalıdır. Bunun anlamı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve askeri istihbaratı yetenek ve kapasitelerinin artırılmasıdır. PKK konusunda gereken istihbarat yapılanması ile ilgili görüşler, ileriki sayfalarda "PKK'ya karşı alınması gereken önlemler" kapsamında ele alınmıştır.

5 Anti-Terörist Önlemler

Kuzey Irak'ın 2008'e kadar olduğu gibi bundan sonra da Türkiye'ye yönelik terörist saldırıları besleyeceği/destekleyeceği görülmektedir. Türkiye'nin bu saldırılan sınırdan başlayan pasif önlemlerle sona erdirmesinin mümkün olmadığı ortaya çıkmıştır. PKK ile KDP ve KYB ara-sındaki personel akışkanlığı ve işbirliğinin diğer unsurları da göz önüne alındığında Türkiye'nin ülke bütünlüğünü, yurttaşlarının can ve mal varlığını korumak için gereken önlemleri sınır ötesinden başlayarak alması gerektiği defalarca ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada bu önlem türü "anti-terörist önlem" olarak adlandırılmaktadır. Anti-terörist önlemler, askeri ve istihbarati önlemlerin bir karışımıdır. Ancak her ikisi de değildir. Anti-terörist önlemler bir tür örtülü savaş eylemleridir.

Anti-terörist mücadele sürecinde Türkiye doğrudan ve/veya yandaşı Kürt, Arap ve Türkmen unsurların katkısıyla Kuzey Irak'ta kamu düzenini ortadan kaldıran etkin eylemler ile Barzani-Talabani ikilisini terörü desteklemekten vazgeçmeye zorlamalı/ ikna etmelidir. Bu ikili, Türkiye'ye yönelik saldırgan tavırların bedelinin yüksek olduğunu ve gecikmesizin ödendiğini görmelidirler.

Öte yandan Türk devletinin unsurları veya Türk devleti ile işbirliği içinde olan Arap, Kürt, Türkmen, Süryani bütün unsurlardan oluşacak güçlerle, öncelikle PKK'nın Irak'ın kuzeyindeki ve diğer bölgelerindeki parti, dernek ve diğer yan kuruluşları ve çalışmalarını hedef alan eylemler geliştirilmelidir. Irak, PKK için güvenli bir bölge olmaktan çıkarılmalıdır.

6 Diplomatik Önlemler

Kuzey Irak'a karşı alınacak diplomatik önlemler iki boyutlu olarak ele alınmalıdır. Birinci boyut; Irak'a karşı diplomatik önlemler ikinci boyutu ise; geri kalanları oluşturmalıdır. Irak'a yönelik diplomatik önlemlerde Barzani'nin yaptığı "açıklamaların" siyasal olarak muhatap alınmaması ilkesi kabul edilmelidir. Barzani'nin muhatap alınması gerektiği takdirde açıklamalar Dışişleri Bakanlığı müsteşar yardımcılarından birisi aracılığı ile yapılmalıdır. Oysa Türkiye, 2003-2008 sürecinde defaatle muhatap almadığı Barzani'ye, Başbakan Erdoğan düzeyinde muhatap alarak cevap vermiştir. Öte yandan, Barzani ile görüşmemek bir fobi haline getirilmemelidir. Önemli olan Barzani'nin ne olarak ve hangi düzeyde muhatap alınacağıdır. Türkiye, Federal Almanya Cumhuriyeti'nin özel statülü Bavyera eyaletini muhatap alırken nasıl bir seviye belirlerse, Barzani ile görüşmelerde de aynı şekilde seviye belirlenebilir. Özel temsilci ve müsteşar yardımcısı Barzani için uygun bir seviyedir. Ancak Barzani, Türkiye'nin taleplerini yerine getirene kadar siyasi olarak muhatap alınmamalıdır.

Musul'da çok geç açılan Türk konsolosluğunun yanında hiç vakit geçirmeden Kerkük, Erbil, Telafer ve Basra'da da Türk konsoloslukları açılmalıdır.3"1 Kuzey Irak'ta federal Irak'ın bir parçası olarak oluşan fakat yayılmacı bir bağımsızlık programı izleyen Barzani-Talabani yapılanmasının bölge barışı için oluşturdukları tehdit çok etkili bir şekilde dünya kamuoyunun gündemine getirilmelidir. Bunun için ABD, Arap Dünyası ve Avrupa Birliği ülkelerinde özel ve etkili bir çalışma geliştirilmesi şarttır.

Bu meselenin sadece Türkiye'nin endişeleri ile ilgili olmadığı, bu konuda izlenecek yanlış bir siyasetin, dünya petrol rezervleri üzerindeki bir bölgenin geleceğini belirsizliğe sürüklemek olduğu gösterilmelidir. Diplomatik alanda Suriye, İran, Ürdün, Lübnan ve Suudi Arabistan'ı içi-ne alacak şekilde bölge ülkeleri ile bölgesel istikrarın temini için düzenli temas mekanizmaları kurulmalıdır.

Diplomatik önlemlerin odak noktası Irak’ın toprak bütünlüğünü korumaya, bunun gerçekleşmemesi durumunda ise Kuzey Irak'ın tekrar Irak ile birleşmesini sağlamaya yönelik olmalıdır. Bölgesel dinamikler, bölge istikrarının sağlanması için kullanılmalıdır. Bu anlamda Türkiye'nin gerçekleştirmeyi başardığı son dönemdeki en önemli adım İslam Konferansı üyesi 32 üyenin Irak'ın bölünmesini ve sınır değişikliklerini tanımayacaklarına dair ortak açıklaması olmuştur. Ne yazık ki, bu kararı Musul'daki konsolosluk ancak Türk işadamlarından gelen yoğun baskı üzerine Mart 2007 içinde açılmıştır. Milliyet, 1 Mart 2007, "Musul'a Türk konsolosluğu"nu yeterince etkili duyurulduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Türkiye'nin izleyeceği, diplomasiyi de kavrayan etkili bir politika ayrıca Irak'ın bölünmemesini savunan Iraklıların da pozisyonunu güçlendirmektedir.

Sonuç olarak, Türkiye ekonomik, kültürel, politik, anti-terörist, istihbarati, diplomatik yöntemlerin kullanılması ile Kuzey Irak'taki Barzani-Talabani ikilisini büyük bir baskı altına alarak istediği noktaya doğru itecektir. Ekonomik kanallan ve para kaynaklan kısılan, buna tepki olarak Türkiye'de terörü teşvik ettiği zaman Erbil, Süleymaniye, Dohuk ve Kerkük'te kamu güvenliği ve peşmerge liderlerinin can güvenliğinin ortadan kalkhğını gören, iç politikada demokratik politik güçlerin güçlü demokratik mücadelesi ile karşı karşıya kalan Barzani ve Talabani, izledikleri Türkiye'ye düşmanlık politikasını bir daha gözden geçireceklerdir.

Bu ekonomik, politik yalıtılmışlık ile kültürel, anti-terörist, istihbarati ezici diplomasi, Barzani ve Talabani'nin bağımsız Kürdistan fikrini tekrar gözden geçirmelerine neden olacaktır. Ancak bütün anılan milli güç unsurlarının etkili bir şekilde uygulanması durumunda dahi Türkiye istenilen sonucu alamayabilir. Bu durumda artık askeri önlemlerin konuşulması zamanı gelmiştir.

Kaynakça
Kitap: PKK Terörü Neden Bitmedi, Nasıl Biter?
Yazar: Ümit Özdağ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir