Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

1995 Döneminde Hakkari ve Kuzey Irak Dağlarındaki Askerler

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

1995 Döneminde Hakkari ve Kuzey Irak Dağlarındaki Askerler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 22:32

1995 DÖNEMİNDE Hakkari ve Kuzey Irak Dağlarındaki Askerler

"Askerler kendilerini asker gibi hissetmelidir. Komutan; benim görüşüme göre, inanıyorum ki, tahmin ediyorum, sanıyorum gibi sözler kullanmaz. Komutan bilir ve emir verir.".

Ocak 1995 ayı içerisinde de Aralık 1994 gibi, Hakkari topraklarında tek bir PKK hareketine rastlanmadı. İki ay boyunca en azından milislerin, bir kaç mayın, uzaktan ateş açma, suikast düzenleme gibi eylemlere başvurması lazımdı. Bunu bile yapamadılar. Yıllardır ilk defa böyle bir durum meydana gelmişti. Zehirli dev ağacın kökü ve saçaklarının büyük bir kısmı kazılarak topraktan dışarı çıkarıldığından artık yeterince beslenemiyordu. Yere yıkılmak üzere , yan yatmış bir haldeydi. Gövdedeki muhtelif kalınlıktaki dallar ve onların üzerindeki yüzlerce yaprak, artık sadece gövdedeki mevcut su ve besinle idare ediyordu. Doğudan İran, güneyde Irak'tan Hakkari'yi kuşatan kamplara kaçma ve kurtulma imkanları olmasa; Hakkari, Yüksekova, Şemdinli ve Çukurca bölgelerinde kampta, üste, dağda, mezrada değil devrilmek ve yıkılmak; külleri dahi kalmayacaktı. Yurt içinde PKK'nın silahlı en küçük bir unsuru olamazdı. Böyle bir şeyi kabul edilebilir kabul etmek bile gaflet ve aciz işaretidir. İleri sürülebilecek en küçük bir bahane dahi beceriksizliğin çaresizliğin ve tıkanmışlığın ulu orta açıklamasından başka bir şey değildir.

Ocak ayının ilk haftası Hasan Kundakçı Paşa Tugaya geldi.

- Osman Paşa Ankara'yla görüştük. Mart ayında Irak'a genel bir operasyon düşünüyoruz, dedi.
- Komutanım, malumlarınız ben Hakurk'a harekat için hava durumunu takip ediyorum. Bu kamp çok geniş ve en büyük PKK alanı. İçini tam bilen güvenilir kaynaklar bulamıyoruz. Gene de Hakurk alanı içinde, 11 farklı yerde ayrı ayrı kamp yeri olduğunu tespit ettik. (Harita üzerinden yerlerini kendilerine gösterdim.) Halen Hakurk'ta 1,5-2 metre kar var. Bu önemli değil, bize hiç değilse, 5-6 gün havanın uçuşa uygun olması gerekiyor.

- Sen de bizle beraber aynı tarihte Hakurk'a gidersin. Hava şartlarının ne zaman düzeleceği belli değil, genel operasyona da çok zaman kalmadı. Sen şimdi Hakurk'a gidersen bütün Kuzey Irak'takiler huylanırlar. Haklı olarak kar yoğunken kamptakileri yakalayayım istiyorsun ama Mart başında o bölgedeki kar yoğunluğunun fazla azalacağını sanmam. Osman Paşa, iki senedir Kuzey Irak PKK kamplarına gire çıka sen buraları yol yaptın. Çukurca bölgesinden Kuzey Irak'a girecek olan Tugaylar senin planından istifade etsinler, tecrübelerinden yararlansınlar. Planlarını ona göre yapsınlar.

- Komutanım, hay hay biz her zaman hazırız. Yalnız şunu arz edeyim. Bu kampların yurt içindeki kamplara uzaktan yakından hiçbir benzerliği yok. Buralarda direnç ve dövüşme azimleri çok yüksek, operasyondaki birliklere gece mutlaka saldırırlar, umulmadık yerlerde pusu kurarlar, çekilme halinde yakaladıkları bir birliğin artçısına mutlaka taarruz ederler. Kuzey Irak'ı haremi ismeti olarak düşünürler. Bölgedeki Talabani ve Barzani peşmerge ve köylerinden de çok iyi yardım ve destek görürler. Bütün bunlar Kuzey Irak operasyonlarını farklı bir hale getirir. Bölgede çok iyi bir keşif yapmaları lazım.

Benim anladığım şekliyle bu genel operasyon Hakkari ve Şırnak altında olacak, 30-35 bin civarında da asker katılacak. Bu kadar kuvvetin sınırlara yığılacağından, bu kadar insanın çevreleriyle konuşmalarından operasyonun "baskın" faktörü ortadan kalkacak. Yani karşı taraf bizi hazırlıklı bekleyecek. Şayet sınırı cephe halinde geçip Kuzey Irak derinliklerine çekilmelerine fırsat verirsek, bu gücün kullanılması karşılığında beklediğimiz bu imhayı sağlayamayız, dedim.

- İşte planların yapılmasında, dikkat edilecek konularda sen onlara yardımcı olursun. Gelecek olan birliklerin lojistik ihtiyaçlarını da senin Tugayın sağlaması gerekecek.

- Komutanım meseleyi anladım. Bütün bunları hallederiz. Yeter ki bu işlerin hepsi biz Hakurk için Hakkari'yi terk etmeden bitirilmeli. Çünkü Hakurk'a harekat için önce 46 kilometre Kuzey Irak'a girecek, sonra planı uygulayacağız. Yani değil Tugay, Türk topraklarıyla da alakamız tamamen kesilecek, dedim. Kendilerine İran ve Irak arazileri ile çevrili Hakurk kampı, buraya ulaşmak için geçmemiz gereken akarsular ile Talabani'nin bölgesi olan yerleşim alanları hakkında ayrıntılı bilgiden sonra "Ejder Kış Harekat Planı"nı arz ettim. Hasan Paşa Diyarbakır'a gitmek üzere ayrıldı.

Ocak ayının son haftasında, geçen sene katılamadığım General-Amiral seminerine katılmam için bir mesaj geldi. Şubatın ilk yarısındaydı, beş gün süreliydi. Bir haftalığına gittim ve döndüm.

Genelkurmayda yapılan seminerin bir bölümünde Milli İstihbarat Teşkilatından bir Daire Başkanı bölücü ve irticai faaliyetler hakkında konferans verdi.

Konferansın bölücülükle ilgili kısmında:

"PKK'nın 5. Kongresini Kuzey Irak'ta Haftanın kampında (Şırnak altı) yapıp bitirdiğini, şu kadar personel katıldığını, bu kadar süre devam ettiğini" söylerken dayanamadım:

- Ben şaşırdım kaldım. Yani 5. Kongre gerçekten yapılıp bitti mi? Hem de burnumuzun dibinde mi yapıldı? Haftalarca bir kaç yüz PKK lideri aynı yerde mi durdu? Bu mümkün değil. Böyle bir şey olur da neden kimsenin haberi olmaz? Kusura bakmayın ama siz bu faaliyeti olup bittikten sonra öğrenmiş olmalısınız. Başka türlü nasıl olabilir, dedim.

MİT Daire Başkanı 16-17 amiral ve generalin bulunduğu salonda böyle bir seri soruya maruz kalınca önce biraz durgunlaştı sonra:

- Efendim biz 5. Kongreyi başlangıcından beri gün gün takip ettik ve ilgili adreslere bildirdik. Sonradan öğrenmedik. Bu faaliyetlerin yürütülmesinde bir eksiklik olmadı, diye cevap verdi.

- Anlamakta zorlanıyorum. PKK'nın 5. Kongresi Hakkari Tugay Komutanının meselesi değil ama böyle dolgun ve kıymetli bir hedefi bir daha ne zaman, nerede bulacaksınız? Nasıl haberimiz olmaz? Tepelerine inip hepsinin işini bitirmeliydik, dedim.

MİT Daire Başkanı:

- Bilgiler adres gruplarına gönderildi efendim, demekle yetindi. Herkes dinledi kimse farklı bir şey de söylemediği için konferans
devam etti.

Şaşırmıştım. Ne araştırabilecek, ne de üzerinde durabilecek bir zamanım vardı. Hakkari'ye döndüm.
Karargaha "Ben yok iken, bu bir hafta içersindeki telsiz dinlemenizde 5. Kongre ile ilgili geçen bir konuşma var mı?" diye sordum.
"5. Kongrenin Kuzey Irak'ta Haftanin kampında yapılıp bitmiş olduğunu, yapılan konuşmalardan çıkardıklarını" söylediler.

Sordum:

- Ne anlama geliyor bu?
- İstihbar edilemediğini gösteriyor komutanım.
- Aslanım bu kongre Avustralya'da yapılamıyor. Şırnak'ın 20 kilometre altında toplanıyor adamlar. MİT faaliyeti gün gün takip ettim; bildirdim diyor. Peki bildirdi de sonra ne oldu?
- Komutanım bizim bölgemiz altındaki kamplarda toplanmamışlar, siz hassasiyet gösteriyorsunuz.
- Arkadaşlar bu hedefin seni beni olmaz. Pratik bir tekne, küçük bir ağla yakalanabilecek büyük balıklar kaçırıldı.
17-22 Şubat 1995 tarihleri arasında Hakkari genelinde, bütün ilçelerin kırsalında her tabur kendi bölgesinde kış operasyonları yaptı. Yurt içi rahat ve normaldi.

26 Şubat 1995 Milliyet:

"Güneydoğunun altı sığınak: 1994 ve 1995 yılının ilk iki ayında PKK ya ait 2 bin 453 sığınakta 800 tona yakın yiyecek, binlerce giysi ve çok sayıda ilacın yanında uçaksavar, roketatar, uzun namlulu silah, mayın, bomba ve yüz binlerce mermi ele geçti.

Ürkütücü tablo

1994 ve 1995'in ilk iki ayında ortaya çıkarılan sığınakların illere göre dağılımı:


Hakkari: 614; Diyarbakır: 326; Şırnak: 314; Tunceli: 226; Mardin: 240; Bitlis: 244; Bingöl: 159; Batman: 65; Siirt: 64; Ağrı: 49; Muş: 37; Kars: 31; Iğdır: 26; Erzurum: 17; Elazığ: 14; K. Maraş: 9; Adıyaman: 8; Van: 3; Ş.Urfa: 3; Malatya: 2; G.Antep: 2; Toplam: 2453.

Bulunan sığınaklarda silah ve mühimmatın çok yüksek olması dikkat çekici." 2 Ocak'ta, Hakurk'a gitmek için üzerine köprü kurarak geçeceğimiz Türk-Irak sınırını çizen Hacıbey çayının son durumu ile bu bölgede bulunan sınır karakollarını görmek için karayoluyla Yüksekova- Şemdinli üzerinde Derecik karakoluna gittim. Yüksek yerlerde kar, sınır hattında ise yağmur yağıyordu. Derecik bölgesinde sis ve pusudan 20-30 metre önümüzü dahi göremiyorduk. Derecik Karakolu bölgesinde konuşlu ve sahra şartlarında tertiplenmiş olan Piyade Tabur komutanı Yarbay Ali ile birlikte, iki araçla önce Samanlı Sınır Karakoluna sonra da sınırı çizen Hacıbey Çayı boyunca köprü kurma yerlerini tespit için yaya olarak yürümeye başladık.

Derecik'ten biraya gelirken araçtan yanından geçtiğimiz mezraların yüksek yerlerinde Irak istikametini ayakta gözleyen korucular görünce; "Ali, bu bölgede korucular çok vazife şinas, baksana, insanın önünü bile göremediği bu havada Irak yönünü gözetliyorlar" dedim. Bizim araçlar biraz uzaklarından çamurlara, hendeklere batarak zor şer ilerlerken, böyle bir havada hududun dibinde bizim olabileceğimizi akıllarının ucuna bile getirmediklerinden duruşlarında hiç değişiklik olmuyordu.

Hava halk tabiriyle tam "kurt havası" idi. Köprünün kurulmasına uygun yeri tespit etmiş, batıya doğru yürümeye devam ederken 3 0 metre önümden sislerin arasından koyunlar çıkmaya başladı. Bu bir kaçakçı sürüsüydü. Biraz sonra çobanı da sislerden çıktı. 100 metre ilerden başka, 500-600 metre daha öteden de ayrı bir koyun sürüsü çıktı. Yanımızda taburdan 7-8 asker vardı. Fakat çocuklar çevik hareketlerle altı çoban ve 650 küçükbaş hayvanı bir yerde hızla topladılar. Çobanlar silahsızdı. Hiç ummadıkları bir durumla karşılaşmışlardı. Halbuki onlara bu göz gözü görmeyeni günün uygun olduğu söylenmişti.

Böyle bir havayı beklemek için, sınırdan uzak bir yerde 5-6 gün oyalanmışlardı. Çobanların ceplerinden para vererek bu sürüden pay sahibi olan şahısların isim listesi çıktı. Tabii bu sunilerden PKK da gümrük payını almıştı. Yarbay Ali'ye; "Korucuların Irak istikametini büyük bir şevk ve heyecanla niçin gözetlediklerini anladın mı şimdi?" dedim. Ali: "Komutanım kaçakçılık tarihinde böyle bir şeye rastlanmamıştır. Talihsizlik bu kadar olur. Adamların sürüleri Tugay komutanının 20 metre önüne çıkıyor. Bunları Allah çarptı." dedi. "Şen bu durumu Şemdinli Jandarma İlçe Komutanı Yüzbaşıya bildir. Hemen işlemlere başlasın. Ben de Hakkari İl Alay komutanına bildireyim. O da tahkikat açsın" dedim.

O gece Derecik Karakolunda kaldım ve ertesi gün Tugaya döndüm. "Komutanın savaş yüzü olmalıdır. Emir yerine tavsiye veren, kaybeder.". Kuzey Irak'a yapılacak olan genel operasyonun adı Çelik-1'di ve 10 Mart 1995 günü başlayacaktı. 6 Tugay, 35000 asker katılacaktı. 5 Mart gününden itibaren kar yağmaya başladı ve her geçen gün yağışın dozajı arttı.

7 Mart günü Çukurca'daki Jandarma Komando Taburu ile Hakkari'deki Jandarma Özel Harekat Grubu, Yüksekova-Şemdinli-Derecik yoluyla Derecik'e, Şemdinli'deki 3ncü Dağ ve Komando Taburu Derecik'e, Hakurk Harekatı için Şırnak'dan kendi komutamıza aldığımız 5nci Dağ ve Komando Taburu Hakkari'den Derecik'e karayolundan motorlu intikale başladı. Bu taburlar Kuzey Irak'a karadan gireceklerdi.
8 Mart günü Van'daki 4ncü Dağ ve Komando Taburu Şemdinli'ye, Yüksekova'daki İnci Dağ ve Komando Taburu Şemdinli'ye, Hakkari'deki 2nci Dağ ve Komando Taburu Şemdinli'ye karayoluyla motorlu intikale başladılar. Bu birlikler ise Hakurk kampı girişine helikopterlerle taşınacaklardı.

8 Mart'ta göz gözü görmeyecek şekilde kar yağıyordu. Tugayın ileri komuta yeri Derecik'te faaliyet gösterecekti. Havanın açmasını bekleyemezdik. Ben de aynı gün karayoluyla Yüksekova üzerinden Şemdinli'ye hareket ettim.

Çukurca altından Kuzey Irak'a girecek birlikler henüz Hakkari'ye gelmemişlerdi. O bölgede operasyona katılacak Tugayların bütün ihtiyaçlarını Tugayın kışlasına çadırlar kurarak içlerine depolamıştık. Bu lojistik faaliyeti kışlada kalan Kurmay Başkanı ve Lojistik Şube Müdürü yürüteceklerdi.

8 Mart akşamı havadan taşınacak 3 tabur Şemdinli'de, karadan Kuzey Irak'a girecek 3 tabur ise Derecik bölgesinde tertiplenerek, Çelik-1'in en batıdaki bölümünü "Ejder-Kış" harekatı olarak uygulamaya hazır durumdaydılar.

Şemdinli'de bir taburun kışlasında 3 tabur yerleşmişti. Aynı durum Derecik için de geçerliydi. Orada Derecik Sınır Karakolu binasından başka bir kapalı yer zaten yoktu. İdari hiçbir yokluk kimsenin umurunda bile değildi. Bu taburlar neler görüp yaşamışlardı. Kar bütün gece yağmaya devam etti. Görüş mesafesi 3040 metreyi geçmiyordu. Hemen hemen sabaha kadar, subaylarla çeşitli konuları görüştük.

9 Mart sabahı hava gene yağışlı, görüş mesafesi çok düşüktü. Derecik Karakoluna hareket ettim.

Kışladaki hoparlörden gelen sesler karşıdaki dağ yamaçlarında yankılanıyordu:

"Korku nedir bilmeyiz Biz dağların erleri Yuva yaptık göklere Baş döndüren yerlere.
Engel tanımaz aşarız Yüce engin dağları El veriri uzanırız Mor siyah bulutlara. Ben Türk komandosuyum Seni çelik pençemle ezerim Her yerde ben varım Her zaman ve her yerde hazır Daima hazır."

Derecik Karakoluna ulaşınca, karakolla Balkaya Dağlan arasındaki arazide yerleşmiş olan taburları dolaştım. Yağış devam ediyordu ve siste görüş mesafesi 20-30 metre arasındaydı. Sınır hattına giderek köprü kuracağımız Hacıbey çayını gördüm. Akarsu taşmış ve civarındaki araziyi', özellikle de Türkiye tarafını bataklık haline getirmişti. Suyun üzerinde durmak, yüzmek, köprü kurmak hiçbir şekilde mümkün değildi. Akarsuyun genişliği ortalama 50-60 metre iken şimdi 90100 metreye ulaşmıştı. Görüş mesafesinin düşüklüğü hatta sağanak yağmur harekatı büyük ölçüde olumsuz etkilerdi fakat sının çizen bu akarsuyun herhangi bir noktasından karşıya geçmek imkansızdı. Ejder-kış, Hakurk planı şöyleydi. Tugayın her taburundaki özel dağ komandolarından oluşan ikişer tim, toplam 200 asker, Binbaşı Mehmet Emin komutasında, karanlıkta önce Hacıbey sonra 25 kilometre ilerde Irak topraklarındaki Barazgir çayını iki ayrı noktadan geçecek; 46 kilometrelik gece yürüyüşü ile "U" şeklindeki Hakurk kampının açık ağzında girişi koruyan Dalya Tepedeki PKK'nın emniyet karakolunu ortadan kaldıracaktı. Tugayın bu özel görev kuvveti, Dalya Tepe ve civarının emniyetini alınca; Şemdinli'de bulunan üç Dağ ve Komando Taburu, toplam 3.000 asker 3 0 dakikalık uçuş mesafesinden helikopterlerle Dalya Tepe bölgesine indirilecekti. İnen iki tabur kampın girişindeki çelik köprüye ilave olarak lastik botlar ve havai hatlar kullanarak güneyden Hakurk vadisinin içine girecek, diğer tabur Irak-İran sınırında Hakurk'un doğu kanadını oluşturan 3.000 metrenin üzerinde uzunluğu 25 kilometreyi bulan dağların geçitlerini kapatacaktı.

Tugayın Özel Görev Kuvveti'nin Hacıbey Çayını geçtiği gece, bir dağ ve komando taburu ile Jandarma Komando Taburu da kurulacak köprüden Irak'a geçerek, doğu istikametinde ilerleyip, Hakurk'un Irak tarafındaki dağları tutacaklardı. Helikopterlerin Şemdinli'deki taburları Dalya Tepeye taşımaları bitince, Derecik'te bulunan 5nci Dağ ve Komando Taburu da havadan Dalya Tepe ile İran sınırı arasında kalan dağların üzerine indirilecek, böylece Hakurk'un girişi ile İran arasında kalan 20 kilometrelik dağlık alan da geçitlerden kapatılacaktı. Türkiye ile Hakurk arasında, çukur bir kesimde bulunan ve PKK'lı-ların Hakurk'dan çıktıklarında ara sıra kullandıkları, Gasto-Ari bölgesinde de Jandarma Özel Harekat Grubu aynı gece pusu mevzilerini işgal edecekti.

Ejder-Kış planının pratik amacı şuydu:

Üç tarafı dağlarla çevrili ve açık ağzı güney Irak'a dönük, içinde boydan boya 20 kilometrelik derin bir vadi bulunan "U" şeklindeki Ha-kurk kampının açık ağzından kama gibi girip, vadinin içini Türkiye istikametinde, kuzeye doğru temizlemek; kaçmaya kalkışanları doğuda İran, batıda Irak topraklarında iki metreye yakın karla kaplı yüksek dağ geçitlerinde karşılamaktı.

"U" nun dip, yani kapalı kısmında 2801 rakımlı tepeyle birlikte Türkiye arazisi başlıyordu. Bu bölgede de bir piyade taburunun timleri mevzilerde bekleyecekti. Çok zorda kalınca öncelikte İran'a daha sonrada batıdaki Irak topraklarına geçmek için her şeyi göze alacaklarını değerlendiriyorduk.

Derecik karakolunda PTT hattı yoktu. İrtibatları telsiz ve Semaçla (bir nevi faks) Tugay üzerinden sağlayabiliyorduk. Bu bölgelerin rakımı alçak olduğundan yağmur diğer yerlerde kar yağışı devam ediyordu. Biz Türk-İran-Irak topraklarının birleşim yerindeydik ama diğer bölgelerde de hava koşulları kötüydü. 24 saat sonra Çelik-1 (genel operasyonun) başlaması gerekiyordu. Bizim için en büyük engel yatağından taşmış deli gibi akan bir akarsuyun bulunması ve burayı 2.000 askerle geçmekti. Bu engel olmasa, Derecik'teki Taburlarla karadan Hakurk'a taarruz eder, havadan gelecek taburları da koşullar uygun olduğu bir tarihte harekata katılabilirdik.

9 Mart gecesi, bütün bölgelerde hava koşullan kötü olduğundan Çelik-1'in uygulanmasının ikinci bir emre kadar ertelendiğini bildiren bir mesaj aldık. Sanki gökyüzü delinmişti. Sekiz gün aralıksız gece ve gündüz yağışlar devam etti. Bir ara Şemdinli'de bulunan taburların yanına gittim ve Derecik'e döndüm. Akarsuyun durumunu her gün takip ettik.

Sınır hattında durmak, yarış atlarının koşu başlangıç çizgisinde durmasına benzer. Bir an önce koşunun başlaması için sabırsızlanılır. Gerçi bu güne kadar Hakkari'deki kuvvetler muhtelif çapta birliklerle 18 ay zarfında 20 kez Kuzey Irak'a girip çıkmışlardı. Baskın ilkesi olarak biz aynı gece yaklaşır ve sınırı geçeriz. Herkes de buna alışıktı. "İlk hasım doğadır. Bir ordu önce doğayı yenmelidir" sözü, savaş sanatının bu gezegende değeri hiçbir zaman değişmeyecek altından kılıcı gibi başımızın üzerinde asılı duruyordu.

Muharebelerin askerlere kazandırdığı ilk ve en kıymetli yetenek, onları diğer insanlardan daha çok dayanıldı hale getirmesidir. Aklen, ruhen ve bedenen kazanılan güç ile, ölüm kıyısından defalarca geçmiş olmak, askerleri sabırsız yapar. Ama ne olursa olsun, her şeye karşı da azami tahammül ve dayanıklılık sağlar.

Bulunduğumuz Şemdinli'nin Derecik bölgesi, Türkiye-Irak normal sınır çizgisinden birden bire Irak topraklarına dil ucu gibi 30 kilometre giren bir yerdi. Daha batıdaki sınır hattından Irak topraklarına girildiğinde, Derecik hizasına gelebilmek için Irak içinde 30-35 kilometre güneye doğru ilerlemek gerekiyordu. Gece subaylarla, gündüz birlikleri dolaşıp askerlerle görüştüm. Herkesin morali tamdı. Kimsenin hava koşullarının bir an önce düzelmesi dışında bir dileği yoktu. Bir gece karanlık süresinde kendi imkanlarıyla iki akarsuyu aşıp 46 kilometre yürüyecek ve Hakurk'un girişini kontrol altına alıp havadan gelecek komando taburlarını burada kabul edecek olan 200 askerden oluşan Tugay Özel Görev Kuvveti ile görüştüm. "Harekat planının tam ve zamanında yürüyebilmesinin, kendilerine verilen bu ağır görevin yerine getirilmesiyle mümkün olabileceğini, hesaplanamayan başka sürprizlerle de karşılaşabileceklerini ama bu güne kadar her şeyi, insan aklının alamayacağı ihtişamla yerine getirdiklerinden bu görevden en küçük bir endişe duymadığımı" söyledim. "Sizi buradan bırakacağım ve bir dalgıç gibi 46 kilometre suyun altından gidip sonra aniden yüzeye çıkarak Hakurk'un ileri karakolu gibi, kampın girişindeki Dalya Tepedekilere dünyanın kaç bucak olduğunu göstereceksiniz. Hepiniz deli fişek, gözünü budaktan esirgemeyen çocuklarsınız. Başınızda bulunacak olan Binbaşı Mehmet Emin bu işlerin ustasıdır. Gidin; hepsinin paçavrasını çıkarıp, ocaklarına incir ağacı dikin. Size yakışan budur. Hepinizi kucaklıyorum" dedim.

Derecik Karakolu binasını da kullanan Piyade Taburunun ses yayın cihazları belli aralıklarla marşlar çaldı. Vazgeçtim başka taraflardan, Türkiye'nin en güneydeki bu köşesinde bir karakol civarında 2000 komando, Şemdinli'deki küçük bir kışlaya da 3000 komando bir haftaya yakın süredir, çelik çomak oynamaya mı gelmişlerdi? Çoktan sağır sultanın bile haberi olmuştu. Ne yapacağımızı tahmin ederlerdi de; nasıl yapacağımız onların aklının alabileceği şeyler değildi.

Derecik'e yağmur ve kar şeklindeki yağışlar, Hakurk'a yoğun kar olarak ve tipi şeklinde düştü. Bir hafta boyunca herkes silah ve mühimmatına bakım yaparak onları ıslaklık, nem ve rutubetten korudu. Subay ve astsubaylar Ejder Planında kendilerine düşen görevleri daha iyi nasıl yerine getirebileceklerini kendi aralarında görüştüler. Askerler, Derecik'te devamlı kaldıklarından, piyade taburunun askerlerinin yanlarında bulunan müzik aletlerinden istifade ederek gruplar halinde türküler söylediler.

Her zaman ceplerinde taşıdıkları not defterlerine duygu ve düşüncelerini yazdılar. Aralarında dolaşırken zaman zaman da benin dinlediğim türküler:

"Oy miralay miralay askerin alay alay
Al kızları askere askerlik olsun kolay
Ben başıma koyamam bir alayın fesini
İşittikçe duramam nazlı yarin sesini.
Ustam nasıl kondurdun kaş başına binayı
Zindan ettin başıma ha bu yalan dünyayı
Ben başıma koyamam bu kavukları
Pencereden bakıyor peygamber tavukları."

"Hayda aman da hayda aman
Kerimoğlu'nun sandalı da sandalı
Vurulmuş da kanıyor Kerimoğlu'nun
Her yanı da her yanı.
Hayda ülen de hayda ülen
Şu dağlarda geyik kalmadı
Oyna ülen kör arabım sen oyna
Senden başka yiğit kalmadı."

"Kalenin dibinde bir taş alaydım
Gelene gidene yoldaş olaydım
Bacısı güzele kardeş olaydım
Kalk gidelim meyhana hana hana
Baba, gönlüm eğlensin
Yarın hakkin divanında doğru söylensin."

"Aman dayılar yol verin atçılar
Ben sılama varayım
Sılam yeşil yaprak açmış
Ben nasıl dayanayım."

"Allı turnam bizim ele varırsan
Şeker söyle kaymak söyle bal söyle
Ah gülüm kırıldı kolum yar tutmuyor elim
Turnalar hey
Eğer bizden sual eden olursa
Selam götür sevgilimin diyarına
Üzülmesin ağlamasın belki gelirim yarına."

"Senden ayrı geçen günler
Ha bu gün ha yarın biter
Omzumda bunca yük var
Biri iner biri biner.
Sen her gece rüyamda gelip bana ağlıyorsun
Kimbilir kimden beni sorup haber alıyorsun
Hava nasıl oralarda üşüyor musun
Kar yağıyor saçlarıma biliyor musun.
Bildiğim pek çok doğru var
Gittiğim tek bir yolum var
Şu yürekte kaç yangın var
Biri söner biri yanar.
Sen her gece rüyamda gelip bana ağlıyorsun
Bense bir türkü tutturmuş
Gece gündüz söyleyip duruyorum.
Hava nasıl oralarda üşüyor musun
Kar yağıyor saçlarıma biliyor musun."

Bölük Komutanı Yüzbaşı Yıldırım'a Hacıbey Çayı üzerinde köprüyü kurması emrini verdim. Akarsuyun hızı dağlardan gelen sellerden farksızdı. Fiber botlar yan yana getirilerek kurulan alüminyum köprünün değil kurulması, botları yan yana tutmak bile çok zor görünüyordu. İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Güngör'le birlikte köprünün kurulma çalışmalarını izledim. İstihkam Bölüğü başlarında bölük komutanı olmak üzere bütün subay, astsubay ve askerleriyle olağanüstü bir gayret, insanların havsalalarının alamayacağı fikir ve teknikler yaratarak hava kararmadan önce köprüyü inşa ettiler. Döndük.

18 Mart sabahı akarsuyun köprüyü parçaladığı haberini verdiler. Hakkari'den tahrip olan malzemelerin yerine yenileri yüklendi ve geldi. Köprü yeniden kuruldu. Bu böyle devam edemezdi. Dağ ve Komando Tugayı Çelik-1 Harekatına katılacak altı tugaydan en uzaktaki birlikti. Bize en yakın olanlar da Çukurca bölgesinden normal karadan sınırı geçecekti. Aramızdaki mesafe de 140 kilometreydi. Yani zaman ve saat koordinesi artık anlamsızdı. 10 gündür buraya kimse gelip gidememişti. 18 Mart gecesi, gerekçelerini belirterek; "19-20 Mart 1995'te havanın kararmasıyla birlikte Ejder'i uygulayacağımızı" belirten mesajı ilgili karargahlara çektirdim.

Biz gene dağılım olarak geniş alanlardaydık. Peki, avucumuzun içinden daha iyi bildiğimiz o küçücük Çukurca'nın içindeki kışla ve civarındaki iki tugay kadar kuvvetin durumu neydi?

19 Mart hava kararırken önce Tugay Özel Görev Kuvveti, daha sonra da plandaki sıralarına uygun olarak Hakurk'a yaklaşacak komando taburları Irak topraklarına girmeye başladılar.

Aynı gece Derecik Piyade Tabımı da Balkaya Dağlan batısından Me-zi Karyaderi kampının güneyine yaklaşacak şekilde Hakurk'tan 90 derece farklı bir istikametten Kuzey Irak'a girdi.

Tugay Özel Görev Kuvveti 20 Mart saat 05:30'da Hakurk'un girişini tutan PKK unsurlarını dağıtarak Dalya Tepeyi kontrol altına aldı. Şemdinli'de bulunan 2000 dağ komandosunun Dalya Tepeye taşınması saat 14:00'da bitti. Helikopterler daha sonra Derecik'teki 700 komandoyu Dalya Tepe ile İran sının arasındaki araziye indirdi.

Köprüden geçip bütün gece karadan hareketle Hakurk'un batı kanadını meydana getiren dağ silsilesine tırmanmaya devam eden 3ncü Dağ Komando ve Jandarma Komando Taburlarından 3ncü Tabur saat 09:30'la ilerleme istikametinde Hakurk'un ağzını kontrol eden başka bir PKK grubu ile çarpışmaya girdi ve iki saat süren bir çatışmadan sonra PKK grubunun büyük kısmını yok etti.

Havanın kararmasından kısa bir süre sonra bir grup PKK'lı Barazgir suyunun üstünde kurulu olan, İngiliz üretimi malzemelerden yapılı, kampın içinde girmeyi sağlayan çelik köprüden bizim olduğumuz tarafa geçmeye çalışarak dışarı kaçmaya kalkıştı. Bu kesimde bulunan İnci Dağ ve Komando Taburu köprüyü geçmelerine fırsat vermedi.

Dalya tepenin oldukça güneyinde bulunan Talabani'ye ait köylerde kontrol yaparken 2nci tabur bölük komutanlarından Yüzbaşı İl> rahim, evlerin yakınlarında bulunan hayvan gübrelerinin altından çıkarılan çuvallara doldurulmuş patlayıcıların katırlara yüklenmesi sırasında yaralandı. Çelik-1 Harekatına katılan diğer birlikler de 20 Mart 1995 günü Çukurca doğusu ve Şırnak'lan Kuzey Irak'a girmeye başladılar.
21 Mart'ta havanın aydınlarının asıyla birlikte, üç dağ ve komando taburu; çelik köprü, PKK'nın yaptığı asma köprüler, bizim kurduğumuz hava hatları ve yanımızda getirdiğimiz lastik botları kullanarak Barazgir suyunu geçip Hakurk'un içine girmeye başladı.

Kampın içinden kuzeye 'U'nun kapalı ağzına doğru ilerlerken, onlarca derenin de mutlaka tedbir alınarak geçilmesi gerekiyordu. Çevresindeki rakımı 3000 metrenin üzerinde dağlarla kaplı olan Hakurk'un ortasında kuzey-güney istikametinde 20 km akarak çelik köprüde Barazgir suyuna bağlanan akarsu ve vadi, tamamen kar altındaki bölgede havadan ve karadan siyah bir çizgi görünümündeydi.

1. ve 4. Taburlar vadi tabanı ve hemen iki yanlarından, 2. Tabur Türk-İran sınırını meydana getiren Drav Dağındaki iki metreye varan karların üzerinden, görenlerin gözlerinin gördüğünü beyinlerinin kabul edemeyeceği insan üstü akıl almaz bir tempoyla kuzeye doğru ilerleyişlerini sürdürdüler.

3. Dağ ve Komando Taburu ile jandarma komando taburları kampın batısındaki dağlara tırmanmaya devam ettiler.
5. Dağ ve Komando Taburu da indirildiği yerden İran sınırına doğru yaklaşmasını sürdürdü.
Derecik'ten batıya, Mezi kampı istikametinde ilerleyen Piyade Taburu kontrol ettiği arazide aramalarına devam etti.
Ejder-kış Karekatı 37 gün sürdü. Bu süre içerisinde zaman zaman olmak üzere 14 gün kar ve karla karışık yağının" yağdı.

268 tane depo, sığınak ve yer altı gömüsü bulundu. Hastaneler, mahkemeler, çamaşırhaneler, yatakhaneler, dershaneler, araçlar ve katırlar için bile kapalı garaj ve ahırlarla, Hakurk'ta yok yoktu. Vadinin içerisinde Irak-İran savaşından kalma tahrip edilmiş askeri araçlar ve konaklama tesisleri vardı. Aynı savaşta, burada dört İran tugayı ile u Irak tümeni çarpışmıştı. Kampın girişindeki çelik köprüden sonra Türk sınırına en yakın yer olan Durcan vadisine kadar uzanan 20 kilometre mesafede iki beton köprü daha vardı. Durcan vadisinin üstünde kayalık ve karların arasında bir Türk savaş uçağının enkazı bulundu. İnci Dağ ve Komando Tabur Komutanı Binbaşı Vahap bu uçağın üzerindeki ay yıldızları sildi.

Kampın ağzındaki Dalya Tepe'den başlamak üzere İran sınırına kadar 25 kilometreye kadar olan hat ve arazi klasik birlikler tarafından hazırlanmış personel ve silah mevzileriyle kaplıydı. En kötüsü bu bölgede karşımıza araziye gömülü binlerce mayın çıktı. 5nci Dağ ve Komando Taburu da bu alana bir iz takip ederek girdi. Fakat tabur bölgeye yayılmaya kalkınca kendisini konvansiyonel bir savaşta savunma mevzileri etrafına çepeçevre döşenmiş mayın tarlalarıyla kuşatılmış buldu. Sayıları o kadar çoktu ki, tek tek bulup tahrip etmek mümkün değildi. Bu istikamette bir şey olmadığı anlaşılınca taburu bulunduğu yerlerden cımbızla çeker gibi helikopterlerle alıp Mezi istikametinde ilerleyen piyade taburunun bölgesini takviyeye verdik.

Hakurk; kapladığı alan, coğrafi özelliklerinin sertliği, 20 kilometrelik ana vadiye yanlardan bağlanan yüzlerce derin çukurlarla, Hakkari'yi Irak ve İran'dan kuşatmış olan tüm PKK kamplarını içine alır da artardı bile. Biz Kuzey Irak'a geçmeden dört gün önce 200 kişilik PKK grubu buradan batı istikametinde ayrılmıştı. Kamptakilerin genel bir harekattan haberleri vardı ama Hakurk'a kış koşullarında gelineceğini hiç düşünmemişlerdi. Ayrılan 200 kişilik grup da bu nedenle batıdaki kampları desteklemeye gitmişti.

Hakurk'un içindeki 9'lu, 11'li ve 24'lü PKK unsurları bulundu. En büyüğü olup da kaça kaça kuzeye doğru gidip çaresiz kalınca kendini İran tarafındaki karlı dağlara atan 62 kişilik PKK grubu İran'daki Zagros kampına giderken, yürüyüş kolunda ve karların üzerinde, kara şahinlerden önlerine atlayan komando timleri ile kobralara yakalandılar.

Ölen PKK'lılardan biri doktordu. Çok ayrıntılı olarak tuttuğu kalın bir günlüğü vardı. Van Devlet Hastanesinin kadrolu doktoruydu. Tugay vasıtasıyla Van'a bir telgraf çektirip, "adı, soyadı şu olan doktorunuz halen nerede" diye sordurttum. Van Devlet Hastanesi Baştabipliğinden cevap geldi: "Doktorumuz falanca, Temmuz 1993'den beri iş yerine gelmemektedir." (İşte bu kadar basitti.)

37 gün herkes kumanya yedi. Kumanya ne kadar besleyici olursa olsun hiç değilse haftada birkaç kere sıcak yemek yemek bedenin doğal ihtiyacıdır. PKK'nın kazanı, çanağı, çömleği boklu. Onlarca ton un, yağ, pirinç, bulgur ve akla gelebilecek her türlü erzak da bulunmuştu. Komandolar PKK kamplarında PKK erzaklarını pişirip sıcak yemek ihtiyaçlarını karşıladılar.
Kampın vadilerinden akan derelerden birinin kenarında montumu ve fanilamı çıkarıp, havluyu ıslatırken, vücudumun üst kısmını siliyordum. Arkama döndüğümde emir astsubayıyla yanındaki bir subayın başlarını eğmiş bütün dikkatleriyle benim fanilama baktıklarını gördüm.

- Ne var?

Önce cevap vermediler, sonra kem küm ettiler ve:

- Komutanım böcek var.
- Varsa kovun. Ne var bunda?
- Komutanım bunlar kovulmayla gitmez. Baktım. Bunlar bitti.
- Oğlum, kibar konuşacağız diye, bite böcek diyorsunuz. Tugay komutanını bile bitler sardığına göre, varın siz askerleri düşünün.
Biraz düşündüm. En son 13 gün önce Derecik Karakolunda hem banyo hem de tuvalet olarak kullanılan bir yerde duş almıştım. Toprak, ter, silah ve mermi yağlan, depolardan çıkan malzemelere temas, çeşitli şeyleri tutma, dokunma ve bütün bunları sürekli yapınca bitler de muharebenin bir parçası olarak yerlerini alıyordu.

Harekat süresindeki 37 günün baştan 26'sında bizim bölgeye bir tek canlı kul gelmedi.
268 depodan çıkarılan ağır silah ve hafif silahların hepsini, tonlarca mühimmatın ancak bir bölümünü Derecik bölgesine taşıdık. Geri kalanlar ile tonlarca erzakı bulundukları yerde tahrip ettik. Mevcut tesisler ve özellikle mağaraları çökerttik. Kampa girme için kullanılan çelik köprü ile kuzeydeki iki beton köprüyü tahrip edip işe yaramaz hale getirdik. Her şeyi satan kim olduğu belirsiz tüccarlar, Barazgir çayının üstündeki çelik köprüden başlayıp üç köprüyü de kullanarak 20 kilometrelik vadiyi araçlı olarak boydan boya geçip Hakurk'a mal taşıyorlardı.

Hakurk genel bölge adıydı. Hakurk'un içinde birbirinden ayrı dokuz kamp yeri vardı. Ele geçirilen yüzlerce dokümandan biri de Hakurk'a depolanan bütün malların yerlerini, cinslerini, miktarlarını, depolandığı tarihleri, bazılarının da alım fiyatlannı gösteren, bölgenin lojistik sorumlusunun büyük kaim bir defterde kendi el yazısı ile tuttuğu envanterdi. Bu dokümana şöyle hızla göz gezdiren mücadelenin bu boyutundan habersiz asker veya sivil bir kişinin dudakları birkaç dakikada uçuklardı. Hakurk'ta 'Azem' kod adlı, PKK'nın metropol timi bomba uzmanı bir militan yakalandı. Bu militan sıradan biri değildi. İstanbul'dan örgüte katılmıştı. PKK'nın Yunanistan ve Balkanlardan başlayarak, bütün Avrupa ülkelerindeki bütün faaliyetlerini; kamp, dernek, bürolar, şehirler, mahalleler, isimler, apartman ve telefon numaralan, araç plakaları, modelleri, renkleri dahil, akla gelebilecek her şeyi biliyordu. İstanbul içinde PKK'nın diğer örgütlerle olan çalışmalarına, hüra yapılarına, şahıslar dahil, tam hakimdi. PKK'nın Yunanistan ve Hollanda'daki kamplarının içlerini de krokiler halinde çizdi. İstanbul ve yurt dışında dönen bütün dolapları en açık şekliyle, içtenlikle anlattı. Yakalanmadan bir gece önce kayalıkların arasında bir yarıkta saklanmış haldeyken askerlerinizden biri sırtıma basıp geçti diye ilginç bir şey söyledi. 14 sayfalık ifadesi bütün makamlara hemen gönderildi ve kendisi de İstanbul'daki çalışmalara faydalı olması için İstanbul İl Jandarma Alay Komutanlığına sevk edildi.

Hakurk'tan Derecik Karakoluna döndüğüm bir gün harekat merkezi diye kullandığımız bir odadaki subaylar:

- Komutanım televizyon kanallarından bazıları haberlerde sizden bahsediyor, dediler.
- Konu neymiş?
- Sizin PKK'nın 5. Kongresinin ne zaman ve nerede yapıldığım söylemedikleri için MİT'in ilgilisine kızdığınızı anlatıyorlar.
- MİT'in ilgilisi durumun nasıl geliştiğini oradakilere anlattı. İstihbarat teşkilatının işlevinde bir noksanlık görülmüyor da akabinde ne oldu? İ ki aya yakın zaman geçtikten sonra bunu kim ortaya çıkarıyor? Ve tam harekatın ortasında. O salonda bulunanlardan biri yaptı bunu.
Bir saati geçmedi ara haberlerde üç TV kanalı, gene aynı şeyleri heyecanlı bir ses tonu ile verdiler.

Özetle şu deniliyordu:

"Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanı Osman Pamukoğlu Paşa, "neden zamanında bize haber vermediniz. Biz gider, onların bulundukları yeri cehenneme çevirir, işlerini bitirirdik' dedi ve çok öfkelendi".

Nerede, ne zaman söylendiği yoktu. Hiç kimse bana böyle bir şey var mı, yok mu, doğru mu, yanlış mı diye ne sordu, ne de aradı.
Derecik Piyade Taburu ve sonradan aynı bölgeye gönderilen 5. Dağ ve Komando Taburu da Mezi kampı altı hizalarında çatışmaya girip bu bölgedeki 25-30 kişilik bir PKK grubunu yok ettiler. Bu bölgede bir gece küçük dağ çadırının altında sağanak yağmurdan korunma'ya çalışan Piyade Tabur Komutanı Kurmay Yarbay Ali kısa bir süre orada değilken, yakın mesafeden, hedefi bilinçli olarak seçen bir roket, çadırı ve içindeki arka çantasını yok etti. PKK'da yıllarca bulunmuş ve teslim olmuş eski militanlardan biri, 20 Mart sabahı Hakurk'un girişindeki Dalya Tepede bulunan PKK ileri karakoluna Tugay Özel Görev Kuvvetinin saldırısını hayranlık ve heyecan dolu ruh haliyle şöyle anlattı: "Sabahın alaca karanlığında vadideki sislerin arasından çıkan kara kara insanlar bulunduğumuz tepelere öyle bir çıktılar ki, sanki suratımıza şiddetli bir kamçı yemiştik. Sonradan binbaşı olduğunu öğrendiğimiz subay kayalıklardan uçar gibi üzerimize geldi. Hepimiz şok olduk. Eğer PKK'da şu gördüğümüz T.C. askerleri gibi adamlardan 400-500 kişi olabilse, her şey çok daha farklı olurdu." Bir grup subayla görüşürken: "Size yalın ve net bir soru soracağım. Bütün kampları biliyorsunuz ve büyük bir tecrübeye sahipsiniz. Size 30.000 asker ve bir ay süre versem, Hakurk'da da 5000 PKK militanı saklanmış olsa; bu kuvvetle 30 günlük sürede kaç PKK'lıyı bulup çıkarabilirsiniz?" diye sordum.

Çok fazla düşünmeden cevap verdiler:

"En fazla 2500-3000 olabilir komutanım." 16 Nisan gecesi tabur komutanlarına, bulundukları mevkilerden yaya olarak Irak arazisini geçip, Hacıbey Çayı üzerinde kurduğumuz köprüyü kullanarak Türk topraklarına dönün emrini verdim.

37 gün sonra, 17 Nisan günü saat 15:30'dan itibaren 1., 2., 3. ve 4. Dağ ve Komando Taburlarının öncüleri, Hacıbey Çayı'nı Irak tarafından gören sırtların üzerinde öyle bir duruş ve tavırla göründüler ki; bir generalin meslek yaşamında bunun ötesinde duyabileceği başka hiçbir haz ve gurur olamazdı. "Köprünün Irak tarafındaki ayağında durarak tugayın bütün askerlerinin geçişlerini tek tek izledim. 8-10 askerden birinde dalların ucuna taktıklara Türk Bayrağı vardı. Ceketleri parçalandığından hemen hemen hepsi haki fanilarıydı. Çok büyük enerji sarf ettikleri ve uyku diye bir şey olmadığından herkesin çok kilo kaybettiği ayan beyan ortadaydı. Fakat köprüye geliş ve önümden geçişlerindeki hal ve tavırları sanki harekata yeni başlıyormuşuz gibiydi.

18 Nisan 1995 günü sabahtan itibaren, harekata katılan bütün taburlar fasılalarla motorlu olarak Derecik bölgesinden ayrıldılar. Kış bitmişti.

Harekatın ilk günü Hakurk'a yaklaşırken iki şehit vermiştik. Harekat boyunca 134 PKK'lı ölü ele geçirildi. Hakurk'ta bulunan her 10 silahtan biri, her 1.000 mermiden biri, her 100 mayından biri sadece bir kişiyi öldürse bu, binlerce insanın ölmesi demekti. (Bir mayın bile birkaç kişiyi öldürmeye veya yaralamaya yeter.)

Ele geçen 166 tip ve çeşitteki malzemenin genel dökümü:

1. Yeralü deposu 268 adet
2. Piyade Tüfeği 229 adet
(kaleşnikof, kanas, mavzer, M-16, dihritiof, G-l, siminof, G-3 ve 417 yedek şarjör)
3. Makineli-otomatik tüfek (BKC, Arabiki, MG-3) 40 adet
4 . Uçaksavar/tanksavar 16 adet
5. Roketatar (RPG 7-9-11-18) 53 adet
6. Havan 15 adet
7. El bombası
8. Hafif silah mühimmatı
9. Roket mühimmatı
10. Havan mühimmatı
2446 adet, 430.501 adet, 1731 adet, 3475 adet
11. Mayın adet
12. Patlayıcı
13. Telsiz adet
14. Gece görüş cihazı
15. Teçhizat
16. Erzak 2336
225 kilogram
8 adet 445.190 parça 86 . 022 kg

Kış Harekatına katılan Hakkari birlikleri kışla ve üslerine döndüklerinde, Çelik-1'in Çukurca bölgesindeki operasyonu, Çukurca doğusunda devam ediyordu. Henüz Çukurca batısındaki Mezi ve Karyaderi kampına harekat başlamamıştı. Bizden 15 gün sonra da 2 Mayıs'ta Çukurca altı ve diğer bölgelerdeki Çelik-1 sona erdi.

Birlik komutanlarını topladım. İdari hazırlıkları ağırlığı tugayda ve kışlalarda olan bu harekatın mecburen getirdiği bazı tertiplenmelerden hemen çıkıp eski düzenimize geçmemiz gerekiyordu. "Kışlaları, karakolları hızla tertipleyin, düzenleyin ve idari işlerin getirdiği yığılmaları yok edin. En kısa zamanda yazlık konuşlanmaya geçmeliyiz. Kuzey Irak'ta ne oldu, ne bitti bunu zaman gösterecek. İran kamplarında ne olup bitiyor ona bakmalıyız. O kamplardan Irak'a gruplar da gelebilir. Mayıs'ın ortalarına geliyoruz. Her duruma hazır olmalıyız" emrini verdim.

Hakurk dönüşünden birkaç gün sonra, Harekat Şube Müdürü Ferhan:

- Komutanım Genelkurmay'dan telefon ettiler. PKK'nın Hakurk'ta ölü ele geçirdiğimiz doktorunun resmini istediler.
- Ölmüş bir adamın resmini ne yapacaklar? Anlamsız şeylerle uğraşmasınlar, kim telefon ettiyse söyle ona.
- Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı Paşa istemiş. Resmi, Cumhurbaşkanı'na götürüp gösterecekmiş, komutanım.
- Sizi kim aradıysa onu telefona alın.

Telefonla arayan kurmay subayla konuştum. Doğruydu. "Hakurk'ta neler oldu bitti şeytan bile akıl sır erdiremez. Onları merak etseniz anlarım da, bir şahsın resmine baksanız ne olur, bakmasanız ne olur? Peki anladım" dedim.

Karargaha da:

"Böyle dev bir harekatla ilgili ölü bir PKK'Iı resmi çok komik olur. O resmi harekatın diğer 4-5 resmiyle destekleyin de, hiç değilse bir şeye benzesin" emrini verdim."

İki gün sonra aynı kurmay subay aradı ve:

"Komutanım resimleri sayın Genelkurmay Başkanı'na arz ettim. Resimlerden birinde bir grup askerin arasındaki, 'güneş gözlüklü olan kim' diye bana sordu. Ben de o Osman Paşa komutanım deyince, 'Allah Allah Osman Paşa'nın orada ne işi var' dedi. Ben de kendilerine, 'Komutanım, Osman Paşa askerin başından bir saat bile ayrılmaz. Ben onun geçen seneki kurmaylarındanım. Devamlı, kışla, üs ve karakollarda kalır. Bugüne kadar şehirlerde onu gören olmamıştır. Ev bark tanımaz. 24 saat PKK ile yatar PKK ile kalkar. PKK dışında da hiçbir konuya ne kıymet verir, ne de umursar. Varsa yoksa PKK'dır onun işi. Osman Paşam herkese, şaşırtacak kadar inisiyatif verir, fakat çatışmalar sırasında onlarca, yüzlerce sürprizle karşılaşınca kararları bizzat kendisi verir. Manevra ve ateş desteğini şahsen düzenler. Başka türlü de olmuyor. Hatta duruma göre askerin moralini artırmak için bizzat çatışmaya girer. Ve bütün bunları, askerler, halk ve PKK'lılar hepsi bilir' dedim. Bunun üzerine Genelkurmay Başkanı, 'Osman Paşa kendini bu işe çok vermiş' dedi" diye sözlerini bitirdi.

Kendisine:

"ben size ne öğrettim? Günlük konuşmalarınızı bile 'muharebe konuşması' gibi kısa ve öz yapacaksınız. Barış koşullarının bol ve sonsuz zamanında uzun lakırdılara alışanlar, günü gelince bu kötü alışkanlıklarının acısını çekip bedelini ödenmiyor mu? Sen niye bunu unutup uzun uzun konuşuyorsun?" dedim.

- Komutanım o konuşma devede tüy bile değil. Bir emriniz var mı?
- Var. Bir daha olur olmaz şeyler için buradakilere telefon edip onları meşgul etme. Kulaklarını çekerim.

Basında Hakurk Harekatı:

24 Mart 1995 Milliyet:


"Hakurk Çemberde: Şemdinli'nin Derecik köyünden sınır ötesine giren yaklaşık 10 bin dağ komandosuyla piyade birlikleri PKK'nın en büyük kampı Hakurk'a doğru ilerliyorlar. Hakurk kampına komandoların baskın düzenlediği belirtildi. Binlerce mağarayla dolu kamp çevresi ağır silahlarla dövülüyor." "10 bin komando Hakurk'a yürüyor: En büyük PKK kampı düşmek üzere. Hakurk'un çevresine indirilen paraşütçüler, baskınlara başladılar."

24 Mart 1995 Sabah:

"Hedef Hakurk kampı: Binlerce komando PKK'nın en büyük kampına yürüyor."

25 Mart 1995 Sabah:

"Teslim oluyorlar: PKK'nın Hakurk'taki kampı da kontrol altında. Çelik-1 Harekatının en güç şartlarda sürdürüldüğü bölge ise kar kalınlığının 2 metreyi bulduğu Hakurk bölgesi."

26 Mart 1995 Sabah:

"Hakurk kampı: Türkiye-İran-Irak sınırlarının kesiştiği vahşi coğrafyadadır. Türkiye ucundaki zirveden bakınca PKK'lının ünlü Hakurk kampı aşağılarda bir kenarıyla görünür. Bu zirvedeki mevzilere yerleşen üç beş kişi Türkiye'den gelebilecek bir alayı oyalayabilir. Hatta bir süre durdurabilir de. Zirvenin hemen aşağısındaki Hakurk kampına ise bir sinek bile yaklaştırmaz. Pazartesi gününden bu yana sürdürülen Silahlı Kuvvetlerin Irak harekatında en önemli odak noktası Hakurk.

Bu kez birliklerimizin bir kısmı havadan Hakurk'un arkasına indirildi. Irak içlerine ve dağlardaki mağaralara kaçış yollan tutuldu. Komando birlikleri yelpaze gibi yayılarak Hakurk'u sardılar.

Harekat daha öncekilere göre çok daha etkili, iyi planlanmış ve baskın niteliğindeydi.
Daha önceki harekatta kampta ve dolaylarında bir tek ölü PKK'lıya rastlanmamıştı. Bunu da o tarihteki yazımızda belirtmiştik.
Ancak yöreyi gördüğümüz için belirtmeliyiz ki gene de PKK'lılarla sıcak temas çok zor. "

28 Mart 1995 Sabah:

"Çifte kıskaç: The Nevvyork Times gazetesi, Kuzey Irak harekatının Türk kamuoyunda bilinmeyen perde arkasını yazdı. Gazetenin Anka-ra'daki muhabirinin yazdığı haber şöyle: Harekattan üç hafta önce özel yetiştirilmiş Türk komando birlikleri gizlice Kuzey Irak'a sızdı.
Bu birlikler PKK militanlarını arkadan çevirip kaçış yollarını kesti. Panik halindeki yüzlerce terörist kaçı ş yolları tutulduğu için Hakurk ve Metinan bölgelerinde kıstırıldı, çifte kıskaca alındı."

28 Mart 1995 Hürriyet:

"PKK deliğinden çıkarılıyor: Hakkari'nin Şemdinli ve Çukurca ilçelerinden girilen Hakurk, Mezi ve Şivi kamplarında aramalar sürüyor. PKK'nın en büyük kampı Hakurk'ta hakimiyeti tamamen sağlayan Mehmetçik, diğer bölgelerde aramalarını sürdürüyor."

29 Mart 1995 Sabah:

"Ordu Hakurk'a girdi: Askeri yetkililer, harekat bölgesinin en doğusunda Iran sınırı ile bitişik olan en yüksek dağlarla çevrili Hakurk'a giren mehmetçiğin, PKK'nın adeta 'kalesi" durumundaki bu yerleşim merkezine tamamen hakim olduğunu kaydettiler."

3 ve 7 Mayıs 1995 Meydan:

" İşte Kuzey Irak fatihleri: Hakkari Dağ ve Komando Tugayına bağlı askerlerimiz Kuzey Irak'taki PKK kamplarını yerle bir etti! Silahlı Kuvvetlerimizin Kuzey Irak'taki başarılı operasyonları sürerken Hakkari Dağ ve Komando Tugayı Hakurk'ta destan yazdı. Hakurk bölgesine yapılan Ejder harekatında komandolarımız 134 teröristi ölü 4'ünü de sağ olarak ele geçirdiler. Sağ yakalanan PKK'lılar komandolarımızın gelişi için 'ruhumuz bile duymadı' dediler. Kuzey Irak'taki Hakurk kampını darmadağın ederek PKK'ya büyük darbe indiren Dağ ve Komando Tugayının komutanı Tuğgeneral Osman Pamukoğlu'nun, bir süre önce 'Benim işim teröristleri yok etmek, leş toplamak değil. Askerlerime leş toplatmam' sözleri, halk tarafından büyük taktirle karşılanmıştı." Ankara'dan gelen bir talimatla Çelik-1 harekatına katılan bütün birliklerin temsili gruplarının iştiraki ile Silopi'de bir tören yapmak üzere Jandarma Asayiş Komutanlığı program hazırlayıp düzenleme yaptı. Mayıs'ın ilk haftası içinde bütün herkes gibi ben de birkaç subay, astsubay ve 20 kadar askerle, iki kara şahine binip Silopi'ye gittim.
Her seviyedeki siyasiler ve askerlerin hepsi gelmişti. Tören platformları, kürsüler, bando mızıka, konuşmalar, konuşmalar, yemekler, yüzlerde sevinç ve mutluluklar, karşılamalar, uğurlamalar.

Bize ait bölüm biter bitmez hemen helikopterlerimize atlayıp Silopi'den uzaklaştık. Şırnak Hakkari sınırına yaklaşırken kötü hava koşullarından buradan geçemeyeceğimiz anlaşılınca pilotlar önce Irak topraklarına, sonra da doğuya dönerek Çukurca istikametinden Hakkari arazisine girmeye çalışarak, uçuşa devam ettiler.

Yanımda oturan 2. Dağ ve Komando Tabur Komutanı Yarbay Mustafa:

- Komutanım bugün çok hüzünlüsünüz. Sanki tören yerinde sadece fizik olarak vardınız. Siz en kötü zamanda bile espri yaparsınız. Bir
şey mi oldu? dedi.
- Mustafa, başkalarının ihtiyacı olabilir, tören lazım mı, değil mi? Faydası ne? Kime, neye yarıyor bilmiyorum. Yalnız bizim böyle şeylere ne bakacak ne de ayıracak zamanımız var. Ne demek istediğimi önümüzdeki günlerde hepimiz ve herkes görecek.
Biz Sakarya'dan, Dumlupınar'dan sonra bile tören düzenlemedik. Ne olursa olsun, karşımızdaki kim? Kargaları kovalamak kartala şeref getirmez! Büyütülecek bir şey yok. Kafamda 40 şey uçuşurken tören ruhu yaşayamam. Anladın mı şimdi? -Çokiyi anlıyorum komutanım.
- Şimdi git pilotlara söyle. Ben Çukurca'da ineceğim. Sizler Hakkari'ye devam edin. Bu gece burada kalıp Sınır Alayındaki subaylarla bazı şeyleri görüşeceğim.

"Askerler vücut ve zihin olarak sertleştirilmelidir. Ancak, keskin bakışlı, sert savaşçılar ahim alamayacağı kadar inanılmaz görevleri yerine getirebilirler."

Mayıs 1995 PKK eylem ve saldırıları:

- 6 Mayıs saat 02:00'da Çukurca Kıble Tepe mevkiinde jandarma timine ateş açıldı. Bir er şehit oldu, iki er yaralandı.
- 11 Mayıs saat 00:30'da Şemdinli Haripesta tepede jandarma sınır timlerine ateş açıldı. Bir asteğmen, iki er şehit düştü, bir er yaralandı.
- 17 Mayıs saat 21:00'da Çukurca Aslankapı yol emniyeti timlerine ateş açıldı. Üç militan öldürüldü.
- 22 Mayıs saat 13:30'da Yüksekova Yılanlı yaylası mevkiinde bir sivil araç mayına çarptı. Bir vatandaş yaralandı.
- 23 Mayıs saat 07:30'da Çukurca-Gerdan tepe gözetleme timine ateş açıldı. İki GKK şehit oldu. Aynı gün 23:4O'da Çukurca Begzova'daki jandarma timlerine ateş açıldı.
- 24 Mayıs saat 17:20'de Çukurca Uzundere köyüne silahlı saldırıda bulunuldu. Aynı gün saat 19:20'de Çukurca Köprülü emniyet timlerine ateş açıldı.
- 25 Mayıs saat 02:45'de Şemdinli Şapatan rölesine silahlı saldırıda bulunuldu.
- 28 Mayıs saat 23:50'de Şemdinli'nin İran sınırındaki Durak Karakolunun emniyet timlerine saldırıldı. Yedi asker şehit oldu, iki asker yaralandı, iki militan öldürüldü. Aynı gün gene Şemdinli Gelişen köyü yolunda bir sivil araca ateş açıldı.
- 29 Mayıs saat 18:45'de Çukurca Çayırlı Sınır Karakoluna silahlı saldırı yapıldı. "Bu ne bitmez yolmuş deme, bitmedik yol yok. Bu aşılmaz dağımş deme, aşılmadık dağ yok.".

5 Mayıs 1995 gecesi karargahın ilgili subaylarına aşağıdaki emirleri verdim.

1. İran'la bizim sınırımızı çizen Şehidan Dağı'nın hemen doğusunda İran topraklarında bulunan PKK'nın Jerma-Betkar kampında bir tabur kadar militan var. Bu taburu, bölükler halinde eylem bölgelerine dağılmadan önce bulunduğu yerde yok etmezsek; Yüksekova ile Şemdinli'nin İran ve Irak'la bağlantılı bölgelerinde çok can yanar ve çok kayıp veririz. İran'ın sınır köy ve karakolları buraya onlarca kilometre uzaklıkta, akşam karanlığı ile sabahın alacası arasında işi bitirmiş olacağız. Dikkatinizi buraya toplayın, bilgileri detaylandırın, taslak planı çatıp, hemen onay için üst kademelere göndereceğiz.

2. Şemdinli'deki 3. Dağ ve Komando Taburu bu yıl, Şemdinli ile Derecik arasındaki Ortaklar Jandarma Karakolu bölgesinde üs kuracak. Bunu hem daha sonraki operasyonlar için, hem de coğrafyanın farklı bir şekilde kullanılması için düşünüyorum. Ayrıca, o bölgeyi gözüm tutmuyor. Tabur Komutanı Reha'ya emir vereceğim. Siz ve Tabur Komutanı Ortaklar Karakoluna gidip uygun yeri seçin. Ben de bölgede keşif yapacağım. 3ncü Dağ ve Komando Taburu büyük sebep olmazsa en geç Haziran başında o bölgede konuşlanacak.

3. Dağlıca'da bir piyade taburu, Yüksekova Karacadağ kuzeyinde başka bir piyade taburu tertiplenecek. Şemdinli kuzey doğusundaki piyade taburundan bir bölük İran sınırındaki Durak Karakolu'na alınacak.

4. Çukurca doğusundaki Pirinçeken ve Hakan Tepe Sınır Karakolları binalarından çıkıp, birleşik bir güç halinde hemen arkalarındaki Çilekli ve Dağbaşı tepelerinde sahra düzeninde tertiplenip nıevzi-lenecekler. Onların hemen arkasında bulunan Uzundere köyü bölgesinde de 5. Dağ ve Komando Taburu bulunacak. Hakan Tepe ve Pirinçeken Karakollarının tertipleneceği tepeleri Tugayın havan ve dağ toplarıyla destekleyeceğiz. Ben Çukurca Sınır Alay ve Tabur Komutanlarına emir verdim. Sizin de bilginiz olsun ve karargah olarak gerekli yardımları sağlayın.

5. Ve bir vefa borcumuz var. Milleti millet yapan dil, gelenek, kültür, siyasi birlik, vatan gibi öğelerin içinde en önemlisi vatandır. Neden mi? Çünkü vatan obuadan, diğerlerini korumak ve devam ettirmek çok zordur. Onun için 'vatanımız' diye bu dağlarda gözlerini kırpmadan ölüme giden çocuklar için bu dağların tepesine, onların hatırasına bir anıt yapacağız. Mutlaka bütün anıtlar önemlidir. Fakat burası benim vatanımdır dedikleri yerde şehit olanlar için yapılan anıtın bambaşka anlamı ve ruhu olacaktır. Çanakkale'nin anıtlarını Gelibolu yarımadasına değil de, ülkenin herhangi bir yerinde yapsanız; aynı doğallığı, aynı etkiyi, isterseniz altından yapıp pırlantalarla donatın, sağlaması mümkün mü? Hayır. Bizim anıtımı. İran ve Irak topraklarının içine at başı gibi girmiş olan Hakkari dağları üstünde olacak.

Birliklerden bir mimar asteğmen bulun. Gelibolu ve İstanbul'da çalışsın. Tasarım ve projeyi hazırlayarak gelsin görüşelim. İnşasına hemen başlayacağız, "iyi bir liderin efsanevi özellikleri olmalıdır. Silahları çok yazar ve konuşurlar da ilham üzerinde pek durmazlar. İlhamın gücü esas silahtır. Zafer makinelerden daha çok ruhların bakımına dayanır."

PKK'nın Jerma-Bektar kampı Türkiye-İran siyasi hududunun tam zirvesinden geçtiği; 3500 metre yüksekliğinde, kuzey güney istikametinde boyu 20 kilometre olan Şehidan Dağı'nın içinde, bir avuç kadar yerdi. Müşterek sınırdan da sekiz kilometre uzaktaydı. Kampın 20 kilometre kuzeyi ve güneyinde hiçbir köy ve mezra olmadığı gibi, doğudaki en yakın köy de 12 kilometre ötedeydi. Bu mesafelerin arasını dağ bloğu doldurduğu için bir mezra bile yapılmamıştı.

Jerma kampı sınırdan sekiz kilometre doğuda, İran tarafında iken, bizim Durak jandarma sınır karakolu sınırdan 12 kilometre batıda Türkiye tarafındaydı. Yani üzerinde sınır bulunan Şehidan Dağı doğu ve batıya tıpkı geni ş bir teknenin gövdesi gibi öyle bir yayılmı ş ve o kadar dikti ki iki taraf da bu bölgeyi yerleşim olarak asırlardır düşünmemişti. Dağın içinde ve üzerinde küçük bir akarsu kenarında, Jerma ve Betkar mevkiinde sadece PKK yıllardır emniyette yaşamını sürdürüyordu. Bu mevki İran'ın da işine geliyordu. "Kuş uçmaz kervan geçmez bir dağın kuytusundan benim nasıl haberim olsun? Siz böyle bir yer biliyorsanız söyleyin, beraber bakalım" gibi kör ve sağırlar diyalogu yıllardır devam edip gidiyordu. İran kurnazdı. Türk tarafından görüşmelere katılanlar; "peki müşterek harekat yapalım" deseler; plandı, hazırlıktı, yığmaktı gibi çalışmalar sürerken, İran o kamp-takîleri bin defa oradan başka yerlere kovacaktı.Bu görüşmeler kaya balığı avlamaya benziyordu. Kayanın altını hiç terk etmeyen bu balığı avlamaya çalışan, hiçbir zaman onu tam olarak göremez. Balık oltayı yemle beraber alsa da hemen kusarak çıkarır. Sürekli oltaya vurduğu için avcınızı onu tutma arzusunun sonu gelmez. Sonuçta hava kararır, balık kayanın en dibine karnı doymuş şekilde çekilir. Avcı da beline kadar ıslanmış, elinde içi boş kovayla, fakat avlanma hissi tatmin olmuş şekilde evine döner. Mayıs başında Jerma-Betkar'da 358 PKK militanı toplu halde 9 sabit bina, 11 çadırda yaşamlarını sürdürüyordu. Bu ayın sonuna kalmadan, 40-50'li ve 80-100'lü gruplar halinde buralardan eylem ve saldırı mıntıkalarına hareket edecekler, bir bölümü de bulunduğu yerden sınırı geçip eylemlere başlayacaktı. Faaliyet alanları ise Yüksekova güneyi ile Şemdinli ilçesinin bütün alanları olacaktı. Bunları parça parça saldırı öncesi ve saldırı sırasında yakalardık ama ne olursa olsun bu gene de, onlarca, yirmilerce can almalarına mani olamazdı. Şimdi ise hepsi bir kafesin içindeydiler.

Jerma-Betkar kampına yapılacak "Yarasa Harekatı"nm planı şöyleydi. Bir üçgen kurulacaktı. Üçgenin tabam Şehidan Dağı'nda olacak, PKK kampı üçgenin güney ve kuzeyindeki kenarlarının birleştiği tepe noktasının içinde kalacaktı. Kamp, Şehidan Dağı'nın zirvesinden doğuya doğru dik açıyla sekiz kilometre uzakta olmasına rağmen; sınırdan itibaren üçgenin uzun olan kuzey kenarında 34 kilometre, güneydeki kenarından da 26 kilometre Şehidan üzerinden yürünecekti. Harekata, her biri 400 dağ komandosuyla, üç dağ ve komando taburu, toplam 1200 asker katılacaktı. Taban sabit kalmak üzere üçgenin her kenarında 400 komando bulunacaktı.

İki topçu bataryası azami gizlilikle hava kararmadan sınıra yaklaşıp ateş mevkilerine girecek, saat 05:00'da obüsler koordinatları tarafımızdan tespit olunmuş olan 9 bina ve 11 çadırı hassas (yerde paralanan) ve ihtiraklı (havada paralanan) mermilerle bir saat şiddeti ve atış hızı hiç düşmeyecek şekilde ateş altına alacaktı. Bulundukları çukur alana düşen topçu mermilerinden kurtulmak için hemen civar-larındaki yüksekliklere kaçmaya çalı şanlar karşılarında komandoları bulacaklardı.

Kaynakça
Kitap: Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok, Hakkari ve Kuzey Irak Dağlarındaki Askerler
Yazar: Osman Pamukoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: 1995 DÖNEMİNDE Hakkari ve Kuzey Irak Dağlarındaki Askerl

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 22:32

Topçunun atışının başladığı 05:00'dan itibaren en geç dört saat sonra, saat 09:00'da iş bitirilmiş olarak fakat bu defa kanatlardan yürünen uzun güzergahtan değil, üçgenin tabanının ortasına, Şehidan'ın zirvesine 8-10 kilometrelik dağ tırmanışı yapılacaktı. Çekilmeyi tabandaki 400 komando uzak mesafeli silahlarla emniyete alacaktı.

Muharebeler sırasında, çok zayıf olmakla birlikte, eğer şehit düşen ve yaralanan olursa sırtta taşınarak getirilecekti:
Şehidan Dağı'nın güneyinde iki ayrı noktadan gündüzleri Türkiye tarafını gözetleyen, gece de biraz geri çekilip istirahat eden, her biri 3-4 militandan oluşan iki gözetleme timinin aynı gece sessizce ortadan kaldırılması şarttı. Gece karanlıkta patlayacak bir silah veya bunlardan birisinin kaçması planın baskın etkisini ortadan kaldırdığı gibi, genel amacını da tehlikeye sokardı. "Yarasa" harekat planını onaylanmak üzere üst kademeye gönderdik. Bir hafta sonra Mayıs'ın 11'inde önce uygulanmayacak diye bir emir aldık. 19 Mayıs günü akşama doğru da tatbik edin emri geldi.

Harekata katılacak taburlara gece operasyona hazır olun emri verildi. Fakat nereye gidecekleri söylenmedi. 20 Mayıs sabahı Binbaşı Fer-han ve Yüzbaşı Güngör'ü de yanıma alıp Yüksekova ve Şemdinli'de bulunan 1. Dağ ve Komando Tabur Komutanı Binbaşı Vahap, 3. Dağ ve Komando Tabur Komutanı Yarbay Reha ve 4. Dağ ve Komando Tabur Komutanı Binbaşı Kemal'e "yarasa" emrini verdim. Plan kendilerine anlatıldı ve bulundukları yerden sınır hattına olan yürüyüş mesafesi dikkate alınarak, havanın kararmasıyla birlikte sınırı geçmeleri için hazırlıkları yapmak üzere tabur komutanları serbest bırakıldılar. Yüksekova'dan Şemdinli'ye geçtim. İki topçu bataryası akşama doğru plandaki ateş mevzilerini işgal ettiler.

Saat 15:30'da Hasan Kundakçı Paşa Şemdinli'ye geldi. Kendileri Tugay Komutan yardımcısı Albay Akif le birlikte tabur karargahında bulunurken ben de müsaade alıp hazırlıklarını sürdüren 3. Dağ ve Komando Taburunun çalışmalarını izledim. Subaylarla görüştüm. PKK'nın Şehidan'daki iki gözetleme timini etkisiz hale getirecek olan birlik bu taburdu. Çünkü timler bu taburun genel ilerleme mihveri üzerindeydiler. Taburun önünde hareket edecek ve PKK'lıları susturacak olan timdeki subay, astsubay ve askerlerle konuştum. Bir ara Kundakçı Paşa'nın çağırdığını söylediler.

Gittim:

- Osman Paşa, Ankara ile görüşüyorum. Milli Güvenlik Kurulu toplantısı devam ediyor. O toplantı bittikten sonra, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanları ayrıca bu konuyu görüşüp harekatın olup olmayacağını bize bildirecekler, dedi.
- Peki komutanım dün akşamki uygulayın emri neydi? Bizim her şeyimiz zamana odaklı. İnşallah geç kalmazlar, dedim.
Tekrar taburun yanına gittim. Tabur ve bölük komutanlarına herhangi bir şey söylemeden hazırlıkları kontrol ettim. İnsan psikolojisi muharebe koşullarında öyle bir şey ki, en küçük bir belirsizlik ve olumsuzluk emaresi bile her şeyi alt üst etmeye yeter.
Saat 18:00 olmuş, hala bir haber yoktu. Kundakçı Paşa'nın yanına gittim.
- Toplantı devam ediyor, henüz cevap yok, dedi.
- Komutanım "İran" diye geniş bir anlamla bakarak, ikimizin sınırını çizen bir dağın öte yamacındaki belayı ortadan kaldırmaya yönelik, pratik bir uygulamamız, bu kadar uzaktan karıştırılmasın. Bizim en geç 05:00'da kampı kuşatma altına almamız lazım. İki taburun yabancı arazilerden 30 kilometre kadar dağ yürüyüşü yapması gerekiyor.
Saat 18:30'a doğru hava bulutlanmaya başladı.
- Komutanım siz bu gece kalacaksanız burada doğru dürüst bir yatma yeri yok. Sizi ancak Hakkari'de misafir edebiliriz, dedim.
Hasan Kundakçı Paşa Hakkari'ye, Tugaya gitti.

Saat 19:00'dan itibaren de taburlar Türk-İran sınırının üzerinden geçtiği 3500 rakımlı Şehidan Dağı'na Türkiye tarafından tırmanmaya başladılar.

19:30'da her taraf simsiyah oldu ve gök delinmiş gibi sağanak bir yağmur başladı ve hiç azalmadan devam etti. İşte bu tam bizim istediğimiz şeydi. Saat 20:00'da Jandarma Genel Komutanı Aydın İl ter Paşa beni aradı.

"Osman Paşa, toplantı devam ediyor, ben dışarı çıktım. Karar çıkmadan başlama" dedi.

"Komutanım aşılacak dağlar, kat edilecek mesafeler var ve karanlık süresi bizim elimizde değil" diye arz ettim.

"Aman ha, sen bekle" dediler.

Eğer birlikleri bulundukları yerde dondursam, bir türlü gelmeyen, uzayan ve geç kalan bu karar için kaybettiğimiz saatleri telafi edemezdik. Her şey gündüze sarkacak, planın yürümesi bir tarafa, lüzumsuz risklere girecektik. O zaman "yapalım" demenin de büyük bir anlamı kalmayacaktı. "Yapmayalım" şeklinde bir görüş çıkarsa taburları dağlardan indirirdim. Zaten 3500 metredeki dağda ve bu sağanak altında Tanrıdan ve bizden başka kimse yoktu. PKK'lı bile aşağıda kapalı yerdeydi.

Saat 21:05'de Kundakçı Paşa Hakkari'den aradı:

- Osman Paşa konuştuk. Harekat yapılmayacak. Ne yapalım kısmet değilmiş.
- Komutanım bir tabur PKK'lı yönünden kısmet değilmiş, ama yarın bunlar çil yavrusu gibi bölgeye dağılınca bizim kısmetimiz ölerek, yaralanarak açılmış olacak. Anladım komutanım. İyi geceler.Harekat Şube Müdürü Binbaşı Ferhan'ı çağırttım.
- Telsizle taburlara çağrı yap. Harekat yapılmayacak. Dönsünler. Sonucu bildir. Epey bir süre donup kaldı. Sonra, "emredersiniz komutanım" deyip ayrıldı. Aradan 20 dakika geçti. Haber gönderdim, geldi. Kan ter içindeydi.
- Ne oldu? Bu kadar zamandır bilgi vermiyorsun.
- Komutanım hiçbiri cevap vermiyor. Sadece ben değil bütün subaylar onlarla temas kurmaya çalışıyor. Önce teknik sebeplerle mi diye düşündük, sonra hepimizin aklına aynı şey geldi. Bunlar sizin sesinizi duymadan geri dönmezler. Bizim çağrılarımızı bir aldatma diye düşünüyor olabilirler.
- Zamanımız gittikçe daralıyor. Burada bir kara şahin var değil mi? Hava çok kötü ama, konu kritik. Pilota söyle buradan çıkıp Şehidan Dağı'nın üstüne yükselebilirse meseleyi daha sağlam çözeriz.

15 dakika sonra Pilot Üsteğmen Vecihi bölgedeki yüksekliklere hakim tecrübesi ile yön tayin ederek, yağmur ve bulutları delerek Şehidan Dağı'nın kuzeyine tırmandı. İran tarafında Şehidan'ın karanlık yamacının ordusundaki PKK'nın Jerma-Betkar kampı karartma yapmak ne söz, jeneratörlerle pırıl pırıl aydınlatma altındaydı.

Tabur, bölük ve tim komutanları çevrimlerine ayrı ayrı girip çağrı yaptım.
"Bana cevap vermenize gerek yok.'Yarasalar yuvalarına dönsün. Düğün yapılmayacak."

Hiçbir telsiz cevap vermedi. Binbaşı Vahap komutasındaki 400, Yarbay Reha komutasındaki 400 dağ ve komando askeri bulundukları mevkilerden döndüler. 23 Mayıs 1995 günü öğleden önce Jandarma Genel Komutanı Aydın İlter Paşa Tugaya geldiler.

Çalışma odama girer girmez Aydın Paşa:

- Osman Paşa önce ben konuşacağım, sen sakın ağzını açma. Sen şimdi içinden bize neler söylüyorsun çok iyi biliyorum. Ama önce ben konuşacağım. Bu Jerma-Betkar kampına gitmeyelim diyenlerden biri de bendim. Onu hemen söyleyeyim. Biz siyasilere bu işi yaparız, ama siyasi sorumluluğu da siz üstlenin dedik ve kararı onların vermesini istedik. Doğrusu da buydu.
Genelkurmay Başkanımız İsmail Hakkı Karadayı Paşa'nın da selamları var. "Osman Paşa'ya söyle; önümüzdeki zaman içerisinde gene uygun bir durumda aynı yere gidebilir" dediler. Gözlerinden de öptüğünü söylediler.

- Komutanım önümüzdeki gün hiç olmayacak. Siz de ben de biliyoruz ki artık Jerma-Betkar'da kimse yok. Bu yaz ve sonbaharda da olmayacak. 21 Mayıs sabahı İran'lı silahlı pastarlar Jerma kampına geldiler ve oradaki PKK'lılara "Türkiye ile aramıza sıkıntılar sokacaksınız hemen buradan yok olun" dediler ve onların gözetiminde PKK'lılar üç saat içinde kampı terk ettiler. 100 kişi gene o bölgede Şehidan Dağı'nın güneyinde, geri kalan 250 kişi de gene İran'ın Zagros kampı üzerinden Irak'a Hakurk kampı ve daha batısına geçtiler. Şu yarasa harekatı; PKK ile mücadele tarihinin en şık ve an göz kamaştırıcı harekatı olacaktı ve her şeyi dört saatte bitirecektik. Kol ve kanatlarını kırıp, köklerine kibrit suyu sıkacaktık.

- Şu geçen iki yılda zaten bellerini kırdınız. Katılım da neredeyse sıfırda, dağ kadrosu can çekişiyor. Şu anda mücadeleyi sürdürüyor gibi görünseler de, dişini tırnağına takmış son güçlerini sergiliyorlar.

- Komutanım omurganın parçalandığının bütün dünya farkında, artık felç durumunda. Fakat, başı halen darbe almadı, kuyruk kısmı ise olabildiğince kuvvetli olmaya çalışıyor, artık kulakları düştü. Benim sıkıntım Şemdinli ve Çukurca bölgeleri. Çukurca bölgesinde sanki hiçbir şey olmamış gibi eylem ve saldırıların şiddetini artırıyor. Daha Çelik-1 bu bölgede biteli 20 gün oldu. Çok kısa bir zaman olduğu için şimdilik Kuzey Irak'ı düşünmedim, ama hiç değilse İran kamplarını darbeleyelim istedim; ama bildiğiniz gibi o da olmadı.

Aydın Paşa:

"Bana şu Jerma-Betkar kampını bir göstersene. Nasıl bir' yer ben de göreyim" dedi.

Kendilerinin geldiği helikopterle Şehidan Dağı'nın yüzlerce fit üzerine çıktık ve sınırdan sekiz kilometre doğuda dağın yamaçları arasındaki kampın yerini gösterdim. Helikopterde maiyetleri dışında tugayın İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Güngör de bulunuyordu. Aydın Paşa baktı ve hemen bana dönerek: "Bu iş olurmuş Osman Paşa", dedi.

Ben de yüzümü araziden kendilerine çevirip: "Kusura bakmayın ama komutanım, artık geçmiş ola" cevabını verdim.
"Hay Allah. İnsan görünce anlayabiliyor" dediler.

- Komutanım başka bir durum olsa biz böyle bir şeye kalkışır mıyız? Daha önce Alan karakolu timleri ile biz aynı şartlarda PKK'nın bir unsurunu yok etmedik mi? İran'ın subay ve askerlerinden oluşan bir timle hudut çevresinde çarpışıp onların subaylarından bile ölenler olmasına rağmen İran sesini çıkarttı mı? İran "bu kesimlerde bir şeyler olabilir, ama ben bilemiyorum, kontrol edemiyorum" demiyor mu? İran genel pozisyonunu riske ederek, bir grup PKK'lı için yüzündeki peçeyi çıkartıp atar mı? Hayır!

Aydın Paşa:

"Ben buradan Van'a geçeceğim. Osman Paşa seni Hakkari'ye bırakalım" dedi.

- Komutanım sağolun. Ben çok yakınımızdaki Yüksekova'da ineyim. Orada bazı işlerim var.
Helikopter Yüksekova Dağ ve Komando Taburunun kı şlasına indi ve Aydın Paşa Van istikametinde uçuşa devam ettiler.

Basında Jerma-Betkar harekatı:

10 Haziran 1995 Hürriyet:


"18 Mayıs'ta havadan dönen F-16'lar: Şimdi yazacağım olay, bugün büyük bir ihtimalle hem Genelkurmay hem de Dışişleri Bakanlığı tarafından yalanlanacak. Ama kaynaklarım kesin. Haberi üç ayrı yerden kontrol ettikten sonra yazıyorum. Genelkurmay Başkanlığı 17 Mayıs günü Başbakan Tansu Çiller'in önüne bir rapor koyuyor. İran'ın Urmiye kenti yakınında büyük bir PKK kampı bulunuyor. Genelkurmay Başkanlığı bu kampın mutlaka vurulması gerektiğini belirterek Başbakandan izin istiyor. Durumu Dışişleri Bakanlığı ve sonra Cumhurbaşkanı öğreniyor. O sırada Türk F-16'ları İran'a doğru havalanmış durumda. Demirci, bir emirle uçakları havadan geri çeviriyor. Fakat henüz teyit edemediğim bir senaryo var.
İran'ı vurma kararı, gerçekten iyi düşünülmemiş ve riskli bir karar. Otorite boşluğu içindeki Kuzey Irak'ı vurmayı alışkanlık haline getiren Türkiye, aynı harekatı İran ve Suriye toprakları üzerinde yapmaya kalkarsa ne olur?"

11 Haziran 1995 Sabah:

"Genelkurmay İran'daki PKK'lıları izliyor: Genelkurmay, dün bir gazetede yer alan, İran'daki PKK kamplarını vurmak üzere Türk F-16 uçaklarının havalandığı ve sonradan geri döndüğü yolundaki iddiaların kesinlikle doğru olmadığını belirtti. Nisan sonu ve Mayıs başında İran sınırına mücavir alanlarda 300-350 PKK'lı teröristin tespit edildiği bildirildi."

11 Haziran 1995 Hürriyet:

"Genelkurmay Başkanlığı, İran topraklarında 350 kadar teröristin toplanması üzerine, hükümete bu teröristlerin etkisiz hale getirilmesi için bir plan sunulduğunu açıkladı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin terör örgütünün faaliyetlerini yakından izlediği, ancak, F-16'ların havadan geri çevrilmediği kaydedildi."

12 Haziran 1995 Hürriyet:

"İran'a harekatı kim önledi: Önceki gün yazdığım, 'İran'a harekat son anda önlendi' konulu haber büyük yankı uyandırdı. Genelkurmay Başkanlığı bir plan olduğunu kabul etti. Ancak, F-16'ların havadan geri döndüğünü kabul etmedi. Zaten ben de olayın bu tarafının henüz teyid edilmediğini yazmıştım. Dün bu olayın daha da ayrıntılarına inmeye çalıştım. Ama nedense bütün ağızlar kenetlenmişti."

13 Haziran 1995 Hürriyet:

"Operasyon haberine Tahran'dan tepki: Türk Silahlı Kuvvetlerinin, İran'ın Türk sınırı yakınlarındaki bir kampta toplanan PKK'hlara yönelik operasyondan son anda vazgeçtiğine dair haberler, Tahran'ın tepkisine yol açtı. İran'ın Ankara büyükelçisi dün yaptığı yazılı açıklamada, 'bazı gazetelerin bu tür haberlere yer vermesinin şaşırtıcı olduğunu' belirtti. 'Böyle bir şey mevzu bahis olmadığı gibi, ortaya atılmasında da bir sebep yoktur ve olmamıştır. Belli ki, bu tür haberler dayanaktan yoksun ve kabul edilemez kaynaklarca verilmiştir' dedi. Dün İran İç İşleri Bakan yardımcısının Türkiye ile İran arasında rutin gerçekleştirilen 'Güvenlik Komisyonu' toplantısı için Ankara'ya geldiği belirtildi."

4 Temmuz 1995 Hürriyet:

"Genelkurmay, İran'daki PKK kamplarını imha amacıyla bir helikopter harekatı planlıyor. Bu plana göre vurucu timler helikopterlerle PKK kamplarını vuracaklar, elebaşılarını da alıp gelecekler. Tam İsrail usulü bir operasyon. 36 saatte tamamlanacak olan bu operasyona Başbakan Çiller onay veriyor, ama Çetin ile o sırada Dış İşleri Müsteşarı karşı çıkıyor. Bunun üzerine konu Demirel'e götürülüyor. Cumhurbaşkanı da karşı çıkınca operasyon yapılmıyor. Şimdi o tarihi gecenin tam bir fotoğrafını çıkarmış durumdayım.
Askeri kanat, 'kimsenin ruhu duymayacak' güvencesini veriyor. Dikkat edilirse, önerilen harekat tam anlamıyla İsrail tipi bir operasyon. Yani Türkiye ilk defa İsrail tarzı bir operasyon yapma kararı alıyor. Operasyonun amacı sadece kampları vurmak değil; aynı zamanda psikolojik bir etki yaratmak isteniyor. Bu harekatla hem kamuoyuna hem de PKK'ya, 'bakın biz de İsrail gibi teröristleri nerede olursa olsun vururuz' mesajının verilmesi amaçlanıyor. Evet, ileri 'bir gün' daha ayrıntılı olarak ortaya çıkacak ilk İsrail tarzı harekatın gerçek perde arkası böyle."

26 Nisan 1996 Milliyet:

"Savaşın eşiğinden dönmek! Demirel, Çiller, İnönü, Hikmet Çetin, Orgeneral Karadayı toplanıyor. Konu, 'İran topraklarına operasyon yapmak!...' Demirel soruyor: 'Bakanlar Kurulunda görüştünüz mü?...'. Yanıt Hayır!...'. Demirel soruyor: 'Meclisten izin alıyor musunuz?...'. Yanıt 'Hayır!.'. Demirel soruyor: 'İran buna izin veriyor mu?...'. Yanıt 'Hayır!...'. Demirel yerinden doğruluyor: 'Sorumlu olursunuz, kimse de sizi kurtaramaz!'. Şakası yok, Türkiye belki de İran'la bir savaştan kurtuluyor!..."

28 Nisan 1996 Hürriyet:

'Tempo Dergisi, son sayfasının kapağında Türk kamuoyu açısından göz açıcı önemde bir haberi duyurdu. Haber, 'Türkiye-İran savaşına beş kala' başlığını taşıyordu. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, geçen yıl Mayıs ayında İran'da bulunan bir PKK kampma helikopterlerle bir hava harekatı düzenlemeye karar verir. Yaklaşık beş sayfa tutan yazıda, bu konudaki gelişmeler, tarih, yer ve karar toplantılarına katılan devlet yetkililerinin isimleri verilerek anlatılmaktadır. Yazının özü şudur: Türkiye, İran'la ilişkilerinde onarılmayacak tahribata yol açacak, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirecek bir maceradan son anda Cumhurbaşkanı Demirel'in müdahalesiyle dönmüştür."
"Bir korkuyla yüzleşmeyen insan her zaman ondan kaçmaya mahkumdur. Muharebe sahasının içinde olmayan kimse, gerçekle ilgili hiçbir şey bilmez." .

1995 Haziran PKK eylem ve saldırıları:

- 1 Haziran saat 22:05'de Yüksekova ilçe merkezine birkaç yerden ateş açıldı.
- 4 Haziran saat 09.00'da Şemdinli Aktütün Karakoluna ateş açıldı. 7 Haziran saat 08:00'da Yüksekova Esenden Sarıyıldız köyü çıkışında askeri araç mayına çarptı. İki asker yaralandı.
- 10 Haziran saat 11.00'da Şemdinli Aktütün Karakolu emniyet timlerine silahlı saldırı yapıldı.
- 11 Haziran Şemdinli Güzelkonak Karakolunun yakın emniyet timlerine ateş açıldı.
İki er şehit oldu. Aynı gün 23.15'de Şemdinli Yaylapınar mahallesi gözetleme timine ateş açıldı. Üç militan ölü ele geçirildi. Gene bugün Şemdinli Durak Karakoluna saldırıldı. Dört militan öldürüldü. Yüksekova Kısıklı karakoluna ateş
açıldı.
- 12 Haziran saat 07:30'da Çukurca Uzundere'de bir er mayına bastı. Bir asker ve bir GKK yaralandı. Saat 08:00'da aynı köye ateş açıldı.
- 14 Haziran saat 03:30'da Şemdinli Kayalar bölgesindeki piyade taburuna ait timlere ateş açıldı.
- 15 Haziran saat 23:00'da Şemdinli Odaklar Karakoluna saldırıldı. İki astsubay ve 13 er şehit oldu. Altı er yaralandı. Beş jandarma eri kaçırıldı.
- 20 Haziran saat 02:20'de Şemdinli Kayalar bölgesindeki piyade taburu emniyet timlerine ateş açıldı. Bir er şehit oldu, bir er yaralandı. Üç militan öldürüldü.
- 21 Haziran saat 02:00'da Çukurca Pirinçeken Karakolunun bulunduğu tepeye saldırıldı. 11 asker şehit oldu, dört er yaralandı. 21 militan ölü olarak ele geçti.
- 23 Haziran saat 18:30'da Yüksekova Güvenli-Yılmaz yol ayrımında iki er ayrı ayrı mayına bastı ve ikisi de yaralandı.
- 24 Haziran saat 03:30'da Çukurca Köprülü Jandarma Taburu pusu timi 19 militanı ölü ele geçirdi. Bir GKK şehit oldu, bir GKK yaralandı.

"Hendek kazarak yorulmayın. Savunma taktikleriyle muharebe kazanılmaz. Sizin ateş açarak ilerlemeniz kendinize güveni artırır."

31 Mayıs-9 Haziran tarihleri arasında Yüksekova, Şemdinli, Çukurca ve Hakkari bölgelerinde, altı komando taburu ile altı ayrı mıntıkada operasyon yapıldı. İlk gün, her tabur kendi bölgesinde PKK militanlarıyla temas sağladı. On gün süren harekatta 65 militan yok edildi.
6 Haziran günü Kara Kuvvetleri Komutam Hikmet Bayar Paşa Tugaya geldiler. Kendilerine çalışma odamda kısa bir birifing sundum. Tugayın koridorlarında ve müzesinde harekat sırasında çekilmiş olan resimlerden çok etkilendiğini, bunların her yere yayınlanıp asılması için orijinal filmlerini istediler.

Kendilerine teslim ettik. "Daha sonra ben size iade ederim" dediler. Hakkari'de yaptıracağımız anıtın maketini ve "Adlarıyla Güneşi Yükseltenler" ismini verdiğimiz anıtın detaylı tasarımı bulunan albümden de bir suret arzu ettiler. Ben de Kara Harp Okulu'na bir anıt yaptıracağım, bunu beğendim. Çalışmalarımıza esas teşkil eder" dediler. Adlarıyla Güneşi Yükseltenler Hakkari Anıtının bir albümünü de kendilerine verdik.

Konuşmamız sırasında Kara Kuvvetleri Komutanı:

- Osman Paşa buraya bir heykel yaptırsan dedi ve pencereden de nerelere konulabileceğini gösterdi.

- Komutanım biz bir anıt yaptırıyoruz, üzerine de şehitlerin isimlerini yazarak bu dağlarda neler olduğunu insanlar asla akıllarından çıkarmasınlar diye. Bu çocukların kendileri zaten heykel. Biz Hakkari'de kime heykel yaptıralım. Böyle bir şeyi batıda yaptırıp gönderme lütfunda bulunursanız müteşekkir kalırız. Şu anıtın emrini ben verdim ama ondan sonra ne olup bitiyor diye bu işe. 10 dakika dahi ayıramadım. Çalışmaları nasıl gidiyor diye 5 dakika uzağımdaki inşaata dahi gidip bakamadım. Şu anda da altı ayrı bölgede operasyon, bunun dördünde de çatışma var. Siz teşrif ettiniz diye ben buradayım.

- Kara Kuvvetlerinin eğitimine katkı sağlayacak bazı şeyleri bana söyleyebilir misin?
- Komutanım her şeye yeniden bakmamız lazım. Ancak hepsini, takdir edersiniz sizin burada kalacağınız sürede anlatabilmem mümkün değil. Okul ve kışla yaşamı ile bu yaşam çok farklı. Orada öğrendiklerini, burada yerinde bulamıyorlar. Muharebe; zeka, hayal gücü, psikoloji ve dayanıklılık. Bu dört alanda çalışmak lazım. Bir ordu dağları, ormanları ve geceleri kullanacak gibi savaş hazırlığı yapmalıdır. Her şey lidere bağlı, lider meselesindeki sorun ise; barış koşullarının günlük mesaisi ve faaliyetleri içerisinde, kimin gerçek lider olduğunu ortaya çıkarmak, dünyada hiçbir ordunun becerebileceği bir iş olduğunu sanmıyorum.

Ama eğitimle ilgili pratikte hemen arz edebileceğim şey; askerler silahlarını kullanmayı öğrendikten sonra, sırtlarında 30-35 kiloluk muharebe yükü çantalarla dağ, tepe, dere, her yerde 20-30 kilometre yürüsünler. Bilek, boyun ve karın kaslarını güçlendirsinler. Türk askerinin bütün eğitimi bu kadar. Başka hiçbir şeye gerek yok. Muharebe hazırlığı diye ne kadar tatbikat yapılacaksa bunun hepsi gece yapılmalı. Gece hasmını alt eden, gündüz onunla, kedinin fareyle oynadığı gibi oynar.

- Osman Paşa sen Hakkari'den dönünce anılarını ve bu konulardaki tecrübe ve yaşadıklarını yazmalısın. Normal askeri talimnamelerden ve diğer kitaplardan çok daha etkili olur. Belki her şeyi herkesin bilmesini istemeyebilirsin. O zaman anılarını yayınlamayabilirsin. Ama gene de yaz; şimdilik bir kenarda dursun. Tabii sen bilirsin. Benimki, senden yaşça bir büyüğün tavsiyesi sadece.

- Sağolun komutanım. İnşallah. Yalnız, yazdığım an yayınlarım. Çünkü; "halk doğruyu bilirse, ülkenin daha güvende olacağına" inanıyor ve biliyorum.- Gayrı nizami harp taktik ve tekniklerine gelince, bundan sonra bütün devlet ve orduların buna ihtiyaçları var. Her şeyi değiştiren ve eskiten zaman artık, çok sayıda asker ve geniş ordu teşkilat yapılarının da geçmiş zamanlarda kaldığının işaretlerini uzun süredir veriyor. Gelecekteki bütün çatışmalar, küçük çaplı teşkiller, vur kaçlar, kundaklama, suikast, bombalama, pusu kurma, uzaktan ateş açma, şaşırtma, yorma ve bezginlik yaratarak, düşünülen amaç ve hedeflere ulaşmaya çalışma şeklinde sürecek. Bütün bunlar insanları iki ordunun karşı karşıya gelip savaşmasından on kat fazla yoruyor.

- Bu Barzani ve Talabani'ye ne diyorsun?
- Bu iki zat, kurdukları partiler ve mevcut aşiretleri Hakkari'nin Irak'la olan 220 kilometrelik dağlık sınırın altından başlayarak güneye doğru uzanan topraklarda yaşıyorlar. Ben iki yıldır göreceğimi gördüm. Ne olup olmadıklarını göreve katılışımdan üç ay içerisinde yaşayarak öğrendim. Anadolu'da; "çayın taşıyla çayın kuşunu vurmak" diye bir söz vardır. Malumlarınızdır. Bu yapılmak istenmiş. Fakat, şöyle cereyan etmiş. Çaydan taş değil, kuşlardan ikisine de onları en iyi besleyecek yemler atılmış. İstemediğimiz diğer kuş da yemlenen kuşlardan beslenmiş. Sonuçta kuş diye küçük bir varlık algılanırken, karşımıza beslediklerimizin beslediği ile birlikte üç akbaba çıkmış.
Sorduğunuz için, bütün subaylara da her sorduklarında söylediğim gibi; "Bir devlet güvenliğinin hiçbir bölümünü ortaçağ kültürlü aşiretlere dayayamaz. Güvenlik meselelerinde devlet güç ve otoritedir. Onun bu niteliklerinden içeriden ve dışarıdan hiç kimse şüphe duymamalıdır".
Geçenlerde Barzani'nin bütün dünya haber merkezlerince yayınlanan bir beyanatı oldu.

Aynen şöyleydi:

"Türkiye Kuzey Irak'ın bir bölümünde PKK ile mücadelede benim yetersiz kaldığımı söylüyor. Kendişinin 500.000 kişilik ordusu var. Bununla kendi topraklarında PKK'lıları temizleyebiliyor mu da, benden derme çatma silahları olan bir grup peşmergeyle Kuzey Irak'ı PKK'lılardan temizlememi bekliyor?"

Komutanım 'çürük tahtadan oyma yapılmaz'. Bu ikili daha çok Türkiye'nin başını ağrıtacak. Nihai siyasi hedefleri de PKK ile aynı. Hikmet Bayar Paşa saat 16:00 civarında Tugaydan ayrıldılar. 10 Haziran günü Şemdinli-Derecik arasındaki Ortaklar Karakoluna gittim. Karakol Şemdinli-Derecik anayolu üzerinde Irak sınırına, güney doğudan 20 km., batıdan 15 km. uzaktaydı. Genel durumu normaldi, fakat bazı teknik hususların daha ileri götürülmesi gerekiyordu. Şemdinli'ye geçince bu karakolun bağlı olduğu İlçe Jandarma Komutanı yüzbaşıyı çağırttım. "Ortaklar Karakoluna hemen git, orada gördüklerimi düzelt. Şemdinli'nin içinde yapacak ne var? Tugay Komutan Yardımcısı burada, Sınır Alay Komutanı burada, 3. Dağ ve Komando Taburu ile Şemdinli Sınır Tabur Komutanı da burada. Sen devamlı karakollarda olacaksın. Hakkari'ye gidince emir vereceğim. İl Jandarma Alay Komutanı da gelsin bu karakolu görsün" emrini verdim.

Haziran'ın ilk yarısı Şemdinli'deki Dağ ve Komando Taburu Ortaklar Karakolu bölgesinde tertiplenecek ve bu yaz buradaki üsten operasyonlara katılacaktı. Tugay karargah subayları ile Tabur Komutanı karakol civarında keşifleri tamamladılar ancak, 29 Mayıs gecesi İran'dan gelen bir PKK grubunun Şemdinli Durak Karakoluna saldırması ve taburun bu bölgeye müdahale etmesi ile arkasından, gene Şemdinli'nin Güzek Konak ve Durak Karakollarına İran gruplarının saldırılar düzenlemesi, 3. Dağ ve Komando Taburunu İran sınırı civarındaki bölgelere bağladı. Güzel Konak ve Durak Karakolu saldırılarını yapan grupların bir kısmını, Şemdinli ve Yüksekova'daki Dağ ve Komando Taburları, bu karakollarla Şehidan Dağı arasında yakaladılar. Harekat üç gün sürdü. Üç gün sürme sebebi de kaçabilenlerin Şehidan Dağı'nın İran tarafına geçip tepelerdeki kayalıkların altına mevzilenmesi oldu. Kobralar, topçular, havanlar ve roketler dağın kayalıkları üzerinden şimşekler çıkaracak, taşlan parçalayacak şiddetle hedefleri dövdüler. Sonuçta sağ kalanlar arkalarında kalan Jerma-Betkar kampı istikametinde kaçtılar. Bu harekatta 31 militan yok edildi. Şemdinli Dağ ve Komando Taburu da kışlasına 15 Haziran akşamı dönebildi.

Bu arada Hakkari İl Jandarma Alay Komutanı ve yardımcısı da emrim üzerine gidip Ortaklar Karakolu'nda çalıştılar.
15 Haziran gecesi saat 23:00 'da Ortaklar Karakolunun saldırıya uğradığı haberi geldi. Şemdinli Dağ ve Komando Tabur Komutanına "sen hemen ana yolu takiben çatışma yerine ulaş", Derecik Piyade Tabur Komutanına , "Kuzeye çık ve Ormancık köyünden Kuzey Irak'a çıkışlarını kes", Yüksekova Kamışlı bölgesindeki 4ncü Dağ ve Komando Tabur Komutanına da "İkiyaka Dağlarını geçip güneye in, Ormancık ve Basyan ağzından Irak yollarını kapat" emrini verdim.

Harekat merkezinde sabahın olmasını bekledim ve alaca karanlıkla birlikte karakola hareket ettim. Çatışma hala devam ediyordu. Havadan her şey apaçık ortadaydı. Pilot kıvrak bir hareketle bizim aşağıya atlamamıza fırsat sağlayıp hızla bölgeden uzaklaştı. Karakol binasına 30-40 metre mesafedeydik ve PKK militanları çevremizdeki yükseltilerden ateş ediyordu. Yanımdaki karargah subayları dahil 10 kişi gelmiştik.

İner inmez mermiler etrafımızda uçuşmaya ve yerlere vurmaya başladı. Atladığımız yer dümdüz bir alandı. Göz karan seçtiğimiz mevzilere doğru koşarken bina tarafından Karakol Komutanı uçar gibi yanıma gelip, "komutanım gece şöyle oldu, böyle oldu" diye ayakta ve kolları havada bir şeyler anlatmaya başladı. Muharebe şokundaydı. Mecburen ben de durdum. Silah seslerinden ne dediği zaten anlaşılmıyordu. Üstelik ikimiz birden anlamsız bir şekilde vumlacakük. Kendisini yere yatırıp, bastırdım. Sakinleşti. Mevzi aldım. Beraberimde gelen yedi komando hemen sağ tarafımızda bulunan 6-7 PKK militanının beşini vurdular. Şemdinli Dağ ve Komando Taburu bölgeye gelip karakolun güney doğusundaki Karacadağ üzerinde bulunan PKK unsurlarıyla çatışmaya girmişti. Asıl saldırı grubu batıya Ormancık Basyan istikametinden Kuzey Irak'a geçmeye çalışıyordu. Şemdinli Çayı (Küçük Zap)'nın Türk topraklarından çıkıp Irak'ta akmaya başladığı yerde, güneyden gelen Piyade Taburu ile kuzeyden gelen 4. Dağ ve Komando Taburu kaçan ana grubu önce bizim topraklarda sonra da Irak arazisinde takip etti. Gözden kaybolmak için girdikleri, ateşlere karşı koruması olmayan çardak gibi bir yerde kobralar bunları yakaladı ve orayı tepelerine çökertti. Bu takip üç gün sürdü. Karakol civarı, Karacadağ ve Irak'ın Basyan Vadisi'nde toplam 54 terörist ölü ele geçti. Karakolda ikisi astsubay, on üçü erbaş ve er 15 şehit vardı. Beş askeri de karakolun içinden alıp yanlarında götürmüşlerdi.

Karakol binasında roket ve havan atışlarından büyük tahribat vardı. Bu saldırıda bir kurnazlık görünüyordu. Hakurk tarafından gelinmiş, Hacıbey Çayı ve 3300 metrelik Karadağ bloğu geçilmiş, fakat kaçarken geldikleri yön değil, Kuzey Irak'a kolay geçiş olan Basyan-Ormancık, Küçük Zap Vadisi kullanılmıştı. Çünkü diğer istikametten kaçmaya kalksalar, bu büyük bir risk olurdu.

Aynı gün bunun sebebi de anlaşıldı. Eski Hakkari sorumlusu, Suriyeli Topal Nasır (kod Halat) yeniden bölgeye gelip sahneye çıkmıştı.
Saldırıyı 100 kişilik bir PKK grubu yapmıştı ve bu 100 kişinin 36'sı PKK tarafından verilen para karşılığı eyleme katılan peşmergelerdi. Ölü olarak ele geçirilenlerin bir kısmı da peşmergeydi.

Şemdinli Dağ ve Komando Tabur Komutanı Yarbay Reha'nın bulunduğu yere gittim. Ceketinin sağ kolundan bilek ve elinin üst kısmına doğru kan akıyordu.

- Yaralandığından haberin var değil mi? dedim.
- Evet komutanım, ama burada olmadı. Şehidan Dağı'ndaki çarpışmalarda oldu. Malumunuz dün akşam döndük ve birkaç saat sonra da Ortaklar saldırısı başladı. Önemli olmayan bir sıyrık, sarmıştık. Sargıları gevşedi herhalde.
- Ben buralardayım. Sen git şunu bir doktora baktır. İleride başına iş açabilir.

Akşam Şemdinli'de kaldım. Hakkari İl Jandarma Alay Komutanı ve Şemdinli İlçe Bölük Komutanı 48 saat karakolda kalarak, Ortaklar'ın bina ve çevresini adam gibi bir şekle soktular.
18 Haziran günü Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanları Ortaklar Karakolunu ziyaret ettiler.

Bir ara Genelkurmay Başkanı:

- Osman Paşa burası derli toplu ve bakımlı bir karakol; sanki hiçbir şey olamamış gibi, dediler.
- Burasını iki gün içinde gece ve gündüz çalışarak bu hale getirdik. Yoksa tamamen harap haldeydi. Askerlerin kendilerini iyi ve moralli hissetmesi için şarttı, dedim.
Genelkurmay Başkanı bu bilgiyi Cumhurbaşkanı'nın kulağına arz etti. Karakol ve civarı gezildi. Askerlerle konuşuldu. PKK'lıların buraya nereden geldiği konusuna gelindiğinde söz aldım:
- Efendim bunlar, şu anda bulunduğumuz yerin güneyindeki araziyi, yani Irak topraklarını kullanarak geldiler. Ama gelenler İran kamplarının grupları, dedim. (Dilimin ucuna gelmesine rağmen, yani 25 gün önce gidip canlarına okuyamadığımız Jerma-Betkar kampındaki, 358 PKK'lının 60-70'i idi demedim. Henüz her şey gizliydi, bütün yazılı ve görsel basın da oradaydı. Olmaz ya; gene de İran sınırında başka bir fırsat doğabilirdi.)

Cumhurbaşkanı, "Generalim, bunun doğru olduğunu bilmem lazım", deyince:

- Sadece bu yıl için arz ediyorum. Mayıs ayının son haftasından beri doğu sınırlarımızda bulunan karakol ve köylere onlarca saldırıyı yapan ve bizimle de çarpışarak komşu devletin topraklarına kaçanlar; Hakkari'nin doğuda başka bir devletle sınırı olmadığı ve o devletin de adı İran olduğuna göre, daha neyi kanıtlayalım. Şu anda bu bölgede bulunan Dağ ve Komando Taburlarından biri de, üç gün önce Iran sınırından geçerek Durak Karakoluna saldıranlarla dört gün siyasi hudutta çarpışıp, kışlasına döndüğü gece de Ortaklar saldırısı üzerine buraya gelmiştir, dedim.
(İki yıldır verilebilecek yüzlerce örnek olmasına rağmen, sözü daha fazla uzatmak istemedim. Güneş hep doğudan doğar, batıdan batar kadar, aleni ve tabii bir şeyi anlatmanın alemi yoktu. Pratikte bize sağlayacağı bir şey de söz konusu değildi.) Heyet Ortaklar Karakolunda iki saat kadar kaldı ve oradan ayrıldı. Şemdinli'ye geçtim.

Tugay Komutan Yardımcısı, İl Jandarma ve Şemdinli Alay Komutanları ve Şemdinli'deki bir grup subayla bazı faaliyetleri konuşurken, İl Jandarma Alay Komutanı:

- Komutanım siz konuşurken beni ter ve ateş bastı, dedi.
- Niçin?
- Komutanım öyle bir ifade, ses tonu ve duruşla konuştunuz ki.
- Albayım, Cumhurbaşkanının Ortaklar saldırısından hemen sonra buraya gelmesi onun hassasiyetini gösterir. Ama 9O'lı yılların başından beri, bizim İran sınırında en güneydeki Alan Karakolundan en kuzeydeki Perihan Karakoluna kadar onlarca karakola yapılan saldırıları bu yıllar içerisinde görev yapan binlerce subay ve astsubay, onbinlerce asker kendi gözleriyle görmedi mi? Bu sınırın üzerinde çarpışılmadımı? Adamlar İran'daki kamplara kaçmadı mı? Bunlar uzak doğudan çıkıp İran topraklarının üzerinden uçup havadan karakollara, köylere, mezralara, yollara mı indiler? Şurada geçen yıllar, aylar ve yüz yüze kaldığımız durumlar ile insan hallerinden sonra Kutsal kitaplardaki; "şu dünya yaşamı bir oyun ve eğlencedir, bir süstür" sözü aklıma daha sık geliyor. Yoksa biz her şeyi çok mu ciddiye alıyoruz? Hepimiz ne yer, ne zaman, ne de koşul tanımadan, durup dinlenmeden, 24 saat koşturuyoruz. Ya bu gücü kendimizde bulamasak ne olacak? Vatan ve millet sevgisi ve bu iki sevginin besledi ği gurur var ya; dayanıklılığımızı artıran işte bu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: 1995 DÖNEMİNDE Hakkari ve Kuzey Irak Dağlarındaki Askerl

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 22:32

18 Haziran 1995 Sabah:

"İran'da 8 PKK kampı: Türk İstihbarat birimleri bölücü terör örgütü PKK'nın İran'daki kamplarının hepsini tespit etti."

19 Haziran 1995 Sabah:

"İran'a mesaj: Demirel dün aniden baskına uğrayan İran sınırlarındaki karakolları ziyaret etti ve Tahran yönetimine 'PKK'yi yok edin yoksa biz yok edeceğiz' uyarısı yaptı."

19 Haziran 1995 Hürriyet:

"Şehitlerin kanı yerde kalmıyor: Cuma günü sabaha karşı Ortaklar Karakoluna baskın yaparak 15 askerimizi şehit eden PKK'lı teröristlerden 23'ü daha ölü ele geçirildi. Böylece baskını gerçekleştiren teröristlerden öldürülenlerin sayısı 37'ye yükseldi.
PKK'lı teröristler tarafından Ortaklar'da şehit edilen askerlerden ikisi İzmir Kadıfekale Şehitliğinde toprağa verildi. Cenaze namazı sırasında sinir krizleri geçiren şehit yakınları törene partilerin gönderdiği çelenkleri istemeyip, gelenleri ters çevirdiler."

Şemdinli Ortaklar saldırısından beş gün sonra 21 Haziran saat 02:00'da Çukurca Pirinçeken Bölüğünün tertiplendiği, Uzundere köyünün güneyindeki Dağbaşı tepeye, Kuzey Irak Mezi-Karyaderi kampından 150 militanlı büyük bir grup saldırdı. Bölüğün bulunduğu Dağbaşı tepenin tamamını ateş altina alıp, uç kısımda bulunan bir timin içine de sızdılar. Pirinçeken Bölüğünün bulunduğu yerin hemen altında bulunan 5nci Dağ ve Komando Taburunun bazı timleri tepeye tırmanırken büyük kısmıyla da Dağbaşı'nın iki yanından geçip Irak'a çekilmeye çalışan PKK'lılarla çatışmaya girdi. Şafak sökerken Dağbaşı tepeye gittim. Saldırı büyük çaplı ve organize bir hareketti. Mevzilerindeki bölüğe açılan ateşin yoğunluğu şaşırtacak derecedeydi. Bu bölgede Tugayın bir havan kısmı vardı ve PKK militanlarından buraya kadar sızabilenler olduğundan mürettebat havan atı şlarını bırakıp piyade tüfekleriyle çarpışmaya girmek zorunda kalmışlardı. Gece, ilk yoğun ateş başladığında, Dağbaşı Tepe'nin üzerinde, dağ çadırında bulunan 5. Dağ ve Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet'in dışarı çıkmasından iki dakika sonra bulunduğu küçük çadır bir roketle vurulmuş; haritaları, pusula ve dürbünü paramparça olmuştu.

PKK saldırısında, büyük kısmı sızma yapılan mevzide olmak üzere 11 erbaş ve er şehit oldu, dört er yaralandı. Takip harekatı dahil 23 PKK militanı öldürüldü. 24 Haziran gecesi Jandarma Komando Tabur Komutanı Binbaşı Cengiz komutasında iki komando timi (34 asker) Çukurca ilçesinin tam altından Kuzey Irak'a keşif yapmak için sızdılar. İlçe merkezinin 5-6 kilometre güneyinde, gün ışırken 86 kişilik bir PKK grubunu, bazılarını çorba ve çay pişirmek için ateş yakarken, diğerlerini de uyurken yakaladı. PKK grubunu sadece bir komando timi görebiliyordu. Diğer tim bulunduğu yer itibariyle ateş edebilecek ve gözetleme yapacak durumda değildi.

PKK grubunu izleyebilen timdeki 17 asker tereddüt etmeden bir çanağın içindeki 86 PKK militanına ateş açtı. Militanlardan tek bir kişi 20 dakikadan önce karşı ateş açamadı. Ayakkabısını arayıp bir türlü bulamayan, yanında duran tüfeğini nerede diye arayanlar, oradaki bir ağacın gövdesi etrafında delirmiş gibi 15-20 kere dönüp duranlar. Birinci sınıf bir baskındı. Bağırtı ve çığlıkları çevredeki yükseltilerde yankılandı. Şok olmuşlardı. 18 ölü PKK militanını ilk darbeyi yedikleri yerde bırakıp diğer sağ kalanlar, ölü ve yaralılarla Şivi (Zap) kampı istikametinde kaçtılar.

"Çarpışmalar iki tarafın başındakilerin iradesidir. Muharebelerde; vazgeçmez, inatçı, pes etmez ve dayanıklı lider işin sonunu getirir."
Hakkari genelinde zaten yurt içinde yazlık ve kışlık kamp olmadığı gibi Haziran 1995 sonunda dağlarda dolaşan dişe dokunur herhangi bir PKK unsuru da yoktu. Artık İran toprakları veya Kuzey Irak'tan saldırıp hemen geldikleri yerlere kaçıyorlardı.

PKK'nın silahlı dağ kadrosu erimişti. Katılım yoktu. Halk desteğini büyük ölçüde çekmiş, milisler ise sanki güneş altında kalmış buz veya kar gibi gözle bile takip edilebilecek şekilde eriye eriye azalmıştı. İran ve Kuzey Irak'taki silahlı gruplar da birbirinden çok farklı yerlerden bir araya gelip birleşerek, tam bir eylem yapabilecek güce erişebiliyordu.

Aslında bu durumu sağlayan faktör de yeniden Hakkari bölgesinin sorumluluğuna getirilen Suriyeli Topal Nasır'dı. Tecrübesi ve kurnazlığı ile; bir noktada çabuk toparlama ve etkili çıkışlar yapmayı deniyordu.

Yapılacak olan şey; PKK'nın Kuzey Irak kamplarını kullanan silahlı gruplarının büyük bölümünü içine alacak tarzda geni ş alanları kapsayan baskın tarzında bir harekata girişmekti.

1 Temmuz 1995 gecesi, Şemdinli'nin Derecik bölgesi ile Çukurca'nın batısındaki Üzümlü karakolu arasında kalan, 160 kilometrelik sınır hattı üzerinden; beş Dağ ve Komando taburu, bir Jandarma Komando Taburu, bir Piyade Taburu ile Jandarma Özel Harekat Grubu, daha önce gizlice yaklaştıkları üslerden, havanın kararmasıyla birlikte, hızla Kuzey Irak'a sızmaya başladılar.

Ejder-2 harekat planı; Irak kamplarına kuzeyden güneye üç dağ ve komando, bir jandarma komando taburunun, doğudan batıya iki dağ ve komando ve bir piyade taburunun hücumunu içeriyordu. Harekatı biri 155 mm'lik ikisi 105 mm'lik, üç obüs bataryası ile iki dağ topçu bataryası, Tugay Havan Bölüğü ile kobra helikopterleri destekliyordu.

Ejder-2'nin tanımı şuydu: Daha çok şiddet. Daha çok derinlik. Ve hayalet birlikler.
Şemdinli'nin Derecik'deki Yeşilova Karakolu bölgesinden Irak'a giren taburlar, kuzeyde kalan Türkiye-Irak siyasi sınırının 40 kilometre daha altından, doğrudan Irak topraklarına girdiler. Sınırı geçtikleri noktalardan itibaren de 60 kilometrelik bir yürüyüşü yaparak Büyük ve Küçük Zap akarsularının birleşim yerindeki 'Suri' köyüne kadar ilerleyeceklerdi.

Ejder-2'nin nihai amacı, Kuzey Irak'taki 16.000 kilometre karelik alanda bulunan tüm PKK gruplarını bir daha işe yaramayacak hale getirecek şekilde yok etmekti. Harekatın gizliliği ve manevranın yarattığı baskın sebebiyle; Kuzey Irak'taki PKK grupları bizim nerelerde olduğumuz ve ne yapmak istediğimizi tam üç gün çözemediler.

Kışlanın doğu sınırına gidip roketlerin atıldığı araziye baktım. Roketlerin atış hızından, en az iki ve daha fazla roketatar yanyana gelip bir roketatar grubu meydan getirmeden, bu kadar roket bir dakikada atılamazdı. Bölge belliydi. Nereye doğru kaçabileceklerini tahmin etmek zor değildi. En az altı kişi olmalıydılar. Bulundukları bölge dümdüz edildi.

Sabaha karşı Harekat Şube Müdürü Binbaşı Ferhan:

- Komutanım her zaman ve her yerde de olabilirdi ama doğrudan size dönük bu üçüncü teşebbüs oldu.
- Ferhan bunlar muharebenin doğasında olan şeyler. Çelik çomak oynamıyoruz.
- Dışarıda oturduğunuz yeri nokta olarak nasıl bilebiliyorlar bunu bir türlü aklım almıyor komutanım.
- Ben size hep ne söylüyorum: "Gayrı nizami yapılan mücadelelerde, taşlar, kuşlar, koyunlar, ağaçlar, bulutlar dahil, canlı, cansız akla gelebilecek bütün varlıklar sizi gözetler". Senin sorunun somut cevabını merak ediyorsan söyleyeyim; bunu yapanlar "Çukurca'nın milisleri".
- Komutanım bu gece, şunların üzerine yapılan ateşin şiddetini ve yoğunluğunu görünce kendimi 2. Dünya Savaşı'na ait filmlerden birini izliyormuşum gibi sandım.
- Demek bu işler sadece 2. Dünya Savaşı'yla sınırlı değil.
16.000 kilometre karelik bir alanda bütün tabur, bölük ve ihtiyaç halinde yüzlerce tim komutanı ile görüşebilmek için Hakan Tepe'nin yanındaki Güven Dağı'na kurulan telsiz role istasyonundan birbiri ile konuşmakta güçlük çeken 30'a yakın PKK telsizi de istifade etmeye kalkışınca bu röleyi devreden çıkardık. İki kez Güven Dağı'ndaki bu röleye saldırdılar. Tesisin emniyetini sağlayan komando timleri hepsinin hakkından geldi.

Çatışmalar sırasında tim ve bölük komutanları, topçudan, havanlardan ve kobralardan hiçbir kitaba ve kurala sığmayacak ölçülerde, kendileri ile PKK'lilarm arasında 50-60 metre mesafe olmasına rağmen, ateş isteğinde bulundular. Ateş isteğinde bulunanların cesaretlerine eşdeğer bir güvenle de, topçular, havancılar ve kobralar bu istekleri tereddütsüz karşıladılar. Harekatın altıncı günü Amerika'da olan Barzani basın toplanüsı yapıp 'Türk Ordusu Kuzey Irak'ta PKK'lılar var diye, PKK ile hiç alakası olmayan köyleri yakıyor" diye bir beyanat verdi.

Köyler diye bahsettiği iki yerdi. Bu köylerde de Derecik bölgesinden Kuzey Irak'a giren 1. Dağ ve Komando Taburu ile Piyade Taburuna sağlık ocağı ve okulundan ateş açılmış, köyün girişinde pusu kurulmuştu. Bölge kendisinindi ama köyler PKK'nındı. Yandığı falan da yoktu. PKK bu iki köyü meskun mahal savunur gibi savunduğundan elbette tahribat olacaktı.

Ankara'dan yabancı gazetelerin temsilcilerinden oluşan bir grup gazeteci Çukurca'ya geldi. Aynı helikoptere ben de binip kendilerine havadan çatışmaları gösterdim. Şaşırdılar. Köyler yerinde duruyor fakat çatışmalar sürüyordu. "İsterseniz çatışmanın tam içine sizi indireyim yakından görün" dedim. Birbirleriyle görüştüler ve istemediler.

Her şeyi kendilerine hiç alışık olmadıkları gibi açık açık anlattım. Buna da şaşırdılar.
Her şeyin farkındaydılar. Fakat; beyinleri öyle bir doluydu ki, sanki biz karşı tarafın hakkı olan bir şeyi onlara vermiyorduk. Onlar da mecbur kalmış silaha sarılmışlardı. Bizim söylediklerimiz ve söyleyeceklerimize kulakları kapalı, gözleri de ne hayal ediyorsa, olanı değil hayal ettiğini görüyordu. Ama fayda sağladı. Harekat alanındakilerin kararlılığı onları ürküttü. Biz anlamayalım diye kendi aralarında, İngilizce konuşmadan Fransızca konuşmaya geçerek, 'uzaktan sandıklarıyla burada görünenlerin çok farklı olduğunu, PKK işinin sonu olmadığını' kısık sesle birbirlerine söylediler.

Harekatın yedinci günü, harekat yaptığımız alana güneydeki bir dağ yolundan beyaz renkli iki araç yaklaştı. Bunlar üzerinde Kızılhaç işareti olan iki ambulanstı. Olsa olsa uluslararası yardım kuruluşlarından birine ait olabilirlerdi. Çatışma yerlerinden dumanlar ateşler çıkarken göz göre göre geliyorlardı. Bilmedikleri ve tahmin edemedikleri şey, bizim birliklerin Irak'ın ne kadar derinliğinde olduğuydu. Güya gizlice geliyorlardı. Önlerine ve arkalarına ağır silahların mermileri düşmeye başlayınca paniklediler ve mecbur kalıp telsizleriyle konuşmaya başladılar. Kızılhaç ambulanslarmdakiler PKK militanlarıydı (belki sağlık personeli de vardı). Araçlar hızla geri dönüp güneye doğru Irak topraklarında kayboldu.

Ejder-2 Harekatı, benim görev sürem içerisinde Dağ ve Komando Tugayı ile Hakkari birliklerinin Kuzey Irak topraklarında farklı kuvvetlerle, değişik derinliklerde yaptığımız 23 operasyonun; altı büyük çaplısından biri ve sonuncusudur.
10 gün süren bu harekatta çatışma alanlarında ölü ele geçirilen PKK'lı sayısı 167'dir. Harekattan iki hafta sonra gelmeye başlayan bilgilerle durum netleşti. PKK'nın 204 ölüsü, 89 yaralısı vardı. Yaralıların büyük kısmı güneydeki şehirlerin hastanelerinde bulunuyordu.
Birliklerimizden bir subay, iki astsubay, on sekiz erbaş ve er olmak üzere, 21 şehit verdik.

Basında Ejder Harekatı:

7 Temmuz 1995 Sabah, 1nci sayfa başlıktan:


"Türk Ordusu dün Kuzey Irak'a girdi. Sürpriz baskında 57 terörist öldürüldü. Harekatın hazırlıkları son derece gizli tutuldu. Tuğgeneral Osman Pamukoğlu komutasındaki Dağ ve Komando Tugayı Kuzey Irak'a girdi. Geniş kapsamlı harekatta birlikler PKK'nın hiç beklemediği bir anda sınırı geçti ve teröristleri kampta uykularında vurdu. Harekatın haberi önceden sızmadığı için baskından beklenen sonuç sağlanabiliyor. Siyasi zeminlerde demokratik hakları genişletme çabaları sürer ve dış baskılar devam ederken Kuzey Irak'a yeniden gidilmesi Türkiye adına bir meydan okuma havasında sergileniyor."

7 Temmuz 1995 Hürriyet:

"Akıncılar PKK avında: Ağır silahlarla donatılmış akıncı timleri Kuzey Irak'a girdi. Askeri kaynaklar, Barzani'nin, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP)'nin yedi peşmerge köyünün yakıldığı iddiasının doğru olmadığını belirttiler. KDP, Türk Ordusunun harekat konusunda önceden yerel Kürt makamlarına bilgi vermediğini de belirterek, Türk Hükümetinden askerlerini Kuzey Irak'tan derhal geri çekmesini istedi."

7 Temmuz Milliyet:

"KDP: Türk Ordusu Irak'ta (Washington). KDP tarafından Washington'da yapılan ve ABD yönetimine iletilen yazılı açıklamada iki Türk Tugayının sınırları geçip Merga Sur bölgesinde Mezuri'ye doğru ilerlediklerini bildirildi. Yöredeki yedi köyün de topa tutulduğunu iddia etti."

8 Temmuz Sabah:

"Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kuzey Irak harekatı dün de devam etti. 42 terörist ölü ele geçti. Askeri kaynaklar harekatın devam edeceğini, harekata katılan personel sayısının da 3.000 komando olduğunu bildiriyorlar. Öte yandan harekat, Türkiye ile Irak Kürdistan Demokrat Partisi (KDP)'ni karşı karşıya getirdi. KDP kendilerine haber vermeden yapılan harekatı eleştirirken, Dışişleri Bakanlığı yerel güçlerin sorumluluklarını yerine getirmediğini, harekat bu nedenle ihtiyaç duyulduğunu açıkladılar."

10 Temmuz 1995 Milliyet:

"Harekatın bilançosu 127 PKK'lı öldürüldü. PKK'lıların üslendiği; Sigindar, Pendru, Mezi, Şivi, Basyan, Dizo, Benar, İzuahan, Muzuli ve Mergasor mıntıkaları Türk Silahlı Kuvvetlerinin denetimine girdi. Genelkurmay yabancı gazeteciler için operasyon bölgelerine özel gezi düzenledi. Tuğgeneral Osman Pamukoğlu Çukurca'da kendilerine açıklamalarda bulundu." "Gaziantep'li Göğebakan ailesi güney doğudaki PKK'yla mücadelede dört yılda altı şehit verdi. Aileden, Murat, Mustafa ve Bülent Göğebakan Hakkari'de şehit düştüler."

"Şehit cenazesinde Bakan yuhalandı: Hakkari Dağ ve Komando Tugayında 9 aylık askerken Kuzey Irak'ta şehit düşen Sakaryalı Kenan Şentürk için düzenlenen törende Milli Savunma Bakanı yuhalandı, askeri tören engellendi."

10 Temmuz 1995 Sabah:

"Terör yuvalan temizleniyor: Mehmetçik Kuzey Irak'taki operasyonlarda 110 teröristi ölü olarak ele geçirdi. Askerlerimiz terör yuvalarını birer birer temizliyor."

10 Temmuz 1995 Milliyet (Washington):

"ABD Harekat Bitmek Üzere: ABD yönetimi, Türk askerlerinin birkaç gün içinde Irak'tan geri çekileceği yönünde Ankara'dan güvence aldıklarını bildirdi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü sınır ötesi harekatın bitmek üzere olduğunu açıkladı.

Los Angeles Times gazetesi, Kuzey Irak Kürt örgütlerinin iddialarının aksine, sivil yerleşim birimlerinin büyük harekat alanının güneyinde kaldığını ve Türk askerinin ateşine hedef olmadığını duyurdu. Hugh Pope'un Kuzey Irak'tan gönderdiği haberde harekat komutanı Tuğgeneral Osman Pamukoğlu'nun değerlendirmeleri geniş yer aldı.

Pamukoğlu:

"Bizim bu topraklarda gözümüz yok. Yalnızca buradaki PKK militanlarını temizlemek istiyoruz. 60 gün içinde, sadece bu sınır şeridinden gerçekleşen 36 saldırıda 26 adamım öldü. Bütün gece boyunca her istikametten derinliklere ilerledik. Nerede olduğumuzu dahi çıkaramadan onları şaşkın bir haldeyken yakalayıp her yönden vurduk' diye anlattı."

13 Temmuz 1995 Hürriyet, 1nci sayfa başlıktan:

"Müthiş çocuklar: Gece yansı Kuzey Irak'a girerek nokta baskınlar yapan komandolar, müthiş bir gerilla taktiği ile PKK'ya ağır kayıplar verdirdi. 167 PKK'lı sessizce susturuldu. Müthiş komandolar, Kuzey Irak'ta yuvalanan hain örgütü imha etmek için 'Ejder' kod adlı harekatı gerçekleştirdiler. 167 PKK'lıyı öldüren komandolar geldikleri gibi sessizce geri çekildiler. Akıncı komandoları Kuzey Irak'a 40 kilometre kadar girerek PKK ile 30 sıcak temas sağladılar. Zaman zaman göğüs göğüse çarpışmalar meydana geldi.
Ejder Harekatını askeri uzmanlar askeri açıdan mükemmel olarak değerlendirip; 'Bu harekat, İngiliz komandolarının 2. Dünya Savaşı'ndaki operasyonları kadar başarılı' olarak kıymetlendirdiler.
Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Osman Pamukoğlu komutasında Kuzey Irak'a sızan akıncı komandolar bölgedeki kampları dört yandan kuşatıp altı gün boyunca ani baskınlar düzenleyerek PKK ile 30 kez sıcak temasa girip PKK'lıyı imha ettiler."

14 Temmuz 1995 Turkish Daily News:

"General Pamukoğlu 'PKK teröristlerinin Kuzey Irak'tan Şemdinli-Derecik ve Çukurca bölgelerine organize bir taarruz yapmak üzere olduklarını öğrendik, derhal onların etrafını çevirerek bizimle muharebeye girmeleri için zorladık. Hedefimiz bizzat teröristlerin kendileri idi. Onların 167'sini öldürdük. Sınırımızdan 40 kilometre derinliğe indik' diyerek sözlerine başlamıştır.. Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanı General Osman Pamukoğlu karakollara saldırıyı 'karakol baskını' olarak söyleyen gazetecileri uyararak, baskının, hazırlıksız ve beklenmedik bir anda olabileceğini ve emir ve komuta etti ği birliklerin hiçbirinde böyle bir şeyin asla olamayacağım belirterek, 'Şayet saldırının zamanı, istikameti ve kuvveti bilinmiyor ve siz de mevzilerinizde uyuyorsanız buna baskın diyebiliriz. Fakat, siz, teröristin saldırı zamanını, nereden geleceğini ve kuvvetini bilir ve ona karşı eller tetikte uyanık bir şekilde beklerseniz buna karakol baskını değil, saldırı denir' demiştir. General Pamukoğlu, Türk-İran sınırındaki karakollara da saldırı ve tacizlerin olduğunu ve PKK'nın İran'daki yuvalarını bildiklerini; 'Biz her şey için hazırız, İran'ın ne tedbir alacağını bekliyoruz, bakalım' diyerek sözlerini serzenişli bir ifade ile bitirmiştir."
Mayıs ayının ortalarındayken gelen atama emirlerine uygun olarak, Temmuz başında Hakkari'ye atanan 1.000 kadar subay ve astsubay birliklerine katılmıştı. Kara Kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanlı ğına mensup aynı miktardaki subay ve astsubay 13 Temmuz'dan itibaren Hakkari'den ayrıldılar.

4-28 Temmuz tarihleri arasında Hakkari genelinde PKK'nın 10 eylemi oldu. Ve bu eylemlerin sekizi de Türk-İran-Irak topraklarının birleşimindeki, sınırın köşe başındaki bölgede meydana geldi. 10 saldırı yerinde 1 subay, 16 asker şehit düştü. 31 PKK militanı öldürüldü.
16-30 Temmuz arasında Şemdinli ve Yüksekova bölgeleri daha geniş kapsamlı olmak üzere bütün yurt içi alanlarını didik didik edercesine,
mıntıka esasına göre operasyonlar yapıldı. Bulunan 52 PKK militanı imha edildi.

"Muharebelerde silahların sesinden başka hiçbir şey diğerinin benzeri değildir.
Taklitle olmaz, doğrusunu bilmekle olur.
Üstelik hiçbir taklidin şaheser olma şansı yoktur."

Temmuz'un ikinci haftasında gece yarısı Harekat Merkezinde Harekat Şube Müdürü Kurmay Binbaşı Ferhan, Lojistik Şube Müdürü Kurmay Binbaşı Necdet, İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Güngör çalışıyorduk.

Bir ara:

- Komutanım biz şu kısa sürede o kadar çok şey öğrendik ki zaman zaman siz fikrinizi söylemenize rağmen birkaç konu var onları sorabilir miyiz, dediler.
- Sorun bakalım, hâlâ görüşülüp konuşulamayan mesele mi kaldı?
- Komutanım biri bu askere alma sistemi. Kaç çeşit asker var şu anda; bedelli, 8 aylık, 18 aylık. Bunlar ne kadar doğru ve uygun? Hakkari'ye bile 8 aylık asker gelmeye başladı.
- Önce şunu söyleyeyim; Anayasa gereği Türk Silahlı Kuvvetlerinin harbe hazır olmasından Bakanlar Kurulu (Hükümet) Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne karşı sorumludur.

Bedelli sistemini son zamanlarında Osmanlı önce Türk ve Müslüman olmayanlara; bunları askere almıyoruz, silah ve malzemeye katkıları olsun diye uygulamıştır. Sonradan Türklere de tatbik ederken 1. Dünya Harbi öncesi Ermeni ve Rumları da askere almış, fakat fiyaskoyla bitmiştir. Ermeni asteğmen ve askerler silah ve mermileriyle karşı tarafa geçmiş, Rumlardan da amele taburları yapılmıştır. Vatan savunması görevi neyi gerektirir? Savaş sanatını öğrenmeyi. Bu sanatı öğretecek bireysel eğitim 3-4 haftada verilebilir ve alınabilir mi? Muharebenin ne olduğu ortada değil mi? Efendim, bunlar işlerini kaybederler, maddi zarara uğrarlar, eğitim kariyerleri yarım kalır. İnsanın yaşamının sıfır hattında gidip geldi ği bir faaliyette canın dışında her şeyini kaybetsen ne olur? Sonra ben okuyamadıysam bu benim yetenek eksikliğimden mi? Yoksa sosyal devletin işlevini yerine getirememesinden mi? Ben 18 ay askerlik yapıyorsam bunun sebebi ekonomik ve sosyal nedenlerden değil mi? Ne bedelli, ne de 8 aylık askerlik yapmanın eşitlik, adalet ve vicdani yönü yoktur. Anlamak da mümkün değildir. Siz bilmiyor musunuz, muharebe sahası daha çok işlenmiş kafa gerektirmiyor mu? Madem memleketin başı belada bu dönemde iyi eğitim yapanlar daha fazla silah altında tutulmalı. Efendim, genç nüfus fazla, vesaire gibi mazeretler statükoculuktan başka bir şey değildir. Sonra..

- Komutanım kusura bakmayın sözünüzü kestik biz de ikinci olarak nüfus ve mevcut fazlalıklarını soracaktık. Siz her zaman 'kalabalıklarla olmaz, başınızı kaldırıp gökyüzüne bakın; yırtıcılar yalnız, kargalar kalabalık uçar' dersiniz. Kalabalıklardan hoşlanmıyorsunuz.

- Bunun örneğini siz yaşayarak görüyorsunuz. Bu güne kadar biz her türlü harekatı kaç kişi ile yaptık? Azami 4000 askerle. Peki Hakkari'de kaç asker var? 23.000. Geri kalan 19.000 kişinin bunda kusuru yok. Onlara bir yerde dur diyorsun. O çocuklar da duruyor. Bizim için Hakkari'nin tamamında 4000 asker olsa ne fark eder? Adamların sayılan ve yerleri belli. Üstelik biz ele avuca sığmadığımız için zarar da veremiyorlar. Onları suya götürüp susuz getirmiyor muyuz? Bu iş için dokuz ayın çarşambalarını bir araya getirmeye ihtiyaç yok.
Size bir soru sorayım, ama cevabını da vereyim. Osmanlının kadrolu temel askeri gücü neydi? Yeniçerilerdi. Yükseliş dönemi dahil, bazı dönemler dışında Yeniçerilerin mevcudu 20.000'i geçmemiştir. Yeniçerilerden sonra kurulan Nizamı Cedidin mevcutları 48 ila 70 bin arasında değişmiştir. M.Ö. 1540'larda bugünkü anlamdaki ordu nizamı ilk kez Mısırlılarda görülür. Ve bugüne kadar dünyada sistematik bir şekilde altı askere alma usulü uygulanmıştır. En pahalı sistem de şu anda bizim uyguladığımızdır. Yani bütün ihtiyaçları devlet tarafından karşılanan sistem. Bu sistemde paranın yarısından fazlası da yeme içme, yatma kalkma, ayakkabı ve çoraba gider.

Bu da eski ve zamanı geçmiş bir düzendir. Genişleme, kalabalıklaşma, bu devrin ve geleceğin teşkilat yapısı değildir.
Muvazzaf ordu çelik çekirdek ve bilye gibi olacak. Mevcudu da bana göre 150-160 bini geçmemeli. Genel ve bölgesel bir savaş olacaksa bu 'yıldırım tipi' bir seferberlikle halkın katılımı ile olacaktır. Bu tip savaşlarda zaten 4-5 ay hazırlık yapılacaktır. Neyinize yetmiyor? Yeterki hazırlıklı olun.

Daha bitmedi. Ben 3 Temmuz 1993'de buraya geldiğimde bu mücadeleye bağlanan asker sayısı 185.000'di. PKK'lı sayısı bütün istihbarat örgütlerine göre 12.000'di. Şu anda 360.000 asker var ve PKK'lı sayısı da 5¬6 bine düştü. Neredeyse 60 askere 1 PKK'lı düşüyor.

Karakollardan birindeki askerin gece veya gündüz arazideki bir cismi yanlı ş algılaması sonucunda açılan ateşe birden bütün silahların katılmasıyla başlayan atışları diyelim 20 dakika sonra kestirebildiniz. Kesilmez ya. Giden para ne kadar biliyor musunuz? 13 milyar. Siz her halde şu anda 10-12 milyon maaş alıyorsunuz. Bu anlattığım örnek 60 küsur kışla ve karakolu olan Hakkari'de her gün kaç kere cereyan ediyor? Can pazarında elbette paranın canı cehenneme. Ama, bu da gidiyor işte.

Sonra bu coğrafyada, Persler, İskender, Roma, Selçuklu, Osmanlı ve Timur, hiçbir dönemde bu kadar asker bir arada olmamıştır. Uzatmayayım; asker alma sistemi ve süresi, hepsi birbirinin içindedir. Hızla zamana ve geleceğe göre düzenlenmelidir.

Bir de şu, ABD ve NATO ilkesi. Efendim "2 cephede savaşa girersek birinde taarruz ederken diğerinde savunmayı güçlü tutalım". Bundan sonra NATO ne işe yarar diye sorabilirsiniz. Siz sormadan ben söyleyeyim. Horozu çok olan köyde sabah olmaz. Bu güne kadar tam ve zamanında yaptığı bir eylem var mı? Bundan sonra da bezirgan olup pazarcılık yapar. Kim bizi 2 cephede savaşa sürükleyecek? Tırnağı olan başını kaşısın. Sovyetler'in dağılmasından 1.5 yıl geçmeden ABD bile 20 Tümeninin 8'ini lağvetti. Niye para harcasın? Bağımsızlığı kaybetmenin en kestirme yolu başkasının parasını sarf etmektir.

Siz benim teşkilatlanma konularındaki fikirlerimi biliyorsunuz. PKK mücadelesine seçilmiş subay ve astsubaylar dahil 20.000 asker yeter de artar. 4-6 ay özel eğitim yapacağız. Sonra bölgeye çıkıp 14 ayda dağları, vadileri, ormanları tertemiz edeceğiz. 5000'lik dört grup halinde çalışacağız. Helikopter ve dağ topçusu dışında da hiçbir şeye ihtiyaç yok. Bizim nerede, ne yapacağımıza şeytan bile akıl erdiremeyecek. PKK'nın hangi grubu bizi en az bekliyorsa onun karşısına çıkacağız. Diyelim bir sürü kurbağa var. Bütün hepsi altında kalsın diye heyula bir kayayı onların üzerinde tutmaya ne gerek var? Bazıları eziliyor, bazıları da kaya ve zemin arasındaki boşluklarda yaşıyor. Alırsın kuş lastiğini (sapanı) küçük çakıl taşlarıyla hepsini tek tek vurursun. Kayayı getirdin görürdün, yuvarladın, çevirdin; bu kadar emek, zaman ve bedele ne gerek var? Askerlik süresi bir savaşçının ne kadar zamanda yetiştirilebileceğini doğru ve tam tespitle mümkündür. Bu süre dört aydır. Dört ay sonra ne yaparsan yap. Pratik, alışkanlık kazandırır ama mükemmelleştirmez. Sekiz ay daha silah altında tutar, 12 ayda (bir yıl) terhis edersin. Size daha onlarca örnek verebilirim. Hem siz bunları yaşayarak görmüyor musunuz?

(1999 Ekim'inde Kıbrıs'ta Tümen Komutanı iken bir ödül töreni için Ankara'ya çağırılmıştım. Ayrılmadan önce Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş'i ziyaret ettim.

Kıbrıs ile ilgili konulardan sonra Komutan:

- Osman Paşa, sen terör uzmanı olarak ne önerirsin? PKK ile mücadelede nasıl bir teşkilat ve yöntem uygulayalım? dedi.
- Estağfurullah komutanım. Fakat ben bunu, malumlarınız her rütbe, her makam ve her seviyede yapılan toplantılarda defalarca arz ettim, anlattım. Gene arz edeyim. Bir kışla boşaltılıp bize verilsin. Subay ve astsubayları seçeceğiz. 4-6 ayda 15-20 bin kişilik bir birlik yetiştirelim. 14 ayda bölgeyi tertemiz yapalım. Kimseden hiçbir şey istemiyoruz. Sadece helikopter ve dağ topçularına ihtiyaç olacak. Zaten onlar da bölgede.
- Ben de bir eğitim merkezi açılmasını düşünüyorum.
- Komutanım bu mücadele tipinde karşı taraf için küçük birlik daha ürkütücüdür. Büyük birlikler hem daha fazla paça kaptırıyor hem de yaklaşmaları ağır ve gürültülü oluyor. Aslında çok sayıda askere hiçbir yerde gerek yok. Şu anda Kıbrıs'ta biz Rum Milli Muhafız Ordusundan üç misli daha fazla askerle duruyoruz. Ada, Anadolu'ya 70 mil, Yunanistan'ın en yakın adasına 540 mil mesafede. Kim kimden çekinip korkuyor? Biz mi Rumlardan, Rumlar mı bizden? Benim böyle bir durumu kabul etmem mümkün değil, dedim.)

Kurmaylardan biri:

- Komutanım gene af ve pişmanlık yasası meselesi çıktı ortaya, dedi.
- İki yılı aşkın zamanda bizim bölgede 202 PKK militanı kendiliğinden teslim oldu. Bunların 170 kadarını ben de sorguladım. Bu gelenler samimi. Fakat sizi bağışladık diye afla her haltı yiyenleri tekrar halkın arasına sokarsanız bu kurumaya yüz tutmuş tarlayı yeniden sulamaya benzer. Sonuçlarını görür, bedelini de millete ödetirsiniz. Sonra da "pişman olmakta geç kalındı, sayılmaz" dersiniz.
- Komutanım şimdi bir husus daha aklıma geldi. Bugüne kadar 23.000 kişiden bir kişiyi bile mahkemeye vermediniz. İntihar eden yok. Firar eden yok. İzinden geç dönen yok. Yaralıların bazıları iyileşmeden birliklerine koşuyor. Ne olursa olsun burada her tip insan var. Bizim bu sayının beşte birine dahi ulaşmayan eski birliklerimizde, üstelik normal garnizonlarda bunların hepsi oluyor. Siz de biliyorsunuz. Biz aslında bütün sebeplerini biliyoruz da, siz söyler misiniz, bu nasıl oluyor?
... bekliyorsunuz değil mi? Hayır Sadece içimden geldiği gibi hareket ediyorum.

Y Binbaşı Ferhan:

- Komutanım Hakkari ve Kuzey Irak kabartma haritasına hiç kıpırdamadan sekiz saat bakıyorsunuz. Yüzbaşı Güngör de bir kere f3 sa at hiç gözünüzü ayırmadan izlediğinizi görmüş.

T.C. K.K.K
DAĞ VE KOMANDO TUGAYI VE GÜVENLİK KOMUTANLIĞI
HAKKARİ
PER: 9234-434-95/ KONU: Şehitler Anıtı.
09 TEMMUZ 1995
SAYIN KOÇ AİLESİNE,

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Aziz Milletimizin bölünmez bütünlüğüne kasteden düşmanlarının .maşası olan bölücü terör örgütü PKK'ya karşı HAKKARİ coğrafyasında kahramanca mücadele veren Dağ ve Komd.Tug.Klığı emrinde görev yapan oğlunuz P. Er Abdül-kadir KOÇ; 06 MAYIS 1995 tarihinde "ŞEHİT" olmuş ve bir asker için rütbelerin en büyüğü olan ŞEHADET mertebesine ulaşmıştır. Bu Vatan ve bu Millet için genç yaşında canını esirgemeyen ve bu toprakları kanıyla sulayan kahraman evladımız ve di ğer evlatlarımızın anılarını sonsuza dek yaşatmak, bizlerin ve gelecek nesillerin daima hatırlamalarını sağlamak, adlarını ebedileştirmek maksadıyla ekte maket fotoğraflarını sunduğumuz şehitler anıtı, Dağ ve Komd.Tug.'nın ana kışlası olan Korg. BAŞYURT Kışlasında hakim ve görkemli bir tepede inşa edilmeye başlanmıştır. İnşaat faaliyetlerinin 30 TEMMUZ 1995 tarihinde bitirilmesi planlanmıştır.
"Canını Vermek Uğruna Silahını Bırakmayan, Göğsünden Akan Kanla Vatanını Sulayan, Yeşeren Bu Topraklarda Güneşi Doğuranlar Anısına" yapılacak "Adları ile Güneşi Yükseltenler Anıtı "nm üst platformunda oğlunuzun ismi mermer bloklara kazınmış olarak diğer şehit arkadaşlarının isimleri ile birlikte yer alacaktır. Anıtın ön platformunda ekte gönderilen "Komando Olmak Onurumdur" şiiri ile "İstiklal Marşı"mız mermer bloklara kazınmış olarak bulunacaktır. Bu vesile ile değerli ailenize tekrar başsağlığı diler, saygılar sunarım.

Osman PAMUKOĞLU
Tuğgeneral
Dağ ve Komando Tugayı
ve Hakkari Güvenlik Komutanı

"Umutsuzluk insan iradesini felç eder. Toplumu sararsa korkmak gerekir." 1-20 Ağustos tarihleri arasında PKK'nın sınır hatlarında, uzaktan ateş açma şeklinde eylemleri oldu. Çıkan çatışma ve yürütülen takipler sonucunda üç asker şehit oldu, 24 PKK'lı öldürüldü.
2 Ağustos günü öğleden sonra Tugayın kışlasındaki piste bir sivil helikopter indi. Kısa bir süre sonra da emir astsubayı MİT görevlisi üç kişinin ziyaret için geldiklerini söyledi.
Gelenler Milli İstihbarat Teşkilatı Van Bölge Müdürü ve iki yardımcısıydı.

Müdür çantasından büyük bir zarf çıkarıp uzattı ve:

- Komutanım sayın Müsteşarımızın size selam ve saygıları var, "Osman Paşa'nın aklında yanlış bir şey kalmasın" diyerek bu zarfı size gönderdiler, dedi.
- Ne bilgisi var bunun içinde?
- Biz malumatkar değiliz komutanım, dediler.
Zarfı açtım ve içindeki beş sayfalık notlan hızla okudum. Sonra, okumamın bitmesini sessizce bekleyen üç görevliye,
- Arkadaşlar eskiden ben de bütün insanlar gibi, bazı akıl almaz gibi görünen şeylere şaşırırdım. Hakkari'de yürüttüğümüz mücadele boyunca yaşadıklarımdan sonra, yeryüzünde insanlara ait hiçbir şey artık beni şaşırtamaz. Yazık, çok yazık. Tanrı bizim milletin yardımcısı olsun, dedim.

Biraz sohbet ettik, ayrıldılar. Beş sayfalık bilginin özeti şuydu: Kürdistan İşçi Partisi (PKK)'nin 5. Kongresi Şırnak ilinin 18-20 kilometre altında, Kuzey Irak'taki Haftanın kampında yapılmıştı.

Aynı bölgede, üç ayn noktada 500, 200 ve 50 kişi olarak; PKK'nın üst düzey yönetim ve grup liderlerinden 700 kişi toplanmıştı.
Haftanin'e gelişler 23 Kasım 1994'de başlamış, 26 Şubat 1995'de, en son grup ayrılmıştı. Toplantı 1,5 ay sürmüştü.
MİT bu büyük organizasyonu başından sonuna kadar, 22 ayrı tarihte 22 kez rapor edip bildirmişti.

İşin daha da ilginç tarafı 5. Kongreyi yapanlar da Türkiye Cumhuriyeti Devleti Haftanin'e bir harekat düzenler diye beklemişlerdi. Bundan daha doğal bir şey olamazdı. PKK'nın üst düzey kadrosundan 700 kişi burnumuzun dibindeki bir yerde 1,5 ay süren bir toplantı yapıyordu.

22 ayrı tarihte, 22 defa bu faaliyetin kendilerine bildirildiği makamlar şunlardı: Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Jandarma Genel Komutanlığı, Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı, Genelkurmay İç Güvenlik Harekat Merkezi.
İki kere de Diyarbakır'daki 2. Taktik Hava Kuvvetlerine bildirilmişti. Kurmayları çağırdım.

-Alın okuyun. Şu aylarca kafa yorduğumuz, uykusuz kaldığımız de-miyeceğim, zaten olmadığı için; biz Hakurk'ta burnumuzdan solurken, televizyonların haber bültenlerinde üst üste geçen, PKK'nın 5. Kongresi neymiş görün, dedim. Birkaç kez okudular ve sonra bana baktılar.
- Konuşmayacak mısınız? Dilinizi mi yuttunuz yoksa, dedim.

Harekat Şube Müdürü Binbaşı Ferhan:

- Komutanım ben 17 yıllık subayım. Hakkari'ye katılışımdan itibaren öğrendiklerimin yanında, geçen 17 yılda öğrendiklerim bir hiç kaldı, dedi.
- Ferhan barış koşullarında istersen 107 yıl üniforma giy. Asker olarak senin mesleki şansın bu mücadelede her metrekaresinde 24 saat devamlı fokurdayan bir geniş kazanın sıcak suyuna atlamış olman.

5 Ağustos'ta General - Amiral tayinleri açıklandı. Ankara'ya atanmıştım. Yerime de 30 Ağustos'tan itibaren Tuğgeneralliğe yükselecek olan devre arkadaşımız Tank Kurmay Albay rahmedi Tuncay Kavuncu atandı. (Tuncay Paşa yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak Hakkari'den döndükten bir yıl sonra rahmetli oldu.) Tuncay ile aramızda iki yıl olmasının sebebi; benim üstün sicil kıdemi ile mümtaz terfiimin bulunması ve general olma sırası geldiğinde de Tuncay'ın bir yıl gecikerek general olmasıydı.
Tuncay 16 Ağustos'ta katıldı. Benim de 20 Ağustos'ta emirler gereği ayrılmam gerekiyordu.

Tuncay'a; "Bak dostum sana söyleyeyim şu dört günde, Hakkari, Irak, İran, coğrafya, kamplar, düşman durumu, nizami olmayan muharebe taktikleri ve hatta kendimizi anlatmak ve göstermek kayıkla okyanusu dolaşmaya, taşıma suyla değirmeni döndürmeye benzer. Size buraya gelmeden bazı konular anlatılmıştır. İşe yarayıp yaramadığını kendin yaşayarak görürsün.

26 ay önceki Hakkari ile bugünkü Hakkari arasında, Hakkari dağlan değil, Himalayalar kadar fark var. Alt kadro tecrübelidir. Fakat şunu söylemek zorundayım; benim huyuma suyuma, usul ve yöntemlerime alışkındırlar. Türk topraklarındaki dağlarda Türk Milletine ve onun ordusuna kabadayılık yapılması bizi çılgına çevirip zıvanadan çıkartır. Asla müsamaha etmemelisin. 24 saat sırf PKK'yı düşüneceksin, hissedeceksin, hayal edeceksin, sezeceksin, doğaçlama yapacaksın. Gece 2-3 saat uykuyla yetineceksin. Ve bazen günlerce uyumamaya kendini alıştır. Muharebelere nerelerde başlanacak, ne kadar kuvvetle başlanacak, ne zaman ve niçin bitirilecek; bunların hepsi hakkında daha harekat başlamadan bir fikrin ve karar tasarın olacak.

Sana insan ruhları ile nasıl temas sağlayacağını anlatmaya kalkışmamın anlamı yok. Yalnız şunu söyleyeyim. Silahlı bir güç, disiplin ve otorite olmadan harekat alanında sevk ve idare edilemez.

En etkili muharebe taktiği hasma sürekli saldırmadır. Sonunda ne direnci, ne de gücü kalır. Tükenir, yorulur, biter. Kar, yağmur, dağ, orman, yurt içi, yurt dışı, karanlık, aydınlık, yaz, kış hiç fark etmez. Daha fazla hareket, daha fazla sürat, sürat, daima sürat olacak. Liderlik denilen şey benim için, her seviyedeki astın örnek davranışlar görerek kendilerinin de liderlerine benzemeye, onun hareketlerini yapmaya ve taklit etmeye çalışmasıdır. Bunun dışındaki her şey boş laftır.

Benim bütün anlattıklarımın çok fazla anlamı olmadığını bilmeme rağmen, gene de, usulen açıklamalıyım. Esas olan senin mizaç ve karakterin ile mesleki ehliyetindir. Dünya görüşünün ne olduğu ve serüven tutkunun olup olmadığı da buna dahil" dedim.
Benim yemekle pek aram olmadığı için, kahvaltı şöyle olmalı, şu şöyle yenmeli gibi şeylerle alakam yoktu. Fakat Tuncay gelince, ben de o misafir diye üç gün onunla birlikte kahvaltı yapmak durumunda kaldım.

Bu kahvaltılar sırasında Tuncay, kendisinde yüksek tansiyon bulunduğunu ve daha önce mide kanaması geçirmiş olduğunu söyleyince, artık hiçbir şeye şaşırmamaya kendimi alıştırmaya çalışırken, yapılan bu atamaya hayret etmemek mümkün değildi. "Allah selamet versin. Hâlâ her şeye üzülüyorum. Benim artık bu ruhtan kurtulmam lazım" dedim.

"İsimleriyle Güneşi Yükseltenler" Anıtı hakkında bilgi vermek için 623 şehit ailesine gönderdiğimiz yazıyı almaları üzerine, ailelerinden mektup, telgraf ve telefonlar geldi.

Kendisinin bir parçası olan evladını kaybeden anne ve babaların duygu, düşünce ve ruh hallerinin ne olduğunu göstermek için birkaç örnek aşağıdadır.

"Sayın paşam; Şehitler anıtı hakkında bilgiler veren kıymetli mektubunuzu aldık. Teşekkür ederiz. Sağ olun. Yüksek komutanız altındaki Dağ ve Komando Tugayına bağlı Yüksekova'daki İnci Dağ ve Komando Taburunda görev yaparken 26 Mayıs 1989'da PKK'ya karşı yapılan bir operasyonda oğlum Üsteğmen Macit Ağca şehit oldu. Oğlumla beraber bu vatan uğruna şehit olan evlatlarımızın anısına yaptırmakta olduğunuz Anıt, muhakkak ki Türk Milletinin kalbinde sonsuza kadar yaşatılmasının kanıtı olacaktır.

Biz şehit ailelerine unutulmadığımızı, acılarımızı paylaştığınızı, yanımızda olduğumuzu gösterip bizleri manen yücelttiniz. Muhterem paşam; arük şehitlerimiz bu muhteşem anıtla, vazifesini yapmış bir asker ve şehit olarak, nur içinde rahat uyuyabilirler. Paşam yaptırdığınız bu anıtla, Türk Milletinin gönüllerinde taht kurdunuz. Allah razı olsun. Saygılar sunarım." (Mektuba Üsteğmen Ağca'nın üniformalı resmi de iliştirilmişti.) İsmail Ağca Şehit Piyade Komando Üsteğmen Macit Ağca'nın babası Ağustos 1995, Ankara "Pek muhterem Tuğgeneralim Osman Pamukoğlu. Şehitler Anıtı hakkındaki değerli yazılarınızı saygı ile aldım. Duygularınıza, vatanperverliğinize, oğlum Şehit Jandarma Teğmen Nadir Ozan için takdirlerinize, şefkatinize, vefanıza minnettarım. Allah zatı alinizi korusun. Daha yüksek rütbelere, makamlara eriştirsin ki, biz millet olarak daha huzurlu ve rahat olalım.

Kahraman Tugayınız Kuzey Irak'a girip çok kısa sürede 160 PKK'lı-yı öldürerek, bu tip operasyonların nasıl kolaylıkla yapılabileceğini göstermiştir. İyi bir Türk Vatandaşı olarak sizi alkışlıyorum. Minnet duyuyorum. Bu Vatan ve üzerinde yaşayan insanlar için yorulan insanları tanıdıkça dünyalar benim oluyor. Türkiye'deki siyasilerin halini görüyorsunuz. Hiçbiri Vatan için bir fedakarlık yapmıyor. Baş olmak, başkan olmak peşindeler. İçerden ve dışardan milletimizi ve vatanımızı bölmek ve zayıf düşürmek için çalışanlar o kadar fazla ki, Türkiye hiç bu kadar bol düşmanla yüz yüze gelmemiştir.

Sayın generalim, üzüntülerimi takdir buyurun, beni bağışlayın. Ölüme katlanmak kolay değildir. Hele her türlü imana, kültüre, edebe sahip olan bir evladı 14 ay hasretten sonra göremeden, konuşamadan kaybetmek daha da güç ve acıdır. Minnetlerimi, şükranlarımı, saygılarımı arz ediyorum."
Şehit J. Teğmen Nadir Ozan'ın babası Turgut Ozan
Ağustos 1995, Elazığ
"Canım paşam
Can asker çocuklarım!... ...

Mayıs ayı, haber geldi:

- KAPIMIZA BAYRAK VE O'NUN HER ŞEYİ... ŞEHİT OLDUĞU HABERİ GELDİ... * Hala bitmeyen "KOR ATEŞ" yakıyor içimiz; Bilinmez ki, kör talih..
- Oğlumu - Alim'i - Alişim'i;
Buluverecek - Nedense boş artık benim "gülüm" yok...
- GECELER öyle yalnız, GÜNDÜZLER öyle cılız ki; Gel de bitmesini isteme DÜNYADAN AĞLAMA dur HADİ!..
Bizleri çok duygusallaştıran mektubunuzu aldım. Bu kadar İŞİNİZİN ARASINDA bile YAVRUMUN ADINA - çocuklarımızın adına...dikilen muhteşem ANIT için; ne kadar yazsam, ne kadar teşekkür-minnet-şükranlarımı göndersem karşılayamam. Ama "O ANA KALBİNİ" gönderdim. O'NUNLA SARIN; O'NUNLA yemyeşil edin toprağını.
- Artık bir can borcum vardı YARADANIMA
- Şimdi minnettarlığım var siz askerlerime!..
KOMANDO ANNESİNDEN İçime işleyen zifiri karanlıklar Beni benimle tutsak edemez; Zincirlerle sarılsa gündüzler Gülüp geçer benim can çocuklarım Onlara zor gelmez. Duman tüten bacalarımda leylekler;
Dizi dizi gelir yuva yaparlar; Onlarınkine çomak mı soktuk, Bu kötülükleri acep niye yaparlar.
- Aşın mı yok? Verir benim Alim.
- Çulun mu yok ? Üstünden pardösüsünü çıkarır O canlarım
Kahpelik beklememişlerdir Ata ocağında Düşmana, el vermiş; Can vermiş benim yavrularım Suçu bu mu ki acımadan
- Ey kahpe kurşunlar
Susmadı onlar, bakın her yerde varlar Size dar gelecek bu dağlar Hain ey arsız insanlar!..
Paşam!
Dinecek bu acılar değil mi?
Sizler, var oldukça,
Komandolar, yok edecek bu BELAYI...
Var olun siz;
Şehit yavrularımız İÇİN
HAYKIRIYORUZ..
"VATAN SAĞOLSUN"!..
Ruhları Şad olsun..."

"EŞREFPAŞA GÜLÜ" Komando Ali'nin
- Babası Mustafa, Annesi Berran
- Kardeşi Rıfat Özçilengir Ailesi Ağutos 1995, İzmir

"Bütün ülke uçurumun kenarındaydı, Ömrümüz pahasına onu kurtardık, Burada yatıyoruz şimdi."

20 Ağustos 1995 günü öğleden önce 2. Ordu Komutanının nezdinde Dağ ve Komando Tugayının Sancağını Tuncay Paşaya teslim ettim ve "İsimleriyle Güneşi Yükseltenler" Anıtının açılışını yaptık. Açılıştan önce, Anıt Ziyaret Defterinin ilk sayfasındaki metni; devir teslim töreninde bulunanlara okudum. "Bu anıt, Şehit Türk Askerleriyle, onların, 'Vatan Sağolsun' diyerek Türk Milletinin yüksek asaletini gösteren anne ve babalarının huzurunda, sonsuza dek saygı duruşunda bulunulmasını amaçlamaktadır."
Neden " İsimleriyle Güneşi Yükseltenler" tanımını kullandığımızı da;

"Anıt formuyla, şehitlerimizin ruhlarının göğe yükselişini sembolik anlamda yansıtır. Ziyaretçilere bu hissi yaşatarak, duygu ve düşüncelerini vatan için canını veren şehitlerimize yoğunlaştırıp, milleti bütünleştirici görevini mimari yapısıyla üstlenir. 11 metre yüksekliğinde iki ana kolon anıtı kavrayarak, şehitlerimizin isimleri ile birlikte yükselerek, ruhların göğe ulaşmasını ifade eder. Tepede ulaşılan alanda, şehit isimleri ile birlikte ışınsal açıdan kollarla ufuktan yükselmekte olan güneş tasvir edilmiştir" diye açıkladım.

9 Eylül 1995, Hürriyet:

"İlk Güneydoğu Anıtı: Güneşi Yükseltenler. Dağ ve Komando Tugayı ve Hakkari'deki birliklerin teröre karşı verdiği mücadelede şehit düşen 623 kahraman evladı, muhteşem bir yapıtla anıtlaştı. Şehit adlarının yazılı olduğu 11 metre yüksekliğindeki, "İsimleriyle Güneşi Yükseltenler" Anıtı, yüzde 25 meyilli, 2 bin metre karelik bir alanda inşa edildi.
Çanakkale ve Kıbrıs şehitlerinden sonra, Güneydoğu şehitleri de Hakkari Dağlan'nda ölümsüzleşü. Anıt iki ay gibi çok kısa bir sürede başlayıp bitirildi. Anıt Ağustos ayı sonunda görevini tamamlayarak Ankara'ya atanan Tuğgeneral Osman Pamukoğlu tarafından yaptırıldı.
Hakkari bölgesinde son 11 yılda şehit düşen, 28 subay, 21 astsubay, 574 erbaş ve erin rütbesi, adı, baba adı, doğum tarihi, memleketi, şehit olduğu tarih ve yer mermerler üzerine yazılmış durumda. Mermer plakalar üzerinde Atatürk'ün vecizeleri de bulunuyor. Bunlar arasında, 'Türk Milletinin çocuklarının kahramanlık ve fedakarlıklarına ölçü bulunamaz", "Bu memleket tarihte Türk'tü, halen de Türk'tür ve ebediyen Türk kalacaktır", "Dünyanın hiçbir ordusunda, yüreği senin kadar temiz ve sağlam askere rastlanmamıştır" vecizeleri dikkati çekiyor..
Şehitlerimiz için yapılan anıtın bir benzerini, ABD, Vietnam'da ölen askerleri için yapmıştı.".

Sancak devir teslimi ve Anıtın açılışında bulunan bütün misafirler saat 14:00'da kışladan ayrıldılar. Ben de bugün, 20 Ağustos saat l7:00'da Van'dan uçakla Ankara'ya dönecektim.

Saat 15:00'da; beremi, komando üniformamı ve botlarımı çıkarıp sivil elbiselerimi giydim. 26 ayda kaç elbise, kaç bere ve operasyon şapkası eskitmiştim tam sayılarını hatırlayamıyorum. Ama botlarımın sayısını biliyordum. Son giydiklerim 13'üncü botlarımdı. Çıkardıklarımın hepsini bir çantaya koyup emir astsubayına verdim.

Helikopter pistte hazır, vedalaşmak için subay ve astsubaylar pist girişinde yerlerini almışlardı. Karargah binasında çıkıp yürümeye başladım. Hava pırıl pırıldı ve kışlada çıt yoktu.

Birden kışlanın merkezi yayın sisteminden çalınan Plevne Marşı heryeri kapladı. Hakkari'nin etrafı yabancı topraklardaki PKK kampları ile çevrili olduğu için bazen subaylar; "Düşman Zap suyunu atladı, karakolları yokladı" diye kendi aralarında konuşurlardı. Şehitlerin yüzde 80'e yakını karakollardaydı. Karakol saldırılarında geceleyin tam haber alınamadığından ve güneş doğsun da çatışma yerine ulaşalım diye beklediğimden; 'karakollara" karşı bir hassasiyetim vardı. "Düşman Tuna'yı atladı. Karakolları yokladı" sözünden etkilenerek, duygusallaştım. Kimse beni bu şekilde görmemeliydi. Yürüyüşümü yavaşlatarak normal halime geçtim. Bütün subay ve astsubaylarla vedala-şıp, askerlere "Allahaısmarladık" dedim.

Helikoptere binerken emir astsubayına "pilotlara söyle, yükselince Şehitler Anıtının üzerinde bir tur atıp sonra kışladan ayrılsın' dedim. Helikopter, Anıtın üzerinde döne döne üç tur attı ve kuzeydeki Karadağ istikametinden Van'a doğru uçuşuna devam etti.
Selam Olsun

Selam olsun bizden güzel dünyaya Bahçelerde hâlâ güller açar mı 1 Selam olsun sonsuz güneşe, aya Işıklar, gölgeler suda oynar mı? Hepsi güzeldi kar, tipi, fırtına Günlerin geçişi ardı ardına. Hasretiz bir kanat şakırtısına Mavi gökte kuşlar yine uçar mı?
Uzak, çok uzağız şimdi ışıktan, Çocuk sesinden, gül ve sarmaşıktan, Dönmeyen gemiler olduk açıktan, Adımızı soran, arayan varmı?.. Ahmet Hamdi Tanpınar

Bu günkü durumumu merak ediyorsunuz?
Kaldır başını kan uykulardan!

"Ben sizinle sarmaş dolaş olmuşum dalgalar, Yükü boş gemilerin ardında gezemem, Doyurmaz artık beni bayraklar, bandıralar, Mahkum gemilerinin sularında yüzemem."
Arthur Rimbaud
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir