Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Etnik Gerilim Ve Milli Kültür

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

Etnik Gerilim Ve Milli Kültür

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 03:23

ETNİK GERİLİM ve MİLLİ KÜLTÜR

1999


Etnik gerilim; farklı etnik gruplar arasındaki karşıtlığın ya da etnik grupların devlete karşı tavırlarının, değişik düzeylerde tanımlanabilen sorun olarak yarattığı toplumsal huzursuzluktur. Söz konusu huzursuzluk hoşnutsuzluktan çatışmaya kadar varabilen tepkisel bir toplumsal tavırdır.
Etnik gerilim niteliğine ve şiddetine bağlı olarak toplumsal üretkenliği ve siyasi istikrarı etkilediği gibi, ekonomik gelişmeyi engeller, milli birlik ve beraberliği zedeler, ülkenin bütünlüğünü, tehdit edebilir. Bu nedenle, her düzeyde bir devlet sorunu olarak değerlendirilmesi gerekir.

Herhangi bir grup, kendi kültürel değerlerine saygısız karşıt genel bir tutumla karşılaştığında, dışlandığında, kendi kimliğine karşı ayırım yapıldığına inandığında, güven duygusunu yitirdiğinde, grup kimliğini tehdit altında gördüğünde ve bunlar gibi nedenlerle savunmadan saldırıya kadar değişebilen tepkisel tavırlar geliştirir.
Gruplar arası karşıtlığın çok farklı nedenleri olabilir. Örneğin bağnaz ortamlarda dini inanç farkı etnik gerilim nedenidir. Tarihsel Kürt-Ermeni, Alevi-Sünni, Müslüman, Hıristiyan, Süryani, Yezidi karşıtlıklarının temelinde bağnazlıktan kaynaklanan dini inanç çatışması mevcuttur.

Hoşgörüsüz, önyargılı, ayırımcı, güvensizlik, eşitsizlik ortamlarında etnik gerilim kaçınılmazdır.
Etnik gerilimin temel nedenlerinin ilke bazında demokrasi ve insan haklarına bağlı olması doğru bir kabuldür. Ancak, unutmamak gerekir ki, demokrasi ve insan hakları kuralsal kabullerden çok

bir "kültür" olgusu, yaşam biçimidir. Bu gerçeği gözardı ederek etnik gerilimin çözümünü "yazıyla hükme bağlanmış metinlerde" görmek yanlıştır.
Demokratik hak ve özgürlükler, topluma, bu hak ve özgürlükleri yapıcı bir şekilde yaşam tarzına dönüştürecek "kültürle" birlikte verilmedikçe etnik gerilime çözüm getirmezler. Hatta bazı durumlarda etnik gerilimi ülke için tehlikeli bir boyuta tırmandırabilirler.

Demokrasi ve insan hakları kurallardan önce kültürdür. Halkına demokrasi ve insan haklarını bir an önce sağlamakla yükümlü çağdaş bir devletin öncelikli görevi, şekli ilgilendiren, göstermelik yasalar çıkarmak değil, halkına demokrasi ve insan hakları kültürü vermektir. Kültür boyutuyla birlikte yaklaşılmadıkça etnik gerilime kuralsal demokratik hak ve özgürlüklerle çözüm getirmeyi ummak yanıltıcı ve riskli bir yaklaşımdır.

Bugün hayran olunan Batı, bugünkü düzeye erişebilmişse, bunu sadece demokrasi, insan hakları değil, ekonomik sistemlerini dahi bunları işler hale getiren kültür temellerine oturtarak başarmıştır. Ayrıca bu başarıyı bir sindirim sisteminin, özümleme prosesinin duyarlılığı esasıyla aşama aşama gerçekleştirmiştir.
Bugün her ileri ve uygar ülke, her biri ayrı ayrı kendine özgü uygulama ve aşamalardan geçerek bugünkü düzeye ulaşmışlardır.

Türkiyede demokrasi, insan hakları dahil her türlü olumlu gelişmeyi, aynen Batı gibi gerçekleştirmeye, kendi özgün şartları içinde aşamalandırmaya zorunludur. Aynen Batı'nın yaptığı gibi.
Türkiye üzerinde uluslararası bir otorite olan Prof. Dr. Bernard Lewis bu duyarlı konuyu sık sık dile getirmiş ve demokrasinin çok güçlü bir ilaç olduğunu, ancak dozunun ayarlanmaması halinde güçlü ilaçların da ölüme yol açtığım özenle hatırlatmış, vurgulamıştır.

Ayrıca, unutmamak gerekir ki, özgürlük insan için bir sorumluluktur. Kişinin, özgür iradesiyle karar vermesini, seçim yapmasını, sorumluluk almasını gerekli kılan bir haktır. Bu hakkın suistimal edilmemesi, toplumsal yarar yönünde kullanılabilmesi her şeyden önce bir nitelik, kültür meselesidir.

Dolayısıyla, demokratik hak ve özgürlükler kişi için aynı zamanda bir sorumluluktur. Demokrasi aynı zamanda en geniş anlamıyla sorumluluk rejimidir. Bu nedenle, çağdaş, bilimsel temellerde oluşturulacak ve halkını mutlu kılmayı esas alan milli kültür politikası, demokrasi, özgürlük ve insan haklarını kültür olarak da içeren bir program olarak anlaşılmalıdır. Ancak "milli" kelimesini bir "öcü" gibi algılayan, millilikle, ırkçılığı, şovenizmi bir türlü ayırt edemeyen bazı aydın kesimlerimiz, bu hayati konuda polita oluşturulamamasının başlıca sorumlularındandırlar. Milli demek bu millete, bu milletin kutsadığı değerlere saygılı olmak, milli sınırlar içindeki halkımızın mutluluğunu ve çıkarlarını gözetmektir. Evrensel değerleri de yoğuran milli zenginliklerdir. Batı'da milli kültür ve eğitim programı ve politikası olmayan tek bir ülke yoktur. Batı toplumları bugünkü mutluluklarını milli olarak ve milli kalarak sağlamışlardır.

Bugünkü terörün maddi ve manevi bedelinin en önemli nedenlerinden biri milli kültür ve milli eğitim politika ve programlarındaki eksiklikten öte, yanlışlardır.
Türkiye yıllardır ihmal ettiği milli kültür ve eğitim politikasını sağlam bir temele oturtmadıkça, bu politikaların alt yapı bilimlerinin değerini kavramadıkça, her zaman bir sorunu olacak ve bedel ödemeye devam edecektir.

PKK olayım temelde dış tahrik ve ekonomik sorunlardan kaynaklanan terör çerçevesinde de değerlendirmek gerekir. Ancak bugünkü terörün bir temel nedeninin de yıllardır ihmal edilen milli kültür politikasındaki yanlışlar olduğu hiç unutulmamalıdır.
Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da 14 yıldır süren, bugün düşük yoğunluklu savaş olarak tanımlanan terör olayı 30.000'den fazla insanımızın hayatına mal olmuştur. Ordumuz ve güvenlik güçlerimiz 5320 şehit vermiş, 4468 sivil vatandaşımız katledilmiştir. PKK terörünün bir yönüyle ifade edilen maddi faturası 100 milyar doların üstündedir. Bu meblağ dünyanın en büyük projelerinden biri olan GAP'ın maliyetinin üç katından fazladır. Ayrıca 2000'nin üzerinde okul terör nedeniyle kapalıdır. Bölgeye yatırımlar durmuştur. Kitlesel göç olayları, bölge halkını perişan etmiştir. Huzursuzluk nedeniyle üretkenlik düşmüş, işsizlik bunalım boyutuna ulaşmıştır.

Diğer yandan Batı ile olan ilişkilerimizde, ekonomik olsun, siyasi olsun; Kürt sorunu olarak dayatılan terör nedeniyle çok ciddi sorunlarla karşılaşmaktayız.
Ülke içinde bazı platformlarda terör siyasi istismar konusu yapılmakta, bazı sivil toplum örgütlerinin bilinçsiz, hatta maksatlı kışkırtmalarıyla toplumsal huzur milli birliktelik zedelenmektedir. Bilinçsiz ve bilgisiz ancak kamuoyu oluşturmada etkin konumda bulunan bazı aydın kesimlerin, bilim adamlarının, gazetecilerin, TV programcılarının, -medya mensuplarının- hatta siyasilerin sorumsuz yaklaşımlarıyla terör olayının etnik boyutu göz ardı edilerek ve PKK terörüyle kimlerin neyi amaçladığı adeta perdelenerek olay sadece Kürt sorununa dönüştürülmek istenmektedir.
PKK olayı başlangıçta Marksist-Leninist bir komünist temelle ortaya çıkmış, umursamazlık ve öngörüsüz siyasetçilerin yanlışlarıyla gelişmiş, ABD'nin Irak'a saldırısı sonucu PKK'ca ele geçirilen mühimmat ve silahla güçlenmiş, durumu fırsat bilen; özellikle Suriye'nin ve başta Yunanistan olmak üzere Türkiye'nin istikrarsızlığını çıkarları bakımından hayati gören Batılıların desteği ve bunlara İran'ın Ermenistan'ın katılmasıyla milli birlik ve bütünlüğü, vatanın bölünmezliğini tehdit eden boyuta ulaştırılmıştır.

PKK olayını 1970 öncelerine giden bir derinlikte ele almak, 1980 askeri müdahalesini zorunlu kılan sol-sağ çatışması görünümündeki olaylardaki gibi yine Batı'nın rolünü gö-zardı etmeden değerlendirmek gerekir.

Unutulmamalıdır ki Batı için "şark meselesi" bitmemiştir ve bitmeyecektir. Batı çıkarları uğruna Türkiye'yi istikrarsızlığa, güçsüzlüğe sürükleyebilecek her gelişmenin hem arkasında hem yanındadır. Batı için insan hakları, demokrasi ilkeleri ancak kendi toplumları için söz konusudur. Çıkarlarının söz konusu olduğu istisnasız her durumda ve de özellikle Türkiye konusunda bütün ideal değerler çifte standarta dönüşür. Türkiye'yi karıştırıp güçsüzleştirecek PKK ise Batı PKK'nın, yobazlıksa yobazlığın, sun'i demokrasi ise demokrasinin, tek yanlı insan haklarıysa, insan haklarının yanındadır. Dahası arkasındadır.

Terörle mücadelede bu gerçeğin sadece devlet tarafından kavranması yeterli değildir. Bu gerçek aydınıyla, bilim adamıyla, medyasıyla, siyasetçisiyle ve bunun kadar önemli olarak Türküyle Kürdüyle toplum tarafından kavranmadıkça terörle mücadelede beklenen sonuçların belirlenen süreçte başarıya ulaşması güçtür.

Türk milletinin göz bebeği, Atatürk ilke ve inkılaplarının, Cumhuriyetin, Laikliğin teminatı, Atatürk'ün ideali olan demokrasiyi gerçekleştirmenin en duyarlı gözeticisi ve 75 yıl içinde eğitimsiz, bağnaz bir toplumun bugünkü demokrasi seviyesine ulaşmasında dünyanın hiçbir ülkesinde görülemeyecek bir olgunlukla demokrat bir tutum sergilemiş olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin PKK terörünü çökertmekte gösterdiği başarı, siyasi kurumların, sivil toplum örgütlerinin, aydınların, bilim adamlarının, medyanın sorumsuz kesimlerinin aymazlıkları sürdükçe kalıcı olamaz.

İşte bu noktada bir defa daha tekrar etmek gerekir ki, doğru, ciddi bir milli kültür program ve politikası, sorumlu sivil güçlere ve kurumlara ve bizzat barışsever, birlikten yana halkımıza yön verecek en etkin temeldir.
Terörün iki önemli nedenlerinden biri Batı tahriki, ikincisi ekonomik sorunlardır. Bölgenin fakirliği, perişanlığı, eğitim sorunları, sağlık sorunları, işsizlik sorunları terörün bu bölgede yoğunlaşmasının başlıca nedenlerinden biridir.
Ancak bu noktada önemli bir sorunun cevabı verilmek zorundadır. Batı niçin başka bir bölgeyi, başka etnik grupları değil de bu bölgeyi hedef almıştır. Bunu sadece bölgenin ekonomik durumuyla, geri kalmışlığıyla açıklamak çok ciddi bir yanlıştır. Bu bölgeyi -başlangıç hatırlanırsa- Marksist, Leninist temelinde bir nedenle seçmiş olmasını kabul etmek de yanılgıdır. Bir defa bölge halkının çoğunluğu çok dindardır. Marksizm ise dini inkar eder. Marksizmin zafer için öngördüğü proleterya (işçi) ise bu bölgede hiç olmamıştır. Marksist Leninist temelin alt yapısı doğuda değil batıdadır. PKK'nm Marksist Leninist bir söylemle bölgede etkinlik sağlaması mümkün değildir ve mümkün olmamıştır ve zaman içinde bu söylem terkedilmiştir.

Sorunun temelinde; Türkiye üzerinde çıkar emelleri bulunan dış odakların bilinçli politikaları vardır. Hedef Türkiye'yi iktisaden ve siyaseten çökertmek, sonuçta bölerek, Orta Doğu'yu denetim altına almaktır. Elbette, hadisenin etnik boyutunu da göz ardı etmemek, gelecek için arzettiği tehlikeyi de görmek gerekir.
İlgililerin, ayrıca gözden kaçırmamaları gereken birçok veri mevcuttur. Bunlardan biri Kürt kimliğini temsil görünümü veren HADEP'in 1995 seçimlerinde % 4.2 oranında oy almış olmasıdır. Bu oyların içindeki Kürt olmayan oran yok sayılabilecek kadar azdır. Ve HADEP Batı'da da oy almaktadır. Oysa Batı'da terör yoktur. Eğer Doğu'daki HADEP'in Kürt oy oranı gerçekten "baskı" ve "çıkar" nedenleriyle düşükse durum daha düşündürücüdür. Ayrıca yine bazı basın verileri doğruysa HADEP'e verilen Kürt oylarının dağılımında "çok genç" grubun, öğrenci oranının "en yüksek" olması hadisenin etnik bir boyuta kaydığının göstergesidir.

Öcalan'ın İtalya'ya girmesi sonucu gelişen olaylarda HADEP'li bir kesim açıkça Öcalan'dan, dolayısıyla PKK'dan yana tavır koyma cesaretini gösterebilmiştir. Buna rağmen, bu tavır sonrası yapılan bir kamuoyu yoklamasında HADEP'in oylarını hala koruduğu görülmüştür. SONAR'ın yaptığı ve şirket yetkilisi Sn. Zeynep BAYRAKÇI'nın şifahen 28.12.1998'de tamamlandığını belirttiği kamuoyu araştırmasında HADEP'in oy oranı % 4A'tür Dağılımlı oy oranı ise % 6'dır. Bu oranlar bugüne kadar rastlanan en yüksek oranlardır. Bu terör olayının etnik kimlik boyutunun değerlendirilmesi bakımından önemlidir.
İtalya olayında PKK lideri A. Öcalan'dan yana açık tavır koymasına, PKK yanlısı bir tavır sergilemiş olmasına rağmen HADEP'in % 4.4 gibi bir oran yakalamış olması, tek bir anketin sonucudur diye küçümsenmemelidir. Üstelik dağılımlı oylarla bu oran % 6'dır. HADEP'in 1995 genel seçimlerindeki oy oram % 4.2 idi.

Özetle, PKK olayı etnik, sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi tüm boyutlarıyla değerlendirilmelidir. Bugünkü yaklaşım sürer ve ilgili kurum ve kuruluşlar sorumluluklarının boyutunu idrak etmez ve de özellikle kamuoyu oluşturmada etkin konumda olan sorumsuz ya da işbirlikçi unsurların sorunu sadece terörle özdeş Kürt meselesi haline getirmek, dahası etnik grupları tahrik yolundaki çabalarına seyirci kalınırsa, en azından uzun vadede terör konusunda ya da toplumsal barış konusunda, milli birlik konusunda daha ciddi sorunlarla karşılaşmak mümkün olabilir.
Bu konudaki yanılgı ve yanlışların temelinde yine milli kültür politikasındaki eksik ve ihmaller mevcuttur.

Etniklik de farklı algılama düzeylerinde değerlendirilmelidir. Etnik talepler bağımsızlık, özerklik, kültürel haklardan eğitim, yayın imkanına kadar değişebilecek farklılık gösterebilir.
Kürtlük meselesini bugün için, ciddi bir etnik gerilim konusu olarak benimseyen grup ne denli küçük olursa olsun, Batının usta ve ince arkalaması, ekonomik koşullar, siyasi istismar ve kamuoyu oluşturma tekelini elinde tutan dış güdümlü bir kısım etkin kesimin bilinçsiz ve sorumsuz tahrikleri ve birçok satılmış sivil toplum örgütünün gayretleriyle desteklenirse uzak olmayan bir gelecekte terörün başka boyutlara taşınabileceği unutulmaması gereken ciddi bir husustur. Terör ileride köklü siyasi talepler için bir adımdır.
Burada, milli kültür politikasının önemine değinmek gerekir.

Milli Kültür politikalarında yapılan yanlışların faturasının ekonomi biliminin reçeteleriyle ödenemeyeceği, sorunların askeri ya da güvenlik güçlerine güvenle hafife alınamayacağı gerçeği artık kavranmalıdır.

Milli kültür politikalarının temelini sosyal bilimler oluşturur. Türkiye bu bilimlerin değerini hiç anlamadı, zannetti ki ekonomi ve teknoloji her şeydir.
Milli Kültür politikalarının temeli bilime dayanmalıdır. Çünkü hakikat acı da olsa zaman içinde çözümün ve mutluluğun tek anahtarıdır. Kaldı ki Türkiye halkının etnik yapısında çok az ulusa nasip olacak sadece tarihsel değil ırki bağlar mevcuttur. Türkler, Kürtler, Çerkezler, Lazlar bin yıllık bir kaynaşmanın bütünleştiriciliğinden öte, bu kitapta çok açık verilerle ve batı kaynaklarıyla kanıtlandığı üzere antik çağlardan beri yakın "akrabadırlar." Üstelik bu "akrabalıklar" sürekli ve kesintisiz birliktelikle tek vücut kabul edilebilecek bir bütünleşmeye dönüşmüştür. Bu konuların hiçbirine bugüne kadar tarih kitaplarımızda yer verilmemiş, etniklik bir yandan tartışılması tabu bir konu haline getirilirken, diğer yandan konu bilgisiz, bilinçsiz, sorumsuz kesimlerin ülke, millet, vatan aleyhine tek yönlü beyin yıkama tekeline bırakılmıştır. Yıllarca bu sorumsuz grubun Türk halkının, Türk gençliğinin beyin yıkama eylemine seyirci kalınmıştır. Etnikliği tartışmayı kendilerine tabu kılanlar, kendilerine tabular koymakla kalmışlardır. Türklükten söz etmek adeta bir ayıp, bir suç haline getirilmiştir.

Türkiye; mevcut yapısıyla, etniklik tartışmasını hiç korkmadan gündeme getirmesinde yararı olan ender ülkelerdendir. Bilim ve tarih Türkiye'nin yanındadır. Ayrıca bu konuyu tabu olarak görüp susanlar, sorumsuz kesimin bugün beyin yıkama ameliyesinde eşsiz imkanlar ve kolaylıklar sağladıklarının farkında olmayacak kadar da gaflet içindedirler.
Türk halkı bir mozaik olmayıp, harikulade güzel yakınlıklara, bağlara sahip fevkalade "birbirinden" bir toplumdur. Bunu tarih, arkeoloji, bilim söylüyor.

Türk devletinin artık ertelememesi gereken zorunlu görev, bilimin sunduğu verileri milli kültür politikasında hayata geçirmektir.
Aydınlarımıza düşen görev milli kültür politikasının oluşturulmasında devlete katkı ve kültür politikasına sahip çıkmaktır.
Bugün terör için ödediğimiz bedelin önemli bölümü bu ihmal ve gafletin sonucudur.

Her şey, ekonomi de teknoloji de insan ve toplum unsuruna dayalı bir sonuçtur. Kültür ise insan ve toplumu yoğurup biçimlendiren temeldir. Bu temeldeki eksikliklerin yanlışların doğuracağı olumsuzluklar ekonomik ve teknolojik gelişmeyi engellemekle kalmaz, karşılaşılacak ağır maliyet sihirli zannedilen ekonomi biliminin reçeteleriyle de asla karşılanamaz.
Türkiye milli kültürü politikasının önem ve ciddiyetini kavrayıp, kültür politikalarının temelini yapılandırmakta vazgeçilmez olan sosyal bilimlerin değerini idrak etmedikçe sadece terör değil dış politika, güvenlik dahil pek çok konuda sorunlarını çözemez.

Bugün terör için ödenen bedel; binlerce vatan evladının şehadeti, binlerce gazinin acısı, binlerce ailenin gözyaşı, 100 milyarı aşan maddi kayıp her şeyden önce milli kültür politikasında ihmalden de öte yanlışlıkların faturasıdır.
Böylesine büyük bir yanlışın ve ihmalin müsebbipleri tarih ve milletimiz önünde sorumludurlar.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE'NİN ETNİK YAPISI
Yazar: Ali Tayyar Önder
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir