Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kurtuluş'un Çaresi: Son Harekat

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

Kurtuluş'un Çaresi: Son Harekat

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 03:43

Çare: Son Harekat

Yirminci yüzyılın başlarında ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları etkisiyle ortaya çıkan kutuplaşma 1. Dünya Savaşının temel faktörü oldu. Osmanlı İmparatorluğu Trablusgarp ve Balkan Savaşlarında yenilmiş, Doğu Trakya dışında Avrupa'daki bütün topraklarını kaybetmişti. Emperyalistler son Osmanlı topraklarını paylaşmak için anlaştılar tıpkı bugün Türkiye Cumhuriyeti'ni paylaşmak için anlaştıkları gibi.

Bu amaçla, Çanakkale'ye saldırdılar ama başaramadılar. 18 Mart 1915'te gerisin geriye gittiler. Ama bir amaçları vardı; Boğazlan almak, Osmanlı topraklarını paylaşmak, Anadolu'daki Türk varlığına son vermek ve kutsal toprakları ele geçirmek. Yeniden geldiler ve karşılarında yine Mustafa Kemal'i buldular, biz Türkleri buldular, ağır yenilgi aldılar ve yine gerisin geriye döndüler ama gelecek yüzyılda buluşmak için birbirlerine söz verdiler.

Aradan yıllar geçti. Geçen yıllarda yeni bir Türk devleti doğdu; Türkiye Cumhuriyeti. Türk, en aşağı yedi bin yıllık tarihinden aldığı güçle yeniden doğmuştu Anadolu'da. Yurtta Sulh Dünyada Sulh, dedi ve kimsenin toprağına göz dikmedi. Emperyalist güçler sözleştikleri gibi buluştular. Önce Ortadoğu'yu ele geçirdiler ve Türkiye'yi güneyden kuşattılar. 1947'de Yahudileri Filistin'e getirdiler ve topraklarını işgal ettiler.

Bu kez planları dini mezhep ve etnik köken farklılıkları temelinde bölge ülkelerini parçalamak ve bu taktikle Türk'ün varlığını yok etmekti. Eskisi gibi top tüfek yoktu, para vardı bir de siyaset. Amerika Büyük Orta Doğu Projesiyle bu plana destek verdi. Ardından Avrupa Birliği ülkeleri Haçlı zihni-yetiyle bu ihanet senaryosuna katıldı. Yıl 1991'i gösterirken Amerika fiilen Irak'a ve de Ortadoğu'ya askeri gücüyle girmişti. Tarih yeniden yazılmaya başlanmıştı artık.
Aşağıda okuyacağınız senaryo; işte bu ihanet oyununa karşı Türk'ün bekasını korumak isteyen vatan evlatlarının bugün ve gelecekte başvurması gereken ulusal bir harekatın senaryosudur. Bu senaryo askeri karargah etüt formatı esas alınarak yazılmıştır.

Son Harekatın Senaryosu

1. Mesele:


Türk'ün varlığını Anadolu ve kutsal topraklardan silmeyi amaçlayan Haçlı zihniyetine, Ortadoğu ve Hazar havzasındaki zengin petrol yataklarını ele geçirmeyi amaçlayan BOP işgaline ve Filistin topraklarını ele geçirerek bölgesel emperyalist bir güç olmayı amaçlayan Yahuda zihniyetine karşı Türk ulusunu, Türk vatanını ve Türk Bayrağını korumak ve Kıbrıs, Balkanlar, Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkaslardaki Türk varlığının çıkarlarını koruyabilecek bir güce erişebilmek için Türk ulusunun İkinci Kurtuluş Savaşı olarak tarihe geçecek olan Ulusal Harekatını başlatmaktır.

2. Faraziyeler:

A. (1) Dışişleri Bakanlığı'nca:


Başta AB ülkeleri olmak üzere Türk'ün tarihine ve milli menfaatlerine uygun bir dış politika uygulanarak bölücü ve yıkıcı örgüt mensuplarının yıllardır sürdürdüğü siyasi cephe faaliyetlerinin yok edileceği, diplomatik ve örtülü operasyonlarla ülkeye getirilip yargılanacağı, örgütün finansmanının kesileceği ve örgüte destek veren ülkelere karşı milli bir duruşun ortaya konacağı, (2) BOP ve Haçlı zihniyetine karşı gelecekte yapılacak olası bir topyekun harekatı destekleyecek şekilde bölgesel ve küresel düzeyde alternatif milli politikaların geliştirileceği,

B. İçişleri Bakanlığı'nca:

Başta PKK'nın siyasi kanadı durumundaki partilere, örgütün sözcülüğünü yapan belediye başkanlarına ve milislerine yasal işlem yapılacağı, İran ve Irak sınırlarında fiziki güvenlik önlemlerinin alınarak örgütsel geçişlerin önleneceği,

C. Adalet Bakanlığı'nca:

İmralı'da yatan Öcalan'ın etkisiz hale getirilerek tarihe gömüleceği, teröristlere destek veren ülkelere karşı uluslar arası arenada psikolojik harekat uygulanacağı, benzeri görülmedik bir şekilde eli kolu bağlanan güvenlik güçlerinin yetkilerinin iade edileceği,

D. Milli Savunma Bakanlığınca:

Olası bir topyekun harekata hazırlık maksadıyla seferberlik planlarının güncelleştirileceği ve harp silah ve araçlarının olası bir ambargo karşısında uygulanabilir temin ve geliştirme planlarının yapılacağı,

E. Milli Eğitim Bakanlığınca:

Yokluk ve yoksulluktan dolayı tarikat ve cemaatlerin eline geçmiş yurt ve pansiyonların millileştirileceği, Atatürkçü düşünce sistemiyle aklı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmeyi ve Türklük onur ve bilincinin çocuklarımız üzerinde yeniden tesis etmeyi amaçlayan milli eğitim programlarının yürürlüğe gireceği, Halkevleri ve Köy Enstitülerinin yeniden ve kapsamlı olarak açılacağı,

F. Ekonomiyle ilgili bakanlıklarca:

Amerika'da ortaya çıkması beklenen ekonomik krize karşı milli politikaların hazırlanacağı, halkımızı borçlandırmaya ve yoksullaştırmaya yönelik ekonomik programların terk edileceği, yerli malı üretimi ve yerli sanayinin gelişimi üzerine kurulu milli politikaların uygulamaya konulacağı, toprak reformunun güncel hale getirilerek feodal düzenin kaldırılacağı,

G. Başbakanlıkça:

Stratejik bir eylem planı yürürlüğe konularak dış politikada; AB ilişkilerinin askıya alınacağı, Kıbrıs sorununa Hatay gibi bir çözüm bulunacağı, dünyadaki Türk varlığını koruyacak küresel ölçekli milli bir politika geliştirileceği, iç politikada ise; halkımızın dini duygularıyla oynanmayacağı, cumhuriyetimizin temel değerleri ve Atatürkçü düşünce sistemi sosyal hukuk nizamının ülkenin her karış toprağında egemen olacağı farz ve kabul edilmiştir. Ancak mevcut siyasi iktidarın bu olasılıkları dikkate alması mümkün görülmediğinden, bu hususların Ulusal Harekat kapsamında gerçekleştirileceği farz ve kabul edilmiştir.

3. Meseleye Tesir Eden Hususlar:

A. Amerika:


demokrasi getireceği ve kitle imha silahlarının yok edileceği bahanesiyle 2003 yılında Irak'ı işgal etmiştir. Dört binin üstünde Amerikalının yanı sıra bir milyonun üzerinde Iraklı vatandaş ölmüş, milyonlarcası topraklarını terk etmek zorunda kalmıştır.

Amerika'nın stratejik ortağı Barzani ve Talabani'dir. Maksadı bölgenin insanları arasına nifak tohumu ekmektir. PKK taşeron örgütünü İran, Suriye, Irak ve Türkiye'ye karşı kullanmaya başlamıştır. BOP ile Amerika; bölge ülkelerini parçalama ve bölme projesini hayata geçirmiştir.

Amacı; bölgede yüzyıllar sürmesi düşünülen iç savaşların temelini atmak ve bu şekilde Ortadoğu ve Orta Asya ülkelerini ve zengin petrol yataklarını kontrol ve denetimi altına almaktır. Bu amaçla; PKK terör örgütü, Barzani ve Talabani, AB ülkeleri ve İsrail'i siyasi, askeri ve ekonomik yönden desteklemektedir. Bugünkü iktidar, "BOP'un eşbaş-kanlarmdan biriyiz, bu projede yapacak görevlerimiz var, Diyarbakır'ı merkez yapacağız", diyerek bu ihanet planın bir parçası olduğunu halkımıza ilan etmiştir.

B. İsrail:

Filistin ve Lübnan'ı işgal etmiş, her gün yüzlerce insanı katletmektedir. Yaşam için strateji planına uygun olarak bölge ülkeleri üzerinde dini mezhep ve etnik köken temelindeki ayrımcılık politikalarını sürdürmektedir.
Bu politika stratejik bir plana dönüştürülmüş ve Oded Yinon tarafından "80'li Yıllarda İsrail İçin Strateji"başlıklı makale ile açıklanmıştır. Ülkemizdeki işbirlikçi medya, AB, ABD ve İsrail'i kamuoyuna hoş göstermek maksadıyla haber, film, dizi, röportaj gibi çekimi ve yayınlarla kapsamlı bir psikolojik harekat yürütmektedir.

C. Avrupa Birliği:

Üyelik süreci altında mevcut siyasi otoritenin de kabulüyle ülkemize yönelik bölücü ve ayrıştırın faaliyetlerini hızla sürdürmektedir. Müslüman halkımızı Hıristiyanlaştırmak, Türk halkını sözde halklara bölmek, azınlık vakıf ve cemaatlerini ulusal yönetime ortak etmek ve anayurdumuzdan toprak koparmak maksadıyla istediği yasal düzenlemeleri siyasi otoritenin de desteğiyle yaptırmaktadır.

D. İran:

Bu güne kadar PKK'yı Türkiye'ye karşı kullanma çabası içerisinde olan İran, bu örgütün kendisine zarar verebileceğini anladıktan sonra teröristlerle mücadeleye başlamıştır. ABD, AB ve İsrail'in bölgesel emellerine karşı koymak ve kendi çıkarlarını koruyabilmek maksadıyla da Türkiye'ye destek çağrıları yapmaktadır.

E.

Siyasi otorite, başörtüsü bahanesiyle üniversite gençliğini birbirine düşürmüştür. Terörü, Kürt sorunu şeklinde tanımlayarak PKK terör örgütüne siyasi bir zemin hazırlamış ve örgütü legalleştirme çabaları içerisine girmiştir. Kimlik tartışmalarıyla siyasi otorite nerdeyse kardeşi kardeşe düşürmüş ve ulusu parçalanmanın eşiğine getirmiştir. Siyasi otorite, milli irade ve milli hükümet anlayışından uzak görünmektedir. Anayasa'nın verdiği yetkiyle görevini yapan ve hukuki varlığımızın teminatı olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı üzerine saldırıları yoğunlaştırmış ve nerdeyse demokratik kurumlan görev yapamaz hale getirmiştir. Türk milletinin gücünü temsil eden, Türk cumhuriyeti ve bekasının vazgeçilmez teminatı olan Türk ordusu üzerinde akla hayale gelmez iftira kampanyaları başlatılmış olup yıpratma gayretleri aralıksız sürdürülmektedir.

4. İnceleme:

A.

PKK terör örgütün ana üssü Kandil Dağı'nda olup Hakurk alanı da kontrolü altındadır. Sınırlarımızdaki kaçakçı patikaları örgütün denetimindedir. Örgüt beş on kişilik küçük gruplara ayrılmış, riski az mayınlama ve bombalama eylemlerini sürdürmekte ve her gün bir vatan evladı şehit olmaktadır. Avrupa'daki siyasi cephe faaliyetleri devam etmektedir. Siyasi otoritenin terörle mücadele stratejisi yoktur.

B.

Polis özel harekat mensupları çete suçlamasına maruz kalmıştır. Bu durum terörle mücadelede görevli aktörler üzerinde olumsuz bir psikolojik etki yaratmaktadır.

C.

Doğudaki aşiret reisleri durumu sessizce izlemektedir. Son gelişmeler PKK terör örgütü ve yandaşlarının Doğu'da otorite olacağı kanaatini uyandırdığından terör örgütü ve Barzani ile gizli görüşmelere başlamıştır. Geçici köy korucuları ise akıbetlerinin ne olacağının endişesi içerisindedir.

D.

Halkımız ise, son yıllarda teröristlerin baskısı altında kalmış, "acaba devlet kim ya da devlet nerede", diye kendisine sormaya başlamıştır. Halk yorgun ve biçaredir.

E.

İktidara sahip olanlar insanlarımızın dini duygularıyla oynamaya başlamış, türban, imam hatip, cumhurbaşkanlığı seçimi gibi hususları milletimize dert haline getirmiştir. Yaptıkları uygulamalara bakıldığında bu vatan, bu bayrak ve bu şehidin onların olmadığı yolunda halkımızda bir kanaat oluşmaya başlamıştır.

F.

Kahraman ordumuzun askerinin başına çuval geçirilmiş, asil komutanları çete suçlamalarına maruz bırakılmıştır. Danıştay hain saldırılara uğramıştır. Türk ordusunun bir piyade taburu alçakça saldırıya uğramış, 12 askerimiz şehit edilmiş, 8 askerimiz ise kaçırılmıştır. Çuval hadisesinde milli tavrımızı müzik notasına benzeten siyasi otoritenin başı halkımızın iradesini hiçe saymış ve Irak'a harekat yapmamıştır.

5. Sonuç:

A.


Terörle mücadele konusu uluslar arası kamuoyuna taşınmış ve topyekun mücadele kararı alınmıştır. Ancak, bu kararı alan ülkeler, mevcut teröristler arasında "senin teröristin, benim teröristim" şeklinde ayrım yapmış olduğundan uluslararası yasaların bir hükmü kalmamıştır.

B.

Orta doğuda uygulanacak Türk dış politikası belli değildir. İktidar sahiplerinde mücadele kararlığı ve milli bir duruş bugüne kadar gözlenmemiştir. İç politika uygulamaları ülkemizin varlığını ve bekasını tehdit eder hale gelmiştir.

C.

Amerika ve Talabani-Barzani kardeşler PKK teröristlerine destek vermektedir. Peşmerge Talabani ülkemize gelerek bu kutsal topraklara kirli ayağıyla basmış, Kürdistan açıklamasına siyasi otorite ikrar anlamında sükut etmiştir. Irak parçalanmış ve kuzeyde ulusal çıkarlarımıza aykırı olarak Kürt devleti kurulmuştur. Irak Türkmenlerinin varlığı yok olmak üzeredir.

D.

Katil örgüt başı İmralı'dan örgüte talimatlar göndermekte, siyasi kanadı DTP ise faaliyetlerini açık açık sürdürmektedir.

E.

Fiziki güvenlik kurulmadığı için İran ve Irak sınırlarımızda kaçakçılık faaliyetleri devam etmekte, katil ve hainler aldıkları haraçla örgütü finanse etmektedir.

F.

Terör yüzünden göç etmek zorunda kalan vatandaşlarımızın sorunlarıyla ilgilenilmediği için katil ve hainler kolaylıkla eleman temin edebilmektedir.

G.

AB'ye uyum diyerek göz göre göre bizi aldatan iktidar sahipleri polis ve jandarmamızın yetkilerini elinden almış, bu durum suçların artmasına yol açmıştır.

H.

Nereye harcandığı bilinmeyen dış borçlarımız, kime ve niye satıldığı bilinmeyen milli servetimiz nedeniyle Türk milleti bir borç batağına sokulmuş, ekonomik bağımsızlığımız yitirilmiştir.

I.

Türk Devleri iktidar sahiplerinin aymazlığı yüzünden bölgede otorite ve saygınlığını yitirmiştir. Türk Devleti caydırıcı gücünü de yitirmiştir. Peşmergeler ve PKK terör örgütü yandaşları açık açık Türk devletini tehdit etmektedir. Ülkenin bağımsızlığı, birlik ve bütünlüğü, cumhuriyetin temel değerleri, çocuklarımızın ve devletimizin geleceği ağır ve yakın bir
tehdit altındadır.

6. Teklifler:

A.


Bu iktidar sahipleriyle terörle mücadele edilemeyeceğini ancak ülke bizim, vatan bizim, bayrak bizim olduğu için iktidar sahiplerinin tutumu ne olursa olsun terörle mücadeleye devam edilmesinin gerektiğini,

B.

Irak'a yapılacak alışageldik bir sınır ötesi harekatla PKK'nın kahrolmayacağmı aksine Barzani'nin bölgesel bir lider olacağını, bu durumun birlik ve beraberlik ile üniter yapımıza bir tehdit olduğunu, ulusal bir harekatın kaçınılmaz olduğunu ve hedefinin de yedi bin yıllık Türk varlığının en batıdaki son bağımsız temsilcisi Türk devletini yaşatmak ve geleceğini teminat altına almak olması gerektiğini,

C.

Terörle mücadele için kendilerine görev verilmesini bekleyen özel timlerimizin derhal göreve sevk edilmelerini, yetkilerinin geri verilmesini,

D.

Türk milletinin insanca, bağımsız ve saygınca yaşatılması için gerekli ekonomik ve sosyal tedbirlerin alınmasını,

E.

AB ile ilişkilerin dondurularak gözden geçirilmesini, Kıbrıs sorununa Hatay ilimiz gibi bir çözüm bulunulmasını, 21 Şubat'ta başlayan kara harekatı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturmanın Ulusal Harekatın ayak sesleri olarak kabul edilmesini, harekatın hedefinin ise; Gazi Paşa'nın devrimlerini yurt sathına yaymak ve Türkiye'ye bu siyasi hedeflere ulaşabilecek gücü ve saygınlığı kazandırmak olması gerektiğini, bu harekata karşı çıkacak her gücün ise derhal etkisiz hale getirilmesini,

F.

İçine düştüğümüz bu vahim tablo karşısında politik arayışların bir çözüm getirmeyeceğini, siyasi hedeflerimizin ancak askeri güce başvurmak suretiyle elde edilebileceğini,

G.

Son yıllarda hasara ve zaafa uğratılan devlet yönetiminin en kısa zamanda Türk devletine yaraşır bir hale gelmesi için Ulusal Harekatın bugün ama yarından geç olmayan bir vakitte başlatılması görevini yerine getirmek, Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak için yemin etmiş olan demokratik kurum ve kuruluşların yetkililerine düşmektedir.

İşte son harekat budur; ülkemize yönelik iç ve dış tehditleri yok etmek, tamamlanamadığına inandığımız Atatürk devrimlerini ülke sathına yayıp Şemdinli'nin Yeşilova köyündeki Bekir'in evine kadar götürmektir.

Kaynakça
Kitap: SON HAREKAT
Yazar: Erdal Sarızeybek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kurtuluş'un Çaresi: Son Harekat

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 03:43

Son Sözlerimiz

Bizim için Şemdinli ayrı bir önem taşımaktadır çünkü devletin gücünü orada gördük biz, yönetenin acizliğine de ilk orada tanık olduk. PKK'lı teröristlerle orada tanıştık; ilk çatışma, ilk pusu, ilk mayın ve ilk karakol baskınlarının acılarına da orada katlandık. Yaşamımızın ilkleriyle tanıştığımız bu güzel ilçede halkın devletine nasıl sahip çıktığını, Mehmetçikle omuz omuza teröristlere karşı nasıl savaştığını gördük ve bu bizi derinden etkiledi. Şahit olduğumuz olayların acısına katlanmak zordur. Sizlerin bize emaneti olan vatan evlatlarını koruyamamış olmanın acısını çekiyoruz yıllardır. Bu acı bizi tahammülsüz yapıyor; acılarımızı görmez ve duymazdan gelen yönetene karşı duyulan öfke, bu öfkeden doğan bir tahammülsüzlük!

Yönetenin kayıtsızlığı bir yana, otoriteyi sağlamakla görevlilerin sorumluluklarını taşımak yerine kaçtıklarını görmek, "Aman sorun çıkmasın" diyerek saklandıklarını görmek bizim dünyamızı altüst ediyor. Tanık olduğunuz olaylar bir kaos ortamındaki yalnızlığımız ve çaresizliğimizin bir sonucudur. Otorite sandığımız devletin kollarına gözü kapalı atılmış olan bizler, çoğu kez Allah'la baş başa olduğumuzu düşünebilecek kadar yalnız ve çaresiz kaldık o yıllarda.

Askerliğe gönülden bağlı bir insanız biz. Devletin kutsallığına yürekten inanmışız. Devletin adamlarına hep inanmışız. Bize göre asker kutsal devletin sabırlı ve vefakar bir bekçisidir. Ama aklımızı karıştırıyorlar, çeliştiriyorlar bizi; bir yanda kutsal devlet, kutsal askerlik ve devlet adamları diğer yanda sorunlar karşısında yönetenlerin çaresizliği, belki de gafleti ve bundan zarar gören insanlar ve şehit olanlar. Biz, almış olduğumuz askeri eğitim gereği devletin çaresizliğini kabule yanaşmayan bir kişiliğe sahibiz. Bize göre devletin belirli bir tanımı yoktur; devlet kimi zaman sevgidir, kimi zaman otoritedir, kimi zaman bir nefestir yaşam veren, ama asla çaresizlik değildir. Uzun yıllar farkına varamadık bunun; devletin bir kurum olduğunu ve bu kurumu insanların yönettiğini, insanın hata yapabileceğini ve bu hatanın devlete mal edilemeyeceğini anlayamadık. Yıllar bize bu gerçeği kabule zorladı, zorladı ama devleti yönetenin hata yapabileceğini kabul edebilmek gene de zamanımızı aldı.

Bizim kabulümüzdür 80'li yıllarda terörün yönetenler için bir bilinmez olduğu. Bir bilinmeze karşı yürütülen mücadelede hatalar olması da doğaldır. 90'lı yılların ise bir önceki dönemde yapılmış hataların telafisiyle geçtiği de doğrudur. Ama 2000'li yıllarda bir bilinmeyeni olmayan terör karşısında, yönetenin milli bir duruş gösteremeyişini hata ile izah etmek mümkün değildir. Bu artık salt hatadan öte, bile bile vatan evlatlarını ölüme göndermek, bile bile doğudaki halkımızın çaresizliği üzerinden, şehitlerimiz üzerinden siyaset yapmak anlamına gelir ki, bu; Gazi Paşa cumhuriyetine karşı harekat olarak anlaşılır. Bu karşı harekatın hedefi de doğal olarak devlet olur, Türk devletini tüm anayasal kurum ve kuruluşlarıyla iş göremez hale getirmeye çalışmak olur ki, bu kabul edilemez!

Bizi bu şekil düşünmeye ve bu şekil keskin bir sorgulamaya iten yine Şemdinli'dir, orada yaşadığımız olaylardır. Biz, teröre çare bulması gerekenleri zamanı geldiğinde etrafımızda göremedik. Yalnızlığımızın yarattığı çaresizlik bizi devlet erkiyle adeta özdeşleştirdi. Anlık gelişen olaylar, her olayın ardındaki şehitler, samimi halkın çaresizliği bizi gücümüzün çok ötesinde kararlar almaya ve uygulamaya mecbur bıraktı. Beklemediğimiz bir anda kendimizi olayların içinde bulduk. İnisiyatifi elinde bulunduranın yaşama şansı olduğunu fark ettiğimizde, bunu sonuna kadar kullanmak zorunda kaldık, yaşamak için, yaşatmak için. Olaylar karşısında seçme şansımız hiç olmadı. Çare olmaya ve bulmaya çalıştık, ama çarenin biz olmadığımızı anlamak zaman aldı; çare biz değil devletti, devletin adamıydı büyük ve de güçlü olan.

Devletin adamı saygındır, onurludur. Devlet adamının asıl görevi halkına hizmet etmektir, refah ve huzurunu sağlamaktır, güvenli bir gelecek sunmaktır. Gerçek budur, bu olması gerekir ama ne yazık ki mevcut durum böyle değildir. Bir ömür boyunca bize öğretilenlerle yaşadıklarımız arasında gördüğümüz derin uçurum, bizi bir sorgu denizine itmiş ve elimizde olmaksızın tüm yönetenleri sorgular hale getirmiştir. Amacımız kimseyi suçlamak değildir, ama çaresiz insanların yaşamları üzerinden yapılan siyasete de karşıyız. Yöneten, insan yaşamı ve geleceğiyle ilgili sorumluluğunu taşımalıdır. Taşıyamıyorsa yiğitçe koltuğu bırakmalıdır.

Bununla birlikte yöneten, ülkemizin insanlarını ve bekasını bilerek aldığı kararlarla her türlü tehdide açık hale getiriyorsa, bunun hesabını da Türk ulusuna vermelidir. O vermek istemese de yaptığı yanına kalmamalıdır, bu hesap bir gün sorulmalıdır. Bugün içinde bulunduğumuz süreç budur. Demokrasinin kutsal değerlerini öne sürerek demokrasiyi işlemez hale getirmeye çalışmak, insanlık değerleriyle bağdaşmaz ve bu aşamadan sonra gelinen nokta sözün bittiği yer olur.
Huzur ve güvenliği sağlamak, bu mücadelede tavır almak ve kararlılık göstermek bir yönetim sorumluluğudur.

Bizi bu terör belasından kurtarmak ve kaynaklarımızı toplumun huzur, refah ve güvenliği için kullanmak yönetenin öncelikli görevidir. Terörle mücadele bir bütündür, askeri ve siyasi olarak ayrı ayrı ve birbirini desteklemeyen yöntemlerle sonuca ulaşılamaz. Otuz yıldır süren bu terörden kurtulabilmenin yegane yolu, Türkiye'nin gerçekleriyle örtüşen bir stratejik planın uygulamaya konulmasından geçmektedir. Bu plan; askeri operasyonlara yer vermenin yanı sıra ekonomi, sosyal ve hukuk alanlarında siyasi otoriteye düşen görev ve sorumlulukları da kapsamalıdır. Bu plan; tek merkezden yürütülmeli, kurumlar arası koordinasyonu sağlayacak otoriteler tesis etmelidir. Bu plan; ulusal olmalı, hükümetler değişse de plan güncelliğini korumalı ve ana fikrinden ayrılmamalıdır. Çünkü bu planın etkinliği, iç ve dış politikalarda gösterilecek olan değişmez bir kararlılık ve tavırlara bağlı olacaktır.

Geç kalmış sözlerdir bu sözler, bu söylenenler yıllar önce yapılmış olmalıydı ama yapmadılar, bize terörün karanlığına terk ettiler, çaresiz bıraktılar ama olsun, vakit henüz geç değil. Etliye sütlüye karışmayan, aman sorun çıkmasın diyerek olayların üstüne gitmeyen, ülkeye ve insana umutlu ve güvenli bir gelecek hazırlayamayan yöneticilerin devri kapanmıştır artık. Bugün içinde bulunduğumuz tehditler Osmanlı'nın son döneminde yaşanılan işgalden daha az ağır değildir. Gölgesinden korkan yöneticilerin bu ülkeye ve insanlarımıza bir faydası olamaz, olmamıştır da. Biz, devrin artık bir çılgınlar devri olduğunu, sözün bittiği yerde çılgın yöneticilerin artık iş başına gelmelerinin gerektiğini samimi bir dille anlatabilme gayreti ve umudu içerisindeyiz.
Bu kitabı hepimiz için yazdım; ülkemiz için, çocuklarımız, geleceğimiz için.

Sözlerim size, bir bayrak altında, bu güzel vatanda huzurlu ve güvenli yaşamak isteyenlere.
Sözlerim, bu yurdu ve cumhuriyeti korumak için yemin edenlere.
Sözlerim, her bir karışı şehit kanlarıyla sulanmış bu toprağın havasıyla suyuyla, alın teriyle, emeğiyle güç olanlara ama bu gücü kullanmayanlara.
Bu size son sözlerim.

Şemdinli'yi yazdım, kim olduğumuzu anlattım. Hesaplaşmayı yazdım, Mehmetçiği anlattım. İhaneti yazdım, siyaseti anlattım.
Ya Gazi Paşa Duyarsa dedim, ülkemize, toprağımıza ve insanımıza sahip çıkmamız gerektiği anlattım.
Şimdi bu Son Harekat; artık yolun sonuna geldiğimizi anlattım.

Sessiz, çaresiz ve tepkisiz kalamazsınız artık; kaybedilen geri gelmiyor, giden geri gelmiyor. Kararınızı verin; ya bu topraklara sahip çıkacağız ya da ATA yadigarı bu toprakların yavaş yavaş elimizden çıktığını göreceğiz. Geri adım atma şansımız yok, kalmadı artık; ya ülke bizim, insan bizim, toprak bizim diyeceğiz, ya da kimliği ve varlığı olmayan, ulusu olmayan, tarihi olmayan bir kalabalığa döneceğiz. İkinci seçenek bize göre değil, tarihimize yakışmaz, şehitlerimize yazık. İkinci seçenek Türk milletine göre değil; böyle görmedik biz, böyle bilmedik hiç.

Şimdi delilerin iş başı günüdür, gün; bir adım ileri atma günüdür.
Şimdi bize göre gün; artık sözün bittiği gündür.
Vasiyet ediyorum sizlere, ölürsem eğer beni Şemdinli'ye gömün. Hem de Konur vadisine, hemen Aktütün'ün altına.

Orada yeşil gözlü Yeşilbayırlı Numan yatar, Yeşilbayır'ın toprağında, beni onun yanına gömün. Kerem'e görev verin, Konur'un kahraman korucusu Kerem'e, beni ziyarete gelsin, bir Fatiha okusun Şehitlerimizin Ruhuna. Bilsin ki herkes, Şemdinli vatan toprağıdır ve bu topraklarda şehitlerimiz yatar.

Bakın Şeyh Edebali ne diyor:

"Ey Oğul!"

Haklı olduğunda mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler!" Deliler biziz işte başkası değil.
Son Harekatı yapacak da biziz, çocuklarımız değil.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir