Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Terörü Besleyen Bir Kaçakçılık

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

Terörü Besleyen Bir Kaçakçılık

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 03:34

Terörü Besleyen Bir Kaçakçılık

Küresel güçler bir yana, sorumsuz siyaset ve Barzani de bir yana, bir de kaçakçılık var kendi elimizle yaptığımız, yapılmasına göz yumduğumuz. Kaçakçılık sürüyor, on yıl önce de sürüyordu, elli yıl önce de, Kasr-ı Şirin'den bu yana sürüyor. Aslında ekonomik bir sorun bu ama çözmek için kimse tedbir almıyor. Almadığı için de teröristler kendilerine kaynak yaratıyor kaçaktan, kaçakçılıktan. Öyle bir durumuma geldik ki, ne geçmişe hesap sorabiliyoruz ne de bugüne. Kazanan biz hiç olmamışız, eskiden kaçakçılar kazanıyordu şimdi ise hem teröristler hem kaçakçılar, kaybeden ise hep biz. Bilmeyen varsa hala biz söyleyelim; terörün ana finans kaynağı kaçakçılıktır, kaçaktan aldığı haraçtır, hem haraç hem istihbarat teröriste kazandırır ama ne yazık ki bize de hep kaybettirir. Kimse söylemez bunu, kimse yazmaz, çünkü işlerine gelmez. Terörün özellikle Van-Hakkari-Şırnak üçgeninde bir kaçak ekonomisi yarattığını bizi yönetenler bilmez mi sanırsınız? Hepsi bilir ama söylemez. Bir yanda kaçakçılık yaşam bulabilmek için terörden destek alır, öte yanda terör kaçağı teşvik ederek kendine finans sağlar, ama kim söyleyecek bunu da, kim tedbir alacak, kimse söylemez! Kaçak ve terörün birlikte vurduğu halkımız yerli üretimden vazgeçerek ikisi arasında kendisine yer bulmaya çalışır, sınırı korumakla görevli askerimiz ise çözümü zor sorunlarla boğuşarak çile çeker ama dile gelmez bunlar, getirilmez de, çünkü acı çeken onlar değil, teröre kurban veren de onlar değil..

Terörle kaçağı birbiri ile ilişkilendirmek zorlu bir iştir ve aralarındaki organik bağı görüp çözümleyebilmek yıllar gerektirir. Kaçağın giriş ve çıkış patikaları ile terörün kampları arasındaki sistematiği kavrayabilmek için, her ikisi arasındaki yolu adımlamak, sınırdaş köylülerle tanışmak, bölge insanının yaşam koşullarını bilmek gerekir; arazi tecrübesi ister, belki de en önemlisi kaçak-terör-sınır-karakol dörtlüsünün analizini yapabilecek düzeyde bilgi birikimi ve yaşam tecrübesi ister. Terör ile kaçağın ortak noktası sınır boylarındaki buluşmalarıdır, karşılıklı çıkarlarıdır. Devlet otoritesindeki zaafın buluşturduğu bu iki ortağın karşındaki tek engel ise sınırı namus bilip görev yapan karakoldur. Bu gerçeği görmeden karakola saldırı eylemlerini yalnız terör gözlüğü ile analiz etmek, terörün ayrılmaz bir parçası durumundaki kaçakçılığı göz ardı etmektir. Kaçağı göz ardı etmek ise, bundan zarar gören çaresiz halkımızı ve sınırı korumaya çalışan askerimizi dikkate almayan ama buna karşılık terör ve kaçağı ranta dönüştürmek için çaba sarf eden bir siyasetin trajedisini tanımlar.

Ülkemizde kara sınırlarının korunması ve güvenliği 3497 Sayılı Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkında Kanun esaslarına göre yürütülmektedir. Anılan yasaya göre, kara sınırlarını korumak ve güvenliğini sağlamak görevi Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na ait olup, bu görev sınır birliklerince yerine getirilir. Ancak yasanın geçici 1. maddesiyle, "Doğu ve Güneydoğu sınırlarının korunması ve güvenliğinin sağlanması görevi Kara Kuvvetleri Komutanlığınca fiilen devir alınıncaya kadar 6815 sayılı Kanundan doğan görevlerin Jandarma Genel Komutanlığınca yerine getirilmesine devam olunur" hükmü getirildiğinden, sınır koruma görevi halen kara ve jandarma birliklerince müştereken yürütülür. Bu yasa kapsamında, karakol-sınır koruma sistematiği incelendiğinde; Başkale'yi içine alan Van kuzeyindeki İran sınırı kara kuvvetleri birliklerince, Yüksekova dahil Şemdinli ve Çukurca'yı içine alan Van güneyindeki İran-Irak sınırı ise jandarma sınır birliklerince korunmakta olduğu görülür.

Jandarmanın korumakla görevli olduğu sınırlar Van'ın kuzeyine oranla daha sarp, yüksek, engebeli bir araziden geçtiği ve engellik özelliğine sahip bir fiziki güvenlik sistemiyle desteklenmediği için jandarma çile çeker. Zorlu bir coğrafya içerisinde yer alan bu sınırlar birbiri ardına dizilmiş karakollardan çıkarılan asker gücüyle korunur, başka engel yoktur. Gerçeği itiraf etmek gerekirse; o coğrafyada ve o mevsim koşullarında fiziki güvenliği olmayan bu sınırların asker gücüyle korunması mümkün değildir, dolayısıyla terörist de kaçakçı da fırsatını bulduğu yerden sınırı geçer. Terörist, kaçakçı ve üçüncü ülkelerden gelen sığınmacıların illegal sınır geçişlerine ilişkin basında sıkça yer alan haberlere bir bakınız, doğru söylediğimizi göreceksiniz.

3497 Sayılı Yasa gereği, İran sınırını kuzeyden hareketle güneye doğru jandarmadan teslim almaya başlayan kara kuvvetleri birlikleri için sınır-karakol denkleminin bilinmeyeni yoktur; arazinin hakim noktalarında konuşlanmış birinci sınıf karakollar, sınır boyunu kontrol edebilecek güçte birinci sınıf araçlar ve uzman personeliyle bu birlikler bu denklemi kolayca çözümler. Sınır görevini kara kuvvetlerine devretmeyi bekleyen jandarma için ise, sınır-karakol ilişkisi çok bilinmeyenli ve çözümü zor bir denklem gibidir. Arazinin mahkumunda konuşlanmış ve cumhuriyetin ilk ve orta yıllarının izini taşıyan kapasitesi yetersiz karakollar, tehdidin ağırlığı nedeniyle merkezden yönetilen araçlar ve günün yirmi dört saati görevli personeliyle jandarma, bir yandan teröre öte yandan kaçağa karşı yaşam mücadelesi verir ama bunu kimse bilmez.

Kaçakçılık-sınır sistematiği açısından jandarma karakollarının konumlarına birebir bakıldığında ise; Yüksekova, Şemdinli ve Çukurca'daki karakollarının İran ve Irak'tan gelen ana kaçak yolları üzerinde bulunduğu görülür. Doğal yapısı gereği kaçak geçişlerini kolaylaştıran vadi ve dere tabanları ile patika yolları kapatacak şekilde konumlanmış karakollar, kaçakçılar için aşılması zor bir engel teşkil eder. Bu durum ise kaçağı teröre yönlendirir. Terör desteğiyle sınırı aşan mallar, başta uyuşturucu maddeler olmak üzere silah, hayvan ve akaryakıt olarak sıralanır. Kaçakçılığın değişmez kuralı gereği bu malların cins, miktar ve önceliğini arza sunulacağı yerdeki "fiyat ve talep" belirler ve ucuz olduğu yerden alınan kaçak mal, en kısa yoldan sınırı aşar ve yüksek değerle talep olan yerde satılır.

Van güneyi ile Şırnak doğusundaki sınırlarımızın korunması diğer bölgelere oranla daha zor olduğu için, doğal olarak kaçakçılık olayları da bu bölgede, yani; Hakkari-Van-Şırnak hattında yoğunlaşır. Arazinin sınır güvenliğini olumsuz etkilemesinin yanı sıra sınırdaş köylülerin arasındaki akrabalık ve aşiret ilişkilerinin varlığı bu yoğunluğu arttırır ve sınır hattı bir kaçak trafiğine dönüşür. Bulundukları yer itibariyle bir üçgeni anımsatan bu stratejik coğrafyada meydan gelen kaçak trafiğinin analizi, Başkale-Yüksekova-Şemdinli-Çukurca hattının yani Van-Şırnak-Hakkari üçgeninin cazip bir kaçakçılık bölgesi olduğunu açıkça gösterir.
Terör-sınır denkleminde çözüme terör kamplarından yola çıkarak ulaşmak soruna gerçekçi bir yaklaşım için en akılcı yoldur. ABD'nin "anlık istihbarat paylaşımı" söylemiyle başlayan hava harekatının hedef analizi, terör kamplarının fiziki varlığını kanıtlayan en önemli verilerdir. 16 Aralık 2007'de başlayıp günümüze kadar süregelen hava harekatının hedefleri; Irak kuzeyinde sırasıyla Hakurk, Basyan, Avaşin ve Zap alanlarında yerleşik terörist varlığını açıkça ortaya koyar. Bu terör yuvalarına arazinin coğrafyasından bakıldığında; Şemdinli-Çukurca sınır boyunun hemen güneyindeki Irak topraklarında yer aldıkları kolayca görülür. İran güvenlik kuvvetlerinin PKK terörüne karşı son günlerde giriştiği harekatın, Yüksekova'nın İran karşısına düşen topraklarda gerçekleşmiş olmasıyla Başkale ve Yüksekova da günümüz terör coğrafyasının içerisine çekilir. İran'a karşı cephesi olan bu iki ilçenin taşıdığı önemi ortaya çıkarabilmek için 90'lı yıllara giderek Şemdinli-Yüksekova hattını destekleyen Jer-ma terör kampı ile Yüksekova-Başkale hattını destekleyen Kelereş kampının sınır coğrafyasındaki yerini analiz etmek gerekir.

Üçlü sınır olarak bilinen ve Türkiye-İran-Irak sınırlarının birleştiği noktada bulunan Mezar Gediği, Türkiye'nin en Güneydoğu ucu olup Irak kuzeyindeki Hakurk ana kampının Türkiye'ye açılım noktası üzerinde bulunmaktadır. Bu noktadan kuzeye yani Yüksekova'ya doğru hareket edildiğinde, Çimen Dağı ile onun irili ufaklı uzantıları olan Dumanlı Dağ ve Kralın Kızı üzerinden geçerek yaklaşık altı saatlik bir yaya yürüyüşle Jerma'ya yani İran topraklarındaki ilk PKK yuvasına ulaşılır. Bu noktadan itibaren gene kuzeye doğru ve benzer bir arazi üzerinden yaya yürüyüşüyle Başkale sınırının karşısına düşen Kelereş terör yuvasına varılır. Mezar Gediğini çıkış noktası olarak kabul edersek, bu kez doğuya yani Çukurca'ya doğru dönüldüğünde ise sırasıyla Basyan, Avaşin ve Zap terör yuvalarının sınır boylarımızdaki yeri görülür. Terör yuvalarının sınır esas alınarak coğrafik sistematiğini bu bilgiler ışığında dikkatli iki bakışla çözebilirsiniz; birincisi; Hakurk ana kampı, buradan hareketle İran'a doğru birbiri ardına dizilmiş Jerma ve Kelereş kampları, ikincisi ise; Ha-kurk ana kampından çıkışla Çukurca'ya doğru birbiri ardına dizilmiş Basyan, Avaşin ve Zap kampları.

Teröristlerin yurt içine giriş için kullandığı kaçak patikalarının sınırda konuşlu jandarma karakolları tarafından kapatılmış oluşu nedeniyle bu kamplardan çıkan teröristlerin ilk olarak sınır jandarma karakollarına çatması arazi sistematiğinin doğal sonucudur. 90'lı yıllardaki Alan, Aktütün, Ortaklar, Derecik ve Samanlı jandarma karakollarına yapılan saldırılar bu düşüncelerimizi doğrulayan trajik örneklerdir. 9 Mayıs 2008'de meydana gelen Aktütün baskını da terör-sınır-karakol sistematiğini ortaya çıkaran güncel ve ders çıkarılmasını gerektiren tarihsel bir örneği teşkil eder. İşte arazi sistematiğinin terör-sınır-karakol üçlü anahtarıyla çözümü budur ve bu sistematik içerisinde yer alan terör kampları Şırnak-Van-Hakkari bölgesini sınırlardan itibaren kuşattığı için, bu stratejik üçgende terörle mücadele önem kazanır.

Kaçakçılık-terör sistematiğini açığa çıkarabilmek için terörist kampları ve sınır geçiş bölgeleri ile kaçakçıların yol güzergahlarının aynı coğrafik haritada yerli yerline konulması gerekir. Bu verilerle ortaya çıkan tablo her iki tehdit unsurunun Van-Şırnak-Hakkari sınır boylarında çakıştığını açıkça gösterir. Bu tabloya bir de jandarma karakollarının konuş yerleri eklendiğinde ise, terör-kaçak-sınır-karakol denkleminin fiziki boyutu gözler önüne serilir ve sınır koruma-kaçakçılığı önlemede jandarma karakollarının taşıdığı önem de kendiliğinden ortaya çıkar. Terör kamplarının yerleşim sistemati-ğiyle teröristler, Van-Hakkari-Şırnak coğrafyasını yabancı ülke topraklarından çevirir. Bu coğrafya aynı zamanda Van-Urumiye ve Erbil gibi kaçak çekim merkezlerine bağımlı olan kaçakçılık güzergahlarıyla da çevrilmiş durumdadır. Aynı yoldan geçen kaçakçı ile teröristin bir araya gelemeyeceğini düşünmek bu tablo içerisinde artık mümkün değildir. Bu buluşmanın temelinde karşılıklı çıkarlar yatar; para, haraç, mal, sözde vergi adı ne olursa olsun "çıkar birlikteliği" kaçakçıyı teröriste yanaştırır ve terörist kaçağın girişine yardım ederken, kaçakçı da teröriste maddi çıkar sağlamak suretiyle terörü finanse eder. Bu sistematiği 90'lı yıllarda çözümlemiş olan terörist, Irak ve İran sınırlarındaki tüm kaçak patikalarını kontrol altına alarak sözde bir gümrük teşkilatı kurmuş ve geçen her kaçaktan haraç almak suretiyle önemli bir finans kaynağı yaratmıştır. Kaçakçı için teröriste para vermek terörü finanse etmek anlamına gelmez, bunun adı "alışagelmiş rüşvet"tir. Terörist için kaçağın yurda girişi ya da çıkışı bir anlam taşımaz, önemli olan aldığı "haraç ya da gümrük" tür.

Ancak terör-kaçak arasındaki bu çıkar ilişkisi sınır-karakol sistematiğine büyük bir trajedi ile yansır; asker korkusu olmadan sınırı kolayca geçmek isteyen kaçakçılar teröristle anlaşır ve teröristin karakola taciz ateşi açmak ya da küçük çaplı saldırı düzenlemek şeklinde verdiği destek sonucu meydana gelen karmaşadan yararlanarak gece şartlarında kolayca sınırı aşar. Saldırı cüretini gösteremeyen terörist ise daha pasif yöntemler geliştirerek karakola giden yollara milislerin desteğiyle mayın döşer, mayından etkilenen karakol ise can derdine düşer ve bunun sonucunda sınır gözetiminde ortaya çıkan eksiklikler kaçakçılara yine yol açar. Şemdinli bölgesinin en önemli kaçak girişlerini kapatan Alan ile Samanlı jandarma karakollarına yapılan terör saldırıları bu gerçeğin trajik örneklerdir. Bu trajedi sınırı namus bilip korumaya çalışan askeri olumsuz etkilediği için "kaçakla uğraşanın karakolu basılır" nakaratıyla kulağı çınlar ve bu nakarat sınır boylarındaki karakollarda hala yankılanır durur.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in 1999 yılı Meclis tutanaklarına geçen "Değerli milletvekilleri, hayvan girişleri, başta Şemdinli, Yüksekova ve Başkale olmak üzere tüm İran ve Irak sınırları boyunca olmaktadır. Biraz önce de belirttiğim gibi, İran, Afganistan, Hindistan, Pakistan gibi ülkelerin hastalıklı hayvanları, İran ve Iraklı tüccarlar tarafından sınırlarımıza getirilmekte ve bazı Türk vatandaşları tarafından burada satın alınmaktadır. Bu hayvanlar yurda girişte, sınırlarımızın karşı tarafında PKK'nın üç beş kişiden oluşan gümrük merkezlerinden geçmekte, bu geçişte de PKK'ya, hayvan başına ödenen fiyatın yüzde 10-15'i oranında bir para ödenmektedir. Bu yolla, PKK'nın, sırf geçen yıl topladığı para mevcudu 30 trilyon lirayı aşmıştır. Özellikle, bölücü örgütün son yıllardaki finans kaynağı hayvan kaçakçılığıdır." şeklindeki sözleri terör-kaçak ilişkisinin açık bir kanıtıdır. "Bu finansmanı kesebilmenin yolu kaçakçılığı önlemekten geçer" şeklinde bir çözüm önerebilirisiniz ama bunu yapabilmek o kadar kolay değildir. Otuz yıldır terör ve terör destekli kaçakçılık olayları bölge halkının hayvancılığını yok olma düzeyine getirmiştir. Terörle mücadeleye yanlış bir yaklaşımla yaylaların köylülere yasaklanması hayvancılığa ikinci darbeyi vurmuştur. Yaylalarından yoksun kalan köylü "arıcılığı" da terk etmek zorunda kalmış, sınır ticareti söylemiyle İran'dan getirilen sebze ve meyveler bölgesel tarımı da olumsuz etkilemiştir. Tüm bu olumsuzluklara karşı siyaset yapıcıların alternatif çözümler üretmesi beklenirken halkımız kaderine terk edilmiş ve bu durum bir yandan terörü ateşlerken öte yandan halkı kaçakçılığa doğru sürüklemiştir.

Bugün, Van-Hakkari-Şırnak stratejik üçgeninde bir kaçak ekonomisi varlığını uzun yıllardır sürdürmektedir. Bu ekonomiden rant sağlayan kaçakçılar düzenin devamı için terörü, kaçaktan finans sağlayan teröristler de para kaybetmemek için kaçağı teşvik etmekte ve soruna gerçekçi bir yaklaşım-la çareler aranmadığından bu kısır döngü süregelmektedir. Terörün finans kaynağı olan kaçakçılığın önlenmesi şarttır ancak aynı şart, anılan kaçak ekonomisi yerine geçecek bir bölgesel ekonominin yaratılması için de geçerlidir. Bu ekonomik koşullar sağlanmadan kaçağa karşı tedbirler geliştirilmesi bir yandan terörü kışkırtacak öte yandan halkı çaresizliğin derinliğine itecektir. Bu durumda kaçak terörü teşvik edecek, sınırları zorlanan terör ise karakollara yönelecek, asker ve halk bu olumsuzlukların etkileyeceği birbirinden ayrılmaz iki hedef durumuna düşecektir. Terörü etkisiz hale getirebilmenin bir yolu da kaçakçılıkla mücadeleden geçmektedir ancak tek başına kaçakçılığın önlenmesi soruna çözüm getirmeyecektir. Alternatif ekonomiler yaşama geçirilmeli ve halkın kaçakçılık ilişkilerinden kaynaklanan terör bağlantısı kesilmelidir. Bölge halkının çaresizliği üzerinden siyasi rant sağlama peşinde olan siyaset yapıcıları artık bu gerçeği görmeli ve ulusal sorunlara ulusal çözümler üretmelidir ama nasıl ve kim yapacaktır bunu?

Kaynakça
Kitap: SON HAREKAT
Yazar: Erdal Sarızeybek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir