Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Irak'a Sınır Ötesi Harekat

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

Irak'a Sınır Ötesi Harekat

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 03:26

Irak'a Sınır Ötesi Harekat

Burası Zap vadisi; sol ucu Çukurca'ya açılır, yukarı giden ucu Avaşin çayı ile birleşir ve bir Dağlıca'ya gider vurur bir Aktütün'e gelir bizi vurur...

Koş, dedi kızım, baba koş, karadan birliklerimiz Irak'a giriyor:

"Türk Silahlı Kuvvetleri; yurtiçindeki operasyonlarına devam ederken, Irak'ın kuzeyinde üslenmiş PKK/KONGRA-GEL terör örgütü mensuplarını etkisiz kılmak ve bölgedeki örgütsel altyapıyı kullanılmaz hale getirmek maksadıyla, 21 Şubat 2008 günü saat 10:00-18:00 arasında, belirlenen hedefleri karada konuşlu uzun menzilli silahlar ve Hava Kuvvetlerine mensup uçaklar ile etkili bir şekilde vurmuştur.
Başarıyla icra edilen ateşle taarruzdan sonra, aynı gün saat 19:00'dan itibaren Hava Kuvvetleri ile desteklenen bir sınır ötesi kara harekatı başlatılmıştır. Bugüne kadar icra edilmiş olan hava operasyonlarının devamı niteliğindeki kara harekatının hedefi, PKK/KONGRA-GEL terör örgütü olup; sivillerin ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ne düşmanca bir harekette bulunmayan yerel unsurların harekattan olumsuz etkilenmemeleri için gerekli hassasiyetin gösterilmesine devam edilecektir.
İrak'ın toprak bütünlüğüne ve istikrarına özel bir önem veren Türk Silahlı Kuvvetleri, planlanan hedeflere ulaşılmasından sonra, en kısa zamanda yurtiçine dönecektir.
İcra edilen harekatın, bölgenin teröristler için kalıcı ve güvenli bir üs bölgesi olarak kullanılmasını önleyerek, Irak'ın istikrar ve iç barışına da katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir. Basın mensuplarının operasyon bölgelerine girmemeleri, kendi can güvenlikleri ve harekatın emniyeti açısından önem taşımaktadır.
Gerektiğinde kamuoyu ayrıca bilgilendirilecektir. Saygı ile duyurulur."

Yahuda medyasını anlamak o kadar kolay değil, hangi haberin ne amaçla verildiğini anlamak için aradan birkaç gün geçmesi gerekiyor. Medya elinde ne kadar görüntü var ise yayınlamaya başladı; tanklar, toplar, uçaklar, askerler. Kimi diyordu; yüz bin, kimi diyordu; onbin askerle harekat başladı, gerçeği anlamak çok zordu o görüntüler altında. Musul Kerkük'e girelim diyenler vardı, kimisi de Barzani'ye hesap sorulsun diyordu. Hükümet, kahraman ordumuz diyor, başka bir şey de yapmıyordu. Hani dedim, hani nerde Avrupa'daki teröristler? Hani nerde cirit atan 116 kişilik sözde lider kadro? Hani nerde bu PKK'nın finans kaynakları, para kasaları, arşivleri, yayın organları? Bunlara vurmadan nasıl örgüte darbe vuracaksınız siz, deyip kendime kızıp duruyordum. Bunlardan bahseden olmadı hiç, yine başa dönmüştük; dağlarda teröristle mücadele et ama yerdekileri görmezden gel!

AB ülkelerinde kök salmış PKK'nın siyasi cephesi ile kim mücadele edecekti? Kararlı bir dış politika gerekiyordu, bir diplomat ordusu görevlendirmek gerekiyordu, bunu kim yapacaktı? Mehmetçik Irak dağlarında şehit oluyor ama dışarıdaki teröristler rahat rahat faaliyetlerini sürdürüyordu. Peki ya DTP, deyip içimize bir baktım; PKK'nın siyasi kanadı DTP milletvekillerinin teröre destek kampanyalarını olanca hızıyla sürdürdüğünü gördüm. Savcılık soruşturma açmıştı ama dokunulmazlıkları olduğu için yargılanamıyorlardı. Kim kaldıracaktı bu dokunulmazlığı? Milisler sokakları alt üst ediyor, polis taşlanıyor, molotof şişeleri atılıyor ama hükümet tavır almıyor ve teröre karşı bir kararlı tutum göstermiyordu. Bu terör bitecek kökü kazınacak, eden cezasını bulacak diye kim söyleyecekti bize?

Harekat olanca hızıyla sürüyordu. Harekatın siyasi hedefi yoktu, hükümet bu konuda açıklama yapmıyordu. Dedim; herhalde gizlidir bize söylemiyorlar. Askeri hedef belliydi; PKK! Ama mesele çoktan PKK meselesini aşmıştı ama gören yok muydu bunu? Bu düşüncelerimizi anlatmalıydık, bu son bir harekat olacaktı bizim için; Barzani'yi de içine alacak, Gazi Paşa'nın devrimlerini Şemdinli'ye kadar götürecek son bir harekat, bunu söylemeliydik ve biz size aylar öncesi bunu söyledik.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı basın açıklamasıyla olası bir kara harekatı ülkemiz gündemine bir yıl önce taşınmıştı.

Hatırlanacağı üzere Orgeneral Büyükanıt Irak'a ilişkin şu açıklamada bulunmuştu:

"Bugün PKK'yı Kuzey Irak'tan, Kuzey Irak'ı Irak'ın bütününden ayrı düşünerek çözümler üretemezsiniz, hepsi birbiriyle organik ilişki içinde. Şu soruyu bana sorabilirsiniz: 'Peki Kuzey Irak'a bir operasyon yapılmalı mı?' Yapılmalı. Olayın iki boyutu var. Birincisi sadece asker olarak baktığım zaman, evet yapılmalı. Fayda sağlar mı? Evet, sağlar. Olayın ikinci boyutu, siyasi olaydır. Bir hudut ötesi operasyon yapılması için bir siyasi kararın ortaya çıkması lazım... Türkiye'nin başındaki bu belayı def etmek zorundayız. Çocuklarımıza bırakacağımız Türkiye'de bu terör belası olmamalıdır."

Aslında bu konuşma ile Ortadoğu'da uygulanması gereken Türk dış politikasının ana hatları ortaya konulmuş ve askeri harekatların bir siyasi hedefinin olması gerektiği de strateji uzmanlarına hatırlatılmıştı. Geç de olsa Irak kuzeyindeki PKK varlığına yönelik kara harekatı 21 Şubat 2008 saat 19.00'dan itibaren başlamış, 29 Şubat günü ise son bulmuştu. Harekat öncesi siyasi durum şuydu; artan terör olayları üzerine Irak'taki PKK varlığının etkisiz hale getirilmesi maksadıyla 5 Kasım'da Başkan Bush ile resmi bir görüşme yapan Başbakan Erdoğan, görüşme sonrası anlık istihbarat konsepti üzerinde mutabakata varıldığını açıklamış ve 1 Aralık 2007 tarihi itibariyle Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hava harekatı başlamıştı. Ancak salt askeri harekatın PKK terör örgütünü bitirmeyeceği aşikardı ve hava harekatıyla o arazi koşullarında terör örgütüne darbe vurmak da olası değildi. Peki, öyleyse bu harekat neden yapılmıştı?

Artan terör olaylarına karşı kamuoyunda yükselen ve sokağa taşan öfkeyi yatıştırmak harekatın birinci amacı olmuştur. Uzun yıllardır mücadeleyi sürdüren askerin hemen yanı başındaki teröriste müdahale edemeyişinden doğan kızgınlığını dindirmek ise harekatın bir başka amacıdır. Örgütün hareket serbestisini kısıtlamak, mayına karşı olası zayiatları önlemek ve baskın yapmak da amaçlar arasındadır. Bu harekatla Irak'ın dokunulmaz olmadığı ve PKK'nın da Irak'ta dokunulmaz olmadığı dünyaya gösterilmiştir. Türk Hava Kuvvetlerinin operasyon kabiliyeti sergilenmiş, dünyanın sayılı ordularınca yapılabilen böylesi bir harekatla Türk ordusunun gücü ispatlamıştır. Az ya da çok önemli değil, örgüte darbe vurulmuştur. Teröristlerin morali bozulmuş harekat inisiyatifi ele geçirilmiştir. Ayrıca, gelecekte olası bir harekatın altyapısı hazırlanmıştır. Her zaman için bir kara harekatı planım güncel tutan Genelkurmay harekat öncesi hava operasyonu ile hedeflerini baskı altında tutmuş ve teröristlerin hareket serbestisini kısıtlamıştır. Tüm bu olumlu yönlerine karşılık bu tür harekatla otuz yıllık bir terör örgütünün bir anda dağılıp yok olmayacağı da bilinen bir gerçektir. Şimdi sorabiliriz, bu kara harekatı askeri hedefine ulaşmış mıdır?

Bu soruya Genelkurmay Başkanlığı'nca harekatın ilk gününde resmi bir açıklamayla cevap verilmiştir:

"Türk Silahlı Kuvvetleri; yurtiçindeki operasyonlarına devam ederken, Irak'ın kuzeyinde üslenmiş PKK/KONGRA-GEL terör örgütü mensuplarını etkisiz kılmak ve bölgedeki örgütsel altyapıyı kullanılmaz hale getirmek maksadıyla, 21 Şubat 2008 günü saat 10:00-18:00 arasında, belirlenen hedefleri karada konuşlu uzun menzilli silahlar ve Hava Kuvvetlerine mensup uçaklar ile etkili bir şekilde vurmuştur. Başarıyla icra edilen ateşle taarruzdan sonra, aynı gün saat 19:00'dan itibaren Hava Kuvı>etleri ile desteklenen bir sınır ötesi kara harekatı başlatılmıştır."

Bu açıklamadan anlaşılacağı üzere harekatın amacı; PKK terör örgütü mensuplarını etkisiz kılmak ve bölgedeki örgütsel altyapıyı kullanılmaz hale getirmektir. Sadece Zap bölgesinde gerçekleştirilen bu harekat sonucunda 27 şehit verilmiş ve bir helikopterimiz kırıma uğramıştır. Etkisiz hale getirilen terörist sayısı ise 242'dir. Örgüt uzun yıllardır elinde bulundurduğu bu kampta darbe almış ve kaçan az sayıda terörist muhtemelen hemen doğudaki Avaşin kampına çekilmiştir.

Bu durum, teröristlerin önceden seçilmiş fedai gruplarıyla Zap, Avaşin, Basyan ve Hakurk kamplarında direniş noktası oluşturduklarını göstermektedir. Dolayısıyla örgüt bu yerleri kolayca terk etmeyecek ve Türk ordusuna zayiat verdirmeye çalışmak suretiyle örgütün eylem gücünü kanıtlamaya çalışacaktır. Bu çerçevede en şiddetli çatışmaların Şemdinli güneyindeki Hakurk'ta ortaya çıkacağı değerlendirilmektedir. Zira arazi geniştir, zordur, tahkim edilmiştir, çok sayıda sığınak ve barınak mevcuttur.
Bölgenin özellikleri teröristlere avantaj sağlamakta savunmayı ise kolaylaştırmaktadır. Önceki hava harekatının da bu bölgede yoğunlaşmış olması bu düşüncelerimizi teyit etmektedir. Ancak, Irak kuzeyinde bulunduğu belirtilen 3.500 terörist sayısına Barzani kontrolündeki yaklaşık 1.500 teröristi de ilave ettiğimizde hedef olarak 5.000 terörist karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu harekatla başlangıçtaki hedeflere ulaşılmış olduğunu söylemek mümkün değildir. Olumsuz hava koşulları devam etmektedir. Önümüzdeki günlerde olası bir harekat elde mevcut istihbaratın tayin edeceği ikinci bir PKK kampını hedef alacaktır. Ancak örgütten kaçanların güneye kaydığı göz önüne alındığında harekat bölgesinin peşmerge alanlarına kadar genişlemesi ihtimali göz önüne alınmalıdır. Barzani hedef listesine girecek midir? Bu sorunun cevabını harekatın siyasi hedefinde aramak gerekmektedir. Öyleyse önce bu harekatın siyasi hedefi nedir, var mıdır, bir inceleyelim.

Bu konuda yapılmış bir resmi bir açıklama yoktur. Hükümet hedefin terör örgütü olduğunu belirterek askeri hedeflerini sınırlandırmaya çalışmaktadır. Siyasi hedefi olmayan bir askeri harekatın anlamı ne olacaktır? Cudi ve Gabar dağlarına bahardan bu yana yapılan operasyonların anlamı ne ise, siyasi hedefi olmayan bir askeri harekatın anlamı da bundan öteye geçemeyecektir. Aralarındaki yegane fark, bu harekatla mücadele alanının sınır ötesine kaymış olmasıdır. Peki, bu durumda askeri hedefler tamamen ele geçirilebilir mi? Hayır. 25 yılı aşkın bir zamandır kırsal alanda teröristlere yönelik sürdürülen mücadelede askeri bir başarı elde edildiği gerçektir ancak hala terör olayları önlemediğine göre tek başına bir askeri harekatın çözüm olamayacağı da bilinen bir başka gerçektir. Dolayısıyla harekatın nihai başarısı siyasi desteğe ve kararlılığa bağlı olacaktır.

TSK. nin teröristle mücadelede gösterdiği kararlılığın aksine siyasi otorite hala terör ve teröristle mücadele stratejisi belirleyememiştir. Terörle mücadele konsepti geliştiremeyen siyasi otorite denenmiş bir yolu tercih etmiş ve terörü yaratan faktörleri dikkate almayarak teröristle mücadeleyi askere havale etmiştir. PKK demek; kuzey Irak demek değildir. Örgüt geçen yıllarda kurumsal bir yapıya sahip olmuştur. Geçmişten ders alınmış olsaydı, AB ülkelerindeki PKK'nın siyasi faaliyetleri etkisiz hale getirilmiş olacak ve örgütün uluslararası bir boyut kazanması önlenebilecekti ama olmadı. Bugün PKK terör örgütü en önemli finansmanını Avrupa ülkelerinden sağlamaktadır. Kaçakçılık, gurbetçilerden alınan haraç, siyasi cephe faaliyetlerinden elde edilen gelirleri de kesilememiştir.

Dağa çıkış sürecinin durdurulmasına yönelik gerekli tedbirler de alınmadığından örgütün insan kaynağı kurutulamamıştır. Dolayısıyla finans kaynaklarının kurutulmadığı, dağa çıkışın önlenmediği, dış desteğin kesilmediği ve teröre karşı iç ve dış politikada milli bir duruş sergilenmediği sürece sınır ötesi harekatın hedefine ulaşması mümkün değildir.

Siyasi destekten yoksun bu harekat örgüte darbe vuracaktır ama yok edemeyecektir. Harekat mevcut terörist kamplarını geçici olarak ortadan kaldıracak ama tekrar kullanımını önleyemeyecektir. Uzun yıllardır sürdürülen mücadelenin dünü ve bugünü arasındaki yegane fark; PKK terör örgütünün daha fazla siyasallaşması olacaktır. Bunun doğal sonucunda örgütün siyasi kanadı DTP halkımızı güvenlik güçlerine karşı kışkırtacak ve toplumsal olaylar artarak devam edecektir. Nitekim Diyarbakır ve Van'da yapılan gösteriler bu hususu teyit etmektedir. Mevcut durum hükümetin kararlı olmadığını aksine bir çelişki yaşadığını düşündürmektedir. Bir tarafta TSK mensupları sınır ötesine geçiyor, şehit veriliyor, milli kaynaklar seferber ediliyor ama diğer tarafta kışkırtıcı bir grup Öcalan posterleri açıp örgüt lehine propaganda yapıyor ve siyasi otorite olaylar karşısında sessiz kalıyor, terör suçlarından hakkında soruşturma yapılmış ama dokunulmazlık nedeniyle yargılanmayanlara da adalet yolunu açmıyor, bunun anlamı nedir?

Hükümetin olayların tırmanışım durdurmaya yönelik kararlı bir tutum takmmayışı, dış politikada milli bir duruş ser-gilemeyişi, terörle mücadelede askeri çözümün yanı sıra sosyal ve ekonomik tedbirlere başvurmayışı siyasi çözüm arayışı içinde olduğunun açık göstergeleridir. ABD'nin Barzani'nin ve PKK'nın da isteği bu doğrultudadır.

Dolayısıyla ortaya şöyle bir sonuç çıkmaktadır:

• Siyasi otorite Kürt Sorunu olarak tanımladığı terör sorununa siyasi bir çözüm arayışı içerisindedir.
• Siyasi otorite bu harekatı bir siyasi hedefin parçası olarak değil, yurtiçinde teröriste karşı yürütülen askeri harekatın bir uzantısı olarak görmektedir.
• Siyasi otorite Avrupa'da diplomatik bir atağa geçerek örgütün siyasi cephesini çökertmek suretiyle bu harekatı desteklemek gibi bir düşünce içerisinde değildir.
• Siyasi otorite örgütün finans ve insan kaynaklarını önlemek için stratejik bir plan ortaya koyamamıştır.

Bu sonuçlar askeri harekatın siyasi destekten yoksun olduğunu göstermektedir.
Hal böyle olunca bu harekat, siyasi hedeften ve siyasi destekten yoksun olduğu sürece kesin sonuca ulaşabilecek midir? Hayır. Önceki yapılmış sınır ötesi harekatlardan hiçbir farkı kalmayacaktır. Peki, bu durumda Türkiye'nin ulusal çıkarlarını ön planda tutan milli bir strateji için bu harekatın siyasi hedefi ne olmalıdır?
2002 yılında Türkiye'nin 'kırmızı çizgileri' çizilmiştir.

Buna göre:

• Irak'ın bağımsızlığı, egemenliği, toprak bütünlüğü ve ulusal birliği sağlanmalıdır.
• Irak'ın doğal kaynakları bir bütün olarak Irak ulusunun refahı için kullanılmalıdır.
• Türkmenlerin hak ve özgürlükleri korunmalıdır.
• Musul ve Kerkük peşmergeye bırakılmamalıdır.
• Peşmerge ordusu değil, birleşik komuta adı altında yeni merkezi otoriteye karşı sorumlu bir ulusal ordu kurulmalıdır.
• PKK'nın silah ve yer temin etme imkanı ortadan kaldırılmalıdır.

İşte kırmızı çizgilerimiz bunlardır ama bu çizgiler çoktan aşılmıştır. Bu durum Türkiye'nin itibar ve saygınlığına gölge düşürmüş, inandırıcılığını tartışılır hale getirmiştir. Bu yönüyle mevcut harekat daha da önem kazanmakta ve harekatın siyasi hedefinin ne olması gerektiği yolunda ipucu vermektedir; ulusal çıkarlarımızı koruyacak bir siyasi hedefi tayin etmek! Böylece kuzeyde bağımsız bir devletin kurulması önlenmiş ve Türkmen varlığı ve hakları korunmuş olacaktır. Türkiye'nin Ortadoğu'daki gelişmelerin dışında kalmayacağı konusundaki kararlılığı da gösterilmiş olacaktır. Sonuç olarak siyasi hedef; önceden tayin edilmiş olan kırmızı çizgilerimizdir. Ancak bu siyasi hedef nasıl elde edilecektir?

Politik görüşmelerle sonuç alınması artık mümkün değildir. Çıkarlarının çatıştığı Ortadoğu'da siyasi hedefimizi elde edebilecek tek güç askeri güçtür. Kuzey Irak dağlarında teröristleri yok etmek zamana bağlı bir olaydır. Bitmeyecek çatışmalarla kaybedilecek zaman Türkiye'nin aleyhine işleyecektir. ABD ve İsrail'in Ortadoğu politikası bellidir ama Türkiye'nin politik hedefleri belli değildir. Kararsız bir Türkiye bölgede etkinliğini zaman içerisinde tamamen yitirecektir. Türkiye kararını vermeli ve kırmızı çizgilerini yeniden çizmelidir. Irak'ın şekillenmesi tamamlanmadan ortaya konulacak kararlı bir politika Türkiye'nin saygınlığını ve gücünü arttıracaktır. Dolayısıyla bu çerçevede kara harekatı bir başka önem kazanmaktadır. Ulusal çıkarların korunduğu bir siyasi hedefe dayanan bir harekat Türkiye'yi bölgede söz sahibi yapacaktır. Varlığını Kerkük'te ya da Musul'da gösterecek bir Türk ordusu ile siyasi otorite, ABD'yi 'oval ofis'te değil burada masaya oturmaya zorlayacaktır. ABD Irak'ta zor durumdadır ve bugüne kadar 4.000 Amerikan askeri ölmüştür. ABD ikinci bir harekatı hele ki Türk ordusuna karşı ikinci bir harekatı göze alamayacaktır. Üstelik Irak'tan çekilme zamanı geldiğinde ABD Türkiye'nin desteğine ihtiyaç duyacaktır. Yeni Irak'ın dirlik ve düzeninin kurulmasında istekleri karşılanmış bir Türkiye'nin önemli katkıları olacaktır. ABD bu faktörleri göz ardı edemeyecektir.

Bununla birlikte bölgesel politikalarda Suriye ve İran ile Irak'taki etkin politik güçlerin desteğinin sağlanması Türkiye'nin yararına olacaktır. İran'ın bu doğrultuda yapmış olduğu çağrı dikkate alınmalıdır. Ortadoğu'da söz sahibi olmak isteyen Türkiye için çizmeye çalıştığımız bu yeni yol; Kıbrıs, Irak, Kafkas, Orta Asya ve Balkanlar'da etki alanı yaratmayı amaçlayan bir Türkiye'nin gelecek yüzyıllardaki yol haritası olacaktır.

Bu seçeneğin dışında alışagelmiş bir harekat seçeneği Barzani ve PKK'yı daha da güçlendirecek ve Türk varlığına tehdit bitmeyecektir. Terörle mücadelede yıllarını ve kaynaklarını heba eden Türkiye artık bir dönemeç noktasındadır ve geleceğimizi belirleyecek kararını vermelidir. Aksi halde Barzani örgütten kaçanları toparlayacak ve 'Büyük Kürdistan' hayalini gerçeğe dönüştürmek için siyasi etkinliğini arttıraçaktır. Bu etkinliği olası bir Kürt devletinin petrol ve siyasi gücüyle pekiştirecektir. Siyasi otoritenin Barzani'ye destek vermesi halinde ise bu süreç hızlanmış olacaktır. Böyle bir sonuç Türkiye'yi gelecek yüzyılda bölünmeye sürükleyecektir.

Sayın Genelkurmay Başkanı'nın şu sözleri unutulmamalıdır:

"Bazı korkularımız var. Bu korkularımızın üstesinden gelmemiz gerekiyor. Türkiye bölünüyor mu? Kim bölecek Türkiye'yi? Kim bölebilir? Türkiye'yi bölmeye kimin gücü yeter? Türkiye'yi bölmeyi rüyalarında görenler, bu rüyanın sonunda kabus görür. O dinamik güçler, Türkiye'yi koruyan o dinamik güçler var olduğu sürece, o rüyayı görenler kabusla uyanırlar ve derslerini alırlar. Bir kere buna inanmamız lazım. Biz inanıyoruz. Kimse Türkiye'yi bölemez, ona cesaret edemez. Onu düşünenlerin biz gereğini yaparız. Böyle bir güç var mı? Yok. Hayal kuranlar var. Hayal kuranlara destek verenler de var. Geçmişte de hayal kurulmuş. O hayallerin içinde boğulurlar. Kimseye Türkiye'yi böldürmeyiz. Hiç kimse, hiçbir kurum Türkiye'yi anayasasıyla belirlenmiş rejiminin dışına çıkaramaz. Türkiye demokratik, laik, sosyal ve üniter bir devlettir. Bunun dışına Türkiye'yi çıkaracak hiçbir güç yok ve olmayacaktır."

Bizim düşüncemiz de budur. 21 Şubat'ta başlayan kara harekatı yapılmasını umut ettiğimiz son harekatın ayak sesi olarak kabul edilmeli, son harekatın hedefi ise Gazi Paşa'nın devrimlerini yurt sathına yaymak ve Türkiye'ye siyasi hedeflerine ulaşabilecek gücü ve saygınlığı kazandırmak ol-malıdır ama Zap'a kara harekatı yapıldı, siyasi desteği olmayan bir harekatın sonuç getirmeyeceği akla gelmedi hiç ya da getirilmek istenmedi. Şimdi düşünüyorum da bir gerçek başka türlü nasıl ifade edilebilirdi, diye kendi kendime soruyorum. Başka türlü nasıl, bizi çarpacak olan ağır bir gerçek size anlatılabilirdi? Şu an düşünüyorum da, ihaneti görmüyoruz artık biz, diyorum, çünkü içindeyiz ve birlikte yaşıyoruz...

Kaynakça
Kitap: SON HAREKAT
Yazar: Erdal Sarızeybek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir