Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İmralı Tarihe Karışıyor

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

İmralı Tarihe Karışıyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 03:23

İmralı Tarihe Karışıyor

TSK'nin 16 Aralık'ta başlayan hava harekatında atılan bombaların sesi insana düşünme, geriye dönüp anılara dalma, dalıp da saatler boyu sessizlik içinde yaşama şansı vermiyor; gün bombayla başlıyor bombayla bitiyor, televizyon ve gazetelerde patlayan bombalardan başka bir şey yok. Irak kuzeyindeki kamplara 16 Aralık'tan bu yana hava harekatı sürüyor. Vurulan yerler bildiğimiz yerler; Zap, Avaşin Hakurk ve Kandil. Neden bu Zap, Şivi, Basyan, Hakurk vuruluyor diye kendime soruyorum. Şifrenin burada olduğunu düşüyor ve çözmeye çalışıyorum. Uçaklar, bombalar ve Irak kuzeyi, PKK ve Barzani aklıma geliyor. Zap'tan başlayan PKK kampları doğuya doğru Avaşin, Şive, Mezi, Keryaderi, Basyan ve en doğuda Hakurk, onun güneyinde Kandil diye sıralanıyor. Bunu herkes biliyor artık, çünkü her gün ekran dolusu medyanın yayınladığı görüntü ve haritalar anlatıyor zaten açık açık. Zap, Şivi, Basyan, Hakurk hedefte ama neden, amaç ne, bu harekatın bu bölgeye kilitlemesinin altında yatan gerçek ne? Bu kelimeleri tanıyoruz, Hakurk deyince sarsıyor bizi, yıllarımız geçti o bölgede, şehitlerimiz var. Basyan deyince alıp götürüyor bizi geçmişe hep geçmişe, yıldırım gibi çarpıyor Aktütün çatışması, kurtaramıyoruz kendimizi o yıllardan. Aniden bir düşünce belirdi beynimde, önce bu düşünceden korktum, olamaz dedim içimden. ABD'nin bizi içine çekmeye çalıştığı tuzağı gördüğümü hissettim bir an için, olamaz dedim ama bir ihanet senaryosu bu kadar da açık yazılamazdı ki...

Bu ABD, bu İsrail ve bu Barzani bir ihanetin peşinde, diyen düşünceler sardı bizi ve bir daha bırakmadı. Acaba bizim hükümet bu tuzağın neresinde, diye sordum. BOP aklıma geldi; eşbaşkanlık, daha yapacaklarımız var diyen sesler, konuşmalar, ABD yandaşlığı, AB ve İsrail. Bir sırrı keşfetmiştim kendimce belki de herkesin bildiği ama benim yeni farkına vardığım, heyecanlandım. Sakin ol dedim, sakin ol ve sus.

Aslında her şey elbet Amerika ile başlamıştı. Durup dururken ne olmuştu da PKK ABD'nin müşterek düşmanı olmuş, anlık istihbarat söylemleri gündeme taşınmıştı? Yahuda medyası, işbirlikçi medya, mütareke medyası öve öve bitiremiyordu Amerika'yı, dost ve müttefik Amerika. Kimse sormadı; ne oldu ne bitti de bu Amerika dost oldu aniden, diye. Hükümetin Amerika sevdası bizi, geleceğimizi, varlığımızı bir ihanetin içine çekiyordu ama kimse söylemiyordu, kimse yazmıyordu bu düşüncelerimizi. Medya kamuoyunu bir umutla oyalarken bizim gördüğümüz gerçek ise şuydu; Amerika ve yandaşları yeni bir ihanet senaryosu içine çekmek istiyorlardı bizi, yeni bir ihanete ve yeni bir senaryoya.

Neden böyle düşünmeye başlamıştık, sebebi açık:

Ekim'de tezkere yetkisi alan hükümet Kasım ayı sonuna kadar beklemişti, kış gelsin, bu silahlı kuvvetlerin ne yapacağı belli olamaz, kış gelsin ki yetkisi de olsa harekat yapamasın, diye. Ama yine kimse sormadı; 21 Ekim Dağlıca baskını sonrası ulustan aldığınız bu yetkiyi neden TSK'ne vermediniz, neden şehitlerimizin kanını yerde bıraktınız, diye. Ardından anlık istihbarat, bu anlık istihbarat, o ne işe yarayacaktı? Verdiler koordinatları PKK'yı bize vurdurttular, yaptıkları bu ama neden? Kendileri neden vurmadı? Peki, bu hava harekatı böyle sürerse ne olacaktı? Düşünceler şimşek gibi geçiyordu gözlerimden, ihanetin acısı yüreğime saplanıyordu...

10 Ocak 2008 idi günlerden, hiç unutmayacağım.
İhanetin kaleme düşen gölgelerini birkaç internet haber sitesine gönderdim, yayınlamadılar. Birkaç bildiğiniz tanıdığınız gazete editörüne gönderdim yine yayınlamadılar. Birkaç tanıdığım gazeteciye bilgi verdim, yazmadılar yazamadılar. Nihayet bir internet haber formuna girdim ve size ulaştım.

İşte kaleme düşen düşüncelerimizin gölgesi:

PKK ve Ortadoğu'nun Yeni Lideri Barzani'dir!

6 Kasım 2007'de Başbakan'ın Amerika gezisi toplumun her kesiminde olduğu gibi bizde de merak uyandırdı. Başbakan, yetkili bürokratlar ve Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral Saygun ellerinde operasyon haritaları, PKK'nın yerleri, kampları, lider kadroları ve daha birçok istihbarat bilgileri ile ABD'ye gittiler. Başkan Bush ile yaptıkları samimi bir görüşmeye ve de iki ülke otoritelerinin alışageldik dostluk mesajlarına tanık olduk. En önemlisi, görüşmeden çıkan sonuçtu; PKK müşterek düşman ve anlık istihbarat paylaşımı!

Kendi kendimize sorduk; ne oldu ne bitti de PKK müşterek düşman oldu, ne olmuştu ne bitmişti de bu Amerika istihbarat paylaşımına karar vermişti, diye. PKK müşterek düşman ise neden Amerika eliyle koymuş gibi yerini bildiği PKK'yı yüksek teknolojisiyle yok etmiyordu da bizim Hava Kuvvetlerimize yol veriyordu diye kendi kendimize ısrarla sormadan edemedik. Hani devran dönmemiş olsa hani mertlik bozulmamış olsa sevgili Amerika'nın bu desteğini ayakta bile alkışlayabilirdik, Büyük Amerika diyerek. Ama yapamadık, içimizde kuşkuyla kıvranıp durduk; tarih kolay kolay unutulmuyordu, yaşadıklarımızın korkunç anıları taptaze hafızalarımızda duruyordu.

Önce bir Çekiç Güç meselesi vardı, bir Körfez Savaşı meselesi vardı unutamadığımız. Hatırlayınız o günleri; Özal her gün Başkan Baba Bush'la telefonla görüşüyor ve Amerika'nın Ortadoğu politikasını şekillendiriyordu. Bir koyup üç, beş hatta on alacaktık tıpkı kumarda olduğu gibi. Musul Kerkük dillerden düşmüyordu o yıllarda, tarihten gelen haklarımız vardı. Dış politikamız; Amerika'ya tam destek, Barzani'ye yarım ağızla da olsa destek, Irak'ın toprak bütünlüğünü korumak, PKK'yı yok etmek şeklinde sıralanıyordu tıpkı 2003 Irak Savaşı'nda olduğu gibi, tıpkı bugünkü gibi.

Ne oldu hatırlayınız yıl 1991, Birinci Körfez Savaşı sonrasında ne oldu?
Bu dost ve müttefik Amerika önce Saddam'ı Irak kuzeyine saldı, peşmergeleri hedef gösterdi ve Saddam'ın zulmünden kaçan bütün Iraklılar ülkemize sığındı. Biz merhametli bir ülkeydik ve hemen kucak açtık sığınmacılara, kol kanat gerdik. Medeniyetin tek dişi kalmış canavarı batılı ülkeler bizi ve o zavallı sığınmacıları yalnız bıraktı, dişlerine bakarak seçtiği birkaç zavallı insanı alıp Fransa'ya götüren ünlü Bayan Mitterrand hariç. O insanlara, şimdi bize Barzani eliyle kafa tutmaya çalışan o zavallı insanlara ekmeğimizi verdik, yemeğimizi paylaştık, milyarlarca dolarlık milli kaynağımızı önlerine serdik. Ama sonuç ne oldu? Amerika'nın yarattığı trajedi uluslar arası gündeme Kürt sorunu olarak düştü.

Keşke hepsi bu olsaydı ama kolay mı bu dost ve kardeş müttefikin elinden kurtulmak? Guantanamo'da sorgusuz sualsiz binlerce insana işkence yapan, Irak'ta her saat başı adam öldüren Amerika'ya ses çıkarmayan Avrupa ve Birleşmiş Milletler Saddam'ın Irak kuzeyindeki zavallı Kürtlere zulüm yapmasının önüne geçmek maksadıyla Irak'ta 36'ncı paralel kuzeyine uçuş ve müdahale yasağı koydu ve bunu uygulamak için Özal'ın da gayretiyle uluslararası koalisyon gücü yani Çekiç Güç ülkemizde konuşlandırdı. Peki ya sonra ne oldu, yıl 1991?

Birtakım gizli eller on yıldır Suriye ve Lübnan'da adam öldürme eğitimi yapan adına PKK'lı teröristler dediğimiz katiller ordusunu aldı, bir kısmını Suriye üzerinden bir kısmını İran üzerinden Irak kuzeyindeki Çekiç Güç'ün koruması altındaki bölgeye yerleştirdi. Yıl 1992'yi gösterdiğinde PKK Barzani bölgesinde sayıları on bini aşkın silahlı bir güç haline gelmiş, Barzani'nin kamplarına yerleşmiş, Saddam'ın silahlarını yağmalamış ve Saddam'ın zulmünden kaçan gençleri kol ve kanatlarına alarak Türkiye Cumhuriyetine kafa tutmaya başlamıştı. Ardından Barzani Irak kuzeyinde Özerk Kürt Yönetimi'ni ilan etmişti. Kimin sayesinde? Amerika ve bizi yönetenlerin sayesinde! İşte Birinci Körfez Savaşı bize güçlü bir PKK ile güçlü ve özerk bir Barzani'yi miras bırakmıştı. Dahası var.

2003 yılında kitle imha silahları bulunduğu bahanesiyle Amerika Irak'ı işgal etti, sanki Saddam'ı silahlandıran Amerika değildi. Gerisini biliyorsunuz zaten, bu savaşın sonu bize daha güçlü daha siyasal hatta legal bir PKK, Barzani liderliğinde federe bir Kürt devleti armağan etti. Amerika artık Barzani ve PKK'nın içindeydi, kontrol ve idareyi ele almıştı. Amacı; Ortadoğu'daki enerji havzalarını ele geçirmek, gerek kendi güvenliği gerekse İsrail'in güvenliği için Büyük Kürdistan'ı kurmak suretiyle kamuoyunda BOP olarak bilinen projeyi hayata geçirmek idi. Bu sıralarda Başbakan, "bizim bu projede yapacak görevlerimiz var, eşbaşkanlarından biriyiz" açıklamaları yapıyordu. Düşününüz, BOP; Türkiye, İran, Irak ve Suriye'yi bölme projesi ve bizim Başbakan eş-başkan!
İşte tam bu sırada hiç beklenmedik bir şekilde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın Yaşar Büyükanıt ünlü 12 Nisan açıklamasını yaptı ve ülkenin milletiyle bölünmez bütünlüğü çok ağır ve yakın bir tehdit altındadır, diyerek kuzey Irak'ı hedef gösterdi. Sınır ötesi harekat senaryoları da o tarihten beri gündemden düşmedi ve biz 6 Kasım'a geldik hani şu tarihe geçen ABD ziyaretine, oğul Bush Erdoğan görüşmesine yani PKK'nın müşterek düşman olduğu ve anlık istihbarat paylaşımının hayata geçirileceği söylemlerine geldik.

Şimdi bu Amerika ne yapmak istiyor, önce ona birlikte bakalım.
2008 yılında ABD'de başkanlık seçimleri var. Oğul Bush Irak'ta umduğunu bulamadı, ölen Amerikalı asker sayısı 3900'ü geçti, Irak'a vaat edilen demokrasi gelemedi, ülke nerdeyse iç savaşın eşiğinde.
ABD'nin savaş tehditleri, PJAK'ı İran'a karşı kullanma oyunu, Körfez'e yaptığı muazzam yığınak işe yaramadı, İran ona aldırmaksızın nükleer programını sürdürüyor.
Irak'ta güçlenen PKK ülkemize gelip binlerce canımızı şehit edip gidiyor, batının teröre karşı ortak ve sözde çağrıları işe yaramıyor.

Barzani arkasına aldığı Amerika'ya güvenip Türkiye'ye tehditler yağdırıyor. İşin garibi bunu artık ilkokul talebesi bile görüyor, değerlendiriyor, ülkemize yapılmak istenileni anlıyor. Türk milleti ayakta, ordu harekete geçmezse millet Irak'a gidip PKK'yı da Barzani'yi de vuracak halde. Bu tablo ile Bush'un seçimi kazanması elbette zor olacak, Türkiye'yi tutması zor, Türk milletini tutması zor! Peki, ne yapılacaktı? İşte size bizim için ölüm, ABD ve BOP için yaşam anlamına gelen senaryo! Önce ABD'nin karşılaştığı sorunları sırayla ele alalım.

Birincisi İran. Malumunuz bir başka ülkenin nükleer silaha sahip olması İsrail için de savaş nedenidir. Bu nedenle baştan beri İran'a karşı savaş çığlıkları havalarda dolaşıyordu ama şu an bunun zamanı değildi çünkü Irak'ta işler ABD için zordu. O halde ne yapmalı da bu savaşı ertelemeli, ertelemek ama yiğitliği de elden bırakmamalıydı ama nasıl?
Hatırlarsınız Kasım 2007'de ABD Ulusal istihbarat Tahminleri Raporu açıklandı. Rapor 2015 yılından önce İran'ın nükleer silah üretme kapasitesine erişemeyeceğini söylüyordu. Söyleyen kim Amerika, demokrasi havarisi! İşte fırsat kendiliğinden ortaya çıkmıştı İran'ı hedef listesinden 2010-2015 yılma kadar çıkarmak için. Ne de olsa Amerika ülkelerin toprak bütünlüğü ve yaşam haklarına saygılı bir ülkeydi ve mademki İran'da nükleer tehdit şimdilik yoktu, o halde İran'a saldırmak için sebep de yoktu. O zamana kadar PJAK vasıtasıyla İran oyalanır ve zamanı geldiğinde vurulurdu. İşte böylece kurnaz Bush İran'ı gündeminden düşürdü.
İkinci sorun ve belki de en önemli sorun Türkiye, Barzani ve PKK meselesiydi.
Türkiye'de Amerikan karşıtlığı gelişiyor, PKK'nın yaptığı eylemler artıyor, her gün şehit veriliyor, Barzani PKK ile baş edemiyor ve tüm bunlara dur demek gerekiyordu ama nasıl?

Barzani'nin gerek Irak'ta gerekse Türkiye'de bir sempatizan kitlesi vardı ve Büyük Kürdistan'ın gerçekleşmesi için bu ilişkilerin düşmanlığa dönüşmemesi gerekiyordu. Türkiye ise Ortadoğu'da önemli bir konuma sahipti; Amerikan çıkarlarını koruyordu, ABD askeri üsleri vardı, iyi bir silah pazarıydı, İsrail ile ilişkileri iyiydi, elden çıkarılmazdı. PKK'ya gelince, her ne kadar BOP projesinde görevler üstlenmiş ise de sonuçta bir terör örgütüydü ve batılı dünya ağız birliğiyle bunu kabul etmişti. Bu durumda ancak PKK'dan vazgeçilebilirdi, hem kullanılır hem de kısmen feda edilebilirdi ama nasıl?
Amerika doğrudan PKK'yı vursa önemli bir taşeron güç yok edilmiş olacaktı, bu iyi bir çözüm değildi çünkü ilerde ona iş düşecekti. Barzani PKK'yı vursa Kürtler arasına nifak sokulmuş olurdu ki, bu hiç iyi değildi, üstelik Barzani'nin PKK ile çatışması oldukça zordu. Türkiye PKK'yı vursa, işte bu iyi bir çözümdü ve bir mahzuru yoktu hem de bu; bir taşla dört beş kuş demekti. Nasıl mı?

Anlatayım:

Bir:


Türkiye öteden beri PKK'yı Irak'ta yok etmek istiyordu ve kamuoyu buna hazırdı. Irak hava sahası Türklere açılırsa hem Türkiye'nin gönlü yapılmış olur hem PKK biraz hırpalanıp gözdağı verilir hem de Barzani ile Türkiye arasındaki ilişkiler yumuşar ve gelişirdi.

İki:

Türkiye'deki Amerikan karşıtlığı önlenir, üstelik ABD'nin teröre karşı olduğu vurgusu yapılır hem de öteden beri desteklediği Tayyip Hükümeti bir siyasi başarı olarak buna kamuoyuna anlatır ve muhalefete karşı avantaj sağlardı.

Üç:

BOP projesinde görevli Tayyip Bey bu siyasi avantajı hemen değerlendirir ve gelecekte ülkemizin doğusunda kurmayı planladıkları özerk yapının temelini atacak olan yeni anayasa değişikliklerinin Meclis'ten geçirilmesini kolayca sağlardı.

Dört:

PKK'ya karşı Barzani'nin bölgede otoritesi sağlanırdı, Büyük Kürdistan'ın müstakbel lideri olarak.

Beş:

2008 seçimlerine Oğul Bush az da olsa istikrar sağlanmış bir Irak, kuzeyde tam otorite ve güneye örnek teşkil edecek güçlü bir Barzani, gönlü yapılmış bir Türkiye ile girecek elbette ki avantaj sağlayacaktı.
Peki, PKK ne olacaktı?
İşte onu bizatihi PKK'nın kendisi bilirdi. Amerika bu üç beş çapulcuyla baş edemeyecek değildi ya!

Onlara tercih yapma şansı verilirdi bugüne kadar yapmış oldukları hizmetlerine karşılık, hem de iki seçenek:

Birinci seçenek:


PKK'nın gerek lider kadrosunda gerekse dağ kadrosunda İranlı, Suriyeli ve Iraklı Kürtler de vardı, bunlar ülkelerindeki PKK oluşumlarına katılır, varlık ve eylemlerini orada sürdürebilirlerdi PJAK gibi. Bunu istemeyenler ise Barzani'ye katılabilirdi ne de olsa onun kucağı her zaman hainlere açıktı. Zaten bu Barzani 1992'den beri PKK'dan kaçanları korumakta ve onları Özel Kuvvetler çatısı altında toplamaktaydı. Bu durumda ABD'nin desteği hem PKK'ya hem de Barzani'ye sürmüş olurdu. Çünkü gelecekte İran ve Suriye'nin parçalanması söz konusu olduğunda bu PKK'lılara ihtiyaç olacaktı. PKK'nın yönetici kadrosuna gelince; bir kısmı İran ve Suriye'deki yeni oluşumun başına gider yerinde yönetirdi, isteyen Barzani'de kalırdı. Türkiye'ye gideceklere af çıkarmak ve siyasi haklar vermek için elden gelen yapılırdı. İsteyen tanık koruma programına alınır, yüzü değiştirilir ve yeni bir yaşam da sunulabilirdi. Türkiye'deki ailesini özleyenlere de kapı açıktı; hepsi silah bırakıp ailelerinin yanma dönebilirdi, onlar için af garanti idi.

İkincisi seçenek ise; birinci seçeneğin aynısıydı, kabul etmeyenlerin cezası ölümdü.
Peki, bu senaryo hayata geçerse ne olur?
PKK eylemleri büyük ölçüde duracak yerini toplumsal olaylar alacaktır. Arada sırada ipini koparmış birileri de ortaya çıkıp birkaç bomba atabilir elbet, dikkatli olmak gerek. PKK'nın siyasallaşma değil Genelkurmay Başkanımızın belirttikleri gibi legalleşme çabaları hayata geçirilecektir. PKK, İran ve Suriye'de faaliyetlerini sürdürecek, Irak'taki faaliyetlerin tek lideri Barzani olacaktır. PKK'dan ülkesine, ailesine dönmek isteyenlere af ilan edilecektir, kaldı ki TCK. Md. 221 bunu sağlamak için yeterlidir, yeni kanuna ihtiyaç yoktur. Avrupa'daki PKK'nın siyasi cephe teşkilatları faaliyetlerini sürdürecek adına da demokrasi ve insan hakları denilecektir. Bir kısım işe yaramaz PKK'lı Barzani tarafından Türkiye'ye teslim edilecektir.

Bunun iki sonucu olacaktır:

Bir; Barzani halkımıza sempatik gösterilip Türkiye'nin destek vermesi yani Kürt devletini tanıması için uygun ortam hazırlanacak, iki; hükümet teröristleri dağdan indirdim deyip siyasi rant sağlayacaktır. Artık hükümet ülkemizin doğusunda özerk bir yapı kurabilmek bir için yasal zemin hazırlama çalışmalarını rahat rahat sürdürecektir. Türk ulusunun da birlik bütünlük ve bekası lafta kalacaktır.

İşte 6 Kasım'da Başkan Bush ile görüşmeden çıkan sonuç budur ama bize söylenen; anlık istihbarat ve PKK müşterek düşman hikayesidir! Bize söylenen; demokrasi, insan hakları, barış ve kardeşlik, akan kanlar dursun masalıdır ama uygulamaya konmak istenen senaryo işte budur!

Şimdi Hava Kuvvetlerimiz Irak'taki PKK yuvalarını vuruyor. Medya çığlık atıyor, PKK dağılıyor diyerek. Doğru, dağılıyor ama nasıl?
Barzani dokunulmazdır. Yaralılar ve örgütten kaçanlar Barzani'ye sığınıyor, PKK'ya Barzani adresi gösteriliyor. Bir kısım PKK'lı İran'a diğer bir kısmı Suriye'ye çekiliyor. Kalan fedailer ise Hakurk, Zap, Metina, Şive ve Kandil'deki PKK kamplarında başlarının üstüne düşecek bombaları bekliyor. PKK kılık değiştiriyor, Barzani koruması altına giriyor, Barzani hem PKK'nın hem de Büyük Kürdistan hayalinin liderliğine oynuyor.

Türk Hava Kuvvetlerinin sınır ötesi harekatları bahara kadar böyle sürerse, sonuçları ne olabilir sizce?
Irak kuzeyinde güçlü ve bağımsız bir Barzani! PKK'yı koltuğunun altına ABD'yi ise arkasına almış bir Barzani. Türkiye'nin desteğiyle Irak kuzeyinde güçlü ve müreffeh bir Kürt devletinin başkanı, Türkiye'nin doğusunda da söz sahibi, İran ve Suriye'deki PKK faaliyetlerini yöneten bir Barzani. PKK'nın yeni lideri Barzani. Büyük Kürdistan'ın büyük lideri Barzani.

Bu senaryo yedi bin yıllık Türk devletini parçalama senaryosudur. Ama bu senaryo burada bitmez sırada Ermeni var, Rum var, Yunan var, Yahudi var, Süryani var, Papaz var, Hahambaşı var, Patrik var, bu bitmez ta ki Türk devleti tarihten yok oluncaya kadar sürecek bu senaryo! Kim dur diyecek bu ihanet senaryosuna kim?

Halkımız çaresiz, yokluk ve yoksulluk içinde. Gençlik, Gazi Paşa'nın gençliği sorunları içinde kaybolmuş, Milli Eğitim Gülen tarikatının elinde, yeni nesilleri o yetiştiriyor. Doğuda yaşayan halkımız perişan bir yanda PKK bir yanda Barzani, hani Türk devleti, hani devletimiz diye kendi kendine soruyor. Onlar da çaresiz, olacakları bekliyor. Sanayici, odalar, borsalar, sivil toplum örgüt liderleri suskun, seyrediyor olan biteni bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek. İnanıyoruz biz, herkesin bu gerçeği gördüğüne inanıyoruz ama harekete geçmek yerine çaresizlikle birbirimizin yüzüne bakıp duruyoruz. Bunca tevekkülün sonu ihanet değil midir?

Böyle gidersek fazla bir seçeneğimiz yok, iki seçenek apaçık ortada karşımızda. Birinci seçenek; şimdi değil on yıl sonra, elli yıl sonra, yüz yıl sonra Türk devleti ve milletinin tarih sahnesinden yok olması için bugün atılan temellere bir kürek harç atmaktır. İkinci seçenek; biz Gazi Paşa'nın torunlarıyız, biz Çanakkale'nin, biz Anafartalar'ın, biz Yıldırımların Fatihlerin torunlarıyız deyip bu ihanet senaryosunu darmadağın etmektir, öylesine vurmaktır ki bir daha hiç kimse böyle bir ihanete kalkışmasın! Peki, kim yapacak bunu? Bağımsız ve hür Türk yurdunu ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kuranlar, bu yurdu ve cumhuriyeti korumaya yemin edenler!
İşte buydu düşüncelerimiz ve Barem dergisinin Şubat sayısında yayınlandı.

Ne garip tesadüfse bu tesadüf, ertesi gün İmralı'dan bir açıklama geldi, siz de internette bu haberi bulabilirsiniz, aynen şöyle:

"Dün İmmlı'da avukatı ile görüşen terörist başı Öcalan'tn mesajları bugün PKK'nın medya organında yayınlandı. Açıklamalarında DTP'nin yanı sıra Barzani ve Talabani'ye de ağır eleştirilerde bulunan Öcalan'tn kamuoyuna gönderdiği mesajlardan PKK'nın köşeye sıkışması ile nasıl bir panik halinde olduğu kolayca anlaşılıyor. PKK'nın yayın organında yayınlanan açıklamada DTP'yi "çalışmamak" ve "derdini anlatamamakla" suçlayan Abdullah Öcalan, "Gerekirse beş gün Ankara'da kalın, geri kalan zamanda halk içine karışıp çalışın" mesajı ile DTP'ye yönelttiği eleştirilerini sürdürdü.

PKK'nın kan kaybından duyduğu öfkeyi Kuzey Irak yönetimine de yönelten terörist başı, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'ııin "Kürtlere karşı" AKP hükümeti ile bir anlaşma yaptığını öne sürdü. Cumhurbaşkanı Gül ile ABD Başkanı Bush'uıı görüşmesi ile ilgili olarak ise tam bir uzlaşma sağlandığını dile getiren Öcalan, Talabani ve Barzani'nin şu an PKK'nın gerçek liderleri olduğunu söyledi. Terörist başı, açıklamasında özellikle Talabaııi'yi hedef aldı. Öcalan Iraklı Kürt lider hakkında, "PKK'nin tasfiye edilmesini istediğini mi sanıyorsunuz? Aslında PKK'nin başı bugiiıı Talabani'dir, Barzaııi'dir. Talabani benden daha pratik PKK lideridir." diye konuştu."

Şaşırdım, düşüncelerimin doğru çıktığına şaşırdım, bunu bilip de söylemeyenlere şaşırdım. Belki yurtsever medya konuyu daha da açar ve gündeme taşır umuduyla 03 Mart günü aynı makaleyi Cumhuriyet gazetesine gönderdim. Strateji Eki'nde yayınlandı ama beklediğimiz olmadı; ne gök yarıldı ne de yer, gün yeniden doğmak üzere battı tıpkı dün olduğu gibi ama yeni bir gün umudu olmadan. Yine de düşüncelerimiz doğruymuş diyerek derin bir iç geçirdim, ihaneti görmek başkaydı ihanetin içinde yaşamak ise bir başka, artık sesimizi yükseltmenin zamanı gelmişti.
Biz hala Ocak 2008'deyiz.

Düşünceler ve anılar içinde boğulmuş, demir yumruk içine alınmış bir yüreğin iç sıkıntısı içerisinde yeni bir gün umut ederken yine o spiker çıktı:

"Irak'ın kuzeyindeki Zap-Şivi, Avaşin-Basyan ve Hakurk bölgelerinde tespit edilen PKK/KONGRA-GEL terör örgütüne ait hedefler, Türk Hava Kuvvetlerine mensup savaş uçakları tarafından, 15 Ocak 2008 günü icra edilen hava harekatı ile etkili olarak vurulmuştur."

Ardından gelen günler diğer açıklamaları da peş peşe getirdi:

"Türk Silahlı Kuvvetlerinin, 04 Şubat 2008 tarihinde, Irak'ın kuzeyinde PKK/KONGRA-GEL terör örgütüne karşı icra ettiği hava harekatının sonuçları ile ilgili değerlendirmeler devam etmektedir. Söz konusu harekat esnasında, Avaşin-Basyan ve Hakurk bölgelerinde sadece terör örgütünün kullandığı teyit edilmiş çok sayıda tesisi içeren, toplam 11 adet hedef grubu (yaklaşık 70 hedef), savaş uçaklarımız tarafından ateş altına alınmıştır."

Olası bir kara harekatı yakındı ve şifresi işte buydu:

Zap, Avaşin, Basyan, Hakurk ve Kandil...

Kaynakça
Kitap: SON HAREKAT
Yazar: Erdal Sarızeybek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir