Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

90'lı Yıllarda İran ve PKK

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

90'lı Yıllarda İran ve PKK

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 02:57

90'lı Yıllarda İran ve PKK

Resim

Resmin üst ortasında gördüğünüz 90'lı yılların İran'daki PKK kampı Jerma, Şemdinli ilçemizin hemen yanı başı. Sağ taraf İran sol ise Türkiye. Şemdinli'nin İran ile olan sınırını teşkil eden sıra dağlar sol alt köşeden çıkıp sağ üst köşeye doğru uzanıyor, teröristlere mekân oldu yıllar boyu. Alan karakolumuz resmin solunda kalıyor. Görüyor musunuz bu hainler ne kadar da yakın bize tıpkı Hakurk gibi, Basyan gibi, Avaşin gibi.

Dağlıca birden ortaya çıkmadı, ardında yılların gafleti var, yürekler bu acıyı taşıyamıyor artık, bilmelisiniz. Dağlıca yüreğimizden vurdu bizi, etkisinden hiç kurtaramadık kendimizi. Yıllarımız terörle mücadeleyle geçti ama tarihten ders almayı dahi öğrenemedik biz, hala karakol baskını hala şehit. Yıllar çabuk unutuldu, çekilenler, yaşananlar hep unutuldu ama biz hiç unutmadık. Ne zor günler yaşandı ne sıkıntılar çekildi, yaşananları bilmelisiniz. Size anlatıyorum bunları tarihe not olsun için, çocuklarımıza ibret olsun için...

92'nin Şemdinlisinde bizi kimse dinlemedi, derdimizi kimseye anlatamadık biz, yalnız kaldık, bir başımıza. Şemdinli'de üç koldan kuşatıldık teröristler tarafından, doğuda Jerma güneyde Hakurk batıda Basyan kamplarıyla. Binlercesi vardı ipini koparmış sürü gibi dağlarda dolaşan. Kuzey Irak'ta otorite yoktu, devlet yoktu ve PKK güç oldu oralarda. Rahmetli Özal, Cumhurbaşkanı ve rahmetli Eşref Bitlis, Orgeneral Jandarma Genel Komutanı, Barzani'ye güvenmiş, Talabani'ye güvenmiş, anlaşmış, karar vermişler hep birlikte teröristler yok edilecekmiş ama nerde! O Iraklı işgüzarlar PKK ile anlaştı, biz gene kaldık teröristlerle baş başa, tıpkı bugünkü gibi. Terörist Irak'tan geliyor, vuruyor, dönüyor biz bir şey yapamıyorduk. İran'dan geliyor vuruyor gene bir şey yapamıyorduk tıpkı Dağlıca'da olduğu gibi. Ekim 92 öncesi yasaktı sınır ötesine geçmek. Hele İran'a geçmek, bir yakalasalar bizi asarlardı inanın. Şimdi de yasak her halde, baksanıza Aktütün ikinci kez basıldı ama Irak'a geçen yok, yine hesap soran tıpkı dün gibi.

Biz o yıllarda İran sınırındayız, karakolumuz var. 92 Ağustosunda çatışma olmuş, 19 şehit vermişiz, yürekler öfkeli. Teröristler de İran sınırında, kampları var, fırsat kolluyor yeniden saldırmak için. İran devlet, biz de devletiz ama aramıza terörist girince, ben devletim diyenler çekildi bir kenara, kaldık biz de teröristlerin ortasında, tehdit yakın tehdit ağır. İran bunu görmezden geldi, bizimkiler de görmek istemedi. Oysaki çok dil dökmüştük şu İranlılara, terörün bir gün kendilerini de vuracağını anlatabilmek için çok dil dökmüştük ama boşunaymış, göz göre göre PKK'ya destek verdiler ve bizi vurmalarını seyrettiler. Bakmayın siz bugüne, daha şimdilerde değişti İran, eskiden böyle değildi ki. Ne zaman ki Amerika Irak savaşı sonrasında Ortadoğu'ya yerleşmeye karar verdi, ne zaman ki radikal İslam'a karşı PKK'nm İran modelini yarattı (PJAK) ve de ne zaman ki terör İran'ı vurmaya başladı, işte o zaman bizim teröristlerden desteğini çekti İran. Daha şimdilerde vuruyor PJAK'ı, hem de gözünün yaşına bakmadan vuruyor ama geç kaldı, farkında değil. İran bizim 90'lı yıllarımızı yaşıyor ama yazık ki bunun da farkında değil, tarihten o da ders almıyor. Teröristle çatışma nedir, mayın nedir, pusu ve baskın nedir bilmiyor henüz, ama durun bakalım daha neler görecek, neler yaşayacak, neler çekecek bu İran, bir zamanlar dost bildiği bu teröristler yüzünden. O da yaşayacak ve bizim çektiğimiz acıları o da çekecek, kul hakkı kimsede kalmaz ama o yıllarda bunu öğrenememişti İran.

Dedim ya bizim bir karakolumuz var, tam sınırda ve İran'a komşu. Adı Alan ya da eski adıyla Helena. Beş yüz metre ötesinde de komşunun karakolu var. İki karakol arasından bir Dumanlı Dağ yükseliyor, iki ülkenin sınır hattı da bu dağın zirvesinden geçiyor. Teröristler Dumanlı'ya karargâh kurmuş ama komşunun tarafına, biz müdahale edemiyoruz. Karakol çukurda Dumanlı yukarıda, PKK taş atsa kafamıza düşüyor. Hani bakışlar kurşun olsa birbirimizi vuracağız, bıraksalar kuş olup uçacağız, hainlerin üzerine kartal gibi konacağız ama karşı taraf İran, geçsek bir türlü geçmesek bir türlü, böyle bir haldeyiz işte. Bölge aynı zamanda kaçakçılık bölgesi; bakır, yün, deri, koyun, mazot ne ararsanız var. Allah'tan bir uyuşturucu yok, ellerinden gelse onu da yapacaklar ama Yüksekova ve Başkale'den Şemdinli'ye sıra gelmiyor ki. İmralı'da yatanın kardeşi yıllar önce bu işi keşfetmiş, gelenden haraç alıyor gidenden haraç alıyor. Şimdi duyduğumuza göre evlenmiş bu terörist. Süleymaniye'de fırıncılık yapıyormuş. Eşine de iki buçuk kilo altın takmış.

Yahuda medyası boy boy resimlerini yayınlıyor bugünlerde, sanırsınız kardeşiniz evleniyor:

"Terörist Abdullah Öcalan'ın kardeşi, PKK'nıtı eski yöneticilerinden terörist Osman Öcalan, örgütten birlikte kaçarak evlendiği İran Kürtlerinden olan, Jiyarı kod adlı Keve Suci'den boşandı. Boşandıktan kısa bir süre sonra ı/eııiden evlenmeye hazırlanan Öcalan, Kuzey Irak'ın Dohuk kentine bağlı Akre ilçesinde 22 yaşındaki bir kızla hayatını birleştirdi. Geçen ay mahkeme kararıyla boşandığı öğrenilen Öcalan, gelin adayına 2,5 kilogram altın aldı. Öcalan'ın evlilik için 52 bin dolar para harcadığı öğrenildi."

Kadere bakın; dağdayken terörist ovaya inince peşmerge olmuş bu hain, 52 bin dolarlık da altın almış ve bir medya devi de bize bunu haber diye sunmuş kadere bakın! Teröristti o zamanlar bizim bildiğimiz, Hakurk alan sorumlusuydu, üç karakol baskını ve 74 şehidimizin sorumlusuydu. Şimdi alıp gelseler Barzani'nin koynundan bir daha gün yüzü görmez, dört duvar arasında günahlarını saymakla geçer ömrü ama dediklerine göre artık terörist değilmiş, Barzani'nin damadıymış. Onu kim affetmiş ki? Bizim bildiğimiz Allah kul hakkını affetmez. O yıllarda bu hain katil bir yandan askerimizi şehit ederken öte yandan haraç alıyordu geçen her kaçaktan. Adına da gümrük demiş, İran ve Irak sınırlarını her kaçak patikasından kesmişti. Bir de gümrük noktası vardı bu peşmerge damadı hain katilin, Dumanlı Dağ'da hemen yanı başımızda, Alan karakolunun üç beş kilometre ötesinde ama komşu tarafında.

Anlattığımız yıllar 92-93. İki tugay komutanı değiştirdik biz; biri Utku Paşa diğeri ise Osman Paşa. Utku Paşa, Allah'ı var iyi insandı, etliye sütlüye karışmazdı. Çok da yufka yüreği vardı. Ne olursa olsun ama şehit olsun istemezdi. Biz de O'nu sever, askerimiz şehit olmasın diye elimizden geleni yapardık komandoyla beraber. Sonra Osman Pamukoğlu Paşa atandı 93'te Hakkâri tugaya ve devran değişti. Bir gün bizim tabura geldi Osman Paşa. Kahraman korucuları topladı, bir konuşma yaptı -."Evlatlarım! Ülkemizin yıllardır çektiği bu terör belasına bir son verme zamanı geldi artık. Göreyim sizleri, aslanlar gibi şahlanacaksınız. Yatak matak yok, uyku muyku yok, arazide kalacaksınız, hepimiz birlikte. Biz sizlerin yanındayız. Biz devletiz. Bu baldırı çıplaklara pabuç bırakacak değiliz. Göreyim sizleri."

Korucular şaşırdı, kimdi bu komutan deyip birbirine sordu. Kararlıydı Komutan, ölmek var dönmek yok diyordu. İnandılar, sıcak yataklarından fırlayıp hep birlikte araziye koştular. Komutan ciddi, sert ve gerçek bir komandoydu; çelik gibi bir yapı, duygularıyla, hareketleriyle, sözleriyle, dü-şünceleriyle çelik gibi bir yapı. Gelişine en çok biz sevinmiştik. Çünkü bizim karakollarımız sınırda tehdidin hemen yanı başındaydı. Karakollarımız yalnız bir başına, Allah'tan başka kimsesi yoktu o koca sınırda. Çevresinde dolaşan tehdit yok edilmezse belli ki gelip onu vuracaktı ama değişen devranla şahlanan komandolar bu fırsatı vermedi onlara.

Karakollarımızı tek tek dolaşıyordu Osman Paşam bölgede ne olup bittiğini anlamak için. Bir gün Alan Karakoluna gittik birlikte, bir yıl öncesi hainlerin saldırısına uğradığımız karakola. Teröristlerin durumunu sordu Paşam, bildiklerimizi söyledik. Dumanlı bildiğiniz Dumanlı, teröristler orda, peşmerge damadı hainin gümrüğü de orda. Komşuyu sordu Paşam, hainlere verdiği desteği anlattık. Hele ki Bölük Komutanı bizden heyecanlı, terörist Dumanlı'da ne yapıyor ne ediyorsa hepsini bir bir anlattı sanki kendi gözüyle görmüş gibi. Paşam onun anlattıklarını hiç konuşmadan dinledi ve bana dönerek: Siz ne duruyorsunuz burada, dedi. İşte ne olduysa zaten ondan sonra oldu, bu satırlar da o anda yazılmaya başladı.

Haklıydı Paşam, sınır boyu da olsa teröristlerle bakışmak, bakışacak kadar yakın olmak, yakın olup da bir şey yapmamak bize yakışmazdı. Durumdan vazife çıkaran Bölük Komutanı üsteğmen önce öne atıldı; bıraksak üç beş askeri alıp yanına komşuya saldıracaktı inanın, cıva gibi yerinde duramıyor. Sakin ol dedik sakin ol, düşündük taşındık ve sonunda PKK'yı İran'da vurmaya karar verdik. İran'a gireceğiz ama peşmerge damadı hainin gümrüğü Dumanlı Dağ bizim karakolun hemen üzerinde bir kartal yuvası gibi sarp, dik, kayalık. Karakol cephesinden çıkmak mümkün değil. Helena köyü tarafından Dumanlı'ya çıkan bir patika var, var ama bu patikayı kaçakçılar kullandığı için teröristler alışkın, gölgeye alışkın, yürüyüşe, sese, ışığa, katıra, velhasıl kaçakçının her şeyine alışkın. O yoldan geçsek anlayacak bizim kaçakçı olmadığımızı, buradan da çıkmak olmaz. Geriye bir İran yolu kalıyor yani önce komşuya geçmek ve dağı arkasından dolaşıp kartal yuvasına çıkmak, çıkmak ama nasıl, orası İran.

İran'a girip geriden dolaşıp yukarı çıkacağız ama komşu karakolun desteğini almamız şart, çünkü böylesi bir harekât komşunun haberi olmadan yapılmaz. Anlaşmak lazım onunla ama nasıl? Komşunun yetkisi yok, gücü yok. Olsun, dedik, yine de bir gidelim gidip bir konuşalım, bakalım ne olacak diyerek yola çıktık. Komşunun karakol komutanı Azeri bir Türk, adı Muhammet, önceden tanışırız, zaman zaman buluşur konuşuruz. 93'ün bir günü sınırda buluştuk ve başladık konuşmaya:

Muhammet, sen de Türk'sün, ben de öyle değil mi?
Öyledir binbaşım.
Benden sana kötülük gelir mi?
Gelmez binbaşım.

- Bu teröristlerle ne yapacağız Muhammet? Valla bilmem ki binbaşım.

Hepsi sizin topraklarda. Bak, Dumanlı Dağa bir bak, orda kamp kurmuşlar. Ordan gelip bizi vuruyorlar, biz de şehit oluyoruz Muhammet. Allah'tan reva mı bu?
Sözü nereye getireceğimi anlayamadı, şaşkın şaşkın yüzüme baktı, hiç cevap vermeden dinledi. O da gerçeği biliyordu, kendi devletinin PKK'ya kucak açtığını biliyordu, Türkiye'ye karşı PKK'ya destek verdiğini biliyordu. Onun yanından geçen teröristlerin ülkemize girip karakolumuza saldırdığını, bizi şehit ettiğini sonra İran'a kaçtığını da biliyordu. Ama çaresizdi çünkü bu konu onu aşıyordu. Ülke politikasıydı bu, yapabileceği bir şey yoktu.

Sabırla bizi dinledi:

- Bak Muhammet. Biz hava kararır kararmaz sizin topraklara gireceğiz, fazla değil üç beş kilometre. Senin karakolun yanından geçip Dumanlı Dağ istikametine çıkacağız. Bizim işimiz teröristlerle, sizinle bir işimiz yok, bunu çok iyi biliyorsun zaten. Bu işe karışma sen yeter. Kimsenin haberi olmayacak. Dönüşü de buradan yapmayıp Helena tarafından yapacağız, kimse görmeyecek bizi. Sakın ola sesini çıkarmayasın. Sakın ola komutanlarına haber vermeyesin. Allah'ın ismi andolsun ki bize ateş açılacak olursa, seni bir kenara ayırırız ama bu karakolu da yakarız, kimse sağ çıkamaz buradan. Bizim senden bir isteğimiz yok yeter ki sesini çıkarma ve bu işe karışma.

Epey anlattım. Hiç ses çıkarmadı. Biraz düşündü, düşündü ve sonunda: Tamam binbaşım, dedi sözü uzatmadan. Sağol Muhammet dedim, kucaklaştık ve ayrıldık. İran tarafı tamamdı. İran tamam olduğuna göre Dumanlı da tamamdı bize göre. Sıra geldi operasyonun icrasına, kim yapacaktı ve de nasıl? Aklımdan geçeni okumuş olacak ki, biz yaparız, dedi sakin bir sesle bölük komutanı üsteğmen, biz bu harekâtı bir başımıza yaparız. Özel bir ekip seçerim komutanım, birkaç günde hazırlarım ve bu operasyonu biz yaparız alnımızın akıyla. Gururla baktım yüzüne, başaracaklarından hiç şüphem yoktu. Sormadım ne nedir, nasıldır diye ama olası riskleri de düşünmeden edemedim ve o düşüncelerin sessizliğiyle tabura doğru yola koyuldum gözlerim açık ama görmüyordu...

Kaynakça
Kitap: İHANETİ GÖRDÜM
Yazar: ERDAL SARI ZEYBEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir