Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

2003 Körfez Harekatı

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

2003 Körfez Harekatı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 02:18

2003 Körfez Harekatı

"Askeri harekat yarım bırakılmayacak, ABD işi sallandıracaktır. Saddam ertesinde, ABD Irak'ta, Türkiye ve uluslar arası toplumla birlikte, Türkmenler dahil, azınlıklara saygılı, demokratik bir rejimin teşkilini sağlayacaktır. Türkmenlerin hakları korunacaktır.
Bir Kürt Devleti kurulmayacak, Kürtler ile bu konuda bir anlaşma yapılmayacaktır. ABD, Irak için sadece birkaç muhalif partiyle değil bütün gruplarla konuşmaktadır. Kerkük ve Musul'a yönelik Kürt emellerinin gerçekleşmesine izin verilmeyecektir. Kürt partileriyle Irak'ın toprak bütünlüğü çerçevesinde işbirliği yapılacaktır.
Askeri harekat Türkiye için mülteci sorununa yol açmayacak şekilde planlanıp icra edilecektir. ABD, Türkiye'nin uğrayacağı zararları tazmin etmeye çalışacaktır. Körfez Savaşı'nda bu gerektiği kadar yapılamamıştır. Türkiye, Irak'taki rejim değişikliğinden en çok yararlanacak ülkelerden biri olacaktır.
Kitle imha silahları konusunda en etkili bilgi değişimine hazır olacağız. Türkiye'yi Irak füzelerinden korumak için Patriotfüzeleri konuşlandırmaya hazırız."
George Bush, ABD Başkanı, Temmuz 2002

'91 Körfez Harekatı'ndan bu yana on iki yıl geçti. Bizim cephede terörle mücadele için gerekli önlemler alınmadığından dolayı, teröristle mücadeleye devam edilmesine rağmen sonuç getirmedi. "99'da Öcalan'ın bize teslim edilmesiyle teröristle de mücadele askıya alındı çünkü Öcalan ateşkes, demişti. Aslında PKK siyasallaşıyordu, eleman akışı hiç kesilmeden devam ediyordu, Irak kuzeyinde politik güç kazanıyordu. Barzani ve Talabani ise Amerika'nın himayesine girip güçleniyordu ama biz göremedik.
Terörle mücadele çerçevesinde Avrupa'da yaşayan gurbetçilerimizi hiç düşünmedik. Onları PKK'ya ve yaşadıkları ülkenin insafına terk ettik. Terörden kaçan vatandaşlarımızı unuttuk, onları da PKK'ya terk ettik. Ne Irak politikamız oldu bizim ne de İran. Ne Amerika politikamız oldu bizim ne de Avrupa, akıntının akışına bıraktık biz kendimizi, sürüklenip gittik. '91 Körfez Harekatı bir tarihtir, yaşanmıştır, asla unutamayacağımız dersler vermiştir bize ama biz bundan da ders almadık.

'91 Körfez Harekatı'nı bir hatırlayalım. Neydi politikamız? Başta Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması. Sonra? Musul ve Kerkük'ü alıp zengin petrol yataklarına sahip olmak, PKK'nın kökünü kazımak, bağımsız Kürt devleti kurulmasını engellemek, Saddam'ı devirmek ve bölgede söz sahibi olmak. Yani kısacası bir koyup dört beş almak.

Ne oldu peki 91 harekatı sonrası? Irak'ın toprak bütünlüğü korundu mu? Hayır. Önce, kuzeydeki Kürt yapı nedeniyle Irak'ın toprak bütünlüğü tehlikeye girdi. Bugün ise, bağımsız Kürt devletinden bahsetmeye başladık. Musul ve Kerkük'ü aldık mı? Hayır. Soydaşlarımızı katletmeye başladılar. Saddam devrildi mi? Hayır. O dönem daha da güçlendi ve PKK'yı başımıza bela etti. PKK'nın kökü kazındı mı? Hayır. Aksine PKK, kuzeydeki Kürt Yönetimi ile işbirliğine girdi, dal budak sardı. Kısacası bir koymadık, dört beş de almadık.

Gelelim bugünkü Irak Politikasına ve Körfez Savaşı'na. Politikamız nedir? Başta, Irak'ın toprak bütünlüğün korunması. Bakın bir etrafınıza, her gün yüzlerce insan ölüyor Irak'ta. Bütünlüğü kaldı mı Irak'ın? Nerdeyse üçe bölünmek üzere; kuzeyde Kürtler, güneyde Şii ve Sünni'ler. Demek ki, 91'de temelini attığımız politika tutmamış. Bakın bir etrafınıza, Talabani devlet başkanı oldu, Barzani ise Kürt Özerk Yönetim Lideri. Kürt Devleti kuruldu da biz farkında değiliz, bir resmi ilanı kaldı, onu da yapacaklar, merak etmeyin. Musul, Kerkük'ü almak konusuna gelince, aldık mı? Hayır. Daha dün yüzlerce soydaşımızı Telafer'de katlettiler. Bu savaş sonrasında PKK'nın kampları yok edilecek ve terör örgütü tarihe karışacaktı, hedefimiz buydu, değil mi? Ne oldu? Bakın bir etrafınıza, daha dün Pülümür'de yedi şehit vermedik mi, Tunceli'de şehit, Erzincan'da şehit, Şırnak'ta şehit? Ondan önce on, öncesinde beş şehit. PKK'nın kökü mü kazındı? Hayır. Baksanıza bir etrafınıza, Amerika koruyor onları, müttefikimiz Amerika. Yani bu politikamız da tutmamış.

Ne kadar benziyor değil mi birbirine, '91 Körfez Savaşıyla bu savaş? Ne kadar benziyor değil mi, '91 Körfez politikamız ile 2003 politikamız? Sizce ikisi arasında ne fark var? Ben söyleyeyim, '93'te Özal öldü, 2003'te Tayyip geldi fark bu, değişen başka bir şey yok. Saddam devrildi yerine Amerika geldi ama bizim için değişen bir şey yok. Aksine PKK güçlendi, kuzey Irak'taki Kürt oluşum güçlendi. '91'de de kaybetmiştik, şimdi de kaybettik. Sizce, Özal'ın başlattığı politikayı Tayyip mi tamamladı acaba?
Gelin sizinle 2003 savaş öncesine bir göz atalım. Başbakanımız Ecevit. Üçlü koalisyon, yardımcıları Devlet Bahçeli, Mesut Yılmaz. Amerika müttefikimiz ve Irak'ta kitle imha silahları bulunduğundan bahisle Irak'a müdahale etmek istiyor. Sebep neymiş? Kitle imha silahlarının varlığı.

Peki 1991'de aynı Amerika, BM'den karar çıkarmadı mı, bu tür silahların bir komisyon marifetiyle bildirilmesi için? Çıkardı. BM'lerin 3 Nisan 1991'de almış olduğu 667 sayılı kararına göre, Irak'ın tümden silahsızlandırılmasına yönelik olarak, bütün kimyasal ve biyolojik silahların, menzili 150 km. aşan füzelerin ve bütün nükleer madde ve malzemelerin yerlerini Irak, Güvenlik Konseyi'ne bildirecekti. Nitekim bu karar çerçevesinde kurulan bir komisyon, bu güne kadar Irak'ın silah işini tam bir denetim altına alarak Güvenlik Konseyi'ne raporlar vermedi mi? Neymiş, Irak'ta kitle imha silahları varmış! Bu bir bahane. Irak'a müdahale etmek, Saddam'ı devirip zengin petrol yataklarını denetim altına almak ve Irak kuzeyinde bağımsız bir Kürt devleti kurulmasına olanak sağlamak için bir bahane. Ne oldu savaştan sonra? Amerika'nın almış istihbarat doğru değilmiş! Yani, Irak'ta kitle imha silahları yokmuş!

Gene biz üçlü koalisyonumuza dönelim, bakalım neler olmuş o dönemde.
Basında da yer aldığı üzere, Irak Savaşı'nın mimarlarından biri olarak bilinen ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul YVolfovvitz 16 Temmuz 2002'de Ankara'ya geldi. Başbakan Ecevit, Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, Dışişleri Bakanı ve Milli Savunma Bakanı'yla görüştü. Konu, ABD'nin Irak'a müdahalesiydi. Bu görüşme konuları, Temmuz 2002'de yapılan Milli Güvenlik Kurulu'na getirildi ve Dışişleri Bakanlığı'nın konuya ilişkin Raporu görüşüldü. Raporda neler yer alıyordu?

Okuyalım:

"ABD, Irak'taki rejimi, ABD'ye husumeti, terörizme desteği ve kitlesel imha silahlarının alanındaki faaliyetleri nedeniyle bir tehdit olarak görmektedir, değiştirilmesinde kararlıdır.

Bir harekatın nasıl ve ne zaman yapılacağı henüz kararlaştırılmamıştır, erken olması gecikmesinden iyidir.
Demokratik, çok etnik unsurlu, kitlesel imha silahsız, toprak bütünlüğü korunan, ABD ve Türkiye ile barış içinde yaşayan bir Irak istenmektedir.

Olası bir harekatın Türkiye'ye etkileri bilinmektedir. Olası bir harekat Türkiye'siz de yapılacaktır. Ancak bu daha güç olacak, Türkiye'nin kaygılarının dikkate alınması kadar, yeni Irak'ın şekillendirilmesinde Türkiye'nin katkılarını da sınırlayacaktır.
ABD, Türkiye'nin yaşamsal çıkarlarının bilincindedir ve bu sürece başlangıçtan itibaren katılmasını arzulamaktadır."

Başkan Bush'un verdiği sözler de raporda şöyle sıralanıyordu:

"Askeri harekat yarım bırakılmayacak, ABD işi sonlandıracaktır.
Saddam ertesinde, ABD Irak'ta, Türkiye ve uluslar arası toplumla birlikte, Türkmenler dahil, azınlıklara saygılı, demokratik bir rejimin teşkilini sağlayacaktır. Türkmenlerin hakları korunacaktır.
Bir Kürt Devleti kurulmayacak, Kürtler ile bu konuda bir anlaşma yapılmayacaktır.
ABD, Irak için sadece birkaç muhalif partiyle değil bütün gruplarla konuşmaktadır. Kerkük ve Musul'a yönelik Kürt emellerinin gerçekleşmesine izin verilmeyecektir.
Kürt partileriyle Irak'ın toprak bütünlüğü çerçevesinde işbirliği yapılacaktır.
Askeri harekat Türkiye için mülteci sorununa yol açmayacak şekilde planlanıp icra edilecektir.
ABD, Türkiye'nin uğrayacağı zararları tazmin etmeye çalışacaktır. Körfez Savaşinda bu gerektiği kadar yapılamamıştır. Türkiye, Irak'taki rejim değişikliğinden en çok yararlanacak ülkelerden biri olacaktır.
Kitle imha silahları konusunda en etkili bilgi değişimine hazır olacağız. Türkiye'yi Irak füzelerinden korumak için Patriot füzeleri konuşlandırmaya Hazırız."

Irak Savaşı öncesinde resmi olarak bize yapılan teklif ve verilen sözler bunlardı. Bizim politikamız neydi? Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması, Musul ve Kerkük'ün Kürt grupların eline geçmesinin önlenmesi, PKK'nın yok edilmesi, savaş zararlarının tazmin edilmesi, yeniden şekillenecek Irak'ta söz sahibi olunması. Anladığımız kadarıyla bize sunulan öneride PKK hariç hepsi vardı. Bu esaslar üzerinde ABD ile resmi görüşmeler başlatıldı. Sonra ne oldu?
Önce Türk Silahlı Kuvvetlerin komuta kademesi değişti. Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu yerine Orgeneral Hilmi Özkök atandı. Kara Kuvvetleri Komutanlığına Orgeneral Aytaç Yalman, Jandarma Genel Komutanlığına ise Orgeneral Şener Eruygur getirildi.

Aynı yılın Temmuz ayı içerisinde, AB'ye uyum kapsamında idam cezasının kaldırılması, Kürtçe yayın ve öğrenime izin verilmesini öngören reform paketi Meclis'e geldi. Bu anayasa değişikleri görüşülmeden önce MHP lideri Devlet Bahçeli erken seçim önerisinde bulundu. Başbakan Ecevit de bu öneriyi kabul edince, erken seçimin 3 Kasım'da yapılması kararlaştırıldı. Anayasa reform paketi de 3 Ağustos'ta TBMM'nde görüşüldü. Kabul edildi. Yasa değişikliğine ilişkin oturuma 419 milletvekili katıldı. 162 ret oyuna karşılık 256 evet oyu verildi. İdam cezası ve Kürtçe eğitimle ilgili bu değişikliğe MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) ile Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti (Adalet ve Kalkınma Partisi) ret oyu verdi. Bu konuya tekrar geleceğiz ama yeri gelmişken bir hususa dikkatinizi çekmek isterim. AB'ye uyum paketine ret oyu veren AK Parti, izlediği Irak politikası başarısızlığa uğrayınca, hemen çark edecek ve sırtını AB'ye yaslayacaktır. Bu politikası da iflas edince, bu sefer geri dönüş yapacak ve "Biz Irak'a gereken önemi vermemişiz" demek suretiyle tutarlı bir politikası olmadığını ortaya koyacaktır. Tekrar geleceğiz bu konuya. Şimdi ABD ile ilişkilere dönelim.

Irak krizi ile ilgili çalışmalar Dışişleri Bakanlığı ile Genel Kurmay Başkanlığı arasında yürütülüyordu. Bu amaçla Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve Genel Kurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın başkanlığında toplantılar yapılmış ve çalışma grupları oluşturulmuştu. Bu çalışmalar rapor haline getirildi ve Türkiye'nin "Kırmızı Çizgileri" çizildi.

Neydi bizim Kırmızı Çizgilerimiz?

• Bağımsız bir Kürt devletinin Kuzey Irak'ta ilan edilmesi.
• Musul ve Kerkük'ün Kürt'lerin denetimine girmesi.
• Kürtlerin bağımsızlaşmasına yol açacak adem-i merkeziyetçi yapıların ortaya çıkması.
• Türkmenlerin de Kürtler gibi Irak nüfusunun ana unsurlarından biri olarak görülmediği adem-i merkeziyetçi yapılar kurulması.
• Meşruiyet zemini olamadan uluslar arası bir müdahaleye taraf olunması (Arap ülkelerinin tutumu burada belirleyici olacaktır.).
• ABD'nin bölgeye yönelik hazırlık ve hedeflerinin tam resmi görülmeden ve Türkiye açısından kabul edilebilir sonuç üzerinde mutabakata varılmadan müdahaleye taraf olunması."

Sizce Başbakan Ecevit sağ olsaydı, bu kırmızı çizgiler aşılabilir miydi? Kemal Derviş'in Türkiye'ye gelmesi, Ecevit'in yanında yer alması, ülkenin en kritik döneminde ortalığı karıştırarak Ecevit'in partisini bölmesi ve Ecevit'i güçsüz bırakması, daha sonra da kaçıp gitmesi acaba kurulmuş bir planın parçaları olabilir mi? Bir şey bildiğimden değil inanın, aklıma geldi işte, merakımdan soruyorum. 2002 Kasım seçim sonuçları da ilginç. Ecevit'in partisi % 10 barajını bile aşamadı. Meclis'e bile giremedi. Ecevit, Kıbrıs Savaşı'na karar veren lider. 2. Körfez Savaşı'nda rahmetli Ecevit başbakan olmuş olsaydı acaba neler değişmiş olacaktı bugün? Merak ettim işte, kendi kendime soruyorum.

Dışişleri Bakanlığı söz konusu raporunda, sınıra yığınak yapılması ve Kuzey Irak'taki Türk askeri varlığının güçlendirilmesini talep ediyordu. Rapor Başbakan'a sunuldu ve ABD ile ilişkiler hızlandı. Bu arada 3 Kasım genel seçimleri yapıldı. AKP % 34 oy oranı ile birinci parti oldu. % 19.5 oy oranı ile onu CHP izledi. Ecevit'in DSP'si ile ANAP ve MHP % 10 barajını aşamadı ve Meclis'e giremediler. Kısacası AKP tek başına iktidar, CHP ise ana muhalefet oldu.

Abdullah Gül 58. hükümeti 19 Kasım'da kurdu ve 28 Kasım'da güvenoyu aldı. İlk gündem konusu Irak krizi idi.
Yapılan görüşmelerde ABD'ye bağlı teknik bir heyetin Türk havaalanı ve limanlarında muhtemel harekat ihtiyaçlarının tespiti için keşif yapması kararlaştırıldı ve 150 kişilik bir ABD heyeti Türkiye'ye geldi. Ocak 2003'te yapılan MGK'nda, hükümete tavsiye kararı alındı.

Neydi bu tavsiye, kısaca şöyle:

"Anayasa'ınmn 92. maddesinin uluslararası yasallık koşulunun gerçekleşmesine bağlı olarak, istenmeyen olası gelişmelere karşı, tümüyle Türkiye'nin ulusal çıkarlarını korumak üzere gerekli, görülecek askeri önlemlere işlerlik kazandırılmasına yönelik kararların alınmasını sağlayacak adımların, bir takvim uyarınca hükümetçe alınması konusunda tavsiyede bulunulması kararlaştırılmıştır."

Irak krizinin barış yoluyla aşılmasına ilişkin çabalar sonuç vermedi. Hükümet ilk olarak, keşif için izin vermiş olduğu havaalanı ve limanların modernize edilmesine ilişkin tezkereyi 302 evet oyuyla Meclis'ten geçirdi. Bundan sonra sıkı pazarlıkların yaşandığı bir döneme girildi ve bu durum "1 Mart Tezkeresi" olarak tarihimize geçen Meclis oylamasına kadar devam etti. Amerika ile görüşmeler esas olarak Dışişleri diplomatı Deniz Bölükbaşı tarafından yürütüldü. Nihayet 1 Mart geldi. Türk askerinin yabancı ülke topraklarında kullanılmasına ilişkin tezkere görüşüldü. Yapılan oylama sonucu, 264 kabul, 250 ret ve 19 çekimser oyla tezkere reddedildi. Kabul oylarının fazla olmasına karşın, oylamaya katılan milletvekillerinin yarısından bir fazlası evet demediği için tezkere Meclis'ten geçmedi. Bu görüşme ve oylama yapılırken Deniz Bölükbaşı TBMM'ndeydi ama konuşmaya davet edilmedi. Hazırlamış olduğu rapor oylamaya katılan millet-vekillerine açıklanmadı.

Meclisten geçmemesine bir diyeceğimiz yok. Yüce Meclisim izdir, her kararı bizim kararımızdır. Ancak, Tayyip 9 Mart'ta milletvekili seçildi. 14 Mart'ta başbakan olarak atandı. 18 Mart'ta Meclis'ten güvenoyu alarak 59. hükümeti kurdu. 20 Mart'ta TBMM'ne ikinci bir tezkere sundu. Türk hava sahasının ABD uçaklarına açılmasına ve gerekirse Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Irak'a gönderilmesine ilişkin tezkere 332 oyla kabul edildi. Aynı günün sabahı ABD ve İngiliz kuvvetleri Irak'a saldırarak savaşı başlattı. 1 Mart'ta reddedilen tezkere 20 Mart'ta kabul edilmiştir. 20 günde değişen ne olmuştur da, hayır diyenler sonradan evet demiştir? 1 Mart'ta savaşa karşıydılar, 20 Mart'ta nasıl savaş yanlısı oldular? Bu nasıl bir politika?

25 Mart'ta Bush yönetimi, buna karşılık savaş bütçesine Türkiye için bir milyar dolar ve ya bunun karşılığında 8.5 milyar dolar kredi kullanma hükmü koydu. Yani biz, ABD'ye Irak Savaşı'nda büyük avantaj sağlayan hava sahası yani İncirlik üssünün kullanılmasını bu paraya karşılık mı kabul ettik? Daha yeni açıkladılar, biz Amerika ile bu anlaşmayı yapmışız. Ne karşılığında? Kuzey Irak'a müdahale etmeme karşılığında. Sonradan da vazgeçmişiz paradan ve anlaşmayı yürürlüğe koymamışız. Sizce bu nedir?

Aynı tarihlerde Dışişleri Bakanı Gül, Irak Savaşı'nda koalisyon güçleri içerisinde yer aldığımızı açıkladı. ABD artık, hava harekatı yoluyla hem malzeme personel nakli yapıyor hem de Irak'ı Türkiye'den kalkan uçaklarıyla bombalıyordu. İş bununla da kalsa iyi. 9 Nisan'da Bağdat düştü. Kürt grupları Musul Ve Kerkük'e girip kontrolü ele geçirdi. Türkmenlerin nüfus kayıtlarına el kondu. Bazıları öldürüldü. Kerkük'e Kürt vali seçildi. Bu sırada Dışişleri Bakanı Gül ise, siyasi temaslarla sorunların çözüldüğünü açıkladı ama aslında çözülen sorun olmadığı gibi yeni sorunlar da kapıdaydı.

4 Temmuz'da Türk ulusu kara gününü yaşadı. 11 Türk askeri ABD tarafından göz altına alındı ve üstelik kafalarına çuval geçirildi. Buna rağmen hiçbir şey olmamış gibi ABD, 18 Temmuz'da yeniden asker gönderilmesi talebinde bulundu ve bunu Tayyip hükümeti hemen kabul etti. 7 Ekim'de tezkere 358 kabul oyuyla Meclis'ten geçti. Tezkere geçti ama bu sefer Barzani Türk askerini Irak'ta istemediği açıkladı. ABD bu talebi kabul etti. Bizimkiler de 7 Kasım'da tezkere yetkisinin hükümet tarafından kullanılmayacağı açıklandı. Yani Irak'a Türk askeri gitmeyecekti, Barzani'nin istediği olmuştu.

Bu manzara dış politikamızın iflasının resmidir. Bu manzara, seçilmişlerin milli çıkarlar kavramına ne kadar yabancı olduğunun resmidir. Bu manzara, AK parti milletvekillerinin milletin vekili değil Tayyip'in vekili olduğunun resmidir. Bu manzara, karar alma mekanizması içinde bulunan makamların, sorumluluk almaya geldiğinde nasıl çekindiklerinin resmidir. Ya da bir takım seçilmişlerin kime ve neye hizmet ettiğinin bilinmediğinin resmidir.

Kendi kendime düşünüyorum da ne delilikler yapmışız biz, ülke için, ulus için. Aslında bize sorarsanız yaptığımız kaçınılmaz olandı ama şu manzaradaki makamlara bakacak olursanız yaptığımız düpedüz delilik. Sen kalk, koskoca İran'a gir hem de yirmi askerle. PKK'nın gümrük noktasını bas. Teröristleri imha et ve kazasız belasız ülkeye dön. Olacak iş mi bu? Ama oldu ve askerimizi koruduk. Sen kalk, gene İran'a gir. Teröristleri yerle bir et. İran'ın 10 kilometre içerisine 36 adet 120.mm.lik havan topu gönder gene askerimizin canını korumak için. Aman Allah'ım! Olacak iş mi bu? İnanın bana oldu hem de rüya gibi. Ama inanın Mehmetçik'in cesareti ile bu bizi yönetenlerin tavrını mukayese etmiyorum hiç. Mehmetçiğin cesaretinde ülke sevgisi vardır, ulus sevgisi vardır, başka bir hesap yoktur. Ama bizi yönetenlerin ne hesap yaptığı belli değil; bilemedik bir türlü Özal ne düşündü, Tayyip ne düşündü de biz bu hallere geldik, bizi bu hallere düşürdüler, bilemedik bir türlü.

Hani bizim seçilmişlerin kırmızı çizgileri? Hani Irak'ın toprak bütünlüğü? Hani PKK ile mücadele? Askerimizin başına çuval geçiren ABD'ye İncirlik üssünü kapatacak kadar da mı gücü yok bu bizi yönetenlerin? Onların olmasa da bizim var, bizim gücümüz var, var olmasına var da, o gücü kullanabilecek yöneten gerek, o yönetende de yürek gerek ama Türk ulusunun bekası için atan bir yürek...

Kaynakça
Kitap: İHANETİ GÖRDÜM
Yazar: ERDAL SARI ZEYBEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir