Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Özal'dan Sonrası

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

Özal'dan Sonrası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 02:12

Özal'dan Sonrası

"Terör çokuluslu boyutta olunca, bu teröre karşı alınacak önlemlerin de çokuluslu olması gerekir. 'ASALA' gibi örgütler, üç beş tane gözü dönmüş teröristten oluşuyorsa, bunların hakkından gelmek hiç de güç değildir. Yok, eğer bu örgütler, hemen hemen her ülkede, birtakım çevrelerden yardım ve destek alıyorlarsa -ki öyle görünüyor- olayın niteliği değişmektedir."
Uğur Mumcu, 1981

Bugün için en çok sorulan soru şu:

Bu hükümetten önce terör yok muydu?

Vardı. Beş bine yakın şehidi, otuz bine yakın canı biz bu hükümet zamanında teröre kurban vermedik ki!

İkinci soru ise şu:

Bu hükümetten önce ve sonrası arasında ne fark var?

Çok fark var, anlatayım:


'90'lı yıllarda terörle mücadelede siyasi bir kararlılık vardı. Hükümetler, her sözde terörün kökünü kazıyacaklarını söylüyorlardı. Asker, polis, jandarma, adliye ve mülkiye el birliği, gönül birliği ediyordu bunun için. Şimdi ise bu yok! Aksine güvenlik güçlerinin var olan yetkilerini de aldı bu hükümet, meydan Leyla Zana'ya kaldı ve de O'nun gibi düşünenlere.

'90'lı yıllarda PKK, bir terör sorunu idi, şimdi ise Kürt sorunu oldu. O dönemde bizi yöneteler Türk'tü, şimdi ise kendilerine Türk demeyen bir başbakanımız var. Türk milleti demeyen, Türk'ü alt kimlik gibi gören, Türk yerine Türkiyeli diyen, Türk olmaktan gocunmazsanız kendinize Türk diyebilirsiniz, diyerek Türk'ü aşağılayan, yokluktan Türkçe öğrenememiş vatandaşlarımıza Kürtçe öğreten, iktidarda kalabilmek için PKK'nın siyasi kanadı DTP'nin bağımsız adaylarıyla koalisyon yapmayı dahi düşünebilen bir başbakanımız var.

90'lı yıllarda PKK'nın siyasi kanadı olmak suç sayılırdı ve üyeleri hakkında derhal işlem yapılır, tutuklanırlardı. Şimdi meydan onlara kaldı, neyin suç neyin olmadığı birbirine karıştı. Açık açık söylüyorlar PKK'nın arkasında olduklarını ama onlara bir şey olmuyor. Çünkü bizim ülkemiz demokratik bir ülke oldu artık AB'nin sayesinde. Gene o yıllarda tutuklanmış ya da mahkum olmuş teröristler kuzu kuzu yatardı dört duvar arasında. Şimdi ise, A. Öcalan PKK'yı İmralı'daki konukevinden idare ediyor.

Tayyip ve ekibi, cumhuriyetimizin tüm değerlerini tartışmaya açtı, kurumlarımız görev yapamaz hale getirdi, yıprattı. Şemdinli iddianamesine bir bakın, Danıştay saldırısına bir bakın, Türk milletinin gururu ordumuzu karalamak için yapılan çalışmalara bir bakın. Verdiğimiz yüzlerce şehide rağmen, Irak kuzeyine sınır ötesi harekât kararı alamayan, hâlâ Barzani ve Talabani ile diyalog kurulmasını isteyen şu Tayyip'e bir bakın. Mehmetçik'in başına çuval geçiren Amerika'ya nota dahi veremeyen, konu açıldığında,"bu müzik notası değil" diyebilecek kadar Türk milletinin onurunu ayaklar altına alınmasına kayıtsız kalan şu Tayyip'e bir bakın. Daha ne anlatayım size ben; teröristler için İnsan Hakları Derneği kurmuş ama şehitlerinin insan haklarını unutmuş dünyada tek ülkeyiz biz.

Bu hükümetten öncekiler, terörle mücadele ile teröristle mücadele arasındaki farkı anlayamadılar. '90'lı yılları hatırlıyorum da ortalık yanıyordu teröristle mücadele etmekten. Çok teröristle mücadele ettik biz; sınır ötesi harekâtlar yaptık, dağı taşı karış karış aradık, köyler boşalttık, karakollar kapattık ama sıra bir türlü terörle mücadeleye gelmedi. Öncekilerin belki de en büyük hatası bu oldu; teröristle mücadele etmekten halkımızı unuttuk, milyonlar göçtü yurdundan yuvasından hallerini bilemedik. Göçler dağa adam gönderdi, anlayamadık. Okullarımız kapandı terör belasından, eğitimsizliğin, cehaletin terörün işine geldiğini bilemedik. Tarım öldü, hayvancılık öldü, çaresiz insanların çare umudu ile terörist olduğunu göremedik. Önceki hükümetlerin belki de en büyük eksikliği bu oldu, halkı anlayamamak.

Teröre destek veren ülkelere karşı bir dış politika geliştiremedik, Avrupa'daki gurbetçilerimizden PKK'nın haraç almasını engelleyemedik, dış destekleri kesemedik. Öncekilerin eksikliği bunlardı ama herkes teröristle mücadele etti hem de kararlı bir şekilde. Şimdi ise bu mücadele yok artık, bu hükümet mücadele etmiyor. Etmediği gibi PKK'nın siyasallaşmasını kolaylaştırıyor, varlığımızı tehlikeye atıyor. En önemlisi, bu hükümetin geçmişten ders alma gibi bir niyeti de yok, çünkü bizim yaşadıklarımızın onlar için önemi yok. Şehidine sahip çıkmayan bir başbakandan ne beklenir ki! Daha ne diyeyim size ben.

Mart 93'te yürürlüğe giren ateşkes sayesinde yeniden toparlanan PKK terör örgütü, Mayıs 93'te geçekleştirdiği Bingöl karayolu katliamı ile ateşkese son verdi. Bu katliamda 33 silahsız asker ile 2 öğretmen ve iki sivil vatandaş, otobüslerinden indirilerek PKK militanları tarafından adeta kurşuna dizildi. Bundan sonra korkunç bir savaş başladı PKK ile güvenlik güçleri arasında. Bu savaş, 98 yılında Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş'in, Hatay'da taptığı bir konuşmada, PKK terör örgütünü 79'dan bu yana destekleyen Suriye'yi savaşla tehdit etmesi üzerine son buldu. A. Öcalan Suriye'den çıkarıldı ve Şubat 99'da idam edilmemek kaydıyla Amerikalılar tarafından bize teslim edildi. Ve biz A. Öcalan'ı idam etmedik, İmralı'ya misafir ettik.

'93 - 98 arasında yaklaşık yedi yıl süren mücadelede binlerce şehit verdik, binlerce vatandaşımız PKK militanları tarafından öldürüldü. '93'te Şemdinli'deydim. PKK ise gene Kuzey Irak'taki kamplarındaydı. Ekim '92 Sınır ötesi harekâtından ders alan PKK, artık kamplarını yurt içinde kurmaya başlamıştı. Takım, bölük ve hareketli tabur adı altında yeniden örgütlenmiş, tüm güçlerini hareketli birlikler şeklinde tertiplemişti. Bu şu demek ti; eylem hedefi olarak belirlediği bir bölgeye aynı anda değişik bölgelerden yola çıkmış 250 -300 hatta 600 militanı toplayabiliyordu. Bir sınır ya da iç güvenlik jandarma karakol mevcudunun ortalama 100 asker olduğunu göz önüne alırsanız, durum bizim için hiç iç açıcı değildi. PKK'nın avantajı hareketli olmasıydı. Bizim dezavantajımız ise, belli karakollarda sabit olarak konuşlu olmamız, bize emanet edilen vatan evlatlarını korumak saiki ile hareket etmemizdi. Buna karşılık PKK militanlarının kaydı yoktu ve ölenin hesabı olmadığı gibi, gidenin yerine de hemen yenisi geliyordu. Sonra askerlerin terhisi, izini, sağlık sorunları için hastanelere şevki, yiyecek, cephane ikmali, tüm bunlar bizi PKK'ya karşı kolay hedef haline getiriyordu.

Bırakın köylerdeki vatandaşlarımızın can güvenliğini, kendi can güvenliğimizi sağlamakta zorlanıyorduk. Bunu fırsat bilen terör örgütü, karakollarımıza saldırıyor, köylere giriyor, çocukları kaçırıyor, korucularımızı şehit ediyor ve silahlarını gasp ediyordu. Eylem sonrası ise dağlara çekiliyordu. Büyük çaplı kuvvetlerle yapılan operasyonlardan sonuç alınamıyordu çünkü operasyon gizliliği sağlanamıyordu. Ülke yanıyordu; gün geçmiyordu ki eylem olmasın. Bir ara çaresiz hale düştüğümüzü itiraf edebilirim.

Neler yapmadık ki; askerlerden sakallı timler kurduk, bu timlere PKK kıyafeti giydirdik, yol güzergâhlarına geceden çıkarıp emniyet almaya çalıştık. Bir konvoy emniyeti için, yüzlerce askeri geceden yürütüp kritik yerlerde emniyet almaya çalıştık.

En büyük korkum; teröristlerin Şemdinli merkezine girip, evlerin arasından bize ateş açmasıydı. Böyle bir durumda, çaresiz kalıp biz de ateş açacaktık, dolayısıyla halk bundan çok zarar görecekti. Şemdinli ne ki, küçücük bir ilçe. Vatandaşla her gün yüz yüzeyiz. Masum halktan birkaç kişinin ölmesi demek, halkla aramıza düşmanlık girmesi demekti ki; buna asla müsaade edemezdik. Halkın bize desteği terörle mücade-lede çok önemliydi.Teröristlerin ise ilçe merkezine girmesi an meselesiydi. Çok düşündüm hem de çok. Bu teröristlerin ilçe merkezine girmesini önlemek için ne yapabilirim, diye çok düşündüm. Sonunda karar verdim; biraz çılgınca bir plandı ama başka çaremiz de yoktu. Kaymakam Ahmet Bey ve Savcı Bülent Beyle görüştüm.

Dedim ki:

- Sayın Kaymakam Bey. Sayın Savcım. Durum çok vahim. Üç taraftan PKK militanlarınca sarılmış vaziyetteyiz. Hemen güneyimizdeki Hakurk'tan, doğumuzdaki Jerma'dan, batımızdaki Basyan'dan teröristlerin çıkıp Şemdinli'yi çevirmesi bir gecelik iştir. Şehre girerlerse halkla karşı karşıya kalırız ve bundan da halkımız zarar görür. Bunu istemiyoruz. Bu nedenle şu şu tedbirleri alacağız.

Her ikisi birden cevap verdi:

- Tamam binbaşım. Sonuna kadar yanındayız.

Planım şuydu:

İki üç gecede bir, 120 mm'lik havan aydınlatma mermisini ilçe merkezi üzerine atacaktım. Sonra, önceden belirlenmiş hedeflerin üzerine makineli tüfekle ateş açacak, sonra da roketleri ateşleyip, şehir üzerinde tam bir çatışma havası yaratacaktık. Ertesi sabah halkı, şehir meydanında toplayıp, muhtemel bir çatışmada şehrin ve halkın ne denli zarar görebileceğini, bu nedenle teröristlerin şehre girmesine izin vermemeleri gerektiğini anlatacaktık. Dediğimiz gibi de yaptık. Haftada en az bir kez bu uygulama Şemdinli'de yapılır oldu, hem de uzunca bir süre. Belki delilik diyeceksiniz ama sonuç aldık ve halkın zarar görmesini engelledik, gerisi önemli değil.

O dönemde teröristler YAESU marka Japon el telsizi kullanıyor ve sık sık askeri çevrime giriyorlardı. Nerdeyse her gece teröristlerle telsiz üzerinden konuşur olduk.

Bizim amacımız halkın zarar görmemesi, başladık planımız uygulamaya koymaya:

- Zerdeş. Ben Şemdinli tabur komutanı. Şehre girmeyin. Ne hesabımız varsa gelin dağlarda paylaşalım. Ne zaman ve nerede istiyorsanız. Ama şehre girmeyin. Girerseniz halk bundan çok zarar görecek. Onlar için savaşıyoruz, diyorsunuz. Şehre girip evlerin arasından ateş etmek erkekliğe sığar mı? Masum halk vurulursa bunun hesabı sizin olmaz mı? Şehre girmeyin. Nerede istiyorsanız gelin kozumuzu paylaşalım.

Hiç cevap vermediler. Ben bir yıl daha Şemdinli'de kaldım. İnanın bana, teröristler şehre hiç girmedi. Halk da teröristler yüzünden hiç zarar görmedi. Ben dediğim için mi bunu yaptılar yoksa şehir içindeki Milisleri mi korktu olacaklardan, bunu hiç bilemedim.
Hatırladığım en şiddetli terörle mücadele yıllarıydı. Halka zarar vermemek düşüncesi, bize emanet edilmiş vatan evlatlarını korumak düşüncesi, bizi çılgınca diyebileceğim hareketlere sürükledi. On altı kişilik timlerimiz vardı. Bırakın tabur, tugay Harekâtı'nı, başladık bir timle arazide çılgınca dolaşmaya. Bu timler geceleri yürüyor, pusu atıyor, gündüzleri ise dinleniyordu. Öyle bir hale geldik ki, bir tim, karakoldan on beş kilometre uzağa gider oldu.

PKK'nın yurt içindeki kampları da tek tek arandı ve bulundu. İlk olarak Osman Pamukoğlu Paşa'nın yaptığı İkiyaka operasyonunda Çarçele Kampı bulundu ve yok edildi. Ardından Aktütün sınır jandarma timleri Leylek Dağı'ndaki kampı ortaya çıkardı ve bunun hesabını PKK'ya ödetti. Derken Balkayalar'daki buzul kampı bulundu, gerçekten teröristler karın içinde kamp kurmuşlardı. Pamukoğlu Paşa'nın operasyonları son hızla devam etti. Gerisini biliyorsunuz. SKY TV'nin Kan Uykusu belgeselinde askerlerimizin ne zor şartlar altında görev yaptıklarını gördünüz ve kendi ağızlarından bu mücadeleyi dinlediniz.

Yılların PKK'sı bir günde bitmiyordu. Derken itirafçılar ortaya çıktı. Onların yer ve hedef göstermesi sonucu önemli işler başarıldı. Sonra bu itirafçılar kontrolden çıktı. Onlarda PKK gibi haraç toplamaya kalktı. Bunlar basma yansıdı. Bazı güvenlik görevlilerinin adları bu olaya karıştı. Taraflı basının çığlıklarıyla konu derin devlete, kontrgerillaya dönüştürüldü. Bir ara herkes, terörle mücadeleden bahsetmek yerine magazin medya haberleri peşinde koşmaya başladı. Bu, PKK'nın işine yaradı, terörle mücadele eden güvenlik güçleri pasifize edilmeye başlandı, tıpkı polis özel harekât timlerimiz gibi.

98'e geldiğimizde mücadele tüm şiddetiyle sürüyordu. Şemdinli'den sonra yıllar geçmiş, Van'a atanmıştım. Anlatmıştım sizlere, Töreli operasyonu, Çadır Dağı operasyonu, Krom çatışması35. İnisiyatif bizdeydi ve PKK büyük kayıplar veriyordu. O yıllarda görebildiğim tek eksik, dış politikada PKK ile mücadele edemedi bizim seçilmişler. PKK Avrupa'da at koşturmaya devam etti, sınırlarımızdan yapılan kaçakçılığı kontrol altına aldı ve büyük paralar kazandı, kuzey Irak'ta siyasallaşmaya devam etti, AB'nin desteği devam etti, tıpkı bu desteklerin artarak devam ettiği bugün gibi. İşte Özal'dan sonrası bu, bize kalan miras bu.

'98'de A. Öcalan Suriye'den çıkarıldı. İdam edilmemesi kaydıyla bize teslim edildi. Biz de idam etmedik. Şimdi kendisi İmralı'da. PKK'yı oradan idare ediyor. Bizim atanmış ve seçilmişlerimiz de buna göz yumuyor. PKK gene Kuzey Irak'taki kamplarda. Hakurk, gene bildiğiniz Hakurk, Şemdinli, gene bildiğiniz Şemdinli, değişen bir şey yok.

Şu ya da bu nedenle bizim seçilmişlerin Öcalan'ı idam edemeyişini anladım da, PKK'nın arşivlerini neden ele geçiremediğimizi anlamadım. Arşivleri son olarak Suriye'deydi. Delil kod adlı terörist bunların yerini biliyordu. Bize bunları A. Öcalan söylemişti. Ama bu arşivlerden hiç haber yok. Arşivler bulunursa ne olur? Kimin PKK'lı olduğunu öğreniriz, önemli bu. Bu soruyu bugüne kadar kimse gündeme taşımadı, merak etmedi, sormadı. Ama 1985 yılında, Nedim Talip(Kod) Mehmet Aktay, örgüt içi çatışmalarla ilgili olarak yayınladığı bildiride bakın ne diyor36: Örgütün arşivleri nere-dedir? Elli yüz soruluk listelerle yedi kuşak geçmişimizi ve ruh halimizi soran tüm detayları kaydeden, raporlar, siciller ve yaptıklarımızın krokileri ve benzeri belgelerin konulduğu arşiv yerinde duruyor mu? Bu arşivin kaybolduğu MK üyeleri arasında konuşulmuyor muydu?

Bu bildiri bize arşivlerin mahiyeti hakkında bilgi veriyor; sadece terörist kimlikleri değil, eylem planları, raporları da var bu arşivde. Bu nedenle ele geçmesi çok önemli bizim için. İç ve dış düşmanlarımızla yapılmış anlaşmaları bile bulabiliriz içinde. Peki bu arşiv nerede? Aslında arşivlerin yerini Abdullah Öcalan, DGM savcılarına vermiş olduğu ifadesinin bir bölümünde satırlar arasına gizlenmiş bir şekilde söylüyordu ama dikkati çekmemiş demek: Suriye'den çıkmadan evvel örgüt arşivini Şam'da bulunan Kürtlere dağıttık. Bu arşiv halen onlarca Kürt'ün evinde bulunmaktadır.

Abdullah Öcalan'ın ev ev dolaşıp arşiv dağıttığını düşünmüyorsunuz, değil mi? Peki kim dağıtmış olabilir ya da bu arşivin yerini kim bilebilir? Ben söyleyeyim. Öcalan'ın Şam'da sağ kolu durumundaki Delil kod adlı terörist bunu bilir. İnanın bana o biliyor bu arşivin yerini. Neden mi? Bakın Öcalan ifadesine şöyle devam ediyor37: O tarihte iki milyon 250 bin dolar param vardı. 50 bin dolarını yanıma aldım. İki milyon 200 bin dolarını DELİL isimli adamıma bıraktım. Delil rasgele bir temsilcimdir. Delil'in esas ismini bilmiyorum. Diyarbakırlıdır. Eşinin adı kod Mizgin'dir. Onun da ismini bilmiyorum.

Öcalan'ın Delil kod adlı teröristi tanımamış olduğuna inanmıyorsunuz değil mi? Herhalde siz, durup dururken rasgele bir adama iki milyon dolardan fazla bir parayı Öcalan'ın vereceğini de düşünmüyorsunuz, değil mi? Delil kod, Öcalan Şam'da kaldığı süre içerisinde sürekli yanında olan bir teröristtir. Şam'da kaldığı süre içinde Öcalan'ın şoförlüğünü de yapmıştır. Sağ koludur. Eğer ki, istihbarat makamlarımız PKK arşivlerini bulmak istiyorlarsa, bana sorarsanız Şam'a gitsinler. Delil kod adlı teröristi bulup arşivlerin yerini sorsunlar. İnanın bulacaklardır o ünlü arşivleri. Denemekte ne zarar var ki?

Gene bizim seçilmişlerin Öcalan'ı idam edemeyişini anladım da, örgütün para kasası neden ortaya çıkmadı, işte bunu hâlâ anlayabilmiş değilim. Örgütün yıllık geliri ne kadardır? Nerede örgütün paraları?

Öcalan yerini söyledi bize:

Örgütün Avrupa'da topladığı paraları Sinan adındaki elemanımız İsviçre bankalarına yatırmaktadır... MED TV finansman ihtiyacını karşılamak ve toplanan paraları kullanır duruma getirmek yani yasal hale getirmek için vakıflar kuruldu. Bu vakıflar Londra'da, İsviçre'de belki de Belçika'da vardır.

Hangi vakıflar bunlar? Para trafiği nedir? Kimler kaynak aktarmış bu vakıflara? Gönderen kimler, parayı çeken kimler? Ne işlem yaptık peki? Parayı mı dondurduk? Neden PKK'nın para hareketleri ortaya çıkmıyor? Çıkarsa ne olur? Kimlerin PKK'ya yardım ettiği ortaya çıkar ve hesap sorulur, öyle mi? Bakalım kimler PKK'ya para yardımı yapmış, kimler beslemiş, elbet bir gün bunu da öğreneceğiz. Elbet bir vatan evladı çıkacak, bunları araştıracak ve bize söyleyecek, inanıyoruz buna.

Öcalan, '99'da teslim edilir edilmez tekrar ateşkes ilan etti. Örgüt mensuplarının Kuzey Irak'a çekilmesini istedi. Terör durdu. Ne zamana kadar? Tayyip iş başına gelinceye kadar. Ne oldu iş başına gelince? Terör yeniden başladı. Nasıl başladı? Amerika ikinci Körfez Savaşı'nı başlattı. 91'de yarım kalmış işi bitirmeye kalktı. Tayyip ne de olsa ABD'nin Büyük Orta Doğu Projesi'nin eşbaşkanıydı. Biz gene 92'ye döndük. Oyuncular, Tayyip hariç aynı. O dönemin Özal'ı yok, yerine Tayyip var. PKK ise, gene kuzey Irak'taki eski kamplarında. Sınır boylarında kaçaktan haraç almaya devam ediyor. Örgüte katılımlar devam ediyor. PKK, kuzey Irak'tan gelip bizi şehit etmeye devam ediyor. Türk Silahlı Kuvvetleri sınır ötesi harekâtlara hazırlanıyor. ABD, Saddam'ı devirdi, yerine Talabani geçti. '92'de çevrilen bu ihanet oyununun 2003 çekiminde bir Özal yok, bir Saddam yok, yerine Talabani ve Barzani ile Tayyip var, diğer oyuncular aynı.

'91 ile 2007 arasında ki bir önemli fark da şudur; '91'de Irak kuzeyindeki gelişmeleri iyi takip edememiş, PKK'nın yeri, sayısı ve silahları hakkında yeterli bilgiye sahip olamamıştık, dolayısıyla operasyonları zamanında ve yerinde yapamamıştık. Peki ya şimdi? Şimdi her şey açık; yerleri, sayıları, silahları ve de kimlerin destek verdiği açık, operasyon konusunda silahlı kuvvetlerin kararlı bir tavrı var, halkımız desteği var ama hükümet yok, TBMM'den karar çıkartacak bir yetkili yok, başbakan yok, yönetenler direniyor operasyon yapılmaması için.
Bu nasıl bir çelişki?

Bu nedenle artık kendi kendinize soru sormayın hiç! Demeyin hiç; terörü bu hükümet mi, yarattı, diye. Tayyip'ten önce terör yok muydu, diye de sormayın. Şimdi bir oyunun içindeyiz, gizli bir şey yok. Üstelik bir oyun içinde olduğumuzu da biliyoruz, görüyoruz. Acı olan nedir, biliyor musunuz? Bu oyunu bize oynayan yabancımız değil, bizi yönetenler. İşte bu yönetenlerle biz 12 Nisan'a kadar geldik, yani ihanete tavır alan Genel Kurmay muhtırasına...

Ama bu muhtırayı açıklamadan önce Orta Doğu'da bu oyunları tezgahlayan ülkeyi de bilmemiz gerek:

Vaad edilmiş toprakların sahibi İsrail!

Kaynakça
Kitap: İHANETİ GÖRDÜM
Yazar: ERDAL SARI ZEYBEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir