Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

PKK Mafyası

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

PKK Mafyası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 00:36

PKK Mafyası

Efendim şu an biz, uluslararası bir mafya ve terör örgütü ile karşı karşıya bulunmaktayız. Önce sizlere örgütün küresel boyutu ve kapsamı hakkında bilgi vermek isterim. 1978'de kurulduğu zaman bu örgütün adı PKK idi. Sonradan AB'li dostlarımız tarafından kara listeye alınınca adını Kadek-Kongra-Gel olarak değiştirdi ve zaman kazandı. Her ne kadar resmen isim değişikliği yapmış olsa da bu örgüt, gerek yurtiçinde ve gerekse yurtdışında PKK olarak tanınmaya devam etmektedir. Halk arasında ise Apocular olarak bilinir. Çünkü kurucusu Abdullah Öcalan isimli bir kişi olup adının Apo olarak kısaltılmasını isteyince zamanın örgüt üyeleri de ona kısaca "Kod Apo" demeyi münasip görmüşler, yandaşları da doğal olarak Apocu olmuşlar.

21'inci yüzyılın en acımasız mafya ve terör örgütünün başı Abdullah ÖCALAN : Ömer oğlu, Öveyş'den olma, 1949 Urfa doğumlu, aslen Urfa ili, Halfeti ilçesi Öveyşli köyü nüfusuna kayıtlı olup halen ülkemizin güzide sayfiye yerlerinden İmralı adasmda ikamet eder. Dost ve müttefik Amerika sayesinde Kenya'da 15 Şubat 1999 tarihinde yakalanmış ve apar topar ülkemize getirilmiştir. İlk ifadesi "Benim anam da Türktür, ben Türkleri çok severim" olmuştur.

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi kayıtlarına göre bu Apo, aşağıdaki vukuatlardan suçlu bulunmuştur:

"6036 saldırı, 3071 bombalama, 388 gasp, 1046 adam kaçırma ve bu olaylarda;4412 vatandaş, 3874 asker, 241 polis, 1225 geçici köy korucusunun öldürülmesi ve şehit edilmesi. Ayrıca, 5620 vatandaş, 8118 asker, 909 polis, 1655 geçici köy korucusunun yaralanması." Dikkatinizi şu noktaya çekmek isterim ki, biz İstiklal Savaşında bile bu kadar şehit vermedik!

Bu mafya, her ne kadar yargılama tutanaklarında Marksist, Leninist bir komünist örgüt olarak gözükse de, sayıları binleri aşan cahil yandaşlarının Marks ve Lenin'i tanımakta ve verilen onca eğitime rağmen ateist yapı ve komün yaşamının ne olduğunu anlamakta zorluk çekmeleri üzerine, siyasi tarzını değiştirmiş, "Ben değiştim artık" diyerek Atatürk'ün yolunda gitmeye başlamış, Cumhuriyetimizin hukuk yapısı içerisinde kendisine yer bulmak arayışı içerisine girmiştir. Bu siyasi çabaları, önceden adı HEP, DEP, HADEP ve DEHAP olan ve anayasal düzenimiz içerisinde yıllardır yaşama imkânı bulmuş bir siyasi parti tarafından AB uyum yasaları ve insan hakları çerçevesinde destek görmüştür. AB'li dostlarımızın bizden talep ettiği daha çok insan hakları ve daha çok demokratikleşme süreci içerisinde, idama mahkûm olan bu Apo için yasa çıkarılmış, idam cezası kaldırılmış, yerine ağırlatılmış müebbet hapis getirilmiştir. Ama yine de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, elli bin canı alan bu katil için kendi öz be öz yasalarımıza göre yaptığımız yargılamayı adil bulmamıştır. Aslında serbest bırakılması yolunda bir karar alacaklardı ama ayıp olur belki diyerek şimdilik bununla yetinmişlerdir. İktidara sahip olanlar ise, Türk milletinin öfkesinden korktukları için bu konudaki düşüncelerini devlet sırrı gibi saklamaya devam etmektedir.

Bu mafya, kuruluş ve gelişme aşamalarında dost ve kardeş ve de dindaş ülkeler olan sırasıyla Suriye, Filistin, B arzani ve Talabani ve de İran'dan büyük destek görmüştür.

İsterseniz kimlerin nasıl destek verdiğini katilin ağzından dinleyelim:

SURİYE:

Suriye'de yapılan çalışmalar sonucunda bir milyon dolar bağış toplanabiliyordu. Muhaberat buna göz yumuyordu. Suriye'de El Muhaberat'ın araçlarını zaman zaman kullanıyorduk. Suriye her türlü faaliyetlerimizi destekliyordu. Ayrıca FKÖ'den genel yardım gördük...

Suriye'de bizim 3 adet okulumuz vardı. Bunlardan birisi Türkçe, birisi Kürtçe eğitim veriyordu...
Talabani İngiliz güdümündedir. İngiltere'nin en sistemli yönetebileceği bir kişidir...

Lübnan'da bulunduğumuz süreçte ASALA ile görüştük. Harita anlaşmazlığı yüzünden ilişkilerimiz koptu. Uzun bir süre temas kuramadık, ancak Avrupa üzerinden kiliselerin ve zengin işadamları vasıtasıyla mali destek sağladılar. Buna karşılık metropollerde eylem yapmamızı istediler. Bu isteklerini genelde Yunanistan bahsinde değineceğim kişiler vasıtasıyla ilettiler.

IRAK: (KYP, KDP, ŞEYH OSMAN, SADDAM VE DİĞERLERİ)

Atruş Kampı'nın iaşesi için sivil toplum örgütleri maddi yardımda bulundu. Mediko 90 bin mark verdi. Buraya Türkiye üzerinden de kamyonlarla giyecek, yiyecek ve ilaç yardımı oldu...
Kuzeyde oluşan otorite boşluğu ve Birleşmiş Milletler'in bu bölgeye uyguladığı uçuşa yasak bölgeden de yararlanarak çok kısa zamanda büyük bir güç haline geldik. Çok sayıda silah, mayın, ağır silahlar ve mühimmat elimize geçti. Örgütümüzü kısa zamanda bu silahlarla donatarak büyük bir güç kazandık...

İRAN: İran'da örgütün sorumlusu Mahsun (K) isimli arkadaşlar. Ayrıca İran Gizli Servisi İttilaat mensubu Sait isimli şahıs zaman zaman yanıma geliyordu ve görüşmelerimiz oluyordu. İran İstihbarat servisi mensubu Sait ile Rusya üzerinden örgüte sağlanacak silah, SAM-7 ve diğer lojistik desteklerin güvenli bir biçimde elimize geçmesi için anlaşmaya vardık...

Ayrıca Urumiye'de örgüte ait bir hastanenin kurulması veya yaralıların burada tedavi edilmesi anlaşmasına vardık. Buna karşın RT.Ö. de Türkiye'de bulunan Hizbullah örgütünün faaliyet alanlarını müdahale etmeyecek ve silahlı çatışmaya son verilecekti. Bu anlaşma halen yürürlükte olup İran örgütümüze barınma, silah, tedavi ve ülkesinde kamp kurma imkânı sağlamaktadır...

1997 tarihine kadar Makü, Kelereş, Zağros gibi yerlerde kamplar mevcuttu. İran bizden boşalacak yere Hizbullah'ı oturtmak istiyor. Hizbullah'ı İran destekliyor. Türkiye'deki Hizbullah ile çatışırken Lübnan'daki Hizbullah ile irtibat kurarak dost örgüt olarak söyleyin bizim üstümüze gelmesinler dedim. Sanırım bu etkili oldu. İran'ın bizim hakkımızda vereceği karar sanırım benim yakalanmam ve kongre sonrası gelişimler doğrultusundaki süreçten sonra olacaktır."

İşte bu dost ve kardeş ve de dindaş ülkeler sayesinde Apo bile vardığı noktaya şaşırmış ve bu şaşkınlığını bir dost meclisinde "beni de amma çok seven varmış" diyerek neşeyle dile getirmiştir.
Çevresinde çok uyanık olarak tanınan bu Apo, 1945'ten ve hatta öncesinden beri başarıyla sürdürdüğümüz ve koruduğumuz aşiret sistemi ya da feodal yapıyı kendine hedef seçmiştir. Bunu nerden anlıyoruz? Ülkemizde feodal yapının en güçlü olduğu yer olan Şanlı Urfa'da, en güçlü aşiret olan Bucak Aşireti lideri Celal Bucak'a saldırmak suretiyle silahlı mücadeleyi başlatmasından anlıyoruz.

Hemen akabinde 12 Eylül'ün olması, operasyonlardan kaçanların Apo'ya sığınması sonucu örgütün finans ihtiyacı geçen yıllara göre önemli artış göstermiş ve Apo, Zağros denen Şemdinli üçgeninde, hem Irak hem İran sınırlarındaki tüm kaçak patikalarını tutmuş ve haraç almaya başlamıştır. Arazinin dağlık yapısı ve hudutların yeterince korunamayışı Apo'nun işini kolaylaştırmış ve bu uyanık bir anda, rüyasında görse saymaya ömrünün yetmeyeceği bir para sahibi olmuştur.

Elbette yıllardır süren aşiret bağını koparmak kolay değildir. Bunu hızlandırmak maksadıyla, gözünü bile kırpmadan, acımadan, kadın, kız, çoluk çocuk, genç yaşlı demeden binlerce insanımızı kurşuna dizmiş ve bir o kadar asker, polis, korucu, öğretmen ve memurumuzu şehit etmiştir. Bu durum halkı aşiretten kısmen de olsa koparmış, örgüte bağlı hale getirmiştir. Birçok işadamı ve şarkıcı türkücü Apo'ya yardım için kuyruğa girmiş, örgüt kısa zamanda yüzyılın görmediği bir mafya haline gelmiştir. Avrupa'da ekmek parası için çalışan milyonlarca gurbetçi, Apo'dan nasibi almış, her yıl, bir maaşını vermek zorunda kalmıştır. Her ne kadar İmralı'da ikamet etse de Apo, avukatları ve basın aracılığıyla halen örgütü yönetmeye devam etmektedir.

Mafya olur da siyasi kanadı olmaz mı? Olur. Eski mafyaların siyasi adam kazanma faaliyetlerinin aksine bu Apo, fiilen kendi partisini kurmuş ve hatta bir ara militanlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altına bile sokmuştur. Atatürk'ün Meclisine giren militanlar, daha ilk gün ne olduklarını göstermiş, bir yandan PKK çaputunu sallarken diğer yandan Kürtçe yemin etmeye kalkmışlardır.

Bakın bunu nasıl anlatıyor katil:

"HADEP'in CHP ve bazı partiler ile görüşmeler yaptığını duydum. Eskiden Refah Partisi ve diğer sol partiler ile de görüşmeler olmuştu. Erbakan hükümeti zamanında Ankara ile mektuplaşmalarım olmuştu. Ağa (K) Mervan Zirki ve Delil kanalıyla Suriye'den Erbakan'a mektup gönderdim. Bana cevap geldi. Karşılıklı olumlu yazışmalarımız oldu...

1991 genel seçimleri sonunda HADEP milletvekillerinin Mecliste Kürt kimliğini öne çıkarmaları konusunda talimat verdim. Leyla Zana'nın milletvekili olarak yemin töreninde Kürt kimliğini öne çıkarmasını ben söyledim ve Kürtçe konuşması konusunda önerim oldu...

1992 yılı sonunda Talabani ile görüştüğümüzde Türkiye'ye ateşkes istemimizi götürmesini istedim. Özal Hükümeti ile Talabani'nin görüşmeleri vardı. Celal Talabani aramızda arabuluculuk çalışmalarına başladı. Öneriler genel kapsamlı bir af ve bizlerin (PKK) siyasi platform içerisinde faaliyetleri sürdürmemiz öngörülüyordu. Bekaa'da gazetecilerin gelmesi ile bir basın toplantısı yapıldı. 1993 yılı Mart ayında basın toplantısı yaptım...

1991 ve müteakip yıllar Hatip Dicle, Leyla Zana, Sedat Yurttaş, Ahmet Türk, Mehmet Sincar'la telefonla görüştüm. Halihazırda bunları yönlendirmem ve parti adına özelikle Sürgünde Kürt Parlamentosu faaliyetlerini müşterek yürütmekteyiz...

1991 yılında, DEP'e oy vermeyen herkesin tavuğunu bile öldürün diye talimat verdim...
1990'larda kitle potansiyeli açısından potansiyeli yakaladık. Gerillayı geliştirmek, siyasal konulara aktarmak istedim. Serhildanlar beni bu konuda umutlandırdı. DEP'e bunu bildirdim. Parlamentoda Leyla Zana'ya karşı tepkiler doğdu.

Ahmet Türk inisiyatifsiz, rolünü iyi oynayamadı. Liderlik sorunu vardı. Melik Fırat'ı önerdim. Parti merkezince neden dinci bir gericiyi liderliğe getirmek istediğim eleştirildi. Bunun için fazla üzerine gitmedim. Ancak inisiyatifimi kullandım. Mahmut Kılıç kültürlü idi.

Örgüt bütçesinden HADEP'e bir miktar ancak ne kadar olduğunu bilmiyorum ama 200 bin mark civarında olan para aktarıldı. Avrupa masrafları da Avrupa temsilciliklerince karşılandı. Avrupa temsilciliklerinde sadece siyasilerin değil, kim gelirse gazeteci, profesör vb. masrafları karşılanıyordu...

Bir ara da dini duygulardan dolayı dini kullandım. Halep ve Roma'da kendimi İsa'ya yakın hissettiğimi söylemem tamamen taktik gereğidir..."
Bu DEP, zaman içinde oldu HADEP, sonra isim değiştirdi oldu DEHAP, şimdilerde de DTP olmuş. Daha geçenlerde bunlar bir kongre yaptılar.

Bakın neler oldu bu kongrede:

DTP'den açık PKK beyanı!
DTP'nin l'inci olağan kongresinde konuşan eşbaşkanlardan Tuğluk, terör örgütü PKK ile organik bağlarının açık itirafı sayılabilecek ifadeler kullandı: PKK ile araya mesafe konulamaz. Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk, Kürt sorununun çözümünde PKK'yı adres gösterdiler. Tuğluk, "PKK ile aramıza mesafe koymamız mümkün değil" derken, Türk de, İngiltere ve İspanya'nın yaşadığı "IRA" ve "ETA" deneyiminin Türkiye'de uygulanmasını istedi.

Ayrılıkçı örgütler ETA ve IRA'nın siyasi kanatlarından temsilcilerin de yer aldığı kongrede, açılış konuşmasını Türk yaptı. Dünyada iktidarların muhalif silahlı güçlerle çözüm arayışına girdiğine dikkat çeken Türk, örnek olarak ETA ve IRA'yı vererek, "Türkiye'deki Kürt sorunu bugüne dek çözümsüz bırakılmıştır. Kürtlerle diyalog, demokrasi güçleriyle buluşma zorunludur. Kürtler olmadan, Kürtlere rağmen bir çözüm gerçekçi olmayacaktır" dedi.

PKK'nın aldığı eylemsizlik kararına bağlı kalarak silah bırakmasını isteyen Türk, hükümetin de demokratik çözüm süreci başlatması gerektiğini söyledi.
Konuşmasında, Abdullah Öcalan ile PKK'nın, Türkiye'nin bir realitesi olduğunu savunan Tuğluk da, şöyle devam etti: "Demokrasi ve barıştan söz eden herkes, PKK ile aramıza mesafe koymamızı istiyor. Oysa böyle bir şey mümkün değil, tam tersine, demokrasi ve barış için demokratik güçlerin ve toplumun PKK ile kendi arasına koyduğu mesafeyi kaldırması, örülen duvarları yıkması zorunludur. Barış stratejisi PKK'yı kapsama alanı dışında tutarak başarılı olamaz. PKK 30 yıl süren bir sürecin tarafıdır."

'Gürültü yapmayın!' uyarısı

Tuğluk'un "PKK'sız olmaz" mesajı vermesinin ardından salondakilerin "Öcalan" sloganları atması, kongrenin terörist başından uzak yapılması ısrarına rağmen temel çelişkiyi gözler önüne serdi. Divan, Öcalan sloganları atanları "gürültü yapmayın" şeklinde uyardı.

NOTLAR

*Eski DEP milletvekili Leyla Zana, davet edilmesine rağmen kongreye katılmadı.
*İstiklal Marşı'nm okunmadığı kongrede, izleyiciler arasındaki bir kişi Kürt marşı okudu. Kongrenin başlangıcında yüzlerini kapatan bir grup genç, salonda Öcalan posteri dolaştırdı.
*Kongreye katılan ETA ile IRA'nın siyasi kanat temsilcileri Gorka Elejaborrieta Diaz, Philip Mc Guigan ile Avrupa Özgür İttifakı Genel Müdür Yardımcısı Gonter Dauwen alkışlandı.
*Konuşmasını Kürtçe yapan Avrupa Parlamentosu Üyesi Feleknaz Uca "İmralı Cezaevi'nin de kapatılması gerekiyor" dedi.
*Alman Demokratik Sosyalizm Partisi Milletvekili Helin Evrim Baba, Öcalan'a "Sayın" diye hitap etti.

Bu nedir? Bu devlete kafa tutmaktır!
Bu nedir? Bu vatanın bölünmez bütünlüğü için şehit olanlara, bu cumhuriyeti kurup bize emanet edenlere saygısızlıktır!
Bu nedir? Bu asimi, tarihini inkâr etmektir!
Bu nedir? İktidara sahip olanların çaresizliğidir!

Demokratik bir ülke olduğumuz için, elbette hepimiz Anaya-sa'ya saygılı olduğumuz için, bu siyasi kanat, düşünce özgürlüğü çerçevesinde halen faaliyetlerini sürdürmektedir. İşi de iyi öğrendikleri için, yedek olarak KÖP (Kuş gibi Özgür Parti), ÖCP (Özgürlükler Cennet Partisi) ve de AÖP (Apoya Özgürlük Partisi) adlarında yeni partilerinin tüzüklerini bile hazırlamışlar ve İçişleri Bakanlığına onaya hazır hale getirmişler. Halen teknik takip altında tutulan bu kişiler, güle oynaya ve de AB'nin maddi ve manevi desteği altında işlerini yürütmektedir.
Apo hapiste olduğu için mafyanın başına Zübeyir isimli biri getirilmiş, bu kişi de göreve başlar başlamaz Apo'ya af demiştir.

Haberi hep birlikte okuyalım:

"Yeni teröristbaşı
Örgütün lideri Zübeyir Aydar, ateşkese rağmen Türkiye'nin üyelerini hedef alan operasyonlar düzenlemesi nedeniyle ateşkesi bozduklarını söyledi. Aydar uyarılarının, yalnızca yabancı turistler için değil, Türkiye'ye iş yapan tüm yabancılara olduğunu söyledi. Aydar, açıklamasında örgüt lider Abdullah Öcalan'ın durumunun da kendileri için çok önemli olduğunu ifade etti. Örgüt yetkilileri Öca-lan'ın cezaevi koşullarının iyileştirilmesi hatta serbest bırakılması için gerekli adımların atılmasını istedi."

Halihazırda örgüt Zağros ana karargahındadu. Zağros, Hakkâri Şemdinli'nin güneyinde Irak-İran sınırı içindedir. Ana karargâha bağlı olarak gene Şemdinli'nin üç beş kilometre güneyinde Hakurk, İran'da Jerma ve Kelereş, Irak'ta Basyan geçici kampları faaliyet göstermektedir. Örgütün başının cezaevinde oluşu nedeniyle siyasal çalışmaların çok para isteyeceğini dikkate alan Zübeyir, sınırlardan yapılan tüm kaçakçılık eylemlerini daha sıkı kontrol altına almış ve milyonlarca dolarlık haracı toplamaya devam etmektedir. Ne olur ne olmaz diyen yalnız ve çaresiz gurbetçilerimiz haraçlarını zamanında ödemektedir. İşadamları ile şarkıcıların ne halde oldukları bilinmemektedir.

AB ülkelerinden Danimarka'da yayınını sürdüren mafyanın televizyonu Roj, reklam faaliyetlerini artırmış, dolayısıyla örgütün finans sıkıntısını oldukça gidermiştir.

Bakalım katil Apo ne diyor bu yayınlara (Efendim Med, Rojun eski adıdır):

"Özel kanalların gelişimi ile TV yayını yapmak üzere araştırmaya başladık. Londra'da bir lisans alındı, uydu Fransa'dan kiralandı. Kapanınca AB D'den uydu kiralandı. Maddi finansmanını biz karşıladık. Yılda 50 milyon mark gidiyor. MED TV'yi desteklemek ve finans ihtiyacını karşılamak için kurulan vakıf para aklamak içindir...

Birçok ülkeden para bağış olarak geliyor. En büyük vakıf İsviçre'dedir. Lüksemburg ve Londra'da da şirketler vardır. ABD'deki uydu iptal edilince Fransa'ya yöneldik. MED TV'nin finansmanında Güney Kıbrıs ve Yunanistan'da bulunan bazı kiliseler, sendikalar, zengin kişiler yardım yapmaktadır. Uydu kirası yıllık 15 milyon marktır.

MED TV'nin Almanya, Rusya ve İsveç'te stüdyoları bulunmaktadır. MED TV'nin mali işlemleri ile ilgilenen Corç (K) Aristo Aristodolos ile birkaç defa görüştüm. Bu kişi orta yaşlarda, şişman, Güney Kıbrıs veya Yunanistanlıdır. Özellikle Lüksemburg işlemleri ile uğraşıyor. Ayrıca Hollandalı avukatlar da bu işler ile ilgilenmektedir... ".

Örgütün yani mafyanın üst düzey sorumluları ya Irak'tadır ya da İran'da. Suriye, Filistin eski dostlardır onlar için. Fırsat buldukça Avrupa'ya giderler. Demokrasinin beşiği olduklarını söyleyen Avrupalı dostlarımızın kucağı hep açıktır onlar için. Olmadı, siyasi mülteci. O da olmazsa insan hakları.

Şu ana kadar anlatılanlar, bu mafyanın başı yani İmralı'da yatan, siyasi kol ve kanatları, destekçileri, yayıncıları, kaçakçılık, haraç, Irak'taki silahlı lider kadroları, Avrupa'daki faaliyetlerini kapsamaktadır. Geriye dağlardaki silahlı militanlar kalmaktadır. Dağdaki silahlı katilleri dağda tutan yerdekilerdir. Ama biz yerdekilerle uğraşmadığımız için dağdakiler dağda kalmıştır. Bir de parayı unutmayınız; kimse kimseye kolay kolay haraç vermez. Vermesi için ne yapmak lazım? Dağda adam tutmak lazım. Niye? Dağdaki ovaya inerse yerdekilerin hali nice olur? Kimse onları adam yerine koyar mı? Avrupa niye dinliyor bunları? Amerika niye medet umuyor? Ya Avrupa'daki gurbetçi, yalnız ve çaresiz? Onların da kaderi dağdakilere bağlı. Bilirlerse dağlarda artık terörist değil kuzular otluyor, onlar da haraç vermez artık. Para kaynakları kesilirse inanınız kaplan-lar kuzu gibi olur, çıkar dağlara meleşir durur.

Bunlar işte bunlardır. Karışanı ve görüşenleri olmadığı için meydanları boş bulmuşlar, binlerce canımızın katillerine af çıkarmak, katillerin yönetici kadrolarına siyasi haklar kazandırmak ve bu katillerle ülkemizi yönetmek için fırsat kolluyorlar. İnanın bana fırsat bulurlarsa bunu yapacaklar...

Kaynakça
Kitap: HESAPLAŞMA
Yazar: ERDAL SARIZEYBEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir