Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Terör Hakkında Birkaç Söz

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

Terör Hakkında Birkaç Söz

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 00:26

Birkaç Söz

İnanın anlamaya çalışıyorum bizi yönetenleri ve de yönetenlerin atadıklarını. Son günlerde her şeyden vazgeçtim, bıraktım işi gücü, neyi, ne için yaptıklarını anlamaya çalışıyorum. Otuz yıla yakın bir zaman süren terör ve terörün vurduğu biz. Teröre bakıyorum, binlerce can, bizim canımız. Gene bakıyorum teröre, milyarlarca dolar para, bizim paramız. Can bizim can, para bizim para, mal bizim mal. Anlayamıyorum inanın olup biteni.

Önce cana bakıyorum ve de milli servetimize(Kayıtlar Ankara DGM'den alınmıştır):

"Silahlı çete PKK, 15 Ağustos 1984 günü yapılan Eruh ve Şemdinli baskınlarından soma 22 Şubat 1999 tarihine kadar 6036 saldırı yapmış, 388 gasp suçu işlemiş, 1046 kişiyi kaçırmıştır. 15 Ağustos 1984 günü başlayan PKK terör eylemlerinde 22 Şubat 1999 tarihi itibariyle 4472 sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 5620 sivil vatandaşımız yaralanmış, bunların birçoğu sakat kalmıştır. PKK'nın silahlı çetelerine karşı toprağını, halkının canını ve malını korumak için savaşan güvenlik güçlerimizden 3874 asker, 1225
GKK, 247 polis şehit olmuş, 8178 asker, 1665 GKK, 909 polis yaralanmıştır. Bu yaralı asker, polis ve GKK'lardan kimi kolunu, kimi ayağını kaybetmiş, genç yaşta sakat kalmışlardır. PKK çeteleri, sivillere yönelik saldırılarında tam bir vahşet sergilemiş; kadın, erkek, yaşlı, genç, bebek ayırt etmeden rasgele öldürmüşlerdir. Bazı vatandaşlarımız evlerinin içinde yanarak can vermişlerdir."
Sonra gözlerim dalıp gidiyor ve bu vahşeti yapan katil aklıma geliyor.

Dalıyorum geçmişe doğru:

Serxwebun Dergisi, Mayıs 1994. Sayı 149, sayfa 23'te yer alan "Savaş Gerçekleri Ve Taktikleri Üzerine" başlıklı talimat yazısı:

"...Savaşta acıma yoktur. İnsan insana acır, denilir. Doğru, insan hayvanlara da acır. Ama canavarlara, canavarlaşan insanlara acımak, acıyanın sonunu getirir. Bunun tasfiye olmayı getirmekten başka bir sonucu da yoktur. Daha da öteye gidiyoruz ve diyoruz ki, düşmana gözü karaca vurulmalı, her vuruşta kinimiz fışkırmalıdır... " şeklinde Abdullah Öcalan, örgütüne ve militanlarına talimat vermiştir. (Kls: 14/Dizi:8)

Yine Abdullah ÖCALAN'ın 14.04.1998 günü MED-TV'de:

"...Şimdi bizim pek turistler hedeftir demeyeceğim. Ama şüphesiz Türkiye'de bir savaş var. Özel turist hedefleri diye bir hedef yok. Fakat ekonomi de hedeftir tabii ve bu arada turizm ekonomisi de hedeftir. Turist demiyorum, dikkat edin, turizm ekonomisine elinizden geldiğince turiste zarar vermemeyi de biraz göz önüne getirerek şüphesiz bazı adımlar atarız. Bugünlerde bunun arayışı içindeyiz... " beyanında bulunması da bir eylem talimatıdır. (Kls:37/Dizi: 15)

Kimdir bu efendim?

İmralı'daki cezaevinde yatan Abdullah Öcalan! Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilmedi mi? Doğru. Aslında hakkı idamdı ama AB'ye uyduk, böyle oldu. Yatsın yattığı yerde, gömelim tarihe olsun bitsin? Güzel söylüyorsunuz ama adam yatmıyor ki yattığı yerde! Nasıl yani?
Şöyle yani; adam bölücü terör örgütü diye diye bitiremediğimiz bu bölücü terör örgütünü yattığı yerden idare ediyor. Nasıl idare ediyor?
Şöyle idare ediyor; avukatları gidiyor, not alıyor, örgüte bildiriyor. O da yattığı yerden izliyor. Anlatayım.

Yo, ben anlatmayayım, Kürtçe düşünen biri anlatsın:

Abdullah Öcalan İmralı'da PKK'yı tekrar kurdu! [11 Temmuz 2005]
PNA- Türkiye'de yayımlanan Radikal Gazetesi Aylık Kürt dergisi Esmer'in yazarlarından ve önemli Kürt aydınlarından biri olan Enver Sezgin'le bir röportaj yaptı. 'Batman, Bolşoy' kitabmın yazarı Enver Sezgin, geçmişte yasadışı Türkiye Komünist Partisi'nin üyesiydi, 12 yıl kaçak yaşadı, 1990'larda da Yeni Demokrasi Hareketi'nin kurucuları arasında yer aldı.

Soru:

Güneydoğu'da amacı pek anlaşılamayan terör hareketleri başladı. Askerlere pusular kuruluyor, tren yollarına bomba konuluyor. Kim yapıyor bunları, PKK mı?

Cevap:

Eylemler için şunu PKK yaptı, bunu yapmadı diyemem. Ama PKK'nın orada birtakım silahlı eylemler yaptığı açık. Bunu kendileri söylüyor. Biliyorsunuz bölgede 1984'te bir savaş başladı. Kimi buna 'düşük yoğunluklu savaş' dedi, kimi 'iç savaş'. Adı ne olursa olsun bu bir savaştı. Bu savaş 1999'da bitti. Bunu bitiren de Abdullah Öcalan'dır.

Soru:

Savaş nasıl bitti?

Cevap:

Öcalan, yakalandıktan soma 1999'da- ki duruşmalarda, savaşa son verdiğini, artık silah kullanmayacaklarını söyledi ve güçlerine Türkiye sınırlarının ötesine gitme talimatı verdi. Nitekim uzun süre PKK'nın eylemleri durdu. Ama 2001 Haziran'ında Öcalan, avukatlarıyla yaptığı görüşmede, ateşkesi bozduğunu açıkladı, yandaşlarına silahlı eylem çağrısında bulundu. Şiddet eylemleri tekrar başladı. Oysa Öcalan 1999'da ateşkes ilan etmemişti. Savaşı bitirdiğini söylemişti. Bence savaş 1999'da bitti. Aslında dağdaki insanlar da yorgun düştü. Askeri bakımdan yenildiler. Liderlerinin yakalanmasıyla gerilemeleri arttı. Uzun yıllardır dağda olan bu insanların artık bir biçimde dağdan inmesi gerekiyor. Bu da politikanın çözeceği bir konudur.

Soru:

PKK hangi amaçla yapıyor bu terör eylemlerini peki?

Cevap:

PKK eskiden belli bölgeleri etkisi altında tutmak, kurtarılmış bölgeler ilan etmek için savaşırdı. Ya da federasyon gibi siyasi talepleri gerçekleştirmek için bu eylemleri yapardı. Ama bugün ortada böyle temel siyasi talepler yok. Bugün bu eylemler, Öcalan'ın devletle pazarlık kartını güçlendirmek için yapılıyor. Öcalan, Kürt sorununun çözümünde kendisinin ve örgütünün resmen muhatap kabul edilmesini istiyor. Bu, Kürt sorununun çözümüne ne kadar katkıda bulunur ayrı bir konu ama PKK'nın şu anki temel talebi, Öcalan'ın muhatap kabul edilmesidir. Diğer talepleri de Öcalan'ın tecridine son verilmesi, dağdakilere genel af çıkarılmasıdır. Dolayısıyla bugün yaşanan bir savaş değildir, bir 'savaş oyunu'dur.

Soru:

Nasıl bir oyun bu?

Cevap:

Bakın... Siyasal talebi olmayan bir çatışma, bir 'savaş oyunu' demektir. Bir savaşın amacı olur. Sadece genel af için ve PKK'nm muhatap kabul edilmesi için bir savaş sürdürülemez. Ama bu savaş oyununda maalesef askerler ve dağdaki gençler ölüyor. Ayrıca eğer yaşanan gerçek manada bir savaş olsaydı, dağdaki insanlar neden o zaman genel af istesinler ki. Genel af istediklerine göre, kendileri de bunun sürgit bir savaş olamayacağını görüyorlar.

Soru:

PKK kimin kontrolünde?

Cevap:

Aslında PKK isim değiştirmişti. En son, Kongra-Gel diye bir örgüt oluşmuştu. Yine Öcalan'ın avukatlarıyla görüşmelerinden anlıyoruz ki, Kongra-Gel kendisi için yeterli olmadı. Öcalan yeni bir talimatla, 'Kongra-Gel de kalsın ama PKK'yı yeniden kurun' dedi. Yeniden kurarken de, PKK'nın eski yöneticilerinden bazılarını tasfiye etti, kendine en yakın olanları tepe noktalara getirdi. Böylece kendisine yüzde yüz bağlı bir örgüt oluşturdu. Eğer yeniden silahlı eylemlere başlayacaksa, PKK'nın olması gerekiyordu tabii. Çünkü PKK sadece siyasi bir örgüt değildir, aynı zamanda bir silahlı örgüttür de. Abdullah Öcalan, cezaevinde tekrar PKK'yı kurdu.

Soru:

Öcalan, İmralı Adası'nda tutuklu. PKK ile ilişkisi nasıl sürüyor?

Cevap:

Şöyle sürüyor. Eğer görüşebilirse, avukat görüşmeleriyle birtakım talimatlar veriyor ve bu talimatlar anında PKK yöneticilerine gidiyor ve yöneticiler ona göre siyaset geliştiriyor. Mesela Öcalan en son 'demokratik konfederalizm' diye bir tez ortaya attı. Bu tez hem PKK hem de onunla paralel hareket edenler tarafından aynen kabul gördü.

Soru:

'Avukatlarıyla eğer görüşebilirse' dediniz. Öcalan'ın avukatlarıyla görüşmediği oluyor mu?

Cevap:

Bazen hava muhalefeti nedeniyle haftalık görüşmeler olmazdı. Ama geçenlerde yeni bir kanun çıktı. Bu kanuna göre, Adalet Bakanlığı'nın bir temsilcisi de tutukluların avukat görüşmelerine katılıyor ve görüşmeyi banda kaydediyor. Öcalan'ın avukatları bu yasayı protesto ettiler ve bir süredir Öcalan'la görüşmüyorlar. Oysa Öcalan'ın avukat görüşmeleri zaten eskiden de banda alınıyordu. Askerler tarafından kamerayla kaydediliyordu ve Genelkurmay gibi gerekli yerlere gönderiliyordu. Demek ki bu görüntüler hükümete gitmiyordu ki, hükümet yeni bir yasa çıkardı ve şimdi Öcalan konusunda Adalet Bakanlığı da devreye girdi.

Soru:

Peki son terör olaylarının arkasında bir kitle desteği var mı?

Cevap:

Bence yok. Gerçi PKK'nın ve Öcalan'ın Kürt siyasal hareketi üzerinde eskisi kadar olmasa da hala büyük bir etkisi var ama bu etki, bugün Kürtlerin şiddet eylemlerini desteklediği anlamına gelmiyor. Kürtler, Kürt sorununun şiddet yoluyla çözülmesinden yana değiller. Kürt halkının büyük çoğunluğu bu şiddet eylemlerini tasvip etmiyor. Çünkü silahlı eylemlerin en çok kendisine zarar verdiğini bizzat yaşadı ve gördü Kürt halkı. Bir daha da o günleri yaşamak istemiyor. Ama Kürt sorununun da demokratik yoldan çözülmesini istiyor. Silahlı eylemlere, şehirlerdeki bazı yoksul gençlik gibi belli bir kesimin desteğinin olması da doğaldır. Çünkü çok büyük sorunlar var ve bu sorunlar hala görmezden geliniyor. İşsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik, hor görülme gibi sorunlar bir araya geldiği zaman da şiddet eylemlerini ortaya çıkarıyor.

Soru:

Kürtler kendi fikirlerini söyleyemiyorlar mı?

Cevap:

Yandaşlarının, kendi fikirlerini söylemesi biraz zor.

Soru:

Bütün Kürtler Abdullah Öcalan'ın yandaşı mı?

Cevap:

Hayır değil.

Soru:

PKK'nın dünyadan görünür desteği kesildi. Kitle desteğini de kaybetmiş görünüyor. Peki bu silahların, bombaların parası nereden geliyor? Kim finanse ediyor PKK'yı?

Cevap:

Onu bilemem ama dünyanın neresinde olursa olsun böyle bir örgütün destek olmadan silah sağlaması, savaş oyununu sürdürmesi mümkün değil.

Soru:

PKK, barış ortamını bozar, yeniden baskılı bir ortam yaratmayı başarırsa, bundan Kürt vatandaşlarımızın nasıl bir çıkarı olacak?

Cevap:

Hiçbir çıkarı olmayacak, zararı olacak. Çünkü bu sefer daha büyük tehlikeler bekliyor Kürtleri. Kürtlerin durumu daha da kötüleşir.

Soru:

Kürt sorunu çözümlenirse Öcalan'ın durumu ne olur?

Cevap:

Bugünkü gücüne sahip olamaz. Bunu ölçmek, bilebilmek mümkün değil ama PKK, Kürt siyasetinin büyük bir çoğunluğunu manipüle ediyor ve etkisi altında tutuyor.

Soru:

Leyla Zana ve arkadaşlarının oluşturduğu siyasi hareketin PKK'ya karşı tavrı ne peki?

Cevap:

Demokratik Toplum Hareketi, Öcalan'ın talimatıyla başlatıldı. Öcalan cezaevinden avukatları aracılığıyla gönderdiği talimatta, 'DEHAP'ın yanı sıra bir parti kurulsun ve bu Demokratik Toplum Hareketi olarak başlasın' dedi. Harekete ismini veren Öcalan'dır. Yani bu hareketi Öcalan başlattı, Leyla Zana ve arkadaşları bu harekete katıldılar.
Bu cezaevlerinden kim sorumlu efendim?
Adalet Bakanlığı. Bakan ise Sayın Cemil Çiçek.
Bu katil kime talimat veriyor?
Hem siyasi kanadına hem de silahlı kanadına.
Siyasi kanat kim efendim?
DEP, HEP, DEHAP, HADEP ya da DTP gibi bir şey.
Ne ki bunlar, sonu hep "p" ile bitiyor? Efendim, bunlar parti de ondan. Ne partisi? Siyasi parti efendim.
Anayasa Mahkemesi kapatmadı mı bunları? Kapattı efendim. Nasıl kapattı?

Kapatan ayrı kapatmayan ayrı efendim: ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Resmi Gazete tarih/sayı: 19.07.2003/25173 Esas Sayısı: 1999/1 (Siyasi Parti Kapatma)
Karar Sayısı: 2003/1 Karar Günü: 13.3.2003
DAVACI: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı DAVALI: Halkın Demokrasi Partisi
DAVANIN KONUSU: Halkın Demokrasi Partisi'nin, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiği ileri sürülerek Anayasa'nın 68. ve 69. maddeleri ile 2820 sayılı "Siyasi Partiler Kanunu"nun 78., 79., 80., 81. ve 82. maddeleri uyarınca kapatılmasına karar verilmesi istemidir.

PKK hükümlü ve tutukluların cezaevlerinde başlattıkları açlık grevleri tamamen PKK örgütünün organize ettiği örgütsel faaliyetlerdir. HADEP yöneticileri PKK ile aynı amaca yönelik olarak bu örgütsel faaliyetlere iştirak etmişlerdir.
HADEP'le ilgili toplanan ve yukarıda anlatılan delillerden HADEP'in tamamen illegal PKK örgütünün kontrolünde ve güdümünde bir kuruluş olduğu PKK'nın çok önem verdiği, cepheleşme faaliyetlerini HADEP vasıtasıyla organize ettiği anlaşılır.
Bu kanlı örgüt insanlığın baş belası olan uyuşturucu ticareti ile de uğraşmaktadır.
Uyuşturucu ticareti ile uğraşan bu kanlı terör örgütü ve liderine siyasi hüviyet verilemez. Böyle bir terör örgütünü Türkiye'nin muhatap kabul etmesi de düşünülemez. PKK TCK.nun 125. maddesinde yazılı suçu işlemek için kurulmuş bir silahlı çetedir. Bir suç örgütüdür. Yargıtay'ın bütün içtihatlarında da PKK silahlı çete olarak kabul edilmiştir.
Bu konuda en net açıklamaları 1991 yılı içinde PKK örgütüne katılan 1994 yılında örgütten firar eden Ümit YAĞAN yapmıştır.

Ümit YAĞAN 5.7.1996 tarihli Savcılık ifadesinde şöyle demektedir:

"HEP, DEP ve HADEP (Halkın demokrasi Partisi) biri diğerinin uzantısı olan birinin kapatılması üzere bir ikincisinin faaliyete geçirilmesi şeklinde faaliyette bulunan PKK'nın denetiminde ve PKK merkez komitesinden aldığı emir ve talimatlar doğrultusunda hareket eden bir ve aynı siyasi partidir. Bu partinin legal programın ötesinde illegal olarak Kürt sorununu dile getirmek, mitingler, toplantılar ve söyleşilerde Doğu ve Güneydoğu halkını Kürt halkının ulusal kurtuluş mücadelesi içine çekmek ve PKK'yı Kürt halkının silahlı gerilla gücü olarak göstererek halkı PKK içinde ve çevresinde örgütlemek yönünde faaliyetleri vardır. Bunun gibi merkez ve taşra örgütlenmesi içinde, parti hizmet binalarında PKK milis ve militanlarına görev vererek onların çalışma koşullarını hazırlamakla yükümlüdür. Parti ile PKK arasında organik bir bağ mevcuttur. Bu siyasi parti PKK'nın legal uzantısıdır. Merkez ve taşradaki yöneticileri Leyla ZANA, Ahmet TÜRK, Sırrı SAKIK, Mahmut ALINAK gibi milletvekili ve yöneticileri zaman zaman PKK'nın yurtdışındaki kamplarına gider ve orada PKK'nın üst düzey yöneticileriyle görüşme yapar, talimatlar alırlar, aldıkları talimatlara göre hareket ederler. Bu olay sadece bu söylediğim kişilerle sınırlı değildir. Sözkonusu siyasi parti bu gün PKK'nın denetiminde, faaliyetleri de PKK'nın merkez komitesi tarafından yönlendirilmektedir.

Ben bizzat kendim 1993 yılı yaz aylarında Mehdi ZANA, Leyla ZANA, Sırrı SAKIK, Mahmut ALINAK ve Ahmet TÜRK'ün K.
Iraktaki Erbil ilinde parti yetkilileriyle (PKK) temsilcileriyle görüştüklerine ve onlardan talimat aldıklarına tanık oldum. Onlara verilen talimat sonradan öğrendiğime göre şu şekilde idi. Milletvekilliğinin sağladığı dokunulmazlığa dayanarak, parti içinde, parlamento dışında ve parlamentoda halkı ulusal Kürt bağımsızlığı etrafında örgütlemek, bu arada PKK'yı Kürt halkının bu mücadele içinde yer alan silahlı gücü gibi göstermek, halkı PKK saflarında mücadeleye çekmek, aynı zamanda dokunulmazlıklarının arkasına sığınarak ve milletvekili olmalarının sağladığı itibarla Kürt soykırımını, Doğu ve Güneydoğudaki insan hakları ihlallerini Kürt halkının kimlik, tarih ve kültürünün inkar edildiğini, yok sayıldığını Türkiye ve Dünya kamuoyuna yaymak, duyurmak şeklinde şeylerdir. Bunun gibi aynı siyasi partinin parti gelirlerinden bir kısmını doğrudan doğruya illegal yollardan PKK'ya aktarmaktadır. Kalan kısmı ise parti içi harcamalarla propaganda faaliyetlerine harcanmaktadır."

Yargıtay C. Başsavcılığının Esas Hakkındaki Görüşünde ise HADEP'in kapatılma istemi şu iddialara dayandırılmıştır:

PKK örgütü ile HADEP arasında organik bağ olduğu.
HADEP'in PKK'nın denetiminde olduğu, bu örgütün Merkez Komitesi'nden aldığı talimatlar ve emirler doğrultusunda eylemler düzenlediği.

HADEP Kongrelerinin, PKK örgütü ile, bunun lideri A. Öcalan lehine gösteri yapılan alanlar haline getirildiği.
HADEP il ve ilçe örgütlerinde düzenlenen seminerler ile, HA-DEP'in oluşturduğu, Gençlik/ Kadın, Sağlık ve İşçi komisyonlarınca düzenlenen toplantılara katılan vatandaşlara Anayasa düzenine ve üniter devlet yapısına karşı düşmanlık empoze edilmeye çalışıldığı.

HADEP'in il ve ilçe örgütlerinde. Kürt orijinli vatandaşları örgütleme, PKK'ya taban oluşturma, PKK'nın yurt içi ve yurtdışı kamplarına militan gönderme faaliyetlerinin yürütüldüğü ve böylece il ve ilçe örgütlerinin PKK'nın "Asker Alma Daireleri" haline getirildiği.

XIII- SONUÇ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın 29.1.1999 günlü, SP.60.Hz. 1999/37 sayılı İddianamesi ile Halkın Demokrasi Partisi'nin kapatılması istenilmekle gereği görüşülüp düşünüldü:

1- HALKIN DEMOKRASİ PARTİSİ'nin, kimi eylemleri yanında PKK isimli terör örgütüne yardım ve destek de sağlayarak Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiği anlaşıldığından, Anayasa'nın 68. ve 69. maddeleri ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 101. ve 103. maddeleri gereğince TEMELLİ KAPATILMASINA."
Ne güzel işte, kapatılmış. Kapatılmadı efendim. Ne demek?
Şu demek efendim; yeniden açıldılar. 93'te DEP'ti bunlar,
94'te HEP oldular. Sonra HADEP, daha sonra da DEHAP oldular.
Duyduğuma göre şimdilerde DTP deniyormuş.
Niye? Bunlar bukalemun mu ki, habire kılık değiştirir gibi ad değiştiriyor?
Hayır efendim, bunlar bukalemun değil. Bunlar siyasi bir parti. Son olaydan haberiniz var mı acaba? Hayırdır?
Hayır efendim. Son kongrelerinde neler oldu neler; katil Öcalan'ın posterleri açıldı, bölücü örgüt lehine sloganlar atıldı. ETA, IRA gibi terörist örgüt temsilcileri katıldı. İstiklal Marşı okunmadı.

Saygı duruşu şehitlerimiz için yok! Bir büyük gazete yazdı bunu, başka da göremedim:

"Tarih: 26 Haziran 2006. Yer: Ankara, Konuşan: DTP. Gazete: Milliyet.
DTP'den açık PKK beyanı!
DTP'nin l'inci olağan kongresinde konuşan eşbaşkanlardan Tuğluk, terör örgütü PKK ile organik bağlarının açık itirafı sayılabilecek ifadeler kullandı: PKK ile araya mesafe konulamaz!"
Nerde oldu bu olay?
Ankara'da efendim.
Polis falan müdahale etmedi mi?
Hayır efendim. Biz demokratik bir ülkeyiz!
Sahi, bizim ülkemizde emniyet ve asayişten kim sorumlu?
Pardon?
Yani halkımızın malını, canını, namusunu koruma görevi kimin?
Anladım. Bu görev efendim, İçişleri Bakanlığına aittir. Bakan Sayın Abdulkadir Aksu, bu görevini polis ve jandarma güçleriyle yerine getirir.
Peki, O ne diyor bu işe?
Bir şey demiyor, efendim.
Allah, Allah! Peki ya Başbakan?
Başbakanımız, Sayın Recep Tayip Bey efendim. O, baştan konuya tam vakıf değildi herhalde, efendim. Zira önce "Doğuda Kürt sorunu var" dedi. "Türkiyeli, gocunmazsanız Türk deyin kendinize", gibi de bir şeyler, dedi. Sonra Kürtçe televizyon, dergi, falan. Daha sonra "silahı buakın, öyle masaya oturalım" gibi şeyler. Nihayet anladı galiba, "bizim sabrımızı sınamasınlar" dedi.
Ne demek sabır?
Şöyle efendim. Yani, " bana bakın, şimdiye kadar binlerce canımızı ya da Türk milletinin evlatlarını şehit ettiniz, sesimizi çıkarmadık. Bari biraz susun, işinize bakın artık. Susmazsanız benden günah gider ha, ona göre." gibi bir şey efendim.
Yani onca şehide bunca yöneten sabır mı etmiş?
Belki sonu selamettir, diye düşünmüş olabilirler efendim.
Peki ya ağalarımız?
Hangi ağalarımız efendim? Kaçakçı ağalarımız var, terör ağalarımız var, para ağalarımız var, aşiret ağalarımız var, acaba hangisi?

Elbet aşiret ağalarımız? Yıllarca doğuda devlet adına hüküm sürmediler mi?
Anladım. Aşiret ağalarımız bekliyor efendim. Neyi bekliyor?
Devletin yani bizi yönetenlerin bir karar vermesini. Ne kararı?
Terörle mücadele kararını efendim? Onlara ne ki?
Şöyle ne ki, efendim. Devlet yani bizi yönetenler terörle mücadeleye karar verirse destekleyecekler yoksa desteklemeyecekler.
Devlet karar vermedi mi ki? Terörle mücadele için yasa bile çıkardı.

Bizi yönetenler henüz bir kara vermemiş olacak ki, bakın bir millet vekili ne diyor:

"AKP'li Vekilden Şok İddia:
AK Parti Hakkari Milletvekili Mustafa Zeydan, Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) ilk genel seçimde Parlamento'ya 50 bağımsız milletvekili sokacağını iddia etti.
26 Haziran 2006 Pazartesi 13:00"
İnanın bıraktım her şeyi. İşi gücü bıraktım düşünüyorum. Bıraktım yurt içini, gittim yurt dışına. Aklıma demokrasinin beşiği Avrupa geliyor, dalıp dalıp gidiyorum.

"Terörle mücadelede uluslararası belgelerden olan ve bağlayıcılığı bulunan:

- 1989 AGİK Viyana Kapanış Belgesi'nde; katılan ülkelerin terör suçları yöntemlerinin ve uygulamalarının kınanacağı, hiçbir şart altında teröre hak verilmeyeceği, bu konularda kararlı davranılacağı, suçluların iadesi ve takibatını emniyet altına almak için gereken tedbirlere başvurulacağı,
1990 Paris Şartı'nda, devletlerin bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğünü ihlal eden faaliyetlere karşı demokratik müesseseleri savunmada işbirliği yapılacağı ve terörün her ülkede suç sayılacağı,
-1992 Helsinki Bildirisi'nde, terör hareketlerinin kayıtsız şartsız kınanması, terör tehdidinin ortadan kaldırılması için işbirliği yapılacağı, 1993 Viyana İnsan Hakları Dünya Konferansı Deklarasyonu'nda, egemen ve bağımsız ülkelerin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğini tamamen veya kısmen tehlikeye sokacak her türlü hareketin makul karşılanmayacağı, teşvik edilmeyeceği, terörden korunma ve mücadelede işbirliğini geliştirmek için gerekli tedbirin alınacağı, hususlarında karşılıklı anlaşmaya varıldığı kaydedilmiş ve uluslararası hukuk kuralı haline getirilmiştir.

Çok sayıda yasadışı silahlı terör eylemlerini yaygın şekilde gerçekleştiren, gerek iç ve gerekse dış hukuk açısından terör örgütü olduğu konusunda hiçbir tereddüt bulunmayan, eylem ve faaliyetleri nedeniyle Avrupa ülkelerince de terör örgütü ve terörist sayılan PKK'ya ve elebaşısı Abdullah Öcalan'a, uluslararası hukuk açısından ve yargılama yönünden ayncalık tanınması, siyasi kişilik tanınarak statü kazandırılmak istenmesi hukuk dışıdır.
Ne yani Avrupa bizim teröre göz mü yumuyor?

Evet efendim. Daha dün, terör örgütünün yedek başı Zübeyir, Almanya Havayollarına ait bir uçakla ülkemiz üzerinden uçup Irak'a gitti(Basınımızdan seçmeler):

"Başbakan Erdoğan'ın 'Kürt sorununu demokrasi sorunu' olarak tanımlayıp Diyarbakır'da verdiği siyasi mesajlar PKK/Kongra-Gel (Halkın Kongresi) örgütünü 'silahlı eylemler' konusunda yeni bir değerlendirme aşamasına getirdi. Kongra-Gel Başkanı Zübeyir Aydar'ın, bugün Brüksel'de PKK'nın bir ay eylemsizlik kararı aldığını açıklaması bekleniyor. 19/08/2005
Türkiye, Belçika'dan, kırmızı bültenle aranan Aydar'ı tutuklamasını talep etti.

Belçika İçişleri Bakanlığı sözcüsü Jo Dero ise kendilerine Ankara'dan Aydar'ın tutuklanması yönünde bir istek gelmediğini söyledi. Dero, "Aydar'ın durumu belirsiz. Göçmenlik Ofisi'nde bu kişiyle ilgili dosya bulunmuyor" dedi. Belçika Adalet Bakanlığı da Aydar'ın tutuklanmasıyla ilgili bir bilginin kendilerine iletilmediğini duyurdu.

PKK/Kongra-Gel Başkanı Zübeyir Aydar'ın Almanya'dan Kuzey Irak'a Türkiye hava sahasını kullanarak gittiği ortaya çıktı. Türkiye, Kürdistan Havayollarına hava sahasını açmazken, bu uçuşların Alman Hamburg Uluslararası Havayollarının üzerinden gerçekleştirildiği öğrenildi.

Ankara, İsviçre'ye terör örgütü üyesi Aydar'ın mülteci statüsüne son verilmesi için girişimlerini sürdürürken, Aydar'ın yaşadığı Belçika'ya da "Terör örgütü faaliyetlerine izin verilmemeli" yönündeki taleplerini iletiyor. Türkiye hem Almanya hem de Irak nezdin-de de girişimde bulunarak Aydar'ın tutuklanarak iade edilmesini istedi. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgilere göre Avrupa'da PKK'ye yönelik desteğin kesilmesi için Türkiye'ye yardım taahhüdünde bulunan ABD yönetimi de Almanya ve Belçika nezdinde iki kez girişimde bulunarak örgüt mensupları ve faaliyetleri üzerinde daha etkin baskı kurulmasını "tutumunuzu sertleştirin" beklentisiyle dile getirdi. 8 Ağustos 2006-

Peki, bu İçişleri Bakanlığı ve de Adalet Bakanlığı PKK'nın geçici başı Aydar'ı iade talebinde bulunmamış mı?
Efendim Avrupa "öyle" diyor, bizimkiler ise "böyle" diyor. Ama anladığımız şimdiye kadar lider ve yönetici kadrolardan bize iade edilen yok.
Şimdi dur bakalım. Tekrar başa dönelim. Bu katil Öcalan, hapis ve şu an hapiste öyle mi?
Evet.
Ve de oradan örgütü yönetiyor? Evet.
Siyasi kanatları harıl harıl çalışıyor? Evet.
Avrupa destek veriyor? Evet.
Hudutlarımızdaki kaçakçılığı yönetiyor ve haraç alıyor? Evet.
Avrupa'daki gurbetçilerimizden haraç alıyor ve buna göz yumuluyor? Evet.
Siyasi kanadın silahlı kanadı Irak'ta? Evet.
Biz kendi yurdumuzda kendi canlarımızı her gün şehit veriyoruz?

Evet.
Bizi yönetenler bu işi biliyor? Evet.
Yönetenlerin atadıkları da biliyor? Evet.
Zamanında NATO'ya girebilmek için Kore'ye asker göndermiştik. Beş bin gitti, iki bin döndü? Evet.
Şimdi "Lübnan'a gidin" diyorlar, bu terörün silahlı kanadını koz kullanıp? Evet.
Yani Avrupa ve Amerika bizim terörün içinde ve bu terörden acı çeken yalnız biz, biz de terörü bitirmek için Lübnan'a gideceğiz, öyle mi?
Evet.

Üstelik PKK'yı yetiştiren Bekaa. Bekaa Lübnan'da. Hizbullah orada. Filistin Kurtuluş örgütü orada. Asala'yı da yetiştiren onlar, PKK'yı da, öyle mi?
Evet.
Sizce bir yanlışlık yok mu bu işte?
Hep dalıp gidiyorum. Hep düşünüyorum. Aklıma bir terör geliyor, bir de biz...

Kaynakça
Kitap: HESAPLAŞMA
Yazar: ERDAL SARIZEYBEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir