1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Aziz Ergen Paşa'nın Şırnak Serüveni

MesajGönderilme zamanı: 14 Kas 2010, 23:40
gönderen TurkmenCopur
ŞIRNAK SERÜVENİM

Jandarma Asayiş Kolordu Komutanımız değişmişti. Bölgede (Kuzey Irak dahil) çok eskiden beri terörle mücadelede bulunmuş, deneyimli, terörist ve terörle mücadeleyi çok iyi bilen, bölge halkını çok iyi tanıyıp duygularına önem veren, buralarda tabur, alay ve tugay komutanlığı yapmış olan komutanımız, tümgenerallikten korgeneralliğe terfi ederek Van'a atanmıştı. Savaşçı bir ruha sahip olduğu kadar, yüreği bir o kadar da insani duygularla doluydu.

Tümen komutanı da aynı anlayışa sahip bir generaldi. Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı sorumluluk sahasında dört il (Van, Hakkari, Siirt, Şırnak) bulunup, terörist miktarının yüzde 70' i Şırnak bölgesindeki, Cudi-Gabar-Dereler-İncebel dağlarında barınıyordu.

Kandil Dağı'ndan Kuzey Irak kamplarına gelen PKK terör örgütü militanları sınırdan bu üs bölgelerine geçmeye çalışıyorlardı. Son 20 yıldır bu bölgeler terör örgütünce daima kullanılmış ve varlıklarını bu üs bölgelerinde sürdürmekteydiler. Örgütün kamplarının yerlerinin hepsi belliydi. Bu kampların önlerinde 3-5 kişilik gümrük noktalan mevcuttu. Gelip geçenden yüzde 10 vergi alınıyordu. Bu kampların yerleri Aziz Ergen / 197 ABD'nin kontrolünde olan Kuzey Irak'taki KDP ve KYP tarafından tek tek bilinmekteydi. Örgüt İran, Suriye ve bazı Avrupa ülkeleriyle irtibatını sürdürerek bulunduğu bölgede üçüncü bir güç haline gelme çabasındaydı. Bu kamplar örgütün ara üs bölgeleriydi. Ana üs bölgesi Kandil Dağı'ydı. Arazi aynıydı.

Değişen, terör örgütünün savaş biçimiydi. Örgüt isteseydi sınırlarımızdaki üs bölgelerine, karakol ve bölüklerimize saldırabilirdi. Özellikle saldırmıyordu. Çünkü TSK'ya sınır ötesi bir harekat yapma şansı doğardı. Acaba örgüte birileri yol mu gösteriyordu. Çünkü 1990'lı yıllarda sınır birliklerimiz örgütün saldırılarında çok zayiatlar vermişti. Ancak bu durum bize uluslararası alanda sıkıntı yaratmayacak sınır ötesi harekat yapma imkanı sağlıyordu. Üstelik karşılığı da alınabiliyordu. O zaman eylemler sınırlarımızın derinliğinde, iç bölgelerimizde farklı bir yöntemle yapılacaktı.

1999-2004 yılları arasında örgüt patlayıcı madde kullanma konusunda eğitilmişti. Özellikle uzaktan kumandalı patlayıcı maddeleri kullanma konusunda ciddi bir eğitim almıştı. Türkiye'de herkes terör örgütü derken, 1993 yılında olduğu gibi yine oyuna gelinmişti. Yine sınırlarımızdan sırt taşıma ve Habur Gümrük Kapısı'ndan tır kamyonları ile tankerlerin içerisinde çok miktarda patlayıcı madde sokulmaya çalışılıyordu. 1 Haziran 2004 tarihinde PKK Kongra-Gel örgütü sözde ateşkes bozma kararı aldığında, örgüt yurtiçinde uzaktan patlayıcı maddeler konusunda altyapısını tamamlamıştı. Son 5 yıl içerisinde siyasi alanda da bazı kazanımlar elde etmişti. AB raporları ilerleme sürecinde, demokratikleşme yolunda atılan her adım, alınan yeni kararlarla değişen yasal mevzuat, örgüt ve taraftarı için yeni kazanılmış bir mevziydi. Bölgede terörle mücadele eden güvenlik güçleri gittikçe kıskaca alınıyordu. Terör örgütünün kullandığı üs bölgelerine sivil vatandaşlar rahatlıkla girebiliyor, hayvan otlatabiliyor, boşaltılmış köylerine ve mezralarına gidebiliyorlardı. Örgüt de vatandaşlardan erzak alma, sorgulama, bilgi toplama, yöredeki varlığını eski normal faaliyetlerini sürdürüyordu. Bu da vatandaşın işine geliyordu. Vatandaşlar "Allah'a şükür bir sorunumuz yok, huzurumuz yerinde" diyordu.

Örgüt ülkemizin sınırlarının içerisinde üs bölgelerine oturmuş, güvenlik güçlerinin kullandığı yollara, patikalara patlayıcı madde, mayın tuzakları hazırlıyordu. Bu planı bozmak gerekiyordu. Şırnak bölgesinde terör örgütüne yöreden bazı işadamları para desteği bile sağlıyordu.

Zaman zaman örgüt elemanları şehir ve ilçe merkezlerine gizlice inebiliyor, yeni elemanlar bile götürebiliyorlardı. Bu durumdan rahatsız olan yörenin ileri gelen, hatırı sayılı bazı vatandaşlarımız bizlere gelerek durumun vahametini anlatıyorlardı.

"Komutanım teröristler artık şehre indiler, DEHAP artık açık açık propaganda yapıyor her yerde. Geçmiş yıllarda öldürülen PKK'Iı teröristlerin ailelerinden birçoğunu partilerine kattılar, hatta tjlen teröristlerin çocuklarını bile okutuyorlar."

Burada üzerinde önemle durulması gereken konu 1984'den günümüze kadar çatışmalarda ölü veya yaralı ele geçirilen, tutuklanan, gözaltına alınan, terör örgütü mensubu militanların aileleri ve akrabalarına devletin sahip çıkmayıp ortada bırakmasıydı.

Devletimizin güven ve kontrol altına alamadığı bu aileler ve çocukları, DEHAP tarafından neredeyse tamamını tek tek kayıt altına alınarak, kontrol ediliyordu. Bölgedeki işsiz gençler dahil, o çocukların tamamına zamanla hükmedecek ve istediğini yaptırabilecek konuma gelmişti. Çünkü devletimizin dolduramadığı boşluğu birileri doldurmuştu. Eğer devletimiz 1990'lı yıllardan sonra ölü veya yaralı ele geçirilen, tutuklanan, gözaltına alınan ailelerle bunların ikinci nesil çocuklarını takip ederek kontrolüne almazsa, gelecekte terörün niçin bitmediğini konuşmaya devam edeceğiz. Bu her alanda geçerliydi. Organize suçlarda da aynıydı. Serzenişte bulunan vatandaşlarımız yakınmaya devam ediyordu. "Kendi ölülerini şehit ilan ettiler, şehitler mezarlığı oluşturdular, buraları gelecekte türbe yapacaklar. Artık bu bölgelerde devlet ihalelerini, geçmişte devlet yanında olmayan, sülalesinde bile bir Geçici Köy Korucusu bulunmayan, savaşmayan kişiler alıyor. Üstelik kaçakçılık bile yapıyorlar. Savaşan Geçici Köy Korucu aileleri, korucu başları, zamanla hepsi fakir düştü. Çünkü onlar hep göz önünde oldular. Büyüklerimiz "ayıptır size yakışır mı" dediler. Zaten ihaleden de anlamazlar. Varını yoğunu terörle mücadeleye harcadılar. Ne ihale ne de kaçakçılık peşinde koşabildiler. Çünkü onlar komutanlarına çok bağlılar. Komutanların gözünden düşmek istemezler. Diğerleri ise maalesef ya akaryakıt kaçakçılığından ya da devletin ihalelerinden tır ve tanker filolarına sahip oldular."

1990'lı yıllarda terörün en şiddetli döneminde her şeyini ortaya koyan binlerce taraftarı olan aşiret liderleri, aynı zamanda korucu başlan, terörden sonra devletin izlediği politika nedeniyle neredeyse bütün itibarlarını yitirmiş, etrafındaki adamları uzaklaşmış, bir korucu maaşı ile geçinmeye çalışıyorlardı. Bu şahıslar devlete yakın oldukları için gayri resmi bir iş yapmaktan çekinmişlerdi.

Yörede "güç kimdeyse itibar ondadır" anlayışı, ne yazık ki değişen zihniyet anlayışıyla güç, itibar, şeref, onur olmaktan çıkmış paraya dönüşmüştü. Artık yörede güçlü olmak istiyorsan zengin olacaksın, devletten yana olmayacaksın, örgüte yardım ve yataklık yapacaksın, Kuzey Irak'tan, boru hattından akaryakıt kaçakçılığı yapacaksın, devlet ihalelerini takip edip alacaksın, Ankara'da siyasi partilerle irtibat kuracaksın" anlayışı yerleşmişti.

Kaynakça
Kitap: KİRLİ ELLERİN İTTİFAKI
Yazar: Aziz Ergen