Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Müküs'lü Haydar

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

Müküs'lü Haydar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Kas 2010, 18:32

MÜKÜS'LÜ HAYDAR

1989 yılı genel atamalarında Van 120. Jandarma Sınır Alay Komutanlığı emrine atandığımda, ağustos başlarında Van'ın Bahçesaray İlçesi PKK terör örgütü tarafından basılmıştı.

Hogir kod adlı terörist Cemil Işık, baskından sonra Bahçesaray girişindeki nüfus levhasını eğip, üzerine kendisine ait PKK kimliğini koyarak, devlete meydan okumuştu. Van Tugay Komutanımız Tuğgeneral Yusuf Soybaş'tı. Beni acilen Tugay Harekât Merkezi'ne çağırtmışlardı. Komutanımızdan aldığım emir, "Acilen alayda ne kadar asker varsa lopla bir bölük oluşturarak yarın sabah Bahçesaray'a hareket et" olmuştu. Alaya dönüp Tugay Komutanı'nın emrini, Alay Komutanı'na arz edip hazırlıklara başladım.

Alay karargâhında vatani görevlerini yapan askerlerin çoğunluğu meslek sahibi erlerden oluşuyordu. (Garson, aşçı, marangoz, berber, çaycı, bulaşıkçı, boyacı vb.) Ayrıca, ağır havan bölüğünden rütbeli ve erlerden uygun olanları seçerek, ivedilikle bölük mevcuduna yakın bir sayıyı oluşturmuştuk. Akşam geç saatlere kadar; personel, silah, cephane, lav, tüfek bombası, çelik başlık ne ihtiyacımız varsa tamamlamaya çalıştık.

Ertesi sabah, kiralanan 8 minibüsle hareket edecektik. Habercim Kutsal Onbaşı yanıma gelerek, "Komutanım müsaade ederseniz kitaplarınızı ve notlarınızı sırt çantasının alt kısmına yerleştireceğim" demişti. Van'da ilk iki ay, lojman sıkıntısı nedeniyle ailemi getiremediğim için Revir'de boş bir odada kalmıştım. Akşamları mesaiden sonra, gece geç saatlere kadar Akademi sınavına hazırlanmaya çalışıyordum.

Kutsal Onbaşı'ya, "Bırak! evladım kitabı, sen eksiklerimizi tamamla. Kurmaylık sınavı benim için bitti. Dağlarda, köylerde terörist peşinde koşmaktan ders çalışmaya fırsatımız mı olacak?" dedim.

O da, "Komutanım olsun, çok emek verdiniz. Gece geç saatlere kadar çalıştınız. Ben kitap ve notlarınızı alıyorum," dedi. Ailemi Van'da bırakarak, kiralık minibüslerle Bahçesaray'a hareket ettik. Yaklaşık 4 saatlik bir intikalden sonra ilçe merkezine ulaşmıştık. Bahçesaray, yüksek dağlar arasında yer alan, yolu yılın 6 ayı kar, 2 ayı heyelan nedeniyle yaklaşık 8 ay kapalı olan, adli teşkilatı olmayan, sadece bir belediye başkanıyla bir şoförü bulunan ve her yönden Gevaş ilçesine bağlanan, Özal'ın yardımıyla ilçe olmuş bir yerdi.

İçerisinde, alabalıklarıyla meşhur Müküs Çayı akıydrdu. O dönem televizyon gelecek diye herkes merak içerisindeydi. Eski ismi Müküs'tü. Yıllar sonra "Vizontele" adlı film bu bölgeye çok yakın olan Gevaş ilçesinin köylerinde çekilecekti.

İlçeye ulaştıktan sonra İlçe Jandarma'ya giderek malzemelerimizi araçlardan indirdik. Bizi, Van'dan geçici gönderilen kaymakam vekiliyle İlçe Jandarma Komutan vekili astsubay arkadaş karşılamıştı. Asıl kaymakam ilçeyi terk etmişti. Oturduğu evi PKK'lılar baskın esnasında yakmıştı.

İlçe Jandarma'nın önüne 12-15 kişi toplanmıştı. PKK baskını esnasında iki korucu silahları gasp edilip öldürülmüştü. Bu durumu gören diğer korucular, koruculuğu bırakmak üzere silahlarını teslim etmeye gelmişlerdi.

Baskınla ilgili kısa bir bilgi aldıktan sonra operasyona çıkmak üzere hazırlıklara başlamıştık. Bizden önce oraya Çatak Jandarma Komando Bölüğü'nden bir komando timi getirtilmişti. Bu timi ve korucuları emrime alarak operasyona başlamıştık. Dağlardan intikale başlayarak Altındere köyüne ulaşmıştık.

Köyde baskın esnasında iki geçici köy korucusu (GKK) öldürülerek silahları alınmıştı. Örgüt, ilkokulu ateşe vermiş, ancak binanın duvarları taş duvar olduğu için sadece kapı ve pencereleri yanmıştı.

Köyü emniyete aldırıp, kontrol ettikten sonra bölüğe okulun önünde toplanması için telsizle emir verdim. Okulu kontrol ettiğimde, yakıldığı gibi durduğunu gördüm. Aradan bir hafta geçmesine rağmen muhtar ve köylülerin okulu temizletmesini bırakın, köyün çocukları okulun içine pislemişlerdi. Köyün telefon hattı ve kablosu kesildiği gibi, yolun ortasında duruyordu. Köy halkını toplayarak bir konuşma yaptım: "Arkadaşlar, örgüt köyünüze gelip iki korucu vatandaşımızı öldürerek evlerini ve köyün okulunu yaktı. Üstelik silahlarını alıp gitti. Şu an evlerinizi arasam her evde bir Kaleşnikof Piyade Tüfeği (Kaleş), bir mavzer silahınız vardır. Siz isteseydiniz baskına gelen dört-beş kişiye teslim olmayıp tükürüğünüzle boğardınız. Bu ülkenin topraklarını atalarınız Çanakkale'de savunurken bu şekilde elini kolunu bağlayıp oturmadı. Kimseden de yardım beklemedi. Bu akşam örgütün yaktığı ve çocuklarınızın içine pislediği TÜRKİYE CUMHURİYETİ'nin bu okulunu temizleyip, içinde yatacağız. Siz de utanın."

Kaynakça
Kitap: KİRLİ ELLERİN İTTİFAKI
Yazar: Aziz Ergen
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MÜKÜS'LÜ HAYDAR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Kas 2010, 18:34

Köylüler şaşırmıştı, Muhtar yanıma gelerek benim ve rütbelilerimin evlerinde kalmamızı istedilerse de reddettim. Köyden süpürge, su getirmelerini istedim. Okulu yıkatıp temizlettikten sonra uyku tulumlarını serdirttim. Köyün etrafına nöbetçiler yerleşmişti.

Akşam, kumanyalarımızı yedikten sonra, rütbelilerimle bir toplantı yaptım ve şunları söyledim:

"Arkadaşlar, işimiz oldukça zor, örgüt köylüleri sindirmiş. Köy köy gezip bu insanları cesaretlendirip örgütlememiz lazım. Yoksa burada yeni başlayan koruculuk sistemi de çökecek; tümüyle buralar örgütün hâkimiyetine geçecek; şunu çok iyi bilmeliyiz ki, bu mücadeleyi halkı yanına alan, onları örgütleyen kazanacaktır." Ertesi sabah fazla malzemelerimiz için köylülerden 6-7 katır kiralanmasını istedim.

Sabahleyin katırlar yüklenmişti. Van'dan ayrıldığımız ilk geceydi. Arazi çok çetindi. Sürekli dağ tırmanacaktık. Arnos Dağı'nın eteklerine doğru tırmanışa geçtik. Araziye alışıktım. Bu göreve atanmadan önce Nevşehir Jandarma Komando Taburu'nda ve Tunceli-Ovacık Jandarma Komando Bölüğü'nde operasyon görevlerinde bulunmuştum. Karadeniz bölgesinde Almus-Reşadiye-Niksar arasındaki dağlarda ve yaylalarda çok kez uyku tulumları içerisinde, yıldızları ve ayı seyretmiştim.

Dumanlı yaylasında geceleri ateş yakıp, sürü sahibi Halil Ağa'nın çadırından bir bidon süt aldırtıp, mataralarımıza koyup, ateşin içerisinde ısıtıp, sabaha karşı yaylada uyku tulumu içerisinde yüzümüze kırağı yağmışken, işte o an, o sıcak sütü içmek her şeye değiyordu.

Arazi aynıydı, değişen sadece görev yerlerimizdi. Bahçesaray dağlarında 5 saat süreyle tırmanmıştık. Katırlardan birisi yuvarlandıysa da yükü yüklenip yolumuza devam etmiştik. Tırmanışımızın bir bölümü tamamlanmıştı. İlerlerken arazide keşif, gözetleme ve sığınak araması da yapıyorduk. Düz bir alana geldiğimizde, sisten göz gözü görmüyordu. Sis en büyük hassasiyetlerimizden birisiydi. Aç kurtlar sisli havayı çok severler, hele bir de sis içerisinde bir sürü varsa, dua edersiniz bir an önce kalkması için!

Ayaklarımızda yazlık kes botlar vardı. Ayaklarımız sırılsıklam olmuştu. Yörede "Palak" adı verilen küçük, top dikenli otları her ne kadar yakıp ayaklarımızı kurutmaya çalıştıksa da, otlar ıslak olduğundan bir türlü tutuşmamıştı. En yakın konaklama noktası, akşam saatlerine doğru ulaştığımız Bahçesaray'ın en son mezrası olan Sampas'tı . Köye akşam saatlerinde girerek mezrayı emniyete alıp aradıktan sonra geceyi burada geçirecektik. Burası gözlerden uzak bir noktadaydı.

Örgütün bu bölgeyi rahatça kullanması mümkündü. Güneyinde; Doğu-Batı istikametinde uzanan Helin Deresi bulunuyordu. Bu nokta, Bahçesaray-Çatak-Pervari üçgeninin tam merkeziydi.

Gelmeden önce bu bölge hakkında bazı bilgiler temin etmiştim. Geceyi mezranın ileri gelenlerinden 70-75 yaşlarında, Hacı isimli bir şahsın evinde geçirmiştim. Ertesi sabah Hacı'yı da yanıma alarak, mezra halkını toplayıp bir konuşma yaptım:

"Arkadaşlar, ülkemizin en ücra köşelerinden biri olan mezranıza geldik ve geceyi de burada geçirdik. Şu an, sizinle birlikteyiz. Bu topraklar bizlerindir. 3-5 hain eşkıyanın gelip ekmeğinizi, çayınızı, şekerinizi almasına asla müsaade etmeyin. Bugün ekmeğinizi, ununuzu, çayınızı, şekerinizi alan yarın evladınızı, başka bir gün şerefinizi elinizden almaya çalışır. Buna asla müsaade etmeyin. Şu an biliyorum evinizde en az iki uzun namlulu silah var. Siz isterseniz, inanın bu hainleri yok edebilirsiniz. Sizlere güveniyorum. Bunlarla hep birlikte savaşacağız. Ancak hep birlikte olursak bunları alt edebiliriz" Konuşmamı bitirdikten sonra Hacı'yla birlikte onun evine döndük. Hacı bana, "Kumandan buraları ihmal etmeyin, siz gelmezseniz başkaları gelir" demişti.

Hacı'nın söylediğini çok iyi anlamıştım. Buraya jandarma ayda iki kez gelse bile terörist 28 gün gelme şansına sahipti. 0 zaman her köye bir karakol mu kuracaktık! Bu durumda, köylünün teröristin köye geldiğini söylemesi mümkün müydü? Daha önce görev yaptığım bir Doğu ilçesinin köylerinde yaşlı bir amcayla dost olmuştum. Bana şöyle demişti: "Kumandan sen bana köyüne terörist geldi mi, ekmek, erzak verdin mi, diye soruyorsun. Versem bile sana söyler miyim hiç! Sen bana çok kızsan bile en fazla iki tokat, bir tekme atar bilemedin iki gün içeride yatırır sonra dışarı çıkarırsın. Ama terörist benim sana bir şey söylediğimi öğrense, bu köylüyü meydanda toplar beni de kurşuna dizer. Eğer tekrar cezalandırmak isterse bu kez soy ağacımı temizler. İşte terörist ile senin arandaki fark budur." Hatta, o yaşlı dostumun yanına örgüt bir gün geldiğinde, "Köye gelen Üsteğmen ile fazla samimisin. Bir seferinde yemekte bal bile ikram etmişsin sakın ha" diye uyarmışlardı. Yaşlı dostuma ilçeden bazen şeker, sigara gönderiyordum. Başına bir şey gelmesin diye onu da göndermekten vazgeçmiştim. Bahçesaray'da dolaştığım her köyde bu sözler aklımdan çıkmıyordu. Ama ne olursa olsun bu köylülerimizin yanında olduğumuz güvenini vermek zorundaydık. Van'da Harekât Merkezi ile irtibatımız yoktu. Bahçesaray aracılığıyla irtibat kuruyorduk. Son iki gün helikopter bize Kumanya ikmali yapmak için havalanmış, bizi bulamadan geri dönmüştü.

Sampas mezrasından ayrılıp, güzergâh üzerindeki köylere uğrayıp köy halkına benzer konuşmalar yapıyorduk. Yanımda 4 asteğmen, 3 astsubay, 120 asker, 15 GKK ve katırlar vardı Bahçesaray ile irtibat kurmuştuk. Helikopter tekrar havalanarak erzak ikmalimizi arazide yapmıştı.

Bölüğümüzü, Paşaköy isminde bir köye yerleştirmem için telsizden emir verilmişti. Biz de Paşaköy'deki okula miştik. Bölüğümüz gece pusu, gün düzleri operasyon, keşif ve gözetleme yapıyordu. Habercim bana yerden 60 cm. yükseklikte bir ağaçtan yapılmış somya, hazırlatmıştı. Yatağımın baş ucuna da bir gaz lambası astırmıştı. Sırt çantasında taşıdığı notlarımı ve geçmiş yılların soru kitapçıklarını yatağımın yanına koymuştu. Ben de geceler i gaz lambasının ışığında çalışmaya başlamıştım. Yalnız , yatağımın içinde oturarak çalışmak zorundaydım. Çünkü gaz lambası başımın üstündeydi. Işığın dışarı sızmaması için de okul pencerelerine battaniye çakmıştık. Gece pusudan dönen askerlerim de benim ayak ucumda yerde uyku. tulumlarının içinde yatıyordu. Okulun sadece büyük bir sınıf ı vardı.

Geceler böyle geçerken gündüzleri de intikallerde mola vererek devam ediyorduk. Mola biraz uzarsa ben rütbelilere soru kitapçılarını dağıtarak bana sırasıyla soru sormalarını istiyordum. Günler geçiyordu. Banyo yapma, şansımız olmadığı için köyün batı tarafından akan derede genelde askerlerimizin göbekten yukarı kısmını yıkattırıyorduk. Sıcak su ile banyoya hasret kalmıştık.

Tunceli Ovacık'ta Munzur Çayı gözlerimin önüne gelmişti. Munzur çayının içine elinizi sokarsanız 20'ye kadar sayamazsınız. Ya da yürüyerek karşı kenara geçemezsiniz. Çünkü, ayağınızı bir jilet kesiyor hissine kapılırsınız. Karpuz koysanız 30 dakika sonra ikiye bölünür. İşte vücudumuzu yıkamaya çalıştığımız Paşaköy Çayı da Munzur Çayı'ndan azıcık daha ılıktı. Derenin suyunu vücudumuza değdirdiğimiz an çıplak tenimize bir kamçı yemiş gibi, tenimiz kıpkırmızı oluyordu. Yine de zevk alıyorduk.

Bahçesaray'a dönmemiz doğrultusunda bir emir gelmişti. Hemen hemen bölgedeki köylerimizin büyük bir bölümünü tek tek gezip konuşarak onları cesaretlendirmiştik. Tek bir insana ulaşamamıştık! Yaşlıkavak köyünden Haydar Timur!!! Hayran Timur adı bölgede bir efsane olmuştu. Kamuran İnan'ın aşiretinden adam yaralamış, bölgedeki sürülerinden koyun kaçırmış, yanında 12 adam mevcut olup, adi suçlara bulaşmış, Jandarma ile 10-12 kez uzaktan çatışmaya girmiş, fakat hiçbir askeri vurmamıştı. Devletine bağlıydı. Askerliğini Bergama'da piyade eri olarak yapmıştı. Askerlik resmini duvarda asılı tutan, 1.90 boyunda, belinde 12 adet Kaleş şarjörü olan, Türkçe bilmeyen, yakalayana madalya kazandıracak, efsane suçlu Müküslü Haydar Timur...

O tarihe kadar faili meçhul ne olay olmuşsa hepsi Haydar Timur'un üstüne kalmıştı. Günah keçisi olmuştu. Halkın onu sevdiğini köylerden birinde yaptığım konuşma esnasında bir köylünün, "Eğer Haydar Timur'u tutuklanmazsanız hepimiz silahlarımızı alıp savaşırız" demesinden anlamıştım... Işığı görmüştük, bu köylüler Haydar Timur'u seviyordu. Hedefimiz belliydi, Haydar'a ulaşmak... Bahçesaray'a dönmüştük. Belediye Başkanı Naci Orhan ziyaretime gelmişti. Kendisi medyada oldukça tanınan bir simaydı. "Komutanım sel geldi, kazıcımızı, yükleyicimizi, taşıyıcımızı götürdü. Çok kötü durumdayız" deyince çok üzülmüştüm; fakat astsubay arkadaş gülümsemişti. Merak etmiştim neden gülümsediğini. Sonradan işin sırrı çözülmüştü. Kazıcı kazma, taşıyıcı el arabası, yükleyici ise kürekmiş meğer. Belediye Başkanı, ilkokul mezunu olup kendisini yetiştirmişti. Aynı zamanda; aşiret lideri oldukları için, bölgede saygı görüyordu. Aradan 17 yıl geçmesine rağmen halen Belediye Başkanlığına devam ediyor..

Başkan bana, "Komutanım bu ay TRT gelecek televizyonu kuracaklar, inşallah birlikte izleyeceğiz" diyordu. Tarih Eylül 1989, Bahçesaray medeniyete kavuşacaktı. Sonunda TRT'den bir ekip gelmişti. Vericiyi Bahçesaray'ın doğusunda belediye başkanının evine yakın yüksek bir yere yerleştirerek test yayınını önce lokal olarak başlatmıştık. Yıllar sonra çevrilen Vizontele filmini izlediğimde, filmin sonunda 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nı gösteriyordu. Keşke televizyon 1989' da değil de, filmdeki gibi 1974'de bölgeye girmiş olabilseydi. O zaman, medeniyet de bölgeye gelmiş olurdu ve terörden daha az etkilenmiş olurdu.

Belediye Başkanı'nın anlattıkları ilginçti. Bir hikâye anlatmıştı ki insanın içi acıyor:

"Bir gün helikopter Bahçesaray'ın üstünde uçarken pilotlar bir kasa portakalı aşağıya boşaltmışlar. Garip köylüler yesinler diye düşünmüşler. Köylüler koşup portakalları topladıktan sonra birbirlerine sormuşlar, 'bu nedir?' Kimseden cevap çıkmayınca başkanın babası ağaya giderek, "Ağam ağam havadan kanatlı bir şey pır, pır diyerekten geçti. Bu kırmızı yuvarlak şeyleri aşağıya serpti" derler. Ağa; "Verin bakayım o kırmızı yuvarlak şeyleri bana" demiş. Arkasından, "Şimdi siz bunu bilemediniz mi? Ulan ne cahil adamlarsınız, o havada gördüğünüz pır pır eden kanatlı şey helikopter, bu kırmızı şeyler de helikopterin yumurtalarıdır." Gece, kaymakam vekilinin kaldığı toprak bir evde kalıyorduk. Bölük merkezinde geceleri gemici feneri kullanıyorduk. Ben de fırsat buldukça kurmaylık sınavlarına hazırlığımı sürdürüyordum. Bölük Komutan Vekili astsubay arkadaş bir gün bana, "Komutanım Bahçesaray'da gemici fenerinin ışığında kim kurmaylığı kazanmış ki sen de kazanasın" demişti. Günler geçip giderken bir gün, bir mektup aldım. Mektubu açtığımda Haydar Timur adına tercümanının yazıp gönderdiğini gördüm. Bölgede terör örgütüne kim ne kadar para yardımı yapmışsa, isim isim mektuba yazdığı gibi bir de yardım ve yataklık yapanlara hakaretler yağdırıyordu. Haydar Timur benden işbirliği istiyordu.

Belki de içerisinde bulunduğu durumdan bir çıkış yolu arıyordu. Zaman zaman köylülerle haberler gönderiyordum. Aramızda bir bağ kurulmuştu. Mektuptan sonra buluşmak için haberleştik. Bölüğümle köyüne gidecektim. Onu ve adamlarını kesinlikle yakalamayacağımı rütbelilerime de söylemiştim. O da PKK'yı lanetliyor ve istemiyordu. Buluşmamızı İlçe Jandarma'daki astsubay arkadaşa söylediğimde inanamamıştı. Bana, "Komutanım onu yakalarsanız madalya alırsınız" diyordu.

Onun olaya yaklaşımı farklıydı. Bense uzun süredir teröristlerle temas sağlanamadığını düşünüyordum. İçimde bir his oluşmuştu. Haydar Timur, bizi adrese götürecekti. Gece Beytüşşebap İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan devre arkadaşım ve bacanağım Temel Yüzbaşı'mı arayarak; Bacanak yarın bir maça çıkıyoruz. Olur ya bir sıkıntı olursa çocuklar sana emanet. Hakkını helal et" deyince, "Saçmalama bacanak aslanlar gibi gidip döneceksin" demişti. Sabah araziye çıkarak Haydar'ın köyüne yakın bir tepede beklemeye başlamıştık. Genellikle onun adamları Jandarma araziye çıkınca köyü terk ederlermiş. Bu kez, Haydar'ın adamları köyün girişinde bekliyorlardı. Ayrıca; bölgedeki onlarca köy halkı sonucu merak içinde bekliyor Haydar Timur, 12 yıl sonra Jandarma ile buluşacaktı. Gevaş Cumhuriyet Savcılığı yakalama müzakeresi çıkartmıştı. Belki de suç işliyorduk. Ama niyetimiz kötü değildi. Ülkenizin menfaati için risklere girmezseniz yaptığınız görevin ne anlamı vardır... Bölüğümün öncüleri Haydar'ın adamları ile buluşmuştu. Daha sonra biz de köye girdik. Haydar ile tercümanı bizi karşıladı.

Haydar'ı görüp de etkilenmemek mümkün değildi. Bizi evine götürdü. Köyün etrafında nöbetçilerimizle Haydar'ın adamları bekliyorlardı. Yaklaşık 5 saat konuşmuştu. Tercümanı her cümleyi tek tek Türkçe'ye çeviriyordu. Duvarda üniformalı resmi asılıydı. Üç hanımı vardı. O gece bize 4-5 koyun kestirmişti.

Bölüğümüzle o gece Haydar'ın misafiriydik. Sabah Helin Deresi'nin içerisindeki örgütün sığınaklarına baskın yaparak temas sağlamaya çalışacaktık. Haydar'ın çobanları sığmakları biliyormuş. O gece bana güzel bir yer yatağı hazırlamalarına rağmen tahta kurusundan sabahı zor etmiştim. Sabah erken saatlerde Yaşlıkavak köyünün güneyindeki Kutu Tepe'ye tırmanmaya başlamıştık. Tepeye saat 09.00 da ulaşmıştık. Bir mola vererek Kutu Tepe'de aşağıdaki toplu bir resim çektirmiştik.

Kutu Tepe'yi emniyete almak için, tepenin batısındaki zirveye bir asteğmen komutasında, Haydar'ın dört adamı ve iki GKK'nu birlikte gönderdim. Biz Helin Deresi'ne inmeye başlamıştık ki zirveyi tutmaya giden timin yanındaki GKK sönmüş bir ateş görmüştü. Eliyle eşeleyip ateşin ısısını hissetmişti.

Korucu, teröristlerin çok yakında olduklarını anlamış ve Tim Komutanımızı uyarmıştı. Fakat beş dakikaya kalmadan zirvenin yamacında timimizi gözetleyen teröristler ateş etmeye başlamıştı.

Telsizde temas haberini alır almaz Helin Deresi'nden geri dönerek, Kutu Tepe'nin zirvesine yönelmiştik. Timimiz tepeye çıkmak üzereyken bir kayanın dibinde sıkışıp kalmıştı. Bir anda, her yerden mermi yağmaya başlamıştı. Kayanın dibindeki timimize yetişerek takviye etmiştik. İlk anda herhangi bir zayiatımız olmamıştı. Tertiplenmeye başlamıştık. Tim komutanlarımdan ikisi komiserdi. Her biri MG-3 makineli tüfek ilahının başında bizzat atış yapıyorlardı.

Erbaş ve erlerim belki de operasyona ilk kez çıkmışlardı. Ancak her gün arazide dağlarda, vadilerde sürekli yürümekten dolayı kondisyon kazanmışlardı. Sadece çatışma deneyimleri eksikti. Operasyona hazırlanma şekillerinden biriside arazide devamlı yürümek ve sürekli yer değiştirmektir. Terörist sayısının yaklaşık 60-70 kişi civarında olduğunu tepenin altında dolaşarak yanımıza gelen çoban bize söylemişti. Haydar ve adamları yanımızda tamamen çatışmanın içerisine girmişlerdi. Temas raporunu Bahçesaray'a bildirerek, Van'dan teröristlerin geri çekilme bölgelerini tıkayan derinlikteki arazi kesimlerine tim atılmasını istemiştim. Bahçesaray İlçe Jandarma Komutanlığından Haydar Timur'u yakalamamı belirten bir önceden Haydar'ın evinde kaldığımı ve birlikte teröristlere karşı çatıştığımızı da bilmiyorlardı. Sadece "Haydar' ı yakala madalya alacaksın" diyorlardı. Sanıyorum Haydar'ın durumu üst karargâha iletilmişti. Ben telsizden, "Arkadaşlar, Haydar Timur ve adamları bizimle hainlere karşı savaşıyor. Eğer Haydar' ı yakalayan olursa onu ben vururum" dedim.

Bu anonsumu her yerden duymuşlardı. İki aydır dolaştığımız köylerdeki köylüler silahlarını ortaya çıkararak yardımımıza koşuyorlardı. Her köyden onlarca kişi gelmişti. Tepemizdeki mevzilenmiş terörist üstümüze sürekli el bombası atarak tepeye çıkmamızı engelliyordu. Astsubay Ahmet Gürbüz, bomba atar ve law kullandıysa da etkili olamamıştı. Sonunda öne fırlayarak teröristi vurmuştu. Fakat, karın bölgesinden yaralanmıştı. Ahmet'i mevziimize güç bela getirmiştik. Bölüğümüzde doktor olmadığı için hemen karın bölgesini açarak harp paketi koymaya çalıştım. Gördüğüm manzara yüreğimi dağlamıştı. Ahmet Astsubay'ın bağırsağı dışarıdaydı. Hemen bir helikopter istemiştik.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MÜKÜS'LÜ HAYDAR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Kas 2010, 18:34

Her yerde güneş varken sadece çatışmanın olduğu yerde kar yağıyordu. Ahmet'in tepeden aşağıya indirilmesi gerekiyordu. Ayağa kalkamıyorduk. Mermiler tepemizden geçiyordu. Bu esnada bizi yandan çevirmeye kalkan başka bir teröristi bizim arkadaşlar vurmuşlardı. Ahmet' i iki askerle indirmeye başlamıştık. Helikopteri yönlendirmem gerekiyordu. Telsizle pilota sis bombası atacağımı bildirdiğimde, teröristler de sis bombası atmaya başlamışlardı. Sonunda pilotla temas sağlamıştık. Ahmet Astsubayı helikoptere koyarak göndermiştik. Fakat yeni gelen bir haber üzücüydü.

Yine; yakın bölgemizde operasyonda bulunan Çatak Komando Bölüğü'nden, timiyle koşarak yardıma gelen Ahmet'in devre arkadaşı Levent Astsubay teröristlerin üzerine fırlayıp el bombası atarken başından vurulmuştu. Levent'i kaybetmiştik (Cenazesi Malatya'ya götürülmüştü). Arazi ve hava şartlan sanki onların işini kolaylaştırıyordu. Üzerlerine ne kadar havan mermisi varsa atılmıştı.

Birçoğu sanatkar olan erlerimiz korkmadan, cesaretle çatışmaya girmişlerdi. Gece tertiplenmeye geçmiştik. Terör örgütü hiç beklemediği bir yerde ve zamanda bir tepkiyle karşı karşıya kalmıştı. En önemlisi de bütün köylüler uyanarak silahlarının namlularını terör örgütüne çevirmişlerdi. Uyanış başlamıştı. Çatışmanın olduğu tepeden aynı gece bir sonraki tepeye çekilmiştik. Bahçesaray'a geldiğimizden beri rütbelilerin tamamı rütbelerini çıkarmıştı. Çatışmanın olduğu tepeye doğru 60 yaşlarında bir vatandaşın elinde bir İngiliz piyade tüfeğiyle yanında 15-16 yaşlarında bir çocukla tırmandığını görmüştüm.

"Amca nereye gidiyorsun, bu çocukla birlikte" diye sorduğumda, beni er sanarak, "Yüzbaşım, hainlerle dağda çatışmaya girmiş, onlara yardıma gidiyorum, bu da torunum" demişti. Bir an gözlerim dolmuştu. Gece köylüler hatta kadınlar katırlarla bizlere erzak taşıyorlardı. İşte şimdi biz bu savaşı kazanmıştık diye kendi kendime düşünmüştüm. Ben meslek hayatımın sonuna kadar o amcaya inandım. Bundan sonra da inanacağım. O ve onun gibiler bu ülkenin gerçek sahipleriydi. Türk Milletini ayakta tutan bu ruhtu. Atatürk ve arkadaşları da bu ülkeyi bu insanlarla kazanmış ve Cumhuriyeti böyle kurmuşlardı.

Ertesi sabah bölgede yaptığımız arama taramada bir terörist cesedi ile, kanlı hücum yelekleri, kemerler, silah ve cephane ele geçirilmişti. Sonradan öğrendiğimiz kadarıyla vurulan terörist cesetlerinden ikisini kaçırmışlardı. Bulunduğumuz yere Van İl Jandarma Komutanı helikopter ile gelmişti. Haydar Timur'u kendisine takdim ederek, "Komutanım, Haydar ve adamları olmasaydı daha fazla zayiat verebilirdik" dedim. Ertesi gün Bahçesaray'a dönmüştük.

Şu ana kadar ne oldu da! Bugün bu insanlar bizlerden uzaklaşmıştı! Artık Bahçesaray'da örgütün bıraktığı hava değişmişti. Belediye başkanı ve kaymakam vekilinin davetiyle akşam için, televizyonu olan ve TRT'yi çeken bir yarı kahve, yarı restorana benzer bir yere giderek yemek yemiştik. İki gün sonra Bitlis, Hizan istikametinde bulunan; Bahçesaray'a bağlı, Çatbayır köyünden Bahçesaray'a doğru çok şiddetli bir sel geldiğini haber vermişlerdi. Astsubay arkadaş beni uyardı. Onlar, önceden alışıkmış. Silah ve teçhizatlarımızı alarak bölüğün doğusundaki dağa doğru koşmaya başlamıştık. Belediye başkanı jipini büyük bir ağaca bağlamıştı. Bulunduğumuz dağın yamaçlarından seli seyrediyorduk, bazı küçük ve büyükbaş hayvanları sürüklüyordu. Bütün halk tepelere çıkmıştı. Onlar için normaldi. İki ayda bir sel gelerek ne bulursa götürülmüş, geriye ne kalırsa ona yine de şükür ederlermiş.

Yine bir gün, Kemal isimli bir arkadaşın dükkanına çay içmeye gitmiştim. Beni zorla kasanın arkasına oturtmuştu. Oturmasan onlara hakaret etmiş sayılırsın! Çünkü; biz onlara göre, devlet adamıydık. Aslında bu davranış devlete olan saygıları ve güvenini gösteriyordu. Çayımızı içerken bir müşteri gelmişti. Paranın üstünü vermek için kasanın arkasından kalkmaya teşebbüs ettimse de müsaade etmedi. Kasayı ısrarla açıp 5 lira vermemi istedi. Kasayı açtığımda bir kerpeten, bir enjektör iğne görmüştüm. Müşteri gittikten sonra, "Kemal bu kerpeten ve bu iğne neyin nesi" diye sorunca "Komutanım, ben aynı zamanda dişçiyim, Bahçesaray'lı kim varsa genelde dişlerini bana çektirir" demişti. Bahçesaray İlçe Jandarma Bölük Komutanlığı küçük olduğundan bölüğümüzü ilkokul binasına yerleştirmiştim. Tugay'dan Harekat Şube Müdürü'nü arayarak, "Akademi sınavım nedeniyle Van'a dönmem gerektiğini bu nedenle izin istediğimi" belirttim. O da Kurmay Başkanına söyleyerek izin almıştı.

Bahçesaray'da bölüğü bırakarak bir askeri araçla Van'a hareket ettik. Önce Tugay'a, sonra Alay'a giderek döndüğümü bildirdim. Alay Komutanı'na yıllık izine ayrılmak istediğimi belirttim. Yıllık iznimi batıda kullanmamıştım. Sınava 20 gün kalmıştı. İzne ayrılıp, evime giderek, eşim ve çocuklarımı gördüm. Ailem daha rahat ders çalışmam için bana salonda bir düzen kurmuştu. İki aydır ailemden ayrıydım. Çocuklarım doğduğunda da; ilk çocuğumu 15 gün, ikinci çocuğumu ise 1 ay sonra görebilmiştim. Eşim; sadece, öğlen ve akşam yemeğinin hazır olduğunu haber veriyordu.

Sınav yaklaşmıştı. Kasım 1989 başlarında Erzurum'da sınava girecektim. Sivil bir araçla Van-Çaldıran-Doğu BeyazıtAğrı üzerinden Erzurum'a giderek orduevine yerleşmiştim. Orduevinde, Bahçesaray'da çatışmada bana yardıma gelen Çatak Jandarma Komando Bölük Komutanı ile kaşılaşmıştım. Şehit olan Levent Astsubay onun emrinde görevliydi. Gece sabaha karşı ezan sesi ile uyanarak dua etmiştim. "Allah'ım bu sınavı kazanmam için bana yardım et." Sınavlara girdikten sonra Van'a dönmüştüm. Bahçesaray'ın yolu kapandığı için Van'da beklemeye başlamıştım. Bölüğümün büyük bir kısmı Bahçesaray'da göreve devam ediyordu.

İl Jandarma Komutanı helikopterle Bahçesaray'da görevli askerlerin maaşlarıyla battaniye götürmek ve Bahçesaray baskınında teröristlerin silahlarına ait kovanları almaya giderken, havanın sisli olması nedeniyle Arnos Dağı'nın uzantısı olan tepeler bölgesinde kaybolmuşlardı.

Ben, Sınır Alay Komutanlığı'nda beklediğimden giderken beni almayı unutmuşlardı. Akşam olmuştu. Kuleden helikopterle irtibat yoktu. Van'a bağlı hiçbir ilçeye ve köye inmedikleri öğrenilmişti. Havadan ve karadan arama faaliyetleri sürüyordu. Olumsuz hava şartları arama faaliyetlerini etkilemişti. Üç gün sonra Bahçesaray'dan bir kadın karlı patikalardan Çatak ilçesine giderken Karlı Patika'ya yakın bir yerde "Helikopter pali"nin uç kısmını görünce durumu koruculara haber vermişti. Korucular da Jandarmaya haber verince olay yerine ulaşan ekipler Alay Komutanı ile helikopter personelinin cesetlerine ulaşmışlardı.

Şehitler, önce Bahçesaray'daki bölük binasına getirilmişlerdi. Hava şartlarından dolayı Van'dan Helikopter havalanamamıştı. O akşam bölük binasının bahçesinde karlar içerisinde bekletilmişlerdi.

Bahçesaray'da morg yoktu. Eski bir sağlık ocağı mevcuttu. Ertesi sabah hava açmazsa şehitlerimiz kızak ile Hizan'a kadar götürülecekti. Ancak havanın kısa bir süre açması ile Van'dan helikopter havalanarak şehitleri alıp dönmüştü. Van'da neredeyse iki aya yakın yolun açılmasını beklemeye devam ederken, Akademi sonuçları açıklanmıştı. Sınavı; Jandarma sınıfı içerisinde birincilikle kazanmış ve aldığım puan ile Kara Kuvvetleri'nden kazanan ilk 50 kişinin içerisinde 36'ncı sıraya girebilmiştim. Van'dan ayrılma vakti gelmişti. Eşimi ve çocuklarımı ailesinin yanına göndererek İstanbul'a hareket etmiştim. Hayatımda yeni bir sayfa açılmıştı. İlk 8 ay Akademi hazırlık kursları sonunda 2 yıl süren okul maratonu başlamıştı.

Beytüşşebap'ta görev yapan devre arkadaşım ve bacanağım Temel Yüzbaşımın tayini İzmir-Kemalpaşa'ya çıkınca İstanbul'da ailesi ile birlikte ziyaretime gelmişti. Akademi bitince Jandarma Genel Komutanlığı Karargahı'nda Plan Prensipler Dairesi'nde bir şube müdürlüğüne tayinim çıkmıştı. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'ti. Akademiden mezun olurken diplomamı komutanımızın elinden almıştım.

Karargahta imza sorunu vardı. Komut katına çıkmak için imza sırasına giriyorsun, bir de rütben küçükse yandın!. 15 Ağustos 1992'de, kurmay başkanımıza imza sırasına girdim. Tayin ve göreve başlama dönemi olduğu için sıra gelmesi uzamıştı. Karargahta yeni olduğumuz için gelen önümüze geçiyordu. Tarih 30 Ağustos olmuştu. Bu esnada binbaşı olmuştum. 10 Eylül'de imza sıram gelmişti. Kurmay başkanı makamına girerek kendimi ve görevimi tanıtınca, "Binbaşım hoş geldin karargah'a, yeni mi atandın" demişti. Ben de, "Hayır komutanım imza sırasına yüzbaşıyken girdim. Binbaşı olduğumda sıra geldi. Şimdi huzurunuzdayım" deyince hoşuna gitmişti.

Beni masasının yanına çağırarak sohbet etmişti. Üç ay sonra Kuzey Irak'a yönelik hazırlıklar başlamıştı. Jandarma Genel Komutanımız Şubat 1993'de Güneydoğu'ya gitmek üzere uçağı havalandıktan 5 dakika sonra havada infilak ederek Yenimahalle üzerine düşmüş; komutanımız, emir subayı ve uçağın personeli şehit olmuştu. Bu olay her ne kadar uçağın buzlanması ile ilgili olduğu söylenildiyse de, insanların kafasındaki sorulara tam ve açık olarak cevap verilemedi.

1993 yılı genel atamalarında, devre arkadaşım ve Bacanağım Temel Yüzbaşımın İzmir-Kemalpaşa'dan, Tunceli-Ovacık'a tayini çıkmıştı.

O yaz tatilimizi çocuklarla birlikte geçirmiştik. Yüzbaşım Ankara'da lojman istemişti. Tatildeyken eşyalarını birlikte paketlemiştik. Çocuklarımız tatile devam ederken, Yüzbaşım ile birlikte Ankara'ya dönmüştük. Valizlerini hazırlayıp, havaalanına bir asteğmen arkadaşımın aracıyla yolcu etmiştim. Bahçelievler'de kirada oturuyordum. Çocukları, evimde 38 gündür lojman bekliyordu. Karargahta her ne kadar lojmanı takip etmeye çalıştırma da beklemekten başka çaremiz kalmamıştı.

1993 yılları örgütün en önemli dönemleriydi. Ovacık'ta askerlere hiçbir müteahhit erzak bile getirmiyordu. Yüzbaşımın Yeşilyazı karakolu basılınca, Kondor aracına atlayıp yardıma koşar; ancak yolda barikat vardır.

Komando bölüğü yetişinceye kadar Temel Yüzbaşım çatışmaya girmiştir bile. İlk kurşun kalçasına isabet eder; kurşun delip geçince askerlerine bile söylemez. Ateş açılan eve girerek el bombasını atar; ancak telsizini düşürür. Çatışmaya devam ederek geri dönmez. İkinci kurşun şakağına isabet edince askerinin kucağına yığılır. Temel Yüzbaşımın haberini çocukları evimde lojman sırası beklerken, gece karargaha beni çağırtıp söylemişlerdi. Bu nedenle; çok iyi bilirim Doğu ve Güneydoğu'da bir rütbeli, bir asker şehit düşünce o asker ailesinin ilk geceyi nasıl geçirdiğini.

O gece ALLAH'a en yakın olduğunuz gecedir. Temel Yüzbaşım Beytüşşebap'tayken Nisan 1990 da Jirkiler ile birlikte PKK ile çatışmaya girmiş, 20'si ölü, 24'ü yaralı, toplam 44 teröristi ele geçirmişlerdi. (O günlerde acımızı paylaşan Mim Kemal Öke'nin yazısını aşağıda sizlere aktarıyorum.)

HİLAL'İ GÖRÜNCE

İlkokul öğrencisi bir kızımız. Üzerinde okul üniforması... Dimdik yürüyor cenazenin önünde... Arkasındaki hilalli tabutun icinde vatan şehit, babasıdır. Kahraman yüzbaşı Temel Kuğuoğlu Tunceli'de teröristlerce öldürüldü. Tablo insanın kanını donduracak boyuttadır. Tüyler ürperiyor, gönüller çalkalanıyor.

Memleketin bir bucağında matem; öte yanda "Dölce Vita"... Medyaya göre pornocular atakta. Adam karısını satıyor. Radyolardan "Oy Natasalı" nakaratları... Bakanlık beklentisindeki biri yine Çağlarmış; kredisini almış. Bu "marifet " sayılıyor. Skandallar birbirini kovalıyor. Herif iki karılı olmasını istismar ediyor. Ve... Ve... Bu ülke için genç bir yüzbaşı ağır yaralı bir halde cocuk katili anarşistlerin peşini bırakmıyor. Ta şehit olana kadar mücadele ediyor. Kürdün cocuğu, Kürtçü PKK katletmesin diye kendi evladını yetim bırakıyor.

İnsanın tıyneti çocuğuna verdiği addan bellidir. İslam'a göre ebeveynin evladına karsı ilk vazifesi anlamlı ad vermekten geçer. Yüzbaşı "tesadüfi" bir kahraman değil, belli. Ah, benim güzel Hilalim. Seni görünce çoşageldi hislerim. İçim içimi yiyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MÜKÜS'LÜ HAYDAR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Kas 2010, 18:34

Kimbilir, hayatta ne sıkıntılar bekliyor seni... "Kahramanları yücelten içinden çıktıkları ortamdır." Kanuni devrinde şehit olmak da değerli tabii . Ama, ya bu ortamda? iste bu faktör, babanın madamını yükseltiyor.

"Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar" demişler. Bu sözün geçerliliğini kaderin bundan sonraki safhasında maalesef yaşayacaksın. Senin yatağını seren anneciğinin yatışından sonra hıçkırıklarını duyarak uyuyacaksın. Evin direğinden yoksun ailenin mal i sıkıntılarla nasıl boğuştuğunu ileride öğreneceksin. Milletin idarecilerinin nelerle uğraştığını idrak edecek yaşa geldiğinde "Babam bunun için mi öldü?" diye hayıflanacaksın. "Değer miydi?" diye kahrolacaksın. Babanın mezarı başında belki ona kızacaksın: "Niye baba, niye bizi yalnız bıraktın?" diyeceksin. Ülkene küseceksin.

Küsme yavrum. Ülkenin sahibi onlar değil ki! Olamazlar kil.. Su toprağı koruyan hala türbelerinde namaz kılan nice evliyaullahı var, biliyor musun? Sonra, güzelim, baban ölü değil ki. O diridir. Sizi, onu ağuşuna basmış Hz. Peygamberimizin aleminde himaye kanatları altına alacaktır.

Şu peşmurde ortamda dik basınla gez, güzelim. Sen şehit kızısın. Rütbelerin en alasınının iki kılıcı omza dikmekle alınamayacağını bilenler yok mu ki, şu ortamda dahi? Var, yavrum. Bak, haddime düşmez, ama beni bağışlayacağını umarak, sana sesleniyorum.

Güzel Kardelen şu Türklüğünü unutmuş Türkiye'de her merci sana kapılarını kapasa, asra kasem ederim ki, ben, bütün mevcudiyetimle varım. Maddi-manevi yanındayım. Bu yazıyı bir ömür boyu geçerliliğini kaybetmeyecek bir senet kabul et. Ve nerede sıkışırsan, beni ara. Alçağım, namerdim, şehidimin en güzel emanetine sahip çıkmayan bir Türk oğlu Türksem. Şimdi bana izin ver. Artık yazamayacağım. Bırak ağlayacağım.

Bu olay, benim Van'dan ayrılışımdan sonra olmuştu. Şehit Kahraman Yüzbaşı Temel Kuğuoğlu'nu bu satırlara sığdırmak büyük haksızlık olur... Karargahta 4 yıl kaldıktan sonra İstanbul'a, kara lisan okuluna gittim. 1997 genel atamalarında Batman Bölge Komutanlığı Kurmay Başkanlığı'na tayinim çıkmıştı. 01 Ağustos 1997'de Batman'da göreve başlamıştım.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir