Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Almanyada Kürtçülük

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

Almanyada Kürtçülük

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 21:45

Almanyada Kürtçülük

Almanyada Kürtcülük faaliyetini idare eden Ermeni komitecilerini çıkardıkları kitap, dergi, broşür ve bildirilerinde bol bol «Kürt - Ermeni» kardeşliğinden bahsedilmekte ve eski ihanet oyunlarını tekrar sahnelemek istemektedirler. Bu işi idare eden siyonist ajanlarından biriside, Mardinli olup ve aslen Ermeni olan Mehmet Onto'dur. Mardin'deki Süryanilerin «Dar - Ül Zaferan» kilisesinde yıllarca papazların, keşişlerin eğittiği bir ajandır. Müslüman Türk'ün barışmaz düşmanı olan siyonizmin, bu paralı katillerinin Mayıs 1975 senesinde Almanya'da bastırıp Türkiye'ye sokmağa muvaffak oldukları bir bildiride «Kürt, Alevi, Ermeni işbirliğinde bunun icinde"Avrupa'daki bazı hiristiyan kiliselerinide kendilerine destek olup para yardımı yapacaklarını bahsetmektedirler» Ayrıca, «Yaşasın komünizm rejimi ve liderleri. kahrolsun Faşist Türk hükümeti ve ordusu» sözleri ile bitiyordu.

1970'de sıkıyönetim tarafında ortaya çıkarılıp kapatılan «Kürdistan demokrat partisi» yöneticilerinin künyeleri incelendiğinde bunların Mardin'deki Süryanilerinden olduklarını görmekteyiz. Bu gün hala doğu Anadolu'da elden ele dolaştırılıp okutturulan bazı «Kürtçe şiirlerden» meydana gelen bir kitabın yazarı olan Şehmuz (Takma adı CEGERVVE) adında kişi Mardin'li olup Süryani mezhebine bağlı bir Ermenidir. Kitabında bol bol Komünist methiyeleri yapıp fakat İslâmiyet ve Türk milleti hakkında da ağır küfürler etmektedir. Bir zamanların siyasi Kürtçülerinden olan Musa Anter'de Süryanidi.

1972 inin 12 Martından önce İstanbul Orman fakültesinde Adıyaman'ın Kahta ilçesindeki Ermeni Gır ailesine mensup olup azılı komünist militanlardan Mehrumtnun'ri, Ve Kürtçülük faaliyetini de yürütüyordu. Kardeşleri de bu gün, İsviçre'de Ermeni komitecileri ile birlikte, Kürtçülük faaliyetini devam ettirmektedirler.

Bir müddet önce Türkiye'de yakalanan, İtalya'daki «Lege Armene Dei Dritti Dell'uone» adlı insan hakları (?) Ermeni birliği örgütünün lideri Keork Orfaliyan, üzerinde bulunan Ermeni Bayrağı için «Bunu Ağrı dağına dikecektim» şeklinde ifade vermesi ve «Eylemlerimizde güç sağlamak için Kürt ve Rumların meselelerini de dile getiriyoruz» demesi, Ermeni Hınçak ve Taşnaksutyan komitelerinin gayelerine erişmek için ne haince propaganda yürütmekte olduklarını ortaya koymaktadır. Halbuki Doğu Anadolu'da Müslüman Türk aşiretlerine Ermenilerin yaptığı insanlık dışı canilikler hala izlerini sürdürmektedir.

Diyarbakır çevresindeki bölücülük hareketini yürüten Ermeni asıllılardır. Her türlü yıkıcı ve azınlık ırkçılığı ile ilgili talimatlarını «Meryemana» kilisesinden aldıkları ileri sürülmektedir. Gerçektende bit müddet önce çıkartılan «Kürtçe bir gazetede Ermenilerin Erivan'da bir Kürdoloji enstitüsünü açtıklarına dair bir haber yer alıyordu. Ve meskun bulunduğu Diyarbakır'daki «Meryemana kilisesi»de komünistlerin Kürtçülerin ve Mezhep kışkırtıcılarının Karargahı haline gelmiştir.

Şimdi tekrar geriye dönüp, emperyalizmin geçmişteki yapmış olduğu bu denli ihanetleri gözler önüne sermeğe çalışalım.

Sene 1937, Türkiye Antakya meselesi ile ilgili olarak yoğun siyasî çalışmalar içindedir. Fransız sömürgecilerinin elinden bir Türk vilayeti olan Hatay'ın kurtarılması için gerekli temaslar yapılmakta ve her türlü baskılara taviz verilmeğe çalışılmaktadır. Durumun kendi aleyhlerine döndüğünü hisseden Fransız sömürgecileri, Musul meselesinde İngilizlerin Ağrı olayını çıkartarak Türkiye'yi güç durumlara sokup, isteklerini kabul ettirdikleri gibi, kendileri de Hatay meselesinde, Türk hükümetini güç duruma düşürme ve bu isteklerinden vazgeçirmek için hemen ajanlarını Suriye'deki Hoybun bakiyeleri ile temasa geçirip, bir çok gizli toplantılardan sonra, ajanları İzzettin'in, Dersim (Tunceli) bölgesinde dinî lider olması nedeniyle bir çok Alevi aşiretlerine hakimiyet kurmuş ve fanatik bir mezhepçi olan Seyyit Rıza ile temas kurmasını ve bununla Dersim'de harekete girişme yollarını arattırdılar. Seyyit Riza gerçekten Kendileri için aranacak bir insandı.

Ehli Beyt adına fetva veren, emrindeki insanları bir köle. Bir kul gibi gören ve yöneten bir kimseydi. Binlerce dönüm arazisi olan insanlar, karın tokluğuna çalışır ve seyyitlerinin huzuruna gittiklerinde el etek öperek ""gerçek, Ehli Beyt sevgi ve ruhuna uymayan bir tarzda huzurunda secde ederlerdi. Seyyit Rıza bu şekilde gerçek bir feodal olarak kitleleri din ve Ehli Beyt adına sömürür, tutmadığı insanları asker kaçağı diye jandarmaya el altından şikâyet ettirip yakalatır. Kendisine yakın insanları da Dersim'de eşkiyalığa gönderir ve bunların elde ettiği vurgunları da kendisi alırdı.

İşte Fransız Emperyalistleri, böyle bir adamı avuçlarının içine almak için bütün güçlerini ortaya koydular. Kendisini asla gerçekleşmiyecek olan Kürdistan hayali ile kandırıp, zehirlemeye çalıştılar. Öte yandan Seyyit Rıza'nın bir Mezhep lideri olması onlar için bulunmaz bir fırsattı.

Bu sayede asırlardır İslam Düşmanlarının zaman zaman fesat tohumu ekerek aynı soyun insanları arasında mezhep kavgalarını çıkartarak attıkları kanı, az bularak tekrar körükleyerek emperyalist iştahlarını ve Haçlı ruhlarını tatmin etmiş Fransız ajanı İzzettin, devamlı olarak Suriye'deki cemiyet ile Seyyit Rıza arasında mekik dokuyarak Dersim'i kaynayan bir kazan haline getirdi.

Nihayet İzzettin, Mart 1937'de isyanın başlaması için Rıza'ya Suriye'deki Fransız gizli teşkilâtının talimatını getirdi. günkü, bu sırada Türkiye Hükümetinin Hatay meselesi ile meşgul olduğunu ve ayrıca Boğazlar konferansından dolayı da Avrupalıların Türklere diş bilediğini söyleyerek, isyanı bir an önce başlatması halinde bütün Avrupa'nın kendini destekleyeceğini de sözlerine ekledi. Ayrıca İngiliz ve Fransızların her türlü silâh ve para yardımını yapacağını Avrupa basınının lehte yazılar yazarak ortamı oluşturacağını da özellikle belirtti.

İzzettin'in hem Fransızlarla ve hem de Irak'ta İngiliz yanlısı hükümet darbesi yapan (Shell Petrol tröstünün hazırladığı bir darbe idi), Bekir Sıtkı Paşa ile de ilişkisi vardı. Onun için de mühimmatları hem Suriye yolu ile hem de Irak kanalı ile Rıza'ya sevkediyordu.

Bütün bu hazırlıklardan sonra. Seyit Rıza bir çok aşiretlerin reislerini topladı, artık beklenen günün geldiğini ve Kürdistan'ın kurulacağını ve bu arada da Ehli Beytin intikamının alınacağını söyledi. Bir çok vatansever ve_ger-çek Ehli Beyt sevgisi olan reisler, bunun büyük Efir felâket Olacağını, Sünni Kurmançların bir kısmı kendilerinin Horasan'dan gelen Harzemli Türkler olduğunu Kürtlük diye bir ayırımın olamıyacagını (Bunu söyleyenlerin bir kısmı Rıza ve Fransa tarafından öldürülüp. Suçu da başkalarının üzerine attılar, söyleyerek bu işten vazgeçmelerini istedilerse de, hayâl içinde yaşayan fanatik Rıza, Ehli Beyt sevgisini Kürdistan kuracağız diyerek, Avrupalı Emperyalistlerin emelleri uğrunda istismar ederek (Tıpkı Şeyh Saitin Şeriatı Siyonizmin emrinde kullandığı gibi) kandırdığı bazı aşiret reisleriyle isyanı başlattı.

Neticede aynı ırkın ve dinin insanları, Kapitalizmin uğruna birbirine kışkırtıldı. Bir çok ocaklar söndü, pek çok çocuklar anasız ve babasız kaldı. Bu arada Komünist - Kapitalist ve Siyonist Emperyalizmin istikbalde Türk Milleti üzerinde girişecekleri yeni operasyonlar için kullanacakları büyük bir materyal ele geçmiş oldu ki bu da «bu kardeş urugların oyuna gelerek birbirine düşmesiyle oluşan «Husumet»di. Bu silahı fırsat buldukça her zaman kullanacak ve kendi çıkar ve politikalarına bunları kurban edeceklerdi. Ölen ister Türkmen olsun ister Kürmanç olsun, insanlık düşmanları için bunun önemi yoktu. Mühim olan İslamın ve onun en büyük lideri Türk Milletinin yer yüzünden silinmesi idi.

Bu hareket haince hazırlanmış plâna rağmen muvaffak olamadı ve bu şekilde de Fransız emperyalistlerinin Antakya üzerindeki arzuları da kursaklarında kalmış ve Türk Ordusu Hatay'a girip Milli Hareketin zaferini perçinlemiş oldu.

Tezgâhlanan bu kanlı oyundan sonra, batılı kuzeyli emperyalist güçler, Almanya'da Nazizm ve İtalya'daki Faşizmin gelişmesi ile, dikkatlerini ve çalışmalarını daha çok Avrupa'ya kaydırmışlardı. Fakat İkinci Cihan harbinde her iki tarafın da zafer ve yenilgisinde mühim rol oynayan petrolün önemi daha da iyi anlaşılınca tekrar gözleri siyah al-tının en büyük yatağı olan Orta Doğu'ya çevrilmişti. Buraya sahip olmak için yeni oyunlar yeni plânlar ve yeni teşkilâtlar kurmaya başladılar.

Rusya bu hareketi ile Orta Doğu petrolleri üzerinde hakimiyet sağlıyacağı gibi, Türkiye ile bu kaynaklar arasında kendi kontrolü altında bir tampon kukla devletçiği de kurmuş olacaktı bu da daha sonraki hareketleri için bir basamak görevini yapacaktı.

Bu sırada İran petrolleri üzerinde Rokfellerin Standard Mobil Oil'i ile Rusya, İngiltere'ye yani Shell'e karşı birlikte hareket ederek onun buradaki imtiyaz ve kaynaklarını paylaşmak istiyorlardı. Irak'ta da yine Shell'e karşı Şeyh Abdülkadir Barzani'yi harekete geçirmişlerdi. Fakat İngiliz gizli teşkilâtı, bu hareketi bastırmış, Abdülkadir Barzani'de hapse atılmıştı. Kardeşi Mustafa Barzani ise İran'a kaçarak, burada Rus'ların desteği ile kurulan Mahabad Kürdistan kukla hükümetinin genel sekreteri olmuştu. Bu idareyi ne garipki, bunlar gibi kandırılmış olan Lurlar, İlhanizadeler, Karapapaklar gibi Türkmenlerde desteklemişti.

Fakat Rus ve İngiliz emperyalistlerinin İran petrolleri üzerinde hâkimiyet kurma mücadeleleri uzun sürünce, bir an desteksiz kalan bu Kukla Mahabad Hükümeti, İran ordusu tarafından ortadan kaldırıldı. Mustafa Barzani de 500 adamıyla hizmet ettiği Rusya'ya kaçtı. Burada 12 yıl kala-rak Harp akademisini bitirdi ve daha değişik fikir ve duygulara sahip bir kişi olarak, General Kasım'ın Irak'ta ihtilal yapmasından sonra Irak'a gönderildi. (Kasım, ihtilâlini ingiliz Entelijans Servisi ve özellikle Shell Petrol tröstü yaptırmıştı. Çünkü ihtilâlden önceki Başbakan olan Nuri Sait paşa, Royal-Dutch Shell sayesinde bu makama gelmişti ve bu tröstün ajanı idi. Ayrıca Osmanlı ordusunda da subaylık yapmış ve buradada İngilizlere hizmet etmiş olup daha sonra firar eden bir haindi.

İkinci Cihan Harbi'nin başında kıral olan Gazi'yi Hitler yanlısı diye Shell emriyle öldürmüştü. Daha sonra gizlice Rokfellerin Standard Mobil Oil'i ile anlaşma yoluna gitmek istemesini İngiliz Shell tesbit edince, Irak petrolleri üzerindeki mutlak sömürüsünün tehlikeye düşeceği korkusu ile General Kasım'ı satın alarak ona ihtilal yaptırıp, bir zamanlar kendilerine uşaklık yapmış olan Nuri Sait'in cesedini Bağdat sokaklarında gezdirip köpeklere parçalattı. Türkleri arkadan hançerleyip İngiliz emperyalistlerine hizmet eden bir hainin sonu ancak böyle olur.)

Kaynakça
Kitap: Çiller Özel Örgütü
Yazar: DOĞU PERİNÇEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Almanyada Kürtçülük

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 21:45

Mustafa Barzani, Komünist Rusya gibi İslam ve Türk düşmanı yeni bir efendi bulmanın gururu içinde (?), elde ettiği imkan sayesinde tekrar faaliyete geçerek, kandıra-bildiği bir çok aşiret reislerinin de yardımı ile yine emperyalizmin Orta Doğu üzerindeki çıkarları için dökülecek kanı temin etmek gayesiyle teşkilâtlar kurdu. Sahnelenen oyunda yine aynı hayalifikirler ve düşünceler öne sürüldü. Aslında, o pis kokulu neft için yeni kurbanlar hazırlanıyordu. Neticede Kürdistan kurulması, mevzubahis değildi, petrol kuyularına bekçilik yapacak korkuluklar gerekiyordu. Nitekim, emperyalist güçlerin teşvikiyle sözüm ona bir Milli (?) Marş bestelenmiş, bunun mısralarında bile petrol gerçeği yatmaktaydı.

Ne diyor mısrada:

«Baba gurgur (Kerkük) bilir,
Ser (Siirt) den Kirmanşah'a kadar (İran güneyii)
Petrolümüz hayat suyudur.
Musul'da ona da sahibiz.»

Evet, gerçek kavga ve döğüşler bu hayat suyu içindi. Onun için de bu Türk uruğu bir piyon olarak kullanılmak isteniyor, bunların kanı ve cesetleri üzerinde yürüyerek Emperyalistler bu hayat suyuna sahip olacaklardı.

Barzani ayrıca el altından İngiliz emperyalistleri ile temas kurup sahip oldukları Irak petrollerinin, şayet kendilerine yardım edilirse garanti altına alınmış olacağını ileri sürüyordu. Beri yandan İran petrollerinden Shell'in elinden büyük bir hisse kapmış olan Standard Mobil Oil, gözünü bu zengin kuyulara da dikerek, acaba buradan da bir pay koparabilirmiyim diye gizlice Barzani ile ilişki kurup, isteklerinin gerçekleşmesi için kendisine her türlü yardımın yapılacağını ifade ettiler. İşte bu şekilde Barzani, Orta Doğu'daki bu zengin yataklarda gözleri olan bütün emperyalist güçlerin bir menfaat kıblesi haline gelmişti. Bu güçler, kendilerine daha iyi hizmet etsin diye Avrupa'da, Amerika'da, Demirperde ülkelerinde sözüm ona Kürtçülüğe hizmet ediyoruz diye kendi gizli istihbaratlarının kontrolü altında bir takım cemiyetler kurdular, bununla da, tıpkı Hoybun'un kurulmasında olduğu gibi, bu adamların sırtlarını okşayarak ölüme sevk edecek birer piyon haline ger tiriyorlardı. Avrupa'da Kürtçülük faaliyetinin en yoğun olduğu yer; Fransa'nın şehri Paris'tir Ayrıca Fransa'nın bir çok şehir, lerinde faaliyet gösteren çeşitli cemiyetler kurulmuştur Ki aralarında pek çok Fransız da vardır. Comite de Solidarir te Kürt. Bu cemiyet tamamen Fransız gizli" "örgütünün kurduğu ve kontrolü altında bir Kürtçülük Cemiyetiydi).

Paris'deki Kürtçülük faaliyetine yardım komiteleri üyeleri arasında pek çok Yahudinin bulunması çok dikkat çekicidir., Ayrıca Hollanda'nın Amsterdam şehrinde kurulmuş olan «Kürt cemiyetinin» başkanı Silvio Von Roay başta olmak üzere üyelerinin büyük bir kısmı Yahudi idi.

Irak'ın eski Başkanlarından olan Abdüsselam Arif'in Fransa'yı ziyaretinde, Mirage uçakları almak istemeleri üzerine, Fransa'da Harp Sanayiine sahip olan Yahudileri, derhal de Gaulle'e tesir ederek «Biz bu uçakları Irak'a veremeyiz. Araplar Mirageleri, İsrail'e karşı kullanacaklardır» derken, Yahudi temsilcileri Barzaninin adamlarına da istediği uçakları vermiyeceğiz. Verdiğimiz zaman bunu size karşı kullanacaklarını biliyoruz. Gelin ittifak kuralım» diyerek, her iki tarafıda böylece idare eden Yahudilerin Kürtçülük meselesine bu kadar yakınlık göstermesi acaba insanlığa hizmet etmeyi çok sevdiklerinden midir? Dersiniz. Tabii ki asla, daha öncede söylediğimiz gibi. Siyonist Emperyalizmin Türkiye'nin güneyini de içine alan bir genişleme politikasının temeli olan «Arz-ı Mev'ud» felsefesinin hattâ dini inançlarının bir gereği olarak, bu yönlü bu saldırgan harekette, Türkiye ve Türklere karşı, aynı ırkın insanları olan Kürmançları kullanmak, onlar için bulunmaz bir fırsattır.

Bunun üzerine Barzani de Gaulle'e bir mektup yazarak yakın /amana kadar İslam âlemini sömürmüş, nice Müslümanları kendi emellerinin uğrunda ölüme mahkûm etmiş, fitne fesat dökerek bir çok isyanlar çıkarmış Emperyalist Fransa'dan, bir Müslüman cemaatın lideri; sanki İsa'nın haçı önünde günah çıkarır gibi bir takım hezeyanlar halinde ve şeriat getirecek diye propagandası da yapılan Molla Mustafa'nın bir Hıristiyan'dan yardım alabilmek için; bir kul ve köle gibi yalvarması bir Müslüman için utanç verici bir durumdur.

Şöyle diyor Barzani mektubunda:

«Generalim,
Gençliğinden beri milletinin hürriyeti (?) için mücadele eden yaşlı bir adamın size bir çağrıda bulunmasına müsaade etmenizi dilerim. Siz Avrupa'nın salgın düşmana karşı koyan en büyük yurtseversiniz. Ve vatanınızı kurtardınız...
Sonra Fransa'nın Cumhurbaşkanısınız. Yeni Dünyaya siyasî özgürlük fikrini ve milletlere kendi kendilerini düzenleme hakkını getiren Milletin Başkanı. (?)
Fransa deniz aşırı milletleri özgürlüğe kavuştutan (?) bütün baskıların hasmı ve hürriyet için savaşan (?), bütün insanların dostusunuz?
Generalim, Vietnam Savaşını yermekte tereddüt etmediniz, eminim ki, Kürtlerin kaderi Vietnam Milleti'nin kaderi kadar değer taşıyor sizin için...
De Gaulle'ün Fransası bizim son ümidimizdir.
Kur'an'da, her insan dönüp dua ettiği küçük bir gökyüzü sahiline sahiptir.» denilmektedir. Bizim Gök yüzü sahilimiz sizsiniz, Fransa'dır.
Sayın cumhurbaşkanı, en derin ve en sadık saygılarımı sunarım.
Mustafa Barzani».

Gerçek bir Müslüman'ın sahili de, son sığınağı da ilk sığınağı da ancak Yüce Allah'dır. Ehli küffcr olamaz. İşte doğuda, Barzani'nin şeriat getirecektir diyo masumları kandırmaya çalışanların söylemedikleri gerçekler. Ama kendisini Molla olarak kabul ettirmesi ve bu yönle aşiretler üzerinde feodal baskısmı yürütmesi oynanan oyunların gerçek yüzünün ortaya çıkmasına daima mani olmuştur. Yine burada konunun önemine binaen Barzani'nin Mustafa Barzani de Rusya'da eğitilmiş olarak Orta Doğu'-Müslümanlığına ait bir örnek daha vermek isterim.

«1942 yılında İngilizlerin devamlı olarak ayakta tuttuğu Kırallık idaresine karşı Molla Mustafa Barzani ile ağabeyi Şeyh Ahmet birlikte hareket halindeyken daha sonra yenilmeleriyle kardeşi yakalandı ve hapse atıldı; kendisi de İran'a kaçtı. Şeyh Ahmet ve kardeşi Mustafa'nın bu isyan hareketi Ruslar ve Standard Mobil Oil müşterek desteklemişler ve bir çok yerlerde karışıklıklar çıkartmışlardı. Çünkü İran petrollerini bir oldu bitti ile ele geçirmek isterken, Rusların Çekoslovakya ve Macaristan hadiseleri ile karşılaşması ile İran hududundaki kuvvetlerinin büyük bir kısmını geri çekmesi sayesinde, İran petrolleri kurtulmuştu. Ama bunun acısını çıkarmak için Irak'ta Kürtçülüğü destekleyerek bir takım denemelere girişmiş ve bu harekette Rokfellerin Standard Oil'i de kendisini desteklemişti. Fakat İngiliz gizli servisi zamanında durumu öğrenmiş ve gerekli tedbirleri alarak bu hareketler Irak Kırallık idaresi ile birlikte bastırarak buradaki petrollerini de korumuş oldu. İşte buradaki yenilgiden sonra Mustafa Barzani, yine Rus emperyalistlerinin İran petrollerini ele geçirmek için kurdurmaya çalıştıkları Mahabad Cumhuriyetinin genel sekreterliğine getirildi. Daha sonra da bildiğimiz gibi bu kukla hükümetin yıkılışı ile Rusya'ya kaçtı. 11 yıl sonra Iraktaki ihtilâl le birlikte çıkarılan af ile Şeyh Ahmet serbest bırakılmış ve ya gönderilmişti. İşte bundan sonra Şeyh Ahmet anık kardeşi Mustafa ile beraber olmadığını ve Irak vatandaşı olduğunu beyan ederek mücadeleden vazgeçtiğini söyler.

Şeyh Ahmet 1961 yılından 1969 yılına kadar hep Irak hükümetini destekledi. Fakat bu sırada garip bir durum oldu. .1966 yılında 81 yaşındayken Şeyh Ahmet Barzani aşiret büyüklerine ve köylere birer yazı göndererek, «Bundan böyle İslam kurallarına göre ibadet etmemelerini, Kur'an okumamalarını, abdest almamalarını, namaz kılmamalarını istemiş, ayrıca «Gök Tanrı, Allah, Yer Tanrısı benim» huzurunuzu ancak ben sağlarım. Gösterdiğim yoldan gidin benim için ağlayın.

Bu emri okuyan cemaat temsilcileri boyun eğip, durumu halka bildirmişlerdi. Bu emri yerine getirmeyenlerin gözünün yaşına bakmadan gereken cezalar veriliyordu. Sahte Peygamber Şeyh Ahmet yepyeni bir ibadet şekli getirmişti. Cemaat, gece gündüz demeyip her an «Uy babo, uy babo» diye ağlayacak ve her ağlayışlarında «Biz senin esirin olduk. Dünya batıncaya kadar da esirin olacağız babacığım» diye ağıt yakacaklardı.

Artık herkes ağlıyor, kimi kendini yerden yere çarpıyor kimi de ağlamak için kendini zorluyordu. Ezanlar susmuştu. Kimse camiye gidemiyordu. Şeyh Ahmet'in jurnalcıları (bunların bir kısmı ingiliz ajanı idi) topluma göz açtırmıyordu. Yeni sahte peygambere inanmıyan veya ağlamıyanlar derhal en şiddetli şekilde cezalandırılıyor ve zındık olarak damgalanıyordu. Nitekim Şeyh Ahmet'in oturduğu Barzan köyüne yakın olan Herguş köyünün ileri gelenlerinden Molla Yahya 20 kişilik bir grupla birlikte bir gece içinde Türkiye'ye sığınmıştı. Peki bu durumda Mustafa ne yapıyordu?.. Sözüm ona «bu işi bırak bundan vazgeç» gibi bir takım nasihatlarda bulunmuştu. Bu nedenle de aralarında kırgınlık olmuştu. Fakat ne gariptir ki. Şeyh Ahmet hükümet taraftarı olmasına rağmen Molla Mustafa'nın hâkim olduğu topraklarda oturmakta ve çevresinde de Mustafa'nın askerleri bulunmakta idi. Nice masum insan zorla ve cebirle dinden çıkarılıp küfre götürülmekteydi. Bir noktada Molla Mustafa kardeşinin tanrılığına fazla dokunmadı ve hattâ bu sahte Peygamberin gücünden de yararlanmaya çalıştı. 1969 yılının ilk aylarında Şeyh'in ölümüne kadar bu İslam düşmanlığı devam etti, tabii ki bu da emperyalistlerin bir marifetiydi. İşte ibret verici bu durum «Barzani'nin Şeriat'la toplumu idare ettiğini söyleyerek gerçekleri görmeyen veya bilmiyenlerin ne denli gerçeklerden uzak bulunduklarını göstermektedir.
Bu misallerden sonra yine Avrupa'daki Kürtçülük faaliyetlerine dönelim.

Avrupa'da Kürtçülük faaliyetinin en fazla hareketli olduğu memleketlerden biri de Almanya'dır. Çeşitli şehirlerde dağılmış olan «Deutsch Kurdisch Gesellschaft» adlı «Kürtçülük Cemiyetinin ileri gelenlerinden birisi de Stuttgart Üniversitesinde Sümeroloji asistanı olan Hilmi Abbas idi. Erbil'de doğmuştu. Bir Alman kadını ile evlenmişti. Hilmi Abbas'ın Almanya'daki Kürtçülük faaliyetlerini özellikle Doğu Almanya ve Rusya desteklemekteydi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Almanyada Kürtçülük

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 21:45

Yine burdaki teşkilâtın fanatik elemanlarından olan Cemal Nobas ile Abdülkadir bu cemiyetin ileri gelenlerin-dendir. Batılılara kendilerini Anti-Komünist olarak kabul ettirmiş olmalarına rağmen Komünist bloktan gelen Kürtçü komünistlerle de devamlı temas halindeydiler.

Amerika'daki Kürtçülük faaliyeti de «Kcomelei Huen-dekarani» adlı bir cemiyet tarafından idare edilmektedir. Mali yardımın bir kısmı Standard Oil tarafından sağlanmaktadır. Bu cemiyet Washington, Newyork, Boston ve Filadelfiya'da faaliyet göstermekte ve Avrupa'dakilerle devamlı şekilde irtibatlıdır. Burada toplanan yardımları Barzani'ye gönderirler.

Gerek Kapitalist yanlısı Kürtçüler ve gerekse Komünist yanlısı Kürtçüler, Mustafa Barzani'vi tek lider olacak görmektedirler. .Dikkatimizi çeken bir durum, Kapitalist Kürtçülerin icabında bir Komünist devlette, diğer komünist Kürtçülerle beraber toplanıp müşterek kararlar alabilmeleridir. Nitekim 27 Aralık 1967 günü yapılan Belgrad toplantısı buna güzel bir misaldir. O halde Komünist bir rejimin hüküm sürdüğü ve sözüm ona Kapitalist düzeni kaldırmaya çalışan bir ideolojiyi benimsemiş Yugoslavya, nasıl oluyor da, Amerika, ingiltere ve Fransa gibi Kapitalist devletlerin emrinde bulunan Kürtçüleri kabul edip Başkentinde kongre yaptırabiliyor? Komünizm ile Kapitalizmi ayrı birer rejim olarak görenlere göre bu nasıl izah edilebilir? Aslında Siyonizm Diyalektiği yönünden bu işin gerçek yüzü, temelleri aynı olan Kapitalist ve Komünist emperyalistler İslam âleminde ve özellikle Orta Doğu'daki menfaatleri yönünden birleşebilmekte ve satın aldıkları hainleri de, kim olursa olsun bir araya getirip müşterek sevk ve idare edebilmektedir. Ne acı bir durum.

Avrupa'daki Kürtçülük hareketinin içinde ayrıca Ermeni ve Araplar da mevcuttur. Irak'taki Kürt İhtilâl konseyinde yine Hoybun'a benzer bir durum vardır. Gerçekten Kürtçülük hareketinin başarıya ulaşması için Keldani ve Ermenice konuşan, Nesturilerden meydana gelen Asuriler, 63 üye ile bu konseyde temsil edilmekteydi.

Irak'da solcu Baas partisi iktidara geçince, Irak Komünistleri Rusya'nın emriyle, Barzani'yi daha yakından desteklemeye başladılar. Marksist eğilimli pek çok Arap komünist militanı ve Irak Solcu «Kemal Birliği» mensupları Barzani'nin safında yer aldılar. 1967 yılının sonuna doğru da Irak Komünist partisinin sağcı reformist saydıkları Merkez komitesine karşı olan Castro'cu ihtilalci Kürtçüler devamlı terör hareketine başladılar.

Mustafa Barzani, bundan istifade ederek Musul ve Kerkük gibi Irak petrolünün yüzde 30'ini teşkil eden sahayı alacağını özellikle belirterek kesif bir faaliyete geçti. Bu sıralarda da Türkiye'deki militanları da eylemlere geçme hazırlığı olarak bir çok provalara giriştiler. Türkiye'deki Komünist ve Kapitalist Emperyalizmin çıkarları için işbirliği yapan güçlerin basın organları da, tıpkı Irak'ta olduğu gibi, Kürtçüleri desteklemekte ve A(halkların özgürlüğü için faşizme karşı savaş» sloganları altında, memleketi bölücü ve yıkıcı anarşik ortama hazırlamakla meşguldü. Bu emperyalist güçlerin çıkarları açısından Türk'e ve İslam'a yönelik saldırgan militanların eğitimi ve gelişimi için «Devrimci Doğu Kültür Ocağı» ve «Dev - Genç» gibi bir takım teşkilâtlar kuruldu. Bu ara enternasyonal solun emrinde bulunan bazı siyasî parti teşkilâtlarını da kendilerine destek olarak alan bu uşaklar verilen emir ve direktiflerle Siyonizm ve onun emrinde olan Komünist ve Kapitalist Emperyalizmin çıkarlarını savunmak için kendi insanına ve dinine karşı büyük bir saldırıya geçtiler. Bu haince eylemlerinin silahlı çatışmalara dönüşmesi ve Orta Doğu Devrimci Komünist çemberi» stratejisinin gerçekleşmesi için El-Fetih ile ilişkiler kuruldu. Burada teori ile eylem birlikte öğretilecek. Kızıl - Faşist eylemler için yetiştirilen militanlar Türkiye'ye gönderilecekti.

El-Fetih'de Türkiye'den giden Komünist Kürtçülerle, Komünist mezhepçilerinin Rus albayı «Aleksander Nikifo-rov»un kontrolü altında eğitildiği tesbit edilmiştir.
Lübnanlı bir gazeteci olan Abu Amin, Türkiye'den gönderilen kandırılmış militanları. Albay Nikiforoviç tarafından, Suriye'deki eğitim merkezlerinde bunların yetiştirilmesi için gerilla fonlarının büyük bir kısmının kullanıldığını söylemiştir. Sözüm ona bunlar İsrail'e karşı kendileri İsrail Emperyalizminin siyasî aracı olan Siyonizmin birer uşakları ve piyonları idi. Nitekim Türkiye Masonlarının bir dergisinde Dr. Hüsnü diye bir birader, mason mahfilinde verdiği bir konferansta «Dev Genç ve diğer solcular bizim önlüksüz masonlarımızdır» diyerek, bunların kimin tarafından idare edildiği gün gibi ortaya çıkmış ol-maktadır. Sol kollarını kaldırmaları bile bir Yahudi yemini şekliydi.

Rus ataşesi Nikiforov sık sık Suriye'nin Hamak kesimindeki eğitim kampındaki Komünist Kürtçüleri ve Dev-Genç mensuplarını ziyaret ederek durumlarını KGB'ye rapor ederdi.

Yine Aleksandr Nikiforov'un her nedense THKC'nin (Türk Halk Kurtuluş Cephesi?) Lübnan'daki eğitim kamplarından kesin bir şekilde uzak durduğunu ve Mihri Belli ile Suriye'de bir kaç kez buluşarak müzakereler yaptığını, bu temasları ile THKC'nin askeri ve siyasi kadro düzeninin kurulması için kararlar aldıklarını öğrenmekteyiz.

Bu işlerle sadece Nikiforov uğraşmıyordu. Özellikle bu iş için yetiştirilmiş seçkin müşavirleri de var. Gerçekten Rus ataşesinin önemli müşavirlerinden birisi milletler arası şöhreti olan Rus gazetecisi (!..) Viktor Luiz'dir.

Bu gazetecinin de KGB (Rus istihbaratının kıymetli bir ajanı olduğundan bahsedilmektedir. İkinci önemli müşaviri İsrail Komünist Partisi «Rakah»ın birinci sekreteri «Meir Vinner»dir.

Albay Nikiforov ayrıca Arap memleketlerindeki diğer yıkıcı Komünist operasyonlar ile İsrail'deki elemanlarının müşterek hareket etmelerini de ayarlamaktaydı. Lübnan Komünist Partisinin ve bu partinin kontrolundaki Ermeni komitecilerinin (Hoybun'daki Taşnaklar gibi) Komünist Kürtçülerle işbirliğini de temin etmekteydi.

1972 yılının başında Suriye Hükümeti Arap gerilla yetkililerine müracaat ederek, İsrail'e karşı döğüşmeyen Türk solcularının Suriye'den çıkarılmalarını talep eder. Bunun üzerine eğitim görmüş bu emperyalist uşakları Türkiye'ye Suriye yetkilileri tarafından gizlice geçirilerek kendilerine verilen direktifler dahilinde eylemlere giriştiler ve bu Aziz Vatan üzerinde Enternasyonal Marşı söyleyerek Komünist ve Siyonist emperyalizme hizmet etmenin gururu içinde bir çok masum insanları öldürmek ve karışıklıklar çıkartarak Türkiye'yi 12 Mart'ın doruğuna getirdiler.

Aslında Suriye Hükümetinin bunları istemeyişi de bir bahane idi. Dostları Rusya'nın artık bunların Türkiye'ye gönderilme zamanlarının geldiğini bildirmesi üzerine bu karar alınmıştı. Yoksa bunları istemedikleri için değil. Bir kısım Komünist Kürtçüler de Barzani'nin Kuzey Irak'ta açtığı bir gerilla okulunda eğitim görmüştü.

Ruslar geçen sene Irak'ın solcu Baas Partisi liderleri ile yakın temas ve müzakerelerden sonra, petrol hususunda büyük imtiyazlar elde ettiler. Bu gaye için kullandıkları Barzani'nin şimdilik bir değerinin kalmadığını düşünerek kendisini yalnız bırakıp bu sefer Irak hükümetini desteklediler. Ruslar bununlada kalmıyarak senelerdir uşak gibi kullandıkları Barzani'yi «Pravda» Gazetesi»nde «Kapitalizmin uşağı» olarakta itham ettiler.

Rus Emperyalistlerinin kendini terketmesinden sonra Barzani İran kanaliyle Standard Oil tröstü tarafından silah yardımı görerek, bu sefer de onların Irak petrolleri üzerindeki çıkarlarını temin etmek için emrindeki aşiretleri sözüm ona Kürdistan özgürlüğü için ölüme şevketti. Fakat gördüğümüz gibi netice, büyük bir hüsranla bitti. Bir müddet sonra İran ile Irak'ın (el altından Standard Oil ile Shell'in anlaşması ile) anlaşmaları ile, her şey bitmişti. Yüz binlerce insan ne için savaştığının gerçek sebebini bilmeden ölüme itilmiş ve bu Türk uruğunun boyu Emperyalist güçlerin oyuncağı haline getirilip kullanıldıktan sonra bir paçavra gibi atılmıştı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir