Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Cihaz Almak İçin İsrail'e Gidişimiz

1993-1994

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

Cihaz Almak İçin İsrail'e Gidişimiz

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Kas 2010, 18:25

Cihaz Almak İçin İsrail'e Gidişimiz

Tahminimce 1993 yılı sonları 1994 yılı başına doğruydu. O zamanlar İstihbarat Dairesinin ihtiyacı olan bazı teknik malzemeler ve özel cihazlar almak gerekiyordu. Bu tür kaliteli güvenlik cihazları satan firmalardan bir tanesi de bir İsrail firmasıydı. Demo için Ankara'ya gelmiş, dönerken İstanbul'a da uğramış olan İsrailli firmadan bilgi aldıktan sonra İsrail'e gidip cihazları yerinde görerek ve firmanın teknik elemanları ile konuşarak cihaz ve istemleri tanımak istemiştik. İsrailli firmayla kontak kuruldu ve biz bir grup arkadaşla birlikte İsrail'e gittik. Yanımızda o zamana kadar bize güvenlik konularında yardımcı olan yüzde yüz güvenilir, sahalarının en iyisi sayılabilecek iki tane çok iyi mühendis vardı. Bir tanesi bilgisayar programcılığı konusunda üstün yetenekli, bu ülkeye yaptığı katkıların muhasebesi yapılamayacak kadar çok olan, yaptığı cihazların değeri milyon dolarları bulabilecek bir görünmeyen kahraman, bir dahi Mösyö/Komiser İrfan'dı. Diğer arkadaşımız ise o tarihlerde Netaş'ın araştırma geliştirme bölümünde tasarımcı olarak görev yapan, ayrıca bizim İstanbul'da kurduğumuz küçük bir laboratuarda birtakım alet ve cihazların geliştirilmesi konusunda bazı arkadaşlarla birlikte çalışan ekibin şefi Doç. Dr. Mustafa X'ti.

Hayatında yalan söyleyeme-yen, sade, dürüst ve üstün yetenekli bir insandı. Yani ekibin iki üyesi de süper mühendislerdi, biri elektronik aletlerin tasarımı konusunda diğeri ise bilgisayar konusunda çok yeteneklilerdi.

İsraillilerle uzun görüşmelerimizin sonunda aslında almak istediğimiz aletin İsraillilerde olmadığını anladık. Evet böyle bir teknoloji yapacak imkânları vardı, epeyce mesafe almışlardı ama ellerinde istediğimiz cihaz yoktu, çünkü İsrail'in sistemi daha çok Amerikalıların kullandığı bir sisteme uygundu ve Amerikan sistemi düşünülerek tasarlanmıştı. Hâlbuki biz Batı Avrupa'nın kullandığı sistemi kullanmak mecburiyetindeydik. Ve alınacak sistem Batı Avrupa standartlarına uygun olmalıydı. Alacağımız aletle ilgili son noktada işin teknik en ince detayları konuşulmaya başlandığında, bizim arkadaşlarımız İsraillilere "Sizin elinizde bu cihaz yok, siz bizden sipariş alıp bu cihazı üreteceksiniz, ama bu cihazla ilgili bazı yazılım kodlarına ihtiyacınız var ki bunlar sizin elinizde yok," dediler.

İsrailliler bu kadar teknik teferruat konuşulunca, kartlarını açık oynamaya başladılar. İlk önce bizim teknik elemanlara dönerek, "Sizler polis değilsiniz, bu kadar teknik detay bilen bir polis olamaz.

Siz kesinlikle polis olmazsınız," dediler. Bizim Doç. Dr. Mustafa X arkadaşımız saflığından hemen polis olmadığını, tasarımcı olduğunu söyledi. Zaten kravatında sistem 12 santrallerinin amblemi vardı, galiba onu imal eden Netaş'ın ismi yazılıymış. Diğer arkadaşımız ise daha soğukkanlı bir tutumla, "Evet mühendisim ama polisle beraber çalışıyorum," dedi.

Daha sonra İsrailliler bize çok önemli bir şey daha söylediler:

"Bu yazılım kodlarının bizde olmadığı doğru. Nasıl temin edeceksiniz diye soruyorsanız, bu bizim için çok kolay. Bu cihaz Siemens'in kendi ürünü, dolayısıyla bu ürünle ilgili her şey Siemens fabrikasının bilgisi dahilindedir. Siemens'te çalışan mühendis bir arkadaşımız var. Akşam faks çeker, istediğiniz bu detayları ona sorarız, cevabı yarın bize gelir. Bu konuyu siz hiç merak etmeyin."

O zaman şunu düşündüm, bu insanlar dünyanın her yerindeki ırktaşlarıyla irtibat kurmak üzere bir sistem kurmuşlar, onlar hakkında bütün bilgilere sahipler, kimin nerede hangi görevde çalıştığını biliyor ve takip ediyorlar. Özellikle de kendilerine farklı konularda bilgi sağlayacak görevlerde bulunanlar üzerinde yoğunlaşıyorlar. Böylece gerek olduğunda ihtiyaç duyulan bilgiyi kendilerine sağlayabilecek kişiyi arıyor ve bilgiye ulaşıyorlar. Bu çok faydalı ve güzel bir sistemdi.

Ama biz, Avrupa'da yaşayan birkaç milyon Türk olmasına rağmen onlardan hiçbir şekilde faydalanamıyoruz. Bu insanlarımızdan bazıları her yıl ülkemize geldiğinde muhtelif Emniyet birimlerine müracaat, edip bulunduğu Avrupa ülkesinde (örneğin, Almanya, Hollanda) faaliyet gösteren bölücü örgüt ve mensupları hakkında yardımcı olmak istediğini, yakınlarında, özellikle Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde Türkiye aleyhinde faaliyet gösteren insanlar ve illegal örgüt mensupları bulunduğunu söyleyerek, bunlar hakkında kime nasıl bilgi verebilecekleri soruyorlar. Bu türden yüzlerce başvuru olmasına rağmen biz bu insanlardan sürekli ve sistematik olarak bilgi alabilmemizi sağlayacak bir sistem oluşturamadık. İhbarları gönderecekleri bir e-posta adresi yaratıp onlara veremedik. Ne Emniyet böyle bir şey kurabildi (zaten görevi de değil) ne de bilgi vermek isteyen insanları götürdüğümüz Milli İstihbarat, Jandarma ve Genelkurmay.

Hâlbuki böyle bir sistem kurmak zor değildi. Avrupa'da yaşayan dört milyondan fazla Türk'ten gönüllü olarak yardımcı olmak isteyip bize müracaat edenleri organize edebilsek, onların adreslerini alsak, bilgileri bize gönderebilecekleri bir kanal tayin edebilsek; gerek olduğunda onlara ulaşabileceğimiz bir kanal kurabilseydik, Avrupa'da özel bir şekilde toplanacak istihbarata ihtiyacımız kalmazdı. Bedava, hazır, güvenilir ve legal binlerce haber kaynağım hiçbir zaman kullanamadık, kullanmanın yol ve yöntemini bulamadık. Bir tek bu olay bile Türk istihbaratının ne durumda olduğu konusunda fikir vermektedir.

Böyle bir sistem hâlâ da kurulamadı. Bizim yerimizde başka bir ülke olsaydı, daha akıllı ve etkin çalışan bir teşkilat var olsaydı, böyle bir potansiyelden faydalanmak için tüm kaynaklar seferber edilir, bilgi akışının sağlanması için her türlü yola başvurulur ve gerekli altyapı çalışmaları gerçekleştirilirdi. Sadece Avrupa'da çalışan Türklerden gönüllü olanları gönderdiği bilgileri sistematik olarak alıp analiz edebil-sek zengin bir bilgi bankamız oluşabilirdi.

Daha sonra 1996-97 yıllarında Alman güvenlik birimleri ile terörle mücadele konusunda yapılan resmi görüşmelerde gördüm ki ülkemize yönelik terör faaliyetleriyle ilgili bilgileri Alman makamlarından almayı bir yana bırakalım, Almanya'da Türkiye aleyhine yayınlanan illegal Örgütlerin yayınlarını temin etmek için bile Alman makamlarından yardım isteniyordu. Fakat Alman Emniyeti de bunun bir polisiye görev olmadığı için böyle bir şeyi yapamayacaklarını söylemişlerdi. Yani Almanya'da yayın yapan PKK'ya ait bir dergiyi temin etmek bile Türk güvenlik kuvvetleri için bir sorundu, bunun içi bile Alman meslektaşlarımızdan yardım istemiştik. Bu isteğin dile getirildiği toplantıda bulunuyordum ve şahsım ve teşkilatım adına çok utanmıştım (daha sonra Almanya'da bulunan bir elaman, derginin üstündeki telefon numarasını arayıp kiraladığımız bir posta kutusunu adres göstererek bizi yıllık olarak abone yapmıştı). Hâlbuki orada milyonlarca Türk vardı ve pek çoğu bize yardım etmek için gönüllüydü. Bu durum şunu açıkça gösteriyordu ki bizim güvenlik kuvvetlerimiz gerçek manada istihbarat toplamak, bunları derlemek ve analiz etmek konusunda son derece yeteneksiz, yetersiz ve basiretsizdi. Emrine amade hazır bekleyen insanları kullanmaktan, elindeki potansiyeli değerlendirmekten, bu yolla bilgi toplamaktan bile acizdi.

Bu durum o gün öyleydi, bugün de hâlâ aynı olduğundan eminim, ileride de değişeceği kantinde değilim. Bana "Devletin teşkilatları Almanya'da, tüm Avrupa'da her türlü bilgiyi alıyorlar, sen bunu bilmiyor ama hep güvenlik kuvvetlerimizi küçük görüyorsun," diyenlere şu cevabı veriyorum:

Bunca yıl Avrupa'da bölücü örgütler Türkiye aleyhine faaliyetlerde bulundu, hatta açık toplantılar yapılıp paralar toplandı fakat ben bu olay ve bu olaylarda yer alan (hatta bir kısmı ülkemize geldiğinde yakalanan) kişiler hakkında bir tek resim, film, bilgi görmedim. Bu konuda toplanan en değerli bilgiler yine Türkiye'de faaliyet gösteren militanlar yakalandığında ya da izlenirken elde ediliyordu.

Olayların en sık yaşandığı ve en fazla militanın yakalandığı yerler olan Diyarbakır ve İstanbul'da çalıştım, ben görmediysem kimse görmüş olamaz. İşte devletin arşivi orada, tamamı taransa kaç tane bulunacak?

Kaynakça
Kitap: HALİÇTE YAŞAYAN SİMONLAR Dün Devlet Bugün Cemaat
Yazar: HANEFİ AVCI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir