1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Zekeriya Öz'e Dokundu

MesajGönderilme zamanı: 12 Eki 2011, 00:49
gönderen TurkmenCopur
HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU ÖZ'E DOKUNDU

Yalnızca yargıda değil, her gözaltı ve tutuklama dalgasıyla Türkiye'nin gündemini işgal eden Ergenekon soruşturmasında da yeni bir süreç başladı.
3 Mart 2011 tarihinde gazeteciler Ahmet Şık ile Nedim Şener ve Prof. Dr. Yalçın Küçük un gözaltına alınıp ardından da tutuklanmaları, kırılma sürecinin işaret fişeğiydi.

O güne değin toplumun cılız çıkan sesi, gürleşmeye başladı. Demokratik kitle örgütleri düzenledikleri eylemlerle, susanları, susmamaları, sustukça sıranın onlara da geleceği konusunda uyardılar. Tepkiler her geçen gün artmaktaydı. Başbakan Tayyip Erdoğan bile "bunlar (tutuklamalar) bizim talimatımızla olan şeyler değil" demek durumunda kaldı.

Ergenekon soruşturmasını yürüttüğü dört yıllık süre boyunca suskun kalan savcı Zekeriya Öz de gazetecilere yönelik tutuklamalara "yandaş" olarak nitelendirilen çevrelerden de tepkiler gösterilmesi üzerine, ilk kez yazılı bir açıklama yapma gereksinimi duydu. Öz, gazeteci Nedim Şener ile Ahmet Şık'm tutuklandığı 6 Mart günü, odasına çağırdığı gazetecilere, imzasız bir "bilgi notu" dağıttı.

Savcı Öz'ün açıklamasını birlikte okuyalım:

Yürütülmekte olan soruşturma, bir kısım basın mensubunun gazetecilik görevleri, yazdıkları, yazacakları yazılar, kitapları ve ileri sürdükleri görüşlerle ilgili olmayıp 'Ergenekon' terör örgütü soruşturması kapsamında elde edilen ve soruşturmanın gizliliği nedeniyle bu aşamada açıklanması mümkün bulunmayan bir kısım delillerin değerlendirilmesi sonucu yapılması zorunlu hale gelen hukuksal bir işlemdir... Hiçbir kişi veya zümreye ayrıcalık tanınamaz. Kimse suç işleme ayrıcalığına sahip olmadığı gibi, mesleği veya makamı nedeniyle de ayrıcalıklı muameleye tabi tutulamaz. Yürütülen soruşturma kapsamında elde edilen bilgi ve belgelerin suç isnadı için yeterli olup olmadığı konusunda değerlendirme sorumluluğu, görev ve yetkilerini kanunlardan alan savcılığımıza aittir. Soruşturmanın içeriği ve elde edilen deliller hakkında hiçbir bilgisi bulunmayan, bulunması da esasen mümkün olmayan kişilerin daha operasyonun ilk dakikalarından itibaren soruşturma makamlarını suçlayan ve tehdit eden değerlendirmelere girmeleri dikkati çekicidir. Bu görevi yerine getirirken hiçbir makam ve merci tarafımıza emir ve talimat veremez, yönlendirmede bulunamaz, sorumluluk sahibi herkes bu yöndeki davranış ve değerlendirmelerden titizlikle kaçınmalıdır. Soruşturmanın süratle sonuçlandırılması için gerekli olan çalışmalar büyük bir titizlikle yürütülmektedir.

Zekeriya Öz'ün açıklamasını yalınlaştırırsak, Ahmet Şık'ın gözaltına alınıp tutuklanmasının kitap yazmasıyla uzaktan yakından bir ilgisi yoktu.
Ne ki, 24 Mart'ta polisin İthaki Yayınları'na yaptığı baskının gerekçesi, tüm olup bitenlerin üzerine tüy dikti. Yazdığı kitap nedeniyle tutuklanmadığı bizzat savcı tarafından açıklanan Ahmet Şık'ın henüz basılmamış ve taslaktaki adı "İmamın Ordusu" olan çalışması için, Zekeriya Öz'ün istemi üzerine İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi çokça tartışılacak bir karara imza attı.

Mahkeme, "örgütsel doküman" olarak nitelendirdiği kitap taslağının suretine, içerik olarak aynı mahiyetteki evraka ve nüshalara el konulmasına karar verdi. Polis, bu kararla taslağın bulunduğu İt-haki Yayınları'na baskın yapıp, ardından da gazeteci Ertuğrul Mavioğlu'nun bilgisayarındaki kopyası için Radikal gazetesine giderek, kopyayı sildi. Bununla da sınırlı kalınmayıp Ahmet Şık'ın avukatı Fikret İlkiz'in bürosuna gidilerek, buradaki kopyaya da el konuldu.

Baskınlarda dikkat çeken ise kopyaların "imha" edilmesiydi. Bu görüntü, bir suça konu delili ele geçirmekten çok, bir bilginin açığa çıkmasını engelleme gayreti olarak değerlendirildi.

Peki, üzerinde fırtınalar kopartılan kitap taslağında neler anlatılmaktaydı?
Bunu, kitap taslağını "usta" gözüyle okuyan, yılların deneyimli gazetecisi Aydın Engin'den öğreniyoruz.

Engin'in anlattığına göre, "O Kitap"ta, özetle şunlar vardı:

Sadece titiz, dürüst bir gazetecilik çalışması. Detektiflikle değil, sabırla, inatla, geceler ve geceler boyu uykusuz kalmacasına, resmi raporlar, demeçler, tutanaklar, yazılar, karşı yazılar, savunmalar, iddialardan oluşan dev boyutlu bir belge yığını ve saatler tutan görüşmelerde elde edilebilmiş tanıklıkların bant çözümleri ya da yazılı cevapları içinde iğneyle kuyu kazmacasına çalışıp yazılan bir kitap... Kitap Diyanet İşleri Başkanlığının memuru olan bir vaizin dününden başlayıp bugününe kadar uzanan aşamaları resmi belgelere, tutanaklara, biyografik ve otobiyografik notlara, yazılara dayanarak sergiliyor. Evet vaiz Fethullah Gülen; konunun ana ekseni de Cemaat diye anılan mali ve siyasi yanı çok güçlü örgütlenme..." (www.t24.com.tr)

Kralı Öldürmeyi Düşünenler Gibi

Ahmet Şık'ın henüz basılmamış kitabının imhasına yönelik girişimi, eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk ise tarihsel bir örnekle değerlendirdi:

Düşünce özgürlüğünün üç aşaması vardır. Bu sadece birinci aşaması, yani beynin içinde düşünce üretme safhası, ki mutlak özgürlük vardır bu aşamada. Bunu dış dünyaya yansıtmadığı sürece böyle bir taslak hiçbir biçimde suç unsuru olamaz. Belki de yayımlamaktan vazgeçecek. Eskiden Fransa'da kralı öldürmeyi düşünenleri bile cezalandırırlardı. Bu da ona benziyor. Kitabın içinde başka bir suçla ilgili kanıtlar varsa el koyarsınız, değerlendirirsiniz ama kitabın dokunulmazlığına dokunamazsınız. Öyle yapar-sanız, ileride o kişinin kendini savunma hakkını ortadan kaldırmış olursunuz. Ben hiçbir hukuk adamının bu yönde bir karar alacağını düşünemiyorum. (Cumhuriyet, 1 Nisan 20011)

Aba Altından Sopalı Karar

Mahkemenin tarihi nitelikteki kararının, dikkat çeken bir başka yönü ise taslağı kendisinde olup da vermeyenlere "terör örgütüne yardım" suçundan soruşturulacaklarının bildirilmesiydi!

Zaten Ahmet Şık gözaltına alındıktan sonra evinden çıkarılırken haykırmamış mıydı:

"Dokunan yanar... "

Kitapların yakıldığı 12 Eylül faşizminden, yayınlanmamış kitap taslaklarının imha edildiği "ileri demokrasiye" geçen Türkiye'de, hükümetten ayrı düşünmeyen ya da düşünemeyenler bile yapılanların artık fazla olduğu görüşündeydiler.

Hatırlatmakta yarar var, Ahmet Şık ilk gözaltına alınıp tutuklandığında, hükümet yetkilileri başta olmak üzere belli çevreler koro halinde "tutuklamanın kitaptan dolayı olmadığını" savunmuşlardı. Ama anlattığımız gazete ve yayınevi baskınları, bunun gerçeği yan-sıtmadığını kısa sürede ortaya koydu.

Gerçi mahkeme kararı ve polisin girişimlerine karşın Ahmet Şık'ın kitap çalışması, internet ortamında kısa sürede binlerce insana ulaşıverdi.

Ekip Başı Gitti

Gazetecilerin tutukluluğunun üzerinden henüz bir hafta geçmişken, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde olağan terfi ve tayin dönemi dışında dikkat çekici bir görevden alma operasyonu yaşandı. Ergenekon, Balyoz, Kafes, Poyrazköy, şantaj ve casusluk çetesi gibi birçok operasyonda kilit rol üstlenen İstanbul Emniyet Müdürlüğü (ÎEM) İstihbarat Şubesi'nden sorumlu Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer görevden alındı. Yılmazer, Tanık Koruma Şubesi ve Bomba imha Şubesi'nden sorumlu Emniyet Müdür Yardımcılığında görevlendirildi.

Hrant Dink cinayetinin ardından terör ve azınlıklardan sorumlu Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı C Şube müdürlüğü görevinden, İstanbul İstihbarat Şube müdürlüğü görevine getirilen Ali Fuat Yılmazer'in adı, kamuoyunun yakından izlediği pek çok operasyonla anılmıştı.

Tutuklanan gazeteci Nedim Şener'in Hrant Dink Cinayeti ve istihbarat Yalanları ile Hanefi Avcı'nın Haliçte Yaşayan Simonlar isimli kitaplarında da Yılmazer'in adı geçmişti. Şener, Hrant Dink cinayetinde Yılmazer'in büyük sorumluluğu olduğunu öne sürmüştü. Yılmazer ise iddialar üzerine Nedim Şener ve Hanefi Avcı hakkında iftira ve hakaretten dava açmıştı. Nedim Şener, açılan bu davadan beraat etmişti.

Savcının Halkla İlişkiler Çalışması!

Ahmet Şık'ın tutukluluğunun üzerinden günler, haftalar geçmiş ama tartışmalar dinmemişti. Tersine daha da artarak yayılan bir tepki vardı. Gazeteci tutuklamalarının ardından bir de basılmamış kitap kopyasının imha girişimi kabullenilememişti. Henüz basılmamış ve yayınlanmamış kitabın imhasıyla ilgili en çarpıcı değerlendirme ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den gelmişti.

Şimdi Abdullah Gül'e kulak verelim:

Benim açımdan doğru olmadığı kanaatindeyim ama mahkemelerin, savcıların bizim bilmediğimiz başka bir bildikleri varsa bunun da bir an önce mahkeme süreci içerisinde ortaya çıkmasını isterim. Bir insanın 'gazeteciyim' diye, başka bir suç işleme hakkı söz konusu değildir. Herhangi bir şekilde kitap yasak etmenin bugünkü Türkiye'ye hiç yakışmadığını, bağlantısı başka bir şey ise onu da bir an önce açıklamalarını ve bir an önce ortaya çıkmasını isterim. Daha da bir cümle söyleyeyim size, belki biraz çarpıcı olacak. Bütün bunlar herhalde o gazeteciler ve bahsedilen kitaplar için en büyük PR (halkla ilişkiler) çalışmaları olmuş oldu. Ama savcılar bazen önlerinde ne yazıyorsa onunla hareket etme gibi bir durumları vardır. Siyasi değerlendirme yapma durumları savcıların bazen olmuyor her-halde. Herhalde 10 bin satacak kitabı şimdi yüz binlerce sattıracaklar.
Cumhurbaşkanı Gül'e bakarsanız, Türkiye'de insanlar istediğini yazıp istediğini söyleyebilecek durumdaydı.

Abdullah Gül'ün basılmamış kitap imhasına ilişkin değerlendirmesine ayraç açmakta yarar var. Gül, kitap basılmış, aleniyet kazanmış ve ondan sonra yasaklanmış gibi bir irdeleme içerisinde. Oysa unutulmamalıdır ki, imha operasyonuna girişildiğinde Ahmet Şık'ın kitabı henüz basılmamış ve taslak halindeki bir çalışmaydı!

Gül Ticari Yaklaşıyor

Bir cumhurbaşkanının, yaşananlara, demokrasi, hukuk, düşünce özgürlüğü açısından yaklaşmaması eleştirilerin odağına yerleşti. Hatta MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Gül'ü, basılmamış ve dağıtılmamış bir kitaba ticari açıdan bakmakla suçlayıp ekledi:

"Hep kafa ticarete mi çakşır canım..."

CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol ise Gül'ün sözlerini "kara mizah" olarak nitelendirdi ve bir çağrıda bulundu:

"Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı gibi davransın."

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bu değerlendirmesinin hemen ertesi gününde, dört yıl boyunca dalga dalga geliştirilen ve artık cadı avına dönüştürüldüğü konusunda pek çok kesimin kaygısını dile getirdiği Ergenekon soruşturması ekibiyle ilgili yol ayrımı kararı çıktı.

Karar Yasal, Tartışmalar Siyasal

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 1. Dairesi, tam da cumhurbaşkanının, "10 bin satacak kitabı, şimdi yüz binlerce sattıracaklar" diye eleştirdiği, eski Kurul'un almak için iki yıl boyunca yoğun çaba harcadığı Zekeriya Öz u, özel yetkilerini kaldırarak, İstanbul Cumhuriyet başsavcı vekilliğine atadı. Bu kararla, Zekeri-ya Öz "terfi" ettirilmiş ama deyim yerindeyse Ergenekon soruşturmasından da "el çektirilmişti".
Zekeriya Öz, Ümraniye'de bir gecekonduda 27 adet el bombasının bulunması ile 12 Haziran 2007'de başlayan, dört yıl boyunca Ergenekon soruşturmasını yürüten, hazırlanan 16 iddianamenin 8'ine de imza atan ve soruşturmayla ismi özdeşleşen bir savcıydı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Zekeriya Öz'ün durumunu, "Bir kişi uzuun süre kullanıldı, sonra bir tarafa bırakıldı. Sayın Öz'ün ve arkadaşlarının görevden alınması, terfi ettirilmesi çok önemli bir olay değil" sözleriyle değerlendirdi.

Zekeriya Öz'ün Ergenekon savcılığından alınmasına ilişkin karar Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 1. Dairesi'nde 2'ye karşı 5 oyla alındı. Bu görevlendirmeye Prof. Dr. Bülent Çiçekli ile Ahmet Berberoğlu, kamuoyunda soruşturmaya müdahale olarak algılanabileceği gerekçesiyle karşı çıkıp Öz'ün durumunun yazın görüşülmesini önerdiler. İbrahim Okur, Aykut Kılıç, Nilgün Hacımahmutoğlu, İsmail Aydın, Teoman Gökçe'den oluşan çoğunluk üyeleri ise diğer savcıların da Ergenekon soruşturmasında yer aldıklarını ve yetkin isimler olduklarını dile getirdiler.

Öz Listeye Sonradan Eklendi

Dairenin Başkanı İbrahim Okur'a göre, aslında HSYK Genel Sekreterliği'nce hazırlanan kararname taslağında, Savcı Zekeriya Öz'ün ismi yoktu. Zekeriya Öz'ün görev değişikliğini öneren kişi İbrahim Okur'du. Zaten, Zekeriya Öz ile diğer savcıların hiçbirinin görev yeri değişikliği istemi de yoktu.
Zekeriya Öz'ün yetkilerinin alınarak, terfiyle soruşturmadan uzaklaştırılmasının zamanlaması da dikkat çekiciydi. Atama, anayasa uyarınca Sadullah Ergin'in Adalet bakanlığından ayrılıp yerine "tarafsız" isim olarak bakanlığın müsteşarı Ahmet Kahraman'ın geçti-ği dönemde gerçekleşmişti. Bu yolla yer değişikliğinde "hükümetin etkisi" olmadığı görüntüsü yaratılmak istenmişti. AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ'ın, Öz'ün değiştirilmesini soruşturmaya müdahale olarak nitelendirmesi de bu düşünceyi güçlendirmişti.

Zekeriya Öz ile birlikte soruşturmada yer alan savcılardan Ercan Şafak da özel yetkileri alınarak, başsavcı vekilliğine getirildi. Şafak ile Öz, artık Beşiktaş yerine Sultanahmet Adliyesi'nde görev yapacaklardı.

Satranç Hamlesi Gibi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, 22 Şubat 2011 tarihinde bu görevden alınarak, istanbul Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığına atanmıştı. Bu yolla kritik soruşturmaların başındaki istanbul Başsavcılığı makamı boşaltılmıştı. Kararnameyle ise istanbul Özel Yetkili Başsavcı Vekili Turan Çolak -kadı, Engin'den boşalan istanbul Cumhuriyet başsavcılığına getirildi.

Turan Çolakkadı'dan boşalan özel yetkili başsavcı vekilliğinde ise yine aynı ekipten Fikret Seçen görevlendirildi. Böylece Ergenekon soruşturmasının yönetimi de Seçen'e geçti.

Yorgundum, Beklemiyordum

Acaba, özel yetkilerinin alınmasını ve başsavcı vekilliğine atanmasını Zekeriya Öz nasıl değerlendirdi? Zekeriya Öz'e bakarsanız "beklemiyordu" ve kendisine "sürpriz" oldu. Öz'ün söylediğine göre, "çok yorulmuştu" ama buna rağmen soruşturmaları yapmaya devam ediyordu. "Daha önce de Tuzlaya göndermeye çalışmışlardı," diyerek, yer değişikliğini hiç beklemediğini hissettiren Öz, "Saygı duyacağız,, ne diyeyim. Kendimize vakit ayıracağız, bundan sonra biraz da," demekle yetindi. Ergenekon soruşturmasının geleceğinin ne olacağı sorusuna ise Zekeriya Öz, "Devlette devamlılık esastır. Savcılıkta da öyle. Her zaman biri gider, biri gelir. Soruşturmalar şahıslarla ilgili değil, dosyayla ilgilidir. İşi kişiselleştirmenin mantığı yok. Altı savcının dosyada imzası var," yanıtını verdi.

Ergenekon Daha Bitmedi

İstanbul Cumhuriyet başsavcılığına atanan Turan Çolakkadı ise Ergenekon soruşturmasında Zekeriya Öz ve 19 kişinin görev yaptığına işaret ederken, "Hiç kimse kalıcı değildir, Zekeriya Öz de ilelebet kalacak değildir. Biz hukukçuyuz. Bir soruşturma yapılırken ne diyecekler diye çok düşünmeyiz. Soruşturmalarda insanların ismine çok da bakmayız.. Bakmamamız, da lazım. Türkiye'nin kanunları var. Onu uygulamak zorundayım. Zekeriya Öz. gitti, Ergenekon bitti diye bir şey olmaz," değerlendirmesini yaptı.

Zekeriya Öz'ün terfiyle kızağa çekilmesi kararını ve sonrasında yaşananları aktardık. Şimdi de Savcı Öz ile ilgili kararı verenlerin değerlendirmelerine bakalım.

Öz'den HSYK'ye Teşekkür

HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur'a göre, kararnameye ilişkin toplantıda, Zekeriya Öz'ün görev yerinin değişmesinin farklı değerlendirmelere konu olacağını tahmin etmişlerdi.

"Eski HSYK bunu yapmaya çalışıyordu," denildiğini hatırlatan Okur, şu karşılaştırma ve değerlendirmeyi yaptı:

Eski HSYK bu konuyla (Ergenekon) ilgili tüm arkadaşların alınmasını istiyordu. Şimdi ise soruşturmayı yürüten 7 savcıdan 4'ü devam ediyor. Fikret Seçen de, sayın Öz kadar etkin görev aldı bu soruşturmada. Şimdi özel yetkili başsavcı vekili olarak bu işin patronu oldu. Bu arkadaş (Zekeriya Öz) çok ön plana çıkmıştı. Böyle bir görev, 4 bin savcının hayalinden geçen bir görevdir. (Vatan, 31 Mart 2011)

Kararnamenin yayınlanmasının ardından, özel yetkili İstanbul Cumhuriyet başsavcı vekilliğine atanan Fikret Seçen, HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur'u arar. Yanında, yeni Başsavcı Vekilleri Zekeriya Öz ile Ercan Şafak da vardır. Başsavcı Vekili Fikret Seçen, telefon görüşmesinde, Öz ve Şafak ile birlikte olduklarını ve kendilerinin "teşekkür ettiklerini" aktarır.

Hizmetlerinin Karşılığım Aldılar

HSYK 1. Dairesi Başkanı İbrahim Okur, kararnameyle Zekeriya Öz'ün kızağa alındığı yorumlarına "Arkadaşlarımızın her üçü de güzel hizmetlerde bulundular. Bu hizmetlerinin karşılığı olarak kendileri başsavcı vekili oldu. Bunun altında başka bir şeyler aramanın ya da başka bir şeyler bulmanın anlamı yoktur," sözleriyle karşılık verdi.

Savcı kökenli olan İbrahim Okur, kendi mesleki deneyiminden hareketle, şunları söyledi:

Tayinim çıktığı zaman dosyalarımı bıraktım. Uç yerde görev yaptım. Tayinim çıktığı zaman dosyalarıma benden sonra gelen arkadaş devam etti. Ben de gittiğim yerde benden önceki arkadaşın bıraktığı dosyalara devam ettim. Soruşturmalar kişilere bağlı değildir. Bunun bir sonu vardı, bir yerde sona ermesi gerekiyordu. Bu şekilde başsavcı vekilliği ile sona erdi.

İbrahim Okur'un işaret ettiği "soruşturmaların kişilere bağlı olmadığı" vurgusu, akıllara daha önceki bölümlerde irdelediğimiz tartışmaları akıllara getirdi. Daha önceki yıllarda da Zekeriya Öz ve arkadaşlarının özel yetkilerinin kaldırılması girişimleri Adalet Bakanlığı tarafından engellenmişti.
O dönemde de HSYK üyesi olan Ali Suat Ertosun, yapılan değerlendirmeleri, eski Kurul dönemindekileriyle karşılaştırdı. Zekeriya Öz'ün yerine görevlendirilen savcıların da soruşturmayı yapabileceği söylemlerine atıf yaparak, "Biz. de (eski HSYK) bunu söyledik. Zekeriya Öz gibi başkaları da yapar dedik. Bize Ergenekoncu dediler, darbeci dediler. Ama tarih her şeyin çaresini buluyor. Kimin haklı, kimin haksız olduğunu gösteriyor. Zaman bazı gerçekleri ortaya çıkarıyor. Biz iki sene önce bunu önerdik. Bu yapılsaydı Türkiye bu şekilde ayrışmayacaktı. Adil yargılama hakkı ihlal edilmeyecekti," sözleriyle, önceki yıllarda yaptıkları girişimin haklılığının ortaya çıktığını anlattı. Ertosun, Öz'ün terfi ettirildiğine ancak özel yetkili başsavcı vekili yapılmadığına dikkat çekerek "Biz de onun özel yetkilerine itiraz ediyorduk," diyerek, iki yıl sonra eski HSYK döneminde söylenenlerle aynı noktaya gelindiğine işaret etti.

Kılına Zarar Getirtmeyiz

Adalet Bakanı Ahmet Kahraman da geçmiş Kurul döneminde Zekeriya Öz'ün görevden alınmaması için mücadele verdiğini söyleyip dikkat çekici bir değerlendirme yaptı:


Biz Zekeriya Öz'ün şahsına, kılına zarar gelmesine, hiçbir arkadaşımızın olduğu gibi, kılına zarar gelmesine gönlümüz razı değildir, öyle bir amacı yoktur Kurul'un. Böyle bir niyeti yoktur. Son yapılan işlemlerin, alınan kararların da bu atamayla bir alakası yoktur. O nedenle rutin bir işlemdir.
Ahmet Kahraman'ın "mücadele verdik" dediği dönemin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkan Vekili Kadir Özbek, kendi dönemlerinde, Zekeriya Öz ve diğer savcıların görev yerinin değiştirilmek istenmesi üe şimdi yapılan arasında amaç farkı bulunduğuna işaret etti. Özbek, aradaki amaç farkını, "O dönemde (eski HSYK) yapılan birtakım usul hataları ve yakınmaları karşılamak amacıyla yapılmak istenmişti. Oysa şimdiki, bir yerde seçime hazırlık. Olayı soğutma amacına ve terfi ettirerek koruma amacına yönelik. Sadece birilerinin üzerinden yapılan eleştirilerin, siyasi boyutlara ulaşmasının engellenmesi olayıdır," sözleriyle anlattı. (Cumhuriyet, 1 Nisan 2011)

Zekeriya Öz'ün yer değişikliğini HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okurun önermesine ilişkin ise Kadir Özbek, "Aslında bu önerme Kurul çalışmaları içinde normal, olması gerekendir. Ama biz bunu yaptığımız zaman, bizimki (önerilerimiz) anormal sayılmış ve kor-sanlık olarak nitelendirilmişti," sözleriyle iki dönem arasındaki bakış farkını ortaya koydu.

HSYK’nın 128 kişiyi kapsayan kararnamesine ilişkin tartışmalar, doğal olarak Zekeriya Öz çevresinde yoğunlaştı. Oysa listede, dikkat çeken başka isimler de vardı.

Onlardan öne çıkan birkaç örneği irdeleyelim:

Almanya'nın bir yıl içinde soruşturmasını tamamlayıp mahkûmiyet kararı vermesine karşın, Türkiye boyutunun üç yıl boyunca tamamlanamaması eleştirilen Deniz Feneri soruşturmasında yer alan savcılardan Harun Kodalak, Ankara Cumhuriyet başsavcı vekilliğine getirildi. Anımsayalım, Kodalak, 17 Ekim 2010 tarihinde yapılan HSYK seçimlerinde de "bakanlık listesinden" yedek üye seçilmişti.

HSYK yedek üyeliğine seçilip ardından başsavcı vekilliğine terfi eden tek isim Kodalak değildi. Üsküdar Cumhuriyet Savcısı Celal Avar da başsavcı vekilliğine atandı. Avar da Kodalak gibi, HSYK üyeliği seçimlerine bakanlık listesinden katılarak, yedek üye seçilmişti.

Erzurum-Erzincan Terfileri

Eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in İsmailağa ve Fethullah Gülen cemaatine ilişkin yürüttüğü soruşturmanın ardından tutuklanmasına kadar varan olaylar zinciriyle gözlerin çevrildiği Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Balıkesir başsavcılığına getirildi. Kuş'tan boşalan göreve de Osmaniye Başsavcısı Ramazan Apaçık atandı. Apaçık'tan boşalan başsavcılığa ise Gaziantep Başsavcı Vekili Mustafa Yabanoğlu atandı.

Cemaat soruşturması ardından Erzurum ile Erzincan arasında yaşanan tartışmalar üzerine HSYK tarafından özel yetkileri kaldırılan, yeni HSYK döneminin Kasım 2010'daki ilk kararnamesiyle Ünye başsavcılığına atanan Tarık Gür, dört ay sonra da Kastamonu Cumhuriyet başsavcılığına atandı.
Eski Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in Fethullah Gülen cemaatine yönelik başlattığı ancak tutuklanmasının ardından dosyayı "görevsizlik" kararıyla Erzurum Başsavcılığına gönderen Erzincan Savcısı Hasan Can da Seydişehir Cumhuriyet başsavcılığına terfi etti.

Kayseri Büyükşehir Belediyesi'ndeki yolsuzluk iddialarına ilişkin gerekli girişimlerde bulunulmadığı iddiasıyla ana muhalefet partisi CHP tarafından eleştirilen Kayseri Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Siyami Başok da Beyoğlu Cumhuriyet başsavcılığına atandı.

Türkiye'nin yaşamakta olduğu dönemi, Başbakan Tayyip Erdoğan özetlemişti:

"Ben yargının işine karışamam, yargı da benim işime karışmamalı. "

Kaynakça
Kitap: İlahi Adalet, Yargının Siyasallaşma Günlüğü
Yazar: İlhan Taşçı