1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Kemalizme Mi Yoksa Diktaya Mı Karşıyız?

MesajGönderilme zamanı: 11 Eki 2011, 00:32
gönderen TurkmenCopur
KEMALİZME Mİ YOKSA DİKTAYA MI KARŞIYIZ?

"Biz.. kemalist dikta 'ya karşı idik. Fakat, vurgumuz kemalizme değil diktaya idi. Fakat, sizin sorununuz kemalizmle imiş. Dikta ile sorununuz yokmuş!"
(Genç bir hâkim Bakanlık Listecilerine sesleniyor)

Türkiye'de devlet alanının temel kurumlarında, ama özellikle de ordu ve yargının çok çeşitli ortam ve aralıklarında dolaşan birisi açısından en görünür ideolojik mekanizmanın Atatürk İlkeleri ve Kemalizm olduğunu anlamak zor olmasa gerektir. Farklı bir ideolojik algının ve siyasî sözün bu aralıklarda terennüm edilebilmesi, ancak hâkim ideolojiye uygun ve tanınmış bir kılık yaratma yeteneği ile mümkündü. Bu durum, iktidar ile Kemalist ideoloji arasında bir cisimleşme algısını kaçınılmaz hale getirmekteydi. İdeolojik bir dayatmanın ordu ve yargının tüm temel dokularına yerleşmesine ve askerlik ve yargıçlık mesleklerinin bu ideolojik eklemlenme ile anlam kazanmasına yol açan bu husus, özellikle de yargı ve adliyedeki gündelik hayatta da belirleyicidir. Dahası gündelik hayat, bu ideolojik unsurların olağanüstü görünürlüğü üzerinden yaratılır. Hattâ, öylesine ki, örneğin yargıda sadece yükselmenin değil, aynı zamanda entelektüel olarak terfi etmenin şartı da, Kemalizm üzerine çalışma yapmaktan geçer. Türkiye'de hukukçuluk ve özelde de yargıçlığın temel dokularının ciddî ölçüde zarar görmesine de yol açacaktır bu durum kuşkusuz. Çünkü Atatürk ilkeleri ile hukuk arasındaki ilişki doğrudan değil dolaylıdır. Siyasal değil tarihseldir. Yargı, "hak" alanı ile "tarihsel" bir öyküyü iç içe geçirdiğinde diğer alanlardan bağımsız bir hukuk alanının oluşumu engellenmiş olur. Oysa bu hukukçuluğun yapılabilirlik koşullarının da zarar görmesi demektir.
Yargıda, bugüne kadar, kabul edilebilir bir okuma-yazma yapma çalışmasının birkaç temel alanı mevcuttur ki bunlardan birincisi laikliktir. İkincisi Atatürk İlkeleri ve Kurtuluş Savaşı gündemi ve Üçüncüsü de Milliyetçilik, ulus-devlet ve öztürkçe başlığıdır. Bunlar, yargıda makbul bir entelektüel olmanın temel konular alanını kuşatır. Fakat buradaki daha derin bir ideolojik kuşatma bu konuların bugüne kadar hiçbir özgün hukukçu entelektüel yaratamayacak kadar kuru ve yüzeysel bir amir hükümler çerçevesinde seslendirilmesidir. Örneğin, neredeyse hiçbir hukukçu bu alanlara özel bir katkıda bulunamamıştır. Bu durum, kuşkusuz, sadece ideolojik bir kuşatmadan kaynaklanmamakta, hukuk ve yargı kamusunun geleneksel zayıflığı ile de ilgili bir durum olarak ortaya çıkmaktadır. Fakat sıradan bilgilerin edinilmesine dayanan bu yargıç-entelektüel çalışmalarının geleneksel iktidarlarla yakınlaşma köprüleri olduğunu da hatırdan çıkarmamakta fayda vardır. Bu durum, sadece, yargıdaki entelektüel alanın ideolojik sınırlılığı ile de ilgili değildir. Aynı zamanda yargıdaki her tür teıfinin temel iletişim biçiminin, adliyelerin kuruluş ve işleyiş dilinin ve bir bütün olarak söylemek gerekirse yargıdaki iktidarın inşası ve yeniden inşası ile de doğrudan alakalıdır. Dolayısıyla üzerine konuştuğumuz yargı geleneği sadece ideolojik değil, aynı zamanda siyasal bir meseledir ve bu nedenle de yargıdaki iktidar üzerine düşünürken Atatürk İlkeleri veya daha katı olarak Kemalizm gibi ideolojik meşruiyet kalıplarının daha ötesine ve iktidarın mekanizma ve kurulumuna dikkat göstermek kaçınılmaz olacaktır. Türkiye'de siyasetin ve yargının demokrasi arayışları bakımından da can alıcı hale gelen bu durum iktidarların gecici sahiplerinin daha ötesine, ideolojik meşrulaştırma yöntemlerinin biraz daha fazlasına, yani iktidarın kuruluşundaki usul, yöntem ve araçlara da bakma sorumluluğunu dayatmaktadır. İdeolojik meşrulaştırma biçimlerinin iktidardan düştüğü anda yeni iktidarın kendisini nasıl inşa ettiği ve ne tür politik araçlar kullandığı önemli bir hale gelir. Çünkü, yukarıdaki temel tespitlerimize bugünden geriye doğru baktığımızda, bütün o geleneksel meşruiyet yapıları ve "terfi sistemi"nin artık sadece geçmişe ait bir durum olarak ortaya çıktığı, en azından "Atatürkçülük" veya "Kemalizm" gibi ideolojik konumların giderek "iktidarsız" bir politik pozisyona dönüşmeye başladığı fark edilebilir.

Bu nedenle, iktidarın ideolojik temelleri ve meşrulaştırma biçimleri kadar siyasal araçlarını da gözeterek onun niteliği ve karakterine dikkat göstermek ve sadece ideolojik bir yer değiştirme çabasının rejimin ve yargıdaki iktidarın demokratik dönüşümü hedefinin dışında bir iktidar mücadelesi olduğunun mutlaka hatırlatılması gereklidir. Nitekim, Demokrat Yargı'nın kuruluş ve ilerleyişi, bu tartışmayı yürütmek bakımından hem önemli bir tarihsel veri sunmaktadır ve hem de teorik bir zemin yaratmaktadır. Bugün "nereye gidiyoruz?" sorusuna ilişkin meraklarımızı kendi tecrübeleri üzerinden tartışmak da Demokrat Yargı'nın üzerine düşen bir vazife olacak ve bu konudaki tecrübelerini toplumla paylaşmak demokrasi mücadelesinin evrelerini ve görevlerini tayin etmek bakımından verimli olacaktır.

Demokrat Yargı'nın çekirdek-kurucu kadrosunun rejimin karakteri konusundaki iddiaları ideolojik meseleler üzerinde yoğunlaşmaktan çok siyasî iktidarın politik usul ve araçları üzerinde durmaktaydı. Kuşkusuz, ilk kuruluş tartışmaları içinde 1961 Anayasası ve iktidarının eleştirisini Türkiye'de bugünkü iktidar eleştirisi açısından yetersiz ve eksik bulan bizim de dâhil olduğumuz bir grup ile Kemalizm eleştirisini 1961 anayasasında yoğunlaşarak tartışan ve bugünkü iktidarı da son 50 yıllık bir "27 Mayıs ideolojisi"ne yüklemeye çalışan bir grup arasındaki fark çok önemli olarak işaretlenmemişti. Fakat süreç içinde, bunun daha da açığa çıkacağı ve Türkiye'deki geleneksel iktidara dışarıdan bakma olasılığına sahip ilk grup ile 1961 darbesine ilişkin husumeti devralarak bir iktidar hizbi olarak fırsat kollayan ikinci grup arasındaki tartışmanın giderek derinleşeceğini tahmin etmek de pek zor değildi. Dernek içindeki birinci grup iktidar çabasının dışında ve belki daha "romantik" bir dil kurmaya ve daha bütünlüklü, daha tutarlı bir demokrasi perspektifi geliştirmeye çalışırken ikinci grup bulunduğu yer gereği kendi iktidar devresini bekleyen bir politik dili terennüm ediyordu. İkinci grubun Kemalist iktidar diline yaklaştıran ve iktidarı sadece kendine yakıştırmasına yol açan nokta geleneksel sağ-muhafazakâr dilin, 1960'lardan beri gelen otoriter üslubundan kopamamış olmak idi. Dolayısıyla bir iktidar eleştirisi yaparak demokrasiye doğru ilerlemenin motoru olmak şöyle dursun, Kemalist ideolojiyi dahi son derece dar bir siyasî kutuplaşmanın içinde algılamaya çalışıyordu. Bu grubun Kemalist gelenekten kopamamasının, onu taklit etmesinin asıl sebebi buradadır. Bu nedenle, bu grubun siyasî gözlemleri sadece iktidar odaklı olmuş, iktidarın demokratik şartları üzerine herhangi bir algı ve bu algıya bağlı bir hareket oluşturma potansiyeli söz konusu bile olamamıştır. Bundan dolayı da, kaçınılmaz biçimde, bir başkasının diktasını kendine sahiplenme, kendine ait kılma, aynı siyasî araç ve üslupları kullanma, aynı bürokratik-otoriter yöntemlerden medet umma gibi bir başka dikta deneyimine uygun adım yol alma süreci başlamıştır.

Bu durum, Demokrat Yargı'nın kendi içindeki tartışmaların takibi ve pratik ayrışmalar üzerinden de rahatlıkla okunabilecek durumdadır. En sonunda, yönetim kurulu üyemiz Faruk Özsu'nun da vurguladığı üzere, sadece Kemalizme karşı olmak, geleneksel iktidara benzemekten başka bir siyasî kader getirmeyecektir.

Geleneksel iktidara dönük esaslı bir eleştiri, iktidarın bütün dikta geleneklerinin üstlenilmesini aşan bir demokratik usul üzerinden yürütülmelidir. Herhangi bir ideolojiyi aşmanız bir rejimi ve onun baskıcı geleneğini aşmanız anlamına gelmez. Nitekim, Demokrat Yargı içindeki bu tartışmanın belirgin ve kesin bir kopuş ile sonuçlanmasının nedeni, dernek içindeki bir 27 Mayıs rövanşı ile yollarına devam eden "devlet hizbi" taraftarlarının sivil ve demokratik bir eylem alanı olarak HSYK seçimi sürecinin devletleştirilmesi ve yeni bir öteki sınıfının oluşturulması çabaları üzerine gerçekleşmiş, Derneğimiz, dönüşümün sadece siyaset ve yargı seçkinlerinin dönüşümü olmaması gerektiğini ısrarla savunmuştur.

Kaynakça
Kitap: Yargı Meselesi Hallolundu! Yargıçların "Eşekli Demokrasi" ile İmtihanı
Yazar: Orhan Gazi Ertekin