Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Eşekli Demokrasi

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Eşekli Demokrasi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Eki 2011, 00:27

"EŞEKLİ DEMOKRASİ"

"Adalet Bakanlığı eşeği aday gösterse eşeğe de oy veririm "
(Kıdemli bir hâkim HSYK seçim sürecindeki trajedisini sergilerken)

2010 HSYK seçimlerinin hangi koşullarda ve nasıl bir algı ile yürütüldüğünü temsil eden en önemli sözlerden birisi, kıdemli ve itaatkâr bir hâkim tarafından söylenen "Adalet Bakanlığı eşeği aday gösterse eşeğe de oy veririm" sözüdür. Fakat burada dikkatimizi çekmesi gereken şey, yalnızca bu sözün çiğliği ve itaatkârlığın seviyesi değildir. Yani sadece söyleyenin hamlığı ve içinde bulunduğu koşullar, ait olduğu siyasal kültür düzeyi ve sözdeki "estetik" boyut tek başına çok şey söylemez. Tüm bunları bir de Türkiye'deki siyaset ve yargı ortamlarının trajik halleri ile birleştirerek değerlendirmek gerekir. Ancak bu durumda, yargıda yaşadığımız trajedinin ne kadar derin olduğunu kavrayabiliriz. Hâkim ve savcıların demokrasi ile imtihanlarının hangi temsil seviyelerinde cereyan ettiğini anlayabilmemiz de buna bağlıdır.

Şunu en başından bir köşeye kaydederek tartışmaya devam etmekte fayda var. Sizi temsil edecek kişiyle hiç ilgilenmediğiniz yerde bir sorun yoktur. Seçmenlerin, dünyanın her yerinde, seçime ve adaylara ilgisizliği yaygındır ve anlaşılabilirdir. Fakat sizi temsil edecek kişiyle en aşağı düzeylerde bağ kurmak yalnızca ve yalnızca içsel bir trajediye delalet eder. Birisinin sizi temsil etmesini istemektesinizdir. Fakat onun sizin tanımlamanız bakımından en aşağı seviyelerde bulunmasını sorun olarak görmemektesinizdir. Bu durum, aslında bir tercih yapmadığınızı, yapamadığınızı, ortada da bir seçim, bir demokrasi bulunmadığını söylemenin ötesinde şeyleri de ima eder. Bu söz, aslında temsilci ile seçmen arasında önüne geçilemez, engellenemez, müdahale edilemez, tamir edilemez dehşetli bir psikolojik bağ olduğunu, aradaki bağı kuran "ip"in nasıl bir boyunduruk ürettiğini sergiler. Bu seçmen açısından gerçek anlamda bir trajedidir. Seçtiğiniz kişi ile bir "temsil bağı" değil, bir sahibiyet ilişkisi kurduğunuzu gösteren bu durum, "sahip"in kim olduğu sorusuyla ilgilenmeyi gereksiz kılar. "Eşeği aday gösterseler oy veririm" sözü HSYK seçimlerinde koca bir uğultunun içindeki bir hâkim ve savcı çaresizliğini gözümüzün önüne sermektedir çünkü.

İlk sorun şuradadır:

Dindar-muhafazakârların estetik bir siyasal dil ve üslup üretme potansiyelleri ve kabiliyetleri ile ilgili bir sorun vardır ortada. Fakat münhasıran bir estetik üretme sorunu ile karşı karşıya kaldığımız da iddia edilemez. Çünkü sorun çok daha derinlerde bir yerlerde ve toplumsal ve siyasal düzeylerdedir.

Belki, en basit olarak şuraya bağlayabiliriz:

Hâlâ kaba bir iktidar duygusu tarafından güdülüyoruz.

Sadece iktidara odaklanmış bütün siyasal aktörler gibi iktidar etmenin siyasal şartları ve kazanmanın meşru zemini üzerine herhangi bir değer üretme geleneğine sahip olmamak Türk demokrasi tarihinin bütün iddialı aktörlerinin en ciddî sorunlarından birisi olagelmiştir kuşkusuz. Fakat bu sözde bundan biraz daha fazlası vardır. İktidarı istemek, neye mal olursa olsun ve her ne ile olursa olsun iktidarı talep etmek, kaçınılmaz biçimde iktidar ile kurulan ilişkinin meşru zemini ve kalitesini ikincilleştir-mek, etik ve ahlâkî sınırlardan kurtulmak, değer ve meşruiyet bahsini sıradanlaştırmak ve en sonunda politik zarafet ve estetiği taşranın çiğliğinde tamamen harcamaya hazır olmak anlamına gelir. Sadece kazanmak için yola çıkmak gerçekte birçok şeyinizi kaybetmeye göze almak ile yan yana gider. Yeter ki kazanalım, kazanana dâhil olduğumuz sürece bu dâhil olduğumuz şeyin nasıl bir "biz" olduğunun veya "kim" olduğunun hiçbir önemi yoktur. Bu durum bir anlamda, kendini temsil edecek muhatabına da hakaret etmek, bu ilişkinin en aşağı seviyelerde kurulmasından herhangi bir rahatsızlık duymamak demektir.

Adnan Menderes'in dillendirdiği "Ben kütüğü bile aday göstersem milletvekili seçtiririm" sözü, bu politik bilinç bunalımının yukarıdan, politik seçkinlerden görünen biçimlerini ortaya koyuyordu. "Adalet Bakanlığı eşeği aday gösterse eşeğe de oy veririm" sözü ise, hem tabanın kendi resmi karşısındaki ürküntüsüz cevabını ve hem de seçilenlere dönük içgüdüsel bir refleksini açığa çıkarmaktadır.

Sadece iktidara odaklanmanın, iktidarın zeminine, onun etik ve ahlâkî temellerine ve estetik boyutlarına dikkat göstermemenin her açıdan ne kadar yıkıcı ve demokrasi umutlarını taşıyan, taşıdığını söyleyen siyasal aktörler açısından da ne kadar hüzün verici olduğunu tekrar etmemize gerek yok. Bununla beraber, bu trajik sözün ve söylemin temellerine dair daha ileriye doğru gidip bir iktidar sorgulaması yapmaz isek sorunu eksik tartışmış ve sözün sıradan sahiplerini hedef alan verimsiz bir siyasal tartışma üzerinde patinaj yapmış oluruz.

O halde, iktidarlarla örselenmiş hayatların-hâkim ve savcı hayatlarının üzerinde odaklanmak gerekiyor. Bu hâkimin trajedisi, iktidarla girdiği ilişki de saklıdır asıl. Aslında hepimizin maruz kaldığı bir ilişki biçimidir bu. Kıdemli bir hâkimin "Adalet Bakanlığı eşeği aday gösterse eşeğe de oy veririm" derken farkına varmadan işaret ettiği şey, bugüne kadar her türden iktidar ile ve bu arada yargı idaresi ve iktidarı ile ilişkisinde nasıl bir trajik bağ geliştirilmiş olduğu ve bu bağın niteliği nedeniyle bu hâkimin kendi yetersizlik ve yeteneksizliğine alıştırıldığı gerçeğidir. Daha açık deyişle, bu hâkim, bugüne kadar hiç ciddîye alınmamasını, kendi geçmiş varlığının sıradanlaştırılmasını, iktidarların bugüne

kadar değersiz bir nesnesi olarak muamele görmesini, demokrasinin bir öznesi olarak görülmemesini yukarıdaki ifadesi ile onaylarken gerçekte bir mağduriyet çığlığı da atmaktadır. Kendisini terbiye eden, "vatandaş haline getiren" bir geleneğe seslenmektedir. Bu yönüyle, kuşkusuz ki "eşeği bile desteklerim" sözü ile bir geçmiş iktidar eleştirisi de yaptığını, yüksek yargının ve yüksek yargı ile ideolojik uyumlu çalışan siyasal aktörlerin icraatlarını da yersiz bir biçimde de olsa eleştirdiğini kabul etmek lazımdır. Başka deyişle bir "eşek" benzetmesi yaparken ortadaki iktidar denkleminin her iki yanını (kendi tarafındakini de) da birbirine benzetmekte, geçmişin iktidarları ve yargı uygulamalarının adaletsiz ve her tür yeni iktidara ve yeni iktidar sahiplerine kaçınılmaz olarak haklılık ve meşruiyet taşıyacak kadar tehlikeli olduklarını teslim etmeye çalışırken, yeni olanı da hiç farkına varmaksızın eskinin kalıpları ile tarif etmeye devam ettiğinden, gerçekte, eski olandan bizzat kendisinin kurtulamamış olduğunu ve yeni ve demokratik bir süreç tarif etme yeteneğinden oldukça uzak bulunduğunu itiraf etmiş olmaktadır. Bu trajik "sözü", trajik sözün gelip geçici sahiplerini kınamadan önce anlamaya çalışmakta fayda vardır. Öncelikle, bu insanlara nasıl bir hayat alanının sağlandığı, hiyerarşik bir yargı geleneği tarafından nasıl hırpalandığı, ezildiği ve kendi gereksizliği ile inisiyatif alma yeteneğinin dışlandığını ciddi ve ayrıntılı bir analizden geçirmek, hâkimleri bu dehşet verici ilişkiler sisteminin yıkıcılığından kurtarmak için yapıcı girişimlerde bulunmak zaruridir.

Aksi takdirde, Türkiye'de yargı, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da hiç hak etmediği "eşekli demokrasi" tecrübeleriyle karşılaşmaya devam eder ve bu hikâye burada bitmez. Sırf Yargıtay üyesi olmak için bu tür itaatkâr duruşlar sergileme trajedileri ile karşılaşmaya devam ederiz. Oysa yargıçların, daha güçlü demokrasi hislerine, daha estetik ifade biçimlerine, yüzeydeki görüntüleri aşan ve daha derinliğine oluşturulmuş seçim ve demokrasi eylemlerine hep olduğu gibi bugün de ihtiyacı sürüyor. Böyle bir demokrasi algısıyla dans eden bir meslekli grubun toplumun iktidar güçleri karşısındaki korunma ihtiyacına cevap yetiştirebilmesi mümkün değildir ve bu durumun toplumsal ve siyasal alandaki yıkıcılığını tahmin etmek de güç olmayacaktır.

Kaynakça
Kitap: Yargı Meselesi Hallolundu! Yargıçların "Eşekli Demokrasi" ile İmtihanı
Yazar: Orhan Gazi Ertekin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir