Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Cumhuriyet(in Başsavcısı) Hapiste

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Cumhuriyet(in Başsavcısı) Hapiste

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:44

CUMHURİYET(İN BAŞSAVCISI) HAPİSTE

Yargıdan Dosya Kaçırma


Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 17 Şubat'ta görev ve yetki aşımı gerekçesiyle başta Özel Yetkili Savcı Osman Şanal olmak üzere üdeki dört savcının yetkisini kaldırınca, Cihaner'in avukatları müvekkillerinin tutukluluğuna itiraz ettiler. Gerekçe olarak da gözaltı ve sorguyu yapanların yetkisini aşmış olduğunun kurul tarafından tescillenmesini gösterdiler.

Savcıların yetkilerinin kaldırıldığı saat 16.17'de UYAP üzerinden Erzurum'a iletildi. Erzurum Başsavcılığı da saat 16.45'te tebligatın alındığını Ankara'ya bildirdi. Böylece Erzurum özel yetkili başsavcıvekili ve savcıların tamamının bu saat itibariyle resmi olarak yetkileri kaldırılmış oldu.

Savcı Osman Şanal tam bu gelişme yaşanırken adliye koridorunda Cihaner'in avukatlarıyla karşılaştı. Cihaner'e ait "delil" torbalarının açılması için avukatları davet etti. Avukatlar ise Şanal'a HSYK'nin kararını anımsatarak, artık yetkili olmadığını, dolayısıyla da belge ve bilgileri inceleyemeyeceğini aktardılar. Dilekçe ile de mahkemeye başvurarak, Şanal'ın belgeleri incelemeye çalıştığı bildirildi ve buna karşı önlem alınması istendi. Başsavcılık da saat 18.39'da dilekçeyi mahkemeye havale etti. Mahkeme ise henüz Şanal'ın yetkisinin kaldırıldığına ilişkin kararın tebliğ edilmediği gerekçesiyle istemi reddetti.

Ancak o gecenin savcılar açısından hayli uzun geçtiği sonradan anlaşıldı. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun özel yetkilerini kaldırdığı savcılardan Osman Şanal'ın, gece yarısı operasyonuyla bir ilke daha imza atarak, İlhan Cihaner'in dava dosyasını, Avukat Turgut Kazan'ın deyimiyle, İstanbul'a kaçırdığı anlaşıldı!

Döner Eşliğinde Yetkisizlik

Özel yetkileri kaldırılmasına karşın savcılar o gece adliyedeki odalarında çalışmayı sürdürdüler. Adliye Sarayı'nın girişindeki görevliler "Beşinci kattaki odaların ışıkları yanıyor, (savaların) yetkileri alınmadı mı?" diye soran gazetecilere, "Masalarını topluyorlar, bu arada bir de döner söylediler, yiyorlar" karşılığını verdiler.
(DHA, 20 Şubat 2010)

İddiaya göre, gece yarısına kadar koli hazırlayan savcılar 18 Şubat sabahı, Emniyet amiri, bir başkomiser, iki polis de iki Adliye görevlisinin gözetiminde alınan yarım tonluk dosya ve delil kolilerini Erzurum Havalimanına getirdiler. Ellerinde resmi yazı olan görevliler ağızları mühürlü kolilerin kargo işlemlerini yaptırdı. Kurye eşliğinde, bir havayolu şirketinin sabah 09.10 uçağı ile istanbul'a götürülen dosya Sabiha Gökçen Havalimanından, Beşiktaş Adliyesi'ne teslim edildi. İddiaya göre, Başsavcı ilhan Cihaner'le ilgili dosya için yaklaşık 300 lira kargo ücreti ödenmişti!

Elimizden Hemen Çıkması Gerekiyordu

Dosyanın ulaştığı istanbul Adliyesi'ne gelen ilhan Cihaner'in avukatı Turgut Kazan ise dosyayı istanbul'a gönderen Savcı Osman Şanal'ı "militan" olarak nitelendirdi.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yetkisi alınanlardan Erzurum Özel Yetkili Savcısı Rasim Karakullukçu'ya bakarsanız, yetkileri alınmasaydı da dosya bir iki gün sonra İstanbul'a gönderilecekti!
(Hürriyet, 20 Şubat 2010)

Kurulun topladığı gün zaten kendilerinin de "yetkisizlik" kararını yazdıklarına inanılmasını bekleyen Rasim Karakullukçu'dan, neden o gün hemen dosyayı gönderdiklerini dinleyelim:

"Üzerimizde yoğun kamuoyu ve medya baskısı vardı. Kurulun toplanıp hakkımızda karar aldığı gün biz zaten yetkisizlik kararını yazmıştık ve alelacele gönderdik. Soruşturma zaten istanbul bağlantılı olarak yürütülüyordu, o maksatla gönderildi. Elimizden çıkması gerekiyordu. Kurulun toplandığı gün biz zaten yetkisizlik kararını yazıyorduk, tesadüf oldu." Rasim Karakullukçunun söyledikleri yorum gerektirmeyecek yalınlıktaydı!

Savcılar 'Kayamamaktan' Şikayetçi

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner de ilgili dosyanın "acele ellerinden çıkması" gerektiğini açıkça ortaya koyan Savcı Karakullukçu'nun bir resmi yazısı da hayli tartışmalıydı.

Özel yetkisi kaldırılan savcılardan Rasim Karakullukçu, 26 Kasım 2009'da yaptığı başvuruda kendilerine Palandöken'e "kayak giriş kartı" verilmesini istedi ve başvurusunda "özel yetkili" olduklarını özellikle belirtti. Ancak Erzurum Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü bu başvuruya olumlu ya da olumsuz bir yanıt vermedi. Karakullukçu bunun üzerine 8 Ocak 2010 tarihli, "2009/2238" sayılı resmiyazısıyla ikinci kez Erzurum Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Kayak Federasyonu Başkanlığı'na yine başvurdu.
(Bkz. Belge 18)

Nasıl Kart Vermezsiniz!

Dönemin Özel Yetkili Savcısı Karakullukçu'nun imzasını taşıyan resmi yazıda daha önce yapılan başvuru anımsatılarak, özetle:

"ilgili sayılı yazıyla CMK'nın 250. madde ile görevli ve Erzurum Cumhuriyet savcılarına kayak giriş kartlarının verilmesi istenilmiş olup bu zamana kadar yazılı bir cevap verilmemiştir.
Yapılan görüşmelerde talebimizin karşılanamayacağı belirtilmiştir.

Bu nedenle; talebimizin hangi sebep ve amaçla karşılanmadığı; giriş kartlarının kimlere hangi amaçla verildiği hususlarının ayrıntılı olarak açıklanarak tarafımıza bilgi verilmesi talep olunur," denildi.

Haram Lokma Geçmedi

Palandöken'de 20 TL ödeyerek, gün boyunca kayak pistlerini, teleferik ve gondolü kullanmak mümkün. Buna karşın Karakullukçu'nun federasyondan bedava giriş kartı verilmemesini bir resmi yazışma konusuna çevirmesi, kimilerince "bedava kayma" isteği, kimileri tarafından ise "gözdağı" olarak yorumlandı.

Savcı Rasim Karakullukçu ise bedava kart isteğinin haber olmasına özel yetkisinin kaldırılmasından bile çok üzüldüğüne inanılmasını isterken, kendi açısından, olanı şöyle anlattı:

"Boğazımızdan haram lokma geçmedi. Hayat anlayışımızla uyuşmayan bir durum. Büroda 300 bürokrata kart verildiğini öğrenince sorma gereği duydum ve Erzurum Kayak Federasyonuna yazı yazarak kimlere kart verildiğini sordum. Zaten talep kendilerinden daha önce gelmişti. Aylar geçmesine rağmen bize kart gelmeyince ve 300 bürokrata kart verildiğini öğrenince 'Niye onlara kart gönderiliyor da bize verilmiyor?' diye sorma gereği hissettim. Görevden alınma kararımız bize koymadı ama bu haber bizi çok üzdü." Karakullukçu, kendi deyimiyle "inanmayacaksınız ama şimdi üzüntüden ağlamak üzereyim," dedi.

Bakanlık Savcıyla Paslaşıyor

Tutuklu Erzincan başsavcısının tutukluluğa itiraz dilekçesi dosya Erzurum'da sanılarak, avukatlarınca buradaki savcılığa verilmişti. Osman Şanal'ın son dakika hamlesiyle dosyanın İstanbul'a gönderildiğini öğrenen avukatlar, soluğu adliyede aldılar. İtiraz dilekçesinin bir benzerini savcılığa veren Avukat Turgut Kazan, Türkiye'de hukuk devleti de bir oyun oynandığının bilinmesini istediğini haykırıyordu. Kazan, oynanan oyunu "HSYK bir savanın özel yetkisini kaldırıyor. Bu yetkisi kaldırılan savaya tebligat bakanlıkça zamanında yapılmıyor. Bakanlık ile görevden alınan sava birbirleri ile paslaşıp dosyanın Erzurum'dan kimsenin bilmediği biçimde kaçırılması tezgahı hazırlıyor. Bu da Erzurum'daki savanın bir sava değil militan olduğunu ve bakanlık ile iç içe görev yaptığını ortaya çıkarıyor" sözleriyle anlattı.

HSYK'den Ergenekon'a Mesaj

Osman Şanal'ın yetkisinin kaldırıldığını bile bile dosyayı İstanbul'a göndermesi en az başsavcının makamını basarak gözaltına alması kadar şaşkınlığa neden olmuştu. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanvekili Kadir Özbek, yargı camiasındaki genel uygulamayı "Bir yetkinin kaldırıldığına, değiştirildiğine ilişkin bilgi ulaştığı zaman, bilgi derken resmi bilgi değil herhangi bir şekilde haberdar olunduğu anda arkadaşlarımız elindeki işi bırakırlar" sözleriyle özetledi.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu başkanvekilinin "Erzurum savcıları için işletilen aynı süreç (yetki kaldırılması), İstanbul'daki savcılar için de işletilebilir mi?"

sorusuna verdiği yanıt netti:

"Buradaki arkadaşlarımız (Erzurum) eğer bakamıyorlarsa, oradakilerin (İstanbul) de aynı koşullarda, aynı koşullar muhafaza edilirse onlar için de aynı şey geçerlidir." Kadir Özbek, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların benzer bir olayda kendilerinin dosyaya bakamayacağını Adalet Bakanlığı'na da, imzaladıkları bir yazıyla ilettiklerini anımsattı.

İddianame mi, Yetkisizlik mi?

Cihaner soruşturmasında yer alan isimlerden eski Özel Yetkili Erzurum Savcısı Rasim Karakullukçu'nun deyimiyle ellerinden çıkması için alelacele İstanbul Başsavcılığına gönderden dosyanın yetkisizlik kararında hangi suçlamalar vardı?
Öncelikle savcılıkların yetkisizlik kararları kimi zaman birkaç satırı geçmezken, Erzurum Özel Yetkili Savcılığı'nın 61 sayfalık yetkisizlik kararı, anlatılanlar itibariyle, yetkisizlikten çok bir iddianame gibiydi.

Suç Sabit, Sanık Meçhul

Yetkisizlik kararında 15 şüphelinin ismine ve bunlara yönelik suçlamalara yer verilirken, 16. şüpheli "sanık meçhul" olarak kayda geçirildi. Bir numaralı şüpheli, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'di.

Kaynakça
Kitap: CÜPPELİ ADALET
Yazar: İLHAN TAŞÇI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: CUMHURİYET(İN BAŞSAVCISI) HAPİSTE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:44

61 sayfalık yetkisizlik kararının 40 sayfasının gizli tanık anlatımlarından oluşması; olayların da bu kişilerin anlatımlarıyla şekillendirilmeye çalışılması dikkat çekiciydi. Gizli tanıkların neredeyse her anlattıkları doğru kabul edildi.

Savcı Osman Şanal, yetkisizlik kararında, Erzincan Başsavcısı Cihaner, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, MİT ve Jandarma yetkililerinin "illegal" amacını şöyle açıkladı:

"Çatalarmut barajında bulunan ve el konulan mühimmatların Emniyet tarafından anlaşmalı olarak önce oraya koydurulup bilahare de yine anlaşma gereği mühimmatlar Emniyet tarafından bulunmuş olacağından, Ergenekon terör örgütü soruşturması ve kovuşturmasında adli kolluk görevi ifa eden Emniyet Teşkilatı olduğundan, Ergenekon terör örgütü kapsamında bu zamana kadar bulunan mühimmatları da Emniyet kendi koydurtup kendi bulmuştur, şeklinde kanaatin oluşması amacı ile hareket edildiği değerlendirilmiştir."

Saçma Ama Hikaye Güzel

Savcı Şanal'ın deyimiyle "ilk bakışta" böyle bir amacın güdülmesi de, gerçekleşme olasılığı da "saçma sapan" bir düşünce gibi gelebilirdi! Ancak, Ergenekon sanıklarının ve avukadarının basma yansıyan beyanlarında, çıkan mühimmatlarla bir ilgilerinin bulunmadığı, bulunan ve el konulan mühimmatları Emniyet'in oraya gömdüğünü iddia etmeleri düşünüldüğünde, savcının deyimiyle "işin ciddiyeti ve vahameti daha iyi anlaşılacaktır'.
Şüphelilerin Cumhuriyet basşsavcısı, MİT bölge müdürü, İl Jandarma komutanı olduğu dikkate alındığında, bu sıfattaki kişiler böylesi bir amacı güdebilir miydi?

Savcı Osman Şanal yetkisizlik kararında onun da yanıtını verdi:

"...Tek mümkün olamaz gibi görünse de, şüpheliler arasında 3.Ordu komutanı sıfatı taşıyan Saldıray Berkin de bulunması dikkate alındığında, ülke olarak karşı karşıya kalacağımız tehlikenin boyutu ciddi önem arz etmektedir."

Yine Postmodern Darbe

Belki de bu ciddiyetin nedeni, Osman Şanal'ın anlattığı şu olaydan kaynaklanıyor olabilirdi... Birlikte okuyalım:


"...Başsavcılığımızca şüpheli Recep Gençoğlu'nun gözaltına aldırılarak Erzurum'a getirtildiği gün Erzincan'da yaklaşık 30 araçlık bir askeri konvoyu şehirden başlayıp Erzurum istikametinde bulunan Üzümlü ilçesi kavşağına kadar yürütüp geri döndürdüğü, şüpheli Saldıray'in ortaya koyduğu bu tavır ile yargıyı etkilemeye, baskı altına almaya, basında algılanan şekliyle de 'yargıya balans ayarı' yapma amacı gütmüştür. Bunu yaparken de Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kendisine verdiği görev, yetki ve sorumluluk ile kamu gücünü kötüye kullanarak yargıya balans ayarı olarak algılanabilecek tavrı ile 28 Şubat 1997 yılında Ankara Sincan'da yürütülen ve dönemin meşru hükümetinin alaşağı olması ile sonuçlanan 'postmodern darbe'yi yinelemek isteyen bir görünüm sergilemiştir. Şüpheli Saldıray bu tavrıyla üzerine atılı Ergenekon terör örgütünün gerçekleştirmeye teşebbüs ettiği, T.C. Hükümetini ortadan kaldırmaya çalışması ile ortaya çıkan amaç ile nasıl uyumlu çalıştığı açıkça ortaya çıkmıştır."
Şanal'a bakılırsa, haklarında yetkisizlik kararı verilen 16 kişinin "Gülen Cemaatinin Erzincan'daki evlerine ve/veya okullarına silah, uyuşturucu vs. illegal belgeler koydurup bilahare de bu yerlere eşzamanlı olarak operasyonlar yaptırılıp Gülen Cemaatinin silahlı terör olduğunu ispatlamaya yönelik faaliyetler" içinde bulundukları da saptanmıştı!

Savcı Öz'ü Ergenekon Öldürdü

Yetkisizlik kararında o güne değin "Ergenekon terör örgütü"nün üzerine gitmeye -isim vermeden- AKP dışında kimsenin cesaret edemediği anlatıldı. Şanal'a göre bu tehlikeli örgüt, büyüklüğü ve bir ahtapot gibi hemen tüm devlet hiyerarşisine el atmış olması nedeniyle örgütün üzerine gitmek isteyenleri de ürkütmüştü, hatta "bundan dolayıdır ki son yıllara kadar hiç kimse tarafından bu terör örgütü ile ilgili yasal işlem" bile başlatılamamıştı!

Bu örgütün gücünü ve yaptıklarını da Şanal'ın yetkisizlik kararından okuyalım:

"Ergenekon terör örgütü gittikçe güçlenmiş, daha önceden türüne hiç rastlanmayan bir şekilde varlığını ortaya koymuş, devletin tüm imkanlarını ve kamu gücünü de arkasına alarak illegalfaaliyetlerde bulunmuştur. Devlet içinde sahip olduğu olağanüstü yapılanması sayesinde de bu örgüte yönelik herhangi bir yetkili tarafından bir işlem yapılmak istendiğinde derhal ilgili kişinin önü kesilmiş ve hatta 1978 yılında bu örgüte yönelik yasal işlem sürecine başlatan Ankara Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz'ün öldürülmesinde görüldüğü gibi, çok acımasız bir şekilde varlığını ortadan kaldırabilmektedir."

İstihbaratçılara istihbarat Suçlaması

Tutuklanan MİT elemanlarının suçlarından en dikkat çekeni ise şuydu:


Teşkilata çalışan haber elemanının ilk önceleri sadece PKK ile ilgili bilgi getirmesi istenirken, ilerleyen zaman içinde Fethullah
Gülen Cemaati'ne yönelik istihbarat çalışma yapmasını istemişlerdi! Yetkisizlik kararma bakarsanız, bu MİT elemanına Erzincan başsavcısı, "ağabeylerin (MİT'çiler) senden ne istiyorlarsa onu yap, yapmayıp şikayet edersen belki biz zarar görürüz ama seni ve aileni de bitiririz, babanı öldürürüz, kardeşlerinin çalıştığı memuriyetleri sonlandırırız" diyerek tehdit etmişti!

Peki tüm bu olup bitenlere ve yapılmak istendiği anlatılanlara bakıldığında İrticayla Mücadele Eylem Planı, neden Erzincan'da uygulanmak istenmişti?

Bunun nedenlerini, Osman Şanal'ın yetkisinin kaldırıldığı gün düzenlediği 17 Şubat 2010 tarihli karardan özetle sıralayalım:

• Erzincan'da hem Alevi ve hem de Sünni vatandaşlarımızın bulunması, diğer taraftan hem Kürt ve hem de Türk kökenli vatandaşlarımızın oturması nedeniyle kötü niyetli kişilerce bu durumun suiistimal edilmesinin kolay olduğunun düşünülmesi.
• Şüpheliler Saldıray Berk'in 3. Ordu Komutanı olarak elindeki tüm yetkileri mensubu bulunduğu terör örgütünün illegal amaçlan doğrultusunda kullanmaktan çekinmemesi, bilakis bu konuda diğer şüphelilerin mevki olarak üzerinde bulunması durumunu da kullanarak onlar üzerinde etkinlik sağlaması.
• Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in, mensubu bulunduğu örgütün illegal amaçları doğrultusunda Erzincan'ın karıştırılması ve dolayısıyla buradan başlayacak bir kıvılcım sonrası tüm Türkiye'nin karıştırılması amacıyla örgütün Erzincan yapılanmasında hukuki sorumluluk üstlendiği, örgütün yapmak istediği faaliyetlere hukuki lolıf uydurmak suretiyle örgüte hizmet etmesi.
• Tutuklu MİT elemanlarının kullanmakta oldukları bir haber elemanına illegal olarak kişi/cemaat hakkında bilgi-belge getirmesi talimatı verdikleri, bu elemanla ilk ilişkiye girerken elemanın PKK konusunda yardımcı olmak istemesine rağmen sonraki süreçte elemanı cemaat ve tarikatlar konusuna sevk ettikleri... Şüphelilerin suni delil yaratıp suçsuz olduklarını bildikleri kişi ve/veya kurumlara haksız ve hukuka aykırı olarak terör örgütü muamelesi
yapmak istedikleri anlaşılmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: CUMHURİYET(İN BAŞSAVCISI) HAPİSTE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:44

Kimsenin İstemediği Dosya

Osman Şanal'ın dosyayı, yetkileri kaldırıldıktan sonra hiçbir işlem yapmadan kendi yerine gelen meslektaşlarına teslim etmek yerine İstanbul'a göndermesi, Ergenekon savcılarını da şaşırtmıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin de dosyanın kendilerine Osman Şanal'ın yetkilerinin alınmasının hemen ertesi günü olan 18 Şubat'ta ulaştığını açıkladı. Başsavcı vekilleri de birlikte savcılar Murat Yönder ve Fikret Seçen, dosyayı incelemek üzere görevlendirildi.

İnceleme sonunda 22 Şubat günü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İlhan Cihaner hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin yetkisizlik kararı vererek, dosyayı yeniden Erzurum'a gönderdi. Baş-savcılığın yetkisizlik kararı, suç yeri itibariyle dosyanın yargı alanının dışında kaldığı gerekçesine dayandırıldı.
Dosya aynı geldiği biçimde yine özel kurye aracılığıyla aynı gün saat 14.15 Erzurum seferini yapan uçakla kente götürüldü. Kuryelerin getirdiği dosya ve deliller, Emniyet Müdürlüğü TEM'e ait gri renkte bir otomobille eskort eşliğinde havalimanından Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığına götürülerek teslim edildi.
Dosyanın Erzurum'a ulaşmasının ardından, HSYK'nin, Başsavcı İlhan Cihaner'i yetkisini aşarak gözaltına alıp tutuklattığı gerekçesiyle yetkilerini kaldırdığı Savcı Osman Şanal'ın yerine yetkilendirdiği savcılar, çarpıcı bir karara imza attı. Cihaner dosyası henüz İstanbul'dan geleli dört gün olmuşken yeni atanan savcılar bu süre içerisinde dosyayı okuyarak, düzenledikleri iddianameyi mahkemeye sundular.

İddianamede Berk Çatlağı

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi, iddianameyi değerlendirmeye aldı. Mahkeme başkan ve üyeleri iddianamenin değerlendirme kararma da yansıyan, dikkat çekici bir görüş ayrılığına düştüler.
Özel Yetldli Başsavcıvekili Taner Aksakal'ın imzasını taşıyan iddianameyi inceleyen üye yargıçlardan Ali Kaya, iddianamenin kabul edilmemesi yönünde oy kullandı.

Yargıç Ali Kaya, iddianamenin savcılara iade edilmesi gerektiğini şu hukuki gerekçeye dayandırdı:

"Her ne kadar iddianamede şüpheli İlhan Cihaner'in 2802 sayılı (Hakimler ve Savcılar Kanunu) yasaya tabii kişilerden olması nedeni ile yargılama açısından acele işlerden sayılması göz önünde bulundurularak şüpheli Saldıray Berk'in ifadesi alınmadan kamu davası açıldığı belirtilmiş ise de, şüpheli Saldıray Berk'in hazırlık aşamasında ifadesinin tespit edilmemiş olması, dosyada mevcut delillerle örgüt liderliği suçu açısından yüklenen suç ile mevcut delillerin yeterince ilişkilendirilmediği, bu nedenlerle iddianamenin iadesine karar verilmesi gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun iddianamenin kabulü yönündeki görüşüne katılmıyorum."

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mustafa Karatay ile Cihaner'in tutuklanması kararma da, tutukluluğuna yapılan itirazın reddine de imza atan İsmail Şahin ise Saldıray Berk'in iki kez ifadeye çağrılmasına karşın gelmediği ve eldeki delillerin atılı suçla ilişkilendirddiği gerekçesiyle iddianamenin kabulü yönünde oy kullandılar.

Karatay ve Şahin, iddianame değerlendirme kararında, şu değerlendirmeyi yaptılar:

"...sanıkların aleyhlerine ve lehlerine olan hususların ileri sürüldüğü, işlenen suçlar dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesi istendiği;
Her ne kadar sanık Saldıray Berk'in soruşturma aşamasında ifadesi alınmadan dava açılmış ise de Cumhuriyet savcılığınca usulüne uygun iki defa davetiyeyle davet edilmesine rağmen gelmemesi ve dosyadaki sanıkların çoğunun tutuklu oluşu, mevcut delillerin sanığın üzerine atılı suçla ilişkilendirildiği bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanık hakkında dava açılmasında CMK'nin 170. maddesinde
aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından CMK'nin 175. maddesine göre iddianamenin kabulüne oy çokluğu karar verildi."

HSYK'ye inat Dava

Yargıçların görüş ayrılığına düştükleri kişi 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, konu ise henüz bir kişinin ifadesi alınmadan şüpheli/sanık olarak hakkında dava açılıp açılamayacağıydı. Her ne kadar üye yargıç, iddianamenin bir numarasındaki sanık Berk'in ifadesi alınmadığı için iade edilmesi görüşünü karara yazsa da, çoğunluk iki üyede olduğundan iddianame kabul edilmiş oldu.
HSYK'nin birinci sınıf savcı olan Cihaner'in Adalet Bakanlığınca soruşturulup Yargıtay tarafından yargılanabileceğine yönelik kararına karşılık, yetkilendirilen yeni savcıların dava açması da dikkat çekti. Çünkü HSYK'nin kararı uyarınca Cihaner özel yetkili savcılarca da soruşturulamazdı. Zaten Osman Şanal'ın özel yetkilerinin alınması da Cihaner'i gözaltına alıp sorgulamasından kaynaklanmıştı.
Erzurum Özel Yetkili 2. Mahkemesi de iddianameyi kabul etti. Bu kararla birlikte Cihaner'in hem Yargıtay'da hem de yerel mahkemede yargılanması yolu açıldı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: CUMHURİYET(İN BAŞSAVCISI) HAPİSTE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:45

Ordu Komutanı Bir Numaralı Sanık

Yetkisi kaldırılan Tarık Gür'ün yerine özel yetkili Cumhuriyet başsavcıvekili olarak yetkilendirilen Taner Aksakal'ın imzasını taşıyan 61 sayfalık iddianame, 11'i tutuklu 14 sanığı kapsıyor. Davanın sanıklarından biri sivil, biri başsavcı, biri orgeneral, ikisi albay, biri binbaşı, biri üsteğmen, dördü astsubay, üçü Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensubu. (Bkz. Belge 20)
İddianamenin bir numaralı sanığı olarak gösterilen 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk için 7,5-15 yıl, Başsavcı İlhan Cihaner için 5-28 yıl, 12 sanık için 7,5-20 yıl arasında değişen ağır hapis cezaları istendi. Yargılamaları da bu kapsamda yapılacak.

Ancak burada dikkat çeken bir nokta "Ergenekon silahlı terör örgütünün Erzincan yapılanmasının en üst düzeydeki yöneticisi" olduğu savlanan Orgeneral Berk'in dava açılmasından sadece iki gün sonra her iki yılda bir yapılan Sarıkamış Kış Tatbikatına komuta etmesi! Tatbikatı Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ da izledi.

iddianamede ikinci sırada yer alan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı ilhan Cihaner'e, silahlı terör örgütüne üye olma, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve birden fazla kişiye tehdit suçu yöneltildi. iddianamede, Erzincan İl Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Tapan, Eskişehir 11 Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu, Erzincan 11 Jandarma istihbarat Şube Müdürü Nedim Ersan, Erzincan II Jandarma istihbarat Müdür Yardımcısı Ersin Ergut, Yaylabaşı Karakol Komutanı Murat Yıldız, Astsubaylar Orhan Esirger ve Şenol Bozkurt, MİT Erzincan Şube Müdürü Şinasi Demir ve MİT mensupları Sadri Barkın ince ve Kıvılcım Üstel de 3. Ordu İstihbarat Başkanlığı Plan Eğitim Subayı Ahmet Saraçlar ve Erzincan'da av bayiliği yapan Yaşar Baş ise silahlı terör örgütüne üye olmakla suçlandı.

Amaçları Naylon Örgüt

İddianamede, "Ergenekon örgütünün", amacına ulaşmak için, naylon terör örgütlerinin oluşturulması, mafyanın ve uluslararası uyuşturucu ticaretinin kontrol altına alınması, medyanın ve sivil toplum kuruluşlarının kontrol altına alınması, siyasi partilerin kontrol altına alınarak siyaset dünyasına yön verilmesi, gerektiğinde siyasilere suikast düzenlenmesi gibi eylemleri araç olarak benimsediği uzun uzun anlatıldı. Örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri içinde son derece gizli bir yapılanma içinde olduğu da savunuldu.
Ülke açısından böylesine tehlikeli bir örgütün Erzincan yapılanmasının hedefi ise iddianameye bakılırsa, "(Fethullah) Gülen Cemaati'nin Erzincan'daki evlerine veya okullarına silah, uyuşturucu vs. suç unsurları ile yasadışı illegal dokümanlar konularak sonrasında bu yerlerde eşzamanlı olarak operasyonlar yaptırılması ve böylece Gülen Cemaati'nin silahlı terör örgütleri kapsamına alınmasının sağlanması" idi!

Erdoğan Ailesinin Lüks Düşkünlüğü

İddianamenin soruşturmanın gelişimi ve elde edilen deliller bölümünde, şüpheli istihbaratçı subaylardan Ahmet Saraçlar'da bulunan bir hard disk içerisinde "başta sayın cumhurbaşkanımız ve başbakanımızın eşleri olmak üzere çok sayıda bakan ve milletvekilinin eşleri hakkında değerlendirme raporlarının yer aldığı fişleme dosyası" ele geçirildiği anlatıldı. İddianameye "fişleme dosyası" olarak konulan dosya aslında 10 Şubat 2008'de Hürriyet gazetesinde yayımlanan Soner Yalçın'ın bir haber yazısıydı. Yazıda Başbakan Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül ve diğer bakan eşlerinin nasıl türban taktıkları anlatılıyordu.

Bir başka dosyada ise iddianamedeki anlatımıyla, "gerek Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ve gerekse eşi Emine Erdoğan'ın çok lüks alışveriş merkezlerinde bulunan lüks mağazaları kapattıracak kadar lüks alışverişe, gösterişe düşkün olduklarına varana kadar değerlendirmeler yapıldığına ilişkin yine fotoğraflarla desteklenmiş suni sunumlar" bulunmuştu.
Şüpheli Saraçlar, bu dosyayı internetten indirdiğini savcılara anlattı.

Bu delillerle yapılmak istenenler (!) iddianameye şöyle kaydedildi:

"... bu çalışmaların şüpheli beyanlarının aksine şüpheli Saldıray Berk kaynaklı bulunduğu, onun emir ve talimatıyla derlenip toparlandığı, gerek cumhurbaşkanını ve gerekse başbakanı eşlerinden dolayı yıpratmayı amaçlayan, ülkede kaos ortamı meydana getirmeyi ve dolayıısıyla Yasama ve Yürütme Erklerinin Anayasal görevlerini kısmen veya tamamen yapmalarını engellemeyi, bir darbe ortamı oluşturarak illegal surette yönetime el kaymayı hedefleyen çalışmalar içinde bulundukları değerlendirilmektedir."

Ahmet Saraçlar ise başbakan ve bakan eşlerinin nasıl örtündükleri ve lüks tüketimle ilgili dosyaları internetten gezinirken görüp indirdiğine savcıları inandıramamıştı. İddianamede, "tespit edilen fişleme dosyalarının" Ergenekon terör örgütünün faaliyet alanlarından birisi olduğu, internetten indirildiğine ilişkin de herhangi bir kaydın bulunmaması nedeniyle devlet yöneticilerini fişlediği sonucuna varıldı!

Gizli Tanık Efe, Bir Savcı!

Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, İliç Savcısı Bayram Bozkurt hakkında türbede kaçak kazı yapmaktan aldığı borçları ödememeye, uyuşturucu sanığını serbest bırakmadan rüşvet almaya kadar 11 ayrı suçlamayla fezleke düzenlemişti. Fezleke sonrasında Bozkurt hakkında ağır ceza mahkemesinde dava açılmıştı.
Bu hatırlatmadan sonra, iddianamede tam 12 gizli tanığın ifadesine yer verildiğini söyleyelim. Cihaner'in tutuklanmasında etkili olan gizli tanıklardan birisi iddianamede "Efe" koduyla yer aldı. "Efe" kod ismi verilen gizli tanığın anlattıkları bize hiç yabancı değildi.

Gizli tanığın anlatımları dikkatle incelendiğinde, Bayram Bozkurt'un hakkındaki soruşturma nedeniyle HSYK'ye verdiği 12 sayfalık savunmasıyla aynı cümle ve anlatımlar yer aldığı görülüyordu. "Efe" kod adlı gizli tanık, kendisini bölgedeki üst düzey bir bürokrat olarak tanıttı.

Gizli tanık kendisine gelen birini şöyle anlattı:

"İlyas, abi sen iyi bir insansın ve kariyer sahibisin ava gittiğimiz bu şahıslar ve çevrelerindeki birçok kişi Ergenekon örgütünün elamanlarıdır. Ben de onların içerisindeyim, yıllarca beni ve emrimde-ki sokak çocuklarını kullandılar, silah taşıttılar, uyuşturucu taşıttılar ve bilgi taşıttılar. Kendisinin örgüt tarafından infaz. edileceğini bana söyledi. Ankara'ya gitmesini söyledim daha da gelmedi..."

Eski İliç, yeni Mazgirt Savcısı Bayram Bozkurt, HSYK'ye verdiği 12 sayfalık savunmasında şunları anlattı:

"Statta atlet İlyas'la tanıştım ve samimi olduk. O dönemde Ergenekon dalgaları yoğunlaşmıştı. Bir gün yanıma geldi ve ağlayarak, 'Savcım beni öldürecekler' dedi. Yetimhaneden alınarak yetiştirildiğini, Ergenekon'un bilgi, silah ve uyuşturucusunu yıllarca taşıdığını, çok şey bildiği için infaz. edileceğini anlattı. Onu Ankara'ya gönderdim..." GizH tanık Efe ile savcı Bozkurt'un anlatımları neredeyse cümle cümle aynıydı.

Gizli tanık Efe, 29 Mart yerel seçimlerinden bir ay önce darbe planıyla ilgili toplantıda kendisinin de yer aldığını anlattı. Dönemin iliç Savcısı Bayram Bozkurt da hakkındaki suçlamalara ilişkin savunmasında, "2009 seçimlerinden 1.5 ay önce 3. Ordu'dan, beraber ava gittiğimiz. birkaç albay beni arayıp akşam çevre illerden alay komutanlarıyla yemek yiyeceklerini, benim de gelmemi istedi. ilyas isimli arkadaş bana 3. Ordu'da seminer adı altında 16 ilin alay komutanının darbe planı yaptıklarını, yemeğe onların da geleceğini söyledi. Ben de katıldım. Sarhoşluğun verdiği gevezelikle çok bilgi aldım," demişti. Görülen oydu ki, Cumhuriyet savcısı gördükleri ve duyduk-lan karşısında soruşturma yapamadığı gibi açık kimliğiyle de ifade verememiş ve gizli tanık olmayı kabul ederek, meslektaşlarına "yardımcı" olmuştu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: CUMHURİYET(İN BAŞSAVCISI) HAPİSTE

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:45

Şanal: Vicdanım Rahat

Neredeyse yaşanan tüm olayların ilk işaret fişeğini fırlatan isim olan Savcı Osman Şanal, 3 Mart 2010'da yaşananları ve yaşadıklarını kendi açısından anlattı. Vicdanının rahat olduğunu söyleyen Şanal, "görevini yaptığı"ndan emindi.

Hakimler ve Savalar Yüksek Kurulunun ifadesine başvurmadan üç meslektaşıyla yetkilerinin alınmasından duyduğu kırgınlığı Şanal:

"Biz kafamıza göre hareket etmeyiz. Kanunlara, Yargıtay kararlarına göre hareket ederiz. Dünyanın hiçbir yerinde bir şüphelinin ifadesi alınmadan hakkında karar verilmez. Kaldı ki biz. şüpheli değiliz. Biri hakkında ifadesi alınmadan dava açsak mahkeme dosyayı iade eder,"
sözleriyle dile getirdi. (Habertürk, 3 Mart 2010)

Baskın Talimatı Bakanlıktan!

Osman Şanal'ın anlattığı bir olay dikkat çekiciydi. Şanal'ın anlatımına göre, Erzincan başsavcısının gözaltına alınması sürecinden yaklaşık iki ay önce Cihaner ile ilgili "delilleri, gereğinin takdir ve ifası" için Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne göndermişti. Erzincan Başsavcısı Cihaner'e yönelik operasyondan birkaç gün önce de Adalet Bakanlığı'ndan "Kişisel suçtur, gereğinin yapılması" diye, Şanal'a yanıt gönderildi! Bir anlamda başsavcının makamına ve evine yapılacak baskının izni, talimatı bakanlıktan gelmişti. Haklı olarak Şanal da Adalet Bakanlığı'nın bu yazısına rağmen işlem yapmaması halinde görevini kötüye kullanmış olacağı kaygısını dile getirdi.

Başbakanın Tetikçisi Değilim

Bu olaylar nedeniyle kendisinin "Bakanlığın, cemaatin, başbakanın tetikçisi" yapıldığını söyleyen Şanal, bu yakıştırmalara da "kimsenin tetikçisi değilim" diyerek yanıt verdi.
Şanal, HSYK'nin yetkilerini kaldırırken savunmalarını bile almamasından yakınırken, "Dünyanın hiçbir yerinde bir şüphelinin ifadesi alınmadan hakkında karar verilmez. Kaldı ki biz şüpheli değiliz. Biri hakkında ifadesi alınmadan dava açsak mahkeme dosyayı iade eder" demesi anlamlıydı. Çünkü Şanal'ın yürüttüğü bu soruşturmanın ardından, hiç ifadesi alınmayan 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk hakkında terör örgütü yöneticiliğinden dava açıldı! İfadesi alınmadan hakkında suçlama yapılan Berk'e ilişkin iddianame ise Şanal'ın işaret ettiği gibi mahkemeden iade edilmeyip kabul edildi!

Darbede Bile Görmedim

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in avukatı Turgut Kazan'ın 17 Şubat tarihinde Adalet Bakanı Sadullah Ergin'e gönderdiği mektuptaki değerlendirmeleri anlamlıydı. Çünkü 47 yıldır avukatlık yapan, 12 Mart, 12 Eylül dönemlerini yaşayan bir hukukçu olarak, her iki askeri yönetimin de hukuk düşmanı olduğunun altını çiziyordu Kazan. Kazan, darbelerin yaşandığı dönemde serbest avukatlık yapan Mehmet Ali Şahin de büro komşusuydu. Kazan, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'e, darbe olduğunda yaşadıkları korkuları TBMM Başkanı Şahin'den sorup öğrenmesini de salık verdi.

Darbe dönemlerinde adeta hukuk devletine karşı savaş açıldığını anlatan Turgut Kazan, tüm bunlara rağmen o döneme ilişkin bir şeyin bilinmesini istiyordu:

"Adliyenin arandığı ve Cumhuriyet başsavcısının gözaltına alındığı (ve tutuklandığı) bir uygulamayı bugüne kadar yaşamamıştık!"

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir başsavcının cemaatlere karşı komplo hazırlamak amacıyla hareket ettiği gerekçesiyle tutuklanarak cezaevine konulmasına tepkiler dalga dalga tüm yurda yayıldı.

Türkiye iki kutuplu hale dönüşmüştü:

Tutuklamayı alkışlayanlar bir yanda, onu "rejime yönelik saldın" olarak algılayanlar öte yanda...

İşte tam da o günlerde Türkiye 22 Şubat sabahına yeni bir "flaş" gelişmeye uyandı:

"Eski Hava Kuvvetleri Komutam Orgeneral İbrahim Fırtına, Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Ergin Saygun'un da aralarında bulunduğu 17'si general, 49 subay gözaltına alındı"

Haber bültenlerine bakarsanız, Türkiye'de "ilk"ler yaşanıyordu. Neydi o ilkler?
Başsavcılar tutuklanıyor, ordu komutanları cezaevine konuyor, kozmik odalar aranıyordu...
iktidara göre, Türkiye yola devam ediyor, her yeni adımda -yani tutuklama ya da gözaltında- Türkiye demokrasiye doğru koşuyordu!
Biz gazeteciler, tarihe nesnel olarak tanıklık etmeyi görev sayarız.

Öznel değerlendirmemize gelince:

Düşüncemiz, Türkiye'nin hiç de iyiye gitmediğidir.
Bugünden yarına; kısıtlama, sınırlama, yasaklama, tutuklamalar ve insan acıları üzerinden özgürlüğe ulaşılıp ulaşılmayacağına ilişkin öngörüyü ise siz okurlarımıza bırakıyoruz...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir