Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Geri Dönüşü Olmayan Yola Girildi

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Geri Dönüşü Olmayan Yola Girildi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:37

GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLA GİRİLDİ

Jandarma İşgal Ordusu mu?

Fırtına öncesi sessizliğin yaşandığını hisseden Erzincan başsavcısı, kendince bulduğu çözüm önerisini de iletti:


"Etkin ve işbirliği içerisinde bir soruşturma yapılması gerekirken ve bu konuda sonradan herhangi bir tartışma yaşanmaması için Jandarma ve Emniyetten ortak bir ekip oluşturulmuş iken önceki bazı soruşturmalarda olduğu gibi (İsmailağa kastediliyor) Jandarma mensuplarına adeta işgal ordusu gibi, bana ise bir suç örgütü başı gibi davranılması iyi niyetle açıklanacak bir husus değildir. Geçmişleri ve husumetleri açık olan birtakım hastalıklı kişilerin gizli tanık olarak ifadelerine itibar edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu ülkenin yargı sisteminin bu kadar kolay manipüle edilebilir olması kabul edilemez."

Eeee Gördüm Ergenekon

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in 14 Ocak 2010'da HSYK'ye gönderdiği gizli-acele damgalı yazıdaki bir değerlendirmesi önem kazanıyordu, bu noktada:

"Nerede ise E harfini görünce Ergenekon terör örgütü kapsamına alma çabası içerisinde oldukları anlaşılmakta ise de çelişkili bir şekilde etkin soruşturma fırsatlarını bilinçli olarak engellemektedirler... Bu karartma girişiminin daha önceden ilimizde meydana gelen ve MİT mensupları ile ordu mensuplarına yönelik tuzak iddialarına konu olan mühimmatlarla ilgili olabileceği akla gelmektedir... "

Erzincan başsavcısı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde ortak oluşturulacak bir ekiple ve olaylarda adı geçmeyen bir savcı koordinasyonunda iddiaların araştırılmasını önerdi. Kısaca bu, cemaatleri soruşturmak için Emniyet ve Jandarma'dan oluşan özel bir ekip ile bunları koordine etmek üzere bir Cumhuriyet savcısının görevlendirdmesi isteğiydi.

İsmailağa Cemaati'ni soruşturmaya kalkıştığı için başına gelmeyen kalmayan, ardından Fethullah Gülen Cemaati soruşturmasına başlayan ve muhbirleri Erzurum Özel Yetkili Savcısı tarafından gözaltına alınan Erzincan başsavcısının yazısını bitirdiği tümce, neden özel bir ekiple soruşturma önerdiğini anlatıyordu:

"Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının asli görevi başsavcılığımızı takip etmek olmasa gerektir!"

Ordu Komutanı Şüpheli

Erzincan-Erzurum hattındaki soruşturma halkası genişlemişti ve Türkiye gündeminin dk sıralarına doğru derliyordu. Öyle ki, dalga dalga yaydan gözaltı operasyonlarıyla dikkat çeken Ergene-kon soruşturması bile Erzurum'da yaşanan gelişmelerin gölgesinde kalıyordu.

Bir gizli tanığın iddiasına göre, kavga gürültünün koptuğu Erzincan'a İrtica ile Mücadele Eylem Planı adlı belgede imzası bulunduğu belirtilen Albay Dursun Çiçek, 2009 yılının başında geldi. Şanal'ın ifadesini aldığı "Efe" kod isimli gizli tanığa göre ise, "Dursun Çiçek 2009 yerel seçimlerinden 15-20 gün önce (veya seçimlerden 15 gün sonra)" 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk ve Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner de görüşmeler yapmıştı. Bu görüşme sonrasında Berk ile Cihaner koordinasyonunda, Jandarma, MİT eliyle Fethullah Gülen Cemaati'ne komplo hazırlanmıştı!
Özel Yetkili Savcı Osman Şanal'ın şüpheli olarak ifade vermesi çağrısına 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk yanıt vermemişti. Bu çağrı önce 3. Ordu Komutanlığı'na çekilen faksla yapıldı. Savcılığın davetine yanıt verilmeyince bu kez de merkez komutanlığı kanalıyla bizzat tebligat yapılarak davet edildi.
Orgeneral Berk'in 15 Şubat günü ifade vereceği beklentisi yayıldı. Ancak Berk gelmedi. Osman Şanal'a göre Berk'in ifade vermeye gelmemesi de "kasıtlı"
Bunun üzerine Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı Orgeneral Saldıray Berk'e 26 Şubat'a kadar süre verdi.

Türkiye, ilk kez görevdeki bir ordu komutanının şüpheli sıfatı de ifadeye çağrılması ve ona verilen süreyi tartışırken; 16 Şubat 2010'da haber ajansları "flaş" bir gelişmeyi duyurdu:

'"Erzincan Adliyesinde arama... Başsavcı İlhan Cihaner'in makam odası ve konutu aranıyor."

Cumhuriyet tarihinde bir ilk olan bu baskın, aynı zamanda bir dönüm noktasıydı...

Kaynakça
Kitap: CÜPPELİ ADALET
Yazar: İLHAN TAŞÇI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLA GİRİLDİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:40

Arama Kararını Yanlış Çıkarttılar

2007 yılında İsmailağa Cemaati soruşturmasına ardından Fethullah Gülen Cemaati'ne ilişkin soruşturmada düğmeye basan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, hem Adalet Bakanlığı'na hem de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna hukuk adına yaşanan ve yaşanması olası sorunları pek çok kez aktarmıştı. En son "gizli/acele" koduyla gönderdiği yazının üzerinden henüz bir ay geçmişti ki, makam odası ve konutu basıldı!

Osman Şanal, sabahın erken saatlerinde üç Cumhuriyet savcısı ile birlikte Erzurum'dan Erzincan'a geldi. Elinde Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin arama ve el koyma kararı vardı. Karardaki imza ise yargıç İsmail Şahin'e aitti. Mahkeme karan bilinmeyen bir durumu da ortaya koyuyordu. Aslında Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner de ilgili arama kararı 15 Şubat günü çıkartılmak istenmiş, ancak mahkeme kararına da yansıyan bilgilere göre yapılan maddi hatalar nedeniyle ilk arama kararı iptal edilmişti.

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi kararında bu durum şöyle anlatıldı:

"Erzurum C. Başsavcılığının 15/02/201 tarih ve 2010/976 soruşturma sayılı yazısına istinaden mahkememizce verilen 15/02/2010 tarih ve 2010/140 değişik iş nolu arama ve el koyma kararı verildiği, ancak maddi hatalar yapıldığı ve C. savcılığınca da taleplerinde sehven hata yapıldığının belirtilerek kararın iptali ile talep doğrultusunda tekrar karar verilmesi talebi üzerine yapılan inceleme sonucunda aşağıdaki şekilde karar verilmiştir."

Hem savcılığın hem de mahkemenin yaptığı maddi hatalar nedeniyle arama ve el koyma kararları yenilendi. Yanlışlar içeren kararı iptal eden mahkeme, yerine 2010/141 saydı yeni bir karar verdi. (Bkz. Belge 14)

İsmail Şahin'in imzasını taşıyan kararda, yapılacak işlemler şöyle sıralandı:

"Adliye lojmanları, lojmanın bodrum katındaki iki depo, Erzincan Adliyesi Cumhuriyet Başsavcısı Odası ve müştemilatı, 06 .... plakalı Ford marka araç ve Cumhuriyet başsavcısına tahsisli makam aracı... Yukarıda açık adresleri yazılı bulunan evde, müştemilatında, şüphelinin ve evde oturan kişilerin üzerleri, varsa araçları ve işyerinde kendisine tahsisli odalarda, sekreter odasında (Özel Kalem Odası), müştemilatında suç delillerinin elde edilebileceğine ilişkin makul şüphe bulunduğu anlaşıldığından 16/02/2010 günü saat 09.00'dan itibaren arama yapılmasına, arama sonucunda elde edilecek suç ve suç unsurlarına el konulmasına... "

Yaptıklarının Gayet Farkındalar

Osman Şanal, beraberindeki savcı ve polislerle 16 Şubat 2010'da saat 10.30'da elindeki mahkeme kararını Erzincan Adliye Sarayı'nın dördüncü katındaki makamında oturan Başsavcı İlhan Cihaner'e verdi. Başsavcı Cihaner, incelediği mahkeme kararını bir eşkıyalık olarak nitelendirdi.

Polis kamera kayıtlarına göre, başsavcılık makamında karşılıklı koltuklarda oturan savcı Şanal de Başsavcı Cihaner arasında şu konuşma gerçekleşti:

Osman Şanal:

Bu arada isterseniz mahkeme kararını siz bir inceleyin.

İlhan Cihaner:

Evrakta sahtecilik, iftira, tehdit. Ne için bunlar?

- O. Ş.: Anlatacağız...
- İ. C.: Fiziken direneceğim. Bunu yapamazsınız arkadaşlar.
- O. Ş.: (Polise) Onun bir fotokopisini alın.
- İ. C.: Ne yaptığınızın farkında değilsiniz.
- O. Ş.: İlhan Bey, biz ne yaptığımızın gayet iyi farkındayız. Az önce
ifade ettim, polemik yapmak doğru değil. Biz hukukun gereği neyse onu yapmak için buradayız. Kişisel bir husumet söz konusu bile olamaz.
- İ. C.: Kesinlikle öyle bir şey var.
- O. Ş.: Söz konusu bile olamaz. Biz işimizi yapacağız. Sizi de yanımızda
götüreceğiz.
- İ. C.: Götüremeyeceksiniz! Direneceğim, zor kullanacaksınız.
- O. Ş.: Bu doğru bir davranış olmaz sizin açınızdan.
- İ. C.: Hayır, çok çok doğru bir davranış olur.
- O. Ş.: Hayır.
- İ. C.: Kesinlikle. Eşkıya gibi davranıyorsunuz.
- O. Ş: Eşkıya gibi davranmıyoruz. Şu anda oturuyoruz bakın karşılıklı.
- İ. C.: Hayır, hayır. Eşkıya gibi davranmak sadece silahla olmaz. Eşkıyalığın değişik şeyleri var.
- O. Ş.: Hayır, biz mahkeme kararıyla geldik buraya. Mahkeme kararını uyguluyoruz.
- İ. C.: O karar da eşkıyalık. Öyle anlaşılıyor.
- O.Ş.: Peki sizin düşünceniz öyle olabilir. Onu değiştirme durumunda değiliz. Onun için bir şey diyemeyeceğiz. O düşünce içinde olabilirsiniz. Ona bir şey diyemiyorum.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLA GİRİLDİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:40

Cihaner, kendisinin birinci sınıf bir savcı olduğu, dolayısıyla ancak Yargıtay tarafından yargılanabileceğim, yapılan aramanın hukuka uygun olmadığını söyledi. Ama gelenler pek dinleme niyetlisi değildi.

Şanal, Erzincan Terörle Mücadele Şube Müdürü Murat Günbeyi ve polis ekibi de Erzincan Adliyesi'ne geçerek Başsavcı Cihaner'in makamında ve adliye lojmanlarındaki konutunda arama başlattı. Aramalara Şanal ile birlikte üç de savcı katıldı.
Şanal, yetki kavgasına girişmesinin üzerinden on bir ay geçmesinin ardından Erzincan başsavcısının makam odasındaki aramaya eşlik ediyordu. Şanal, Başsavcı İlhan Cihaner'in konutundaki aramaya da katıldı.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin de katıldığı makam odasındaki aramada elde edilen belge, bilgi, CD ve bilgisayar kasalarına el konuldu. Başsavcı Cihaner'in makamı ve evinde yapılan arama akşamüzeri tamamlandı.
Başsavcılık makamındaki aramayı izleyen, yer yer hukuksal uyarılarda bulunan İlhan Cihaner'e son ana kadar gözaltına alınacağı bilgisi verilmemişti. Gözaltı işlemini duyduğu anda operasyonun büyüklüğünü bir kez daha anladı.
Adliyeye gelen bir doktor Cumhuriyet Savcısı Cihaner'i sağlık kontrolünden geçirdi. "Ergenekon terör örgütüne üye olmak, resmi evrakta sahtecilik, iftira ve tehdit" suçlamasıyla Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, makamında gözaltına alındı.

Cihaner, meslektaşları tarafından adliyeden çıkartılırken kapıda ilginç bir görüntü vardı:

Adliyede görevli koruma polisi, Başsavcı Cihaner karşısında esas duruşta, gözaltına alınışını izledi.
İlhan Cihaner, Erzurum'a götürüldü. Avukatlarından Hamit Sekman, Erzurum Barosu önünde yaptığı açıklamada, Anayasanın, Hakimler ve Savcılar Kanununun çok açık olduğunu, yasalar uyarınca, birinci sınıfa ayrılan hakim ve savcıların yargılanmalarının Yargıtay Ceza Daireleri'nde yapılacağını söyledi, ilhan Cihaner de birinci sınıfa ayrılan bir savcı olduğu için Avukat Sekman'a göre, Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı ve Özel Yetkili Mahkemesi'nin aldığı bu kararlar hukuka aykırıydı.

Cihaner'in hem makamında hem de konutunda arama yapıldığı haberleri Türkiye gündeminin odağına oturdu, ilk kez bir başsavcının makam odası basılmıştı. Gerçi Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a kalırsa "başsavcılık makamı basıldı" demek "berduş" diliydi. Baskın diyenlerin yüzüne "tuuu" diyen Arınç'ı bir yana bırakıp en yalın haliyle söylersek, başsavcının makam odası basılmıştı...

Başsavcı:

Aramaya Direneceğim.

HSYK:

Direnme

Başsavcının adliyedeki odasının basıldığı haberi, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'na da ulaştı. HSYK Başkanvekili Kadir Özbek de Erzincan'ı aradı. Hem aramaya katılan savcıyla hem de İlhan Cihaner'in kendisiyle görüştü. Özbek'in bu telefon görüşmesi hemen belli gazeteler tarafından yayımlandı. Ardından da polis kamerasının kaydı televizyonlarda yayınlandı, iddiaya göre, Kadir Özbek, aramayı yapan savcının sicil numarasını istemişti.

"Ben hakimlerin, savaların sicil numarasını niye isteyeyim ki? Hepsi önümdeki bilgisayarımda duruyor," diyen HSYK Başkanvekili Kadir Özbek, Erzincan Başsavcısı ilhan Cihaner de görüştüğünü de doğruladı.

Özbek bunun nedenini ve yaşananları şöyle anlattı:

"İlhan Bey'in makamında bir arama yapıldığı söylenince Kurul olarak bilgi almak maksadıyla santral sekreterlerimiz vasıtasıyla görüştük. Evini bağladılar. Eşiyle görüştüm. 'Sava Bey'i veriyorum dedi. Bir savcı arkadaşımızın sesini duydum. Adını söyledi, anlayamadım. Adınızı anlayamadım affedersiniz Savcı Bey' dedim. Tekrarladı (Savanın adı Rasim Karakullukçu). Böyle bir görüşmemiz oldu. Arama yapıyoruz efendim' dedi. Ben de 'Kolay gelsin' dedim. Daha sonra İlhan Bey kendisi aradı. Makamından aradığım söyledi. Arama yapıldığını, gözaltı uygulayacaklarını ifade etti. Kendisinin direneceğini söyledi. 'Böyle şey olmaz, sakın ha' dedim. Bu şekilde bir görüşmemiz oldu. Kurul adına Türkiye Cumhuriyetinin bir başsavcısının makamında ve evinde yapılan aramanın niteliğini öğrenmek amacıyla yaptığım bir görüşmedir. "

Ancak, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanvekili Kadir Özbek'in bir cümlesi artık Türkiye'de gelinen noktanın özetiydi:

"Belli ki telefonumuz da dinlenmiştir."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLA GİRİLDİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:40

Bunlar Hukuk Tanımazlar

Başsavcının adliye lojmanlarındaki evinin aramasına da yaklaşık 10 kişi katıldı. Altı buçuk saat süren aramalarda neler yaşanmadı ki... Aramaya eşlik eden başsavcının eşi Muhteber Cihaner şaşkındı. Evleri yatak odasına kadar aranmış, özel eşyaları didik didik edilmişti.

Yaşadıklarını hiçbir zaman unutamayacağının altını çizen Muhteber Cihaner'i belki de en çok üzen olay 6.5 yaşındaki tek çocukları Sıla'nın çizgi filmlerine bile el konulmasıydı.

Muhteber Cihaner, o günü şu sözlerle anlattı:

"Kızımın çizgi filmleri, bizim izlediğimiz film ve müzik CD'leri alındı. Eşim, ben ve kızım film izlemeyi seviyorduk. Yaklaşık 300 kadar müzik, film ve çizgi film CD arşivimiz alındı. Böyle bir şey beklemiyorduk. Yapılan hukuksuz bir şey. Bir başsavcının evi aranamaz. Yargıtay'da yargılanması gereken bir başsavcının evini bir savcı gelip de arayamaz, tutuklayamaz. Sonuçta hukuksuzluk olduğu herkesin hemfikir olduğu bir şey. Ama bunlar hukuk tanımadığı için hep birlikte ne olacağını göreceğiz."

Muhteber Cihaner'in bu açıklamaları üzerine Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın "İşin içine biraz gözyaşı koymak bakımından da bu savcımızın çocuğunun çizgi filmlerinin bile alındığını, onun gözyaşları içinde babasını beklediğini söylemek de işin içerisine biraz mizansenler koymaktık' sözleri, en çok da 17 yaşındaki oğlu Fatih'i trafik kazasında kaybeden "bir babaya" yakıştırılmamıştı.

Bizde Sahte Gözyaşı Yoktur

Arınç'ın bu açıklamaları üzerine ilhan Cihaner'in kardeşleri Gürhan ve Orhan Cihaner, Erzurum Adliyesi önünde aile adına bir açıklama yaptı. Ağabey Gürhan Cihaner şunları söyledi:

"Sayın Arınç bu açıklama üzerinden bile duygusal bir çıkar elde etmeye çalışmayınız. Bizim ailemizin Sıla dahil hepsi, Sayın Başsavcı İlhan Cihaner başta olmak üzere hukuk içerisinde ve hukuka bağlıdır. Bir devlet adamının bu kadar önemli bir hukuki olayda bundan bahsediyor olması, söyleyecek hukuki bir bilgisinin olmadığını göstermektedir. Yeğenim ve ailemin hiçbir ferdinde sizde çokça bulunan sahte gözyaşı yoktur. Bu anlamda hiçbirimiz gözyaşı dökmedik ve dökmeyeceğiz."

Gürhan Cihaner, dünyanın hiçbir yerinde çizgi film CD'lerinin ağır cezalık delil olmadığına işaret ederken, Arınç'a bazı soruları vardı:

"Sayın Arınç, Cumhuriyetin bazı savcılarını yerip bazı savcılarını överken kriterleriniz nedir? Yoksa yargımız 'kendilerinin yargısı ve 'Cumhuriyetin yargısı olarak ayrıldı da bizim haberimiz mi yok. Bir kısım kararları yargı bağımsızdır deyip desteklerken, bir kısımlarını yargı darbesi deyip yermeniz anlaşılmazdır. Ayrıca basına da aynı hitabı kullanarak, 'sizin basın' gibi konuşmasında bahsetmiştir. Anlaşılan odur ki, siz de basını ve hukuku andıçlamışsınız."

Kızımın Oyuncağı Elinden Alındı

Başsavcısı ilhan Cihaner ise Arınç'a "Bizde sahte gözyaşı yoktur. Çocuğum karıştırılmasın bu işe. Kızım her çocuk gibi oyuncağı elinden alındığı için ağladı" yanıtını verecekti...
Cumhuriyetin başsavcısının gözaltına alınması bir anda ülkedeki içten içe süren gerginliğin patlama noktası oldu. Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Emine Ülker Tarhan da meslektaşlarının gözaltına alındığı gün "Bugünden itibaren artık ülkekimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yargıç üyeleri güvencede değildir. Bu yolla gidilen yerin, yargı bağımsızlığı ve hukuk devletinin var olmadığı bir yer olduğu tartışmasızdır.

Artık Türk toplumu, keyfi yönetimin egemen olduğu, yargıç güvencesinden yoksun bir toplumdur" uyarısını yapıp ekledi:

"Yargı diz çöktürülmeye çalışılıyor..."

Terör Suçlaması Baskının Maymuncuğu

Gözaltına alınan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı ilhan Cihaner, Erzurum'a götürüldü. Cihaner'in savcılarca sorgusu 17 Şubat sabahı, saat 06.00'ya kadar sürdü. Cihaner, sorgusunun ardından tutuklanması istemiyle Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi.
Mahkemeye sevk edilmesinden yaklaşık 2.5 saat sonra Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Cihaner'in gözaltına alınmasıyla ilgili görev ve yetki konusunu açıklığa kavuşturmak üzere (bir önceki günkü kararı uyarınca) olağanüstü toplandı.

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi saat 10.00'da Cihaner'in tutuklanmasına karar verdi. Başsavcı ilhan Cihaner için 2010/10, 17 Şubat 2010 tarihli "tutuklama müzekkeresi" düzenlendi. (Bkz. Belge 15) Erzincan Cumhuriyet başsavcısına yönelik suçlamaların başında "Ergenekon terör örgütüne üye olma" ilk sırada yer almıştı. Ancak ilk tutuklama müzekkeresi dikkatle incelendiğinde günlerce terör örgütüne üye olma suçundan tutuklandığı dillendirilen ilhan Cihaner'in aslında "resmi belgede sahtecilik" suçlamasıyla tutuklandığı izlenimi doğdu. Anlaşıldı ki, aslında Cihaner hakkında 2009/976 numaralı tek soruşturma dosyası için dört ayrı tutuklama müzekkeresi düzenlenmişti. Ayrı ayrı müzekkere düzenlenmesi Cihaner'in tahliye için yapacağı girişimlerin işleme boğulması, hukuksal yönden de etkisinin kırılması sonucunu yaratacaktı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLA GİRİLDİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:41

Başsavcı Erzurum H Tipi Cezaevi'ne konuldu. Cihaner'in avukatlarından Hamit Sekman'ın bu karara ilk tepkisi "Bir yanda özel yetkili savcı Osman Şanal diğer yanda bir ilin başsavcısı ilhan Cihaner. Daha önce aralarında husumet, şikayet olmuş. HSYK'de dosya var. Gayri ciddi suçlamalar var. Yargı ayaklar altına alındı. Yargı bağımsızlığı tehlikeye düştü. Tüm savcı ve yargıçlar tehdit altında" oldu.

İfadem Hukuka Saygımdan

Yıllarca terör soruşturmasını yürüten bir Cumhuriyet savcısı, meslektaşları tarafından 10 saat süreyle "terör" sorgusuna alınmıştı. Cihaner ifadesini vermezden önce, genç meslektaşlarına bir uyarıda bulundu:

"Gözaltına alınmam ve sorgulanmam hukuka uygun değil. Ancak hukuka olan saygım nedeniyle ifade vereceğim."
Başsavcının sorgusunda öne çıkan konu ise Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı iddia edilen irtica ile Mücadele Eylem Planı idi.

Gülen'e Komplo mu Kuruyorsunuz!

Ergenekon terör örgütüne üyelik suçlamasıyla tutuklanan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı ilhan Cihaner'e sorgusunda 26 soru yöneltildi. Sorulara ilişkin hiç yorum yapmadan bazdarını sıralayalım:

• Dursun Çiçek ile ne gibi bir ilişkiniz vardır? irticayla Mücadele Eylem Planı konusunda görev yaptığınız kurumda ve/veya Erzincan'da aynı ya da benzer bir çalışma yaptınız mı?
• Dursun Çiçek bu zamana kadar Erzincan'a geldi mi? Geldiyse ne tür bir görev icabı gelmiştir. Görev için geldiyse görevi nedir? Gizli tanık beyanına göre Erzincan Orduevi'nde birlikte kahvaltıda buluştuğunuz tespit edilmiştir. Bu kahvaltıda neleri değerlendirdiniz? Kahvaltıya sizin dışınızda kimler katılmıştır?
• Gizli tanık Munzur'un beyanına göre Dursun Çiçek, Ocak/Şubat 2009'da helikopterle gelmiş, havalimanı yolunda kendisini bekleyen özel bir araç ile şehre gelmiş, 3. Ordu Komutanlığı nizamiyeye bıraktıkları, bırakır bırakmaz da bekleyenlerce alınıp içeriye götürüldüğünü gördüğünü beyan etmiştir. Sizin de Erzincan'da görüştüğünüz dikkate alındığında, Çiçek Erzincan'a ne amaçla gelmiştir? ilticayla Mücadele Eylem Planı konusunda aranızda herhangi bir görüşme geçti mi? Bu konuda kendisi size bir değerlendirme yaptı mı?
• Erzincan Alay Komutanı Recep Gençoğlu ve Ali Tapan de protokol dışında görüşmeniz oluyor muydu? Kırsal alanda elektrik gerilim hatlarının altında cep telefonlarının bataryaları çıkarılmış vaziyette vs. Bu görüşmelerinizde neler konuşuyorsunuz? Yaptığınız gerek ismailağa soruşturması ve gerekse Gülen grubu soruşturmasının kararlarını mı aldınız? Ya da sonuçlarını mı değerlendirdiniz?
• 27 Ekim 2009'da Çatalarmut Barajı'nda bulunan mühimmatların kim tarafından atıldığını biliyor musunuz?
• Gizli tanığın ifadesinde, "Bu mühimmatları oraya Emniyet attırdı" şeklinde konuşmasını istedikleri tespit olunmuştur. Sizin de bilginiz dahilinde birisinin attığı bilindiği halde, Emniyet tarafından atıldığı yönünde yalancı tanık bulma girişiminiz de bilinmektedir. Bu girişimlerden bu şüphelilerin Erzincan Emniyeti'ne komplo planladıkları, dolayısıyla Ergenekon kapsamında bulunan tüm mühimmatların Emniyetçe konulduğu iddiası gündeme getirilecek... Tutuklu istihbaratçı askerlere böyle bir komplo düzeni içinde bulunduklarına ilişkin bilginiz var mı? Bildiklerinizi anlatın.
• İI Jandarma İstihbarat'taki toplantıları kim düzenlemektedir? Gülen grubunun bir suç örgütü olduğu, bunun için delil yaratılacağı, illegal amaçlı kararlar alındığı tespit edilmiştir. Bu emirleri bizzat siz mi verdiniz? Böyle bir emrin ayrıntılarında neler bulunmaktadır.
• Planın icra edileceği yer olarak neden Erzincan seçilmiştir? Bu planın hayata geçirilmesi için 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk'le birlikte çalışma yaptınız mı?
• Saldıray Berk tarafından toplantıda 29 Mart seçimleri öncesi/sonrası darbe yapmak, bu yapılamazsa askeri rütbeliler de Gülen Cemaati'nin ilişkisini ortaya koyarak bu cemaatin TSK'de planlı kadrolaştığı izlenimi yaratacak tarzda haberler yayarak Gülen Cemaati'ni kıskaç altına almak, 2011 seçimlerinden önce yapılacak anketlerde hala AKP'nin önde olduğu gibi sonuçlar ortaya çıkarsa askeri müdahaleyi gerçekleştirmek şeklinde kararlar alındığı tespit edilmiştir. Cemaatler soruşturmasını bu amaçla mı başlattınız?
• Tanık Efe ve tanık Munzur'un beyanlarına göre: Gülen Cemaati'ne yönelik uydurma delil yaratılmak istendiği, Recep Gençoğlu ve sizin talimatınızla şüpheli Şenol Bozkurt'un öğrenci evleri tuttuğu, bu konuda tanık Munzur'un görevlendirildiği, öğrencilerin cemaatin evlerine, yurtlarına gidip gelmelerinin sağlanacağı, evlere silah koydurulacağı, eşzamanlı operasyon yapılacağı, cemaatin terör örgütü kapsamına aldırılacağı gibi illegal amaç güdülmüştür. Bu çalışmanız ile Çiçek'e ait olduğu anlaşılan planının örtüştüğü anlaşılmaktadır. Savunmalarınız nelerdir?
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLA GİRİLDİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:41

Silahsız Örgüte Silahlı Yanıt

Sorgu sırasındaki kimi sorular tansiyonu yükseltti. Örneğin MİT görevlilerinin kullandığı bir elemana kendisini "Savcı Hüseyin" olarak tanıtıp tehditlerde bulunduğu iddiası üzerine Cihaner, "Ben bir başsavcıyım. Bu şekilde bir oluşumun içerisinde olmam mümkün değildir. Kendime kod adı verirsem bunun adı da kesinlikle Hüseyin olmaz Bütün bunların hepsi gerçekdışı ithamlar. Tarafınızca kurgulandığı kanaatindeyim. Tüm bu iddiaları tarafınıza iade ediyorum" yanıtını verdi.

Cihaner, Şanal'ın gizli tanık ifadelerinden hareketle yönelttiği soruların odağı olan Dursun Çiçek ile hiçbir irtibatının olmadığını, görüşmediğini ve bir tanışıklıklarının bile olmadığını söyledi. Is-mailağa soruşturmasının Kasım 2007'de başladığını vurgulayan Cihaner, "Dursun Çiçek'in el ürünü olduğu ileri sürülen İrticayla Mücadele Eylem Planının 2009 yılına ait" olduğunu söyledi, dolayısıyla da yürüttüğü soruşturmalarla bu plan arasında ilgi kurulamayacağına dikkat çekti.

Kurgu Sorularla Sorgu

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı ilhan Cihaner, Dursun Çiçek'i tanımadığını söylemesine karşın art arta Dursun Çiçek ve ona ait olduğu savlanan irtica de Mücadele Eylem Planına dişkin "hazırlanmış" sorular yöneltilmesi üzerine, "Kendisiyle tanışıklığımız olmadı. Hiçbir irtibatım yok. Ben Dursun Çiçek'i tanımam. Herhangi bir görüşmüşlüğüm yoktur. Bu soruları kurgulamış bir şekilde karşıma çıktınız. Bu kurguyu devam ettiriyorsunuz. Ben tanımıyorum dediğim halde hala ısrarla bu soruyu soruyorsunuz!' karşılığını verdi.

Bunun üzerine Şanal ise kendi tarzını ortaya koydu:

Biz sorumuzu böyle soruyoruz!

Dursun Çiçek'in avukatı Mustafa Çevik ise Cihaner'e yöneltilen sorular içindeki suçlamalarla ilgili olarak "Müvekkilim Albay Çiçek, 2003 yılı Temmuz ayında ailesi ile birlikte özel bir geziye çıkmış ve yalnıza bir saat kadar Erzincan Orduevinde mola vermiştir" açıklamasını yaptı. Avukat Çevik, Çiçek'in bunun dışında ne görevli ne de özel olarak hiçbir şekilde Erzincan'da bulunmadığının altını çizdi.
Eski 1. Ordu Komutanı Ergin Saygun'u resmi görüşmeler dışında özel olarak tanıyıp tanımadığı ve ne sıklıkla görüştüğü sorulan Cihaner, kesinlikle tanımadığını ve hiçbir şekilde görüşmediğini söyledi.
Güya telefon dinlenmesinin önüne geçilmesi için "kırsal alanda elektrik gerilim hatlarının altında cep telefonu bataryası çıkarılarak" olayların değerlendirildiğine ilişkin savcılık sorusuna, İlhan Cihaner, elektrik teknik lisesi mezunu olduğunu, gerilim hattı altında batarya çıkarıp konuşma yapma "saçmalığına" girmeyeceğini söyledi, bunları "çocukça" şeyler olarak nitelendirdi.

HSYK'den 'Tarihi' Karar

Hakimler ve Savcdar Yüksek Kurulu'nun toplantısı sürerken Cihaner'in tutuklandığı bilgisi ulaştı.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya Habur, Erzincan ve Erzurum soruşturmalarında "siyasi etki bulunup bulunmadığı"nı incelediğini duyurdu.

Yargıtay başsavcısı yazılı açıklamasında, şu değerlendirmede bulundu:

"Yargının siyasi güçlerin etkisi altında bulunup bulunmadığının, bireyi kamu gücünden koruyan hukuk kurallarının uygulanıp uygulanmadığının tespiti, dolayısıyla demokrasi ve hukuk devletinin korunup yerine getirilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Ha-bur, Erzincan ve Erzurum adli yargı çevrelerinde yargıyı yıpratan, yargıya olan güveni sarsan adli tahkikatlar incelemeye alınmıştır.
Yüce Atatürk'ün gerçekleştirdiği laik, demokratik ve hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nin kazanımlarını ve kuruluş felsefesini, Cumhuriyet savcılarının hiçbir etki altında kalmadan, suç ayrımı yapılmadan ve suçlunun siyasi görüşleri gözetilmeden etkin bir biçimde korumaya devam edeceği, kamu düzeni ve güvenliğini sağlayacağı Türk halkına saygı ile duyurulur."

Siyasetçiler ve hukukçulardan art arda açıklamalar gelirken, olağanüstü toplanan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, öğlen saatlerinde aldığı kararları yazdı bir açıklamayla duyurdu. İlhan Cihaner'in makamının basılıp gözaltına alınması sürecinde yer alan Erzurum Özel Yetkili Başsavcı Vekili Tarık Gür, savcılar Rasim Karakullukçu (konut aramasına katıldı), Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal'ın (makam aramasında yer aldılar) yetkileri kaldırılmıştı.

Kurulun bu kararı aldığı toplantıya, Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSYK üyesi Ahmet Kahraman katılırken Adalet Bakanı Sadullah Ergin katılmadı. Adalet bakanının katılmaması nedeniyle toplantıya bakan yerine kıdemli yedek üye Coşkun Öztürk katıldı.

Kurulun yaklaşık 4 saat süren toplantısının ardından yazılı açıklama yapıldı. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 250/3. maddesindeki amir hükmün ihlal edilerek, görev ve yetki aşımında bulunulduğu belirlemesini yapan HSYK, başsavcı vekili de üç savcının CMK 250. maddesi kapsamındaki (özel) yetkilerinin kaldırılmasına oyçokluğuyla karar verdi.
HSYK, özel yetkileri kaldırılan savcılarla birlikte Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş ve aramalara katılan diğer ilgililer hakkında yasal gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunulmasını da kararlaştırdı.

Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman, kurulun yetki kaldırma kararma muhalif kaldı. Kurulun özel yetkili savcıların yetkilerini kaldırması nedeniyle Erzurum bölgesinde özel yetkili savcı kalmadı.
Alman savcıların yerine, Erzurum savcılarından Taner Aksakal özel yetkili Erzurum Cumhuriyet başsavcı vekili, aynı ilde görevli savcılar Mehmet Ali Kurt de Ender Karadeniz ise özel yetkili savcı olarak görevlendirildi.

Yargıya Siyasi Güç incelemesi

Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulu da yaşanan gelişmeleri değerlendirmek üzere toplanmıştı. HSYK'nin savcıların özel yetkisini kaldırdığını açıklamasından kısa bir süre sonra kameraların karşısına geçen Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, "Oybirliği ile HSYK kararının hukuka uygun olduğuna karar verdiklerini" duyurdu.
Gerçeker'in açıklamasından bir saat sonra ise Danıştay Başkanı Mustafa Birden tarafından "Danıştay'ın, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esasları çerçevesinde anayasal bir kurum olarak görevini yürüten HSYK'nin birikimli ve deneyimli yargıçlarına güveni tamdır. Ulusumuzun cereyan eden olaylar karşısında, sağduyulu hareket etmesi, özellikle devlet adına yetki kullanan kimselerin de sorumluluk duygusu içinde açıklama ve beyanlarda bulunması, bu hassas sürecin sağlıklı bir şekilde sonuçlandırılması bakımından hayati önem taşımaktadır" açıklaması yapıldı.

Başbakan Kayıp

Ankara'da yaşananlar bir yanardağın patlamasını andırıyordu. Başsavcı İlhan Cihaner'in sorguda olduğu saatlerde başlayıp tutuklandıktan sonraki saat ve günlerde de yaşanan gelişmeleri kimse kontrol edemiyor ve her yerden farklı yaklaşım, değerlendirme ve atılacak adımlar önerileri geliyordu.
Tüm bunlar yaşanırken, AKP'nin başkanvekilleri ve hukukçu milletvekilleri açıklama yaparken, gözlerin çevrildiği Başbakan Tayyip Erdoğan suskundu.

Hükümet Düzeyinde Alınganlık

Ankara'da her dakika yeni bir bunalım yaşanırken, Başbakan Erdoğan, gerilimli saatlerin yaşandığı 17 Şubat'ta gün boyu Eskişehir'deydi. Erdoğan, Ankara'ya döndükten sonra önce konutunda Adalet Bakanı Ergin ile görüştü. Ardından Ergin ile birlikte Resmi Konuta geçen Erdoğan, bakanlarla toplanarak gelişmeleri değerlendirdi. Uç saat kadar süren toplantıya Başbakan Yardımcıları Bülent Arınç ve Cemil Çiçek, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet Iyimaya, AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ ve AKP Adana Milletvekili Ömer Çelik katıldı. Toplantıda Ergin'in basın toplantısı yapması kararlaştırıldı ve açıklama metni hazırlandı. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun aldığı karar karşısında siyasal iktidar de Adalet Bakanlığı'nın nedense kendilerini olayın bir tarafı olarak görüp açıklama yapma gereği duymaları da dikkat çekiciydi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLA GİRİLDİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:41

Hükümetten Salvo Bildiri

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 17 Şubat akşam saat 21.15'te bakanlıkta basın toplantısı düzenledi. Başbakan Erdoğan de son şekli verilen ve hükümet bildirisi olarak da nitelendirilen metni sert bir ses tonuyla okudu.

Ergin'in okuduğu metinde şu değerlendirmeler öne çıktı:

"HSYK yargısal görevleri olmayan idari bir kuruldur. HSYKnin bu denetimi yapmaya kalkışması çok açık bir yetki gaspıdır. Anayasa ve yasalara tamamen aykırı bir hukuksuzluktur. Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun bu konuyu görüşmek üzere toplanarak, HSYK'nin yaptığının doğru olduğuna dair karar alması da yasal dayanaktan yoksundur, ihsası rey (önüne gelebilecek davayla ilgili görüş açıklamama ilkesi) niteliğindedir, yargılama faaliyetine müdahale anlamı taşımaktadır. Danıştay başkanının görev alanıyla ilgili olmayan bu konuda yaptığı açıklama bu yanlışlıklara katkı vermek anlamına gelmektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının devam eden yargısal bir faaliyetten dolayı siyaset kurumunu sorumlu tutmak anlamına gelen açıklamasının kabul edilmesi mümkün değildir."
HSYK'nin hiçbir yetkisi ve görevi olmamasına karşın, yürütülen soruşturmaya müdahale ettiğini savunan Ergin, kurulun soruşturmanın sağlıklı şekilde yürütülmesi ve sonuçlandırılmasını tehlikeye soktuğu iddiasındaydı. Bakan Sadullah Ergin böylesi bir girişimi "Adalet Bakanlığı olarak yargı bağımsızlığına büyük bir darbe olarak" gördüklerini duyurdu.
Belki de Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in okuduğu metinde en dikkat çeken bölüm, "HSYK ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yargılama sürecine yaptığı müdahaleden sonra yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı bakımından yargı reformunun acilen hayata geçirilmesi" zorunluluğuna olan vurgu, hükümetin gelecekte atmayı düşündü-ğü adımların da habercisiydi.

Başbakan Dört Gün Sonra Çıktı

Erzincan başsavcısının makam odasının basılıp gözaltına alındığı 16 Şubat günü konuşmayan tek bir isim vardı:

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan! Erdoğan'ın olaylardan tam dört gün sonraki yaklaşım ve değerlendirmesi de kendine özgüydü. Yüksek yargının tepkisini "siyaset yapmak" olarak nitelendiren Erdoğan, yargıçları da istifa edip birer siyasi partiye girerek, siyaset yapmaya çağırıyordu. Kendisinin başbakan olarak görevini bildiğiyle övünen Erdoğan, iktidarı boyunca dilinden düşürmediği "kirli tuzaklara" düşmeyeceklerini yineledi. Kirli tuzakları kuranlar, uygulayanlar kimdi sorusu, bu olayda da yanıtsız kaldı.

Mahkeme Tanıdık Çıktı!

Yargı ile hükümet arasındaki krizin doruğa çıktığı günlerde ve HSYK'nin Cihaner'in makamını basıp gözaltına alan özel yetkili savcıların yetkilerini aştıkları gerekçesiyle yetkilerini kaldırmasından hemen sonra Erzincan başsavcısının avukatları, tutukluluğa itiraz ettiler. İtirazı aynı gün içerisinde değerlendiren Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi tahliye talebini reddetti.
Burada tahliye istemini görüşerek reddeden mahkemeye ilişkin bir ayraç açmakta yarar var. CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, 23 Aralık 2009'da düzenlediği basın toplantısında, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği bir arama kararının fotokopisini dağıttı. Kılıçdaroğlu'nun iddiasına göre, yasa uyarınca "aramanın nedeni, aranacak kişi ve arama yapılacak evler ve diğer adresler" gibi zorunlu bilgilerin yer almadığı kararda, aranacak kişi ve adres kısmı boştu!

TİB Kararı Erzurum'dan Gelir

Kılıçdaroğlu'nun "hamiline çek gibi bir mahkeme kararı söz konusudur" sözleriyle değerlendirdiği kararı veren üye hakim İsmail Şahin'di. Adalet müfettişleri bu iddialar üzerine inceleme başlatmış ve İsmail Şahin hakkında işleme yer olmadığına karar vermişti. Cihaner hakkındaki arama kararını, tutuklama kararını veren kişi de, tutukluluğa yapılan itirazları reddeden kişi de İsmail Şahin idi! Ayrıca (Ankara) Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği karar uyarınca Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nda yapılacak yasadışı telefon dinlemeye ilişkin inceleme ile ilgili olarak, taa Erzurum'dan dinlemenin merkezi olan TİB'den veri alınamayacağı, hatta mahkeme kararının yerine getirilmemesi yolunda kararı veren de İsmail Şahin'den başkası değildi.
Mahkemeye ilişkin ayracımızı kapattıktan sonra adalet bakanı tarafından alışılmışın dışındaki akşam saatlerinde düzenlenen basın toplantısına dönersek, kullanılan sözcükler, yetki aşımıyla tutuklandığı yorumları yapılan başsavcının tutukluluğunun devamına karar verilmesi, bırakalım Ankara'daki ortamın durulmasını bir yana, tartışmanın daha da sertleşeceğinin işaretlerini taşıyordu.

Zemberekleri Boşalmış

Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in hedef aldığı HSYK'nin başkanvekili Kadir Özbek de kurula gelişi sırasında gazetecilerin sorulan üzerine aynı sertlikte karşılık verdi. Bir adalet bakanından beklemedikleri açıklamalara şaşırdıklarını belirten Özbek, "Sanki hukukun karşısında, yargının karşısında görünümde bulunmak isteyen bir görüntü vermek isteyen, kurulmuş bir zemberek gibi konuşan bir adalet bakanıyla yüz yüze geldik ekranlarda. Esef duyduğumu belirtmiştim, aynı şeyi tekrarlıyorum" yorumunu yaptı.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun Adalet Bakanlığı'nın genel evrakı gibi çalışan bir büro olmadığına vurgu yapan Kadir Özbek, buna karşın bakanlık de bir kısım çevrelerin kurulu bu konuma oturtmaya çalışmalarından yalandı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLA GİRİLDİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:42

Amaçları İstedikleri Gibi Yargı

HSYK başkanvekili, adalet bakanının kurulu yetki gaspında bulunmakla suçlayan konuşmasının bütünü için "keşke o metni bir hukukçuya hazırlatsaydı" eleştirisini getirdi.

Adalet bakanının okuduğu metni bir hukukçunun hazırlamadığı izlenimine kapıldıklarını anlatan Kadir Özbek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"HSYK'nin bu konudaki görev ve yetkilerinin ne olduğunu daha iyi anlayabilir ve ona göre özenle seçilmiş ifadeleri kullanırdı. Gördüğüm kadarıyla şudur: Hukuk sistemimiz ve kuvvetler ayrılığı sistemi içinde HSYK başta olmak üzere yargıya karşı bir yıpratma ve bunun sonucunda yeniden bir düzen getirme çabaları söz konusudur. Bunu da burada bir basamak olarak kullanılacak bir hamle olarak görüyorum."

HSYK Başkanvekili Kadir Özbek'in yaşanan gelişmelerin yargı reformu adı altında kurulun yapısının acele olarak değiştirilmesine ve kuruldan kurtulunmasına, yargının yeniden şekillendirilmesine bir başlangıç olarak yürütülmeye başlandığı değerlendirmesi önemliydi. Çünkü yaşanan bu olayların ardından cumhurbaşkanından başbakana, bakanlardan milletvekillerine kadar herkes ağız birliği etmişçesine "yargı reformu"nun bir an önce yapılması görüşündeydi... HSYK başkanvekdi bde "Sayın Cumhurbaşkanımızdan da bu konuda tarafsız ve objektif değerlendirmeler yapıp buna bu şekilde yaklaşmasını da bekliyorum" yorumunu yapmak zorunda kalmıştı.

Adalet bakanının "ihsası rey"de bulunmakla suçladığı Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker de üslubunu sertleştirmişti. Gerçeker, ihsası rey yapan kurum varsa onun da adalet bakanının kendisi olduğunun altını çizdi. Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun, HSYK'nin yetkisinde olan bir konuda verdiği kararın hukuka uygun olduğunu bildirdiklerini anlatan Gerçeker, iktidar odaklı eleştirilere "Bunun dışında bizim herhangi bir değerlendirmemiz yok. Yasaları açıp okusunlar, doğru dürüst okusunlar, doğru dürüst yorumlasınlar" karşılığını verdi.

CHP lideri Deniz Baykal ise gelişmeleri, hükümetin himayesi, gözetimi, desteği altında yargının da, güvenlik güçlerinin de yer yer cemaat kontrolüne geçtiği uyarısında bulunarak, yaşananı "cemaat hesaplaşması" olarak nitelendirdi. Hatta Baykal yaşananları "yargının ırzına geçme" olarak da değerlendirdi.

Cezaevinde Vekil Görüşmesi

CHP, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı ilhan Cihaner'in tutuklanmasının ardından konuyu incelemek üzere bir heyet görevlendirdi. CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir ve Erzincan Milletvekili Erol Tmastepe'den oluşan heyet, başsavcının tutukluluğunun ikinci gününde kendisini ziyaret etti.
Milletvekilleri de görüşen ilhan Cihaner, yaşadıklarını "Cemaat soruşturmasına başlamasaydım bunlar başıma gelmezdi. Cemaate yönelik işlem yapmamızın bedelini ödüyoruz" sözleriyle özetledi.

Operasyon Cumhuriyetçilere

Cihaner, hakkında böyle bir soruşturma yapılacağını 4-5 ay önceden tahmin edebildiğini söyleyerek, kendisine güvenmese geçen süre içerisinde delilleri ortadan kaldırabileceğine dikkat çekti.

Kendisine güvendiğinin altını çizen İlhan Cihaner'in söylediği çok önemli bir nokta vardı:

"Bana karşı oynanan bir oyun, tezgah ve komplo var. Onların iddialarım yarım saat içinde çürütürüm. Makam odamı aradılar. Belki ben benim odamı arayan o isimlerle ilgili soruşturma yürütüyordum. Belki onlarla ilgili elimde dosyalar, konular vardı. Bunu ne hakla yaparlar? Bu yaşananlar benim üzerimden Cumhuriyet yanlılarına karşı bir operasyondur."
İlhan Cihaner'in "belki odamı arayan isimlerle ilgili soruşturma yürütüyordum" tümcesini anlamak için 14 Ocak 2010'da gönderdiği yazıya bakmalıydık... Gizli ve acele kaşeli bu yazının bir diğer özelliği ise ilhan Cihaner'in tutuklanmadan önce Ankara'ya gönderdiği son yazı olmasıydı. (Bkz. Belge 16)

Şanal'a Soruşturma

Erzincan başsavcısının yürüttüğü mühimmatla ilgili yeni bir soruşturmanın şüphelileri arasında Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal da vardı! İsmailağa Cemaati'ne ilişkin soruşturma evrakını görevsizlik kararıyla Erzurum'a gönderen Cihaner, bu kez de Fethullah Gülen Cemaati'ne yönelik soruşturma için düğmeye basmıştı. İsmailağa Cemaati'nde olduğu gibi yeniden sıkıntılar yaşamaya başladı.

Cihaner, Adalet Bakanlığı ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na (HSYK) Gizli/Acele kaşesiyle gönderilen 14 Ocak 2010 tarihli yazıda, yürüttüğü soruşturmada Şanal'ın da yer aldığını şöyle aktardı:

"Başsavcılığımızın yürüttüğü soruşturmada kendi adı da (Osman Şanal) geçtiği halde (kişisel olarak muhbirin anlattığı konumda olduğuna da inanmamaktayım) etik olarak çekilmesi gerektiği halde bunu yapmayarak, bilgi paylaşma ve eşgüdüm taleplerimizi yerine getirmeyerek tam tersi anlamsız gözaltı ve müdahalelerle ordu mensuplarına/tarafıma yönelik olduğu anlaşılan bir komployu açığa çıkaracak soruşturmayı bu hale getirmeleri acemilik, kişisel uyuşmazlık gibi gerekçelerle dahi açıklanamayacak hususlardır."

Şanal Soruşturma Belgesini Aldı

Erzincan başsavcısının odasını basan savcıların başındaki Osman Şanal, İlhan Cihaner'in yürüttüğü bir soruşturmanın şüpheli-siydi. Baskın ve alman belgelerle bir anlamda şüphelisi olduğu dosyanın tüm bilgi ve belgelerine ulaşmış olabilirdi!

Elbette yalnızca bunlar değildi el konulan belgeler. İlhan Cihaner'in, Şanal'ın isteğine karşın devretmediği Fethullah Gülen tarikatıyla ilgili evraka aramalarda el konuldu! Cihaner'in soruşturma belgeleri arasında, Kayseri'de orduya sızma iddiasını kapsayan Işıkevleri Davası'na ilişkin belgeler de yer aldı.

Şanlı Bir Savcı

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'i tutuklatan, başsavcılık makamına yaptığı baskın nedeniyle de Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yetkileri kaldırılan eski Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal, 1972 yılında Hatay'da doğdu. 1994 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Şanal'ın 1999 yılında ilk görev yeri Afyon'un Başmakçı ilçesi oldu. Burada dört yıl görev yapan Şanal, bir yıl Kars'ın Arpaçay ilçesinde görev yaptı. Ardından Kahramanmaraş Türkoğlu ilçesine atanan savcı, 2007 yılında da Erzurum adliyesinde görevlendirildi.

Markanın Hükümsüzlüğü

Marmara Üniversitesi'nde özel hukuk alanında master yapan savcının, Markanın Hükümsüzlüğü ve Markalarda Hükümsüzlük Davaları adlı mesleki kitapları yayımlandı.
Savcı Osman Şanal'ın Cihaner olayının hemen öncesinde yürüttüğü soruşturmalar ve olaylara yaklaşımı da ilginçti.

Erzincan'da üç yıllık takibin ardından TKP/ML-Konferans adlı yasadışı örgütün legal birimleri olduğu öne sürülen İşçi-Köylü gazetesi, Partizan dergisi ve Yurtsever Devrimci Gençlik (YDG) dergisine 9 Haziran 2009'da operasyon yapıldı ve Cengiz Kılıç, eşi Derya Gökmen Kılıç, Ali Soylu, Çetin Kirşiz, Hüseyin Düz ve Hakan Çakır tutuklanırken, Erdoğan Kartal ve Ahmet Öztürk bırakıldı.
Savcı Osman Şanal tarafından düzenlenen 15 Ocak 2010 tarihli iddianamede, şüphelilerin yaptığı ve katıldığı demokratik eylem ve etkinlikler, "Sözümona demokratik hak kullanımı adı altında, örgütün amaç ve eylemleri doğrultusunda hareket etmek" diye nitelendirildi.

O eylemler de iddianamede şöyle sıralandı:

1 Mayıs kutlamasına katılmak, Kelkit Meslek Yüksekokulunda YÖK'ü protesto etmek, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde açıklama yapmak, Nevruz ile ilgili açıklama yapmak, Eğitim-Sen ve SES tarafından yapılan 'Kadına şiddet' konulu açıklamaya katılmak, İş ve Çalışma Şartlarını kınamak, İbrahim Kaypakkaya'yı anmak, israil'in Gazze saldırısını ve Halepçe Katliamı'nı protesto etmek. (Radikal, 23 Şubat 2010)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLA GİRİLDİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:42

Ç'den Orak-Çekiç, I'den Silah

Şanal, tutuklu sanık Çetin Kirsiz'in "Edebiyat-OSS" kitabın üzerine yazdığı isminden de suç çıkarttı. İddianamedeki suçlamalar arasında, Kirsiz'in ismindeki Ç harfini orak-çekiç şeklinde, i harfini ise silah şeklinde dizayn ettiği de vardı.
İddianamede, tutuklu Hüseyin Düz'ün biyoloji defterinin yanı sıra, "Başkan yarın 2de maç var, seni de aldık, yarın gel" yazılı mesajına yer verddi. Ayrıca "Kağıttan bir gemidir devrim, kimbilir kaç yunus görmüş, kaç Deniz Gezmiş" yazdı mesaj da örgüt suçunun kanıtları arasındaydı!

Marx'a da Lenin'e de El Koydu

Ayrıca, işçi-Köylü gazetesi bürosundaki aramalarda; çerçeveli halleriyle duvara asılmış Marx, Lenin, Mao, Stalin ve Darwin portrelerine el konuldu!
Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen iddianamede; Cengiz ve Derya Gökmen Kılıç, Hüseyin Düz ve Hakan Çakır için silahlı örgüt yöneticiliği suçlamasıyla 15 yda, Erdoğan Kartal, Ali Soylu ve Ahmet Oztürk için de silahlı örgüt üyeliğinden 10 yıla kadar hapis istendi.

Osman Şanal, Kemah'ta 11 Ağustos 2009'da 10 askerin şehit edilmesiyle ilgili saldırıyı da soruşturdu. Şanal saldırı sonrası Sarı-yazı Köyü Muhtarı Zeki Algül, Salyurdu Mevkii'ndeki yaylada hayvancılık yapan Mızrap Işık ve Metin Ince'yi 26 Ocak 2009'da tutuklattı. Şanal, iddianamesini 13 Ağustos 2009'da bitirdi. İddianameye göre, düzeneğe bağlı altı pil bulunmuştu. Pillerde parmak izine rastlanmamıştı.
Savcı Şanal, parmak izi bulunmadığı yönündeki rapora rağmen Mızrap Işık ve Metin Ince'nin aldıkları pillerin, saldırıdakilerle aynı marka olmasından yola çıkarak, eyleme bilerek yardım ettiklerini savladı. Şanal, üç köylü hakkında, "tasarlayarak adam öldürmek, adam öldürmeye teşebbüs, terör örgütüne üyelik, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak"tan 10 ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle dava açtı.

Mahkemede tüm sanıklar için suçun niteliği değiştirilerek, "yardım ve yataklık" suçlamasıyla ek savunma hakkı verildi. Şanal'ın ağırlaştırılmış müebbet istediği köylüler için istenilen hapis cezası da 6 yıla düştü.

Savcı Osman Şanal'ın köylüler hakkında başlattığı PKK saldırısına ilişkin soruşturmada, kolluk görevlisi olarak Jandarma İstihbarat Komutanı Binbaşı Nedim Ersan da yer almıştı. Yani bu saldırının fadlerini Şanal ile Ersan birlikte aramıştı.
Saldırıya ilişkin dava açmasının üzerinden üç ay geçmişken Osman Şanal bu kez de Nedim Ersan'ın gözaltına alınması talimatını verdi. Şanal, Ersan'ı bu saldırıyla ilgili suçlayıp, sorguda "(saldırı) sizin işiniz mi diye" sordu ve tutuklattı.

Cihaner'i Sorguya Çekmeyen...

Avukat Turgut Kazan'ın müvekkili İlhan Cihaner'in tutuklanmasının ardından Adalet Bakanı Sadullah Ergine gönderdiği mektupta, Cihaner'in odasını basan Osman Şanal'a ilişkin çok ciddi ve bir o kadar da ağır bir iddia vardı. Kazan'a göre, Şanal, sorgusunu yaptığı şüphelilere "parmağını sallayarak, O savcıyı da (İlhan Cihaner) buraya çekeceğim/çektireceğim" diye tehditler savurmuştu. Kazan'ın bu iddiası doğruysa Şanal sonunda istediğini yapmıştı!

Kumpasla Alınan Gülen Belgeleri

CHP'li milletvekilleri, Cihaner gibi Osman Şanal tarafından sorgulanarak, tutuklanması istenenlerden Albay Recep Gençoğlu ile de askeri cezaevinde görüştüler. Gençoğlu'na göre ise rahatsızlığın kaynağı ismailağa tarikatından çok, Fethullah Gülen Cemaati'ne yönelik işlemlerden kaynaklanmıştı. Gençoğlu, hazırhğı belli noktaya getirilmiş bir operasyonun Şanal eliyle sabote edildiği iddiasındaydı.

Gençoğlu bu savına ilişkin olarak, milletvekillerine şunları anlattı:

"Gülen ile ilgili dinleme ve operasyon hazırlığımız vardı. Bu sızmış. Biz operasyon yapmadan önce Sava Şanal bize bir yazı yazarak, 'Gülen Cemaati'yle ilgili elinizde ne kadar bilgi ve belge varsa bana gönderin, büyük bir operasyon düzenleyeceğim' dedi. Elimizdeki bü-tün her şeyi gönderdik. Mayıs 2009'da apar topar 10 kişiyi gözaltına aldı, sonra serbest bıraktı. Anladık ki, bizim operasyonla gözaltına alacağımız adamları bizden kaçırmak adına göstermelik operasyon yapmış. Meğer elimizdekini öğrenmek için taktikmiş. Bunun kini ve nefreti var."
(Milliyet, 19 Şubat 2010)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir