Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Erzurum-Erzincan Kavgasının Hakemi Ankara

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Erzurum-Erzincan Kavgasının Hakemi Ankara

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:30

ERZURUM-ERZİNCAN KAVGASININ HAKEMİ ANKARA

Ankara'ya Kavga Raporu Ulaşır


Tüm bu yaşanan ve yazışmalara da yansıyan "hukuk kavgası" aylarca sürdü. Erzincan Başsavcılığı cemaat soruşturmasında cemaatin şiddet ve silah kullanmaması nedeniyle kendini yetkili görürken, Erzurum silah ve cebir olduğu yönündeki ihbarlardan da hareketle bu örgütün silahlı olduğu ve kendisinin soruşturmayı yapması gerektiğinde ısrarcıydı. Erzincan Başsavcılığı sorunu yazışmayla ve hukuki değerlendirmeye çözemeyeceğini görmüş olmalı ki, 26 Mart 2009'da Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne "görüş istemi" konulu bir yazıyla başvurdu.
Yazıda, özel yetkili savcılığın, kendisine ulaşan bir ihbar mektubundaki iddialar nedeniyle, suçun terör ve çete suçlarından olduğunu, bu nedenle soruşturma evrakının fezlekeye bağlanarak gönderilmesini istediğini belirtti. Erzincan Başsavcısı Cihaner, Adalet Bakanlığı'na gönderdiği yazıda, olayda çete ve terör suçuna ilişkin hiçbir deldin olmadığını telefonla özel yetkili başsavcı vekilliğine de anlattığını kaydetti.

Gönülsüz Bir Görevsizlik

Yapılan yazışma ve görüşme sürecini aktaran Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, "Mesleki nezaket kurallarını zorlayıcı söz konusu yazıya hukuken de katılmamakla birlikte" uzayacak sürecin tutukluların adil yargılanma hakkını ihlal edebileceği kaygısıyla dosyayı görevsizlik kararıyla Erzurum Başsavcılığı'na gönderdiğini iletti.

Tüm aşamalar konusunda Ankara'yı bilgilendiren Cihaner'in Adalet Bakanlığı'nın yanıtlamasını istediği bir sorusu vardı:

Özel yetkili savcılar istedikleri dosyayı, istedikleri zaman "uhdelerine" alabilirler miydi?
Erzurum Başsavcılığı'nın Erzincan'ı "bypass" ederek, il Jandarma ve Emniyet müdürlüğüne yazı göndermesi üzerine İlhan Cihaner, 26 Mayıs 2009'da, kollukta oluşabilecek karmaşaya karşı yeni bir talimat gönderdi.

Savcıların görev ve yetkisinin yasalarda belirlendiği, başka bir savcılığın bu kuralları kaldırmak gibi bir yetkisinin bulunmadığı vurgulanan yazıda, kollukta oluşabilecek ikircikliğe karşı şu hatırlatma ve uyarı yapıldı:

"Adli soruşturmalarda yetki münhasıran Cumhuriyet savcılarında olup valilik makamından, Emniyet ve jandarma'nın hassasiyetle uyması konusunda beklenen 'destek'in ne olduğu anlaşılamamış olup adli işlemlere ilişkin idari mercilerin herhangi bir emir, talimat veremeyeceği düşünüldüğünde söz konusu ibare de yargı bağımsızlığına ve yasalara aykırıdır. Başsavcılıkların yetki ve görevlerine dair mevzuatta herhangi bir değişiklik olmadığı gözetilerek adli işlemlerde yerleşik uygulama aynen devam edecektir.

Bu nedenle özellikle:

1- Sorumluluk sahasındaki suç oluşturan eylemlere dair başsavcılığımızın -hukuki nitelendirme yapılmaksızın- bilgilendirilmesi,
2- Cumhuriyet savcılarınca adli işlemlere ilişkin verilen talimatların ilgili yasa ve yönetmelikler uyarınca derhal yerine getirilmesi,
3- Adli görev ve yetkisi olmayan mercilere adli işlemlerle ilgili bilgi verilmemesi ve talimat alınmaması,
4- Nöbetçi savcının bilgisi olmadan hiçbir adli işlemin yapılmaması hususlarında azami özen gösterilmesi, aksine davranış gösteren görevliler hakkında derhal yasal gereğinin yapılacağının ilgililere ihtar ve tebliğ edilmesi önemle rica olunur."

Yargıda Nezaket Arayışı

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, hem Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na hem de Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne, Osman Şanal'ın valiliğe gönderdiği "desteklerinizi bekleriz"' içerikli yazısını, 26 Mayıs 2009'da bir üst yazıyla gönderdi.

Kaynakça
Kitap: CÜPPELİ ADALET
Yazar: İLHAN TAŞÇI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ERZURUM-ERZİNCAN KAVGASININ HAKEMİ ANKARA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:30

Kuyruk Ha Koptu Ha Kopacak

Artık Erzincan de Erzurum hattında süren cemaat soruşturmasının kavgası Ankara'ya da taşmıştı. Zaten ne olduysa da bu noktadan sonra oldu.
Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in durumdan Ankara'yı haberdar etmesinin üzerinden henüz 23 gün geçmişti ki Adalet müfettişleri "olayı yerinde incelemek üzere" Erzincan'a ulaştılar. Soruşturulacak olayın baş aktörü de yaşadıklarına ilişkin Adalet Bakanlığından hukuki görüş isteyen Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner idi!
Anlaşılıyordu ki, aslında Adalet Bakanlığı olup bitenlerden hep haberdardı! Çünkü, Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı 20 Mart 2009'da Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'i mercek altına almıştı bile... Yani Cihaner'in cemaat üyelerinin gözaltına alınması için düğmeye basmasının; Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'e şüphelileri bırakması ricasını yerine getirmeyeceğini demesinin ve cemaat dosyasını Erzurum'a göndermemekte ısrarcı olduğu günlerin üzerinden daha bir ay bile geçmemişken!

Adalet Bakanlığı ise İlhan Cihaner hakkında başlatılan soruşturma sürecinin farklı bir seyir izlediği iddiasındaydı. Bakanlığın soruşturmaya ilişkin yazılı açıklamasına göre, Erzincan Adliyesi'nde görev yapan hakim ve savcılarla ilgili bakanlığa ulaşan ihbar ve şikayet dilekçeleri olağan denetim nedeniyle Erzincan'da bulunan Adalet müfettişlerine gönderildi. Müfettişler tarafından yapılan incelemeler sırasında da Başsavcı Cihaner hakkında soruşturma başlatıldı. Bakanlığa bakılırsa, öyle iddia edildiği gibi İsmailağa soruşturmasını başlatmasıyla Cihaner'in soruşturulması arasında bir ilişki yoktu!

Cemaatime Dokunanı Yakarım

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında inceleme başlatan müfettişler, adalet bakanının da oluruyla soruşturmaya başladılar. 18 Haziran 2009'da Adalet Bakanlığı Başmüfettişi AH Er-yılmaz imzasıyla Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'e soruşturma tebliğ edildi.

Soruşturmayı yürüten Adalet Bakanlığı müfettişleri, Başsavcı Cihaner'e yöneltilen "suçlamaları" şöyle sıraladılar:

1 - Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün genelgeleri gereğince örgütlü suçların soruşturulmasına başlandığında genelge ekindeki formun eksiksiz, bir şekilde doldurularak derhal bildirilmesi gerekirken 2007/6526 sayılı (İsmailağa Cemaati) soruşturma evrakını yaklaşık iki yıl sonra bildirdiğiniz, 2009/138 sayılıda da benzer şekilde davrandığınız,
2- Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazdığınız 22.05.2009 tarih 2009/138 soruşturma sayılı yazıda, kamu kurumları arasındaki yazışmalara gösterilmesi gereken titizliği göstermediğiniz gibi, muhatabınızı küçük düşürücü tarzda kaleme aldığınız,
3- Erzincan Valilik makamına yazdığınız^ 26.5.2009 tarihli yazıda da benzer şekilde hareket ettiğiniz,
4- 7.2.2009, 08.05.2009, 22.09.2008, 14.12.2008, 23.12.2008 tarihlerinde izinli olmadığınız halde görev yerini terk ettiğiniz,
5- Bizzat yürüttüğünüz 2007/6526 (İsmailağa Cemaati soruşturması) sayılı soruşturmada doğru ve tarafsız^ davranmadığınız..
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ERZURUM-ERZİNCAN KAVGASININ HAKEMİ ANKARA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:30

Temel olarak yöneltilen suçlamalar müfettişliğin yazısında bu şekildeydi. Yani ismailağa Cemaati'ne karşı doğru ve tarafsız davranılmamış, resmi yazışmalarda "küçük düşürücü" ifadeler kullanılmıştı. Ancak yazının ayrıntıları incelendiğinde, bu suçlamaların asıl dayanağının ne olduğu da ortaya çıkıyordu.

Adalet Bakanlığı müfettişlerinin yazısındaki uzunca bir cümleye bakalım:

"İsmailağa Cemaati'nin merkezi istanbul olduğu açıkça belli olduğu halde ve Jandarma tarafından yapılan şüphelilerin sorgusunda, sorduğu sorularda Erzincan'ın Erzurum'a bağlı olduğu da belirtilmesine rağmen, yetkinizi aşarak, cemaatin merkezi Erzincan'mış gibi yetkiniz dışındaki Erzurum, Van, Kelkit, Iğdır, Bayburt, Doğubeyazıt, Kars, Aşkale, Sarıkamış, Gümüşhane gibi birçok yere talimat yazarak saptanan şüpheli şahısların evlerinde arama yapılarak mevcutlu olarak Erzincan'a getirilmelerini istediğiniz... "
Belki de yazının özü, bir başsavcılığın yapacağı operasyonda gözaltına alınacak kişderle dgdi hazırlığı nedeniyle suçlanmasıydı.

Bu tartışmalı bölümü de başmüfettişliğin yazısından alalım:

"Yine, İstanbul ilinde Mahmut Ustaosmanoğlu (İsmailağa Cemaati'nin lideri) başta olmak üzere 32 kişi, Erzurum ilinde 9 kişi, Gümüşhane ilinde 4 kişi, Kars'ta 3 kişi, Bayburt, kayseri, Van, Trabzon, Bursa, Çankırı, Sakarya, Konya, Ağrı, Iğdır, Tokat, Ordu illerinde ise toplam 21 kişinin yapılacak operasyonlarla gözaltına alınması için liste halinde isim ve adres tespiti yaparak hazırlık yaptığınız... " Açıkça, operasyon yapmasanız olmaz mıydı denir gibiydi!
Hakkında idari ve adli soruşturmalar başlatılan Erzincan Başsavcısı ilhan Cihaner'in avukatlığını Turgut Kazan üstlendi.

Kazan 46 yıllık savunmanlık yaşamında ilk kez bir Cumhuriyet başsavcısının savunmanlığını üstlenmek durumunda kaldığına işaret edip olayı bir savunman penceresinden şöyle anlattı:

"Ergenekon kapsamındaki dinlemelerin mahkeme kararlarında sanığın adı yok, şüphelinin adı yok. Suçun adı yok. Yalnızca telefon numarası var. Burada (İsmailağa soruşturması) isimler var, yüklenen suç var. Adalet Bakanlığı Ergenekon savcıları hakkında 100'ü aşkın suç duyurusundan birine dahi soruşturma izni vermedi. Şu anda siyasal iktidarın yargıda oynadığı oyun ortada. Yargıya 'bizim istediğimiz gibi çalışırsanız, HSYK kurulu sizi başka bir yere atasa bile biz sizi koruruz, en yüksek yerlere getiririz. Ama bizim istediğimizi yapmazsanız sizi ezer geçeriz' deniliyor. Diğer yandan müvekkilim Cihaner, Ergenekon davasına misilleme yapmakla suçlanıyor ancak Cihaner'in başlattığı soruşturmanın başlangıç tarihine (2007) dikkat edilirse Ergenekon davasına misilleme yapıldığı yönündeki suçlamanın ipe sapa gelir bir tarafı yok çünkü o dönemde Ergenekon davası yoktu. Adalet Bakanlığı'nın tutumu basit bir yanlışlık ve uğranılan mağduriyet kişisel bir mağduriyet sayılmaz. Tüm yargıç ve savcılara yönelik bir tehdit ve sindirme örneği ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu örnek, demokrasi ve hukuk devleti açısından çok önemlidir. Mutlaka bilinmesi, doğru değerlendirilmesi ve tepki gösterilmesi gerekir. Çünkü bağımsız yargı ve iyi işleyen bir yargı, demokrasinin güvencesidir. Yürütmenin yargıya müdahalesi bu güvenceyi öldürür."
(Cumhuriyet, 28 Ağustos 2009)

MİT Bulamadı Sen Nasıl Buldun?

Erzurum Başsavcılığı, aynı cemaat hakkında kendisi de soruşturma yaptığı için belgelerin gönderilmesini istediği halde, Erzincan Başsavcılığı'nı belgeleri göndermemekle suçladı. Oysa "ben de o cemaati soruşturuyorum" diyen Erzurum Başsavcılığı, Erzincan'daki meslektaşlarından tam tamına 2 yıl sonra gelen bir "ihbar mektubu" üzerine daha yeni soruşturmaya başlamıştı. Hatta aynı ihbar mektubu, Erzincan Başsavcılığı'na da ulaşmıştı!

Adalet Müfettişliği'nin, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı'na yönelik suçlaması şöyleydi:

"MİT, Emniyet ve Jandarma kayıtlarına göre İsmailağa ve Fethullah Gülen Cemaati'nin Hizbullah ve İBDA-C ile şimdiye kadar tespit edilmiş bir bağlantısı olmamasına rağmen, 2007/6526 sayılı soruşturma şüphelilerinin Hizbullah, 2009/138 (Fethullah Gülen) sayılı soruşturmadaki şüphelilerin ise İBDA-C mensubu olduklarından bahisle Erzincan İl Jandarma Komutanlığı'nın talebi üzerine önleme dinlemesi yapıldığı, bir suç unsuru saptanamadığı ve Erzurum Cumhuriyet başsavcı vekilliğinin 23.4.2009 tarihli yazılarında, yaptıkları bir soruşturma kapsamında şüpheliler hakkında Erzincan Başsavcılığı'nca herhangi bir soruşturma yapılıp yapılmadığının sorulduğu halde, soruşturma bulunmadığı şeklinde yazı cevabı..."
Bakanlık müfettişleri eliyle, cemaatleri soruşturan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in savunması istendi.

Başsavcı Cihaner'in yanıtlaması istenen dikkat çekici sorular şöyle sıralandı:

"İsmailağa Cemaati mensubu olduğu anlaşılan şüphelilerin hangi suç örgütünü kurup üye oldukları, amaçlarının neler olduğunu,
İsmailağa Cemaatinden başka aynı şekilde faaliyet gösteren grup/tarikat/cemaat/örgüt yapılanmalarının olduğu şüphesinin doğduğundan bahisle 9 madde halinde bir kısım suçların işlenip işlenmediğinin araştırılmasını talep ettiğiniz yazıda bahsettiğiniz şüphe ve soruşturmayı gerektiren delillerin neler olduğunu savunma ekinde belirtmeniz... "
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ERZURUM-ERZİNCAN KAVGASININ HAKEMİ ANKARA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:31

Dinleme Emniyet'ten Uçuruldu

En yalın haliyle söyleyecek olursak, soruşturma belgesinde, cemaate yönelik soruşturmadaki delilleri açıklaması isteniyordu. Soruşturma delillerinin İsmailağa Cemaati dosyasında olmasına karşın müfettişlerce bunun açıklanmasının istenmesi hayli anlamlıydı. Aynca İsmailağa Cemaati dışında o dönemde henüz ön çalışması süren Fethullah Gülen Cemaati'ne yönelik soruşturma evrakı da istenmiş oldu! İlhan Cihaner hangi cemaate yönelik soruşturma yapsa başına dert açılıyordu! Fethullah Gülen dosyası da Erzurum'dan isteniyordu.

İlhan Cihaner, 2009/138 numarasıyla da Fethullah Gülen Cemaati'ne yönelik soruşturma başlatmıştı. 2009'un Şubat ayında Gülen Cemaatini mercek altına alan Cihaner'e 30 Nisan 2009'da Osman Şanal bir yazı yazarak, İsmailağa dışında sayı ve soruşturma numarasını da vererek Gülen dosyasını istedi. Cihaner'in iddiasına göre Şanal, Jandarma'nın önleyici dinleme listesini mahkeme kayıtlarından öğrenen Emniyet'in bildirmesiyle dosyadan haberdar olmuştu. Üstelik, bu listede adı geçen Gülen tarikatı üyeleri Şanal tarafından gözaltına alınıp bırakıldı. Cihaner'e göre bu operasyon, zanlıların soruşturmadan haberdar edilmesine yardımcı oldu. Erzincan Cumhuriyet Baş-savcılığı, Fethullah Gülen Cemaati'nin silahlı örgüt olduğuna ilişkin bir delil bulunmadığı, dolayısıyla da bu konuda Erzurum Özel Yetkili Savcılığı'nın bir yetkisi olamayacağı gerekçesiyle Osman Şanal'ın dosya istemini reddetti, istemi reddedilen Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı da İlhan Cihaner'i Adalet Bakanlığı'na şikayet etti.
Yaşananlara karşın Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, Fethullah Gülen soruşturmasını sürdürürken, farklı açılardan konuya yoğunlaştı.

Gülen'in Para Hareketi Mercek Altında

Cihaner, Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığından, daha önce karara bağlanmış Fethullah Gülen dosyasını; Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığından ise Kayseri'de ordudaki Fethullah Gülen taraftarlarına yönelik Işıkevleri dosyasını istedi.

Erzincan Cumhuriyet başsavcısı 26 Mayıs 2009'da bankalarla yazışarak, Gülen Cemaati'ne yakın isimlerin beş yıllık para akışını sordu.
Burada bir parantez açmakta yarar var. Erzurum Özel Yetkili Savcılığı'nın, İlhan Cihaner'den Gülen soruşturma evrakını istediği günlerde 8 Nisan 2009'da uzunca süredir hiç sesi çıkmayan ve ABD'de yaşayan emekli vaiz Fethullah Gülen kendilerine yakın http://www.herkul.org adresinde bir ilginç açıklama yaptı. Gülen'e göre, "...Yarın Tahşiye diye bir şey icat edebilirleri Allah korusun. Kitap okuyan Müslümanlarla, okudukları kitaplarla ayakta durmaya çalışanların içine sokmaya çalışabilirler. Kitapların sahibi zatın posterlerini evlerine asabilirler. Ellerine de Kaleşnikofları verirler, iki yerde eylem yaptırıp demek ki fırsat bulunca bunlar da silaha sarılabilir derler. Çuvaldızı bile olmayan insanlara terörist damgası vurmak isteyebilirlerdi. Zaten Gülen'in bu açıklamasından yalnızca iki ay sonra Taraf gazetesi 12 Haziran 2009'da "AKP ve Gülen'i bitirme planı"nı duyurdu. Daha da ilginç olan ise Taraf gazetesi, yayımladığı belgenin tarihinin Nisan 2009 olduğunu okurlarına aktardı. Yani tam da Gülen'in "çuvaldızı bile olmayanlara terörist damgası vurulabdeceği"ni söylediği günler...

Bu hatırlatmanın ardından devam edelim. ismailağa dosyasında olduğu gibi, 1 Haziran 2009'da Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı'na bir ihbar mektubu daha ulaştı! Bu mektuba göre, Gülen Cemaati de aynı ismailağa Cemaati gibi "şeriat devletini amaçlıyor ve silahlı bir ayaklanmaya" hazırlanıyordu! Erzincan Başsavcısı ilhan Cihaner ise cemaatin silahlı olmadığı görüşüyle dosyayı Erzurum'a göndermedi. Cihaner'in Fethullah Gülen dosyasını Osman Şanal'a göndermemesi de suç sayıldı.

Adalet Bakanlığı müfettişlerinin Cihaner hakkında yürüttükleri soruşturmada, İsmailağa yanında Fethullah Gülen Cemaati soruşturma evrakını Erzurum Özel Yetkili Savcılığı'na göndermemek suçlaması da vardı! Onun için de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna gönderdiği savunmasında Cihaner, müfettişler hakkında "adeta Gülen grubuna bir dokunulmazlık atfetmektedirler" değerlendirmesini yaptı.

Başsavcıya Kulak Misafiri

Erzincan Başsavcısı Cihaner'i soruşturup izleyen yalnızca Adalet Bakanlığı müfettişleri değildi. Başsavcının kulak misafirleri de vardı!
ilhan Cihaner hakkında inceleme yapan Adalet müfettişleri, 14 Ekim 2008'de, istanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvurarak Ergenekon soruşturması kapsamında 50 hakim ve savcının detişiminin tespitini ve dinlenmesini istedi.

Dinlenmesi ve izlenmesi istenenler arasında tanıdık bir isim de vardı:

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı ilhan Cihaner!
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ERZURUM-ERZİNCAN KAVGASININ HAKEMİ ANKARA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:31

Talep yazısında, dinleme dışında, bu isimlerin son 1 yıllık döneme ilişkin HTS raporları da (detay kayıtları ve bulunduğu yer bilgisi) istendi. Aynca bu yargı mensuplarının 4 hafta süreyle teknik araçlarla takibe alınması ve kamuya açık yerlerde ve işyerlerinde gizlice ses ve görüntü kaydı yapılmasına izin verilmesi istendi. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, müfettişlerin talepte bulunduğu gün taleplerini kabul etti.

Mahkeme kararının gerekçesi şöyle açıklandı:

"Ergenekon terör örgütünün hiyerarşik bir yapıya sahip ve çok katı bir disiplin içerisinde hücre yapılanması içerisinde olması ve bu sebepten ötürü örgüt üyelerinin örgüt içinde sadece kendi bilmeleri gereken kimselerle irtibatlı olabilmelerine izin verilmesi ve örgütün diğer üyelerini tanımalarına izin verilmemesi, örgütün amaçları doğrultusunda kamuoyunda infiale sebep olabilecek nitelikte eylemler gerçekleştirebilecek kadar tehlikeli olması, başka yöntemlerle suçluların ve eylemlerinin ortaya çıkartılmasının mümkün bulunmaması nedeniyle talep doğrultusunda karar verilmesi gerekmiştir."
Böylesine ağır suçlama yöneltilenler arasındaki kimler yoktu ki? Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin de dönemin Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Boyrazoğlu ve daha onlarcası. Konumuzla doğrudan ilgisi yok ama yine de belirtmekte yarar var. Ergenekon soruşturması kapsamında telefonları dinlenen 56 yargıç ve savcıdan hiçbirisi hakkında suçlamalara dayanak yapılacak delile ulaşılamadı!

Ergenekon izi Yoktu!

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, cemaat soruşturmalarını yürüttüğü dönemde tam 13 ay boyunca dinlendi.
Adalet Bakanlığı'nın 1 Aralık 2009 tarihini taşıyan yazısına göre, Erzincan başsavcısının dinlendiği sürede terör örgütüyle ilişkisi olduğuna ilişkin hiçbir delile ulaşılamadı. 13 aylık dinlemede İlhan Cihaner hakkında bulunan tek "suç", bir meslektaşıyla telefonla yaptığı görüşmede Adalet müfettişlerine "hakaret" etmesiydi. Oysa yasalara göre, kişinin gıyabında hakaret ancak aleni ortamda gerçekleşmiş ise suçtu ve kişiler arasındaki konuşmalarda başkaları hakkında geçen sözler hakaret suçu oluşturmuyordu; buna karşın bir ilke imza atılarak, Cihaner hakkında soruşturma başlatıldı. Bunun dışındaki konuşmaları ise suç niteliği taşımadığından imha edildi!

Ancak bu imhadan 2 ay sonra her ne olduysa oldu ve İlhan Cihaner yeniden Ergenekon terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla karşılaştı, hatta bu kez tutuklandı da.
Adalet müfettişleri, telefonları da dinlenen Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında düzenledikleri soruşturma sonuç raporunu adalet bakanının oluruna sundu. Ardından, Adalet bakanının onayını da taşıyan rapor Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna sunuldu. Meslekten ihracı istenen Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner de 14 Aralık 2009'da HSYK'ye savunmasını iletti.
Savunmanın bütününe bakıldığında Erzincan-Erzurum-Ankara ya da cemaat-siyaset-adalet üçgeninde yaşananların, bir Cumhuriyet başsavcısının gözünden aktarılması olduğu görülüyordu...

Cemaat Sistemi Nasıl işliyor?

Cihaner, 2 Kasım 2007'de Erzincan Jandarma Komutanlığının "İsmailağa Cemaatinin merkeze bağlı köylerle Kemah ve Refahiye ilçelerine bağlı köylerde, okul öncesi yaş grubu çocuklarını ailelerinden alarak izinsiz dini eğitime tabi tuttuklarını, izinsiz, nakdi ve ayni yardım topladıklarını istihbari olarak tespit ettikleri" yönündeki bilgi notunun kendisine aktarıldığını belirtti.

İsmailağa Cemaati'ndeki yapıyı ve sistemin işleyişini, bu konuda inceleme ve araştırmasını belli bir noktaya getiren İlhan Cihaner'den dinleyelim:

"İsmailağa Cemaati örgüt lider ve yöneticileri ağırlıkla İstanbul Hindedir. Belirli semtlerde taşraya gönderdikleri hocaları eğitime tabi tuttukları medrese tipi yerler vardır. Birçok camide kendi kontrollerinde imam hatipler görev yapmaktadır. Türkiye'yi 13 bölgeye ayırmışlar ve bu bölgelerin sorumluları vardır."

Harcanan Para Belirsiz

"Her ilde kanuna aykırı olarak faaliyet gösteren kreş, yurt, vakıf ve dernek gibi yerleri vardır. Bu yerlerde eğitim veren hocalar merkeziden belirlenmekte ve maaşları posta çeki hesapları aracılığı ile merkeziden ödenmektedir. Ayrıca taşrada değişik adlarla (Filistin'e yardım, Çeçenistan'a yardım, Kuran kursuna yardım vs) toplanan yardımlar merkeze gönderilirken, kanuna aykırı olarak toplanan bu paraların ne şekilde harcandığı belirsizdir, İstanbul'da denetimle görevli yöneticiler ve bölge yöneticileri zaman zaman illere denetim ve teftişe giderler. Hangi hocanın hangi il ya da ilçede görev yapacağı merkezden belirlenir hatta tayinleri çıkarılır. Örgütün 'el maruf adlı eleman kazanma ve propaganda birimi vardır. Bunlar dönem dönem sefer ya da tebliğ adı altında propaganda gezileri düzenlerler ayrıca tekamül heyeti gibi alt yapılanmaları vardır, izinsiz kurslarda verilen eğitim ağırlıklı olarak laiklik karşıtı bir eğitim olup kendilerine özgü giyimleri vardır. Kız çocuklarının devlet okullarına gönderilmesine karşıdırlar. Tüm Türkiye çapında çok hızlı gelişmekte ve örgütlenmededirler. Kamu görevlileri ve işadamları arasında çok fazla destekçileri vardır. Yurtdışında da örgütlenmeye başlamışlardır."

Erzincan başsavcısının talimatıyla İsmailağa Cemaati'ne yönelik ilk operasyon 23 Şubat 2009'da yaptırıldı ve 26 kişi gözaltına alındı. Gözaltındakilerden 9'u da mahkeme tarafından tutuklandı. Adalet müfettişleri ise düzenledikleri raporda, İlhan Cihaner'in cemaat soruşturmasında tarafsızlığını yitirdiği iddiasındaydı.

Müfettişlerin, kimlerin suç işleyip işlemeyeceği sonucuna da götürecek nitelikteki değerlendirmeleri soruşturma evrakına şöyle yansıdı:

"Sanki zikredilen dini grubun yargı organlarınca tespit edilmiş birtakım suçlan işliyormuş gibi çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarına, dini grup hakkında bilgisi olabilecek kişilere yazılar yazarak araştırmaya girilmesi... ancak taraflı bir tutumun sonucu olabilecektir."

Dokunulmaz Grup Gülen

Başsavcı Cihaner ise kendisine yönelik bu değerlendirmenin skandalı da aşar nitelikte olduğunu söyleyip yaşananlar karşısında kendisini şöyle savundu:

"Müfettişler sanki bu ülkede yaşamamaktadırlar. Sanki örneği dosyada bulunan ve söz konusu grubun liderinin zaman aşımından beraat ettiği yargılama olmamıştır. Sanki dosya içerisinde bulunan Hava Kuvvetleri Askeri Savcılığının dosyasındaki ifadeler yoktur. Sanki Emniyet ve Jandarma'nın tespitleri savcılıklar için bağlayıcıdır. Adeta Fethullah Gülen grubuna bir dokunulmazlık atfetmektedirler."
Erzincan başsavcısına göre, soruşturma işlemi suçsuzluk gibi bir ön kabulle başlamazdı. Savcıların görevi zaten bizatihi suç iddiasını araştırmaktı.

Cihaner, bir noktaya da dikkat çekiyordu:

"Dosya içerisine konulmayan İsmailağa Cemaati soruşturmasındaki birçok iletişim tespit tutanağı (tape) soruşturma başlatılmasını gerektiren yeterli izlenimi fazlası ile karşılamaktadır. Müfettişler bu tapeleri dosyaya koymayarak yüksek kuruludan (HSYK) bilgi saklamışlardır."

Başsavcıya yönelik öne çıkan bir başka iddia ise durup dururken soruşturma başlatmasıydı. Cihaner soruşturma başlatmasının suç olarak değerlendirilmesi durumunda, cemaat üyeleri hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açan Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'nın da suçlanması ve soruşturulması gerektiği görüşündeydi.
Anımsayalım, cemaate yönelik soruşturma ilk olarak Erzincan İl Emniyet Komisyonu toplantısında gündeme gelmişti.
Dönemin Erzincan Valisi Ali Güngör de "Bu konuda ilk ihbar bana gelmişti. Bu durumu toplantıda bulunanlarla paylaştım. Emniyet müdürüne de konuyu araştırması görevini verdim," diyerek, yaşananları doğruladı. (Hürriyet, 19 Şubat 2010)

Başsavcıya Dava Hazırlığı

Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı ilhan Cihaner hakkında 30 Ekim 2009'da kovuşturma izni verdi. Kovuşturma izninin ardından da Başsavcı Cihaner hakkında Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı'nda idari soruşturmanın ardından adli soruşturma ve dava geldi. Şimdi de 2009/22 numaralı iddianamedeki, ihbarcılardan başsavcıya yöneltilen suçlamaları tek tek irdeleyelim.

iddianamenin ihbar edenler bölümünün dk sırasında, cemaat dosyalarını ısrarla isteyen Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı yer aldı. Oysa, bir savcılık herhangi bir suç şüphesi gördüğünde hazırlık soruşturması başlatması gerekirdi. Eğer söz konusu suç savcılığın yetki alanı dışındaysa bu durumda da bir hazırlık soruşturması başlatması ve yetkisizlik kararıyla "suçun" işlendiği yere dosyayı göndermesi genel uygulamaydı. Ancak görünen oydu ki, Erzurum Başsavcılığı ihbarcı konumunda olmayı tercih etmişti. Diğer dört ihbarcının ismi de hayli dikkat çekiciydi. İhbarcılar, Adalet Bakanlığı'na hitaben yazan "Sağduyulu bir grup Erzincanlı", "Duyarlı ve mağdur bir Vatandaş", "İkram Çamur" de "Hakan Vural" takma isimli kişilerdi. Bu 5 ayrı ihbarcının anlatımlarından harekede Cihaner hakkında "Görevi kötüye kullanmak, resmi belgede sahtecilik ve bu suça azmettirme" de "görevi kötüye kullanmak ve imar kirliliğine neden olmak" suçlamasıyla dava açıldı. (Bkz. Belge 11)
İddianamenin ayrıntılarına girmeden önce hakimler ve savcılar hakkındaki şikayetler bu dilekçelerde yasaya uygun yapılmış mı onu irdeleyelim.

Yasanın istediği şikayetçi ve dilekçesi nasıl olmalı? Hakimler ve Savcılar Yasasının "ihbar ve Şikayetler" başlıklı 97. maddesinde, bizim konumuzla ilgili olan bölüm şöyle sıralanıyor:

"Hakim ve savcılar hakkında: Belli bir konuyu içermeyen veya somut delile dayanmayan, Başvuru sahibinin adı, soyadı, imzası ile iş veya yerleşim yeri adresi ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası bulunmayan... ihbar ve şikayetler işleme konulmaz."

Oysa bu ihbarlarda başvuru sahiplerinin gerçek olmadıkları zaten kullandıkları takma isimlerle ortadaydı. Zaten iddianamede de bu isimlerin "müstear" (takma) isim olduğu belirtildi. Bu durumu, Cihaner'in avukatı Turgut Kazan, "Adalet Bakanlığının, üstelik de bunları yazarak, böyle bir soruşturmayı başlatması hukuk düzeni açısından inanılmaz bir durum. Gerek TCY'de gerekse Hakimler ve Savcılar Yasasında bir kamu görevlisiyle ilgili soruşturmanın nasıl başlatılacağı, yapılacağı bellidir... Başka bir deyişle bu tür bir dilekçenin asla işleme konamayacağı yönünde hüküm var" sözleriyle yorumladı.
(Cumhuriyet, 5 Aralık 2009)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ERZURUM-ERZİNCAN KAVGASININ HAKEMİ ANKARA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:32

İhbarcı 'Çamur' Sahte Çıktı

Başsavcı İlhan Cihaner hakkında dava açılmasında etkili olan ihbarcılardan "İkram Çamur" aslında Erzincan Belediyesi İmar İşleri Müdürü'nün de adıydı.
Adalet Bakanlığı'na İkram Çamur adıyla gönderden 20 Mart 2009 tarihli ihbar mektubunda, kentin geçmişte deprem felaketleriyle karşılaştığı, çok sayıda can ve mal kaybı görüldüğü belirtildi. Çamur imzalı dilekçede bu nedenle imar mevzuatına aykırı yapılaşmalara izin verilmediği, uygun olmayan yapıların yıkıldığı ve sorumlulara para cezası vererek haklarında suç duyurusunda bulunulduğu anlatıldı. Mektupta Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in de adliye lojmanları bahçesine ruhsatsız inşaat yaptığı iddiası özetle şöyle anlatıldı:

"Bunu gören ve belediye ve ruhsatsız yapı konusunda anlaşmazlık yaşayanlar 'Gücünüz bize mi yetiyor? Cumhuriyet başsavcısı peki nasıl oluyor da ruhsatsız yapabiliyor?' diyerek bize karşı çıkıyor. Bu durum nedeni ile sayın başsavcıya yaptırdığı ruhsatsız yapının vatandaşlarca bize şikayet konusu edildiğini, bu nedenle işlem yapmayı düşündüğümüzü belirttiğimizde kendisi bizlere çok sert tepki gösterdi. Hakkımızda şikayetler olduğunu, bunları işleme koyabileceğini belirterek tehditvari bir şekilde bizi azarladı. Kanunlara öncelikle uyması gereken sayın başsavcımızın bu yaptıklarını bilginize sunuyor ve gereğinin yapılmasını arz ediyorum."

Adımı Kullanıyorlar, Bulun!

Adalet Bakanlığı tarafından görevlendirilen Başmüfettiş Ali Er-yılmaz ile Müfettiş Dursun Ali Gündoğdu, 6 Temmuz 2009'da Erzincan'a gelerek Belediye İmar İşleri Müdürü İkram Çamur'un ifadesine başvurdu. Çamur, 12 yıldır belediyede çalıştığını, 2008 yılında Cumhuriyet başsavcılığından lojmanların bulunduğu bahçede yapmayı düşündükleri kameriye konusunda sakınca olup olmadığının sorulduğunu bildirdi. Yanıt verdikten sonra belediyeye müracaat olmadığını anlatan İkram Çamur, 18 Aralık 2009'da Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı'na dilekçe gönderdi. Adalet Bakanlığı'na Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'i suçlayan dilekçeyi kendisinin yollamadığının altını çizen İkram Çamur, bunu yazanların tespit edilerek haklarında yasal işlem yapılmasını istedi. Çamur, dilekçesinde şöyle dedi:
"Adalet Bakanlığı'na gönderilen adıma düzenlenmiş sahte dilekçe ile Erzincan Cumhuriyet başsavcısı hakkında suç duyurusu yapıldığım öğrenmiş bulunmaktayım. Dilekçedeki imza benim imzamla karşılaştırıldığında sahte olduğu net bir şekilde anlaşılmaktadır. Ayrıca dilekçede bahsedilen olayların hiçbiri gerçeği yansıtmamaktadır. Adalet Başmüfettişliği tarafından 19 Haziran 2009'da bu kameriye ile ilgili olarak 'Herhangi bir şikayet olup olmadığı ve imar mevzuatına aykırılık bulunup bulunmadığı' sorulmuştur. Belediyemizce yapılan inceleme neticesinde 'Herhangi bir şikayet olmadığı ve bahçe içerisine yapılan kameriyenin sürgülü cam sistemi ile kısmen kapalı olarak kullanıldığı, ayrıca arka kısmına 1 adet WC Lavabo yapıldığı ve bunun mevzuata uygun olmadığı' bildirilmiştir. Bu durum belediyemizce Cumhuriyet Başsavcılığına da iletilmiştir. Daha sonra Adalet Başmüfettişliğince ifademe başvurulmuştur. 6 Temmuz 2009 tarihli ifademde olayları anlattım. Yapılmış kameriyenin müştemilat olarak değerlendirilemeyeceğini, sürgülü cam sistemi ile kısmen kapalı kullanıldığından dolayı uygun olmadığı, açık olarak kullanılırsa imar mevzuatına uygun olacağını açıkça ifade ettim. Benim ismimi kullanarak hazırlanmış olan dilekçenin sahte olduğu net olarak anlaşılmaktadır."

Gerçek İkram Çamur, kendi adıyla yazdan mektubun sahte olduğunu belirterek, savcılığa suç duyurusunda bulundu. Erzincan Belediyesi İmar İşleri Müdürü İkram Çamur'un adaletten de bir isteği vardı: "İsmimi kullanarak sahte dilekçe yazan kişilerin de tespit edilerek, haklarında kanunu işlem yapılması."

Niye Delil Araştırıyorsun?

Adalet Bakanlığı'nın düzenlediği fezlekeyle en yakın ağır ceza mahkemesi olan Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi'ne açılan davanın iddianamesinde de Erzurum de Erzincan Başsavcılıkları arasında ismailağa ve Fethullah Gülen Cemaati'ne ilişkin yaşanan yetki tartışmasına yer verildi. Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, cemaat soruşturmasında ısrarcı davranarak, "Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine, Ankara Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığına, Mit Müsteşarlığına müzekkereler yazarak, yurt çapında delil araştırmasına" girmekle suçlandı.
İlhan Cihaner'in mesleki kıdem ve deneyimini de dikkate alan bakanlık, görevini yaparken doğru ve tarafsız davranmadığı sonucuna vardı!

Çevreyi Kirlettin Davası!

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianamede, Erzincan Başsavcısı ilhan Cihaner'e yöneltilen suçlamalar şöyle sıralandı:


• Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı iki cemaate yönelik iki ayrı soruşturmayla ilgili Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yetkisinde olduğu değerlendirilerek bilgi talep etmesine rağmen soruşturmayı gizlemek,
• Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderden, bir kamu görevlisinin kaleme aldığı öne sürülen şikayet dilekçesinde Fethullah Gülen taraftan dini grubun şeriat ihtilali planladıkları dile getirilmesine, bu iddianın Erzurum Yetkili Cumhuriyet Savcılığı'nın yetki alanında olmasına rağmen yazışmaları sürdürerek ısrarla soruşturmaya devam etmek,
• Yıllık iznini kullanıp döndükten sonra 22 Eylül 2008'de göreve başlamasına rağmen 20 Eylül Cumartesi günü göreve başlamış gibi 22 Eylül'de bakanlığa telgraf çektirerek resmi evrakta sahtecilik yapmak,
• Resmi bir ödenek olmadığı halde adliye lojmanlarının bahçesine, haklarında kamu davaları bulunan üç kişinin de yardımlarıyla ilgili yerlerden yapı izni almadan, bilirkişi raporuna göre imar mevzuatına aykırı ölçülerde 101 metrekarelik alana kameriye yaptırarak imar kirliliğine neden olmak, yargı camiasının saygınlığına ve tarafsızlığına gölge düşürmek.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ERZURUM-ERZİNCAN KAVGASININ HAKEMİ ANKARA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:32

Başsavcıya 26 Yıl Hapis İstemi

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı ilhan Cihaner hakkında bu suçlamalar nedeniyle 26 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi de Cihaner'in yargılanmasını kabul etti. Cihaner, bu "suçlar" yönünden, Yargıtay'da yargılanmaya başlandı.

Bir başsavcı olarak ilhan Cihaner'in söylediği önemli bir nokta vardı:

"iftira ve delil uydurma kampanyasını boşa çıkarmak için 24 saatimi noter ve kameralarla belgelemeyi, tüm iletişimimi kaydedip ilgili mercilere göndermeyi ciddi olarak düşünmekteyim."

Başsavcının böylesi serzenişte bulunmasının nedeni, Aralık 2009'da makamında CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ile gizlice görüştüğü yönündeki iddialardı.
Cihaner, CHP'li Ersin'in Erzincan'da basın açıklaması yaptığı gün kendisinin sabah erken saatlerinde adliyeye geldiğini ve avukatıyla birlikte, hakkında yürüyen bir adli süreçle ilgili olarak Tunceli'ye hareket ettiğini vurguladı.

Philadelphia Deneyi mi?

"Bu sürece adliyenin güvenlik kameraları, avukatım, koruma polisim, sekreterim ve muhtemelen yapılmakta olan yasal ve gayri yasal teknik takip kayıtları tanıktır" diyen ilhan Cihaner, artık hakkındaki iddialara farklı yaklaşımlarla yanıt verme durumunda bırakıldığı hissini uyandıran değerlendirmeler yapıyordu:

"Bir insanın aynı anda iki farklı yerde olması ya da bu kadar hızlı yer değiştirmesi tartışmalı Philadelphia deneyi bir yana bırakılırsa fizik kurallarına aykırıdır. Şahsıma ve benim üzerimden başka kurumlara, dürüst ve cesur kamu görevlilerine yönelik yürütülen bu akıl ve vicdan dışı karalama, iftira ve delil uydurma kampanyasını boşa çıkarmak için 24 saatimi noter ve kameralarla belgelemeyi, gereksiz yere kamu kaynaklarının harcanmaması ve karar almak için meslektaşların yorulmaması için tüm iletişimimi kaydedip ilgili mercilere göndermeyi ciddi olarak düşünmekteyim."
Başsavcı her adımının izlendiğinden ve dinlendiğinden artık çok emindi. Yaşananların yalnızca Erzurum-Erzincan ve Adalet Bakanlığı arasında bilindiği günlerde, 13 Ağustos 2009'da "Cemaate Dokunulamadı" başlıklı sekiz sütuna manşet haberim Cumhuriyet gazetesinde yer aldı. Bir anda Türkiye'nin gözü de bu kentlere çevrildi. Hem bir hafta süren haberler sürecinde olsun hem de sonrasında olsun Erzincan Cumhuriyet başsavcısı de hiç görüşmedim.

Belli gazeteler tarafından "andıççı, Ergenekoncu, işaret fişeği atlası" olarak nitelendirildiği dönemde, 5 Aralık 2009'da telefonla kendisine ulaştım. Erzincan Başsavcısı ilhan Cihaner'e hem olanları, hem de yaşadıklarını sordum. O gün Cihaner anlattıklarını "bir başsavcı değil mağdur bir yurttaş olarak" anlattığının altını çizdikten sonra, cemaat soruşturmalarını başlatmasının ardından kendisine yönelik saldırıların artarak sürdüğü, hakkında delil uydurulmaya başlandığı iddiasını dile getirdi.

Kum Taneli Bir Operasyon

İhale yolsuzluğu nedeniyle Bursa'da başlatılan soruşturmanın ardından dinci gazeteciler buradaki savcılığı da yıpratma çabalarına girişmişti. Erzincan başsavcısı bu konuyu anımsatıp ekledi:

"Fark edilmedi ama Bursa ile Erzincan'daki olayın ortak noktası Yeni Şafak grubunun sahibinin orada da (Bursa) adli soruşturmaya maruz kalmış olmasıdır. Çok enteresan, bunu gören de olmadı!"
Erzincan Başsavcısı Cihaner'in dikkat çektiği soruşturmalardaki ortak nokta Yeni Şafak m sahibi Ahmet Albayrak idi. Albayrak, Erzincan Başsavcılığı'nın yürüttüğü İsmailağa Cemaati soruşturmasında ismi yer alan ve hakkında gözaltı kararı çıkartılan 235 kişi arasındaydı!
Ahmet Albayrak, Bursa'da yürütülen "Kum Tanesi" operasyonunun da " firarisi"ydi! Ahmet Albayrak hakkında, "ihaleyefesat karıştırmak, rüşvet almak ve vermek, hırsızlık, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve şantaj" suçlamalarıyla arama emri çıkartıldı.

Operasyonun ardından Bursa Cumhuriyet Savcısı Ferruh Gün tarafından düzenlenen 88 sayfalık iddianamede, dünyanın en önemli dalyanları arasında bulunan Karacabey Boğazı'ndaki "dalyanları yok edecek oranda kaçak kum çekmek, el konulan kumu yeddiemin depolarına sokmadan satmak, yasadışı kum çekimi için kamu çalışanlarına rüşvet vermek, soruşturmayı yürüten adli ve kolluk güçlerine şantaj yapmak" suçlarıyla 33 sanık hakkında toplam 1477 yıl hapis istendi. İddianamede Yeni Şafak gazetesinin sahibi Ahmet Albayrak, "örgüt lideri" olmakla suçlandı. Albayrak hakkında 207 yıl hapis istendi. Devlet Bakanı Faruk Çelik'in teyzesinin kızı Ayla Yenidünya'nın da sanık olarak gösterildiği iddianamede, AKP milletvekili ve Yeni Şafak gazetesinin eski genel müdürü Mehmet Ocaktan'ın ismi de geçti.

İddianamede Albayrak'ın işlerini yürütebilmek için, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da dahd bazı üst düzey siyasetçileri devreye sokmaya çalıştığı savcılık tarafından iddia edildi.
İddianamede, Albayrak'ın birlikte çete kurmakla suçlandığı ortağı Rafi Altınok'un bir telefon görüşmesinde AKP Bursa Milletvekili ve Yeni Şafak'ın eski genel yayın müdürü Mehmet Ocaktan'ın Bursa valisini devreye sokmasını istediği iletişim tespit tutanaklarına yansıdı. Eski Köy Hizmetleri Genel Müdürü ve Bursa 11 Özel İdaresi Sekreteri, AKP'den Konya milletvekili aday adayı Ali Altuntaş'ın da görevi kötüye kullanmaktan yargılanması istenen iddianamede, operasyonun ilk ayağında tutuklanan müteahhit Rafi Altınok'u Albayrak'ın cezaevinde ziyaret ettiği de görüntülere dayanılarak aktarıldı.
Başsavcı İlhan Cihaner'in bu ortak noktaya dikkat çekmesinin ardından, anlatımlarını dinlemeye devam edelim. Soruşturmaların devamının geleceğini düşündükleri için de kendisine saldırdıklarını söyledi Cihaner.

Cihaner'in şu örnekteki karşılaştırması bize bazı ipuçlarını verebilirdi:

"Şu karşılaştırma yapılırsa her şey daha iyi anlaşılır. Düşünün, benim Erzurum Başsavcılığı ile olan yetki tartışması ve Adalet Bakanlığının soruşturmalarına maruz kalmamın nedenlerinden birisi 'ben yetkili değilim, Erzurum Başsavcılığı yetkili.' Erzurum'a soruşturmayı bağlayan unsur ya silah ya da şiddet kullanılacak. Ben baştan beri diyorum ki, 'bu cemaat silahlı değil, şiddet kullanmıyor, bunların da delili yok. ' Daha az ceza gerektiren TCY'nin 220. maddesi (6 yıla kadar hapis) ile yargılanmalılar. Erzurum Başsavcılığı ise tam tersi anayasal düzeni zorla değiştirmeye çalıştırdıkları savında. Bu suçun cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis. Cemaat daha ağır bir nitelendirmeyi yapan savcılığa, oradaki yargılamaya hukuki hiçbir eleştiri getirmiyor. 'Bizim cemaatimiz silahlı değildir, şiddet kullanmıyoruz' demiyorlar. Lehlerine olabilecek şeyleri hukuki temellendirmelerle ileri süren bana saldırıyorlar. Zaten bu noktada çelişkilerini ortaya koyuyor."

Çomak Çarkın Büyüğüne

Saldırılarıyla karşı karşıya kaldığı kesimin gücünün büyüklüğünü "Aynı anda 4-5 ulusal gazetede hiçbir karşılığı olmayan iftira haberleri yaptırabilecek kadar büyük" diye tanımlayan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner, "Çok güçlü olmasalar pek çok gazeteyi yönlendirebilirler miydi?" diye sordu.

İlhan Cihaner'in asıl iddiası ise şuydu:

Soruşturma önemli isimlere yöneleceği ve genişlediği için bu saldırılar başlamıştı! Güdülen bir başka amaç ise cemaatlere yönelik soruşturma açacak olanlara gözdağı vermekti...
Faili meçhulleri araştıran, JİTEM cinayetlerini ilk kez iddianameye koyan başsavcıya o dönemde bile yapılmayan saldırıların kat be katı niçin yapılmaya başlanmıştı?

Bu sorulara Cihaner tek tümceyle yanıt verdi:

"Demek ki bu. sefer, tabiri caiz ise daha büyük bir çarka çomak sokmuşuz!"
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: ERZURUM-ERZİNCAN KAVGASININ HAKEMİ ANKARA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:32

Başsavcı: Bedel Ödüyorum

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, cemaatten önce yaptığı çetrefilli soruşturmaları da anımsatıp "Bugüne kadar her görev yaptığım yerde en ağır suçlarla mücadele etmişimdir. Bu tarz, basın ve bazı bürokratik mekanizmalar kullanılarak yapılan saldırıyı ilk kez görüyorum, faili meçhullerle ilgili soruşturma sürecinde bile bunu yaşamamıştım" sözleriyle anlattı yaşadıklarını.
Kendisine yönelik saldırılar inanılmaz boyutlara ulaşıp yaşam güvencesinin tehdit altında olduğunu hissettiği anda yaşadıklarını kamuoyuyla da paylaşma yolunu seçti. 1 Aralık 2009'da kamuoyu de paylaştığı yazdı açıklamasında, kendisine karşı "linç kampanyası" yürütüldüğünden yakınırken, bir noktaya dikkat çekti: İsmailağa Cemaatine yönelik soruşturmaya 2007 yılında başladım, oysa sözü edilen "andıç, kaos planı, irticayla mücadele eylem planı" bu tarihten çok sonraydı (2009).

Kırmızı Pazartesi Yaşandı

Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner tüm yaşananların "Kırmızı Pazartesi" benzeri bir süreci hatırlattığına işaret etti. Anımsayalım, Kırmızı Pazartesi, Gabriel Garcia Marquez'in ünlü bir romanıydı. Marquez kitapta işleneceğini herkesin bildiği ama kimsenin kılını kıpırdatmadığı bir cinayeti anlatır. Katledilmek istenen bu kez hukuk muydu bilinmez ama, başsavcı aylar öncesinden yaşayacaklarını ve yaşanacakları hissetmiş gibiydi...
Adalet Bakanlığı, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı de Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı arasında aylarca süren yetki kavgasının ardından ismailağa Cemaati'nin soruşturma dosyası görevsizlik kararıyla Erzurum Özel Yetkili Başsavcı Vekilliği'ne gitti.

Şüphelileri Ünlü Dosya

Erzincan Başsavcılığı'nın 20 Mart 2009 tarihli görevsizlik kararında, tam tamına 235 şüphelinin ismi, adresleri ve bunların örgüt içindeki konumlarına ilişkin suçlamalar vardı. Şüpheliler listesinde kimler yoktu ki Görevsizlik kararında yer alan ünlüler arasında birinci sırada ismailağa Cemaati'nin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu yer aldı. Görevsizlik kararının 21. sırasındaki şüpheli ise suç işlemek amacıyla örgüt kurmakla suçlanan kamuoyunda "cüppeli Ahmet hoca" olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü idi.

Ünlü, Malta'daki Jet skili tatil görüntüleriyle çokça tartışılmıştı. Ünlü ise bu tatili "kültürlü oluşuna" bağlamıştı. Tatile gitme nedenini de, "Çok bunalmıştık devamlı cami, cemaat. Açıkta denize girer misiniz, dediler. Ne ile gideceğiz milyon dolarlar vererek gemi tutacak halimiz yok. Haşemamız var, avret yeri örtülü, başımız mecbur açık olacak, takke denizin dibine giderse alamayız---" diye açıklamıştı.

Listeyi okumayı sürdürürsek:

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş örgüte yardım etmekle suçlandı. Yeni Şafak gazetesinin sahibi Ahmet Albayrak ise örgüte üye olma suç iddiasıyla şüpheliler arasında yer aldı.

Cemaati Korkutan Araştırma

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner imzasıyla Erzurum'a gönderilen görevsizlik kararının altında dikkat çeken, belki de yaşananların nedeni konusunda bize ipuçları verecek olan bir
"not" vardı...

Not diyoruz, ancak hayli ayrıntılı bir irdeleme... O notun bir yerinde, yaşanan olaylar nedeniyle soruşturması tamamlanamayan konular sıralandı.
"Soruşturma sırasında örgütle bağlantısı tespit edilen ve tüzel kişilikleri bulunduğu anlaşılan" diyerek, çok sayıda dernek ve vakfın ismine yer verildi.

Sonra da araştırılması ve incelenmesi gereken olaylar sıraya konuldu:

• Örgüt yöneticilerinin ve yakınlarının mal varlığı ve hesap hareketlerinin araştırılması,
• Yurtdışı (özellikle Çeçenistan, Rusya, Kıbrıs ve Suriye) ilişkileri, para trafiği;
• Örgütün değişik adlar altında topladığı (Filistin'e yardım, cami ve medreselere yardım) paraların akıbeti, olası kara para aklama suçu,
• Örgüt mensupları ve birtakım yakınlarına sahte olarak diploma hazırlanması suçunun araştırılması,
• Diyanet İşleri Başkanlığı (örgütün belirlediği camilere örgütün istediği imamların atanması),
• Milli Eğitim Bakanlığı (özellikle İstanbul ve aktif olan yerlerde okul çağına geldiği halde okula gönderilmeyen kız çocukları ile ilgili işlem yapılmaması, işlem yapmak isteyenlerin pasifize edilmesi),
• Bazı Emniyet müdürlükleri gibi kamu kurumları hakkında inceleme; emniyeti suiistimal ve zimmet suçlan, muhtelif cinsel istismar suçları,
• Bazı belediye başkanlıklarının doğrudan (İstanbul Büyükşehir Belediyesi), bazılarının ise imara aykırı uygulamalara göz yumma (Fatih, Çavuşbaşı vs) gibi dolaylı yardımları.
Notta yalnızca bunlar yazılmamıştı. Listede araştırma ve soruşturma konusu edilmesi gerektiği belirtilen daha pek çok konu vardı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir