Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Cemaat Peşinde Yalnız Bir Adalet

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Cemaat Peşinde Yalnız Bir Adalet

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:20

CEMAAT PEŞİNDE YALNIZ BİR ADALET

Cemaate Resen Soruşturma


Tüm il valiliklerinde her cuma devletin askeri ve sivil erkanı bir araya gelerek, güvenlik toplantısı yapar. 2007 yılında Erzincan Valiliği'nde yapılan güvenlik toplantılarının birinde, bölgede İsmailağa Cemaati'nin faaliyetlerinin arttığı; özellikle de küçük çocuklara, evlerde toplanarak yasadışı dini eğitim verildiği, yasadışı yardım ve bağışlar toplandığı değerlendirmeleri üzerine, Erzincan Cumhuriyet Başsavcdığı konuyu mercek altına aldı.

Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı, Erzincan İl Jandarma Komutanlığına bu iddiaların ön araştırmasının yapılması emrini verdi. Jandarmanın yaptığı ilk istihbari çalışma sonuçları için bilgi notu hazırladı.
Notlarda, İsmailağa Cemaati olarak adlandıran grup tarafından, Erzincan merkeze bağlı köylerle, bazı ilçelere bağlı köylerde okul öncesi, ilköğretim çağında bulunan çocukların "dini eğitime" tabi tutuldukları, Medine Vakfı'na ait evlerde kalan bazı çocukların ise yatılı eğitim gördükleri belirlemesi yer aldı.

Başsavcılık 2 Kasım 2007'de, Erzincan Jandarma Komutanlığı'na, okul öncesi ve ilköğretim çağındaki çocukların, Medine Vakfı'na ait evlerde, bazılarının yatılı olarak eğitime tabi tutulduklarına ilişkin konunun araştırılması ve bunun örgütlü bir yapılanma olup olmadığının belirlenmesi için yeni bir talimat verdi.

Jandarma tarafından yapılan istihbari çalışmanın sonuçlan başsavcılığa ulaştırıldı. Elde edilen bilgiler ve belgeler ışığında başsavcılık tarafından yapılan değerlendirmede, Türk Ceza Yasası'nın 220. maddesinde düzenlenen, "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" suçu kapsamında değerlendirilebilecek ciddi şüphelerin varlığı sonucuna ulaşıldı. Bu saptama üzerine de Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı düğmeye bastı. İsmailağa Cemaati'ne yönelik soruşturmaya 2007/6526 numarasıyla resen başlandı.

28 Şubat'ın Öğrettikleri!

Soruşturmacıları sıkıntıya uğratan bir nokta vardı:

Cemaat yapılanmasının içine kapalı olması ve kendi aralarındaki hiyerarşi, örgütün deşifre edilmesini zorlaştırıyordu. Tabii bu yapılanma biçimi de 28 Şubat sürecinde cemaatlerin kendilerine yönelik soruşturma ve operasyonlardan "çıkardıkları ders" sayesindeydi. Artık gizlenme, gizleme, açık vermeme konusunda deneyim kazanmışlardı. Örneğin küçük yaştaki çocukları, cezai yaptırımı olan kanuna aykırı eğitim kurumunda değil de, resmi izinli kreş ve ana okullarında din eğitimine tabi tutuyorlardı.
Soruşturma kapsamındaki şüphelilerin pek çok "devlet kurumunda uzantısı, mensupları ve sempatizanı" olduğu kuşkusu da çalışmalar sürerken ortaya çıktı. Ve hatta cemaatin kimi üye ve sempatizanlarının devlette yer aldıkları da düşünülünce, örgütü deşifre etmek daha da güçleşti.

Savcılık, şüphelendiği örgütü çözebilmek için derişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması için mahkeme kararı çıkarma yoluna gitti. Yani kamuoyunda bilinen adıyla şüphelilerin telefonları dinlenmeye başlandı.
Mahkemeden alınan değişik tarihli kararlarla yapılan dinlemeler, savcılığın şüphelerini daha da güçlendirdi.

JlTEM'in Savcısı, Tarikatın Belalısı

Buraya kadar anlattığımız soruşturma aşamalarını irdeleyen, araş-tırmalar için talimatlar veren ve operasyonlar için düğmeye basmaya hazırlanan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı ilhan Cihaner idi.
Cihaner, cemaat soruşturmasını bizzat kendisi yürütüyordu. Aslında, Cumhuriyet başsavcılarının soruşturmaları doğrudan yürütmeleri pek alışılagelmiş bir durum değildi. Elbette başsavcıların soruşturma yürütmesine engel herhangi bir hukuki düzenleme de yoktu. Bu tamamen başsavcıların kişisel ve mesleki çalışma anlayışlarına bağlıydı.
Burada bir parantez açıp cemaat soruşturmasını yürüten ve yöneten, bu nedenle de hedef tahtasına oturtulan ve cezaevine düşen Başsavcı İlhan Cihaner'in kim olduğuna bakalım.

Kaynakça
Kitap: CÜPPELİ ADALET
Yazar: İLHAN TAŞÇI
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: CEMAAT PEŞİNDE YALNIZ BİR ADALET

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:22

İnsan Haklan Eğitimcisi

1968'de doğan Cihaner, 1990 yılında Ankara Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner, 2004 yılında Adalet Bakanlığı tarafından "İnsan Hakları Eğitimcisi" kursuna katılmak üzere Türkiye'den gönderilen 25 kişi arasında yer almıştı. Strasbourg dönüşünde İnsan Hakları Eğitimcisi olarak pek çok meslektaşına insan hak ve özgürlükleri konusunda ders verdi.
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, faili meçhul cinayetlerle anılagelen, özellikle Doğu ve Güneydoğu'daki işkencelerle bilinen, hatta ve hatta "varlığı" bile resmi kayıtlarla yalanlanmaya çalışılan JİTEM'in adını kimselerin ağzına alma cesaretini gösteremediği dönemde, henüz 29 yaşında genç bir savcıyken, faili meçhul cinayetlerin izini sürüp soruşturan ilk savcıydı.

Faili Meçhulün izinde

İlhan Cihaner 1998 yılında İdil Cumhuriyet savcısı iken, Hasan Caner, Hasan Utanç ve Tahsin Sevim'in öldürülmesine ilişkin cinayet dosyasına el attı. Bu kişilerin üçü de 16 Eylül 1989'da öldürülmüşlerdi.
1989 yılında kendilerine ait özel bir araçla Şırnak'tan Cizre'ye gelirken Kasrik Boğazı civarında bir grup JİTEM üyesi tarafından alınarak Silopi Jandarma Merkezi'ne götürülüp burada sorgulandılar. Daha sonra Cizre-Nusaybin karayoluna yakın bir yerde kafalarına kurşun sıkılarak öldürülmüş halde bulundular. Bu cinayetlerin en önemli özelliği ise JİTEM'in ilk eylemi olmasıydı. Zaten JİTEM'in dk öldürme eylemi olarak da kayda bu cinayetler geçti.
Aradan geçen 10 yıl sonunda dönemin genç İdil Cumhuriyet Savcısı Cihaner, üç cinayetin 1989/274 saydı soruşturma dosyasını tozlu raflardan indirir.

Yaptığı araştırma sonucunda, cinayetin arkasındaki kimi isimlere ulaşır:

"Binbaşı Ahmet Cem Ersever, Albay Arif Doğan, Sinan Yaşar, Başçavuş Şaban Bayram, Hacı Hasan gerçek isimli PKK itirafçısı İbrahim Babat (sahte kimlik ismi) ve korucu Faysal Şanlı."

İdil Savcısı ilhan Cihaner'in ulaştığı isimler bugün bile başlı başına kitap konusudur. Bu kişiler hakkında, JİTEM'in daha iyi anlaşılması için hala kitaplar yazılıyor.

Devlet Bile Engelledi

Soruşturmayı yürüten dönemin İdil Savcısı İlhan Cihaner, öncelikli olarak İstanbul DGM Başsavcılığı'na başvurarak, itirafçı İbrahim Babat'ın verdiği 11 sayfalık itiraflarının bir örneğini ister. Ancak başsavcılıktan bir yanıt alamaz. Bunu üzerine Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'ne başvurarak Babat'ın ayrıntılı ifadesinin alınmasını, yer gösterme yapılmasını ve şüphelilerle yüzleştirilmesini ister. Olumsuz yanıt alan Cihaner bu kez de Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne başvurur. Kırklareli Cezaevi'nde yatan Babat'ın, burada ifadesini almak ister.

Savcı İlhan Cihaner, Babat'ın ifadesini almakta ısrarcı olmasının gerekçesini şöyle açıklar:

"Özellikle bu tarz eylemlerin bölücü terör örgütü tarafından devletimizin meşru güvenlik güçlerince yapıldığı propagandasına neden olduğu ve gerçek suçluların açığa çıkartılarak yargılanmalarının bu propagandaları boşa çıkartacağı ve adalete olan güveni pekiştireceği açıktır."

İdil Savcısı İlhan Cihaner'in bu istemi de kabul görmez. PKK itirafçısı, JİTEM tetikçisi İbrahim Babat'ın talimatla ifadesinin alınması için Kırklareli Cumhuriyet Başsavcılığı'na 60 soru içeren bir yazı gönderen savcı, başsavcılıktan da yanıt alamaz.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: CEMAAT PEŞİNDE YALNIZ BİR ADALET

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:22

JİTEM Tanımlaması

Savcı Cihaner, silahlı çete kurmak, birden fazla kimseyi taammüden öldürmek olarak sıraladığı suçlarda, dönemin DGM'leri yetkili olduğu için, görevsizlik kararıyla elindeki bu dosyayı Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi.

Cihaner, o dönemde isim vermeden JİTEM'in yaptıklarını şöyle anlattı:

"Kapsamı ve işledikleri suçlar tüm ülke geneline yayılan ve kamu görevlileri, itirafçılar ve koruculardan oluşan bir çetenin soruşturma konusu suçu işlediği, bu çetenin önceleri terörle/teröristlerle mücadele amacı ile kurulduğu, teröre destek veren şahısların yasal yöntemler kullanılmadan cezalandırılmasını yöntem olarak benimsedikleri, daha sonraları başka saiklerle adam öldürme/kaçırma, çek senet tahsilatı, bombalama, tehdit vs. gibi suçları işledikleri iddialarının olduğu... sonuç olarak açık kimlikleri yukarıda yazılı olan şahısların suç işlemek amacı ile çete oluşturdukları, sanık Arif Doğan'in daha sonra farklı bölgelerde de birçok suç işleyen çetenin Diyarbakır grubunun başında olduğu, bu şahısa bağlı Silopi grubunun başında ise Ahmet Cem Ersever'in olduğu ve Ersever, Babat, Bayram ve Şanlının maktulleri önce sorgulayıp sonra Cizre Nusaybin karayolunda öldürdükleri tüm evrak kapsamından anlaşılmıştır."

Cihaner, dosyayı Diyarbakır DGM'ye gönderdikten sonra Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne de bir yazı yazar. Bu yazıda, JİTEM cinayederine ilişkin saptamalarını detir.

İşte onlardan bazdan:

"Suçların kimler tarafından işlenmiş olabileceği, birçok kamu görevlisi ve kurumun bilgisindedir. OHAL bölgesinde kanunsuz işlere katılan kişiler diğer bölgelerde de kanunsuz ilişkilerini sürdürüyor. Bu haliyle ülke genelindeki birçok suçun altyapısı OHAL'de oluşmuştur. Kaçırmaların yoğunlukla işlendiği ve güvenliğin üst düzeyde olduğu Diyarbakır'da açıkta silah ve telsiz taşıyan kişilerin gün-düzleyin gizlenme ihtiyacı duymadan kaçırma olaylarım gerçekleştirmeleri, bu suçu işleyenlerin en azından korunduklarını gösteriyor. Kaybolan /öldürülen kişiler ağırlıklı terör suçundan soruşturulmuş kişiler olup suça bulaşmamış kişiler var. Bazılarının ailelerinden fidye isteniyor. Bilgi istenilen kurumlardan acele kaydına rağmen bilgiler ya geç gönderiliyor ya da hiç gönderilmiyor."

20 Yıldır Bitmeyen Dava

Cihaner'in faili meçhul cinayetlere ilişkin olarak hazırladığı dosya, Diyarbakır DGM Başsavcılığı'ndaki dosyayla birleşti. İtirafçı Hacı Hasan (İbrahim Babat), Adil Timurtaş, Mehmet Zahir Karadeniz, Lokman Gündüz, Faysal Şanlı, Recep Tiril, Ali özansoy, Hüseyin Tilki, Abdülkadir Aygan, Hayrettin Toka, Fethi Çetin hakkında silahlı çete oluşturmak ve adam öldürmek iddiasıyla dava açıldı. DGM'lerin kapatılması sonrası dava Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ne geçti ve 2002/60 nolu dosya olarak halen sürüyor. Dosyada son olarak, 14 Nisan 2009'daJİTEM diye bir örgütün olup olmadığı TSK'ye soruldu. Yanıtta, böyle bir örgütün olmadığı belirtildi. Davanın 31 Aralık 2009'daki duruşmasında, dosya 'görevsizlik' kararıyla özel yetkili mahkemeye gönderildi...
Kimsenin görmek, uğraşmak bir yana, duymak bile istemediği faili meçhul cinayetlerin üstüne yürüyen ve olayları aydınlatmak için didinen, türlü engellerle önü kesilmeye çalışılan o dönemin genç savcısının, Cumhuriyet başsavcısı olarak yaşadıkları hiç gözünü korkutmayacaktı.
Yine tüm engellemelere karşın cemaat soruşturmasında kararlılıkla ilerleyen Erzincan Cumhuriyet başsavcısının, mahkeme kararıyla yapılan dinlemelerde elde edilen bilgiler ışığında, suç şüphesi kuvvetlendi.

Operasyon İçin Geri Sayım

"Suç örgütü"ne yönelik operasyon için yeterli deldin toplandığı bu noktada, öncelikle Erzincan ve çevre ilçelerde arama ve gözaltı işlemleri planlandı.
Operasyonun dk aşaması, cemaatin topladığı yardımların akıbeti, yurtdışı bağlantıları, bağlantılı vakıf ve dernekler, kamudaki örgütlenme ve örgüt yöneticilerinin malvarlığını da kapsayacak biçimde öngörüldü.

Bu işlemlerin tamamlanmasının ardından, ikinci aşama olan, Türkiye genelinde 16 il ve onlarca ilçeyi kapsayan arama ve gözaltı işlemleri için talimat yazılma hazırlığının yapılması geldi. Operasyon yapılacak iller arasında İsmailağa Cemaati'nin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu'nun yaşadığı İstanbul başta olmak üzere, Erzurum, Gümüşhane, Kars, Bayburt, Kayseri, Van, Trabzon, Bursa, Çankırı, Sakarya, Konya, Ağrı, Iğdır, Tokat ve Ordu vardı. Erzincan dışındaki il ve ilçelerde yapılacak operasyonların talimat yazdan yazılmaya başlandı. Hatta mahkemelerden alınan ve çok sayıda il ve ilçede arama ve gözaltı yapılmasına ilişkin infaz kararlan bile gerekli yerlere ulaşmıştı, işte tam bu sırada, o an için anlamlandırılamayan, dikkat çekici tuhaf gelişmeler yaşanmaya başlandı.
Tuhaf gelişmelerin kimi zaman aktörlüğünü üstlenen, kimi zaman ise olup bitenin seyrine dalan İsmailağa Cemaati'ne "hukukun bile dokunamayacağının" dk işaretleri ortaya çıkmaya başlamıştı...

İçerde Bir Köstebek

Savcılık tam güvenlik görevlilerini harekete geçirip operasyona hazırlandığı anda, şüpheliler bundan "haberdar" oluyordu. Mahkeme kararıyla yapılan dinlemeler ortaya koydu ki, kanuna aykırı eğitim kurumu suçundan sürdürülen soruşturmalar kapsamında yapılacak arama öncesinde, dernekler masasındaki görevli, cemaattekilere baskın bilgisini uçuruveriyordu. Telefon dinlemelerine bile yansımıştı tüm konuşulanlar.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: CEMAAT PEŞİNDE YALNIZ BİR ADALET

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:23

Badanacılar Geliyor!

Mahkemeden alınan kararlar uyarınca yapılan dinlemelere 18 Şubat 2009'da bir konuşma yansır...

Cemaatin bölge sorumlusu olarak gösterilen Şevket Gökşan ile kayıtlara X olarak geçen bir kişi arasındaki görüşmeye kulak verelim şimdi:

Ş.G:


Kim aradı? Size ne söyledi

X Şahıs:

İlk önce şifreli konuştu. Dedi ki bugün badanacdar gelecek. Hazırlığınız olsun, haberiniz olsun dedi.

Ş.G:

Hı...

X Şahıs:

Badana yapılacak yerimiz yok, ne diyorsun anlamadım dedim. Belki yanlış aramışındır dedim.

Ş.G:

Kadın mı, erkek mi?

X Şahıs:

Erkek. Ondan sonra dedi tamam, kapattı. Biraz sonra yine aradı, dedi ki, bugün gelecekmiş sizin oraya haberiniz olsun, tedbiriniz olsun. Dedim kim gelecek, dedi ki kimin geleceğini bilmiyor musun sen, ben dedim tamam. O şekilde kapattı.
Operasyon haberini uçurmaya çalışanın karşısındaki badana ihtiyaçları olmadığını anlatmaya çalışsa da, olanca saflığıyla olanları anlattığı ağabey, ne demek istendiğini gayet net anlamıştı.

Eğer öyle olmasa telefonu kapattıktan hemen sonra şu konuşmayı yapıp diğer "elemanları" uyandırabilir miydi:

Şevket Gökşan:


Selamün aleyküm.

Hasan Tiryaki:

Aleyküm selam hocam.

Ş.G.:

Nasılsın iyi misin?

H.T:

Allah razı olsun, sizler nasılsınız hocam?

Ş.G:

Sağ olasın, bi badanaya temizliğe gelme durumları var. Ona göre hazırlıklı olursan iyi olur.

H.T:

Temizliğe mi hocam?

Ş.G:

He he, anlarsın ya...

H.T:

Anladım...

Ş.G:

Daha önce badana yapmışlardı, orada bi badana yapmışlardı ya. O tarzda bi badana işlemine gelebilirler.

H.T:

Evet.

Ş.G:

Gözden geçirin.

H.T:

Tamam inşallah.

Ş.G:

Kaldıracağınızı, indireceğinizi, göndereceğinizi onu halledin.

Yüzeysel Bak Çık Talimatı

Cemaat evlerine polisin yapacağı operasyonlar önceden "içeriden" hocalara iletiliyordu. Sadece bu mu? Elbette değil. Savcılığın zoruyla operasyonlara giden polislere de üst rütbelerdekilerden talimatlar geliyordu.

Operasyona giden ekiplere merkezden gelen talimatları dinleyelim:

X Şahıs:


Hocam aleykümselam. Buradaki başkomiseri şey aradı da, güvenlik şube müdürü.

Ş.G:

Hı...

X Şahıs:

Dedi ki şey yapmayın, teferruata inmeyin...

Ş.G:

Hı...

X Şahıs:

Sadece yüzeysel bakın çıkın, kitaplara vesaire; yatak odalarına girmeyin.

Ş.G:

Ne yapmayalım?

X Şahıs:

Yatak odasına girmeyin.

Başbakanlık'tan Telefon Var

Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığının her adımı izleniyordu. O da yetmiyor, şüpheliler de başsavcılığın atacağı adımlardan haberdar ediliyordu. Başsavcılık bu noktada bir karar vermek zorundaydı. Ya bütün operasyon durdurulacak ya da delillerin karartılmasının önüne geçebilmek için operasyon en azından ilk aşamada yalnızca Erzincan ile sınırlı tutulacaktı.
Yapılan değerlendirme sonucunda, Erzincan için ilk operasyon düğmesine basıldı. Başsavcı tarafından 23 Şubat 2009'da ilk gözaltı emri verildi.

Erzincan'da cemaatin etkin isimlerinin de aralarında bulunduğu 26 kişi gözaltına alındı.
Daha kimseler duymamışken, olay basma yansımamışken hepsinden de önemlisi gözaltına alınanların savcılık sorgusuna bile daha başlanmamışken, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı'nın özel kalem telefonu çalar. Telefonun diğer ucundaki isim Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'tir! Sekreter, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'i bağlar.

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Başsavcı Cihaner'den, gözaltına alınan ama henüz sorgularına bile başlanmamış şüphelilerin
"serbest bırakılmasını rica" eder. Cihaner, "Hukukun gereği neyse o yapılacaktır Sayın... " sözlerini henüz tamamlamamışken, Çiçek ricasını, başsavcı da yanıtını yineler.

Siyaseten Zora Gireriz, Etme!

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, daha sonra hakkında başlatılan soruşturmalar nedeniyle Hâkimler ve Savcdar Yüksek Kurulu'na verdiği 14 Aralık 2009 tarihli savunmasında, o gün olanları ve konuşulanları şöyle anlatır:

"Şüpheliler gözaltında iken, sekreterim, Devlet Bakanı Cemil Çiçek'in görüşmek istediğini söyleyerek telefonu bağladı. Cemil Çiçek özetle, 'cezanın alt ve üst sınırını, cezaevlerinin doluluğunu ve genel seçimler öncesi kendilerini siyaseten çok zorda bırakacağını' söyleyerek gözaltındaki şüphelileri salıvermemi istedi. Ben yasal gereğini yapacağımı söyleyerek konuşmayı sonlandırdım ve sorguya sevk ettiğim 9 kişi tutuklandı. Sekreterime söz konusu konuşmanın tarih ve saatini not alması talimatım verip bir tutanak tuttum."

Başsavcı Cihaner bu tutanağı da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na ulaştırdı. Çiçek'in salıverilme isteğinin gerekçeleri de ilginçti. Cezaevlerinin doluluğu ve 29 Mart 2009'da gerçekleştirilecek olan seçim için geri sayımın başlamış olması. Böylesine ağır ve ciddi bir iddia karşısında Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in tavrı ne oldu dersiniz? Aylarca suskun kaldı ve hiç konuşmadı.
25 Aralık 2009'da TBMM Genel Kurulunda bütçe görüşmeleri yapılırken de Çiçek, muhalefetin ısrarlı soruları karşısında sessizliğini korudu. Görüşmelerin ardından Çiçek TBMM'den ayrılırken gazeteci Ayşe Sayın'ın, başsavcıyı arayıp aramadığı sorusu üzerine ise, "Ne savası ya, içerde canım çıktı," demekle yetindi. Aynı gün Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç de, "Cemil Çiçek, Erzincan savcısına telefon etti mi etmedi mi? Bu bir rejim sorunudur," diyerek, iktidara yükleniyordu. Sorun rejim sorunuydu belki ama Cemil Çiçek ve hükümet, cemaat için bir başsavcının aranmasını hiç sorun etmedi.

Burada gazeteci-yazar Işık Kansu'nun 28 Aralık 2009 tarihli köşe yazısından, Çiçek'in telefon etmesindeki asıl faktör konusunda önemli bir alıntı yapalım:

"...Çiçek'in bir özelliğini unutmayalım:
Kendisi, AKP kadrolarına kaynaklık etmiş ve aralarında İsmailağacıların da bulunduğu dinci vakıf ile finans kuruluşlarının çatı örgütü olan Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfının kurucularındandır.
Yani... Çiçek'in, cemaatlere soruşturma açılmasına engel olmak istemesi, cemaat görevi gereğidir!"

AKP'nin kadrosunun ana omurgasını 1995'te kurulan Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı kurucu ve yöneticileri oluşturdu. Bu vakıf, bünyesinde çeşidi İslami vakıf ve dernekleri, kendi bünyesinde ve tek çatı altında topladı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: CEMAAT PEŞİNDE YALNIZ BİR ADALET

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:24

Yargı Kıymetlimizdir de...

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı ilhan Cihaner'in 17 Şubat 2010'da makamının basılıp gözaltına alınıp sonra da tutuklanması üzerine, gözler yeniden siyasi baskı iddialarının odağındaki Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'e çevrildi. Tutuklamanın olduğu gün İnsan Hakları Kurumu Kanun Tasarısı'nın TBMM Anayasa Komisyonu'ndaki görüşmeleri vardı.

CHP Mersin Milletvekili İsa Gök'ün konuya ilişkin sorusunu yanıtlayan Çiçek, görülmekte olan davayla ilgili hiç konuşmadığını söyleyip ekledi:

"Türkiye, belli bir süreden beri çok sansasyonel dava gündemi olan bir ülke. Herkes konuştu. Hatta yargının bizatihi kendisinin konuştuğu konular oldu. Ben o zaman da demişimdir ki, görülmekte olan bir davayla ilgili konuşmayı doğru bulmuyorum. Görülmekte olan bir davayla ilgili konuşuluyor da, çok sağlıklı bilgilere mi dayanılıyor? Bir taraftan diyoruz ki hazırlık tahkikatı gizli. Peki gizli bir konuda hangi doğru bilgiye dayanarak tartışma yapıyoruz? Olsa olsa basına yansıyan şekliyledir. Bilgi kaynağımız basın ise basının bir kesimi öyle, bir kesimi böyle yazıyor. Biz hangisini veri kabul ederek değerlendirme yapacağız. Veri kabul edilecek husus dosyanın kendisidir, çıkacak kararın kendisidir.

Yargının saygınlığı bir ülke için çok önemlidir. Yargının saygınlığı en az kendi onurumuz kadar, kendi kişiliğimiz kadar saygı duymamız gereken bir konudur. Buna herkes saygı duyacak, herkes saygı duymalı. Yargının kendisi de saygı duymalı."
Başbakan Yardımcısı Çiçek öz itibariyle herkesin yargıya saygı duymasının erdemini anlattı uzun uzun... Zaten bu anlatılanlara itiraz eden de yoktu.

Ama Çiçek'e yöneltilen soru şuydu:

"Siz Erzincan başsavcısını, cemaat üyelerini gözaltına alınca arayıp serbest bırakılmalarını istediniz mi, istemediniz mi?"

Ama Çiçek ısrarlıydı; cemaat soruşturmasıyla ilgili tek bir cümle açıklama yapmadığını anlatırken, iddialı bir cümle kuruyordu:

"Bir tek cümle dahi benim bu olayı kabul ettiğime dair hiçbir yerde görüleme"

Yani Cemil Çiçek hiçbir şekilde başsavcıyı aramamış, aradığı iddialarını da kabul etmemişti.
Oysa bunu söyleyenler kendi kabine arkadaşlarıydı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç düzenlediği basın toplantısı sırasında, olay hatırlatılınca, Çiçek'in adalet bakanı olarak aradığını savunarak, bakanın tüm başsavcı ve savcılarla görüşebileceğini, önemli olanın talimat verip vermediği, telkinde bulunup bulunmadığı olduğunu söyledi. Ancak Başsavcı Cihaner'in arandığı tarihte adalet bakanı Çiçek değil, Mehmet Ali Şahin idi. Çiçek, başsavcının da tutanakta belirttiği gibi o dönemde başbakan yardımcısı olarak görev yapıyordu.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise Çiçek'in telefon etmesine ilişkin olarak, "Sayın başbakan yardımcımızın yapmış olduğu o arama, kendisi de ifade etmiştir, o süreçte bilgi alma mahiyetinde bir müracaattır, girişimdir. Bunu zaten bizzat başbakan yardımcımız da ifade etmiştir," değerlendirmesini yapmıştı. Açıklamalara bakılınca, Cemil Çiçek'in başsavcı ile yaptığı görüşmeyi kamuoyuyla paylaşmadan önce kabinedeki arkadaşlarıyla paylaştığı akla geliyordu. Çiçek dışında herkes, Çiçek'in başsavcıyı telefonla aradığı bilgisini paylaşıyordu.

Tutuklandı, Artık Konuşulabilir

Ne hikmetse Erzincan Başsavcısı ilhan Cihaner'in tutuklanmasının üzerinden beş gün, bu iddiayı gündeme getirmesinin üzerinden ise tam iki buçuk ay geçtikten sonra Cemil Çiçek bir açıklama yapma gereksinimi duydu.

Çiçek kendi ağzıyla doğruladı:

Erzincan Cumhuriyet başsavcısını aramıştı!

Hem de en üst perdeden, Erzincan başsavcısını aradığını kabul ettiğine ilişkin tek cümleyi kimsenin gösteremeyeceğini söylemesinden sadece dört gün sonra bu itirafta bulundu.
22 Şubat 2010'da Hürriyet gazetesinden Fatih Çekirgenin sorularını yanıtlayan Çiçek, Erzincan başsavcısının, kendisini aradığını neden gündeme getirdiğine ilişkin soruya, "Şimdi söz konusu kişi cezaevindedir ve ağır bir suçlamayla karşı karşıyadır. Şüpheli durumundadır. Böyle bir durumda ben, bir tarafa o kişinin, diğer tarafa benim konularak bir polemik yaratılmasını doğru bulmam. Olayı siyasetin ortasına çekmek isteyenler var. Buna izin vermem," yanıtını verir.
Çiçek'in söyledikleri yürüyen soruşturmayla ilgili baskı yaratacak bir konuşma değilse, bunun açıklanmasında ne sakınca olabilirdi ki?

Cemil Çiçek'in buna verdiği yanıt hayli ilginç:

"Şimdi bakın o tarihlerde seçimler var. Olaylar hassas. Yani seçim atmosferi... Şimdi küçücük bir yerde 50-60 çocuk gözaltına alınıyor. Bu durumu siz merak etmez misiniz? Yani gazeteci olarak merak etmez misiniz? Seçim atmosferinde ne oluyor diye bir bakmaz mısınız. Bir müdahale söz konusu değil. Ne oluyor onu öğrenmek istedim... Çünkü seçimler var."

Çocuk mu Dediniz?

Bu noktada ufak ama önemli bir anımsatma:


Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, cemaat üyelerini gözaltına almasının ardından Cemil Çiçek'in aradığını ve "genel seçimler öncesi (gözaltılann) kendilerini siyaseten çok zorda bırakacağını" söylediğini savunmuştu. Çiçek'e bakılırsa, seçim atmosferinde, kim olsa merakına yenilip arayabilirdi. O da öyle yapmıştı. Hani çok da abartılacak, bir başbakan yardımcısı Erzincan'daki bir soruşturmayı merak edip aradı diye değişik anlamlar yüklenecek bir durum yoktu ortada. Telefon olayının özü, başbakan yardımcısına göre, seçim atmosferindeki hassasiyetti.

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, yasadışı eğitim nedeniyle 5060 çocuğun da gözaltına alındığı iddiasındaydı. Birincisi cemaate yönelik operasyonda gözaltına alınanların toplam sayısı 29 idi. Bunlardan da 9'u tutuklandı. ikincisi ve belki de en önemlisi, bunlar arasında hiç çocuk yoktu!
Avukat Turgut Kazan da soruşturmada çocukların gözaltına alınmadığını, soruşturmanın amacının çocukları korumak olduğunu söylerken, "Siz kimi kandırıyorsunuz?" diye sordu.

AKP Riyakarlık Yapmasın

Cemaat üyelerinin gözaltına alınmasının hemen ardından, iktidarın, başbakan yardımcısı düzeyinde devreye girmesinin nedeni, cemaat liderinin yeğeni Saadettin Ustaosmanoğlu'nun 5 Mart 2010'da CNN Türk'te Rıdvan Akar'a söylediklerinde saklıydı:
"AKP İsmailağa Cemaati'ni korumak zorundadır. Çünkü ondan oy aldı. Kimse riyakarlık yapmasın. Herkes yandaşını korumakla mükelleftir. Diğerlerine zulüm etmek manasına gelmez tabii. Bugünkü hükümete de, Saadet Partisi'ne de söylediğimiz budur. Size rol verildiğinde kabul edin, rol çalmayın."

Bir Meraklı Bakanlık

Gözaltılara başlandığı anda Erzincan Cumhuriyet başsavcısını arayan yalnızca Cemil Çiçek değildi ki... Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdür Yardımcısı Çetin Şen de başsavcıyı arayanlar arasındaydı. Hatta o tarihte ilhan Cihaner'in telefonu dinlendiği için bu görüşme kayda bile girmişti!

Adalet Bakanlığı Ceza işleri genel müdür yardımcısının başsavcıdan isteği ise Cihaner'in anlatımına göre şöyleydi: " (Şen) 'Böyle soruşturmaların insanın başım derde sokacağını, Ankara'da ortalığın toz duman olduğunu, yaptığım soruşturmanın Ergenekon soruşturmasına misilleme olarak algılanacağını' belirtti. Ben ise bu soruşturmayı başlattığımda ortada Ergenekon diye adlandırılan soruşturmanın olmadığını, ayrıca öyle denilse bile bu kaygı ile suç soruşturmasından geri durulamayacağını söyledim."

Baskı Değil Bilgi İçin Aradım

Daha bu iddianın gündeme gelmesinin hemen ardından Adalet Bakanlığının bürokratı Başbakan Yardımcısı Çiçek'ten farklı olarak bir açıklamayla başsavcıyı aradığını yekten kabul etti.

Ancak birkaç noktaya itirazı vardı:

"Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmekte olan bir soruşturma ile ilgili haberlerin basında yer alması üzerine, Genel Müdürlüğümüz^ tarafından hazırlanan adli teşkilata duyurulan 01/01/2006 tarihli, 'ÖRGÜTLÜ SUÇLAR VE SUÇTAN KAYNAKLANAN MALVARLIĞI DEĞERLERİNİN AKLANMASININ ÖNLENMESİ' konulu, 6 sayılı genelgemiz uyarınca Bakanlığımız Örgütlü Suçlar Bürosuna bilgi verilmemiş olduğu görülmüştür. Genel Müdür Yardımcısı olarak o tarihte Genel Müdürlüğe vekalet ettiğim için, konu hakkında bilgi almak ve anılan genelgemiz uyarınca bakanlığımıza bilgi verilmesini iletmek maksadıyla Erzincan Cumhuriyet Başsavcımız İlhan Cihaner ile aramızda telefon konuşması olmuştur. Ancak bu konuşmanın amacı bahsedildiği gibi değildir. Görüşme sırasında başsavcımız tarafından gözaltına alınanlar arasında çok sayıda çocuk da olduğu bilgisi aktarılınca, özellikle çocuklarla ilgili konuların hassasiyeti nedeniyle dikkatli olunmasının faydalı olacağı tarafımca ifade edilmiştir. Ayrıca konuya ilişkin genelgemiz uyarınca Genel Müdürlüğümüze bilgi verilmesi gerektiği hatırlatılmıştır."

Bakanlığın Çocuk Merakı

Ceza işleri genel müdür yardımcısı da aynı Cemil Çiçek gibi çocuklar konusundaki merakı nedeniyle başsavcıyı aramıştı! Yani başsavcı beyden çocuklar konusunda hassasiyet gösterilmesini istemişti.
Bakanlıktan aramanın başkaca bir anlamı yoktu.

Gözaltına alınan çocuk olmadığını artık bildiğimize göre; Türkiye'nin herhangi bir yerinde gözaltına alınan çocuk olduğunda, başbakan yardımcıları ya da Adalet Bakanlığı bürokratları arayıp hem bilgi hem de hassasiyette bulunulmasını savcılardan istiyorlar mıydı? Kimbilir...

Ankara'nın serbest bırakılmasını istediği 26 şüpheliden 9'u mahkeme tarafından tutuklandı. Tutuklananlardan 7'si 29 Haziran'da, 2'si ise 13 Ağustos 2009'da serbest bırakıldı. Ama kavga henüz yeni başlıyordu. Ankara de Erzincan'ın, yargıyla yargının, yargıyla cemaatin, cemaatle sistemin kavgası... Hepsi yeni ve en baştan başlıyordu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: CEMAAT PEŞİNDE YALNIZ BİR ADALET

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Ara 2010, 03:25

Operasyonun hemen ardından cemaatin deri gelenlerinden olan ve Ankara ile ilişkileri kuran işadamı Mehmet Çelik, AKP Genel Sekreteri İdris Naim Şahin'i arar. http://www.t24.com.tr adresinde yer alan, işadamının Şahin ile yaptığı konuşma bile, gelinen noktanın anlaşılması bakımından anlamlıydı:

M.Ç:

Şey için aradım, telefonda söylemeyeyim diye düşünüyorum, Erzincan'da kuvvetli bir baskı yapıyorlar, ordaki Kuran kurslarımızı basmışlar, oradan adam yok almışlar içeriye toplu şeye sokuyorlar orda başsavcı vardır. Tuncelili bir zulüm yapıyor orda, birde burada okumayan kızlara İsmailağadan fatihadan başlattılar, bu seçim üzeri, bu kasıtlı başlattılar, onu ceza yazıyorlar, bunlara, çocuklarını okula göndermeyenlere baskı yapıyorlar bütün hocalara.

I.N.Ş:

Ceza yazmazlar da uyarı yapmışlardır. Ceza diye bir şey yoktur.

M.Ç:

Herhalde uyarıyı ceza dediler.

İ.N.Ş:

Ceza yoktur.

M.Ç:

Ama bu seçim üstü neden baskı...

İ.N.Ş:

Daha önce de oldu onu konuştuk şeyle, Bozkurt Bey'le konuştuk onu, konuşmuştuk ilgilileriyle, bir daha bakıyım ben...

M.Ç:

Diğer tarafa çok sıkı bir 17 tane bayanı almışlar başsavcı kasıtlı şeyle dosya gizlidir şey yapıyor bu vesileyle baskı yapıyor.

İ.N.Ş:

Erzincan'da mı?

M.Ç:

Erzincan'da evet.

İ.N.Ş:

Peki tamam ben bakayım.

M.Ç:

Tam seçim üstü orda da MHP'liler şeye geliyor. Bunu kasıtlı, JITEM ve polis bunu nasıl yapıyor bilmiyorum, kasıtlı seçim üstü yapıyorlar...

İ.N.Ş:

Anladım.

Cemaatten Bakanlığa Daire

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart'ın iddiasına göre, AKP Genel Sekreteri İdris Naim Şahin'i hem cemaate yönelik soruşturma konusunda bilgdendiren, hem de bu konuda yardım isteyen Mehmet Çelik, Adalet Bakanlığı'na lojman olarak kullanılacak 192 daire sattı. İstanbul Başakşehir'deki Miss İstanbul Evleri'nin satışının 2008 yılında tamamlandığı bilgisini paylaşan Kart, bu satışın "hükümetle cemaat ilişkilerinin siyasi olduğu kadar ekonomik bir boyutta olduğunu da" gösterdiği düşüncesinceydi. Zaten konuyu da bir soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı.

Bakan:

Aptalca Vergi Odemeyelim

Cemaate yönelik operasyon konusunda AKP genel sekreterinden yardım isteyen Mehmet Çelik, bakanlığa lojman dairesi satmasının dışında aynı zamanda eski Orman Bakanı, AKP Kocaeli Milletvekili Osman Pepe de de ticari konularda samimiydi!

Mehmet Çelik de eski AKP'li Bakan Pepe arasındaki görüşme ağırlıklı olarak tarikat değil ticaret konusundaydı:

M.Ç:


Orda verden karar doğrudur. Fuzuli yükseltip vergi vermeye gerek yok.

O.P:

Hayır hiç gerek yok. Nerden maliyetsek ordan alacağız.

M.Ç:

Maliyet ettiğimizin biraz üzerinde.

O.P:

Hayır aynen almak lazım.

M.Ç:

O vakit o kararı verin, kitaptan okuyor, ordan söylüyor Metin Bey, vergi verdiriyor.

O.P:

Çıkan vergi rakamlarına baktım, şimdiye kadar bu vergileri veren kaç tane müteahhit verdi?

M.Ç:

Hiç ödeyen yok.

O.P:

Git işine Allah'ını seversen, vergi verelim de aptalca vermenin manası yok. Kazanmadığımız parayı neden verelim?

Düşmanımız mısın Vergi Ödetiyorsun

AKP'li Osman Pepe'nin vergi ödemekten duyduğu rahatsızlık ise Mehmet Çelik ile yaptığı bir konuşmaya şöyle yansıdı:

O.P:

Siz ne ediyorsunuz yeminli mali müşavir hikayesini.

M.Ç:

Bir tipik hareketleri var onun dediğini yapmadık dedik. Çok olursa git deriz. Ona sizin adamınızı beğendim kusura bakmasın ya bu da iyidir de disiplini sağlıyor da vergi vereceksin gibi bizim düşmanımız mısın?

O.P:

Ya bırak anamızı ağlattı, bize o kadar sigorta ödetti. O kadar vergi ödedik, rekortmen oluyoruz ha.

M.Ç:

Ben rekortmen oldum.

O.P:

Ciddi mi?

M.Ç:

Valla ilk yüz beşe girdim Türkiye'de.

O.P:

Ya Koç'u ve Sabancı'yı geçeceğiz anasını satayım.

M.Ç:

Öyle olacak.

Operasyonlara başlanmasıyla birlikte cemaat taraftarları çıkış için telefon görüşme trafiğine hız verirken, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı da, Başbakanlıktan ve Adalet Bakanlığı'ndan duyarlılık çağrılarına hatta ricalara rağmen soruşturmayı sürdürmekte ısrarcıydı. Cemaat ve yapılanması, örgütün üyeleri ve cemaat hakkında önceden yapılmış soruşturmalar olup olmadığı, varsa bunlarla ilgili belgelerin kendilerine gönderilmesi için, değişik başsavcılıklara talep yazıları gönderildi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir