Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kuşatılmış Yargı Çırpınırken

ÇETİN DOĞAN'DAN MEKTUPLAR "Silivri'den Notlar"'

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Kuşatılmış Yargı Çırpınırken

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 19:16

Mektup -1

KUŞATILMIŞ YARGI ÇIRPINIRKEN


Beşiktaş Adliyesi'nin CMK 250. Maddesi ile yetkilendirilmiş Sayın Hakim ve Savcılar tarafından "... delillerin henüz tamamen toplanamamış olması, suçun mahiyeti ..." gibi gerekçelerle üç haftayı aşkın bir süredir tutukluyum.(haftalardır) Yakalama, gözaltı ve tutuklanma sürecinde onur kırıcı, hazmedilmesi zor "adli prosedürlerin" ruhuma ve bedenime yaptığı tahribatın hesabını kimlerden sormam gerektiğinin bilincindeyim.

Eski bir asker olarak yaşadıklarımı verdiğimiz savaşın götürüşü olarak görüyorum. Bu nedenle "dik duruşumu" asla bozmayacağım.
Bu notları yazış nedenim, tarihe bir not düşmek, toplumumuzun götürülmek istenen istikameti konusunda kamuoyuna uyarıda bulunmak içindir. Görebildiğim kadarı ile toplumumuzun bir bölümü oynanan oyun çerçevesini hala anlayamamakta, hiçbir devirde eksikliği hissedilmeyen düzenin işbirlikçileri ise, gelişmelere alkış tutmaya devam etmektedir.

"Ateş olmayan yerden duman tütmez!" söylemi bağlamında, yurttaşlarımızın bir bölümü zihin karışıklığı içinde, neyin doğru olduğu ve ne yapılması gerektiği konularında kararsız kalmıştır. Bu zihin karışıklığının giderilebilmesinin yolu, ateşi çıkaranların da, dumanı tüttürenlerin de, belirli amaçlara hizmet için kiralanmış "kundakçılar" olduğunu gösterebilmektir. Bu amaçla kaleme aldığım bu notları sabırla okumanızı ve okutmanızı dilerim. "İş adalete intikal etti, karışmayalım, bekleyelim" sözleri kulağa "hoş" gelebilir ama Türkiye'nin bugünkü koşullarında "boş" bir laftan ibarettir.

BALYOZ Davası kapsamında vereceğim bütün bilgiler, özel olarak yetkilendirilmiş Sayın Savcı ve Hakimlerin ellerinde bulunduğu için, amacım "adaleti etkilemek" değil, kamuoyunu bilgilendirmektir.
Davaya konu olan 'plan' ve 'seminer* üzerinde kopartılan sansasyonel haber ve bilgilerin ne olduğunu, ne olmadığını ortaya koyacağım. Ancak, öncelikle, şahsım ve BALYOZ taifesine mensubiyetleri (!) konusunda kuşku duyulanlar için, "yakalama", "gözaltı" ve "tutuklama" sürecinde yapılan yanlışları tekrarlamadan, sadece "usul" yönünden yapılan bu can alıcı "adli hatanın" üzerinde durmak istiyorum.

Bağımsız yargı adına "iş görmek" üzere özel olarak 'seçilmiş' ve 'yetkilendirilmiş' Savcı ve Hakimlerimizin bir bölümünün, her ne kadar 'yukarıdan kendilerine yapılan telkin ve yağlamalara pek aldırmadıklarını' söylemiş olsalar da, uluslararası hukuk normlarının tam tersi istikametinde bir 'usul' geliştirdikleri görülmektedir.

Israrla "ağyarına" uygulanan bu yeni yargı usulünün görünen iki boyutu var:

Birincisi, geçmişi, söylemleri ve duruşu ile tepki uyandırmış, hakkında imzasız ihbar mektuplarına dayalı dedikodular üretilmiş, hedef alınan kişiyi, elde gerçek anlamda delil olup olmadığına bakılmaksızın, "önce içeri alıverelim, gerisi Allah kerim" anlayışı ile başlatılan bir yargı süreci mevcuttur.

İkinci olarak ise, işbirlikçi basın-yayın organları aracılığıyla, iğrenç, şok edici, sansasyonel haberlerle kamuoyunda dehşet yaratarak, hedef alınan kişiyi, ortaya dökülen bilgi ve belgelerin gerçek olup olmadığına bakılmaksızın zan altında tutmak ve linç etmeye yönelik, uzun bir yargı sürecini ya tutarsa anlayışı ile başlatmak ve tutuklamayı cezaya dönüştürmek istemi mevcuttur.
Her iki durumda da, ortaya atılan iddialarda size ait bir iz, gerçek anlamda bir delil bulunmaması durumunda da hala şayet şüpheli veya sanık iseniz, işin gerçeğini ortaya koymak savcılara ait bir görev olduğu halde, bu sizin (suçlanan kişinin) asli göreviniz olarak kabul edilmektedir. E.Org. Çetin Doğan'dan istenen adeta kendini aklamasıdır. Bunu yapmak için kollarımızı sıvadığımızda ise, bavulla bir gazeteye teslim edilen sözüm ona "delil ve belgelere" avukatlarımızın resmen erişimine savcılık kararıyla konan kısıtlama engeliyle karşı karşıya kalmaktayız.

Şimdi, yargı sürecinde bizim için ortaya konan "usul" ve "tahditlere" bağlı kalarak, bana ve eski silah arkadaşlarıma sürülmek istenen lekenin kimlerin marifeti olduğunu, davaya ilişkin kamuoyunda öne çıkan bilgi, belge ve iddiaları sırayla irdeleyerek ortaya koymaya çalışacağım. Bunu yaparken, zorunlu olarak eskiden yaptığım açıklamaların bir bölümünü tekrarlamak zorunda olacağım için beni bağışlayın.

BALYOZ Harekat Planı gerçekten 1 nci Ordu Karargahında mı hazırlanmıştır? Yoksa bu plan özel amaçla kurulmuş bir 'Senaryo Üretim Merkezinin' mi ürünüdür? (ürünü müdür?)

• Üzerinde ıslak, kuru veya elektronik hiçbir imza bulunmayan bu uyduruk belgenin gerçek olduğu sanısını yaratmak için, bu belgeye referans veren bir başka 'sahte evrak' düzenlenmiştir. Bu 'sahte evrak' 1 nci Ordu Askeri Savcılığınca gönderilen Bilirkişi raporunun EK-A sayfa 11 de dip notu olarak, Ek-A Lahika-1 de ise 16ncı sırada yer almaktadır. Belirtilen yerlerde 'sahte evrak', " 1 nci Ordu Komutanlığımın, ARALIK 2002 tarihli, Hrk: 7130-02/PI. Ve Eğt. S () sayılı ve 1 nci Ordu Plan Semineri" ibaresi yer almaktadır.

Bu imzasız emrin de sahte ve uydurma olduğu, askeri yazışma kurallarına vakıf herhangi bir kimse tarafından daha ilk bakışta anlaşılabilir:

Türk Silahlı Kuvvetleri'nde bütün "Harekat planlan" ve bu planlara göre düzenlenen seminerlere ilişkin yazışmalar, Harekat Başkanları tarafından hazırlanır. Hazırlanan bu evrakların sol üst köşelerinde evrakı çıkaran şube kodu (şubenin kısaltılmış ismi olarak) yer alır. Belirttiğimiz sahte evrakta da Şube Kodu olarak "Pl. ve Eğt. Ş." ibaresi yeralmaktadır. 1 nci Ordu Harekat Başkanlığı kuruluşunda Pl. ve Eğt. Ş. (Plan ve Eğitim Şubesi) adıyla anılan bir şube bulunmamaktadır. 5-7 Mart 2003 tarihlerinde icra edilen Plan Seminerine ilişkin bütün yazışmalar Ordu Hrk. Başkanlığı kuruluşunda bulunan, Plan ve Harekat Şubesince (Pln. Hrk. Ş.) hazırlanmıştır. Nitekim aynı Askeri Bilirkişi Raporunun, EK-A Lahika-1'nde yer alan 1 nci Ordu K.lığı'ndan seminere ilişkin çıkartılan bütün yazışmalarda (andığımız sahte evrak hariç) "Pln. Hrk. Ş." (Plan Harekat Şubesi) kodu bulunmaktadır.
Diğer taraftan Karargah yazışma kuralları uyarınca Ordu Harekat Başkanlığı birimlerince planlamalara ilişkin hazırlanan bütün evraklara tarih-sayı kodu "1700" rakamı ile başlar. Yukarıda belirttiğimiz Lahika'da yer alan 1 nci Ordu K.lığına ait yazışmalara sahte evrak dışında "1700" kodu verilmiştir. Sahte evrakın taşıdığı kod ise "7130" dur.

Yukarıda belirtilen hususlar, uydurma "Balyoz Planının" 1 nci Ordu Karargahında hazırlanmadığını sadece kanıtlamakla kalmayıp, sahte evrakların belirli merkezlerde üretilme aşamasında kendilerine profesyonel katkı sağlayabilecek emekli veya muvazzaf bir personel de bulamadıklarını göstermektedir.

• Daha önce defalarca belirttiğim gibi, Ordu Komutanlığınca hazırlanan bu emrin altına Komutanın resmi makam ünvanı yazılır.
Şayet Hükümet tarafından sıkıyönetim ilan edilmiş ve 'kararname' ile Ordu Komutanı aynı zamanda Sıkıyönetim Komutanı olarak atanmış ise, bu ünvanı da (Şehir adı belirtilerek) resmi makam ünvanı ile birlikte yazılır. 1970'li ve 1980'li yıllardan anımsanacağı gibi, 1 nci Ordu Komutanı aynı zamanda İstanbul Sıkıyönetim komutanı olarak atanmış idi ve bu dönemlerde yayınlanan emirlerin altına 1 nci Ordu ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanı olarak imza açılmıştır. Bu da uydurma Balyoz Harekat Planını hazırlayanların, Ordu içerisinde değil, dışarısındaki işbirlikçilerin marifeti olduğunun başka bir kanıtıdır.

• Özel Yetkili Beşiktaş Cumhuriyet Savcılığı BALYOZ Harekat Planının gerçek olduğu, düzmece olmadığı yolundaki iddialarını, sorgulanmam sırasında öğrendiğim kadarı ile büyük ölçüde bir "Bilirkişi Raporuna" dayandırmış bulunmaktadır. Anılan Bilirkişi Raporu'nun TÜBİTAK tarafından hazırlandığı, savcı tarafından ifade edilmiştir. Avukatlarım Raporun bir örneğini istemiş olmakla beraber isteğimiz, konan kısıtlama nedeniyle yerine getirilmemiştir.

Bugün teknolojinin ulaştığı boyut dikkate alınarak, sadece bir CD'nin analiz edilmesi ve dosya takip usulü ile menşeinin kanıtlanması mümkün müdür? Yoksa imal edilen bir CD'yi istediğimiz kişinin bilgisayarındaki klasör veya dosya muhteviyatından olduğu sanısını uyandırmak için bir düzenleme yapılabilir mi? Bu sorulara doğru yanıt vermek için bir bilgisayar mühendisi olmaya bile gerek yoktur. Yeni bir veya birkaç bilgisayar almak suretiyle, bilgisayarı hedef aldığınız kişinin adı ile kaydeder, bu bilgisayarda açtığınız klasör veya dosyaları bir CD'ye yükleyerek, bunların hedef aldığınız kişinin bilgisayarından çıktığı sanısını uyandırabilirsiniz.

Doğrusu, TÜBİTAK'ın "Bilirkişi Raporu" Sayın Savcılarımızı ikna edecek bir kesin ifade taşıyorsa, bir zamanların çok övündüğümüz bu ulusal kurumumuzun da ne hallere düştüğünü varın siz karar verin. Savcılıkta verdiğim ifadede yeraldığı gibi, yukarıda belirttiğim hususların teyidi istenirse herhangi bir üniversitemizin ilgili bölümünden alınacak "gerçek bir bilirkişi raporu" ile yapılabileceğinden eminim.
1 nci Ordu Askeri Savcılığından alınan "Bilirkişi Raporu", Özel Yetkili Beşiktaş Cumhuriyet Savcılığının iddialarına bir dayanak teşkil etmekte midir?
Hayır etmemektedir.

• Nitekim 1 nci Ordu Askeri Savcılığı bu raporla ilgili olarak basında kamuoyunu yanıltıcı haberler yapılması üzerine bir açıklama yaparak "Bilirkişi Raporu, kamuoyunu yanıltacak tarzda haber konusu yapılarak, söz konusu dokümanların gerçek olduğu izlenimi yaratılmaya çalışılmıştır" ifadesini kullanmıştır.

• Sözkonusu Bilirkişi Raporu'nun 3'ncü Maddesinde "incelemenin dayandığı faraziye" açıkça belirtilmiştir.

Faraziyenin yanlış anlaşılması ve yorumlanmasının önlenmesi amacıyla, anılan raporun 3'ncü maddesinde yeralan birinci cümleyi aynen tekrarlayalım:

"Bu rapor, 1 nci Ordu K.lığı Askeri Savcılığı tarafından incelenmek üzere tarafıma teslim edilen dokümanlann 5-7 Mart 2003 tarihleri arasında 1 nci Ordu K.lığında icra edilen Plan Semineri öncesinde, icrasında ve sonrasında kaleme alınan "gerçek nüshaları" ile aynısı olduğu faraziyesine dayanarak hazırlanmıştır."

• Anılan raporda Balyoz planının gerçekliği sorgulanmamış, planın gerçek olduğu varsayımından hareket edilmiştir. Ancak Plan Seminerinde EGEMEN Harekat Planının tartışılıp tartışılmadığının açıklığa kavuşması için Seminere Üst Komutanlıklardan katılan gözlemci Raporlarının incelenmesi, Seminer Sonrası Planlarda değişikliklere gidilip gidilmediğinin araştırılmasını, 1 nci Or. K.lığının Seminer Sonrası KKK.lığına gönderdiği Seminer Sonuç Raporunun incelenmesini istemiştir. Aynı talepleri, 'iğrenç iddialar' basında ilk çıktığı günden itibaren benim de televizyon ekranlarına çıkarak yapmış olduğum hatırlanacaktır.

5-7 Mart 2003 tarihinde icra edilen 1 nci Ordu Plan Semineri'nde, EGEMEN Harekat Planı'nın görüşülmediği ve uydurma BALYOZ planının görüşülüp, müzakere edildiği iddiasının geçersizliğini kanıtlayan hususlar:

• Plan Seminerinin icrasına ilişkin Ordu Komutanı olarak yayınladığım bir emirde, Seminerde yapılacak takdim, konuşma ve müzakerelerin tamamının kayda alınmasını istedim. Bu konudaki emrimin gereğinin yapılması için, bir sureti aynı zamanda Ordu Muhabere Bilgi sistemleri Başkanlığına (MEBS) da gönderilmiştir.
• Verdiğim emir doğrultusunda Ordu Plan Semineri başından sonuna kadar kayda alındığı için ses kayıtları bulunmaktadır.
• Savcılığın elinde bulunan ve bazı bölümleri basına sızdırılan ses bantları emrim üzere kayda alınmış ses bantlarıdır.
• Verdiğim emrin bir suretinin savcılıkta olduğunu sanıyorum. Şayet olmadığı iddia ediliyorsa, aynı konuda soruşturma yapan 1 nci Ordu Askeri Savcılığı'ndan temin edilebilir. Esasen belirtilen dönemde 1 nci Ordu Muhabere ve Bilgi Sistemleri Başkanlığı görevinde bulunan Mu. Kd. Alb. Altan BATIBAY, Savcılık tarafından gözetim altına alınarak (22-26 Şubat 2010) sorgulaması yapılmıştır. Savcıların bu suretle, seminer kayıtlarının banda alınması yolundaki verdiğim emrin gerçek olduğunu öğrendiklerini sanıyorum.

Seminerin ses kayıtlarının tutulmasını isteyiş nedenlerim özetle:

• Seminer Sonuç Raporunun doğru olarak hazırlanması ve verdiğim emirlerin yanlış anlaşılmasının önlenmesi,
• Eğitim amaçlı olarak, seminere katılmayanlara gerektiğinde bilgi verilmesi,
• Seminer öncesi hiç prova yapılmamış olması nedeniyle, irticalen yapılan konuşma ve müzakerelerin hangi amaçla yapıldığının tam olarak anlaşılmasını temin içindir.
• Seminer ses kayıtlarının tamamı incelendiğinde, Plan Seminerinde nelerin görüşüldüğü, kimler tarafından özel takdimler yapıldığı, nelerin müzakeresinin yapıldığı açıkça görülür.
• Bu kayıtlardan açıkça görülecek husus da, Plan Seminerinde, Balyoz, Suga, Oraj, Sakal, Çarşaf kod adlı, kendi uçağını düşürmek ve Cami bombalamak gibi inanılmaz hazırlıkları içeren bir darbe planının hiçbir suretle görüşülmediğidir.
• Ses kayıtları 5-7 Mart 2003 tarihlerinde icra edilen 1 nci Ordu Plan Semineri'nde, sadece "1 nci Ordu EGEMEN Harekat Planr'nın, jenerik bir senaryo çerçevesinde, Ordu'nun Sakarya nehrine kadar uzanan geri bölgesinin güvenliğini de kapsayacak şekilde irdelendiğini açıkça ortaya koymaktadır.
• 'Jenerik Senaryo', seminerin icra edildiği gerçek zaman dilimindeki dış ve iç siyasi ve askeri durumu değil, ileride, daha doğru bir deyişle, geleceğe ait bir zaman diliminde meydana gelebilecek siyasi ve askeri olayları gerçekmiş gibi ele alarak, irdelenen EGEMEN Harekat Planının ve bu plana dahil Geri Bölge Emniyeti için hazırlanan Planların yeterli olup olamayacağını saptamak için hazırlanmıştır.
• Hazırlanan Senaryonun, Seminerin başlangıcında Birinci Ordu Harekat Başkanı tarafından özel bir takdimi yapılmıştır. Bu takdimin de Ses Kayıtları bulunmaktadır. İncelendiğinde görülecektir ki uyduruk Balyoz Harekat planındaki "Durum" başlığı ile tasvir edilen siyasi ve askeri gelişmelerle hiçbir bağlantısı yoktur.
• 5 - 7 Mart 2010 tarihinde icra edilen Ordu Plan Semineri için hazırlanan Jenerik Senaryo'nun özelliği "olasılığı yüksek, en tehlikeli senaryo" olmasıdır.
• EGEMEN Harekat Planı ile birlikte Seminerde görüşülen bütün hususlar, yapılan özel takdimler ve imal edilen sahte Balyoz Harekat Planı bir bavul içerisinde işbirlikçi ellere teslim edildiği ve gazetelerde bir "Pehlivan Hikayesi" gibi tefrika edildiği için, gerçek plan ve Seminerde müzakere edilen hususlar üzerinde verilmiş gizlilik derecesinin artık hiçbir anlam ve önemi kalmamış bulunmaktadır. Bu nedenle kamuoyunda yaratılan korku ve kuşkuların, bilgi kirliliğinin giderilmesi benim için bir ödev haline gelmiş bulunmaktadır.

Bu sorumluluğu yerine getirmek amacıyla aşağıdaki hususları kamuoyunun bilgilerine sunuyorum:

Bilindiği gibi komşumuz (Yunanistan) EGE Denizi'nde kara sularını 12 mile çıkarma hakkına sahip olduğunu iddia etmektedir.
Komşumuzun böyle bir karar vermesi durumunda ülkemizin Batı'dan açık denizlere çıkma imkanı kalmayacağı için, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından komşumuzun "Karasularını 6 milin ötesine çıkarması durumunda bunu harp sebebi sayacağına" ilişkin halen de yürürlükte olan bir kararı bulunmaktadır.
EGEMEN Harekat Planı, TBMM'nin verdiği bu kararın, Hükümet tarafından uygulanmasına ilişkin direktif alındığı zaman 1 nci Ordu K.lığınca yürürlüğe konması için hazırlanmıştır.
Seminerde yapılan irdeleme ve müzakerelerin zeminini teşkil eden Jenerik Senaryo, ülkemizin dışarıdan iki cepheye angaje olması durumuna dayandırılmıştır.

Savcılığın elinde de bulunan gerçek Jenerik Senaryoda "Türkiye'nin Irak'a müdahalesini gerektiren bir durum" yaratılmış, bu nedenle 1 nci Ordu Birlikleri'nin bir bölümü Türkiye'nin Güneydoğuluna 2 nci Ordu Bölgesi'ne kaydınlmıştır.
Jenerik Senaryoda, Ülkemizin iki cephede tehdit altında kalması, Batı'daki komşumuzun da karasularını 6 milin ötesine çıkarma yolunda bariz adımlar atmaya başlaması ile ortaya çıkmakta olduğu farz ve kabul edilmiştir.

Jenerik Senaryo'nun 'olasılığı en yüksek, tehlikeli bir senaryo' olarak nitelendirilmesinin nedeni, komşumuzun gerçekten kara sularını 6 milin ötesine çıkarma gibi bir niyeti varsa, bu kararını ülkemizin en zayıf bir anında (iki cephede aynı zamanda angaje olması halinde) gerçekleştirmek isteyeceğinin olasılık bakımından daha yüksek olmasıdır. Çünkü EGE'de yapılacak emrivakilere Türkiye'nin tepki göstermesinin, başka bir cephede (Güney Cephesinde) kuvvetleri ile angaje olması durumunda, istenen ölçüde şiddetli ve geniş kapsamlı olamayacağı aşikardır.

Plan Semineri'nde, belirtilen bu senaryo çatısı çerçevesinde 1 nci safhada EGEMEN Harekat Planının uygulanıp uygulanamayacağı ele alınmış, ağırlıklı olarak da 1 nci Ordu Bölgesinde düşmanın sabotaj, tahrip ve tahrikleri ile ortaya çıkabilecek İRTİCAİ ve BÖLÜCÜ eylem ve kalkışmalara karşı, bölgede tahsis edilen ve seferde teşkil edilecek kuvvetlerin yeterli olup olamayacağı irdelenmiştir.

Plan Seminerinin bu bölümünde yapılan müzakerelerde gerek benim yaptığım konuşmalar ve gerekse diğer katılımcıların yaptıkları özel takdimler, parça parça kullanılarak, kamuoyunda bilgi kirliliği ve kuşkuları yaratılmaya çalışılmıştır. Yapılan takdimlerin ve konuşmaların bütünü ele alındığında, yaratılan Senaryoya dayalı olarak, mevcut durum değil, gelecekte ortaya çıkabilecek bir durumda, Geri Bölge Emniyeti (sadece 1 nci Ordu'ya ait), Sıkıyönetim sorunlarının ele alındığı açıkça görülecektir.

Ordu Plan Semineri'nin 2'nci Safhasında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Irak'a zamanında müdahalesi sonucunda, Irak'ta ortaya çıkan sorunlar ulusal çıkarlarımıza uygun olarak çözüme kavuşturulduğu, 1 nci Ordu Birliklerinden Güneye kaydırılanlarla, Ordu emrine girecek bütün birliklerin Plan görevlerini icra edecekleri bölgelere intikal ettikleri farz ve kabul edilmiştir. Jenerik Senaryoda bu safha için, birinci safhadan daha farklı bir zaman dilimi kabul edilmiş, Plan Semineri cereyan tarzı planına uygun olarak yapılan müzakerelerle sona erdirilmiştir.

Plan Seminerinin gerek birinci ve gerekse son safhası olan ikinci safhasında yapılmış olan takdim ve müzakerelerin verdiğim emir uyarınca seminerin icrası esnasında alınan ses kayıtları savcılığın elinde bulunmaktadır. Beşiktaş Cumhuriyet savcılığında sorgulanmam sırasında bu hususları gündeme getirdiğimde, Sayın Savcı EGEMEN Hareket planının gizli olması nedeniyle bu hususları ortaya çıkarmadıklarını, ayrı muhafaza ettiklerini ve bunlar üzerinde söyleyecek bir hususları bulunmadığını ifade etmiştir.

İddia edildiği gibi seminerde bir darbe planı müzakere edilmiş olsaydı Genel Kurmay Başkanlığı ve K.K.K'ndan gelen gözlemciler dahil toplam 29 General 162 subayın katıldığı seminerde buna şahitlik edecek 'gizli tanık' dahil hiç kimse bulunamamıştır.
5-7 Mart 2003 tarihlerinde Ordu Plan Semineri maskesi altında herhangi bir toplantı yapılmamıştır.
BALYOZ Operasyonu kapsamında her rütbe ve sınıftan muvazzaf ve emekli neredeyse yüze yaklaşan belki de geçen personelin ifadesine başvuruldu. Kimi gözaltına alındı, kimi tutuklandı. Kimisi de serbest bırakıldı. Bunca personel arasından bir kişi de olsa Sayın Savcılarımızın iddialarına destek veren kimse oldu mu? Sanmıyorum. Bulunsaydı işbirlikçi basın bunu manşetten verirdi. Bu konuda Ordu Karargahı'ndan hanım sekreterlerin, yazıcıların dahi ifadelerine başvurulduğunu üzülerek öğrendim. Bunca insanın benim "suçluluğumu ispat etmek" ve bu amaçla bir delil bulma uğruna tedirgin edildiklerini öğrenmenin bana çok acı geldiğini söylemeliyim.

BALYOZ Hareket Planının bilgisayarda 'Kopyalama ve Yapıştırma' metodu ile imal edildiğini açıkça ortaya koyan gerçekler:

• Anılan uyduruk plan 2 Aralık 2002 tarihini taşımaktadır. Planın ilginç yanı, AKP Hükümeti'nin kuruluşundan en fazla 15 gün geçmiş olmasına rağmen, planda durum başlığı altında tasvir olunan siyasi ve ekonomik gelişmeler AKP iktidarının 2003-2007 döneminde attığı adımların ve icraatının sonuçları ile birebir örtüşüyor olmasıdır. AKP'nin ülkemizde yaptıkları ile ortaya çıkan siyasi ve ekonomik gelişmeler 2002 tarihinde bir plana nasıl ilham kaynağı olabilir sorusu hiç mi akla gelmemektedir merak ediyorum. Bu durum, belli amaçla uyduruk ve iğrenç senaryo üretim merkezinde görevli personellerin, biraz kıt zekalı, biraz da tembel oluşlarını kanıtlamaktadır. Zira 2003-2007 döneminde ülkemizdeki gelişmeler ve bazı değerlendirmeler 2002 tarihli plana ilham kaynağı olmakla kalmamış, bazen aynen (birebir) kopyalanı vermiştir.

Şimdilik bu konuda basına da intikal eden bir örnekleme vermekle yetinelim:

2 Aralık 2002 tarihli olduğu iddia edilen Balyoz Hareket Planı'ndan bir alıntıyı aynen aşağıya çıkarıyorum.
"Cumhuriyetin kuruluş yıllarında kalkınmada uygulanan ulusal model ile çeşitli sahalarda büyük başarılar elde edilmiştir. Bu dönemde uygulanan model ile ülkemiz Belçika'ya uçak ihraç edecek seviyeye ulaşmıştır. Ancak 1945 yılından sonra ülkemiz tekrar siyasi, kültürel, ekonomik yönlerden kuşatma altına alınmış; Batılı Devletler Atatürk döneminde hayata gevremedikleri SEVR projesini AB, IMF ve Dünya Bankası yoluyla uygulamaya başlamışlardır."

Şimdi ise Sayın Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Kongresinde yaptığı 27 Kasım 2005 tarihli kapanış konuşmasından bir alıntıyı aşağıya alıyorum.

"Devletimizin kurucusu Atatürk'ün döneminde yani 1938'e kadar çeşitli sahalarda kalkınma plan ve projeleri uygulanmış ve çok büyük başarılar elde edilmiştir. Bu dönemde kalkınmada uygulanan Milli Model ile ülkemiz Belçika'ya uçak ihraç edecek seviyeye ulaşmıştır. Fakat Atatürk'ten sonra ülke tekrar siyasi, kültürel, ekonomik vs. topyekun bir kuşatma altına alınmış, Batılı devletler, Mustafa Kemal döneminde hayata geçiremedikleri SEVR Projesini AB, IMF ve Dünya Bankası yoluyla gerçekleştirmeye başlamışlardır."

• Uydurma Planın detaylı tetkiki halinde, benzer kopyalama ve yapıştırma işlemlerinin bolca bulunacağından hiç kuşku duymuyorum. imza bloğunun bile askeri teamüllere göre açılmadığı; imzasız (elektronik bir imza da bulunmamaktadır) mezkur planın uydurma olduğu her yönü ile sırıtmaktadır.
Birinci Ordu Komutanlığının 05-07 Mart 2003 tarihleri arasında icra ettiği Ordu Plan Seminer'inin Jenerik Senaryosu ve Cereyan Tarzı Planının Üst Komutanlardan gizlendiği iddia edilmektedir.

• Plan Seminerleri Üst komutanlıklarca yayınlanan genel direktifin ana çerçevesinde hazırlanır, detaylar üst Komutanlıklarca belirlenir ve icra edilir. Bu kapsamda EGEMEN Hareket Planının Ordu Plan Seminerinde incelenmesi hususu da Üst Komutanlıkça belirlenmiştir.

• Birinci Ordu Komutanlığınca EGEMEN Hareket Planının irdelenmesi için hazırlanan Jenerik Senaryonun 'En yüksek olasılığa sahip, en tehlikeli Senaryo' oluşu nedeniyle başlangıçta yanlış anlaşılmasından kaynaklandığını gördüğüm bir nedenle üst makamdan (K.K.K.lığından) bir itiraz mesajının gönderildiğini anımsıyorum. Bu durumun Üst makamın hatırladığım kadarıyla sadece Ordu Plan seminerinde, 'Geri Bölge Emniyeti' ve 'Sıkıyönetim Konuları'nın tartışılacağı konusunda bir 'zehaba' (sanıya) kapılmalardan kaynaklandığı anlaşılmıştır. Nitekim, Plan Seminerinin icrasından çok önce, üst ve ast Komutanlıklara gönderilen 1. Ordu Plan Semineri Cereyan Tarzı Planına herhangi bir itiraz gelmemiş, plan semineri de belirtilen Cereyan Tarzı Planın ana hatlarına tamamen uyularak icra edilmiştir.

• Ordu Plan Seminerine Gn. Kur. Başkanlığından ve Kara Kuvvetleri Komutanlığından Generallerin başkanlık ettiği heyetler gözlemci olarak katılmıştır. 05-07 Mart 2003 tarihinde icra edilen Ordu Plan Seminerine Gnkur. Heyet Bşk. olarak katılan General bugün Orgeneral rütbesi ile aktif görevde bulunmaktadır. Aynı şekilde, K.K.K.ğının gönderdiği heyetin başındaki generalde bugün Korgeneral rütbesindedir. Sorgulanmam sırasında Ordu Plan Seminerine katılan ve bugün aktif görevde olduklarını ifade ettiğim Generallerin kimliklerinin Sayın Savcı tarafından bilindiği de ortaya çıkmıştır. Benim bu kişilerin isimlerini buraya yazmayış nedenim onların da gereksiz yere tedirgin olmamaları için gösterdiğim hassasiyet nedeniyledir.
BALYOZ davasında siyasi kişilerin Müdahalesi veya siyasetin gölgesi var mıdır?
Bu konuda ben sadece yaşadıklarımı ve şahit olduğum hususları anlatmakla yetineceğim.

Şimdilik eldeki verilerle bu konudaki kararın kamuoyunca verilmesini istiyorum:

• 22 Şubat 2010 saat 10:00 civarında Sayın Savcı Ali Haydar'ın nezaretinde konutumun aranmasına başlandı. Savcı tarafından bana üç savcı tarafından (Bilal Bayraktar, Mehmet Berk, Ali Haydar) birlikte imzalanmış bir 'Arama Müzekkeresi' verildi. Bu müzekkerede 'ŞAYET' aramalarda bir suç unsuru bulunursa, yakalanmam ve gözaltına alınmam' yolunda bir ibare bulunmaktaydı.

• Gerek Harp Akademilerinde ikamet ettiğim ve gerekse Bodrum'daki evlerimde yapılan ve saat 16:00 civarında aynı gün biten aramalarda savcı dahil aramayı yapan personel tarafından 'hiçbir suç unsuru bulunmadığı' yolunda bir tutanak hazırlanarak bana ve avukatlarıma verildi.

• Sayın Savcı Ali Haydar aramayı yaptıktan ve arama tutanağını imzalattıktan sonra, kendisini uğurlayan Merkez Komutanlığından görevlendirilmiş personel'e 'benim yakalanarak, İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele birimince görevlendirilen ekibe teslim edilmem' yolunda şifahi bir emir verdiğini öğrendim. Avukatlarım kendisine telefonla ulaşarak, arama kararındaki 'yeni bir delil, suç unsuru bulunması' yolundaki şartı hatırlattı. Savcının arkadaşlarına danışacağını, bu konuda haklı bulunduğumuzu belirttiğini öğrendim.

• Bunun üzerine aynı gün (22 Şubat 2010) saat 19:00 sularında arama kararını veren üç savcı, verdikleri arama kararındaki 'suç unsuru bulunması' koşulunu yok sayarak yeni bir 'Yakalama Müzekkeresi' imzalayarak İstanbul Emniyet Müdürlüğüne faks ile göndermiş ve bu suretle İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinden tefrik edilen bir tim marifeti ile nezarete alınmam sağlanmıştır.

• 22 Şubat 2010 günü İstanbul Beşiktaş Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığınca konan 'arama, yakalama ve gözaltı' operasyonlarının belirli bir merkezden bir 'Cereyan Tarzı' planına uygun olarak sevk ve idaresinin yürütülmeye çalışıldığı konusunda ciddi kuşkularım var. Bunun nedeni şahsımla ilgili arama ve gözaltı olaylarının bir zaman cetveline uygun olarak TRT ekranlarında önceden yayınlanmasıdır. Daha evimde arama yapılırken gözaltına alınarak Emniyete götürüldüğüm konusunda haberi TRT-2 yayınlamış, gözaltına alınmam ise haberin çıkmasından asgari 4 saat sonra gerçekleşmiştir.

• 22 Şubat 2010'da saat 19:00 da yakalama işlemi tamamlanmasına müteakip, yasal prosedürün gerektirdiği hususların yerine getirilmesinden sonra aynı gün İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde 'ınisafir1 edilmeye başlandım. Emniyette 'susma hakkımı' kullanacağımı ifade etmeme rağmen azami gözaltı süresinin dolmasına yakın bir zaman önce Sayın Savcı Bilal Bayraktar ve akabinde Hakim Ali Efendi Peksak karşısına çıkarıldım.

• Savcılıkta sorgum 10:30 da başladı ve 15:30 da sona erdi.

• Sayın Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı'nın Beşiktaş Adliyesi'nden ayrılması ise saat 16:00 sularında gerçekleşti. Nereye gittiği ve kiminle yemek yediği kendi beyanları ile sabittir.

• Sayın Hakim Ali Efendi Peksak tarafından sorgumun yapılmasına başlanması 21:50 de gerçekleşmiştir.

• Sorgulamayı yapan Savcı Sayın Bilal Bayraktarın bir vesile ile yaptığı özel bir beyanın görülmekte olan davada siyasilerin bir gölgesi olup olmadığı konusunda bir fikir verebileceğini sanmam nedeniyle, savcının sarf ettiği sözlerini mealen aşağıya aktarıyorum:

"Evet, üst düzey yöneticilerden bana bu davaya ilişkin telefon edildi. 'Sen gençsin, bunları tanımazsın ha!', yolunda telkinlerde bulunmaya çalışıldı. Ben de kendilerine üç çocuğumun bulunduğunu ve maaşımdan başka bir gelirim bulunmadığını, ancak doğru bildiğimi yapacağımı ifade ettim."

• Savcılık sorgusu ile nöbetçi Hakimce sorgunun başlaması arasında tam 5 saat 20 dakika geçmiştir. Nöbetçi Hakim Sayın Ali Efendi Peksak'ı uzunca bir süre bekledik. Nerede olduğunu soruşturduğumuzda, katipler tarafından 'yemekte' olduğunu öğrendik! Bu demektir ki Sayın Çolakkadı yemekte iken Sayın Peksak da yemekte imişler! Bu konuda gerekli soruşturma yapılması için avukatlarım tarafından HSYK nezdinde girişimde bulunulmuştur.

• Hakim ve savcılarımızın Adalet Bakanlığı Müsteşarı ile görüşerek karar vermiş olabileceği yolunda bir kuşku duyulması dahi adil yargılamaya gölge düşürmez mi?

4 no'lu Silivri Kapalı Ceza infaz Kurumu'nda hayat, kurumda görevli personelin gösterdiği 'iyi niyete rağmen' bir ceza niteliği taşımaktadır. Şayet burada iseniz, sizin 'şüpheli', 'sanık' veya 'hükümlü' olmanız fark etmiyor. İlgili Tüzük gereğince Cezaevi içerisinde tutuklu ve hükümlülerin tabii olduğu bütün kısıtlamalar aynı. Daha başka bir deyişle yargısız infaz ediliyor, hükümlü gibi ceza çekiyorsunuz. Her gün üzeriniz aranıyor, ayakkabınız çıkartılıyor, haftada ancak bir gün olan (15 dk) telefonla görüşme hakkımı, ABD'deki kızımla konuşmak istediğim de kullanamıyorum kızımın telefon faturası isteniyor.
Cezaevi yetkililerine benim hükümlü değil tutuklu olduğumu söylediğimde 5275 Sayılı yasaya bağlı olarak 20 Mart 2006 tarihinde Bakanlar Kurulunun 200/10218 sayı ile onayladığı tüzüğün 186. maddesini okudular.

Hükümlülerin Ceza İnfaz Kurumlarında tabi olacağı hükümleri belirtilen Tüzük 186. maddesinde aynen şu ibare yer almakta:

Kısıtlamaları belirleyen maddeler sıralanarak "maddeleri tutukluluk halleriyle uzlaşır nitelikte olanları tutuklular hakkında da uygulanabilir."

Sonuç itibariyle sizin tutukluluk halinizle uzlaşsa da uzlaşma-sa da hükümlüler gibi ceza görmeye devam ediyorsunuz, intikam ve rövanş peşinde olanların bu durumdan memnuniyetlerini tahmin etmek zor değil. Aynca belirtilen maddedeki 'uygulanabilir1 kelimesi, kurumun bir Cezaevi oluşu nedeniyle olacak, 'kesinkes uygulanır1 olarak algılanıyor.
Hedef ben miyim, yoksa henüz tam teslim alamadıkları bir kurumu daha fazla ezmek ve baskı altına almak mıdır, kararı sizler verin! Saygıdeğer hakimlerimize, savcılarımıza, politikacılarımıza, dışarıda olanlar işlenen hukuk cinayetlerini bir seyirci gibi izleyenlere duyurulur. Hukuk belki bir gün size de lazım olabilir...

Benim haykırışım, zihinleri önyargılarla şartlanmamış, 'yüreklerinin kulakları sağır olmamış, iz'an ve insaf sahibi olanlar içindir. Çektiğim acılar, yüreğimin burkulması beni nereye götürürse götürsün dik duruşumu kimse bozmaya muktedir olamayacaktır. Dayanma gücümü yaşananların bir nebze daha halkımızın aydınlanmasına katkı sağlayacağına olan inancımdan alıyorum.
15.02.2010

Kaynakça
Kitap: ATEŞİ VE İHANETİ GÖRDÜK
Yazar: ÇETİN DOĞAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir