Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Alaeddin Halaci (? — 1316)

Burada Gazneli İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Alaeddin Halaci (? — 1316)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 20:31

ALAEDDİN HALACİ (? — 1316)

Dehli'de, ilk müstakil İslam devletini kuran Türk Memlüklerinden sonra, saltanatı ellerine geçiren ve hakimiyetleri bir asırdan fazla süren Halaç hanedanının (bk. HALACİ) en büyük hükümdarıdır (697-715/12961316). Bu ismin umumiyetle garp eserlerinde Halci veya Hılcı şeklinde yazılması, Halaç = Kalaç Türk kabile isminin Hindistan'daki yanlış telaffuzuna istinad eder (bk. HALAÇ). Bu zat, sülalenin hakiki müessisi Celaleddin Firuz Şah'ın yeğeni ve damadı olup, evvela melik unvanı ile Kara ve Oudh sahalarını idare ediyordu. Karısı ile ve hükümdar üzerinde çok nüfuzu bulunan kayınvalidesi ile arası bozuk olduğundan, mevkiini sağlamlaştıracak çareler arayan bu muhteris ve cüretli prens, Dekkan'da efsanevi zenginliği dillerde destan olan Devagiri (eski metinlerde Divgir; bugünkü Devletabad ) şehrine karşı küçük bir kuvvet ile muvaffakiyetli bir taarruz yaparak, raca Ramaçandra'yi ağır şartlar ile bir sulh imzalamaya mecbur etti. Racanın oğlu Çankara buna razı olmamak istedi ise de, Alaeddin onu da mağlüp etti. Sulh daha ağır şartlarla imzalanmış, çok büyük ganimetler elde edilmişti. Orta Çağ Hind tarihinin en mühim hadiselerinden biri olan bu vaka, Müslümanlara Dekkan'daki yerli devletin zaafını anlatmıştı. Bu büyük zafer ile maddeten ve manen kuvvetlenmiş olan muhteris prens, kendisi ile mülakata gelen amcasını alçakça öldürttükten ve veliaht Rukneddin'i firara mecbur ettikten sonra Dehli tahtına oturdu (695/1296). Alaeddin nüfuzunu bütün memlekette kolayca tesis ederek, Hind hudutlarını hala tehdit eden Moğollara karşı kuvvetli askeri tedbirler aldı. Moğolların büyük kuvvetlerle yaptıkları hücumlar kolaylıkla tardolundu. 1298'de Kutlug Hoca kumandasındaki muazzam bir Moğol ordusunun taarruzu Alaeddin'in bizzat kumanda ettiği ordu tarafından kırıldığı gibi, 1304'te Amroha'ya kadar ilerleyen diğer bir Moğol taarruzu da, Dipalpur ve Lahor'da vali bulunan Malik Gazi (sonradan Tugluk Şah) tarafından, büyük muvaffakiyetle tardolundu. Moğollar bundan sonraki taarruzlarında da daima mağlübiyete uğradılar. Samana ve Dipalpur gibi, mükemmel surette tahkim ve teçhiz edilmiş ileri mevzilere istinad eden bir müdafaa şeddi ve Malik Gazi gibi faal bir kumandanın her sene Moğollara yaptığı akınlar sayesinde, artık bu tarafta tehlike kalmamıştı.

Alaeddin, Moğollara karşı ilk muvaffakiyetlerinden sonra, Hind fütuhatına başlamıştı:

Gucarat ve Nahrivala zaptedilmiş, Cambay tacirleri büyük bir vergiye bağlanmıştı. 1299'da meşhur Ranthambhor kalesinin zaptına teşebbüs edildi ise de, birtakım valilerin muhtelif sahalardaki isyanları sebebi ile, ancak 1301 (700)'de zaptolunabildi. Dahili isyanları yatıştırmış olan Alaeddin, bundan sonra fütuhatına devam ederek, Raçputana'nın başlıca mühim devleti olan Mevar'ı hakimiyeti altına aldı. 1305 sonlarına doğru Şimali Hindistan, hemen tamamı ile, Alaeddin'in eline geçmişti. Bundan sonra Alaeddin, Dekkan fütuhatına başlayarak, sırası ile Devagiri'yi, Varangal'ı (İslam metinlerinde Arangal) ve Mabar'ı aldı; 1312'de, Çankara'nın isyanını bastırmak üzere, Kafur kumandasında bir ordu tekrar muvaffakiyetle Dekkan'a yürüdü. Artık Alaeddin'in imparatorluğu en son inkişaf derecesine varmıştı; şimalde Multan, Lahor, Dehli'den cenupta Dvarsamudra'ya, şarkta Lahnanti ve Sonargaon'dan garpta Thatta ve Gucarat'a kadar, hemen bütün şimali ve merkezi Hindistan Dehli sultanlığına tabi bulunuyordu. Dahili tecanüsten mahrum olan ve ancak Alaeddin'in cüretli ve korkunç şahsiyeti sayesinde tutunabilen bu muazzam imparatorluk, onun son zamanlarına doğru, sarsılmak alametleri göstermeye başladı ve 1316 (715)'da ölümünden sonra da, kolaylıkla parçalanıp yıkılarak, Dehli Sultanlığı Tuglug-şahlar ailesine intikal etti (720/1320).

Alaeddin, türlü bakımlardan, Orta Çağ Türk hükümdarları arasında çok mümtaz bir şahsiyettir. Hiçbir tahsil görmediği halde, çok büyük fıtri kabiliyetleri ve hayattaki tecrübeleri sayesinde, büyük askeri zaferler kazanarak, muazzam bir imparatorluk kurmuş, birçok idari ıslahat yapmış, Hind Müslümanlarına büyük bir refah ve inkişaf devresi yaşatmaya muvaffak olmuştur. Devlet başına geçmek ihtirası ile ahlaki ve insani bütün kayıtları bir tarafa bırakan Alaeddin, ondan sonra bütün kudreti kendi elinde toplamak ve imparatorluğunu genişletmek için, meşru olsun olmasın, her vasıtaya müracaattan çekinmedi. Daha ilk büyük fütuhatının temin ettiği muazzam servet ve ona dayanarak vücuda getirdiği askeri kudret kendisinde öyle bir büyüklük hastalığı doğurmuştu ki, "İskender-i sani" lakabını almakla kalmayarak, bir aralık, Büyük İskender gibi, dünya fethine kalkmak ve yeni bir din kurmak hevesine düştü. Moğol tehlikesi henüz Hind hudutları üzerinden kalkmamış iken, böyle bir teşebbüsün, tabii, imkanı yoktu. Kendisini peygambere ve dört büyük emirini -Uluğ Han, Zafer Han, Nusret Han, Alp Han- çahariyara benzeterek yeni bir din tesisine kalkması da sadece bir proje halinde kaldı ve fütuhat ihtirasını da ancak Hindistan'daki büyük zaferleri ile tatmin etti. Dünyanın en büyük müstebit ve

zalimlerinden ve en hayalperest muhterislerinden olmasına rağmen, çok hilekar, basiretli ve tedbirli idi. İnsanlara hakim olmak, onları idare etmek hususunda fıtri bir kabiliyeti vardı. Talihine, haklı olarak, güvenmesi, ruhi kudretini son dereceye çıkarmıştı. Hiç kimseye, ailesine karşı bile, zaafı ve şefkati yoktu.

Devleti ve devlet iradesini her şeyin tutmak gibi, Türk karakterine ve an'anesine tamamiyle uygun bir esasa şiddetle sadık kalan Alaeddin buna karşı Orta Çağ Türk-İslam devletlerinde daima tesadüf edilen iki muhalif kuvveti kırmıştır:

1. şeriatı devlet idaresinin fevkinde gören ruhani sınıfın devlet işlerine müdahalesini tamamiyle menederek, devletin ve halkın menfaati için lüzumlu gördüğü her tedbiri -şeriata uygun olsun olmasm-almakta hiç tereddüt etmedi.

2. geniş imparatorluğunun merkezden çok uzak sahalarında, adeta müstakil birer hükümdar gibi hareket eden ve hatta resmen melik unvanını haiz olan en büyük yük askeri-mülki ricalin isyanlarını bastırdıktan sonra, şiddetli bir merkeziyet usulü ihdas etti.

Buna, başlıca sebep olarak, şunları bulmuştu:

Hükümdarın devlet işleri ile inceden inceye meşgul olmaması, müskirata düşkünlük, büyük devlet ricalinin birbiri ile çok sıkı münasebetlerde bulunmaları ve fazla servet.

Alaeddin bu amillere karşı şu tedbirleri aldı:

Fazla servetleri ortadan kaldırmak için, birçok araziyi, hatta vakıfları müsadere ederek, devlete mal etti; büyük bir hafiye şebekesi kurdu; müskiratı, evvela kendi sarayından başlayarak, şiddetle menetti ve herkesin ancak kendi kendisine içmesine izin verdi; hususi ve resmi mahiyette bütün ziyafetleri yasak etti. Hinduların bilhassa zengin ve toprak sahibi sınıflarına karşı gayet ağır mali tedbirler tatbik ettiği gibi, onları ata binmek ve silah taşımak gibi şeylerden de mahrum bıraktı. Vergiler her tarafta aynı usüller dairesinde alınıyor, memurlar en şiddetli bir şekilde cezalandırılıyordu. İmparatorluğu içerden ve dışardan gelecek tehlikelerden muhafaza için, kuvvetli ve muntazam bir orduya ihtiyaç vardı. Alaeddin muayyen ücretli büyük bir ordu kurarak, tecrübeli kumandanların idaresine verdi. Bütün bu büyük masraflar gıda maddelerinin fiyatını yükselttiği cihetle, buna karşı da iktisadi ve idari tedbirler ittihaz etti. Mesela Dehli gibi kalabalık şehirleri besleyecek mıntıkalarda toprak vergileri nakden değil, aynen alınarak, umumi ambarlarda depo edildi. Tacirlerin ihtikar yapmaları şiddetle menolundu. Zirai istihsalatın zaruri miktarı çiftçilere terk edilerek, mütebaki kısmı, hükümet kontrolü altında, icap eden yerlere naklediliyor ve satılıyordu. Hükümet büyük tacirlere bu muazzam iş için muhtaç oldukları sermayeyi de temin ediyordu. Pazarlarda her şey muayyen bir tarifeye tabi idi. Devlet kontrolü en dürüst bir surette işliyordu. Görülüyor ki, Alaeddin iktisadi devletçilik sistemini, en mükemmel bir tarzda, kurmaya ve işletmeye muvaffak olmuştu. Ona düşman olan müverrihler bile -mesela Barani- bunun yeryüzünde misli görülmemiş bir mükemmeliyette olduğunu itiraf etmekte ve buna bu zalim ve şeriata düşman hükümdarın istidraçlarından biri olarak, izah etmektedirler.

Alaeddin'in kurduğu idare sistemi büyük muvaffakiyet ile işledi ve mesut neticeler verdi. Ordusu ve kumandanları ona tamamiyle bağlı olduğu gibi, geniş kalk tabakası da, gerek Hindu gerek Müslüman, tamamiyle memnundu. Moğol korkusu kalmamış, büyük küçük memurların halka zulüm etmelerine imkan bırakılmamıştı; onun iktisadi tedbirleri sayesinde, yaşamak şartları çok kolaylaşmıştı. Dahili isyanların ortadan kalkması ve asayişin temini, halka geniş bir nefes aldırmıştı. Merkezin emirleri, imparatorluğun en uzak köşelerinde bile, harfi harfine tatbik olunuyordu.

Bu umumi refah ve inkişaf fikir ve sanat hayatında da tesirini göstermişti:

Alaeddin devrinde, askeri ve sivil mimarinin çok güzel eserleri sayılabilecek, birtakım kaleler, saraylar, sarnıçlar yapılmıştır. Müverrih Barani, Alaeddin devrinde yetişen birçok devlet adamlarını, süfileri, alimleri, şairleri, münşileri, müzekkirleri, hafızları, musikişinasları, tabipleri, nedimleri, müverrihleri, müneccimleri uzun uzadıya saymaktadır. Bunlar arasında hükümdarın bazı harplerine de iştirak ve hatta onları tasvir eden büyük şair Hüsrev Dehlevi ile Hasan Dehlevi'yi, süfiler arasında da meşhur Şeyh Nizameddin Avliya ile Şeyh Rukneddin'i saymak kafidir. Bu devirde, Hind Müslümanları arasında, büyük bir nüfuz kazanan şeyh Nizameddin Avliya'ya karşı Alaeddin büyük bir hürmet besliyor, hatta bazen gönderdiği bir ordudan uzun zaman haber alamayıp, telaşa düşünce şeyhe adamlar göndererek, vaziyet hakkında ondan haber istiyordu. Barani hükümdarın şeyh ile hiç görüşmediğini, fakat düşmanlarının iftiralarına rağmen, şeyhe karşı asla itimatsızlık beslemediğini ve bilhassa hayatının sonlarında bu rabıtasının büsbütün arttığını söylüyor. Öyle görünüyor ki, Alaeddin, din alimlerinin şeriat namına devlet işlerine karışmasını kabul etmemekle beraber, geniş halk tabakası arasında büyük şöhreti olan Nizameddin Avliya'nın bu nüfuzunu, kendi, lehine olarak, kullanmayı ihmal etmemiştir. Nitekim Hinduların içtimai mevkilerini tezlil edecek tedbirleri de, daha ziyade Müslüman halkın dini taassup hislerini memnun etmek için, ittihaz ettiği kolaylıkla anlaşılabilir.

Ordunun ve halk tabakasının bu müzaharetine rağmen, eski ehemmiyetlerini kaybetmiş olan zengin ve imtiyazlı sınıflar, emirler, racalar, -Alaeddin'e ve kurduğu yeni sisteme karşı büyük bir husümet besliyorlardı. En küçük bir şüphe ile yapılan idamlar, müsadereler, eski ailelere karşı takip edilen tezlil edici siyaset, hafiyelik sisteminin suiistimalleri, içten içe büyük bir hoşnutsuzluk uyandırmıştı. Kendisine tamamiyle muti olmaları için, aşağı tabakalardan, esirlerden yetiştirdiği yeni devlet ricali, umumiyetle hakir görülüyor, manevi bir hürmet uyandıramıyordu. Devletin en yüksek mevkiine çıkardığı kölesi Kafur, büyük askeri muvaffakiyetler kazanmış olmakla beraber, hilekar ve şeytani siyaseti ile, hükümdar üzerinde mütemadi artan bir nüfuz kazanmıştı. Devlet nüfuzunu büsbütün kendi elinde toplamak maksadı ile, hükümdar ailesi arasına nifak ve husümet tohumları eken Kafur, veliaht tayini meselesinde bile, Alaeddin üzerinde müessir olmuş ve asıl veliaht Hızır Han'ın yerine, henüz beş altı yaşındaki küçük oğlu Şahabeddin 'Omar'ı, bir vasiyetname ile, veliaht tayin ettirmişti.

İşte bütün bu amillerden dolayı, Alaeddin'in kurduğu muhteşem imparatorluk, kendisinin ölümü ile, birdenbire parçalanıp çöküverdi. Ölümünü müteakip, ailesinin uğradığı büyük felaketleri, Barani, manevi bir ceza olarak telakki etmektedir. Fakat her ne olursa, olsun Alaeddin'in askeri ve idari dehaya malik büyük bir Türk hükümdarı olduğu ve Hind Müslümanlığı tarihinde de Türk devletçiliği fikrini kuvvetle temsil ettiği asla inkar olunamaz.

Kaynakça
Kitap: TARİH ARAŞTIRMALARI I
Yazar: M. Fuad KÖPRÜLÜ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Gazneli İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir