Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kutbeddin Aybeg (? -1210)

Burada Gazneli İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Kutbeddin Aybeg (? -1210)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 20:27

KUTBEDDİN AYBEG (? -1210)

Hindistan'da İslam hakimiyetinin kökleşmesinde ve genişlemesinde çok mühim rolü olan sultan Mu'izziddin (Şehabeddin) Muhammed Guuri'nin memlüklerinden olup, Hind fütuhatında büyük hizmetlerde bulunmuş bir kumandan ve Dehli'deki Türk memlükleri devletinin kurucusudur. Eski Hind tarihçileri (msl. Minhac el-Sirac), Dehli'deki bu Türk memlükleri saltanatının ilk tabakasına Salatin-i Mu'izziye adını verirler. Gazneliler ve Selçuklulardan, hatta daha doğrusu, Abbasilerden beri devam edip gelen siyasi-idari bir an'aneyi takip ederek, birçok Türk köleleri satın alan ve büyük kumandanlarını onların arasından seçen Mu'izziddin, onu Gazne'de bir esir tacirinden aldı. Aybeg, daha evvel, Nişabür kadısı olan Fahreddin 'Abdülaziz Küfi tarafından satın alınarak, hem dini bir terbiye görmüş ve okuyup yazma öğrenmiş, hem de mükemmel bir süvari ve okçu olarak yetiştirilmişti. Siması güzel olmamakla beraber, zekası ve ahlaki meziyetleri ile temayüz etmişti.

Tabakat-i Nasiri mütercimi Raverty, küçük parmağı kırık olduğu için, kendisine ibak denildiğini ve bunun bir isim değil bir lakap olduğunu, uzun bir haşiyede, izah etmekte ise de, hem Aybeg kelimesinin bu şekilde okunuşu, hem de bu izah tarzı, tamamiyle yanlıştır. Eserin asıl Farsça metninde, bu sakatlıktan dolayı, ona Aybeg-şell denildiği yazılıdır (yalnız Me'asir-i Rahimi'de, bu kusur sebebiyle, Aybeg denildiği yazılı ise de, Tabakat-ı Nasıri'nin hulasasından ibaret olan bu fıkrada şell kelimesinin unutulmuş olduğu anlaşılıyor). Bir eğlence meclisinde kendisine verdiği ihsanları saray hademe ve muhafızlarına tamamiyle dağıttığını duyan Mu'izziddin, fıtratındaki bu necabeti takdir ederek, onu derece derece en mühim memuriyetlere tayin etti ve emir ahürluk mevkiine kadar yükseltti. Harizmşahlar ile yaptığı harplerde ve bilhassa Hind seferlerinde fedakarlığını ve kabiliyetini gören Mu'izziddin, 580'de onu Kohram sipehsalarlığına tayin etmek suretiyle, ilerideki büyük muvaffakiyetlerine bir zemin hazırlamış oldu. Ginniş İmparatorluğu'nun muhtelif sahalarını idare ve bilhassa gittikçe nazikleşen Horasan vaziyetine yakından nezaret için, Gazne'de oturmağa mecbur olan Mu'izziddin, Hindistan'daki memleketlerinin idaresini, gitgide daha büyük bir salahiyet ve nüfuz kazanan bu kudretli ve sadık kumandanına bıraktı. Gerçi, bazı büyük askeri hareketler için, ara sıra, ordusu ile Hindistan'a geliyordu, lakin Hindistan'ın bütün askeri ve idari işleri, Kutbeddin Aybeg'in elinde idi. Hükümdar, onun kudretli idaresinden ve Gazne hazinesine sonsuz ganimetler temin eden zaferlerinden o kadar memnun idi ki, 602'de ona melik unvanını verdiği gibi, imparatorluğunun Hindistan'daki toprakları için, veliaht olarak da seçti.

Hakikaten Kutbeddin Aybeg'in şimali Hind'deki mütemadi zaferleri, ona büyük bir şöhret ve nüfuz kazandırdığı gibi, İslam dininin ve kültürünün bu büyük sahada iyice yerleşmesinde ve genişlemesinde de kuvvetle amil olmuş ve Gaznelilerin, Labor merkez olmak üzere, kurdukları Müslüman Hind ülkesini muazzam bir imparatorluk haline getirmiştir. 580-602 yılları arasında, Hansi, Mirat, Kol, Dehli, Biyana, Badaon, Nehrvala, Gvalyor ve nihayet Kalincar gibi şehirleri ve kaleleri zapt ederek, racputların mukavemetini kıran ve 602'de, Mu'izziddin ile beraber, asi kabilelere karşı büyük bir temizleme hareketi yapan Aybeg, her hareketinde muvaffakiyet kazanmıştı. Kumandanlarından olup, Türklerin Halaç kabilesine mensup bulunan Muhammed b. Bahtiyar tarafından Bingale ve Bihar zaptolunmuştu. Bütün bu zaferler, nihayetsiz ganimetlerin Müslümanlar ve bilhassa Türkler eline geçmesine sebep olmuş, Dehli'den Kalincar ve Gucarat'a ve Lahnauti'den Lahor'a kadar, bütün şimali Hind onun hakimiyetini tanımıştı. Muasır bir tarihçi, yalnız 602 yılındaki te'dip hareketlerinde ele geçen ganimetlerin, ondan evvelki iki asır zarfında alınan ganimetlerden çok fazla olduğunu yazıyor. Yine aynı müellif, onun her yıl, kadın ve erkek, binlerce kafiri Müslüman ettiğini, birçok kafir şehirlerinin Müslüman memleketi olup, mescitler, medreseler ve tekkeler ile süslendiğini kaydetmektedir. Dehli'yi kendisine merkez yapan Aybeg, Türkmen Memlükleri arasından seçtiği ve bazılarına nöbet, seraperde, küs ve alem gibi alametler ile birlikte, sipehsalarlık verdiği büyük kumandanları vasıtası ile, her tarafta nüfuzunu tanıtmış ve kuvvetli bir idare kurmuştu.

602 (1102)'de saltan Mu'izziddin'in, Gazne'ye dönerken, yolda bir Hindli tarafından öldürüldüğü haberi gelince, Kutbeddin Aybeg, hiç tereddüt etmeden, yanındaki asker ile Lahor'a doğru yola çıktı ve adeta cebri bir yürüyüş ile, 11 Zilkade salı günü şehir dışına vardı. Gazneliler devrinden beri Hind Müslümanlığının merkezi olan bu büyük şehrin bütün ileri gelenleri, kadılar, imamlar, seyyidler, askeri ve mülki memurlar, bütün askerler ve şehir halkı onu istikbale çıktılar ve ertesi salı (18 Zilkade) Lahor sarayında cülus merasimi icra edilerek, herkes yeni hükümdara bi'at etti. Erkek çocuğu olmayan Mu'izziddin Muhammed'in onu, melik unvanı ile Hind'deki imparatorluğuna veliaht tayin ettiği hakkında, muasırı Fahreddin Mübarekşah'm ifadesi (Tarih, s. 28, 33), daha sonraki kaynaklarda mevcut olmamakla beraber, herhalde doğru olmalıdır. Esasen şimali Hind hakimiyeti, o sırada fiilen onun elinde bulunuyordu. Firüzküh'ta hükümran olan Giyaseddin Mahmüd Guuri, bu fiili vaziyeti tasdik ederek, Kutbeddin'e sultan unvanını verdi ve saltanat alameti olarak, çetr gönderdi. Lahor halkını kendisine bağlamak için, Müslüman emlakinden alınan 1/6 nispetindeki vergiyi, şeriat esaslarına uymak için, yerine göre, 1/10 ve 1/20'e indirdi ve mal sahiplerine kendi nişanı ile tevsik edilmiş vesikalar verdi; din alimlerine ve beytülmalden istihkakı olan muhtaçlara maaşlar tahsis etti; dervişlere, fakirlere, dullara ve yetimlere ihsanlarda bulundu. Sultan Mu'izziddin'in kölelerinden ve büyük kumandanlarından olup, onun ölümünden sonra Gazne'de, sultan unvanı ile saltanat süren ve bir kızını -daha Mu'izziddin'in hayatında ve onun emri ile- Aybeg'e vermiş olan Taceddin Yulduz ile Pencab hududunda yaptığı bir muharebede onu mağlup ederek, Gazne'ye girdi; fakat 40 günlük bir ikametten sonra, kuvvetlerini toplamış olan Yulduz'un tazyiki karşısında, tekrar Hindistan'a çekilmeye mecbur oldu. 607 (1210)'de küy-u çevgan oynadığı sırada attan düşerek, öldü. Yerine geçen oğlu Aramşah, bir sene saltanat sürdükten sonra, Aybeg'in damadı ve sevgili kumandanı olan Badaon valisi İltutmış tarafından mağlüp edilerek, tahttan indirildi.

Kutbeddin'in demir elinde toplanmış olan Müslüman-Hind hakimiyeti, bu suretle, kısa bir zaman için, dört rakip kuvvet elinde parçalanmış oluyordu:

Sind'de Nasırüddin Kabaca; Dehli havalisinde İltutmış; Lahnauti'de, en nüfuzluları 'Ali Merdan olan melik unvanlı Halaç emirleri; zaman zaman bu iki emirin, bazen de Gazne hakimi Yulduz'un eline geçen Lahor ve havalisi. Mamafih Dehli Türk sultanlarının en büyüğü olan İltutmış, rakiplerini ezerek ve yerli prenslerin isyan teşebbüslerini bastırarak, Kutbeddin'in temellerini attığı Türk saltanatını daha kuvvetli ve azametli bir şekilde devam ettirmek suretiyle, şimali Hind'deki Türk hakimiyetini sağlamlaştırmakta zorluk çekmedi.

Zaferler ile dolu askeri ve siyasi hayatını kısaca anlattığımız Kutbeddin Aybeg, Orta Çağ İslam-Türk tarihinin büyük mücahit simalarından biridir. Sultan Mu'izziddin Muhammed ile beraber, şimali Hindistan'da İslamiyetin kuvvetle yerleşmesinde, İslam medeniyetinin Hindistan'a yayılmasında birinci derecede amil olmuş ve Dehli'deki muhteşem Türk sultanlığını kurmak suretiyle, sonradan daha büyük tarihi neticeler doğuran muazzam bir vakıanın kahramanı sıfatı ile tarihte yer almıştır. Aybeg, sarsılmaz iradeye malik kudretli bir kumandan, ordusuna ve tebaa-sına kendisini çok sevdirmeyi bilen büyük bir devlet adamı idi. Muhtelif şubelere mensup Türklerden, Halaç kabilelerinden, Gurlulardan, Horasanlılardan ve muhtelif Hindli unsurlardan mürekkep olan ordusunu çok sıkı bir inzibat altında tutuyor, askerlerin halka karşı fena hareketlerde bulunmasına meydan vermiyordu. Kurduğu idare sistemi, muntazam, adil, halkın ve bilhassa Müslüman unsurun menfaatini düşünen bir sistem idi. Hindlileri İslamlaştırmak hususunda pek muvaffakiyetli neticeler veren büyük gayretleri, yalnız siyasi değil, dini temayüllerine ve gayelerine de uygun idi. Gençliğinde almış olduğu dini terbiye, bütün hayatı müddetince, hareketlerinde müessir olmuştu. Bir taraftan şeriat hükümlerine çok bağlı olması, diğer taraftan Müslümanların menfaatini korumak ve Müslümanlığı yaymak hususundaki gayreti ve ayrıca da İslam cemaatinin ileri gelen unsurlarını maddi menfaatler ile kendisine bağlaması, kendisine halk kütlesi arasında büyük bir sevgi ve saygı kazandırmıştı. Etrafındakileri ve ordusunu kendisine bağlamak için, hiçbir maddi fedakarlıktan çekinmez ve kendi hissesine düşen ganimetleri cömertçe onlara bağışlardı. Fıtraten insanları idare etmek ve onlara hakim olmak meziyetlerine malikti; adam tanımak hususundaki büyük kabiliyeti, siyasi inceliği, kızlarından ikisini Nasırüddin Kabaca'ya ve birini de İltutmış'a vermesi ile ve kumandanlarını en ehliyetli insanlardan seçmesi ile sabittir. Kutbeddin Aybeg hakkında en mühim malumat veren Fahreddin Mübarekşah, onun "mubarizü'd-devle ve'd-din ulug dad beg tigin" lakaplarını taşıyan 'Ali Hasan ve "hüsamü'd-devle ve'd-din zeynü'l-ümera" lakaplı Ahmed 'Ali Şah adlı iki büyük sipehsalarından sitayişle bahsettiği gibi, Bahaeddin üşi, ve Hamideddin 'Ali adlı şair ve münşilerini 'Avfi: (Lubab el-elbab, I, 188, 103)'den öğreniyoruz.

alimleri himaye ettiğini, zengin bir kütüphanesi olduğuna, hatta Fahreddin Mübarekşah'ın İslam tarihine ait tertip ettiği Neseb-name'yi beğenerek, kütüphanesi için, bir nüsha yazılmasını emrettiğini düşünürsek, Aybeg'in medeni tezahürlere karşı da alakasız kalmadığını anlarız. Dehli ve Acmer'de, yıktırmış olduğu Hind mabedlerinin enkazını kullanarak, yaptırdığı camiler ve vücuda getirdiği sair dini müesseseler, yalnız dini gayretini değil, imar faaliyetini de gösterebilir. Dehli civarında eşsiz bir mimari abidesi olan Kutb-manar'ın Kutbeddin Aybeg tarafından yaptırıldığı, bir çok alimler tarafından, iddia olunmuşsa da, Aybeg tarafından başlatılan bu inşaatın İltutmış tarafından tamamlandığını kabul etmek daha doğrudur.

Kutbeddin Aybeg'in, şimdiye kadar şark ve garp tarihçileri tarafından hiç dikkat edilmeyen, fakat bizce, en dikkate layık olan hususiyeti, tabii orta çağ zihniyetinin çerçevesi içinde, kuvvetli milliyetçiliğidir. Ona ve muhitini yakından tanıyan Fahreddin Mübarekşah'ın çok mühim izahatına göre, emirlerin ve sipehsalarların çoğu Türk nesline mensup idiler ve hepsinin saraylarında Türkçe konuşuluyordu; Türk olmayanlar bile Türkçe öğrenmeye çalışıyorlardı; eserini Kutbeddin Aybeg'e ve onun büyük ricaline hoş görünmek için yazan Mübarekşah'ın, Türkler ve Türk dili hakkındaki çok hararetli ifadeleri, kolaylık ile anlaşılıyor ki, Kutbeddin Aybeg'in yarattığı bu Türk milliyetçiliği cereyanının tesiri altında yazılmıştır. Eğer Kutbeddin Aybeg ve maiyetindeki Türk emirleri böyle kuvvetli ve şuurlu bir milliyet hissine sahip olmasa idiler, Fahreddin Mübarekşah'ın bu tarzda bir eser yazmasına imkan olmazdı. Esasen bu büyük kahramanın hayatı ve işleri tetkik edilince, ortaçağ tarihinde gördüğümüz şair büyük Türk devlet adamları ile müşterek birçok vasıfları derhal göze çarpmaktadır.

Kaynakça
Kitap: TARİH ARAŞTIRMALARI I
Yazar: M. Fuad KÖPRÜLÜ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Gazneli İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir